Kimya Mühendisleri Odası`na destek

Meslek örgütleri, sendikalar ve siyasi partilerden
Kimya Mühendisleri Odası`na destek

http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=ba8c2e94-a391-11e7-ada0-d63caa9f20bf, 27.09.2017
(AS : Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun mahkeme kararıyla görevden alınması üzerine TMMOB’ye bağlı 24 oda biraraya gelerek “Darbe Hukukuna, Anayasa İhlaline Ve Hukuk Dışı Kararlara Direneceğiz” başlıklı bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Kimya Mühendisleri Odası yönetimine karşı açtığı davada 25 Eylül Pazartesi günü Yönetim Kurulunun görevden alınması kararı verildi. Anayasa’ya karşı alınmış bu kararı protesto etmek ve Kimya Mühendisleri Odası’na destek olmak adına İnşaat Mühendisleri Odasında 27 Eylül Çarşamba günü basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda, TMMOB’ye bağlı 24 oda yanında CHP’li ve HDP’li vekiller, Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, DİSK, KESK yönetici ve üyeleri ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu da hazır bulundu.

Basın toplantısına Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi adına Genel Sekreter Dr. Sezai Berber ve Dr. Selma Güngör, Ankara Tabip Odası Yönetimi adına da Başkan Dr. Vedat Bulut, Genel Sekreter Dr. Mine Önal ve Dr. Zafer Çelik katıldı.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından okunan açıklamada 1983’ten itibaren hiçbir iktidar tarafından işletilmeyen antidemokratik bir hükmün; 12 Eylül dönemindeki bir KHK düzenlemesiyle işletildiği belirtildi. 2014 yılından itibaren (AS: bu yana) bu yönde girişimlerde bulunulduğunu ifade eden Koramaz “TMMOB ve bağlı Odalarının “idari ve mali denetimine” yönelik Bakanlar Kurulu kararları alınarak tebliğler çıkarılmıştır. 2016 yılı Şubat ayında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kimya Mühendisleri Odası’nı idari ve mali yönden inceleme kararı almış; 1 Kasım 2016 tarihinde de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, on bir Odamızı idari ve mali denetime tabi tutma girişimini başlatmıştır” dedi.

Bakanlık müfettişlerine istedikleri belgelerin web sitesinde olduğunun bildirildiğini söyleyen Koramaz, “Ancak Bakanlık, Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun görevden alınması için yargıya başvurmuştur.” diye konuştu.

Bakanlıkların Odaları denetlemeye yönelik talebinin (AS: isteminin) ve de mahkemenin önceki gün verdiği kararın Anayasa’nın 135. maddesi’ne aykırı olduğuna dikkat çeken Koramaz “Kimya Mühendisleri Odamızın Yönetim Kurulu, söz konusu hukuk dışı mahkeme kararı üzerine, görev başında olduklarını ve Oda Yönetim Kurulu seçimlerinin olağan şekilde 2018 yılı Nisan ayında yapılacağını açıklamıştır.” sözlerini kaydetti.

Kimya Mühendisleri Odası’yla dayanışmalarının devam edeceğini (AS: süreceğini) belirten Koramaz “Ülkemize, halkımıza, mesleklerimize, meslek örgütlerimize ve birliğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB örgütlülüğü. Yaşasın haklı mücadelemiz.” sözleriyle açıklamasını bitirdi.

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Sezai Berber de şunları söyledi:

“TMMOB’a ve Kimya Mühendisleri Odası’na yapılan bu hukuksuz tutum hepimize karşı yapılmıştır. Bakanlıkla, Genel Müdürlük baskısıyla alamadıkları Odalarımızı hukuksuz bir biçimde alma gayreti (AS: çabası) içine girmişlerdir. Benzer saldırıları TTB de yaşıyor, İstanbul Tabip Odası yöneticilerinin görevden alınma davası devam etmektedir. Ancak onlar bilmiyorlar ki biz gücümüzü bilimden, emekten, demokratik gelenekten alıyoruz. Şimdiye kadar yapamadılar, bundan sonra da yapamayacaklar. Türk Tabipleri Birliği olarak her zaman TMMOB ve Kimya Mühendisleri Odası’nın yanında olduğumuzu ve bu haksız hukuksuz uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini ilan ediyoruz.”
==================================
Dostlar,

AKP’nin KARŞIT MESLEK ODALARINA BASKISI ÇİZMEYİ AŞIYOR..

(TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’na dönük hukuk dışı uygulamalar nedeniyle yazılmıştır)

Biz de geçmişte, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası uyarınca meslek örgütümüzün değişik basamaklarında seçimle geldiğimiz görevler üstlendik. Edirne-Kırklarerli Tabip Odası yönetiminde, Türk Tabipleri Birliği (TTB) genel kurulu delegeliğinde, TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliğinde.. bulunduk. Az sayıdaki kimi profesyonel meslekler için Dünyanın her yerinde özel nitelikli yasal düzenlemeler yapılır, örgütlenmeler kurdurulur ve statüler sağlanır. Hekim Meslek Odaları bunların en başında gelir ve en eskilerindendir.

İngiliz Hekimler Birliği olan BMA (British Medical Association 1832’de, Amerikan Hekimler Birliği olan AMA (American Medical Association 1847’de kurulmuştur. Türkiye’de İstanbul Etibba Odası‘nın kuruluşu 1219 sayılı yasa ile (1928) 1929-30’a tarihlenmektedir. Benzer biçimde avukat örgütleri olan Barolar, Mühendis-Mimar Odaları da yapılandırılmıştır.

