Oyunlar Kıbrıs üzerine

Oyunlar Kıbrıs üzerine

Şezlong operasyonu!… YURDAGÜL ATUN

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
e-mail: ata@ataatun.com veya  ataatun@gmail.com
http://www.ataatun.org   Facebook: AtaAtun1

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Latince güzel bir dil.
Roma İmparatorluğunun ve tüm Avrupa’nın bir dönem dinsel, devlet, hukuk ve yazım dili olarak Latinceyi kullanmış olması boşuna değil. Neredeyse tüm Batı Avrupa dillerinin atası Latince.
Uluslararası İlişkilerde benim en çok hoşuma giden tanımlama “Divide et impera” cümlesi. “Böl ve Yönet” manasında. Romalılardan kalan bir yönetim tarzı mirası. Daha beş yaşında iken bu terimi rahmetlik babamdan duymuştum. Babam bazen “İngiliz, Kıbrıs adasını rahatlıkla yönetmek için ‘Böl ve yönet’ sistemini kullanıyor. Osmanlı bunu hiç yapmamıştı, azınlıkları birbirine hiç düşürerek menfaat sağlamak yoluna hiç gitmemişti.” derdi.

Çocuk kafam bu cümlede bir hinlik olduğunu seziyordu ama tam olarak babamın ne demek istediğini pek anlayamıyordum. Babamın bahsettiği azınlıklardan bir tanesinin komşumuz Rumlar, diğerinin de biz Türkler olduğunu hiç anlayamamıştım belirli bir yaşa gelinceye kadar.

Benim favorim olan “Divide et impera” cümlesindeki sihirli kelime “impera”.
“İmpera” Yönetmek manasında.
“İmperatore”, Yönetici veya Komutan manasında.
“İmperiosis” ise Emperyalist veya Yayılmacı manasında.

Her üç kelime de günümüzde halen yoğun bir şekilde kullanılıyor, özellikle de “Kıbrıs adasının egemenliği” konusunda güncel durumda ve uygulamada.

Türk milleti olarak yaşadığımız son ekonomik krizin Türkiye’den toprak koparmak amaçlı olduğunu algılıyorum içten içten. Koparılmak istenen toprakların arasında Kıbrıs adası da var. İçine itildiğimiz kriz sanki de yapay.

Türk Lirasının düşmesi ile birlikte Kıbrıs’ta aramızda bulunan Rumların, Avrupa Birliğinin ve ABD’nin paralı görevlileri, siz buna “ajanları” da diyebilirsiniz, hemen organize olup “Tek çözüm Rumlarla birleşip Federasyon kurmak ve AB’ye katılmak”  yaygarasına başladılar. Bazı köşe yazarları ve yazılı basın ile onlarca internet sitesi de bu yaygaraya hemen çanak tutmaya başladı. Aralarında “daha çok çalışalım, daha çok üretelim, halkın sırtına yapışmış ve haksız yere maaş çeken sülükleri söküp atalım” diyeni yok maalesef.

Grekofiller ve AB kuyrukçuları için gün doğdu gerçekten.

Kıbrıs adasının 1878 yılında Osmanlı Devleti tarafından İngilizlere kiralanmasından beri yanımızda olan ve her sıkıntımızda bize destek vermiş olan, özgürlüğümüzü, egemenliğimizi ve devletimizi borçlu olduğumuz Türkiye’mizi ve KKTC’yi alabildiğince kötülemeye, Rumları ve AB’yi de yüceltmeye başladılar. Oynanan oyun bana göre açık ve net.

Nihai hedef, Kıbrıs adasının kuzey topraklarından Türkiye’yi söküp atmak, garantileri kaldırmak, Türk Silahlı Kuvvetlerini gerisin geriye Türkiye’ye göndermek ve adanın tümü üzerinde Protokol 10’u uygulayarak Kıbrıs adasının tümünü AB topraklarına katmak (İmperiosis). Ada çevresindeki doğalgaz’ın ve petrolün tüm kullanım haklarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimine (GKRY) bıraktırarak doğalgaz ve petrol üzerinde yönetici (imperatore) olmak.

