Baba Diyalektik: Tek Adam, R. T. Erdoğan’a karşı…

Baba Diyalektik:
Tek Adam, R. T. Erdoğan’a karşı…

Korkunç bir aşırılıklar manzumesi olan Tek Adam Rejimi bir yandan Türkiye’yi perişan ederken, bir yandan da bizzat kurucusunu mahvedecek. Ne denli aşırılaşırsa, sonuna o denli yaklaşacak.

Mahv’ı, meşrebinize göre tercüme edebilirsiniz. Ben, müthiş bir başarısızlıktan başlayarak daha vahim sonuçlara kadar uzanabileceğini düşünüyorum. Çünkü 1. Meşrutiyet’ten (1876) beri uygulamak için çırpındığımız demokrasiyi bitirecek bu düzen kendi içinde bile tutarsızdır. Tutarsız sistem işlemez.

Opera-bale’den ilaç fiyatlarına kadar her şeye tek bir kişinin karar verdiği bir sistem olamaz, görülmemiştir, görülmüş olan tek tarihî örnek de hem ülkesini hem kendini mahvetmiştir.

Ayrıca şunu da söyleyeyim: Bu imkansız “sistem” iki sonuçtan birini verir:

1) Bu kadar işe yetişmesi mümkün olmayacağı için, kararların çoğunu Erdoğan’ın yakın çevresi alır, yani Erdoğan idare ediyorum derken edilir;

2) Yetişmeye kalkarsa, bu sistem Erdoğan’ı bitirebilir. Çünkü üstlendiği işlerin sadece imzalarını atsa başka hiçbir iş yapamaz ve hiçbir vücut buna fazla dayanmaz.

Demek ki böyle “sistem” olmaz.
***
Edilen yeminden başlayalım:

Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, (…) herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, (…) aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma(…)”.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bu yemine sadık kalması, özellikle de tarafsız olması çok zor.
***
“Bakan”lardan değil, secretary’lerden yani katiplerden oluşan hükümetle devam edelim:

Fehim Işık’ın dediği gibi, aynen bir “Savaş Kabinesi”. Çünkü OHAL döneminin baskısını devam ettirmek için daha “iyisi” kurulamazdı. “OHAL Kabinesi” de diyebilirsiniz. Çünkü:

Türkiye’de 3 tane önemli bakanlık vardır: İçişleri, Dışişleri, Maliye.

Birincisine S. Soylu isimli bir adamı yine getirdi, ki hakaret etmediği kurum ve kişi bırakmamış, hakkında durmadan dava açılıp suç duyurusunda bulunulan, Demokrat Parti genel başkanlığından transfer edilmiş bir mühtediden bahsediyoruz.

İkincisine, küstürmediği Batı ülkesi kalmamış M. Çavuşoğlu’nu yine getirdi, ki yemin törenine sadece azgelişmiş ülke büyükleri gelmesinden belli.

Üçüncüsüne, A. Babacan ve M. Şimşek gibi uluslararası itibar sahiplerini tasfiye ederek, Batılıların buz gibi soğuk durduğu damadını getirdi, ki dövizin ve tahvil faizlerinin derhal fırlamasından ve borsanın düşmesinden belli.

Türkiye’de savunma bakanlığı da vardır önemli, o makama da 15 Temmuz darbe teşebbüsü bağlamında çok tartışmalı bir ismi getirdi: Genkur Başkanı Org. H. Akar. Tartışmalı olduğu için biat eder ve TSK’yi zapturapt altında tutar diye herhalde, ki hoparlörden “Erdoğan” adı duyulur duyulmaz hazırol’a geçtiğinden belli.

Geri kalan katipler hakkında yandaş olmayan medya şunları yazıyor:

ETS Turizm’in sahibi Murat Ersoy, Turizm Bakanı.

Medipol Üniversitesinin Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Koca,
Sağlık Bakanı.

Tarım ve Ormancılık Bakanı Bekir Pakdemirli büyük dondurulmuş patates üreticisi McCain Food’un Ortadoğu danışmanı.

Hakkında iyi şeyler de söylenen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ise Maya Okulları’nın sahibi.
***
Yargı ve hukuk’a geçelim.

Bu ikisi zaten şah edilmişti, şimdi şahbaz ediliyor. OHAL döneminde olduğu gibi, hukukun en temel ilkesini ve de

  • Anayasa’yı ihlal ederek KHK’yle kanun değiştirme rezaletine devam ediliyor.

Tüm dünyada istisnasız temel kuraldır:

  • Kanun, ancak başka bir kanunla değiştirilebilir.

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu kanunla değil, 703 s. KHK’yle değiştirildi. Artık herhangi bir 4 yıllık üniversite mezunu (ör. kimya veya Sümeroloji mezunu) idari hakim olabilecek!