1982 Anayasasında bu çok özel ve toplumsal yaşam için vazgeçilmez olan özellikli profesyonel mesleklerin üyelerince örgütlenmesi istenmiştir. Sağlanan statü Anayasanın ilgili 135. maddesinin kenar başlığına da yansıtılmıştır : Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları..

Anlaşılmaktadır ki, bu meslek kuruluşları dernek, sendika, lonca örgütü, futbol kulübü… vb. lerinden ayrıcalıklı – korunmalı statüdedir. Anayasakoyucu bu özel meslek örgütlerini bir yandan “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” sayarken bir yandan da yönetsel ve akçal (mali) özerklik (otonomi) tanımıştır. Yönetim organlarını üyeleri demokratik seçimlerle belirleyecektir. Parasal kaynaklarını kendileri üretecektir, malları ise kamu malı niteliğindedir, örn. motorlu araçları siyah üzerine beyaz plakalıdır. Yöneticilerinin devlet protokolünde yeri vardır. Genel kural olarak yasal meslek örgütüne üyelik zorunludur.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları

   Madde 135 – Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.

Anayasanın bu maddesinin gerekçesine bakıldığında, özellikli meslek üyelerinin kendine özgü sorunlarına en iyi çözümü demokratik biçimde kendilerinin getirebileceğine gönderme yapılıyor. Ne var ki, bizim yönetim geleneğimizde Anayasa ya da yasalar… önce kimi hak ve özgürlükleri tanımlamakta, hemen ardından içini boşaltacak pek çok sınırlama gerekçesine yer vermektedir. Anayasa md. 135’in de zaman içinde bu yönde eklemelerle adeta içi boşaltılmıştır tanımlanan yarı özerk statünün. Bu orantısız sınırlamalar Anayasakoyucunun muradı ile örtüşmemektedir, dolayısıyla Anayasaya aykırıdır. Merkezi yönetimin katı vesayetçi anlayışı orantısız uygulanmakta ve Anayasal rejimin özgürlükler dengesi güvenlik lehine bozulmaktadır. Böylesine paranoid bir güvenlik kaygısı artık Türkiye’de aşılmalıdır. Özgürlükler – güvenlik dengesi ilki lehine yorumlanmalı ve yaşama geçirilmelidir.

Kimya Mühendisleri Odası’nın incelenmek istenen hesapları zaten saydam olarak genel kurullarında açıklanmakta, yayınlanmaktadır basılı olarak. Denetleme kurulundan ve genel kurulun inceleme ve onayından geçmektedir. Oda’nın web sitesinde yayınlanmaktadır. Örn. Ankara Şubesi Başkanı Erkin Etike ODTÜ Kimya mezunudur ve ayrıca Hukuk eğitimi almış, avukatlık yapmaktadır. Kendisini kişisel olarak tanır ve biliriz. Veremeyeceği hiçbir hesabı olmadığından eminiz. Esasen bu konuda da AKP yönetiminin sabıkalı olduğunu biliyoruz (bkz. dip not).

İktidar partisi AKP öncelikle kendisinin ve kimi birimlerinin, üyelerinin bulaştığı yolsuzlukları temizlemelidir. Zarrab davası iktidarın boynundadır, Deniz Feneri davası Almanya’da nasıl sonuçlanmıştır? Yerel yönetimlerdeki başta imar planı rant yolsuzlukları ayyuktadır. İstanbul Büyükşehir’de Başkan Topbaş’ın imar planı vetosunu AKP’li Meclis üyeleri neden aynen geçirmiştir? Bu Mecliste 1 yılda 1500 kez, her çalışma günü gün 6 kez imar planı değişikliği ne anlama gelmektedir??

AKP iktidarı toplumun her kesiminde baskıcı yönetimle insanları yıldırmak, karşıtları susturmak ve muhalefetiz bir TEK ADAM DESPOTİZMİ kurmaktadır, kurmuştur. 22-23 milyona varan bir mürit – mensup kitlesi ile “seçimler” (!?) ne yapıp edip kazanılmakta ve Türkiye her geçen gün demokrasiden uzaklaştırılarak koyu bir karanlığa savrulmaktadır.

Ancak Türkiye, kendisine giydirilmek istenen bu deli gömleğini yırtacaktır. Direnmektedir. Giymeyecektir. Yitiren AKP kafası olacaktır. Sağduyulu AKP’liler içinden bu gerçeği görenlerin sayısı artmaktadır. Nitekim 16 Nisan halkoylamasında AKP + MHP ittifakı bile %50’nin altında kalmış ve YSK’ya yaptırılan operasyonla gayrımeşru Anayasa değişiklikleri topluma açıkça dayatılmıştır. 7 Haziran 2015 genel seçiminde de AKP %41’de ve 258 vekilde kalarak seçimi yitirmişti. Orada da seçim sonuçları fiilen tanınmayarak 1 Kasım’da yeniletilmişti.

Nereye dek ve Qou vadis (nereye) eyyy AKP!?

