AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Çağrımızdır

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Çağrımızdır :


Saygın bilim insanı Prof. Dr. Sencer İMER, what’s up iletisi ile şunları yazdı :

Değerli arkadaşlar,
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı Ayasofya’nın açılışında Atatürk’e karşı yorumlanacak hutbesi dolayısıyla istifaya davet ediyorum.
Bu talebe katılmanızı bekliyorum.
Sevgi ve saygılar, 26.07.2020

Sencer İmer

*****

Biz de Sencer İmer hocamıza katılarak aşağıdaki gibi içimizi dökelim istiyoruz :

Ayasofya'da kılıçla cuma hutbesi okuyan Diyanet Başkanı, Atatürk'ü ...

1. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, tüm ulusumuzdan ve Yüce ATATÜRK’ün
aziiiiiiiiiiiiiz anısından açıkça özür dilemelidir.
2. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, derhal görevinden istifa etmelidir.
3. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal, halkı kin ve düşmanlığa teşvikten ve Atatürk Hakkında Yasayı çiğnemekten adli işlem / ceza kovuşturması başlatılmalıdır.
4. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal 657 s. yasa kapsamında disiplin soruşturması başlatılmalı ve hak ettiği en ağır ceza, DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA yaptırımı uygulanmalıdır.
5. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, AKP = RTE / Partili Cumhurbaşkanı tarafından görevinden azledilmeli ve Erdoğan da halktan ve Atatürk’ten özür dilemelidir.
6. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memurunun söz konusu konuşması YOK HÜKMÜNDE SAYILMALI, yerine Büyük ATATÜRK’e açık şükran ve minneti de ifade eden yeni bir metin tarih kaydına geçirilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

Dinci-mezhepçi bataklık

Dinci-mezhepçi bataklık

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet
, 05.10.19
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Emperyalizm cahil ülkeleri kolayca sömürür. Eğitim düzeyi yüksek, bilim, felsefe, sanat, demokrasi ve laiklik alanlarında gelişmiş, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamış olan bir ülkeyi, emperyalizm sömürge haline getiremez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizme karşı mücadeleyi, yalnızca cephede verilecek bir mücadele gibi görmemiştir. Bir ülkenin emperyalizme karşı direnebilmesi için, çağdaş uygarlık düzeyini yakalayıp cehaletten kurtulmasının zorunlu bir önkoşul olduğunu kavramıştır.

Bu nedenle, Türkiye’yi ortaçağ karanlığına ve cehalete geri sürükleyen AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada, BM Güvenlik Konseyi üyelerini hedef alarak, bir kez daha, “dünya 5’en büyüktür” demesinin hiçbir anlamı yoktur. “Dünya beşten büyüktür” demekle emperyalizme karşı bir mücadelenin verilemeyeceğini tarih kanıtlamıştır.

Erdoğan’ın yaptığı konuşmada İsrail’i hedef alarak Filistin sorununa odaklanmasının da hiçbir değeri yoktur. Dünyadaki tek uluslararası sorun Filistin sorunu olmadığı gibi, yeryüzünde adalete aykırı bir dış politika izleyen tek yönetim de İsrail yönetimi değildir. Dünyada, Asya, Afrika, Amerika kıtalarında onlarca ülkede, hem ulusal hem de uluslararası bağlamda, birçok zulüm uygulanmaktadır. Bunları görmezlikten gelerek, dünyadaki adalet sorununu tek başına İsrail-Filistin sorununa odaklanarak anlatmak, içtenlikli olarak adalete inanan bir kişinin yapacağı bir iş değildir. Ayrıca, kendi ülkesinde adaleti sağlayamayan birisinin, uluslararası bir arenada küresel adaletten söz etmesinin, hiçbir inandırıcılığı yoktur.

Erdoğan’ı iç politikada ve dış politikada yönlendiren bakış açısı neyse, Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada yönlendiren de o olmuştur. Bu bakış açısı da dinci-mezhepçi, İslamcı-Sünnici bakış açısından başka bir şey değildir.

  • Türkiye’yi iç politikada ortaçağ karanlığına sürükleyen bakış açısı bu dinci-mezhepçi bakış açısı olmuştur.

