KURBAN OLAYIM SANA… 

KURBAN OLAYIM SANA… 

Dr. Alper Akçam, 21 Ağustos 2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İslam dünyası Kurban bayramını kutluyor… Öncelikle tüm halkımızın bayramını kutlayalım… Bayramlar halkın gülme, eğlenme, kucaklaşma, barışma, kaynaşma, yasaklara karşı çıkma ve kimi asık yüzlü kurallardan kurtulma günüdür.
İlk çağlardan bu yana, özellikle de hayvan ehlileştirilmesinin ekonomide ve geçimde esas olduğu Orta Barbarlık döneminden sonra, kurban, çok tanrılı dinlerde, animist dinlerde (canlıcılık) de, tanrılara sunulan bir can ile kendini bağışlatma arzusunu ilke edinir.
İslam’daki kurban geleneği de, İslam’ın çok öncesine, İbrahim peygambere kadar dayanır.
Kurban Bayramı denince, yalnız tarihi olarak değil, güncel olarak da çok anlamlı görüntüler çıkıyor ortaya…
İlk görüntülerden birisi, bayram öncesi piyasada derin dondurucu kalmamış olmasıdır! Demek ki, halkımız, bu dinsel ritüeli bir tür ekonomik olanağa da dönüştürmekte, bir taşla iki kuş birden vurmaktadır. Hem kurbanını kesmiş olmakla kendince sevabını kazanmakta, hem de uzun süre yiyebileceği bir et stoku yapmış olmaktadır.
Bu arada ABD’nin NED’iyle (National Endowment for Democracy) dirsek temasında oldukları kuşkusuzca ortada olan, adı STK (sivil toplum kuruluşu) olmakla birlikte din ve merhamet duygusu üzerinden faaliyetlerini sürdüren, Deniz Feneri gibi bazılarının sicilinde usulsüzlük ve yolsuzluktan Avrupa ülkelerinde alınmış mahkumiyetler bulunan, 12 Eylül 1980 sonrasında hızlanmış Şarkiyatçı Emperyalist politikalarla gökten zembille iner gibi inip birden çok büyük parasal ve siyasal güçlere ulaşmış, şu anda da bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığı ile “değerler eğitimi” adı altında genç kuşaklara Sünni İslam üzerine eğitim protokolü yapmış bulunan, arada bir basında adları taciz ve benzeri sansasyonel haberlerle geçen vakıf ve dernekler kurban derisi gelirleriyle önemli bir kan kazanmaktadır.
2013 yılında yapılan bir düzenleme ile kurban derisi toplama yetkisi Türk Hava Kurumu’ndan alındı; zaten deri toplamada ve şehirleri çevreleyen semtlerde örgütlenmede epeyce mahir olan bu kurum ve kuruluşlarla cemaat ve tarikatların da önü epeyce açılmış oldu.
Bugün elde kesin veriler bulunmuyor olmakla birlikte, kurban derisi yoluyla yüz milyonları bulan bir para bu tür vakıf ve derneklerin kasalarına girmektedir (Suriyeli sığınmacılar için harcandığı söylenen 30 Milyar doların üstündeki paranın üç milyar dolara yakını da bu vakıf ve derneklere gitmişti)…
Bu gerçekler ışığında, İslam’daki kaynağı paylaşma, et bulmakta zorlanan yoksulların karnını doyurma gibi insanı değerler de içeren kurban geleneğinin, aynı zamanda emperyalist çıkarlar için İslam dünyasının kendini kurban etmesi ve bir ucu silahlı teröre dayanan iç çatışmalara sürüklenmesini de birlikte getirdiği anlaşılıyor.
Şehirleri süsleyen büyük reklam panolarına, üst geçitlere, köprülere asılmış koca duyurulara baktığımızda, kurban geleneğinin arkasındaki bu gerçeği açıkça görebilmekteyiz.
2 Temmuz 1798 günü Mısır’ı işgal için İskenderiye’ye çıkmış Napolyon’un söylediği “nous sommes les vrais Musulmans” (biz gerçek Müslümanlarız) sözünden ve kendinden sonra gelecek vekili Kleber’e verdiği öğütten sonra İslam dünyasının günlük dili bile Batı’dan kurgulanır gibi oldu… “Napolyon vekili Kleber’e kendisi ayrıldıktan sonra Mısır’ı Şarkiyatçılar ile kendi yanlarına çekebildikleri Mısırlı dini liderler aracılığıyla yönetme talimatı verdi; başka bir siyaset fazla pahalıya patlar, akılsızlık olurdu.” (Edward Said, Şarkiyatçılık, s 92)
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Fransız ve İngilizlerin gücü azaldı. Onların yerini ABD emperyalizmi aldı. Petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinden Suudi ortakları ve Arap şeyhleri aracılığıyla vurgun vuran ABD emperyalizmi, İsrail’i de kullanarak bölgeyi kan gölüne de çevirdi. Napolyon’u hiç aratmayacak ince oyunlar döktürdü.
Kandil kutlamalarından Cuma kutlamalarına, kutlu doğum haftalarına, pıtrak gibi doğup büyüyen dini cemaat, tarikat, dernek ve vakıflara kadar bu alandaki gelişmenin en büyük mimarlarından biri de halen ABD’de yaşayan FETÖ terör örgütünün onlarca yıl devlet desteğiyle yürüttüğü çalışmalar olmuştur… Bu süreçte inanç ve geleneklerin birleştirici, kaynaştırıcı öğelerinin üzeri silinip kadın geri plana atıldı, ayrıştırıcı, ötekileştirici bir düşünce egemen kılındı; günler bile işaret olsun diye birbirinden ayrıldı…
Biz bu rengarenk görüntü ve çelişkili kültürel ortam içinde Anadolu analarının sevgisini ifade eden “Kurban olayım sana,” deyişini hiç unutamayız; bu deyiş, sevdikleri için canını vermeye hazır bir analık duygusunun dile gelişidir.