AKP iktidarının topluma bilinçli uyguladığı ve giderek sıktığı çelik kuşatmayı artık durdurmanın zamanı gelmiş, geçmektedir

  • Toplumsal patlamalara yol açmadan bu iktidarı HUKUK DEVLETİ sınırları içine
    bir kez daha çağırıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 30 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

  • Meslek üyelerinin hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş (6023 sayılı TTB kuruluş yasası md. 1’de «kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu» denmekte ve “..tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” temel ödevi Birliğe verilmekteydi.
    Bu temel, OLMAZSA OLMAZ ödev ve yetki RG : 02.11.2011 – 28103, mükerrer); 663 sayılı KHK md. 58 ile çıkarılmıştı Sağlık Bakanı R. Akdağ döneminde. Bir hekim Sağlık Bakanı kendisinin de üye olduğu meslek örgütüne nasıl böyle düşmanca davranabilir? Üstelik Sağlık Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması amaçlı bir yasa gücünde kararname içine gizleyerek! Bu hangi etiğe sığar?? Ayrıca söz konusu 663 sayılı yasa gücünde kararname, 02 Kasım 2011 günü çıkarılan 35 KHK’dan yalnızca biridir. TBMM açıkken, hiçbir ivedilik yokken ve TBMM’nin yetki yasası sınırları zorlanarak çıkarılan 35 KHK’den biri ile. Bu yetki yasası uygulaması zaten TBMM’yi iyice devre dışı bırakan sancılı bir demokrasi hatta hukuk dışı bir uygulama iken.
  • Bu kabul edilemez, TTB’yi felç eden ve anlamsızlaştıran, içini boşaltan kasıtlı ve hukuk – etik dışı değişiklik, 14.2.13/30 s. kararla Anayasa Mahkemesince iptal edildi bereket!

Ne var ki; çoooook utandırıcı biçimde, www.mevzuat.gov.tr resmi devlet adresinden çağırdığımız 6023 sayılı yasa metninde 1. maddede dipnotu verilerek ;

(1) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle, bu maddede geçen “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

denmektedir. Başbakanlığın Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, asıl işi bu olmakla birlikte, 14.02 .2013’ten bu yana Anayasa Mahkemesi’nin bu değişikliği iptal eden kararı gereği olan notu düşerek 6023 sayılı yasanın geçerli son biçimini 4,5 yıldır ne yazık – ne acı – ne tuhaf… ki hala içine sindirip yayınla(ya)mamaktadır. İşte AKP, işte AKP’nin hukuka saygısı ve bürokrasisi..

İnternette dolaşanlar : KANTO ve….

İnternette dolaşanlar : KANTO ve….

  • NEDEN  – SONUÇ İLİŞKİSİNDEN HABERSİZ BİR TOPLUM,
    SATILANLARI ve ÇALINANLARI GÖREMEZ; 
    YALNIZCA YAPILANLARI GÖRÜR ve YIKILIR…
Kantonun sözlerini kim yazmış ise güzel derlemiş ama bence kantodan sonraki sözler daha önemli ve değerli..
KANTO

Kantoyu aşağıdaki sözlerle ve müziğiyle söyleyin, inanamayacaksınız…

Ben kalender meşrebim hukuk, mukuk aramam
Sömürgeci bir parti, isterim olsun..
Vekilleri çok yobaz, danışmanı hokkabaz
Biraz da hırsız olsun… Olsun.
* * *
İcraatı yıksın, müritleri çarpsın
Olacaksa bir cipi, villası olsun
Atatürk’e düşman, küfürde fettan
Tükürsen, pişkin olsun.. olsun.
* * *
Vatandaşı soysun, hilafeti koysun
Ordumuza bir fitne, mutlaka soksun
Gölgesinden korkan, tele kulağı olan
Biraz da hain olsun. olsun.
* * *
Memleketi satsın, laikliği yıksın
Olur ise böylesi, katmerli olsun
Cahilliği fetbaz, parti adı ak beyaz
Gözaltı torba olsun.. olsun.

**************************

“Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.” Mustafa Kemal ATATURK

“Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkını tutsak eden,
içerideki cephenin suskunluğudur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

“İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.”
Atasözü

“Zor kullanarak elde ettiklerimizi ancak zor kullanarak elde tutabiliriz.”
Mahatma Gandhi

“TANRI, iradesini egemen kılmak için iyi insanları;
kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için TANRI’yı kullanırlar.”
Giordano Bruno

“Küçük hırsız El feneri, Büyük hırsız Deniz feneri kullanır.
Ancak her ikisinin de çalışmasi için Ampul gerekir!”


Sevgi ve saygı ile.
17 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

Başbakan Erdoğan’ın sağlık durumu

Başbakan Erdoğan’ın sağlık durumu 

Mert Ali Başarır
Odatv.com

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, grupta, Başbakan Erdoğan’a 11 soru sormuştu. Piyasaya çıkması olası yeni tapelerle, soru sayısı mutlaka artacaktır ama
‘Takip Bey’ buna da karşılık vermeden duramazdı tabii!