Bu nihai sonuca ulaşmak için atılacak ilk adım ise “divide et impera” yani “Kıbrıslı Türkleri böl ve yönet” uygulaması. Bu hedef doğrultusunda, içinde bulunduğumuz yapay ekonomik kriz bahane edilerek Kıbrıslı Türklerin beyinlerine ve kalplerine uzun yıllardır yaratmaya çalıştıkları “Türkiye düşmanlığı”nı iyice yerleştirmek ve Kıbrıslı Türkleri,

1- “Rumlarla Federasyon kurmak isteyenler,
2- AB’ye katılmak isteyenler,
3- Türkiye’yi istemeyenler ve
4- Türkiye’yi isteyenler

olarak en az 4 parçaya bölmek ve parçalamak için çalışmalar başlatılmış durumda. Aramızdaki Grekofiller ve AB ile ABD sempatizanları (ajanları) dört elle göreve sarıldılar ve Kıbrıslı Türkleri bölmek uygulamasını başlattılar. Bölme aşaması tamamlandıktan ve kamplar belli olduktan sonrası çok daha kolay olacak. Para uğruna her işi yapmaya hazır olan kişiler devreye sokularak KKTC’de planlı bir kaos yaratılacak ve kaostan çıkış olarak da GKRY egemenliğinin KKTC topraklarını kapsaması yani Rumların egemenliğini kabul etmek ve AB’ye katılım gösterilecek….

Yıllardır devlerle aşık atıyoruz. Yolumuz uzun ve işimiz zor. Allah yardımcımız olsun…
================================
Dostlar,

Bunca sorun arasında kimi kez asıl / temel sorunlar geri düzleme itilmeye çalışılır. Siyasetin cilvelerinden biridir.. Örneğin AKP’nin 16 yıldır sürdüregeldiği akıl ve bilim dışı yağma – talan – borç – beton… ekonomisi ülkemizi çok ağır bir bunalıma sürükledi. Bu bunalımın yapay olduğu kanısında değiliz, Sn. Atun’dan burada ayrılıyoruz.. Ancak bu çok ağır ekonomik bunalımın türevleri de olacaktır; başta dış politikada yaşamsal ödünler koparmak olmak üzere.. Kıbrıs bunların başında belki de.. Ege’deki 18 ada belki de bu ağır ekonomik bunalıma feda edildi, edilmek isteniyor??! Bir başkası Güneydoğu’da ayrılıkçı yapılanmayı zorlama..

Şarbon faciası halkın dikkatini ekonomik çökertme = yoksullaştırma operasyonundan bir parça uzaklaştırabildi mi bilemiyoruz..

Öte yandan İdlib sorunu son derece ciddi – ağır gelişmelere gebe bir çatalkazıktır. İki gün önce Tahran’daki 3’lü doruk AKP = Erdoğan açısından tam bir fiyasko..
(Lütfen tıklayınız :
– http://ahmetsaltik.net/2018/09/08/erdoganin-dis-politikasi-da-coktu/ 
– http://ahmetsaltik.net/2018/09/08/efendileri-de-bir-anlasa/

Kıbrıs politikaları hakkında gerçek bir yurtsever uzman olan Sn. Ahmet Göksan’ın uyarıcı yazısına da sitemizde yer verdik (http://ahmetsaltik.net/2018/09/06/baska-kapiya/). Sn. Prof. Atun’un çok net uyarısı pekiştirici oldu..

Bu sitede elimizden geldiğince ülkemizin sorunlarına ışık tutmaya çabalıyoruz. Sn. Prof. Atun’un temel kariyeri İnşaat Mühendisiği alanında.. Profesörlük derecesine erişmiş bu alanda. Ancak yetin(e)meyip, Ada’lı olmanın da zorlamasıyla belki, uluslararası ilişkiler alanında da uzmanlaşarak Doktora derecesi almış. Mühendislik matematiği ile Uluslararası ilişkiler dinamiklerini kfasında sentezleme çabasında. Nitekim bu son yazı bu bağlamda çok başarılı.

Biz de naçizane, Tıp kariyerimizin, ömrümüzü verdiğimiz Halk (Toplum) Sağlığı / Koruyucu Hekimlik emeklerimizin üzerine son yıllarda “Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi“ lisans eğitimimizi ekledik ülkemizin ve dünyanın sayılı bilim kurumlarından olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye‘de.. Ayrıca Sağlık Hukuku alanında tezli yüksek lisans çalışması da yaptık.. Önceleri, ülkemizin tıp – sağlık alanı dışında sorunlarına değindiğimizde alaysımalı (ironik) eleştiriler – saldırılar alıyorduk. SBF – Mülkiye diplomamız bu hücumlara kalkan oldu epey.. Sağlık Hukuku uzmanlık derecemizi, halkımızın sağlık haklarını tıp alanına ek olarak hukuksal düzlemde de desteklemek için aldık.