Selam olsun emperyalizmin bin türlü dolapla soyup soğana çevirdiği, şehirlerini betona boğduğu, derelerini tutuklayıp yayla ve ormanlarını talan ettiği, insanlarını birbirinden kopardığı, üreticinin anasını ağlatan bezirgânların saltanat sürdüğü güzel Anadolu’nun ateş bekçisi analarına.

Şimdi biz taşıyacağız o ateşi; bayramların bütün hiyerarşilere karşı çıkan, zengin fakir, yaşlı genç, kadın erkek bütün farklılık ve karşıtlıklarını bir araya getirip harman eden insancıl ve isyancı geleneğine biz sahip çıkacağız.

Yolumuz iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun, kardeşliğin, birliğin yolu olsun; halkımızın Kurban Bayramı kutlu olsun…
===================================
Dostlar,

Bir ”Kurban bayramı” daha geride kaldı..

Her yer kan – revan..
Kimi insanlarımız Afrika’nın ilkel kabilelerinden farksız..

Çok acı verici, utandırıcı, bizleri çağdaş dünyaya rezil eden görüntüler..
Hele derin dondurucu satışlarının tepe yapması, tam bir ahlaksal sefillik.
4 milyon dolayında hayvan birkaç günde boğazlandı. Muazzam bir çevresel yük. Üstelik ağır ekonomik bunalım içinde bir ülkede ve epey bir canlı hayvan dışalımıyla..

Hafta başında bu kez bir başka saçmalık başlayacak :

  • ‘Geçmiş bayramınız mübarek olsun…”

    Neresinden tutacağız ? Kurban bayramı zaten ”mübarek” sayılmaktadır her nasılsa. Şimdi ”mübarek olması” dilenecektir bir kez daha ve üstelik geriye dönük olarak!

    Bu toplum neden böylesine sersem sepelek duruma sürüklenmiştir ?
    Aklını kullanmayı unutmuştur, aklını kullanması kitlelere unutturulmuştur ve bu feci duruma ikincil, acınası durumlar yaşamaktadır.. Hem de kanıksamış olarak!

    İmmanuel Kant, mezarında ters dönebilir Türkiye’de olup bitenden haber alsa.

    …..
    Bir de KANYOLLARIMIZ var…ilk 8 günde 125 insanımızı yitirdik trafik cinayetlerinde.. 700’e yaklaşan yaralı var. 25.8.19 akşamı 17:00’ye dek bu rakamlar vardı elde. Sanırız şimdilerde de yüzbinlece insan dönüş yollarında ve 27.8.18 sabahına dek neredeyse 30 saati bulan çok riskli bir zaman dilimi daha var..

    Önceki yılların sayısal verilerine göre günlük ortalama 15 ölüm yaşanıyor.. 9. gün sonunda 135 ölüm ne acıdır ki aşılabilir..

    Yurttaşlar bir de adına ”karayolları” denen gerçekte ”KANYOLLARI”nde kurban olmaktalar.. Tren ve deniz yolu toplu taşımacılığı tu kaka ilan edilip herkese otomobil furyası ürünü olarak..

    ….
    Değerli meslektaşımız Dr. Alper AKÇAM‘ın yazısı bize geç ulaştı..
    Ne diyelim, ‘‘geçmiş bayramınız mübarek olsun’‘ !!??