Eğitimin dincileştirilmesi, bilimsel ve laik eğitim sisteminin çökmesi, siyasetin ve devlet işlerinin dinselleşmesi, laiklik ilkesinin büyük bir darbe yemesi, bilim, felsefe ve sanat alanlarında Türkiye’nin dünyadaki en geri ülkeler arasında yer alması, demokrasi konusunda Türkiye’nin dikta rejimiyle yönetilen ülkelerle aynı kategoriye girmesi, bu dinci-mezhepçi bakış açısının bir sonucudur.

Dış politikada, Avrupa Birliği üyeliği umudunun tükenmesi, Türkiye’nin Ortadoğu’da yalnızlaşması, Suriye, İsrail ve Mısır gibi ülkelerle diplomatik ilişkilerin ortadan kalkması, büyük ölçüde, bu dinci-mezhepçi bakış açısının ve teokratik monarşik hayallerin bir sonucudur.
Suudi Arabistan, Bahreyn, Sudan, Somali, Malezya gibi ülkelerde demokrasi mi var? Yok. O zaman Erdoğan neden bu ülkelerde var olan düzeni ve bu ülke devletlerinin kendi vatandaşlarına uyguladığı zulümleri Birleşmiş Milletler’de gündeme getirmiyor da, İsrail, Suriye ve Mısır yönetimlerini hedef alıyor? ABD’nin Irak’ta yaklaşık bir milyon insanı katletmesine ses çıkarmayan “Büyük Ortadoğu Projesi” eşbaşkanı Erdoğan, neden Suriye yönetiminin sorumlu olduğu katliamları bozuk plak gibi tekrarlayıp duruyor ve Esad yönetimiyle diyalog kurmayı reddediyor?

İsrail’i Musevilerin yerine Müslüman Araplar, Mısır’ı ve Suriye’yi “İhvan el Müslimin” olarak da anılan “Müslüman Kardeşler” adlı İslamcı köktendinci örgüt yönetseydi ve bu yönetimler de kendi halkına veya başka halklara zulüm uygulasaydı, Erdoğan bu yönetimleri de eleştirir miydi?

Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’deki konuşmasını “tarihi konuşma” diye pazarlayan medyadaki AKP işportacılarının ve amigolarının zavallı şuursuzlukları ve yalancılığa dayalı propagandaları da, yine AKP’nin Türkiye’de yarattığı cehaletin ürününden başka bir şey değildir.

Bu cehaletle, Türkiye emperyalizme karşı mücadele vermek bir yana, dünyada alay konusu olmaktan öteye geçemez.
============================================
Dostlar,

Buradan sana kemik de düşmez..
Yeryüzünde Hangi Devlet Bakanının Ağzına Yakışır?

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bolu’da partisinin toplantısında ağzını bozdu!
Erdoğan, “Yüzde 50 seçilme yeterliliği yeni sistemin omurgasıdır ve bu iş bitmiştir. Seçilme oranını %40’a düşürme gibi bir çabamız yok” dedi. “CHP bundan kendine bir şey çıkarmaya çalışıyor” iddiasında bulunan Erdoğan,

“Bundan sana bir şey çıkmaz. Buradan sana kemik de düşmez” sözlerini kullandı.

CHP’nin eski Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefete yönelik “Buradan sana kemik de düşmez” sözlerine yanıt verdi :

  • İnce, Muhalefete “buradan size kemik düşmez” diyen birinden Cumhurbaşkanı olur mu? Aklı, fikri, dili kemikte olan birisi milletin birliğini, bütünlüğünü temsil edebilir mi?

****
Bu sözleri CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Erdoğan’a söyleseydi ne yapardı AKP = Erdoğan acaba? Herhalde en az 100 bin TL tutarında giderim (tazminat) davası açar, savcılığa da ceza soruşturması – kovuşturması için suç duyurusunda bulunurdu.

  • TCK md. 299 balyoz gibi kullanılmakta!

Demokles’in kılıcı gibi sallamakta Erdoğan bu maddeyi, yandaşlaştırdığı yargı eliyle.
Binlerce yurttaşa, kendisine / Cumhurbaşkanına hakaret savı ile dava açmış durumda.
Yüzlerce yurttaş da hapis – para cezalarına çarptırıldı..

Erdoğan, militan bir parti başkanı gibi davranmakta; asla milletin genelinin Cumhurbaşkanı gibi değil!

