ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

(AS: Bizim “hazin” katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği‘nde 4 Şubat 2018 tarihinde yapılan acil sağlık hizmetleri ve ilave ücrete ilişkin değişiklikler konusunda bir bilgi notu hazırladı. Söz konusu değişikliklerle acil sağlık hizmetlerinin “ulaşılabilir” olmaktan çıkartıldığına dikkat çekilen bilgi notunda, düzenlemelerin hiçbirinin acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı ve acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyeceği vurgulandı. Bilgi notu aşağıdadır:

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulama Tebliği’nde 4 Şubat 2018 tarihinde acil sağlık hizmetleri ve ek (ilave) ücrete ilişkin kurallarda değişiklik yapmıştır:

  1. Tebliğde acil sağlık hizmeti nedeniyle özel hastaneye başvuran hastalardan taburcu edilinceye kadar sunulan tüm sağlık hizmetleri için hiçbir ek ücret alınmayacağı yönündeki düzenleme değiştirilmiştir. Değişiklik sonucu acil servise başvurudan başlayarak 24 saat içinde hastanın stabilize edilerek ilgili kliniğe yatışı veya başka bir hastaneye sevk edilmesiyle acil halin sona ereceği,  24 saat dolduktan sonra ise ek ücret alınacağı düzenlenmiştir. Bu ücretin alınabilmesi için acil halin sona erdiği ve devam eden işlemlerin ek ücrete tabi olduğuna ilişkin hasta/yakınına yazılı bilgi verileceği, özel hastanelerin acil servisindeki ek ücreti ödeyemeyecek yoksul hastaların kamu hastanelerine sevk edilecekleri anlaşılmaktadır.
  2. Tebliğde Vakıf hastaneleri ve özel hastaneler tarafından ayakta ya da yataklı tedavi hizmeti sırasında hastalardan alacakları ek ücretleri gösterir belge verme zorunluluğuna ilişkin kural da değiştirilmiştir. Buna göre SGK ile sözleşmeli/protokollü vakıf üniversiteleri ile özel sağlık kurum ve kuruluşları, yatarak tedavilerde yapılan Kurumca karşılanan sağlık hizmeti bedellerinin toplamının 100 (yüz) TL’yi aşması halinde, bu hizmetleri ve varsa ek ücret tutarını gösterir belgeyi en geç hastanın taburcu olduğu tarihte hastaya vermekle yükümlü tutulmuştur.

    Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Aynı tarihte Sağlık Bakanlığı tarafından hasta sayısı fazla olan kamu hastanelerinde acillerdeki yoğunluğu azaltma gerekçesi ile saat 23.00’e kadar vardiyalı poliklinik uygulaması başlatılacağı açıklanmıştır. Geldiğimiz durumda “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerini içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürmüştür.

Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmış; hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır.

  • Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyecektir.

TTB olarak sorunun nedenlerine değil sonuçlarına odaklı bu hatalı düzenlemelerin düzeltilmesi için gerekli girişimler yapılacaktır. Saygılarımızla. (12.02.2018)

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
=======================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği‘nin (TTB Ankara Tabip Odası) bu açıklaması ve girişimi bütünüyle yerindedir. Metin içinde ilgili yere yukarıda not düştük :

  • Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Umar ve dileriz ki halkımız da gerçekleri görür ve bu SGK tarafından yapılan Tebliğ (Sağlık Uygulama Tebliği – SUT) değişikliğinin kendi yararına olmadığını algılar. Bu düzenlemenin sorumlusunun hekimler – sağlık çalışanları olmadığını kavrar ve ŞİDDETE başvurmaz.. Necip milletimizin 20 milyonu aşkın oy vererek 16 yıldır tek başına iktidarda tuttuğu AKP; halkın değil sermayenin yararını gözetiyor, sermayenin isteklerini yerine getiriyor..

Alınan para (ek ücret!) için belge verme yükümünü kaldırmak akıl işi değil!
Apaçık kayıtdışılığı teşvik ettiği gibi Devleti vergi yitiğine uğratacak, özel sağlık sektöründe vergisiz kazanç olanağı sağlayacak ve yurttaşın sömürülmesine kapı aralayacak bir düzenleme!?

Varsa yoksa yerel – küresel sermayenin çıkarlarına hizmet.. İşte AKP!

Öte yandan SGK, mali dengesini hep ama hep parasal (moneter) önlemlerle ve yurttaşın aleyhine – sermayenin lehine sağlama çabasında. Fakat gene de dikiş tutmuyor ve 2017’de 20 milyar TL dolayında açık verdi. Bu rakam toplam bütçe açığının yarısına yakın..

Çare; sağlığı piyasa hizmeti değil, KAMU HİZMETİ olarak görmekte.. 

  • SGK, koruyucu sağlık hizmetlerini teşvik ederek tedavi giderlerini azaltabilir gerçekte.

Ne var ki, özel sektör öylesine büyütüldü ki teşviklerle; “müşteri azalmasına” yol açacak hiçbir uygulamaya, başta kamusal koruyucu sağlık hizmetlerine, bu hizmetlerin herkese ETKİN – YAYGIN – NİTELİKLİ – ERİŞİLEBİLİR… biçimde sunulmasına izin vermeyecektir, vermemektedir.

  • Sermaye sözcüsü iktidarlara da halka koruyucu sağlık hizmeti veriyor “muşçasına” davranmak, algı yönetimi ve beyin yıkama kalmaktadır.. İllüzyon ve şizofrenik topluma sürüklenme!

    Türkiye, AKP ve necipler necibi milletimiz tam da bu durumdadır..

    Yediğin ve yiyeceğin daha nice kazıklar afiyet olsun gariban halkımız..