    İronisi ve acı şakası bir yana, toplumun bir an önce akla – bilime dayalı – sorgulayan – karma – uygulamalı – laik – çağcıl – kamusal bir eğitim dizgesine (sistemine) kavuşturulması gerek yeniden.. hem de hızla ve kararlılıkla..

  • ”Sürü toplum” ile T.C.’nin 21. yy’da ”beka’sı’ hayaldir!

Sevgi ve saygı ile. 26 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 25 Nisan 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 25 Nisan 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

HAİN
Erken seçim kararı aldı/lar.
Kim/ler?
Kendi deyişleri ile; Vatan haini/leri…

ÜZÜNTÜ
RTE, Bahçeli’nin erken seçim açıklamasını duyunca üzülmüş.
Üzerine atlamasından belli…

UMUT
Erken seçimle neden kurtulma umudundalar?
Biri yargıdan,
Diğeri baraj altında kalıp vekil olamamaktan…

OHAL
OHAL 7. Kez uzatıldı.
Meclis filan yok, iyi böyle canım…

FETÖ
Bank Asya’da hesap açanların ocağı söndürüldü.
Bank Asya’nın 16 yıllık yöneticisi SPK’ya başkan atandı.;
Neymiş? FETÖ ile yalnız RTE mücadele edermiş.
Ediyor!…

ÇOCUK
Bekir Bozdağ, Yunanistan’ın 18 ada-adacığımızı işgalini “çocuksu hareket” olarak değerlendirdi.
Çocuk biraz iri galiba…

OHAL
Seçime OHAL altında girilecek.

Uyundur. Zaten seçim kararı olağanüstü…

KAÇIRMA
RTE, ”Yurt dışına para kaçıranları affetmeyiz”
Yargı yolu açılınca……

KADINLARIMIZ
“Biz Atatürk kadınlarıyız”
  şarkısı söyledi diye Trakyalılar Vakfı kadınlarının konseri yarıda kesildi.
Korkunun ecele faydası yoktur…

CHP
CHP, İYİ Parti’nin seçimlere girmesi önündeki engelleri kaldırarak AKP-MHP oyununu bozdu.
Dinsizin hakkından imansız, haksızın hakkından haklının aklı gelir…

AHLAK
AKP’liler CHP’nin İYİ Parti’ye desteğini ahlak dışı/onursuzluk olarak yorumladı.
Deniz Feneri, 17-25, Man Adası, MHP esareti, YSK (mühür) rezaleti vs…

ÇÜRÜME
Bahçeli, CHP-İYİ Parti dayanışmasına “çürüme” dedi.
Kendisi kokuşanın sağlamla çürüğün kokusunu ayırt etmesi olanaksızdır…

VATAN
Şehit aileleri seçim için kullanıldı.
Asker “Her şey vatan için” der, AKP “Vatan AKP için”…

ATATÜRK
RTE, “Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden şahısların Türkiye sınırları içinde nefes almasına dahi hakları yoktur.”
Etrafında nefes alma hakkı olan kaç kişi var?…
======================================

Teşekkürler değerli dostumuz E. Tümg. Naci Beştepe Paşamız…

Sevgi ve saygı ile. 27 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Doğan: Bize her türlü kötülüğü yapabilirler

Doğan: Bize her türlü kötülüğü yapabilirler

 
Cumhuriyet, 27 Mart 2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evet “Deniz Feneri” yolsuzluğunun iktidarın eteklerine adamakıllı bulaşması ve davanın Hürriyet’te de iyi takibi bardağı taşıran damla oldu. Havuzlama 2007’de başlamıştı Sabah-ATV’nin TMSF’den iktidar tarafına satılmasıyla. Ethem Sancak medyaya girmiş, Başbakan’a ilanı aşklar ediyordu.
Zaten FETÖ’nün güçlü bir medya ayağı vardı iktidarın yanında. Başbakan, “Bu gazeteleri evlerinize sokmayın” diyerek bir kampanya başlatacaktı. Aynı gün Aydın Doğan iktidarla gerginliğin ne kadar süreceğini hükümetin demokrasiye bağlılığının belirleyeceğini söyledi. 
Bakın neler söylüyordu 7 Eylül 2008’de: 

  • Alman mahkemesinde görülen davada sanıklardan biri toplanan paraların Başbakan’a verilmek üzere biri tarafından alındığını söylüyor, Deniz Baykal bunu açıklıyor, gazetem de Baykal’ı kaynak göstererek bunu haber yapıyor… Başbakan ise beni hedefe alıyor… Bize her türlü kötülüğü yapabilirler.. Devlet bütün kurumlarıyla ellerinde.. Ama hür basını susturmaya kalkışan başbakanı tarih demokrasi defterine değil, diktatörler sayfasına yazar.. Dünkü konuşması, Türk basın tarihinde çok tehlikeli bir dönemin başladığının işaretidir.. 
     