Bunu getirenin de 4 yıllık üniversite mezunu olmaması tarihin bir ironisi, herhalde…

Aynı KHK’yle, 5347 sayılı YÖK Kanunu değiştirildi. Artık cumhurbaşkanı, mil pardon Başkan, istediği kişiyi profesör olmasa da rektör atayabilecek. Hani, bi de 5 yıllık devlet memuriyeti şartı olmasa, ODTÜ veya Boğaziçi için hemen önerebileceğim rektör adayları:

Meşhur işadamı Mehmet Cengiz.

Erdoğan’a aşkını ilan eden Ethem Sancak.

16 Haziran 2013’teki Kazlıçeşme mitinginde “Erdoğan’ın g…nün kılıyım” diyen ev kadını.

Veya, bir tık yukarı diyorsanız: Yabancı dil notu 55’e indirilmiş ve sözlü sınavı (kollokyum) kaldırılmış yandaş bir doçent.
***

  • Kararnameyle kanun değiştirmeyi bırakın, Anayasa değiştiriliyor!

Anayasa md. 159’da HSK’nin doğal üyesi olarak gösterilen Adalet Bakanlığı müsteşarının yerine KHK’yle bakan yardımcısı getirildi! Osmanlı Babıalisi bunu duysa, yapanı süt kabağı gibi oyardı.

İçiniz bayıldıysa, şunları da okumadan geçin:

Bakan yardımcıları AYM üyesi yapılabilecek. Cumhurbaşkanı, pardon, Başkan yardımcıları Danıştay üyesi yapılabilecek. Dışişleri mensubu olmayanlar Dışişleri’nde genel müdür atanabilecek. Devlet Tiyatroları kapatıldı ve Cumhurbaşkanlığına bağlandı.

***

Bu örnekler yeterliyse, son KHK’ler rezaletine geçelim ki, aşırılıklar sonucu Baba Diyalektik nasıl fayrap ediliyor, iyice çıksın ortaya:

Ben önce anlamadım, çünkü “Son OHAL KHK’si yayınlandı” diye okumuştum gazetelerden. Ardından bilmem kaç tane daha yayınlanınca, araştırdım bu neyin nesidir diye.

Ve anlaşıldı ki, Tek Adam’ın çıkardığı KHK’ler biriktirilmiş biriktirilmiş, şimdi Tek Adam tarafından yayınlanıyormuş! Mesela, 4 Haziran’da kararlaştırılan ve darbe teşebbüsünün üstünden 2 yıl geçtikten sonra “OHAL’in gerekli kıldığı tedbir” olarak 18.632 kişiyi daha işten atıp açlığa mahkum etmek için çıkarılan KHK, 34 gün bekletilip yayınlanmış!

İnsanın içini kıyıyor bunlar ama, “OHAL’i gerektiren” kahkaha attıracak “tedbirler” de var bu KHK’lerde:

Ör. Sarı basın kartı vermeye yetkili makam Cumhurbaşkanlığı olarak ilan edilmiş. 112’yi boş yere işgal edene para cezası getiriliyor 
***
Bu arada, vatandaşı “hizaya getirme” faaliyetleri berdevam:

Erdoğan’ın açtığı davada beraat eden karikatürü ODTÜ mezuniyet töreninde pankart olarak taşıyan 3 öğrenci gözaltına alınıyor.

  • AkTroller halkı kimi gruplar aleyhine kışkırtmaya soyunuyor.

Bunların bir kısmı, kadınsız kalmanın azdırdığı rezillikleri sergilemekte. Ör. ODTÜ mezuniyet töreninde kız öğrencilerin taşıdığı “Herkesin aşkına kimse karışamaz” pankartı fotomontaja tabi tutuluyor. “AK Destanın Sancaktar Lideri Erdoğan” isimli sayfa tarafından Facebook’a yüklenen ve yaklaşık 1.000 kişi tarafından “beğenilen” görselde, “Vajina yangınına çare arıyoruz bulamadık – ODTÜ’lü çağdaş kızlar” okunuyor artık.

Ör. sosyal medyada “Şanlıurfa’da tecavüzü destekleyen pankart açıldı” diye yayınlanan ve 6.000 kişi tarafından paylaşılan haberde, “Tecavüz ediyorlarsa bize ediyorlar, size ne!” diyen montajlanmış bir fotoğraf…

Ör. boydan boya yarılmış bir kafatası resmi konuluyor ve altına bunun, “bilimsel olarak kanıtlanmış” biçimde “Osmanlı tokadına maruz kalmış bir askere” ait olduğu yazılıyor. Oysa 40.000 kullanıcı tarafından “beğenilen” bu fotoğraf Eski Mısır’da kafası uçurulmuş Nubyalı bir askere ait ve Michigan State Üniversitesi tarafından yayınlanmış.