Gerçekleri görme ama senin gibi çaresiz sağlık çalışanlarına – doktorlara öfke kusmaya devam et e mi sayın milletimiz?

  • Bağır – çağır, hakaret et, küfür et, döv, yumruk at, bıçakla, olmadı kurşunla.. Derdine deva olur belki!?
  • Sağlık hakkını gaspeden iktidar; hekimler değil! Tersine, hekimler senin müttefikin ey halkım.. Onlarla dayanışma içinde evrensel sağlık hakkın için uğraş vermelisin..
  • Örn. Sağlık Kooperatiflerini anımsamalısın.. Anayasa md. 56 ve 60’ı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin 25. maddesini, Avrupa Sosyal Şartı‘nın 3. maddesini.. ve daha pek çok hukuksal dayanağı..
  • ŞEHİR HASTANELERİ ile sağlık hizmetine erişimin, balayı dönemi sonrasında şimdikine göre çoooook daha güçleşeceğini de aklından hiç çıkarmadan..
    (Tıklayınız; ŞEHİR HASTANELERİ TALANI)

Sevgi ve saygı ile. 19 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Başka bir kooperatifçilik mümkün

Başka bir kooperatifçilik mümkün

 

Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

 
21 Aralık Dünya Kooperatifçilik günü idi, kutlu olsun.

Başlıkta “başka bir kooperatifçilik mümkün” dediğime göre kooperatifçilik sisteminin gelişiminde evrensel olarak bazı sorunlar olduğunu söylemek istediğim açık.
Avrupa Birliği çoktandır kooperatifleri sermaye şirketlerinden farksız hale getirmeye uğraşıyor.
Türkiye bu gelişime daha da aşırıya giderek katılıyor. 2000’li yıllarda değiştirilen “Tarım Satış Kooperatifleri” kanununda bu kooperatiflerin sanayi tesislerinin şirketleşmesi için değişiklikler yapılmıştı.
Adeta kooperatifçilik sadece çiftçiden ürünü alıp, çok az işleyerek (pamukta kütlüyü lif ve çiğidine ayırmak gibi) daha ileri sanayi işini sermayeye bırakmıştı.
Ayrıca bununla bile yetinmeyerek denetim altında tutulabileceğini düşündükleri tarım birliklerini destekleyerek kooperatifçiliği tümden sistemin dışına itme çabaları da olmuştu.

  • Kısacası kooperatifçilik kapitalist sisteme tam entegre edilmeye çalışılıyor.

Bu genel yozlaşma hakkında birkaç örnek vereyim : Fransız LimaGrain firması, Türkiye’de de tohum sektöründe şirket satın alarak rol oynayan dünyanın en büyük tohum devlerinden biridir.
Bu şirketin kökeninde bir kooperatif yatmaktadır.
Kuşkusuz şirket yerel tohuma ve köylülerin kendi tohumunu satmasına karşıdır.
Avrupa’nın süt alanında önemli kooperatiflerinin Asya, Afrika gibi kıtalarda süt fabrikalarını satın alarak uluslararası şirketler arasına girmekte oldukları da bilinmektedir.
Orada artık kooperatifçilik bitmektedir. Ülkemizde de Konya Şeker; kooperatif yapısında
ve PankoBirlik çatısı altında bir anonim şirkettir. Tümüyle endüstriyel bir tarım sistemi uygulamaktadır.
Var olan kooperatifler endüstriyel tarım anlayışı içinde kaldıkça zaten çiftçinin bir kurtuluşu
söz konusu olamıyor.
Örneğin yoğun yemini (fabrika yemi) kooperatif getirttiğinde beş on kuruş daha ucuza alıyorsunuz, ama yem fiyatındaki artışlara engel olamıyorsunuz.
Dahası, yoğun yemlerle beslenmiş hayvanların eti, sütü, yumurtası omega 3 ve CLA
(konjüge linoleik asit) açısından çok yoksul oluyor.
Ayrıca yemlerle tarım ilaçları kalıntıları ve GDO problemi de ürünlere katılmış oluyor.
Bu ise

  • kalp, damar hastalıkları, Parkinson, Alzheimer gibi sinir hastalıkları, kanser ve
    daha birçok hastalığa karşı insanları açık hale getiriyor.

Çare ağırlıklı olarak mera beslenmesine geçmek. Bu zor ama başarılamaz bir olay değil.
Anadolu Meraları adlı grup bu konuda çalışıyor.
Diğer yandan kooperatifler sütü işlese; peynir, süt vb. yapsa da süpermarket zinciri içinde
bu ürünleri pazarladığında bu kez başka bir makas içinde eziliyor.
Gene kooperatifler; üyelerine beş on kuruş daha iyi bir fiyat sağlıyorlar, ama o kadar.

  • Kısacası endüstriyel tarım ve süpermarketlere bağlı kaldıkça kooperatiflerin çiftçiler ve tüketiciler için gerçek bir kurtuluş yaratması mümkün değildir.