    ‘Sessiz Türkiye istiyorlar’ 
    Çok geçmeyecek, üç ay sonra tehlikeli dönemin anlamı 2009’un başında 6.8 milyar dolarlık inanılmaz bir vergi cezasıyla içerik kazanacaktı. İktidarın lideri, hemen arkasından ülke çapında mitinglerde muhalif medyaya karşı “yalan haber yazıyorlar” kampanyası yürütecekti. 
    Doğan susmadı: Erdoğan sessiz bir Türkiye istiyor. Doğan Holding yöneticisi Nebil İlsevenÖzgür gazeteciliği susturmaya çalışıyorlar, ilkelerimiz doğrultusunda yayın yapacağız.. 
    Yabancı basın, WSJErdoğan medyayı susturan Putin’e benzetiliyorDie WeltTürkiye’de hükümeti eleştiren medya kalmayacak.. 
    Basına yönelen baskı ve sansürü protesto için Cumhuriyet beyaz sayfa çıkacaktı. 
     
    Habercilikten arındırma 
    Burada medyayı baskılama ve yandaşlama politikasının sadece bir kısmını yazdım. Unutmayın, o tarihte Ergenekon kumpas davası başlamıştı, FETÖ’nün Taraf adlı çamur operasyon gazetesi yayımlanıyordu. Daha gazetecilere kumpas davaları gelecekti ve Ergenekon ve Balyoz alçaklığı ile tam bir terör estirilmeye başlanacaktı. 
    Doğan Medya’nın bugün Milliyet patronuna satılmasına varan zincirleme tepkimenin başlangıç tarihini özetledim. 
    Milliyet de 2013’te epey arındırılacak, hükümet icraatlarını eleştiren bazı yazarlar ve haberler, iktidarın baskısıyla artık iyice tırpan yiyecekti… Şüphesiz ki NTV dahil… 
    Doğan Medya, durmadan kurban verecekti.. İstenmeyen yazarların işine bir bir son verilecek, bunların bir kısmı yerini yandaş yazarlara bırakacaktı. Bir kısmı da yandaşlaşacak, bazıları da kendini ağırlıklı olarak magazin haberlere vuracaktı. 
     
    Baskı hiç eksik değil 
    Ama iktidar, sopasını bugüne kadar hiçbir zaman Doğan Medya’nın sırtından eksik etmedi
    Hep bir kurban verildi, en son Mehmet Yakup Yılmaz.. İktidar bırakın eleştiren yazarlara, tarafsız ve dengeli haberciliğe bile tahammül edemiyor:

  • Hep beni yaz, hep beni öv, hep beni sev, hep beni manşetlere çıkar; eleştiriyorsan iktidarı, hain olabilirsin, insan hak ve özgürlüklerinden bahsedersen Batı ajanı olabilirsin (ekran yandaşlarının bu konuda geldikleri felaketi sonra yazacağım..)

    Ergenekon zamanında medya, gazeteci hapishanesine dönüştürüldü. O zamanlar FETÖ’nün alçaklıkları gündemdeydi, ama ortağı iktidar da “Aaa onlar gazetecilikten değil ki, adi suçlardan içerideler” diyecekti. Sonra FETÖ yıkıldı, medya yine gazeteci hapishanesi, Cumhuriyet’e hukuksuz tutuklamalar, Berberoğlu içeride, yargı siyasetin nalıncı keseri olarak çalışıyor ve iktidardan aynı nakarat: Aaaa onlar gazetecilikten içeride değiller, hepsi kriminal suçlu, terörist! 
     
    İktidar hep haklı 
    Evet, iktidarı hep haklı bulan gazetecilik yapacaksınız. Yolsuzluk haberlerine rastlayan var mı? 100 milyara yakın büyük ihalelerin millete küfür eden şirket ve ortaklarına verildiğini yazan çizen “büyük medya”? Bizim Çiğdem’den başka ihaleleri takip edip yazan kimse?

  • Şöyle işliyor ihaleler: Çağır, istediğine ver, payını al. 