Ör. Osmanlı’da 623 yılda yalnızca 2 tecavüz ve 27 hırsızlık olayının yaşandığını iddia eden haber 4.400’ün üzerinde “beğeni” alıyor…

  • OHAL devam ediyor ve R. T. Erdoğan bilinmez bir geleceğe Tek Adam tarafından sürükleniyor.

***

Feodal toplumda zaten var olan şiddet kültürü yukarıdan fena halde kurumsallaştırılmış vaziyette. Tek Adam’ın “İdam Meclis’ten geçerse ben onaylarım” diye ilan etmesi üzerine sürüyle “insan” kafiye tutturup hemen öldürmeye ve linçe girişiyor. Ör. küçük çocuğa tasallut iddiası üzerine yüzlerce kişi “İdam isteriz” sloganlarıyla Develi adliyesine saldırıyor.

Ör. “Çocuk kaçırmak için Fransa plakalı bir minibüs yakalandı, şüpheliler karakolda” haberi üzerine öfkeli kalabalık “Onları bize verin!” diye bağrışıyor. İçlerinden iki kişi girip nezarette kimsenin olmadığını gördüğü halde karakolu taşlıyorlar, üç tane ekip otosunun camlarını kırıyorlar.

Hürriyet’te Fatih Çekirge, idam denilen devlet cinayeti hakkında “Ben idam diyorum, siz ne diyorsunuz” diye yazılar yazıyor.

Bilmiyorum gazetecinin, bizzat kendi gazetesinde çıkan, sevgilisiyle yakalanan kadının mahalleli tarafından linç edilmek istendiği haberini okuyunca ne düşündüğünü

Bilmiyorum, böyle gazeteciler hesaplıyor mu, idam geri getirilirse ne olur, şu anda ağırlaştırılmış müebbet’e çarptırılmış gazeteci arkadaşları idam edilir mi, başka muhalifler bu arada idam edilecek suçlarla itham ediliverirler mi, gazeteci bunları düşünüyor mu, bilmiyorum…

***

Daha önce de yazmıştım: Tek Adam Rejimi’nde ekonominin düzelmesine imkan olmadığı içinbu kaos ve mezalim korkunç artacak.

Arttıkça, Baba Diyalektik icabı, Tek Adam Rejimi R. T. Erdoğan’ı İzmir tabiriyle “çok çikin” edecek. “Aldatıldım” vs. diyerek de kurtaramaz artık, çünkü bizzat kendisi söyledi:

  • “Ne bizim ne de bizden sonra gelecek olan cumhurbaşkanlarının; yürütme görevi konusundaki aksaklıklar, eksiklikler hususunda milletimize karşı öne sürebilecekleri bahaneleri kalmamıştır”.

Ve bekleyin, KHK’lerin “bir daha kamu görevine dönmemek üzere” diyen “kalıcı” hükümleri var ya, onlar OHAL bitince kendiliğinden sona erecek. Çünkü Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 07.12.1989 gün ve E. 1988/6, K. 198904 sayılı kararı var, siz o zaman seyreyleyin gümbürtüyü.

Tek Adam Rejimi fena halde gözü kara gidiyor. Baba Diyalektik’i çok fena fayrap ediyor.

R. T. Erdoğan’ın buna dayanması bilmiyorum ne kadar mümkün.

Kimseler değil, R. T. Erdoğan’ın başını Tek Adam Rejimi yiyecek.

=======================================
Dostlar,

2 gün önce biz de bu CB Kararnamelerini yazdık.. “Zamane fetvası” nitelemesini kullandık :

HUKUKSUZ CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİ ÜZERİNDEN YAPILMAK İSTENEN NEDİR??

Okunmasını dileriz.. Baskın hoca ile değindiğimiz – örtüştüğümüz ortak noktalar var..

Sevgi ve saygı ile. 15 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Doğan: Bize her türlü kötülüğü yapabilirler

Doğan: Bize her türlü kötülüğü yapabilirler

 
Cumhuriyet, 27 Mart 2018
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evet “Deniz Feneri” yolsuzluğunun iktidarın eteklerine adamakıllı bulaşması ve davanın Hürriyet’te de iyi takibi bardağı taşıran damla oldu. Havuzlama 2007’de başlamıştı Sabah-ATV’nin TMSF’den iktidar tarafına satılmasıyla. Ethem Sancak medyaya girmiş, Başbakan’a ilanı aşklar ediyordu.
Zaten FETÖ’nün güçlü bir medya ayağı vardı iktidarın yanında. Başbakan, “Bu gazeteleri evlerinize sokmayın” diyerek bir kampanya başlatacaktı. Aynı gün Aydın Doğan iktidarla gerginliğin ne kadar süreceğini hükümetin demokrasiye bağlılığının belirleyeceğini söyledi. 
Bakın neler söylüyordu 7 Eylül 2008’de: 

  • Alman mahkemesinde görülen davada sanıklardan biri toplanan paraların Başbakan’a verilmek üzere biri tarafından alındığını söylüyor, Deniz Baykal bunu açıklıyor, gazetem de Baykal’ı kaynak göstererek bunu haber yapıyor… Başbakan ise beni hedefe alıyor… Bize her türlü kötülüğü yapabilirler.. Devlet bütün kurumlarıyla ellerinde.. Ama hür basını susturmaya kalkışan başbakanı tarih demokrasi defterine değil, diktatörler sayfasına yazar.. Dünkü konuşması, Türk basın tarihinde çok tehlikeli bir dönemin başladığının işaretidir.. 
     