Çiftçiler bir yandan hızla artan endüstriyel tarım girdileri, diğer yandan da ürünlerini satarken çok düşük ve artmayan fiyatlar arasında ezilmektedir. Bu makastan çıkmak gerekiyor.
Buna karşı kooperatiflerin agroekolojik teknikleri benimsemesi (yani endüstriyel tarım girdilerini kullanmayı reddetmesi) ve pazarlamada doğrudan pazarlama ve satış birimleri açma gibi yollarla pazarlama ağını oluşturmasının yanında tüketim kooperatifleri,
topluluk destekli tarım grupları gibi dost pazarlama kanallarını kullanması gerekmektedir.
Avrupa’da bu yönde kooperatifler ortaya çıkmıştır.
Örneğin Hollanda’da NWF ve ona bağlı VEL ve VANLA, Fransa’da BioKoop gibi örnekler görülmektedir.
Kooperatifçilik çok etkili bir araç olabilir. Ama böyle değil.
Başka bir kooperatifçilik mümkündür.  (YURT Gazetesi, 23.12.16)
==================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA‘dan oldukça önemli bir makale daha..
Ülke gündemi ile öylesine vahşice oynanıyor ki, asıl sorunlarımızla uğraşmaya
zaman ve olanak bırakılmıyor.
Kooperatifler, bu yabanıl (vahşi) sömürü döneminde üretici emekçinin ve tüketicinin soluk borusu, yaşam damarı olabilir. Ancak sermayenin tunç yasası en çok kâr sarmalında bu güzelim kurumlar da yozlaştırılarak ticari şirketlere indirgenmeye çalışılıyor.

  • Oysa Kooperatifler komünist icadı değil..
    İlk kez 1844’te İngiltere’de kuruldu ve Sanayi Devrimi’nin topraktan söktüğü ve yoksulluktan perişan ettiği kitlelere ciddi destekler sağladı.

Ülkemizde de mutlaka desteklenmesi gerek yoksullukla savaşmak, yerli üretimi artırmak ve gelir dağılımını iyileştirmek için.
Asgari ücrete %8 artış verildi ve 1404 TL’ye çıkarıldı 2017 boyunca sabit kalmak üzere.
Pek çok gerekçe ile sermaye bu yoksulluk ücretini iyileştir(e)miyor..
Bari bırakın da yoksul üretici – tüketici kooperatiflerde biraz destek bulsun.
Korkmayın, sizin dev şirketlerinize, zincir mağazalarınıza, çok uluslu kartel ve tröstlerinize rakip ol(a)mazlar.. Toplumsal gerilimi azaltabilirler biraz ve bu sonucu sermaye de istemeli.

Özkaya hoca, hayvan yetiştiriciliğinde mera beslenmesine geçmekten söz etmekte.
Ancak 31 Mart 2014’te yürürlüğe sokulan 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası 18 bine yakın köyü mahalleye dönüştürdü 30 ilde.. Köy tüzel kişiliği kaldırıldı ve taşınmazları da büyükşehir belediyelerine ikram edildi. Meralar artık köylünün malı değil! Büyükşehir belediyesi dilediğinde engelleyebilir köylüyü. Bu alanların imar planlarını dilediği gibi değiştirebilir ve yapılaşmaya açabilir, satabilir, kiralayabilir, yandaş vakıflara bedelsiz tahsis edebilir vs. Basında haberleri okuyoruz, satılan ve çevresi dikenli tellerle çevrilen meraları.. Tıpkı İngiltere’de yaşanan “Çitleme(Fencing) operasyonu gibi.. Köylüyü toprağından kopartarak kapitalist tarıma geçme ve sanayiye ucuz – çaresiz işgücü yaratma operasyonu!

  • Bu yasa AKP’nin (6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası) Türkiye’ye attığı
    en büyük kazıklardan biridir ve derhal geri çekilmesi gerekmektedir.
  • SAĞLIK KOOPERATİFLERİ hep hayalimiz olmuştur öteden beri..
    Ne var ki, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası (01.10.2008)
    genel sağlık sigortasını zorunlu kılıyor.
    İnsanlar bu sisteme çalışan olarak en az % 12,5 prim = ek vergi ödüyorlar.
    Ayrıca kooperatif sermayesi oluşturmaları ve buraya düzenli katkı yapmaları çok zor hatta olanaksız görülüyor.. Sermaye yanlısı İktidarlar büyük sermayeye inanılmaz vergi bağışıklıkları, teşvikler, hatta vergi iadeleri… sağlıyorlar.
    Acaba sağlık kooperatifi kuran ve SGK’dan hizmet almayacaklara GSS prim ödeme bağışıklığı getirilemez mi?
    Bu konunun finansal matematiğinin ve hukuksal – yönetsel boyutlarının,
    kamu sağlığı önceliğinde tartışılması ve bir yol açılması çok yerinde olur.
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı meslektaşımız Dr. Mehmet Müezzinoğlu‘nun ;
    bilgi ve ilgisine sunarız.

Sevgi ve saygı ile.
29 Aralık 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

SGK; Hastanelere Yaptığı ‘Haksız Ödemeler’den Hekimleri Sorumlu Tutamaz

SGK; Hastanelere Yaptığı ‘Haksız Ödemeler’den Hekimleri Sorumlu Tutamaz!

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 25.12.2015 tarihli “Duyuru” ile 1.1.2016’dan başlayarak
özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlere ek sözleşme imzalatılıp kendisine gönderilmesini istemiştir. Sözleşme ile hekimlerden SGK’nin Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi hükümleri doğrultusunda Sözleşmenin 14.8 numaralı maddesini bildiği ve
bu hükümde belirtilen yükümlülükleri aynen kabul ettiğini bildirmesi istenmiştir. Söz konusu 14.8. numaralı düzenlemede “Sağlık Hizmet Sunucusu, hekimlerin bu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesine bağlı olarak yapıldığı tespit edilen yersiz ödemelerin Kuruma geri ödenmesinde, SHS ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu ve Kanunda kendisine yüklenen sorumluluk ve cezai müeyyideleri (AS: yaptırımları) bildiğini belirtir ifadelere yer verilen sözleşmeyi, başvurusu sırasında Kurum ilgili birimine iletmekle yükümlüdür.” ibaresi bulunmaktadır.