“5 Ocak 1978’de, ‘paralel yapı’ sayesinde ‘11’ler Hükümeti’ni’ kurmadınız mı?
Siz önce kendi 
11’inize bakın. Onu da söyleyeyim. ‘Ce Ha Pe’ budur işte kardeşlerim! Oysa bu süreçler ve gerisi, Fethullah Hoca Efendinin,
ilk önce Nur Cemaati’yle olan yakın temasları, İzmir Bornova Camisi’nde mutat,
‘kasete alınan’(!) cuma vaazları, sonra Yeni Asyacılarla diyalogu, Sızıntı Dergisi’ni çıkarması, Necmettin Erbakan ve MSP ile flört etmesi gibi dönemleriydi.
Hoca, henüz, yargıya, emniyete, bakanlıklara karışacak kadar palazlanmamış,
kendi ifadesiyle, ‘huruç eyleyecek’ (başkaldıracak) duruma gelmemişti.
Erdoğan için kronik, ‘anakronik’ (tarihlerde yanılgı) hiç fark etmiyor.
Fethullah Hoca
, emniyet derken, önceki akşam ‘polis telsizine’ de sızmış oldu.


İNTERNET KESİKTİ

Kemal Bey de ‘emirlerinizle ne yazayım, bâş üstüne ne sorayım medyasından’
nasiplenmiş olacak ki O da, Başbakana soruları ‘önceden’ veriyor!
İnternet bizde de kesikti, çalışamadım hocam’
 tarzı bir mazereti olmazsa,
‘Recop Takip Bey’den, Kılıçdaroğlu’nun yanıt beklediği, 11 sorudan bazıları şöyleydi :
(Kemal Bey, daha çok bekler ama neyse!)

* “Kul hakkı yemiyorsan cevap ver…
Bakana 700 bin liralık saati ‘paralel devlet mi’ verdi?”,
* “Ayakkabı kutusundaki 4,5 milyon doları ‘paralel devlet’ mi koydu?”,
* “Bakanların çocuklarının yatak odalarındaki kasalar, bu kasalardaki milyon dolarlar, yolsuzluğa bulaşan bakanların istifa ettirilmesi, ihale alanların rüşvetini verdiği,
oğlun Bilal’in kurduğu TÜRGEV Vakfı, hep ‘paralel devletin’ işi mi?

PARAKETE

Kemal Bey, boşu boşuna ‘paralıyor’ kendini. Sayın Başbakan, niye durmadan sellemehüsselam ‘paralel yapı’, ‘paralel devlet’ diyor iki lafın başı:

‘İçinde ‘para’ geçiyor da ondan! Bir açılışta, alıyor ahaliyi karşısına…
Milletin kafasına‘kakar’ gibi “Burayı” diyor, “Bilmem kaç milyon dolara mâl ettik.” Arkasından ‘pariteyi’ veriyor: “Bu da bilmem kaç milyon lira eder.”
Aslında hükümet, ‘paratoner’ gibi bütün ‘lobileri’ üzerine çekiyor!
“Taksim, artık gösteri yapılacak yer değildir” diyen başbakan, tedbirini de
çoktan almıştır. Çevik kuvvetin ‘cephaneliğine’‘parakete’ takviyesi de yapılacaktır!

BAĞDAT SEFERİ

Paraketeye takılmayan direnişçileri de ‘paramiliter güçler’ etkisiz hale getirecektir!
Vakti geldiğinde de ‘17 Aralık Darbesi’(!) ile ilgili, ne kadar ‘parametre’ varsa,
illaki ortaya konacaktır! Örneğin ‘parabolik aynalar’ da sözüm meclisten dışarı,
Deniz Feneri’nde kullanılır. Ama bu aynayı kırarsanız, misillemesi, ‘kara feneri’

olan Fenerbahçe’ye uzanır. ‘Aziz taraftar’ da ‘Bağdat Seferi’ne’ çıkar.
‘Kumpara’ niyetine ‘ayakkabı kutusu’ tercih eden Halkbank bile, başbakandan esinlenerek ‘Ayrıcalıklar bu Paraf’ta’ sloganıyla saçtığı  kredi kartı ‘Paraf’ın yanına, seyahat harcamaları için ‘Parafly’ı da kondurmuştu. ‘Parayla Saadet Partisi’ olmaz ama, siyasi örgütlerin bir ‘parolosu’ vardır mutlaka, kimilerimize ‘paralojik’ (mantık dışı)
gelse de. ‘A Ke Pe’ yerine, niye ‘AK Parti’ denilmesini istiyorlar?
Çünkü ‘Ak akça, kara gün içindir!’

HAVUZUN A…

Osmanlı’da, Mahpeyker Kösem Sultan’ın oğlu 18. Padişah İbrahim’in de, amcası
1. Mustafa gibi ‘çatlak’ olduğu, sarayın havuzuna ‘sultanileri’ (altın paraları) attığı söylenir. Hatta bir keresinde şehzade Mehmed’i (Avcı Memed’i) de ‘dirhem’, ‘akça’, ‘beşlik’ niyetine, havuza fırlattığı, kimi kaynaklarda geçer. ‘Osmanlı ruhunu’ her daim yaşatmak isteyen 61. Divân-ı Hümâyun (Kabine), Sabah ve atv’nin alınması için açtığı ‘havuza’ , 8 ‘cengâver’ işadamının, toplam 630 milyon dolar atmasını’ sağlamıştı.

Bu ‘ince iş’ adamlarından Mehmet Cengiz, hızını alamayarak,
Bu havuzun altına da dolarları koyacağız şeklinde, duygularını dile getirmişti! Havuzun ‘cankurtaranı’ da eski ‘ulaştırmacı’, şimdilerde İzmir’e ‘efe namzeti’ olan
Binali Yıldırım’dı.‘Binali şükür’(!) ‘Ne ben parayı kandırabildim, ne de para beni.’