    ‘Sessiz Türkiye istiyorlar’ 
    Çok geçmeyecek, üç ay sonra tehlikeli dönemin anlamı 2009’un başında 6.8 milyar dolarlık inanılmaz bir vergi cezasıyla içerik kazanacaktı. İktidarın lideri, hemen arkasından ülke çapında mitinglerde muhalif medyaya karşı “yalan haber yazıyorlar” kampanyası yürütecekti. 
    Doğan susmadı: Erdoğan sessiz bir Türkiye istiyor. Doğan Holding yöneticisi Nebil İlsevenÖzgür gazeteciliği susturmaya çalışıyorlar, ilkelerimiz doğrultusunda yayın yapacağız.. 
    Yabancı basın, WSJErdoğan medyayı susturan Putin’e benzetiliyorDie WeltTürkiye’de hükümeti eleştiren medya kalmayacak.. 
    Basına yönelen baskı ve sansürü protesto için Cumhuriyet beyaz sayfa çıkacaktı. 
     
    Habercilikten arındırma 
    Burada medyayı baskılama ve yandaşlama politikasının sadece bir kısmını yazdım. Unutmayın, o tarihte Ergenekon kumpas davası başlamıştı, FETÖ’nün Taraf adlı çamur operasyon gazetesi yayımlanıyordu. Daha gazetecilere kumpas davaları gelecekti ve Ergenekon ve Balyoz alçaklığı ile tam bir terör estirilmeye başlanacaktı. 
    Doğan Medya’nın bugün Milliyet patronuna satılmasına varan zincirleme tepkimenin başlangıç tarihini özetledim. 
    Milliyet de 2013’te epey arındırılacak, hükümet icraatlarını eleştiren bazı yazarlar ve haberler, iktidarın baskısıyla artık iyice tırpan yiyecekti… Şüphesiz ki NTV dahil… 
    Doğan Medya, durmadan kurban verecekti.. İstenmeyen yazarların işine bir bir son verilecek, bunların bir kısmı yerini yandaş yazarlara bırakacaktı. Bir kısmı da yandaşlaşacak, bazıları da kendini ağırlıklı olarak magazin haberlere vuracaktı. 
     
    Baskı hiç eksik değil 
    Ama iktidar, sopasını bugüne kadar hiçbir zaman Doğan Medya’nın sırtından eksik etmedi
    Hep bir kurban verildi, en son Mehmet Yakup Yılmaz.. İktidar bırakın eleştiren yazarlara, tarafsız ve dengeli haberciliğe bile tahammül edemiyor:

  • Hep beni yaz, hep beni öv, hep beni sev, hep beni manşetlere çıkar; eleştiriyorsan iktidarı, hain olabilirsin, insan hak ve özgürlüklerinden bahsedersen Batı ajanı olabilirsin (ekran yandaşlarının bu konuda geldikleri felaketi sonra yazacağım..)

    Ergenekon zamanında medya, gazeteci hapishanesine dönüştürüldü. O zamanlar FETÖ’nün alçaklıkları gündemdeydi, ama ortağı iktidar da “Aaa onlar gazetecilikten değil ki, adi suçlardan içerideler” diyecekti. Sonra FETÖ yıkıldı, medya yine gazeteci hapishanesi, Cumhuriyet’e hukuksuz tutuklamalar, Berberoğlu içeride, yargı siyasetin nalıncı keseri olarak çalışıyor ve iktidardan aynı nakarat: Aaaa onlar gazetecilikten içeride değiller, hepsi kriminal suçlu, terörist! 
     
    İktidar hep haklı 
    Evet, iktidarı hep haklı bulan gazetecilik yapacaksınız. Yolsuzluk haberlerine rastlayan var mı? 100 milyara yakın büyük ihalelerin millete küfür eden şirket ve ortaklarına verildiğini yazan çizen “büyük medya”? Bizim Çiğdem’den başka ihaleleri takip edip yazan kimse?

  • Şöyle işliyor ihaleler: Çağır, istediğine ver, payını al. 