Bilim terbiyemiz bize, yeter – güvenilir – geçerli bilimsel kanıta dayalı olmaksızın konuşma – yazma izni vermiyor. Merhum yiğit Uğur Mumcu‘nun altın öğüdü de kulaklarımızda yankılanıyor :

  • Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz!

Kaldı ki, biz hiç dik duran “dolu“ başak görmedik..
Doldukça boynunuzu büken bir tevazu terbiyesi gereği..
Ya tersinden söylemek uygunsa; başaklar boş iken dik, doldukça eğiliyor..

Sitemizin daha çok okunması, daha geniş kitlelere ulaşması tek dileğimizdir.

Tıp dışı makalelerimizin sayısı 700’ü buldu.. Koşullar elverirse “artık“ kitaplaştıracağız son çeyrek yüzyıla tanıklığımızı..

Mustafa Kemal Paşa‘nın yiğit orduları 96 yıl önce bu saatlerde Batı Anadolu’yu Yunan işgalinden kurtarmak üzere Büyük Taarruz’un 13. gününde idi.. Çarıklar yırtık, yorgunluktan bitkin, yaya ve hızla, vuruşa – vuruşa koşulan 400 km yol!

Düşündükçe tüylerimiz diken diken oluyor hala! Selam olsun o şanlı yiğitlere, bin selam! Dolayısıyla günümüzde bize düşen, KUTSAL EMANET YURDUMUZU her ne pahasına olursa olsun koruyup kollamak değil de ne??!

Onu yapmaya çalışıyoruz Yüce ATATÜRK‘ün bir Aydınlanma eri olarak..

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kadir MISIROGLU’NUN YUNAN KÖKENLİ İHANETİNE YANIT

Kadir MISIROGLU’NUN
YUNAN KÖKENLİ İHANETİNE YANIT

  (AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Tarihin en büyük kahini (AS: önbilicisi) diye bilinen Nostradamus’un (1503-66) söyledikleri:

  • 1965 yılında Londra’da büyük bir yangın çıktı. 16 Ekim 1793’te Marie Antoniette idam edildi. 20 Nisan 1889’da Adolf Hitler doğdu. 1948 yılında İsrail devleti kuruldu. 1990 yılında Orta Doğu’da bir Arap lideri (Saddam Hüseyin) tüm Batıya kafa tuttu.

Bütün bu hadiseleri Nostradamus söylemis, fakat söyledikleri gizli tutulmuş,
ancak vuku bulduktan sonra meydana çıktı.

Casa Blanca’nin kahve falına bakarak tarih yazan tarihçisi Kadir Mısıroğlu ise, tam aksine,  Nostradamus’tan çok daha üstün kahindir. Bunu kimse bilmez. Mısırlıoğlu ileride çıkacak olan hadiseleri 500 yıl öncesinden açıkça söyler.

Hangi TV olduğu hatırımda değil, konuşmacı bir bayana anlattı, Göreceksiniz 500 sene sonra Osmanlı devleti yeniden doğacak ve dünyaya hakim olacak dedi. Bunun üzerine hanımefendi kendisine uzun ömür dilemekten başka diyecek şey bulamadı.

Ben de kendisine 500 değil 1500 yıl ömur diledim.
Çok acı, ama gerçek : Düşmanlarımız dışımızdan çok içimizde.

Dr. Ali Nejat ÖLÇEN
alinejat@olcen.net, 19.10.2016
=====================================
Dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, bilge insan, araştırmacı – yazar – siyaset ve bilim insanı, Mühendis – Ekonomist Sn. Dr. Ali Nejat ÖLÇEN‘e kısa ve özlü yazısı için teşekkür borçluyuz.