Fakat kendi sözlerinin 40’ta 1’ine bile dayancı (tahammülü) yok..
Bu tablonun sürdürülebilirliği artık kalmamıştır.
Erdoğan, geçelim metal yorgunluğunu, “aşırı” yorgundur, neredeyse sürmenaj eşiğindedir. Bolu konuşmasında “AK Parti” yerine “Refah Partisi” demiş ve eski genelkurmay başkanı, şimdinin MSB Akar’ın oturduğu yerden birkaç kez “AK Parti”, “AK Parti” diye bağırması üzerine gafını düzeltmiştir. Benzer ve daha ağır örnekler çok sayıdadır.
Bunca ağır yorgunlukla, olağanüstü sorunları olan Türkiye nasıl yönetilebilecektir??
****
Görülen o ki; AKP’nin ülkemizi içine sürüklediği, Dinci-mezhepçi bataklık, yukarıdaki değerli makalenin yazarı Sn. Öymen’in betimlediğinden çok daha ötededir..

AKP’nin yarattığı dinci – mezheğçi bataklık çook derinleşmiş, AKP = Erdoğan ve yerli – yabancı tüm müttefiklerin kendisini asla kurtaramayacağı müthiş bir yutma gücü kazanmıştır.

Üstelik çooook da kötü kokuludur..

Hangi “normal” ülkede bir Cumhurbaşkanı Anamuhalefet partisi için “Buradan sana kemik de düşmez” diyebilir ki?! Ülkeyi kutuplaştırmaktan hala yarar umma neyin nesidir, nasıl bir illettir?

– En son 2008 küresel krizinde %14’lere varan işsizlik oranı Haziran 2019’da da görümüşken
– Ekonomi son aylarda istihdam yaratma kapasitesini yitirmişken
– Gençler ya işsiz ya atıl iken
– Kalite temelli işsizlik yani mesleğini yapamama yapısal sorun durumuna gelmişken.
– Son bir yılda istihdamdaki kayıp 800 bin, işsizlikteki artış 938 bin ve işgücü piyasasına küsüp ayrılanların sayısı da 663 bine erişmişken
– Bütçe açığı 82 milyardan 125 milyar TL’ye yükseltilmişken (TCMB’ndan 80 milyar TL’ye yakın ihtiyat akçesi ve banka kârının da bütçeye aktarılmasına karşın!)
– 117,3 milyar TL (bütçenin 1/8’i)  Devlet borçlarının faizi için ödenecek iken (bu tutar 2018 için 71,6 milyar TL idi),
– 82 milyon + 5 milyon sığınmacı için Sağlık Bakanlığı bütçesi 48,5 milyar TL; kamu borcu faizi bunun 2,5 katı iken
– AKP iktidarında 17 yılda dış borçlar için 163 milyar $ ödenmişken…
– İç ve dış politikada Türkiye her açıdan tıkanmış iken
– Klasik iktisat kuramında enflasyon faizleri yükseltirken AKP = Erdoğan hala bunun tersini ısrarla Bolu konuşmasında da savunur ve hatta klasik kuramı reddederken
– …..
Sinirler bu denli geriliyor “doğal olarak” (!)

Başta Erdoğan, tüm AKP kadroları olağanüstü metal  yorgunudur.
En etkili çaresi ise erken seçimle yönetimi yeni kadrolara bırakmaktır.

Ayrıca, öfke patlamaları ve dürtü denetimi için psikiyatrik yardım almakta büyük yarar vardır.

Sevgi ve saygı ile. 05 Ekim 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Hekim, Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Adaletsizliğin resmi

Adaletsizliğin resmi

BİRGÜN, 17.12.2018 07:19 SİYASET
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman’ın olduğu yerde sömürü ve gelir dağılımı eşitsizliği olmaz.. dese de Türkiye’deki tablo tam tersine işaret ediyor. Türkiye’deki işçiler saat bakımından dünyanın en fazla çalışanıyken gelir adaletsizliğinde de Avrupa’nın en kötüsüyüz
OZAN GÜNDOĞDU

Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Erdoğan geçtiğimiz gün yaptığı konuşmasında, “Müslüman’ın olduğu yerde sömürü, gelir dağılımı çarpıklığı olmaz, adaletsizlik olmaz olmamalıdır.” dedi. Buna karşılık Türkiye hem gelir hem de servet dağılımı konusunda Avrupa’nın en kötü durumundaki ülkesi. Türkiye’deki işçiler ise saat bakımından dünyanın en çok çalışan işçileri. Resmi veriler karanlık tabloyu net biçimde gözler önüne seriyor.