    İhale yasaları onlarca kez iktidarın keyfiyetine uygun değiştirildi, mevcut yasalar da göstermelik. 
    Medyayı susturma faaliyetleriyle ihale faaliyetleri eşgüdüm içinde. 
    17- 25 Aralık 2013 büyük yolsuzluklarından bahsetmek bile bugün FETÖ terör örgütü üyeliğiyle suçlanmanıza neden olabilir. 
    Aydın Doğan’ı medyasını satmak zorunda bırakan durum budur. 
    Büyük seçim sürecine girilirken, zamanlama tam.
    ===========================================
    Dostlar,

    Sayın Bursalı’nın bu yazısı tarihe not düşer nitelikte bir metin..
    Halk dilinde zalimler için bir söylem var :

  • Zulmün artsın da seni de boğsun…

    CHP Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu bu gün Grup konuşmasında TBMM’de çok net olarak açıkladı :

  • FETÖ’nün siyasi ayağı, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zatttır.. Mahkemeye versin, kanıtlayayım..

Bu açıklama son derece ciddi ve ağırdır. AKP’den yanıt ise komiktir : Mitomani vakası..

Öte yandan yine bu gün açıklanan rakamlara göre 4 kişilik ailenin açlık sınırı 1663 TL!
Asgari ücret 1604 TL, 1 Dolar 4 TL, 1 € 5 TL, 1 Pound yaklaşık 6 TL, AB açıkça dışlayarak oyalamakta, ABD iktidarın açıklamasını yalanlamakta, Moody’s Türkiye’de kurumların çöktüğü gerekçesiyle kredi notunu düşürmekte, nüfus her yıl 1 milyon artmakta, yobazlar din adına her türlü ahlaksızlığı yapmakta, Erdoğan her konuşmasında kin ve nefret söylemiyle toplumu kutuplaştırmaktan hala medet umabilmekte, İstiklal marşımıza dek gündem oyunlarına malzeme yapılmakta, işsizlik ve enflasyon 2 basamaklı, Ekonomiden sorumlu Bakan “aman – sakın borçlanmayın..” buyurmakta, meteliğe takla atan Hazine Şeker Fabrikalarını da satışa çıkarmakta, cari açık ve dış ticaret açığı büyümekte, bu yıl 230 milyar $ sıcak paraya mahkum ülke, Zarrab ABD’nin elinde, Afrin operasyonu olabildiğince iç siyasete malzeme yapılmakta, Marmaris’te yüzlerce odalı yazlık saray yavrusu yapımı sürmekte, yargı iktidarın kıkıcını sallamakta, AYM kararları hiçe sayılmakta, aynı AYM kendisini yadsıyarak OHAL KHK’larının yargısal denetimini yapmamakta, yine AYM Cumhuriyet gazetesi yönetmeni Akın Atalay’ın bieysel başvurusunu 15 aydır bekletmekte, 14 Mart’ta Ankara Tabip Odası’nın basın açıklaması OHAL gerekçesiyle engellenebilmekte, sınır ötesi operasyonlara süreklilik kazandırılarak ulusal dayanışma duygularının sömürüsü tasarlanmakta…..

Biz yazmaktan yorulduk..
Siyasal tarihte bir ülkenin bunca kötü yönetildiği, bunca “kötülük toplumu” örneği olduğu durum sanırız yok gibidir.. Hiçbir uyarı işe yaramıyor.. Gözler kör, kulaklar sağır ve gönüller taşlaşmış. Ağızlar ise volkan gibi.. 15 yılda kendilerini de Türkiye’yi de tükettiler.

Kötülüklerinde boğulacaklar… Tarihsel diyalektiğin değirmenleri bağışlamaz!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 20 Mayıs 2015

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 20 Mayıs 2015

portresi

 

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

 

 

400

RTE, meydanlarda ”tarafsızım” diyor ama 400 vekil istiyor.
Tarafsızsa neden 550 istemiyor?..

ONUR

Davutoğlu, kaset şantajı yapılan Meral Akşener için, ”Akşener’in onuru onurumuzdur.”
Nerden bakılsa Akşener’in durumu iyi değil …

DÜZEN

RTE’nin müşaviri Yusuf Yerkel’in tekmelediği Somalı işçi arabaya tekme atmaktan ceza aldı, işsiz kaldı. Yusuf Yerkel’e ne mi oldu?
O, “düzen” in adamı…

HAİNLİK

RTE, Van konuşmasında “Beni ancak vatan hainliği ile yargılayabilirsiniz.” dedi.
Zaten biz de öyle yapacağız…

İMAM

Fethiye’de, cami imamı Davutoğlu’nun mitinginin ilanını yaptı.
AKP’nin imamı, camiden yapar ilanı…

İMAN

Bornova cami imamı, derse gittiği okulda
”İmanı alçak olanın topuğu yüksek olur” yazılı risale dağıttı.
Hurafe satan imamda yükseklik aranır mı?..