    İhale yasaları onlarca kez iktidarın keyfiyetine uygun değiştirildi, mevcut yasalar da göstermelik. 
    Medyayı susturma faaliyetleriyle ihale faaliyetleri eşgüdüm içinde. 
    17- 25 Aralık 2013 büyük yolsuzluklarından bahsetmek bile bugün FETÖ terör örgütü üyeliğiyle suçlanmanıza neden olabilir. 
    Aydın Doğan’ı medyasını satmak zorunda bırakan durum budur. 
    Büyük seçim sürecine girilirken, zamanlama tam.
    ===========================================
    Dostlar,

    Sayın Bursalı’nın bu yazısı tarihe not düşer nitelikte bir metin..
    Halk dilinde zalimler için bir söylem var :

  • Zulmün artsın da seni de boğsun…

    CHP Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu bu gün Grup konuşmasında TBMM’de çok net olarak açıkladı :

  • FETÖ’nün siyasi ayağı, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zatttır.. Mahkemeye versin, kanıtlayayım..

Bu açıklama son derece ciddi ve ağırdır. AKP’den yanıt ise komiktir : Mitomani vakası..

Öte yandan yine bu gün açıklanan rakamlara göre 4 kişilik ailenin açlık sınırı 1663 TL!
Asgari ücret 1604 TL, 1 Dolar 4 TL, 1 € 5 TL, 1 Pound yaklaşık 6 TL, AB açıkça dışlayarak oyalamakta, ABD iktidarın açıklamasını yalanlamakta, Moody’s Türkiye’de kurumların çöktüğü gerekçesiyle kredi notunu düşürmekte, nüfus her yıl 1 milyon artmakta, yobazlar din adına her türlü ahlaksızlığı yapmakta, Erdoğan her konuşmasında kin ve nefret söylemiyle toplumu kutuplaştırmaktan hala medet umabilmekte, İstiklal marşımıza dek gündem oyunlarına malzeme yapılmakta, işsizlik ve enflasyon 2 basamaklı, Ekonomiden sorumlu Bakan “aman – sakın borçlanmayın..” buyurmakta, meteliğe takla atan Hazine Şeker Fabrikalarını da satışa çıkarmakta, cari açık ve dış ticaret açığı büyümekte, bu yıl 230 milyar $ sıcak paraya mahkum ülke, Zarrab ABD’nin elinde, Afrin operasyonu olabildiğince iç siyasete malzeme yapılmakta, Marmaris’te yüzlerce odalı yazlık saray yavrusu yapımı sürmekte, yargı iktidarın kıkıcını sallamakta, AYM kararları hiçe sayılmakta, aynı AYM kendisini yadsıyarak OHAL KHK’larının yargısal denetimini yapmamakta, yine AYM Cumhuriyet gazetesi yönetmeni Akın Atalay’ın bieysel başvurusunu 15 aydır bekletmekte, 14 Mart’ta Ankara Tabip Odası’nın basın açıklaması OHAL gerekçesiyle engellenebilmekte, sınır ötesi operasyonlara süreklilik kazandırılarak ulusal dayanışma duygularının sömürüsü tasarlanmakta…..

Biz yazmaktan yorulduk..
Siyasal tarihte bir ülkenin bunca kötü yönetildiği, bunca “kötülük toplumu” örneği olduğu durum sanırız yok gibidir.. Hiçbir uyarı işe yaramıyor.. Gözler kör, kulaklar sağır ve gönüller taşlaşmış. Ağızlar ise volkan gibi.. 15 yılda kendilerini de Türkiye’yi de tükettiler.

Kötülüklerinde boğulacaklar… Tarihsel diyalektiğin değirmenleri bağışlamaz!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kimya Mühendisleri Odası`na destek

Meslek örgütleri, sendikalar ve siyasi partilerden
Kimya Mühendisleri Odası`na destek

http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=ba8c2e94-a391-11e7-ada0-d63caa9f20bf, 27.09.2017
(AS : Bizim çok kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun mahkeme kararıyla görevden alınması üzerine TMMOB’ye bağlı 24 oda biraraya gelerek “Darbe Hukukuna, Anayasa İhlaline Ve Hukuk Dışı Kararlara Direneceğiz” başlıklı bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Kimya Mühendisleri Odası yönetimine karşı açtığı davada 25 Eylül Pazartesi günü Yönetim Kurulunun görevden alınması kararı verildi. Anayasa’ya karşı alınmış bu kararı protesto etmek ve Kimya Mühendisleri Odası’na destek olmak adına İnşaat Mühendisleri Odasında 27 Eylül Çarşamba günü basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda, TMMOB’ye bağlı 24 oda yanında CHP’li ve HDP’li vekiller, Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, DİSK, KESK yönetici ve üyeleri ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu da hazır bulundu.