Oysa bu sözleşme Sosyal Güvenlik Kurumu ile hekimlerin çalıştığı sağlık kuruluşu arasında düzenlenmekte, hekim tarafı olmadığı bir sözleşme ile neden kaynaklandığını bile bilmediği
bir geri ödemeden/cezadan zincirleme olarak maddi ve idari bakımdan sorumlu tutulmak istenmektedir.

SGK’nin, kapsamını hekimlerden bağımsız olarak belirlediği ve sürekli bir biçimde değiştirdiği geri ödeme kurallarına ve idari düzenlemelere uymadığı gerekçesi hastanelere yapılan ödemelerin geri ödenmesinde hekimden taahhüt istenmesi kabul edilemez.

Elbette hekimler, hekimlik mesleği ile ilgili tıp kurallarına, hekimlik meslek etiği ilkelerine aykırı olarak bir hizmet veriyor iseler sonuçlarından hukuken sorumludur. Buna ilişkin hukuksal normlar zaten yürürlüktedir.

Öte yandan eğer bir hukuka aykırı bir ödeme söz konusu ise bu parayı alan hekim değil, hastanenin, özel sağlık kuruluşunun kendisidir. Doğal olarak ve hakkaniyet gereği hukuka aykırı bir edinim söz konusu ise, geri ödemeyi de hastane yapmalıdır. Bu taahhütle, bir hekim,
söz gelimi yıllar önce kapanmış bir hastane ve tıp merkezine yapılan yersiz ödeme nedeniyle yaptırım ile de karşı karşıya kalabilecektir.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun üstün kamu gücünü kullanarak hekimlere hastanelerin yerine geçerek haksız ödemelerden sorumlu olduklarını kabul etme, bu yönde sözleşme imzalama zorunluluğu getirmesi öncelikle çalışma özgürlüğünün hukuka aykırı olarak ihlalidir.
Ayrıca Medeni Yasa uyarınca bulunması gereken iyiniyet kurallarına ve Borçlar Kanunu’nun sözleşmelere ilişkin ilkelerine aykırıdır.

Hastanelerin sözleşmelerinin iptal edilmemesi, hekimlerin işini yitimemek için bu sözleşmeleri imzalamak zorunda kalacağı düşünüldüğünde karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlığın oluşacağı hekimin zarar gören olarak zor durumda kalacağı açık olup Türk Ceza Kanunun 117. Maddesinde İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali suçunun yanı sıra Borçlar Kanunu’nun aşırı yararlanma yasağının da ihlal edilmesi söz konusudur.

Türk Tabipleri Birliği, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan 14.8 madde içeriğinin düzeltilmesini ve uygulamanın durdurulmasını yazılı olarak talep etmiştir.

Özel Sağlık Kuruluşlarından bu hukuka aykırı işlemi hekimlere yansıtmamalarını, Hekimlerimize söz konusu ek sözleşmeyi imzalamamalarını, sözleşmelerine yalnızca
“hekimlik mesleği ile ilgili tıp kurallarına, hekimlik meslek etiği ilkelerine aykırılık halinde genel hükümler uyarınca sorumlu tutulabilecekleri” yönünde hüküm koymalarını duyururuz.

Saygılarımızla. 12 Ocak 2016

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

SGK’den yapılan duyuru için tıklayınız…
TTB’nin SGK’ye başvurusu için tıklayınız…

=============================

Dostlar,

SGK ne yapacağını şaşırmış durumda..
Akçal (mali, aktüaryal) dengesini bir türlü tutturamıyor.
Ne yaparsa yapsın, on milyarlarca TL “açık” sürüyor.
Merkezi Yönetim Bütçesi (eski adıyla Genel Bütçe) üzernde ciddi ve sürdürülemez yük.
Yıllardır yazageliyoruz; SGK ve bağlı olduğu ÇSGB (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı), hep ama hep “moneter” (parasal) önlemlerle açık yönetimi için deyim yerinde ise didiniyor.

Oysa sorunun kaynağı, çoooook acı ama SGK – Piyasascı Sağlık sistemi (Sağlıkta Dönüşüm diyorlar maskelemek için!) üzerinden yerli – yabancı sermayeye AKP iktidarı eliyle rant aktarımıdır. Çooook “gürbüzleşen” (!) sağlık piyasamız artık ancak “çooook” ciddi rantlarla yetinebilmektedir. Devasa sağlık tekellerine arpa” yetiştirme olanağı elbette yoktur. SGK, gerçekte teknik bir kurum olmakla birlikte, çok sıkı biçimde siyasetin güdümündedir. Son olarak, Kurum Başkanı Uadigar hanımilahlara kurban verilerek taaa Washingtonlara yollanmıştır.

Bedeli ise elbette halkımız ödemektedir ve uyanana dek de (ya da ölene dek) ödemeye
devam edecektir. Bu kıskaçta hiç olmazsa KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE
bir parça olsun önem verilirse, açıklar (haraç, rant!) sürdürülebilir – katlanılabilir düzeyde götürülebilir. Bu arada “fukara halkımız“, azıcık da olsa insan yerine konarak bir parça koruyucu sağlık hizmeti almış olur. Sınırlandırılamayan sağlık giderleri gene yapılmış olur ama hiç yoktan halkın sağlığı bir parça yarar görebilir..

Acı – kara mizah bir yana, Almanya, dev ekonomisi ile 3 onyıl kadar önce Krankenkasse‘sini (Alman SGK’sı) akçal açıdan döndüremiyordu.. Bismarck‘ın yüz yıllık harikası bunalımdaydı.
Sağaltıcı (tedavi edici) hizmetler ağırlıklıydı sistem. Sorunun kaynağı bulundu ve yasal değişiklikle 45+ yaş herkes yılda 1 kez, gebeler ve bebekler ise gerekli sıklıkta hekime başvurarak koruyucu sağlık hizmeti almaya YASA İLE zorunlu tutuldu..