BAŞBAKAN’IN (AKİF) SAĞBEKİ

Eski ‘santrafor’ Başbakan’ın, (Akif) SağBeki, ‘Güya milllete küfretmiş’ (15.2.2014) başlıklı köşesinde ne diyordu:

“ …. Havuz soruşturmasında adı geçiyor diye işadamı Mehmet Cengiz’i ibretiâlem için recm etmek mi istiyorsunuz? …‘Bu milletin a… koyacağız.’… Telekulakçılar bile… muhatabının millet olmadığını belirtiyor… Ama elinizi vicdanınıza koyun, milletin anasına kasten sövmüş de değil…”

Takip Bey
’in medyadaki‘Goebbelslerinden SağBeki, şimdi de 
‘esracengiz’ işadamına ‘müdafi’ olmuş. Neredeyse “Müvekkilim, ‘Bu milleti,
adam yerine koyacağız’anlamında bu sözü sarfetmiştir” diye açıklama yapacak!

ÇOBAN MASALI

Kabataş’ta tacize uğradığı yalanına, ‘süzmece raporlar’ alan Z. D’nin, olay sonrası,
eve kapandığı, nutku tutulduğu, ‘hükümet bunalımına’ (!) girdiği yolundaki ‘palavracı çoban masalı’‘iktidarın vuvuzelası’ olan ‘pandispanya gazetelerinin’(uydurukçu) sayfalarına ‘çarşaf, çarşaf’(!) serilmişti. Karşı Gazetesi, bu yalancı gelinin,
Kabataş sonrası fellek fellek dolaştığını ortaya koydu. Ertesi gün, Facebook’ta, ‘Boğaz’da çektiği fotoğraflarını’, Gezi Direnişçileri’ne hakaretlerini,
Başbakan’ı karşıladığı havalanında, yer bildirimi yaptığını, paylaşımlar ortaya çıkınca da hesabını kapattığını belgeledi

EDEP DANIŞMANLIĞI

“Sizler, Adli Tıp Raporları’nı nerenize koyacaksınız?”diyen Başbakan Erdoğan’ın, SağBeki, biraz da ‘edep danışmanlığı’(!) yapsa ya!
Maalesef Sayın Başbakan da “Yolsuzlukları yapan CHP’dir” 
ifadesiyle ‘projeksiyon’ (suçu karşı tarafa atma), “Başörtülü kızlarımıza, bacılarımıza saldırdılar” iddiasına, ‘gözünün önünden sürekli, gezi eylemcilerinin geçmesinin’
eşlik ettiği ‘halisinatuar durum’ (hayal dünyası), ‘camideki göstericilerin tokuşturdukları ‘bira şişelerini’(!), bu kez başörtülü yengemize, tacizde bulunan(!) Kabataşlı punkçıların eline ‘ekspres servis’ tutuşturmasıyla’ tezahür eden, ‘disminezi’ (yanlış hatırlama) ‘bulguları’ saptanıyor.
Süleyman Demirel’e ‘Çoban Sülü’ dedikleri gibiTakip Bey’e de ‘yalancı çoban’ lakabını takarlarsa, hiç içerlemesin valla. Eğer ‘Redhack’ işletmediyse,
Başbakan Erdoğan’ı Obama aramış! ABD Başkanı, bizimkine,
‘beyZbolda’ yaptığı‘sayıları’ anlatmış!

ŞEHZADE MUSTAFA

Köşke gönderilen ‘İnterneti Dümdüzleme(!) Yasası’ nı, noktası, virgülüne dokunmadan, ‘14 kısım (madde)  tekmili birden’ onaylayan, Abdullah Gül’ün, bu duyuruyu

‘twitter’a yazmasıyla, Cumhurbaşkanı olarak, o da bir ‘paradoksa’(ikilem)
imza attı.. ‘İnternet Sansür Yasası’ için söylediği sanılan,“Bir, iki sıkıntı var”
açıklamasıyla da, aslında, ‘önce sol, sonra da sağ kulağındaki’ rahatsızlığı kastetiği tahmin ediliyor! Muhteşem Yüzyıl’da gösterilmiş, Şehzade Mustafa’nın ‘kirişi kıramadığı’ sahneden, Takip Bey de çok etkilenmiş olacak ki,
  • “Medya, attığı manşetlerde boğulacaktır” temennisini dile getiriyor! 
Manşete’ karşılık ‘vahşet’ yani! ‘3 bizden, 3 sizden’ rövanşizmi misali.
Basın, o kadar ‘tek başına’ değil, arkasında milyonlar var be usta!
Tepemizde olduğun sürece de ‘kelle-koltuk’ devam edeceğiz evellallah.
“Artık ‘şapkasını’ alıp gidecek bir hükümet yok. Zaten benim ‘şapkam’ da yok” 
diyen RTE’nin her hâlükârda da, gitmeye niyeti yok.

Şapkan yoksa,‘takkeni’ de, ‘tekkeni’ de al da git! (22.02.2014)

YÜCE MAHKEME; SEHVEN ve HODRİ ADALET


YÜCE MAHKEME; SEHVEN ve HODRİ ADALET

portresi_kucuk


Naci BEŞTEPE

BALYOZ hükümlüsü silah arkadaşlarımdan bir mektup aldım. Adaletten umutları kesilmemiş, kendilerine yapılan hukuksuzlukları anlatıyorlar.