İşçisini en çok çalıştıran ülke Türkiye
OECD raporuna göre Türkiye’de haftada 60 saatten fazla çalışan işçilerin oranı %20,6. Bu oran aynı zamanda OECD ülkeleri içindeki en yüksek oran. Listede ilk sırada bulunan Türkiye’yi takip eden ülkeler, Kolombiya, Kosta Rika, Meksika ve Endonezya. Listede en düşük oranlarla işçi refahı en yüksek olan ülkeler ise Litvanya, Letonya, Estonya ve Hırvatistan.

Gelir dağılımı Avrupa’nın en kötüsü
Sömürü saatle de sınırlı değil. OECD verilerine göre Türkiye gelir dağılımı açısından Avrupa ve Asya’nın en kötü ülkesi. OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı Türkiye’den bozuk ülkeler, Güney Afrika, Kosta Rika, Meksika Brezilya ve Şili. Listede gelir dağılımı en adil ülke ise İzlanda.

Asgari ücretin de altında çalışanlar
Asgari ücret; TÜRK-İŞ’in Kasım ayı raporuna göre 1943 lira olarak belirlenen açlık sınırının dahi altında. Buna karşılık asgari ücretten yapılan kesintiler asgari ücretin %21,6’sını oluşturuyor. Asgari ücretten ayda 426 lira kesinti yapılıyor. Dahası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na göre ücretli çalışan nüfusun %15’i asgari ücretin altında gelir elde ediyor.

Aile başına 120 bin lira düşecekti
TÜİK’in açıkladığı toplam gelir verilerine göre, Türkiye’de yaşayan insanlar Ocak ile eylül ayları arasında toplam 2,4 trilyon lira gelir elde etti. Bu gelir eşit bölüşülseydi, Ocak-Eylül ayları arasında kişi başına düşen tutar 30 bin TL, 4 kişilik ailenin geliri ise 120 bin TL olacaktı.

Servetin %54’ü, %1’in elinde
Türkiye’nin sahip olduğu toplam servet (AS: son yılın ulusal geliri) değeri 1 trilyon dolar. Servet, ülkenin sahip olduğu devredilebilir, piyasa değeri olan varlıkların tümü olarak hesaplanıyor. Ancak nüfusumuzun %72,6’sının serveti (AS: yıllık geliri) 10 bin doların altında. Buna karşılık Türkiye nüfusunun binde 1’i ise dolar milyoneri. Diğer yandan nüfusun %10’unun serveti, ülke servetinin %77’sini oluşturuyor. Nüfusun en zengin %1’i ise ülke servetinin (AS: o yıl ulusal gelirinin) %54’üne sahip konumda. Türkiye geçmiş 10 yıl içinde servet (AS: gelir) dağılımı en hızlı bozulan 3 ülkeden birisi konumunda.

Emeğin aldığı pay azalıyor
2018 yılı sabit gelirli için kabusa döndü. Türkiye’nin toplam gelirini 100 lira kabul ettiğimizde yılbaşında bu gelirin yalnızca 38 lirası ücretlinin cebine giriyor. Geri kalan 62 lira ise; kar, faiz ve rant olarak sermaye sahibinin cebine giriyor. TÜİK verilerine göre yılın 3. çeyreğine gelindiğinde toplam gelirdeki ücretin payı azaldı. 3. çeyrekte ücretlinin aldığı pay 31,6 liraya geriledi.
=====================================
Dostlar,

  • Yetmedi; 950 milyarı geçen 2019 bütçesinde yatırım 65, faiz 117,3 milyar TL!
  • 2018’de bu rakamlar faiz 71,6 (2107’den %26 fazla) ve yatırım 68,8 milyar TL idi.
  • Yaşasın AKP ve ekonomist olduğunu (?) ileri süren partili CB..!

En küçük bir halk / sokak hareketinden ödü patlıyor iktidarın.. O yüzden daha baştan, “kalıııın mı kalın” sopasını açık seçik gösteriyor.. Hatta hakaretler savurarak, aşağılayarak tehdit ediyor.
Demokratik haklarmış, Anayasa‘nın açık buyruğu imiş… Erdoğan’a vız geliyor. nedense!?

B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
Anayasa madde 34 – (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

Erdoğan’ın anamuhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılçdaroğlu ve FOX TV program sunucusu Fatih Portakal için ağzından dökülen sözler son derece tehlikeli, dehşet uyandıran içeriktedir.