Basın toplantısına Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi adına Genel Sekreter Dr. Sezai Berber ve Dr. Selma Güngör, Ankara Tabip Odası Yönetimi adına da Başkan Dr. Vedat Bulut, Genel Sekreter Dr. Mine Önal ve Dr. Zafer Çelik katıldı.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından okunan açıklamada 1983’ten itibaren hiçbir iktidar tarafından işletilmeyen antidemokratik bir hükmün; 12 Eylül dönemindeki bir KHK düzenlemesiyle işletildiği belirtildi. 2014 yılından itibaren (AS: bu yana) bu yönde girişimlerde bulunulduğunu ifade eden Koramaz “TMMOB ve bağlı Odalarının “idari ve mali denetimine” yönelik Bakanlar Kurulu kararları alınarak tebliğler çıkarılmıştır. 2016 yılı Şubat ayında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kimya Mühendisleri Odası’nı idari ve mali yönden inceleme kararı almış; 1 Kasım 2016 tarihinde de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, on bir Odamızı idari ve mali denetime tabi tutma girişimini başlatmıştır” dedi.

Bakanlık müfettişlerine istedikleri belgelerin web sitesinde olduğunun bildirildiğini söyleyen Koramaz, “Ancak Bakanlık, Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun görevden alınması için yargıya başvurmuştur.” diye konuştu.

Bakanlıkların Odaları denetlemeye yönelik talebinin (AS: isteminin) ve de mahkemenin önceki gün verdiği kararın Anayasa’nın 135. maddesi’ne aykırı olduğuna dikkat çeken Koramaz “Kimya Mühendisleri Odamızın Yönetim Kurulu, söz konusu hukuk dışı mahkeme kararı üzerine, görev başında olduklarını ve Oda Yönetim Kurulu seçimlerinin olağan şekilde 2018 yılı Nisan ayında yapılacağını açıklamıştır.” sözlerini kaydetti.

Kimya Mühendisleri Odası’yla dayanışmalarının devam edeceğini (AS: süreceğini) belirten Koramaz “Ülkemize, halkımıza, mesleklerimize, meslek örgütlerimize ve birliğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB örgütlülüğü. Yaşasın haklı mücadelemiz.” sözleriyle açıklamasını bitirdi.

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Sezai Berber de şunları söyledi:

“TMMOB’a ve Kimya Mühendisleri Odası’na yapılan bu hukuksuz tutum hepimize karşı yapılmıştır. Bakanlıkla, Genel Müdürlük baskısıyla alamadıkları Odalarımızı hukuksuz bir biçimde alma gayreti (AS: çabası) içine girmişlerdir. Benzer saldırıları TTB de yaşıyor, İstanbul Tabip Odası yöneticilerinin görevden alınma davası devam etmektedir. Ancak onlar bilmiyorlar ki biz gücümüzü bilimden, emekten, demokratik gelenekten alıyoruz. Şimdiye kadar yapamadılar, bundan sonra da yapamayacaklar. Türk Tabipleri Birliği olarak her zaman TMMOB ve Kimya Mühendisleri Odası’nın yanında olduğumuzu ve bu haksız hukuksuz uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini ilan ediyoruz.”
==================================
Dostlar,

AKP’nin KARŞIT MESLEK ODALARINA BASKISI ÇİZMEYİ AŞIYOR..

(TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’na dönük hukuk dışı uygulamalar nedeniyle yazılmıştır)

Biz de geçmişte, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası uyarınca meslek örgütümüzün değişik basamaklarında seçimle geldiğimiz görevler üstlendik. Edirne-Kırklarerli Tabip Odası yönetiminde, Türk Tabipleri Birliği (TTB) genel kurulu delegeliğinde, TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliğinde.. bulunduk. Az sayıdaki kimi profesyonel meslekler için Dünyanın her yerinde özel nitelikli yasal düzenlemeler yapılır, örgütlenmeler kurdurulur ve statüler sağlanır. Hekim Meslek Odaları bunların en başında gelir ve en eskilerindendir.

İngiliz Hekimler Birliği olan BMA (British Medical Association 1832’de, Amerikan Hekimler Birliği olan AMA (American Medical Association 1847’de kurulmuştur. Türkiye’de İstanbul Etibba Odası‘nın kuruluşu 1219 sayılı yasa ile (1928) 1929-30’a tarihlenmektedir. Benzer biçimde avukat örgütleri olan Barolar, Mühendis-Mimar Odaları da yapılandırılmıştır.

1982 Anayasasında bu çok özel ve toplumsal yaşam için vazgeçilmez olan özellikli profesyonel mesleklerin üyelerince örgütlenmesi istenmiştir. Sağlanan statü Anayasanın ilgili 135. maddesinin kenar başlığına da yansıtılmıştır : Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları..