Haklılar tabi.

Yargı siyasetin silahı haline getirilmemiş olsa buralara gelinmezdi zaten.

Özetleyerek aktarıyorum.

  1. Yargıtay, BM İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun ”keyfi tutuklama yapıldığı ve adil yargılama haklarımızın elimizden alındığı”  kararını tanımadı. AYM de görmezden geldi.
  2.  Yerel Mahkeme’nin,”temyiz sonuna kadar tutukluluk” kararına itirazımız
    AYM tarafından “YETKİSİZLİK” gerekçesi ile reddedildi.
  3. AYM, AİHM’ne gidecek dosya başvurumuzu tam 10 ay sonra, süre dolumuna iki gün kala “SÜREÇ TAMAMLANMADIĞI İÇİN” reddetti.
  4. YÜCE DİVAN, kararını yazarken yerel mahkeme gibi kes –yapıştır yöntemi uyguladı. Adına yakışmayacak özensizlik yaptı. Sanıkları birbirine karıştırdı.
    AİHS’ne aykırı karar verdi.
  5. Yargılama yenilenmelidir.
  6. Yaklaşık 150 kişi AİHM’ne “ adil yargılanma hakkının ihlali” davası açtı, kazanılacak.

YİNE  SEHVEN 

ERGENEKON sanıklarından Mahir AKKAR, karar duruşmasında, iki adet tabedilmiş film negatifi ile 52 adet fotoğrafın kendisine ait olmadığını beyan etti.

Mahkeme Terörle Şube MD.lüğüne yazıyla sordu.” Akkar’a ait” yanıtı verildi.

Malzeme getirtildi. Açıldı. Başkasına ait olduğu tespit edildi. Tutanağa geçirildi.

Sehvenler emniyeti, Teğmen Çelebi’yi yalnız bırakmadı.

Yapanlara ne mi oldu? Güldürmeyin…

İTİBAR SOYKIRIMI

17 Aralık’tan beri ülke sallanıyor.

“Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” ülkeyi sarstı.

Adamlar pişkin, 7.4 şiddetindeki depremde bile koltuğu bırakmıyor,
istifa denen onurlu davranışa yanaşmıyorlar.

“Arkamızda ALLAHIMIZ var” diyorlar. Sanki ALLAH yolsuzların koruyucusu.

Paraların İmam Hatip, İlahiyat gibi hayırlı işler için toplandığını söyleyerek
yine din sömürüsü yapan var. Millet yiyor nasıl olsa.

Masumiyet karinesi akıllarına geldi, Teoman Koman Paşa öldüğü gün
“Hesabını vermeden gitti” diyen vicdansızların.

“İtibar cinayeti işleniyor” dediler.

Askerlerin ve aydınların özel hayatları çarşaf çarşaf sergilenirken yapılan neydi?

“İtibar soykırımı” denmez mi?

Emniyet ve savcıların önceki davalarda da aynı tutumu izlediği hatırlatıldığında,

“O operasyon başka, bu başka” diyorlar utanmadan.

Fark ne? AKP’lilere yapılmış olması.

Asıl farkın hırsızlık olduğunu görmezseniz.

HODRİ ADALET

Başta Başbakan RTE olmak üzere tüm AKP’lilere sesleniyorum.

Adınız ADALET ile başlıyorsa,

Kendinize AKP değil de AK parti dedirtiyor ve pislikten kararmadığınıza inanıyorsanız,

Gerçekten dindarsanız, ALLAH’a  ve suçsuz olduğunuz için sizi koruyacağına inanıyorsanız,

Meydanlarda gümbürdediğiniz kadar yiğitseniz,

Uluorta duygulanıp ağlayacak kadar temiz duygulara sahipseniz,

Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemediyseniz, yedirmediyseniz, dürüstseniz,

Bırakın emniyeti ve yargı görevini yapsın.

Ne savcı olun bu davada ne avukat.

Hodri adalet!

HESAP KESİLECEKTİR

Görevlileri çil yavrusu gibi dağıtarak, yolsuzlukların derinleştirilmesini engelleyecek kararlar çıkartarak, medyayı yasaklayarak DENİZ FENERİ gibi halkın gözünden ve denetimden kaçırarak kurtulamazsınız.

Şu ana kadar ortaya çıkanlar yeter de artar bile.

Başka babalarla oğulların da hesabı elbette sorulacaktır.

Az kaldı…
(AYDINLIK, 25.12.13)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Konuşması – 19.11.13

Dostlar,

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu gün, partisinin grup toplantısında
haftalık konuşmasını yaptı ve deyim yerinde ise epey ama epey esti, estirdi, gürledi..
Sanırız şimdiye dek yaptığı en sert konuşmalardan biri idi.

Başbakan R.T.  Erdoğan’ın 16.11.13 günü Diyarbakır’da yapıp ettikleri gerçekten yenilir yutulur içerikte değildi.