KAYMAKAM

Ağın Kaymakamı Fatih Yakınoğlu, öğretmen olan eşinin dövdüğü 9 yaşındaki çocuk için “Rapora göre öğrencide kırık, çatlak, iş göremez raporu yok..” dedi.
Kaymakam’ın akli dengesinin yerinde olduğuna dair rapor var mıdır?..

AĞIT

RTE ve eşi Arnavutluk’ta ağladı.
Yarısı boşa gitti, oradan oy yok…

ZİKİR

Bağcılar’da bir grup İstiklal Marşımız okunurken zikir çekti.
Fikir olmayınca zikir olur…

FENER

Deniz Feneri e.V davası zaman aşımından düşürüldü.
Almanya “asıl suçlular Türkiye’de”, davanın savcısı ”Hırsızlar imparatoru” demişti.
Adaletin feneri …

AŞK

Ethem Sancak, ”Erdoğan’la aramızda büyük aşk var.”
Hangisi nedir?…

MAHYA

AKP’li Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin cami mahyasına adını yazdırdı.
İmam kürsüye Kur’an’la çıkarsa…

SELFİE

Amasya’da Şehzade Mustafa’nın özçekim (selfie) yapan heykeli dikildi.
Öbür kolunun altına da Davutoğlu verilse tadından yenmezdi…

ATIŞ

AKP,”Süper yüksek hızlı tren Ankara – İstanbul 1.5 saat” pankartı açtı.
AKP atar, onlar yakalar…

=======================================

Dostlar,

Sayın E. Tümg. Naci Beştepe ile yakın dostluğumuz var..

Vatan Partisi Zonguldak milletvekili adayı olarak sahada büyük özverilerle emek veriyor..

Ankara’da iyi bir yerde / sırada aday iken, yerini “Senin rütben benimkinden daha büyük” diyerek Gazi Ertan Acır‘a bırakma olgunluğu gösterebilen yüce gönüllü bir insan..

Displaying 20150515_221136.jpg

Tekerlekli sandalyaye mahkum Gazi Ertan Acır ile Vatan Partisi’nin 15.5.15 günü
Ankara Swiss Otel’de düzenlediği yemekteyiz.

Sevgi ve saygı ile.
21 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BETON RECEP MODELİ!


BETON RECEP MODELİ!

‘Beton Recep’ modeli AKP döneminde yapılan özelleştirmelerle ekonominin bel kemiği olan KİT’ler yağmalandı, fabrikalar kapanıyor, işsizlik çığ gibi…
Erdoğan ekonomisinde yalnızca imar rantı için beton gökdelenler yükseliyor

Yurt Gazetesi portalı, 20.5.15
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/beton-recep-modeli-h88189.html

'Beton Recep' modeli

AKP 2002 sonunda iktidar koltuğuna oturduğunda Türkiye IMF hesaplamalarına göre
533 milyar dolarlık Gayri Safi Milli Hasıla ile dünyanın 16’ıncı ekonomisiydi.
2014 sonunda ise 16. sıraya aday!

Türkiye kişi başına gelirde ise 66’ıncı sırada.

Dün açıklanan Dünya Ekonomik Forumu İnsani Sermaye Raporu ve Endeksi’nde
Türkiye 8 sıra birden gerileyerek Kolombiya, Azerbaycan, Çin, Arnavutluk ve Trinidad Tobago gibi ülkelerin ardından 68’inci sırada yer aldı.

  • AKP hükümetleriyle geçen 13 yılda ekonominin bel kemiği olan KİT’ler ve
    önemli kamu kuruluşları özelleştirme yoluyla satıldı.

Üretime değil ranta yönelen ekonomide fabrikalar birbiri ardına kapanırken,
işsizlik çığ gibi arttı. Bu tabloya karşı, yükselen tek şey imar rantı için kentleri, tarihsel
ve doğal dokuyu tahrip ederek yükselen inşaatlar oldu.

Özelleştirme 8 kat arttı!

AKP, özelleştirmenin başladığı 1986’dan, 2002’ye dek yapılan 8 milyar dolarlık satışı
12 yılda neredeyse 8 katı artırarak 61.8 milyar dolara çıkardı.

Bu neoliberal saldırganlığa yakından bakıldığında yağmalanan kamu çıkarlarını net olarak görmek mümkün.

AKP döneminde özelleştirilen Türk Telekom’un %55 hissesi 6,5 milyar dolara Lübnanlı Öger grubuna satıldı. Türk Telekom yaklaşık 12 milyar dolar ediyordu! Oysa aynı şirket son beş yılda 6 milyar dolar kar elde etti. Türk Telekom’un stratejik konumu ve yarattığı istihdam bir yana, kamuya sağladığı yıllık 1,5 milyar dolardan, salt on yıllık kârı karşılığında vazgeçildi.