Anlaşılmaktadır ki, bu meslek kuruluşları dernek, sendika, lonca örgütü, futbol kulübü… vb. lerinden ayrıcalıklı – korunmalı statüdedir. Anayasakoyucu bu özel meslek örgütlerini bir yandan “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” sayarken bir yandan da yönetsel ve akçal (mali) özerklik (otonomi) tanımıştır. Yönetim organlarını üyeleri demokratik seçimlerle belirleyecektir. Parasal kaynaklarını kendileri üretecektir, malları ise kamu malı niteliğindedir, örn. motorlu araçları siyah üzerine beyaz plakalıdır. Yöneticilerinin devlet protokolünde yeri vardır. Genel kural olarak yasal meslek örgütüne üyelik zorunludur.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları

   Madde 135 – Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.

Anayasanın bu maddesinin gerekçesine bakıldığında, özellikli meslek üyelerinin kendine özgü sorunlarına en iyi çözümü demokratik biçimde kendilerinin getirebileceğine gönderme yapılıyor. Ne var ki, bizim yönetim geleneğimizde Anayasa ya da yasalar… önce kimi hak ve özgürlükleri tanımlamakta, hemen ardından içini boşaltacak pek çok sınırlama gerekçesine yer vermektedir. Anayasa md. 135’in de zaman içinde bu yönde eklemelerle adeta içi boşaltılmıştır tanımlanan yarı özerk statünün. Bu orantısız sınırlamalar Anayasakoyucunun muradı ile örtüşmemektedir, dolayısıyla Anayasaya aykırıdır. Merkezi yönetimin katı vesayetçi anlayışı orantısız uygulanmakta ve Anayasal rejimin özgürlükler dengesi güvenlik lehine bozulmaktadır. Böylesine paranoid bir güvenlik kaygısı artık Türkiye’de aşılmalıdır. Özgürlükler – güvenlik dengesi ilki lehine yorumlanmalı ve yaşama geçirilmelidir.

Kimya Mühendisleri Odası’nın incelenmek istenen hesapları zaten saydam olarak genel kurullarında açıklanmakta, yayınlanmaktadır basılı olarak. Denetleme kurulundan ve genel kurulun inceleme ve onayından geçmektedir. Oda’nın web sitesinde yayınlanmaktadır. Örn. Ankara Şubesi Başkanı Erkin Etike ODTÜ Kimya mezunudur ve ayrıca Hukuk eğitimi almış, avukatlık yapmaktadır. Kendisini kişisel olarak tanır ve biliriz. Veremeyeceği hiçbir hesabı olmadığından eminiz. Esasen bu konuda da AKP yönetiminin sabıkalı olduğunu biliyoruz (bkz. dip not).

İktidar partisi AKP öncelikle kendisinin ve kimi birimlerinin, üyelerinin bulaştığı yolsuzlukları temizlemelidir. Zarrab davası iktidarın boynundadır, Deniz Feneri davası Almanya’da nasıl sonuçlanmıştır? Yerel yönetimlerdeki başta imar planı rant yolsuzlukları ayyuktadır. İstanbul Büyükşehir’de Başkan Topbaş’ın imar planı vetosunu AKP’li Meclis üyeleri neden aynen geçirmiştir? Bu Mecliste 1 yılda 1500 kez, her çalışma günü gün 6 kez imar planı değişikliği ne anlama gelmektedir??

AKP iktidarı toplumun her kesiminde baskıcı yönetimle insanları yıldırmak, karşıtları susturmak ve muhalefetiz bir TEK ADAM DESPOTİZMİ kurmaktadır, kurmuştur. 22-23 milyona varan bir mürit – mensup kitlesi ile “seçimler” (!?) ne yapıp edip kazanılmakta ve Türkiye her geçen gün demokrasiden uzaklaştırılarak koyu bir karanlığa savrulmaktadır.

Ancak Türkiye, kendisine giydirilmek istenen bu deli gömleğini yırtacaktır. Direnmektedir. Giymeyecektir. Yitiren AKP kafası olacaktır. Sağduyulu AKP’liler içinden bu gerçeği görenlerin sayısı artmaktadır. Nitekim 16 Nisan halkoylamasında AKP + MHP ittifakı bile %50’nin altında kalmış ve YSK’ya yaptırılan operasyonla gayrımeşru Anayasa değişiklikleri topluma açıkça dayatılmıştır. 7 Haziran 2015 genel seçiminde de AKP %41’de ve 258 vekilde kalarak seçimi yitirmişti. Orada da seçim sonuçları fiilen tanınmayarak 1 Kasım’da yeniletilmişti.

Nereye dek ve Qou vadis (nereye) eyyy AKP!?