Mutlaka bir düzeltme yapılmalı, öfke patlamasına yenilen (!) Erdoğan özür dilemelidir. Eğer Erdoğan “Öfke de bir hitabet sanatıdır.” ilkesini (!) bilinçli sürdürmüyor ise..

Demokratik bir ülkede böylesi bir davranış hayal bile edilmez.
Türkiye “Anayasal” bir devlet olmaktan AKP = Erdoğan tarafından çıkarılmış, göstermelik bir “Anayasalı” devlet konumuna düşürülmüştür.
Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez..
Ülkemizin çok ağırlaşan sorunlarının biricik sorumlusu AKP = Erdoğan‘dır; 16+ yıldır tek başına iktidardır.
Ülkemiz YÖNETİLEMEZ bir bunalıma düşürülmüştür; biricik sorumlusu gene AKP = Erdoğan‘dır.
AKP = Erdoğan ülkemizi açık diktatörlüğe sürüklemekte..
Çıkış gerçekten bumu acaba? Giderek sertleşmekte, açık faşizme kaymakta, baskıda mı?
AKP ve Erdoğan’ın kesin olarak frene basması ve yerel seçim gerilimi altında ülkemizi tehlikeli sulara sürüklememesi gerekiyor. Bunda herkesten çok kendilerinin yararı var.

Sevgi ve saygı ile. 17 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Rusya’dan Erdoğan’ın ‘Esed bir teröristtir’ sözlerine yanıt

Rusya’dan Erdoğan’ın ‘Esed bir teröristtir’ sözlerine yanıt

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için ‘Devlet terörü estirmiş bir teröristtir’ ifadesini kullanmasının hukuki bir temele oturmadığını söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’ya Erdoğan’ın Tunus’ta mevkidaşı El Baci Kaid es Sibsi ile yaptığı ortak basın toplantısında Esad hakkında, “Esed devlet terörü estirmiş bir teröristtir ve Esed’le yürümek imkansızdır.” ifadelerini kullanması soruldu.

[Haber görseli]

‘BUNLAR ASILSIZ AÇIKLAMALAR’

Zaharova soru karşısında şunları söyledi:

“Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suriye Devlet Başkanı (Beşar) Esad için ‘terörist’ demesine gelirsek, Suriye, hükümet temsilcileri BM’de bulunan bir ülke, bu temsilciler BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye hükümetini temsil ediyor. Dolayısıyla bunun -Erdoğan’ın açıklaması- herhangi bir hukuki temeli yok. Bunlar asılsız açıklamalar. Bunun için herhangi ek bir değerlendirme ya da argümana da gerek yok.”
(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/894526/Rusya_dan_Erdogan_in__Esed_bir_teroristtir__sozlerine_yanit.html, Kaynak: Sputnik)

Suriye’den Erdoğan’a ‘terörist’ yanıtı

Suriye Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın ‘Esad bir teröristtir’ açıklamasına yanıt verdi. Yetkili açıklamasında “Erdoğan’ın bunak politikaları sonucunda düştüğü panik ve gerginliği de yansıtıyor” ifadesini kullandı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı hedef alan açıklamalarına Suriye’den yanıt geldi.

Rusya’dan Erdoğan’ın ‘Esed bir teröristtir’ sözlerine yanıt

Erdoğan’dan Esad çıkışı

Suriye’nin resmi yayın organı SANA’ya konuşan Suriye Dışişleri Bakanlığı yetkilisi,

  • “Türkiye rejimi başkanı Recep Tayip Erdoğan, Suriye ve halkına karşı işlediği katliam ve vahşetleri örtbas etmek amacıyla Türkiye halkı ve kamuoyunu kandırmaya ve asılsız iddialarda bulunmaya devam ediyor” dedi.

‘BU YALANLARI PANİK VE GERGİNLİĞİNİN YANSIMASI’

AKP’nin cihatçı örgütlere destek vermeye devam ettiğini ileri süren yetkili, Erdoğan için, “Bu yalan dolanları ve vaazlarının artık hiç kimse tarafından inandırıcı olmadığı gibi ona karşı bir kınama niteliği sayıldığını, bunak politikaları neticesinde düştüğü panik ve gerginliği de yansıtıyor.” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’Yİ BÜYÜK BİR CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜRDÜ’

Erdoğan’ın Türkiye’yi büyük bir cezaevine dönüştürdüğünü ve basının yanı sıra kamu özgürlüğünü despotça engellediğini belirten Suriyeli Dışişleri Bakanlığı yetkilisi,
“Türkiye’de farklı görüşe sahip herkes yok edilmeye çalışılıyor” ifadesini kullandı.