Tabii bir “merkez kapitalist” ülke olarak Almanya, bir “çevre kapitalist” ülke Türkiye ile
eş işleme tabi tutulamazdı küreselleşen finans kapital tarafından..

Aaaah Türkiyem aaahhh.. Bu yaşamsal gerçekleri dile getiren “ulusal sol“u hep budadın
hep budadın.. Bak, Yer geldi “anarşitler”i teslim ettin, yeri geldi sayın muhbir vatandaş oldun..
Şimdi dinciler seni göz göre göre “din maskesi” ardında acımasızca soyuyor.

Ne olacak şimdi??

SGK, bu kez, çaresizlikten kıvranırken, hekimleri ateşe sürüyor..
Hekimler de çoook zorda halkına yardım edebilmek için..
Nasıl çıkacağız bu bataktan?..

Temel hekimlik kuralıdır : Önce doğru tanı koyarak!

Bu arada SAĞLIK KOOPERATİFLERİNİ anımsayarak..

Sağlığımızı korumanın yollarını iyice belleyerek ve özel çaba ile uygulayarak..

Ayakta kalıp, İNSANCA – HAKÇA, SAĞLIĞIN  DOĞUŞTAN KAZANILMIŞ BİR
İNSANLIK HAKKI
olarak tanımlandığı, MÜŞTERİ değil YURTTAŞ olduğumuz….
bir toplumsal düzen için örgütlü politik uğraş vererek..

Sevgi ve saygı ile.
12 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Avrupa Kooperatif Üniversitesi


“Sevdiklerinizi gömmeyin,
organlarını bağışlayarak onları onurlandırın.”
 

Prof. Dr. Alihan Gürkan

Dostlar,

Muğla Üniv.’den emekli Sayın Prof. Dr. Ayhan Çıkın hocamız önemli bir derleme yapmış..

Bizim önümüze “En önemli sorununuz Kürt sorunudur” diye içeriden ve dışarıdan dayatılırken, dışımızdaki dünye nelerle meşgul..

Bu arada özellikle balonlaştırlan gündemle (3 PKK’lının cenaze töreni ve
Mehmet Ali Birant‘ın ölümü) Silivri Zulümhanesi unutturulmak isteniyor.
Bir de 7 ilde yeni bir baskın dalgası ve ilerici avukatlar da dahil kapsamlı gözaltı..

  • Kooperatifler ülkemiz için yaşamsal önemde..

Gazi Mustafa Kemal Paşa da işin bilincinde ve Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği‘nin kurucusu. Silifke Şubesi’nin de 1 sayılı üyesi..

Yüce ATATÜRK, 30.6.1936’da Silifke Tekir’de ilk Tarım-Kredi Kooperatifini kurarak kendisi 1 sayılı üye olmuş ve özellikle yoksul köylüyü, çok sınırlı gücünü
biraraya getirmek üzere Kooperatif örgütlenmesine teşvik emiştir.

Sakın kimse Kooperatiflerin komünist icadı olduğunu savlamaya kalkmasın.

Bu dayanışma birimlerinin -kooperatiflerin- anavatanı İngiltere ve kuruluşu
21 Aralık 1844!

21 Aralık, Rochdale Haksever Öncülerinin İngiltere / Manchester’da 1844’te kurdukları tüketim kooperatifi ile ekonomide yarattıkları soylu devrimin yıl dönümüdür. AB ülkeleri, günümüz kalkınmışlık düzeylerini başta sömürü olmak üzere başlıca kooperatiflere borçludurlar.

Uluslararası platformlarda kooperatifin kabul görmüş 2 tanımı var :

Birincisi Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin (ICA) kuruluş kurallarında yer alan tanımdır. Buna göre;

  • Kooperatifler; kişilerin karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan girişimlerinin, üyelerinin ekonomik ve sosyal gelişimi için kullanıldığı örgütlerdir.

2. tanım da ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) kararlarında yer almıştır :

  • Kooperatifler; kişilerin gönüllü olarak belli ortak bir amacı gerçekleştirmek için oluşturdukları, gerekli sermayeye eşit koşullarda katıldıkları,
    üyelerin aktif girişimlerindeki kâr ve risklerin adil olarak paylaşıldığı
    demokratik denetimli örgütlerdir.

Anlaşıldığı gibi, kooperatiflerin 2 temel yönü bulunmaktadır;
hem sosyal, hem ekonomik birimlerdir. Bize göre de, kooperatif hareketin
en temel özellikleri, yurttaşların örgütlenme ve dayanışma gereksinimlerine
yanıt vermesidir.

Ayrıca BM geçtiğimiz yılı, «2012 Dünya Kooperatifçilik Yılı» olarak duyurmuştu.

Bu bağlamda ülkemizin 2 temel alanda daha ülke düzeyinde örgütlenmiş Kooperatifleşmeye gereksinimi var :

1. Sağlık Kooperatifleri

2. Eğitim Kooperatifleri

İlki özellikle piyasalaştırlıdı giderek erişilmez, bedeli ödenemez olmakta; SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM Masalının balayı dönemi bitti..

İkincisi ise, piyasalaştırlmaya ek olarak bir de özellikle 4+4+4 ile dincileştirldi.

Her iki küresel güdümlü saldırıya direnmenin yollarından biri bu koooperatifler.

Ama sorun gündemde değil ne yazık ki!

Niçin ??

Bu konuyu tartışmamız gerek..