AKP iktidarının topluma bilinçli uyguladığı ve giderek sıktığı çelik kuşatmayı artık durdurmanın zamanı gelmiş, geçmektedir

  • Toplumsal patlamalara yol açmadan bu iktidarı HUKUK DEVLETİ sınırları içine
    bir kez daha çağırıyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 30 Eylül 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

  • Meslek üyelerinin hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş (6023 sayılı TTB kuruluş yasası md. 1’de «kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu» denmekte ve “..tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” temel ödevi Birliğe verilmekteydi.
    Bu temel, OLMAZSA OLMAZ ödev ve yetki RG : 02.11.2011 – 28103, mükerrer); 663 sayılı KHK md. 58 ile çıkarılmıştı Sağlık Bakanı R. Akdağ döneminde. Bir hekim Sağlık Bakanı kendisinin de üye olduğu meslek örgütüne nasıl böyle düşmanca davranabilir? Üstelik Sağlık Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması amaçlı bir yasa gücünde kararname içine gizleyerek! Bu hangi etiğe sığar?? Ayrıca söz konusu 663 sayılı yasa gücünde kararname, 02 Kasım 2011 günü çıkarılan 35 KHK’dan yalnızca biridir. TBMM açıkken, hiçbir ivedilik yokken ve TBMM’nin yetki yasası sınırları zorlanarak çıkarılan 35 KHK’den biri ile. Bu yetki yasası uygulaması zaten TBMM’yi iyice devre dışı bırakan sancılı bir demokrasi hatta hukuk dışı bir uygulama iken.
  • Bu kabul edilemez, TTB’yi felç eden ve anlamsızlaştıran, içini boşaltan kasıtlı ve hukuk – etik dışı değişiklik, 14.2.13/30 s. kararla Anayasa Mahkemesince iptal edildi bereket!

Ne var ki; çoooook utandırıcı biçimde, www.mevzuat.gov.tr resmi devlet adresinden çağırdığımız 6023 sayılı yasa metninde 1. maddede dipnotu verilerek ;

(1) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle, bu maddede geçen “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

denmektedir. Başbakanlığın Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, asıl işi bu olmakla birlikte, 14.02 .2013’ten bu yana Anayasa Mahkemesi’nin bu değişikliği iptal eden kararı gereği olan notu düşerek 6023 sayılı yasanın geçerli son biçimini 4,5 yıldır ne yazık – ne acı – ne tuhaf… ki hala içine sindirip yayınla(ya)mamaktadır. İşte AKP, işte AKP’nin hukuka saygısı ve bürokrasisi..

İnternette dolaşanlar : KANTO ve….

İnternette dolaşanlar : KANTO ve….

  • NEDEN  – SONUÇ İLİŞKİSİNDEN HABERSİZ BİR TOPLUM,
    SATILANLARI ve ÇALINANLARI GÖREMEZ; 
    YALNIZCA YAPILANLARI GÖRÜR ve YIKILIR…
Kantonun sözlerini kim yazmış ise güzel derlemiş ama bence kantodan sonraki sözler daha önemli ve değerli..
KANTO

Kantoyu aşağıdaki sözlerle ve müziğiyle söyleyin, inanamayacaksınız…

Ben kalender meşrebim hukuk, mukuk aramam
Sömürgeci bir parti, isterim olsun..
Vekilleri çok yobaz, danışmanı hokkabaz
Biraz da hırsız olsun… Olsun.
* * *
İcraatı yıksın, müritleri çarpsın
Olacaksa bir cipi, villası olsun
Atatürk’e düşman, küfürde fettan
Tükürsen, pişkin olsun.. olsun.
* * *
Vatandaşı soysun, hilafeti koysun
Ordumuza bir fitne, mutlaka soksun
Gölgesinden korkan, tele kulağı olan
Biraz da hain olsun. olsun.
* * *
Memleketi satsın, laikliği yıksın
Olur ise böylesi, katmerli olsun
Cahilliği fetbaz, parti adı ak beyaz
Gözaltı torba olsun.. olsun.

**************************

“Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.” Mustafa Kemal ATATURK

“Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkını tutsak eden,
içerideki cephenin suskunluğudur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

“İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.”
Atasözü

“Zor kullanarak elde ettiklerimizi ancak zor kullanarak elde tutabiliriz.”
Mahatma Gandhi

“TANRI, iradesini egemen kılmak için iyi insanları;
kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için TANRI’yı kullanırlar.”
Giordano Bruno

“Küçük hırsız El feneri, Büyük hırsız Deniz feneri kullanır.
Ancak her ikisinin de çalışmasi için Ampul gerekir!”


Sevgi ve saygı ile.
17 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net