Benzer biçimde petrokimya devi TÜPRAŞ, 4,1 milyar dolara satıldı ve son beş yılda 3,3 milyar dolar kar etti.

Yine endüstrinin bel kemiği Ereğli Demir Çelik, 2006’da 2 milyar dolara satıldı,
son beş yıllık karı ise 2,5 milyar dolar.

Batı iştahla saldırdı

Çarpıcı olan; Türkiye kamuyu küçültmek için özelleştirme yaparken, bu özelleştirmeye iştahla saldıran teklif sahipleri arasında Batı’nın “kamu ve devlet şirketleri” olmasıydı.

Özelleştirme “toplumsal mülkiyetin tabana yayılması” gerekçesiyle savunuluyordu,
ancak kamunun yıllar içinde biriktirdiği değerlerin yandaş şirketlere yok pahasına satışından başka bir sonuca yol açmadı. Buna karşılık,

mülkiyetin tabana yayıldığı üretici kooperatifleri
adeta parçalandı ve yok edildi.

Özelleştirme giderek kamu mallarının yandaş şirketlere peş keş çekilmesine dönüştü. Ekonomiye ciddi bir katma değer sağlayan KİT’ler, birer ikişer yok edilerek,
üretim ekonomisinden rant ekonomisine geçildi.

Yok pahasına satılan kamu malları arasında
– Selülöz ve Kağıt Fabrikaları (SEKA),
– PETKİM,
– TEKEL,
– Sümerbank,
– Etibank ve önemli maden işletmeleri,
– gaz ve elektrik dağıtım şirketleri,
– Türk Hava Yolları,
– gübre fabrikaları,
– limanlar,
– Şeker Kurumu,
– Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum ve Çarşamba Şeker fabrikaları…

gibi pek çok işletme vardı.

Enerji ve petrokimya sektöründe yer alan TÜPRAŞ, Petrol Ofisi ve PETKİM yılda ortalama 175 milyon dolar temettü geliri sağlıyordu. Sümerbank ve Etibank gibi karlı bankalar, özelleştirildikten sonra yine kamunun üstleneceği milyarlarca dolarlık zarara yol açtı.

SEK’e (Süt Endüstrisi Kurumu) ait 32 işletmeden 25’i, EBK’na (Et Balık Kurumu) ait
16 kombinadan 9’u kapatıldı.

BMC’nin Sancak’a devri

Yakın dönemdeki özelleştirmelerden en ilginci, 925 milyon lira bedelle ihaleye çıkan BMC fabrikalarının 725 milyon liraya Ethem Sancak’a verilmesiydi.

Sancak, daha önce de devletin el koyduğu yine

– Çukurova grubuna ait olan Skyturk360 Televizyonu,
– Akşam ve Güneş gazeteleri ile
– Alem, Platin, Stuff, Autocar ve FourFourTwo dergileri,
– Lig Radyo ve Alem FM radyolarını da almıştı.

Yeşil alanlar yok oldu

AKP döneminde üretim yerine rant tercih edilirken, inşaat sektörü de bunun motoru oldu.

Yoksulların sürülmesine yol açan kentsel dönüşüm
hız kazandı

Bankacılık sistemi açtığı kredilerle talebi besledi.
Şehirlerin silüeti bozuldu, tarihi doku ve kültür eserleri tahrip edildi, yeşil alanlar hızla yok oldu.

======================================

Dostlar

Az önce, AKP iktidarının ulusal ve uluslararası hukuku çiğneyerek nasıl korkunç boyutlara varan bir çevre talanı sergilediğini sitemizde yayımladık..

2 yazı birbirinin tamamlayıcısı oldu..

Ne yazılsa az..
Ethem Sancak bu gerekçelerle “Tayyip Erdoğan idolüm, O’na tapıyorum..” buyurdu..
Böylelikle neye “taptığını”, Tanrısının gerçekte çıkarları olduğunu, “İdolüm” dediği Erdoğan’a taptığı, gerçekte kendi ağzından itirafıyla öğrenilmiş oldu.. Ne diyelim, Allah söyletti herhalde?

Talan ve soygun öyle büyük boyutta, öyle yıkıcı ki..
İktidar değiştiğinde bunların kanıtları ortaya teeeek tek dökülecek ve sorumlu AKP’liler
ve yandaş bürokratlardan hesabı yargı önünde mutlaka sorulacak..
Haksız edinimlere (iktisabata) el konulacak, Devlet hazinesine iade edilecek..