Prof. Ayhan Çıkın, “takma kalbi” ile 10. yılında, web sayfasında aydınlanma çabasını azimle sürdürüyor. Kendisine şükran borçluyuz. Bu yüzden de bu dosyamızın en üstüne organ aktarımı ile ilgili bir öneri koyduk; yineleyelim :

  • “Sevdiklerinizi gömmeyin,
    organlarını bağışlayarak onları onurlandırın.”

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 19.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

Avrupa Kooperatif Üniversitesi

Avrupa Kooperatif Üniversitesi (AKÜ), “kooperatif kolejleri birliği” aracılığı ile geliştirilmiş bir proje birliğidir.

Avrupa Kooperatif Üniversitesi (AKÜ)[1],[2], 2003’de kurulmuş açık bir Avrupa internet ağıdır.

Bu ağ içinde kooperatif kolejlerinin tüzel kişilikleri ile gerçek kişiler toplanmıştır. Amacı, sosyal girişimciler tarafından gerçekleştirilen üretim, sermaye birikimi (capitalisation) ve bilgi iletim alanının canlandırılması ve yapılandırılmasıdır.
AKÜ, Avrupa düzeyinde dinamik bir sosyal girişimci modelinin gelişmesine katkıda bulunur[3]. Avrupa Kooperatif Üniversitesi, Leonardo da Vinci Avrupa Programı çerçevesi içinde “kooperatif kolejleri birliği” aracılığı ile geliştirilmiş bir proje birliğidir. Bu projenin konusu,“sosyal ve dayanışma ekonomisi işletmecilerinin eğitimiyle yükümlü üniversiteler ve eğitim kuruluşları için Avrupa düzeyinde kooperatifçilik deneyim ve araştırma alanı” yaratmaktır[4].

AKÜ KAYNAK MERKEZİ

AKÜ Kaynak Merkezi, Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi işletmecilerinin bilgilerini, uygulamalarını ve yenilikçi araçların kullanımını ve araştırma, sermaye birikimi (capitalisation), yardımlaşma ve yayılma süreçlerinde besleyici pedagojik kaynaklar sunar.

Ağ olarak AKÜ’nün başta gelen hedeflerinden biri, kooperatif pedagojisiyle ilgili akılcı bir eğitim yöntemi açısından ve sosyal ekonomi girişimlerinin farklı ailelerinin kurallar sisteminin ve özel ilkelerinin büyük bir kısmının, içerik açısından,
bizzat kendilerine bağladığını kabul eder; sosyal ekonomi girişimcilerinin formasyonunun özelliği de, eylem ve kuram düzeylerinde kaynakla beslenmesi gereğini önemser.

AKÜ PROJESİ

“Avrupa Kooperatif Üniversitesi” projesinin kuruluş teklifi,  “Kooperatif Kolejleri Birliği” (Groupement des Collèges Coopératifs) tarafından getirilmiştir. Bu projenin orijininde ikili bir meydan okuma vardır :

1.   Sosyal ve Dayanışma Ekonomisinin yeni mesleki niteliklerinin ihtiyaçlarına
yanıt vermek

Tatmin edilemeyen ihtiyaçlara cevap vermeye uygun yenilikçi projeler, onların destekçileri ve işletmecileri için yeni becerileri gerektirir. Bu projeler, küresel yaklaşımlar ve stratejik uyarlamalar isterler. Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi’nin aktörlerinin bölge içinde kökleşmesi ve uzaktan eğitim uygulamalarının gelişmesi, pedagojik araçların ve yöntemlerin gelişmesini ve yeniden kurulmasını gerektirir :

*  Avrupa düzeyinde nöbetleşe uygulamalar,

*  Eylem araştırması,

Kooperatif eğitimi.

Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi aktörlerinin kazandığı yeni beceriler pek az bilinmektedir ve bu becerilerin bir doğrulanma sisteminden geçmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

2 – Avrupa düzeyinde Sosyal Ekonomi ve Dayanışma Ekonomisi profesyonellerinin, eğiticilerinin, araştırıcılarının ve  bilgi birikiminin yakınlaşmasını teşvik etmek.

Bu başlığı üç amaç altında özetlemek mümkündür :

*  Avrupalı sosyal girişimcilerinin uygulamalarının araştırılması, kimlikleştirilmesi ve profesyonelleşmesi için bir referans belgesi oluşturmak;

*  Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi’nde girişimcilik ve toplumsal yenilikçilik için
bir Avrupalı eğitim mekanizmasını başlatmak.

*  Kısa sürede, Avrupa Kooperatif Üniversitesi çerçevesinde bu eğitimi geliştirmek ve sürekli kılmak.

AKÜ PROJESİNİN 3 EVRESİ  : 1999-2009

Avrupa Kooperatif Üniversitesi projesinin ilk evresi : 2001-2004[5]

Bu projeyi yürütme sorumluluğunu “Provence Alpes Méditerranée (P.A.M.) 
Kooperatif Koleji[6] üstlenmiştir. Bu ilk dönem bir hazırlık dönemidir :

*  Sosyal girişimcilerin günlük faaliyetlerinde kooperatifçilik ilkelerine uygulamaya koyan bir Avrupa girişimci Referans belgesinin geliştirmesi[7];

*  Bir AKÜ Şart’ının hazırlanması[8];

*  5 grup (Belçika, İtalya, İspanya, Fransa, Portekiz) sosyal girişimcilere uzaktan
deneysel eğitim kursunun açılması;

*  Kaynak merkezinin ve web sitesinin ilk belgesel temelinin kurulması.