Başbakan, üstlendiği / kendisine yükletilen misyonun gereğini, kendi ağzıyla kezlerce kamuoyu önünde itiraf ve kabul ettiği BOP Eşbaşkanlığı görevinin kaçınamayacağı gereklerini yerine getiriyor adım adım. Sıkı ise yapmasın, hemen deliğe süpürüleceğini biliyor. Bu bakımdan hem dışarıyı oyalayıp tepkisini almamak, hem PKK- BDP – KCK – HDP’nin isteklerini gıdım gıdım da olsa yerine getirmek hem de içerideki ulusalcı kesimleri “isyan ettirmemek” gerekiyor..

Kabul ve itiraf edelim ki ciddi biçimde zorda Erdoğan.. Bu siyasal satrancı çook ustaca sürgit götürme olanağı artık kalmadı. Görece önemsiz sayılabilecek küçük,
dahası orta boy ve hatta büyücek boy ödünler tükendi.. Artık bıçak kemiği kesiyor..

Apaçık özerklik aşamasına, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimi resmen sayılacak düzeyde eylemli (fiilen – de facto) olarak tanıma aşamasına gelindi. Telaffuz da edildi “Irak Kürdistan’ı” diye.. Hemen ardından bu gün de bir TV programında
Diyarbakır (yakında Amed!?) Belediye Başkanı Osman Baydemir de
“Türkiye Kürdistan’ı” deyiverdi.. Her şey planlı ve kabul edelim ki
ustalıkla götürülüyor.

Başbakan, çarpıta çarpıta Mustafa Kemal Paşa‘nın ağzından çıkan Kürdistan sözlerini istismar ediyor ve Türkiye’yi önce özerk bölgeye, sonra federal bölgeye ardından konfederasyona – bölgeli devlete ve sonunda bağımsız Kürt devletine =
2. İsrail’e ülkemizin güneydoğu bölgesini vermek üzere adım adım, göz göre göre hazırlıyor.

Bahçeli de bunlara isyan ediyor galiba.. Ama eylemde ne olacak göreceğiz.
Bahçeli içtenlikli ise, öncelikle 9 Kasım 2013 günü Ankara’da yaptıkları mitingde MHP’lilerin yürüyüş kollarında neden “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demeyip
“Alparslan Türkeş’in askerleriyiz” diye slogan attıklarını açıklamalıdır.
Bu paye öbüründen daha mı yüksektir?

Hadi bunu geçtik; CHP ve İP başta olmak üzere TBMM dışı ulusalcı kesimlerle uygulamalı seçim işbirliğine girişmelidir.

  • Eskisi gibi ayrı ayrı adaylar çıkartılır ve bölgelere göre en güçlü tek adayda ortaklaşılmazsa AKP her şeye karşın gene ipi göğüsleyebilir.
    O zaman da adama sorarlar :

– Kuru gürültünün anlamı ne??
– Sen kimden yanasın?
AKP her sıkıştıkça payanda olmanın anlamı ne ?
(Türban, Cumhurbaşkanı seçimi, 4+4+4 vd.)

  • Sayın Bahçeli içtenlikli ise, yarın CHP’ye seçim işbirliği çağrısı yapmalıdır.

Haydi bu seçimde de ayakta kaldı MHP, sonrasında savunacağı bir şey kalmayacağına göre silinip gidecektir.

Haydi Bahçeli, haydi MHP; seçim işbirliği tek ama tek çare, sakın unutmayın,
gerisi boş laf!

Devlet beyin konuşmasının satırbaşları aşağıda, okunmalı..

Sevgi ve saygı ile.
19 Kasım 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================================

MHP Grup Toplantısı Konuşması, TBMM, 19.11.13

(Özet, SÖZCÜ Gazetesi, http://sozcu.com.tr/2013/genel/bahceli-konusuyor-3-409367/, 19.11.13)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Diyarbakır’da gerçekleşen
Erdoğan-Barzani görüşmesine sert tepki gösterdi.

portresi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin
grup toplantısında milletvekillerine seslendi.

Bahçeli, konuşmasına usta tiyatro sanatçısı Nejat Uygur’un vefatını hatırlatarak başsağlığı dilekleri ile başladı.

MHP Lideri, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü de unutmadı ve tüm öğretmenlerin yaklaşan öğretmenler gününü kutladı.

Bahçeli’nin konuşmasından satır başları şöyle:

DERSHANE TARTIŞMASI

Hükümet adına reform ve devrim denilerek milli eğitim sisteminin posası çıkarılmakta derisi yüzülmektedir. Şimdi de dershane meselesi çıkarılmıştır. Ailelerin istekleri
kökten çözülmüştür de bir tek halledilmesi gereken dershaneler kalmıştır.
İlke olarak dershanelerin özel okula dönüşmesi gerektiğini önceden gündeme getirmiştik. Dershanelerin kaldırılması yerinde bir uygulamadır.
Dershane sahiplerini mağdur etmeyecek çare de bulmak lazımdır.

Öğrencilerin dershaneye mecbur bırakılması acizlik. Dershaneye mecbur bırakan nedenler masaya yatırılmalı. Öğrencilerin okulda bulamayıp da dershanelerde aldığı nedir? Oradaki öğretmenlerle milli eğitim sistemindeki öğretmenler aynı tedrisatın öğretmenleridir. Başbakan ve hükümetinin dershane üzerinden yürüttüğü politikanın esasen nedeni nedir? İşler şimdi mi sarpa sarmıştır?

BARZANİ-BAŞBAKAN BULUŞMASI

Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık tarihinde bugünkü kadar ihanet görülmemiştir.