Bir örnek de biz verelim… Balıkesir SEKA 50 milyon Dolar’a peş kel çekilmişti.
İşçiler Bursa İdare mahkemesinde dava açtılar.. Bilirkişi 1,2 milyar Dolar değer koydu!..
24’e 1 değerine talan edilmişti, mahkeme “gabin” nedenli iptal verdi..
Ertesi gün ABD Ankara Büyükelçisi Mark Parris hazretleri, herkes anlasın diye olmalı,
Türkçe konuşarak buyurdu ki;

– DANİSTAY KALKSİN…

Zaten Tayyip bey yargıyı ayak bağı görüyordu..
Türban kararında 2. Daireyi paylamış, ertesi gün bu Daire basılarak üyeler silahla taranmış
ve Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin şehit edilmişti (17 Mayıs 2006)

2577 sayılı İYUK (İdari Yargılama Usulü Kanunu) değişiklikleri ile yönetsel yargının eli kolu bağlandı. Sonra da 12 Eylül 2010 anayasa değişiklikleri ile perçinlendi; dikensiz gül bahçesi yaratıldı. Bunlar da yetmedi, kaçak AK SARAY örneği, Danıştay kararı çiğnenerek
saray yapıldı. Geçen hafta da kuzu kuzu Danıştay’ın kuruluş yıldönümü kutlandı..
TBB Başkanı Prof. M. Feyzioğlu dışlanmıştı; asayiş berkemal idi!??

*****

Balıkesir SEKA talanının altında Özelleştirme İdaresi Başkanı’nın, Özelleştieme Yüksek Kurulu üyesi bakanların ve Başbakan’ın imzası vardı..

Daha ne yazalım??
Bunlar Yüce Divanlık suç değilse, bizim yazma eylemimiz mi suç??

Türkiye kendisini ancak bir büyük silkinme ile arıtabilir ve yoluna devam edebilir..

Edecek de…

Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacak…
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak…

Böyle buyurmuş, okunu şaşmaz biçimde hedefe böylesine atmıştı
Yüceler Yücesi ATATÜRK’ümüz!

Sevgi ve saygı ile.
20 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 21.5.2014


Dostlar
,

Sayın Naci Beştepe‘nin tiryakisi olduğumuz yüksek zeka örneği ince karamizah notları bu hafta gecikerek geldi bize de.. Naci Paşa da incelik göstererek “özürle” sunuyor..

Aşağıda…

Sağolun Sn. Beştepe..

Sevgi ve saygıyla
25.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=================================================

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 21.5.2014

portresi_kucuk 

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE 

TASMASIZ

RTE’nin müşaviri Yusuf, iki silahlı polisin yere yatırdığı Somalı vatandaşı tekmeledi.
(AS: Bu yurttaş işsiz kalmış, alacaklarını alamamış bir maden işçisiydi..)
Evcil olmayan köpeklere tasma, katırlara gem zorunlu değil mi?…
 
BAYTAR 
Çifteci Yusuf “bir hafta iş göremez” raporu almış.
Baytarını kutlarım…
 
GERİCİ
RTE, 100-150 yıl önceki maden kazalarını örnek gösterdi.
Kafa bir türlü ileriye dönemedi…

YUSUF
Birisi vatandaş tepkisinden yusuf yusuf attı.
Müşavir Yusuf tekmeyi bastı…
 
TEPKİ
RTE’ye “YUH” çekersen tokadı yersin.
“Ben bu adama aşığım” dersen, gökdelenleri dikersin…
(AS: Ethem Sancak..)
 
SIĞINMA
RTE, halkın tepkisinden korkarak markete sığındı.
Sığıntı…
 
PLAKA
Plakası SOMA’da söküldü.
Başbakan hükümsüzdür…
 
GAZ
Polis 10 yaşındaki çocuğu gözaltına almaya kalktı.
İmam gaz kaçırınca…
 
İDEOLOJİK
AKP’liler bir ağızdan, “Facia üzerinden siyaset yapmayın” diyor.
Size siyasetle facia yapmak serbest…
 
AKILSIZ
Manisa Vali Yardımcısı, “Aklı olan kurtuldu”
Olmayan da Manisa’ya vali yardımcısı…
 
MAGANDALAR
Adapazarı’nda genç bir kızı öldüren maganda”takdiri ilahi” dedi.
Soma’daki siyasi magandalar gibi..
 
YALANCI
H. ÇELİK, “Başbakan’a mı inanacaksın ‘yumruk yedim’ diyene mi?”
Kimi yalancı olarak tanımıyorsam ona…
 
UÇUCU
H.ÇELİK, Soma faciası için “elle tutulur problem yok” dedi.
Uçtu,uçtu problem uçtu…
 
CAN-SAAT (Sevgili Ahmet ÖZSOY’dan)
40 kişilik kaçma (yaşam) odasının bedeli 200 bin dolar.
Çağlayan’ın hediye saati 300 bin dolar.
Bir saat = 60 can…
 
MİLLİYETSİZLER
Yas bitmesine karşın Milli bayram kutlamaları iptal edildi.
Ailecek düğüne gidildi… 

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE