3 Mart Devrim Yasalarının Hedefi: Cumhuriyeti Koruyacak Kuşaklar Yetiştirmek !!!!

3 Mart Devrim Yasalarının Hedefi: Cumhuriyeti Koruyacak Kuşaklar Yetiştirmek !!!!

Lütfü Kırayoğlu
3 Mart 2020

3 Mart 1924 tarihli Devrim Yasalarının 96. yılını kutluyoruz. 1 Kasım 1922 tarihinde Osmanlı saltanatının kaldırılmasıyla yapılan ilk devrimin üzerinden 16 ay, Cumhuriyetin ilanından yalnızca 4 ay geçtikten sonra yapılan bu büyük devrim atılımı, aynı zamanda günümüzde karşı devrimin de ilk saldırı hedefi oldu.

Yürürlükteki Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınan 3 Mart tarihli 3 Devrim yasası şunlardır:

• Şer’iye ve Evkaf Vekaletlerinin (din ve vakıf işleri ile ilgili bakanlık) kaldırılarak, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasını sağlayan 429 sayılı Yasa.

• 430 sayılı “Tevhidi Tedrisat (Öğretimde Birlik) Yasası.

Halifelik kurumunun kaldırılmasını sağlayan 431 sayılı Yasa.

Bu yasaların laiklik ilkesi yolunda ilk önemli adımlar olması yanında, gelecek kuşakları etkileme açısından en önemlisi 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Yasasıdır. Bu yasa günümüz diline, öğretimde birlik ya da öğretim birliği olarak çevrilse de “birlik” sözcüğünün farklı anlaşılması nedeniyle yasanın gerçek hedefini ve ruhunu ifadede eksik kalmaktadır. Arapça kökenli “tevhid” sözcüğü “vahid” (tek-teklik) kökünden türemiştir. Tek tanrılı dinlerdeki tanrının tekliğini ifade ettiği için İslamiyet’te Kelime-i Tevhid, temel kavramdır. Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşları bu sözcüğü bilinçli şekilde kullanmıştır.

Atatürk, eğitim konusuna Ulusal Kurtuluş Savaşının ateşi içinde bile büyük önem vermiş, her fırsatta öğretmenlerle toplantılar düzenlemiş, bu toplantılarda gelecek kuşakların yapılacak Devrimlere nasıl sahip çıkıp ilerleteceklerinin stratejisi belirlenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, çizmelerinde zaferin tozu ile geldiği Bursa’da, 27 Ekim 1922’de Şark sinemasında öğretmenlere eğitimin hedefini şöyle özetlemektedir:

  • “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara temel olarak şunları öğreteceğiz:

1. Ulusuna
2. Türkiye Devletine
3. Türkiye Büyük Millet Meclisine düşman olanlarla mücadele nedenleri ve araçlarıyla donanmamış uluslar için, var olma hakkı yoktur.”

Mustafa Kemal Atatürk, bu hedefleri 15-21 Temmuz 1921’de ve 16 Aralık 1921’de toplanan Maarif Kongrelerinde olgunlaştırmış, 1 Mart 1922’de Meclisin açış konuşmasında ayrıntılarını açıklamış, zaferden hemen sonra 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere anlatmış, 17 Şubat 1923 günü İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi katılımcıları ile de paylaşmıştır. Ve nihayet 1 Mart 1924 günü Meclis açılış konuşmasında ayrıntılarını bir kez daha açıkladıktan sonra 3 Mart 1924 günü bu büyük devrimi gerçekleştirmiştir.

Tevhidi Tedrisat Yasasının çıkarılmasından önce ülkede birbiri ile hiç ilgisi olmayan 3 ana eğitim sistemi dışında hiç bilinmeyen, denetlenmeyen ve adına “eğitim” denen sistemler ile çocuklar “geleceğe” hazırlanıyordu. Yüzyıllar öncesinden gelen medrese sistemi yanında tümüyle yabancıların denetiminde olan misyoner okulları ile 1. Meşrutiyet ile birlikte başlayan modern eğitim sistemi rekabet edemiyordu.