‘ERDOĞAN’IN KANLI POLİTİKALARI ER GEÇ KENDİSİNE DÖNECEK’

Erdoğan’ın yıllardır Suriye’de radikal terör örgütlerini destekleyerek Suriye’de masum kanların akıtılmasının temel sorumlusu olduğunu iddia eden Suriyeli yetkili,

==================================================
Dostlar,

Basın özgürlüğü, düşünce ve doğallıkla / kaçınılmaz olarak onu -düşündüklerinizi- özgürce ifade etme yolları açık olacak ki; karşıt tezleri öğrenelim ve gerçekleri araştırıp kanı oluşturabilelim. Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı bu.. Osmanlı döneminde basına sansür 24 Temmuz 1876’da kaldırılmıştı. 141 yıl sonra devr-i AKP‘de şu yaşadıklarımıza bakar mısınız??

Araştırmacı gazeteci -yazar Ahmet ŞIK’IN “İMAMIN ORDUSU” adlı kitabı basılmasın diye evine baskın yapılıyor, metinler yok edilmeye çalışılıyor ve Şık hapse tıkılıyor.. Ardından harman yürekli 120 özgürlükçü aydın, her türlü riski göze alarak bu kitaba imza atıp ortak yayınlıyorlar..

25 Aralık 2017 günü, 1 yıldır gene hapiste tutulan Ahmet ŞIK’ı mahkeme dinlemeye “tahammül edemiyor”!? 175 sayfalık bir tarih – siyaset belgeseli olan savunması, AKP = RTE‘ye ağır ve ciddi suçlamalar içerdiğinden, mahkeme kurulu akıl almaz biçimde savunmaya “siyasi” etiketi / damgası vurarak engelliyor ve bununla da yetinmiyor, Şık’ı salondan çıkarıyor!?

Şık ve Cumhuriyet yazarlarına dönük davanın kendisi “siyasi” değil mi özünde?? Savunma da bu temel de olmayıp hangi teknik – kanıt düzleminde olabilirdi??

Bu olay tek sözcükle “korkunç”, 2 sözcükle “dehşet vericidir”! Ülkemizin hiç ama hiç yararına olmamıştır. Adalet er ya da geç yerini bulur. Yargının işlevi her somut durumda ve olabildiğince hızla en adil kararları vermektir. Politize olan / edilen yargı gerçekte önce kendini yakar / yıkar / cezalandırır. Savunma hakkı kutsal olduğuna ve son söz savunmaya ait olduğuna göre gerçekte masum ama “sanık yapılan” Ahmet ŞIK’ın savunması dinlenmeden nasıl karar verilecektir? Bu savunma şöyle ya da böyle yapılacaktır. Dosyaya da girmiştir. Olsa olsa mahkeme yargılamayı biraz daha uzatabilir. Şık ve öbür tutukluların pes edeceklerini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Nitekim aynı duruşmada onlar da savunma yapmamış ve mahkeme salonundan çıkarılan arkadaşları Şık’ın yanına gitme isteklerini belirtmişlerdir.
*****
2011 ilkbaharında “biraderi” Esad’a birden bire ve anlaşılmaz (gerçekte anlaşılır Atlantik ötesi yönlendirme!) biçimde 180 derece dönerek düşmanca politikalar gütmeye başlayanlar, bu ülkede dökülen kanların asıl sorumlularındandırlar. Suçu Esad’a yıkma çabası suçluların telaşından başka nasıl açıklanabilir ki?? Bu kanlı bataktan bir kez daha 180 derece dönerek Rusya ve İran’ın kerhen lütufları sayesinde iyi – kötü sıyrıldıklarını sananlar, hiç olmazsa gülünç efelenmeyi ve traji – komik yavuz hırsız rollerini bir yana bırakıp susmalı, ibret almalı ve ders çıkarmalıdırlar. Fatura çoooooooooooook ağırdır ve Türkiye – Suriye halkına ödetilmektedir!

Sevgi ve saygı ile. 28 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com