Kadir Mısıroğlu ile Sn. Hulki CEVİZOĞLU’nun CEVİZKABUĞU Programına konuk olmuş, yaklaşık 5 yıl önce  (14.10.2011) ve “Osmanlı’ya Tapılmalı mı, Yakılmalı mı?” konusunu tartışmıştık (Karadeniz TV). 3 saat 35 dakika süren bu tartışma youtube‘da izlenebilir :

https://youtu.be/zwHP41LbtkU 

Mısıroğlu, elindeki asasını (bastonunu) sık sık büyük bir gürültüyle yere vuruyor ve kendince psikolojik üstünlük sağlamaya çabalıyordu. Sesini de ölçüsüz ve gereksiz yükselterek, bize “sen” diye seslenerek… kendince baskın olma çabasındaydı. Oysa azıcık iletişim bilgi – becerisi olan herkes rahatlıkla değerlendirebilir ki; bu tutum bir aşağılık kompleksinin ve tartışmadaki düşünsel kısırlığın – yetersizlik algısının, özgüven eksikliğinin maskelenmesi amaçlıdır. Nitekim içerik olarak yansıttıkları da dinci vaaz düzeyinde tekerleme kalıplarından öteye geçemiyordu..

Çok sıkıştığında ise bastonunu sinirli biçimde ve büyük gürültüyle yere vurarak (bereket Hulki beyin ya da bizim kafamıza indirmedi!?) imdat ritüelini yineliyor ve tekerlemesine sarılıyordu :

  • Elhamdülillah şeriatçıyız…

Kadir bey buyurmuş ki, Yunan işgali Anadolu’da kalsaydı İslam şeriatı hükümlerine göre halk yaşamını sürdürebilirdi!? Biz bu güne dek kendisine yanıt verme gereği duymadık. Ancak Sn. Dr. Ölçen’in esprili kısa yazısı bize ulaşınca birşeyler yazmak gereği doğdu. Uzun uzun yazmaya gerek var mı, bilemiyoruz.

Batı Trakya ve Filistin‘e bakmak yetmez mi acaba?? Batı Trakya’da Yunanların Müslüman – Türk azınlığa koyu assimilasyon baskılarını görmüyorlar mı? Müftülerini seçme hakkı bile tanımadan, seçilen müftülerin türlü baskılar gördüğü ve açıklanamayan (!?) trafik kazalarına kurban gittiği (Sadık Ahmet!), Türk adları konamadığı…. nasıl unutuluyor??

İsrail’de müslüman Arap Filistin halkına yapılan dinsel baskılar, ezanın ancak izinle ve kısık sesle okunması, tam da o sırada yüksek sesle sinagog çanlarının çalınması..

Bulgaristan’da Jivkov‘un Türklere ağır baskısı ile 1989’da 300 bini aşan Bulgar Türkü’nün Türkiye’ye sürülmesi..

Irak’ı işgal eden ABD askerlerinin onbinlerce Iraklı kadına tecavüz etmesi.. S. Arabistan müftüsünün savaştaki erkeklerin cinsel gereksinimlerinin işgal edilen ülkenin Müslüman kadınlarınca karşılanmasının gerektiği fetvası..

Bosna’da BM barış gücü (!?) gözetiminde yüzlerce Müslüman kadının ırzına geçilmesi….

Kadir bey vb. Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün şu uyarılarına kulak verse ne iyi ederler :

  • “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak yaşama hakkımızı  inkâr ve ortadan kaldırmaya yönelik olan Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir.”
  • Sevr Andlaşması yalnızca yenilen bir ulusa dayatılan ağır koşullar değil,
    Türk Ulusuna yüzyıllardır hazırlanan bir suikast planıdır.
  • Lozan, Sevr ile tamamlandığı sanılan büyük bir suikast planının yırtılıp atılmasıdır..

VATANI OLMAYANIN DİNİ – İMANI – NAMUSU – KİMLİĞİ – MİLLİYETİ de olmaz!

Kadir bey gibiler yatıp kalkıp günde 5 vakit Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘e dua etmelidir.
Mustafa Kemal Paşa‘nın hiç kimsenin duasına gereksinimi olmamakla birlikte..
Kadir Mısıroğlu, dünyaya gelmesini, kimliğini – dinini – dilini – adını….. bu saçma sapan sözleri söyleyebilmesini bile Atatürk’ün en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti‘ne borçludur..
Anadolu’da İslam dini ve Müslümanların varlığı Atatürk’ün eseridir.
Aslını inkâr eden haramzadedir.. ve kadim tarihsel geçekler karşısında yok hükmündedirler.

İnsanı insan yapan en önemli değerlerden biri VEFA‘dır.
İnsanı insan olmaktan çıkaran en temel değerlerden birinin VEFASIZLIK olduğu gibi.

Sevgi ve saygı ile.
23 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com