Avrupa Kooperatif Üniversitesi projesinin 2. evresi  : 2005-2007[9] 

Bir önceki proje evresini tamamlayan, “2005-2007 Avrupa Kooperatif Üniversitesi Ağı” evresinde, sosyal ekonominin genel ilkelerini ve demokratik yönetim pratiklerini uygulamaya koyması, dayanışmanın sonuçlarını takip ederek karakterize olmuş girişimlerin yöneticilerini, sosyal girişimcilerin formasyonu üzerine bir Avrupa ağı yapılandırmayı ve geliştirmeyi hedeflemektedir. Projenin  bu evresinde 3 eksen geliştirildi :

1.    Dört uzmanlık konusuna göre  yenilikçi eğitim araçları ve uygulamaları, bilgi-bulgularının toplanması, yardımlaşma, bunların yayılması ve kullanımına olanak veren  bir “Avrupa sosyal girişimcilik eğitimi kaynak merkezi” kurulması :

Kooperatif eğitim araçları ve uygulamaları, sosyal ekonomi girişimcileri eğitiminin özel içeriği, sosyal girişimcilik ve formasyon mühendisliği, sosyal girişimcilikte eğitim aktörleri sistemi;

2.    Sosyal Ekonominin mesleki örgütleri  (Kooperatifler, Yardımlaşma Sandıkları ve Dernekler) ve formasyon aktörleri (öğretici-araştırıcı, eğiticiarasında değişimi geliştirme ve sağlamlaştırma;

3.     Sosyal Ekonomi birlikleri ve federasyonları, formasyon aktörleri ve yerel belediyelerin, Avrupa düzeyinde bir mobilizasyon stratejisiyle bu ağın sürdürülebilir koşullarının oluşturulması.

Avrupa Kooperatif Üniversitesi projesinin  3. evresi  :  -2009 : UCE-GIFES projesi

1999’dan beri AKÜ projesini yükümlenen “P.A.M Kooperatif Koleji”, projenin bu evresinde, eğitim aktörleri ağını açma ve remobilize etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, P.A.M. Kooperatif Koleji, “Avrupa Kooperatif Üniversitesi Uluslararası Sosyal Ekonomi Eğitimcileri Birliği Ağı” (UCE-GIFAES)[10] için yeni bir proje geliştirir. Bu projenin iki amacı vardır :

*  Ağın önemli araçlarını teşkil eden “Kaynaklar Merkezi’nin ve sitesinin kooperatif çalışma sürecini kayıt altına almak;

*  Kendi bilgilerini ve pratiklerini yardımlaşmacı bir yaklaşım içinde ve sosyal girişimcilerin formasyonunda sürekli yükümlü eğitici bir topluluğu oluşmasına (ulusal ve uluslararası düzeyde) teşvik etmek ve organize etmek.

SONUÇ                     :

  • Türkiye’de kooperatifçilikle ilgili eğitimi, araştırmayı, vb…
    ne zaman ve nasıl gerçekleştirebiliriz ?

Dr. Ayhan ÇIKIN
18.1.13



[1] L’Université Coopérative Européenne (UCE)
[2] Daha ayrıntılı bilgi için bkz:  http://uce.universite-cooperative.coop/index.php?option=com_content&task=view&id=489&Itemid=365
[3]http://fr.wikipedia.org/wiki/Coll%C3%A8ge_coop%C3%A9ratif
[4]http://www.entreprises.coop/decouvrir-les-cooperatives/se-former-a-la-cooperation/prix-et-recherche-cooperative.html
[5] Daha ayrıntılı bilgi için bkz: http://uce.universite-cooperative.coop/images/pdf/uce%20fra%2001_04.pdf
[6] “Provence Alpes Méditerranée Kooperatif Koleji” 1979’da kurulmuştur. O, “Aix-Marseille II”üniversitesi ile işbirliği ile kurulmuş ve “Avignon  ve  Montpellier II” üniversiteleri ile ortak çalışmaktadır.
[7]  Daha ayrıntılı bilgi için bkz: http://uce.universite-cooperative.coop/images/pdf/resume%20entrep%20soc_8%20pages%20fran%20defin%20coul.pdf
[8] Daha ayrıntılı bilgi için bkz: http://uce.universite-cooperative.coop/images/pdf/charte%20uce%20fr.pdf
[9] Daha ayrıntılı bilgi için bkz: http://uce.universite-cooperative.coop/images/pdf/plaquette%20version%20francaise%2002%2005%2006%20definitive.pdf
[10] « Groupement International des Formateurs d’Economie Sociale de l’Université Coopérative Européenne en réseau » (UCE-GIFES).

Yargıtay; muayene için eltisinin yeşil kartını kullanana beraat verdi.. Mevzuatta sağlık hakkı..

Yargıtay, muayene için eltisinin yeşil kartını kullanana beraat verdi

Dolandırıcılık değil çaresizlik!

Yargıtay, eltisinin yeşil kartıyla devlet hastanesinde muayene olurken fark edilen ve hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla dava açılan kadın hakkındaki beraat kararını onadı. Muayene olabilmek için eltisinin yeşil kartıyla hastaneye giden ve ondan sonra sanık kürsüsüne oturan N.E.’nin yaşadığı yargı süreci şöyle gelişti:

Rahatsızlanan sanık N.E., sağlık güvencesinin olmaması nedeniyle eltisi olan diğer sanık E. E.’den yeşil kartını aldı. Bu kartla Menemen Devlet Hastanesi
kadın doğum polikliniğine giderek muayene olmak için kayıt yaptırdı. Ancak muayene sırasında yeşil karttaki fotoğrafla N.E.’nin farklı kişiler olduğunun anlaşılması üzerine hastanede tutanak tutuldu. Ardından da iki elti hakkında “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamasıyla dava açıldı.