O günlerde Osmanlı’dan devralınan eğitimin genel durumu içler acısıdır. Cumhuriyetten hemen önce ülkede ilkokuldan üniversiteye dek öğrenci sayısı nüfusun yalnızca % 3’üdür. Toplam nüfusun yalnızca % 6’sı okur-yazardır. Darülfünun’da 185’i kız 2088 öğrenci, bütün ülkede 230’u kız toplam 1241 lise öğrencisi, 543’ü kız, 5905 ortaokul öğrencisi, 783’ü kız 2526 öğretmen okulu öğrencisi, 62954’ü kız, 273107’si erkek toplam 336061 ilkokul öğrencisi vardır. Okulların çoğu misyoner okullarıdır. Tanzimat sonrası misyoner okullarının sayısı artmış, 1914’te yalnızca Amerikan okullarının sayısı 435’tir. Azınlıklar için açıldığı söylenen misyoner okullarında Türk öğrenci oranı 1920’de tüm okullarda okuyan öğrencilerin % 75’idir.

İşte bu hedefsiz, ulusal birliğe hizmet etmeyen ve Ortaçağ sistemlerini de barındıran eğitim sistemini kırıp atmanın biricik yolu vardır: Ülkesini, ulusunu ve cumhuriyetini seven, çağdaş uygarlık düzeyinin ötesine geçmeyi hedefleyen, pozitif bilgi ile donanmış genç bir kuşak yaratmak. Bu hedefe ulaşmadan genç cumhuriyeti ayakta tutmanın olanağı yoktur.

İşte bu nedenle, bin yıllar öncesinin karanlık  kafalı tek tip insanını hedefleyenler de, misyoner okullarında gençleri emperyalist kültürile tek tip yetiştirmek isteyenler de Mustafa Kemal Atatürk’ün Tevhidi Tedrisat yasasına “tek tip insan yetiştirmek istiyorlar” söylemleri ile saldırmışlar ve ne yazık ki başarılı da olmuşlardır. Günümüzde öğrenci sayıları yukarıdaki gibi olmasa da “öğrenim” kurumlarındaki denetimsizlik ve çeşitlilik 100 yıl öncesi ile aynıdır.

Bir yanda bu saldırıya direnmeye çalışan Cumhuriyetin eğitim kurumları, bir yanda ancak varsıl ailelerin çocuklarını gönderebildikleri ve içlerinde ulusal birliği zedeleyici kimi okulların da bulunduğu yerli ya da yabancı misyoner eğitim kurumları, öbür yanda da Ortaçağ karanlığına gömülmüş, çocukların tecavüze ve cinsel istismara uğradığı, beyinlerinin iğdiş edildiği denetim dışı karanlık odaklar…

Bu karanlık tabloyu dağıtmanın yolu, Cumhuriyet devriminin en temel yasası olan Tevhidi Tedrisat yasasını doğru kavrayarak yeniden yaşama geçirmek, Cumhuriyete sahip çıkacak ve onu sonsuza dek yaşatacak Atatürk devrimcisi gençler yetiştirmektir.

Türkiye Cumhuriyetinin varlığını sürdürebilmesinin başka yolu yoktur.

Tevhid-i Tedrisat


Tevhid-i Tedrisat

Bugün, Cumhuriyetimizin ilk büyük devrimi Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası‘nın 90. yılı.

Devrim yasalarını koruyan Anayasa’nın 174. maddesi ile güvence altında olsa bile, ortada Tevhid-i Tedrisat yasası kalmamıştır!

Yasanın günümüzdeki adı olan “Öğretim Birliği” söylemine bakarak,
öğretim hizmetlerinin tek bir çatı altında toplanması gibi algılanmamalıdır.
Burada kastedilen öğretimin ulusal nitelik ile tek disiplin, tek yetke (otorite) altında yürütülmesidir. Amaç tek tip insan yetiştirmek değil; ulusal nitelikli, çağdaş, laik
eğitim-öğretim sistemini yaratmaktır.

Yasaya adını veren “Tevhid” sözcüğü birleştirme anlamında değil,
“Tek” anlamındadır. “Tevhid” sözcüğü “vahid (tek)” kökünden türetilmiştir.

Yasanın ne anlama geldiğini anlayabilmek için, bu devrim öncesine,
1923 yılında ülkemizdeki eğitim kurumlarının durumuna bakmak gerekir.

Cumhuriyet ilan edildiğinde ilkokuldan üniversiteye tüm öğrenci sayısı nüfusun %3’ü idi. Okur-yazar oranı ise yalnızca yüzde 6 idi. Darülfünun’da 185’i, kız yalnızca 2088 öğrenci vardı. Ülkede 1011’i erkek (5362 öğrenci), 230’u kız (543 öğrenci) 1241 lise vardı. 5005 ortaokul öğrencisi, 1743’ü erkek, 783’ü kız 2526 öğretmen okulu öğrencisi kayıtlıydı. İlkokullarda ise 273.107’si erkek, 62.954’ü kız toplam 336.061 öğrenci vardı.