ALMANYA ZİYARETİ

14 Kasım’da Almanya’ya hareket ettik. Avrupa Türklüğü’nün sorunlarına
Türk Federasyonu çözüm aramaktadır.

Almanya’daki Türkler’in en büyük beklentisi çifte vatandaşlıktır. Din adamı, Türkçe öğretmeni gibi eksiklikler acilen tamamlanmalıdır. Başbakan Erdoğan acilen gözünü açmalıdır. Türk aileleri asimile olmamak için çok direnmiştir. Deniz Feneri’nin ucunun nerelere uzandığı sır değildir. İki kültür, iki dil, iki din arasında bocalayan
Türk kardeşlerimize özellikle hükümetin duyarlı olması gerekmektedir.

DİYARBAKIR ZİYARETİ

Hainlerin tarihine bakarsanız, satılmışların çarşaf çarşaf ifşa edildiğ kitaplara bakarsanız aradığınızı bulursunuz. Geçen Cumartesi günü yaşananlar kimsenin hoşnuna
gitmemiştir. Cani ile Başbakan’ın fotoğrafları aynı pankarta konulmuştur.
Biz millet olduk olalı içimizden hiç bu kadar hançerlenmedik.
Hiç bu kadar köşeye sıkışmamıştır. Cehaletin bu kadar mevki ettiği başka bir dönem olmamıştır. Düşmanlığın bu kadar iltifat gördüğü bir dönem yoktur. Mazideki isyancılar gözlerini açmış, Ali Kemal yattığı yerden kalmış, Haçlılar tekrar ayaklanmış ve hükümetle bütünleşmiştir. Başbakan Erdoğan olmayan meşrebine uygun davranmıştır. Peşmerge başı bu ihamet buluşmasına gelirken, 19 Ekim’de PKK’nın takip ettiği Habur Yolu’nu takip etmiştir. Şivan Perver ile gövde gösterisi yapmıştır. Başbakan Erdoğan’ın dost dediği bu terör destekçisi sanki babasının çiftliğine gelir gibi
Türkiye’ye girmiştir.

Öcalan terörist değil, T.C. devleti teröristtir diyerek İsveç’te konuşan rezil bu kişidir.

Allah Kahretsin!

Türk dilini başımızdan def edelim diyen densiz bu kişidir.

Sıfır sorun mucidi Dışişleri Bakanı özür dilemiştir. Tüm değerlerimize
dirsek çevirmiş bir eşkiyaya bu denli sıcaklığın anlaşılabilir bir tarafı yoktur.
PKK’lılara gösterdiği çoşkun, aşkın sevginin kendi içinde tutarlı bir yanı vardır.

  • Erdoğan ya Kandil yetiştirmesidir ya Türk düşmanıdır ya da
    Türk milletinin kanını emmeye yeminli özel çevrelerin özel görevlisidir.

Diyarbakır’daki açılış törenini 28 Ekim’de ödül alan başka bir PKK’lının
ölüm yıldönümüne getirmiştir.
Türk milleti için kıyamet alameti değil midir? Bu nasıl bir iştir ki, birisi ödül verecek kadar şuur kaybı yaşar, biri anma düzenleyecek kadar gözü kararır.

Ahmet Kaya’dan şiir namına zırvalar sıralarken protokolde gözyaşları sel olmuştur. Şehit için ağlamayanlar teröristler için ağlamıştır. Ahmet Kaya’ya bu kadar matemlidir o zaman en kısa zamanda bir anıt yaptırıp yakınlarında bir ev tutup anıtı seyretmelidir. Bu PKK’lının suçu saz çalmaktır. Öldürmek için ille de
tabanca mı kullanmalıdır. Senin gibi zihniyetler canlı bomba olamaz mı?

MALAZGİRT RUHU CANLANIR

Zamanı gelince Malazgir ruhu da canlanır, İzmir’de denize dökülenlerin torunları da yeniden dökülür.

Teröristlerin yanında olanlar ancak hainliğin tarihini yazarlar.
Diyarbakır’da Barzani’yi konuk etmek, Kürdistan’ı meşru göstermek en büyük hainlik. Başbakan Erdoğan Kürdistan için umut mu verecek sorusu kısa sürede
cevap buldu.

Türkmen kardeşlerimizi peş peşe katleden, Türkmen şehirlerinin ismini değiştiren, teröristleri giydiren bir alçak, Başbakan’da hayalini bulmuştur.

ALLAH’TAN CEZANIZI BULACAKSINIZ

Allah’tan cezanızı bulacaksınız.
Diyarbakır’ın belediye başkanı çıkıp Kuzey Kürdistan demektedir.
Senin elinden tuttuğun bu belediye başkanı ne demektir.

Hukuk insanları nerede?
Bu ülkenin savcıları nerede?

KURTULUŞ YAKINDIR

Başbakan vatanı yalnız görmemelidir.
Türk milleti hainleri tarihin çöplüğüne atmaya hazırlıklıdır.
Milli mücadele yıllarında kurtarıcı Türk milleti olmuşsa, yine aynısı olacak,
gökkubeyi hainlerin başına getirecektir.

Kimse ümitsiz olmasın kurtuluş yakındır.

Erdoğan’ın Yüce Divan’a çıkması yakındır.

Bahçeli sözlerini “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözüyle tamamladı.