İzmir Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi, eltiler hakkında beraat kararı verdi.
Dosyanın temyizini görüşen Yargıtay 15. Ceza Dairesi de, kadınların eyleminde
hile unsurunun yasada tanımlanan yeterlilikte olmadığı ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçunun bulunmadığına hükmetti.
(Basın, 25.12.12)

===========================================

Dostlar,

Sosyal güvenliğe ilişkin doğrudan Anayasa maddesi aşağıda..

Anayasa md. 60 : “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayarak gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.”

Bu durumda Devlet ödevini yapmamış oluyor ve de yurttaşını suça itmiş olmuyor mu? Bir tür “suça azmettirme” değil mi bu tablo?

O zaman, salt yurttaşı “çaresizlikten” aklamak (Zor oyunu bozar kuralı..) yeter mi?
Adalet yerini bulmuş mudur? Hükümet hakkında anayasal görevini yerine getirmeme nedeniyle mahkemenin suç duyurusunda da bulunması
en azından karar gerekçesinde böylesine bir irdelemeye yer vermesi beklenmez mi??

Anayasa md. 56 : Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. … Devlet, bu görevi … yerine getirir.. Devlet herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak.. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir biçimde yerine getirilmesi için..

Bir de Anayasa 2. md.’de belirtilen, değiştirilmesinin teklifinin bile 3. madde ile engellendiği Devletin nitelikleri arasında “sosyal devlet” var..

  • Sosyal devlet; yurttaşını sağlık-sosyal güvenlik temel hakkından
    herhangi bir gerekçeyle yoksun bırakabilir mi??

Ayrıca Borçlar Yasası’nın ilgili 2 maddesi de aşağıda..

Borçlar yasası md. 63 Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.

Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.

Borçlar yasası md. 64– Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. …..

Bunlara ek olarak, Türkiye’nin de taraf olduğu ve kendisini bağladığı İHEB :

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ md. 25 (10.12.1948) :

  • “ HER-KE-SİN, KENDİSİ ve AİLESİNİN SAĞLIK ve GÖNENÇ İÇİNDE BESLENME, GİYİM, KONUT ve TIBBİ BAKIM  HAKKI VARDIR. ”

Başka uluslararası bağlayıcı (Anayasa md. 90/son fıkra) hukuk metni var mı ??

AB Temel Haklar Şartı (Nice, 7 Aralık 2000) :
(http://ek12 utup.dpt.gov.tr/ab/hukuk/temelhak.pdf)

Madde 34 : Sosyal güvenlik ve sosyal yardım

Birlik, Topluluk hukuku ile ulusal hukuk ve uygulamalardan kaynaklanan kurallar uyarınca, işini yitirme durumunda ve analık, hastalık, iş kazaları, geçindirilmeye muhtaçlık veya yaşlılık gibi durumlarda koruma sağlayan sosyal güvenlik yardımlarından
ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını tanır ve gözetir
.

Örnek olayımza tam da uyuyor değil mi??
Peki Türkiye hem AB üyeliği için yüzlerce (500+) yasasını 10 “AB Uyum Paketi” (!?) ile değiştirdi ve yukarıya alınan hükümleri iç hukukuna aktardı da neden uymaz??

Madde 35    : Sağlık hakkı 

Herkes, ulusal hukuk ve uygulamalar uyarınca koruyucu sağlık hizmeti alma
ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. Birliğin tüm politikaları ve eylemlerinin tanım ve uygulamasında, daha üst düzeyde bir insan sağlığı koruması hedeflenir.

Md. 35 de yeterince net değil mi?? “ulusal hukuk ve uygulamalar uyarınca” dendiğine  göre, yukarıya aktardığımız üstün hukuk normu Anayasa md. 60 ne anlama gelmektedir, nasıl yorumlanacaktır?

Bitmedi                              :

İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi

Md. 3-Sağlık Hizmetlerine Erişimde Adalet
Taraflar, sağlık gereksinimleri ve var olan kaynakları dikkate alarak, kendi yasal yetkileri kapsamında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir biçimde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır. (5013 sayılı yasa, 9.12.03 tarih ve 25311 sayılı RG)
  • “Boşunadır yasalar; herkesi eşit olarak bağlamıyorsa. Boşunadır yasalar;
    toplumda 1 tek kişi bile ceza almadan onları çiğneyebiliyorsa.. ”
    Denis DİDEROT / [ Düşünceler, 1774 ]

Diderot üstadın 238 yıl önce yazdıklarını bir yana koyalım;
TBMM’den geçen uluslararası metinlerin anayasal üstünlüklerini görelim :

Anayasa md. 90 / son fıkra :

  • “.. TBMM tarafından yöntemine uygun olarak kabul edilmiş uluslararası anlaşma ve sözleşmeler yasa gücündedir.. Bu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin anayasaya aykırılığı ileri sürülemez..  Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Tüm bunların ışığında Türkiye, “hukuk devleti” olmanın / olmamanın neresinde ??

Hele hele son 10 yılda bir yandan bu metinleri TBMM’den geçiren ama öte yandan da apaçık, pervasızca çiğneyen bir siyasal anlayış ve kadro için ne söylenebilir ??

Sağlık hakkı için de örgütlenerek hukuksal savaşım vermek gerekir..
Yargıda iç hukuk / iç hukuka mal olmuş kaynaklar ile birlikte bağlayıcı uluslararası metinleri de ısrarla dayanak olarak ileri sürmek gerekiyor..

Daha kapsamlı bir çalışmayla ek mevzuat kuralları da bulunabilir..
Eldekiler yetersiz mi??

Bir de SAĞLIK KOOPERATİFLERİ‘ni tartışsak keşke…

Sevgi ve saygı ile.
26.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net