Tevhid-i Tedrisat yasası çıkarıldığı sırada tarikatlarca yönetilen, kimilerinde yalnızca
5-6 öğrenci bulunan 479 medrese ve bunların 1800 öğrencisi vardı. Her biri,
kendi tarikatı doğrultusunda çağdışı eğitim (!) veriyordu. Bunun dışında farklı
Hıristiyan mezheplerine bağlı ve farklı ülkelerce desteklenen misyoner okulları da vardı.

Birinci Dünya Paylaşım Savaşı başlarken ülkede ABD’ye ait 45 konsolosluk,
bunların denetiminde 17 dinsel misyon, bunların 200 şubesi ve 435 okulu vardı.
Yine bu yıllarda, Fransızların denetimindeki 94 okulda 22.425 öğrenci,
İngilizlere ait 2996 öğrencili 30 okul, Almanlara ait 1600 öğrencinin okuduğu 10 okul, İtalyanlara ait 4, Ruslara ait biri lise olmak üzere 3 okul vardı.

Bu dönemde Türklerin denetimindeki İdadi (Lise) sayısı ise yalnızca 23 idi.

Yabancıların denetimindeki okullar başlangıçta azınlık çocuklarını okutmak gibi bir amaçla kurulmuş olsa bile, daha iyi eğitim verdikleri gerekçesiyle giderek
Türk çocuklarını eğiten misyoner okullarına dönüştü. Bu okullarda okuyan
Türk öğrencilerinin okumakta olan tüm Türk öğrencilere oranı 1900 yılında %15 iken, 1910’da %60, 1920’de ise %75 idi.

  • Yani her 4 öğrencimizden 3’ü misyoner okullarında okuyordu.

Devlet okulları, medreseler, misyoner okulları ve daha adı, amacı bilinmeyen
sayısız “eğitim” kurumunun nasıl ve ne biçimde olduğu bilinmeyen bir eğitim sistemi vardı. Ortada tek bir millet değil, onlarca farklı millet var imiş gibi bir durumla
karşı karşıya idik.

Tevhid-i Tedrisat Yasası işte bu kabul edilemez tabloyu değiştirmek için çıkarıldı.

Cumhuriyet bu olumsuz tabloyu hızla değiştirdi. Değiştirdikçe de başta tarikat ve cemaatler olmak üzere yabancı destekli misyonerleri karşısında buldu. Her fırsatta
bu yeni, çağdaş ve ulusal eğitim sistemini bozup eskiye döndürmek için adımlar attılar.
Bu adımların kalkışmaya dönüştüğü dönemler de oldu.

Harf Devrimi, okuma-yazma kursları, Millet Mektepleri, 1933 Üniversite Reformu
hep bu devrimin büyük atılımları idi. En büyük atılım ise köy çocuklarını eğitmek için kurulan Köy Enstitüleri ile yapıldı. Ne yazık ki bu atlımın, büyük başarı kazanmasına karşın kısa sürede önü kesildi. Bu okullardan mezun olanlar damgalandı. Buralardan mezun olanlar arasından ozanlar, yazarlar sanatçılar çıkmasına karşın, bu insanlara yıllarca acı çektirildi.

Eğitim devriminin geri döndürülmesinin başlangıcı Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla olmuştur (1954). Bu tarihten sonra imam okulları, tarikat okulları, misyoner okulları
hızla her tarafı kaplamış, parasız ve laik eğitimin yerini paralı dini eğitim almıştır.

  • Bugün ülkemizde F-tipinden Süleymancısına, Nakşisinden İsmail Ağa cemaatine, Amerikanından Fransızına her dilden, her dinden, her tarikattan eğitim vardır.

Bakanlığın adı “Milli Eğitim Bakanlığı” olsa bile eğitim sistemimizde olmayan tek nitelik “milli” liktir.

Tevhid-i Tedrisat Yasası‘nın Anayasa’nın 174. maddesinin koruması altında iken eğitim sistemimizin 90 yıl öncesine savrulması daha da acıdır.

Bugün Cemaat ile AKP iktidarı arasındaki büyük kavganın,
eğitim sistemimize kimin egemen olacağından çıkmış olması öğreticidir.

Lütfü KIRAYOĞLU