Etiket arşivi: Dr. Ahmet Saltık www

Dünya Engelliler Günün – 2012 : Engelli kardeşlerimize saygıyla..


Dünya Engelliler Günün – 2012 : Engelli kardeşlerimize saygıyla..

Engalliler_gunu_3.12.14

  • Ülkemizde engelli oranı % 12,5’lerde.. Neden böyle yüksek?
    Neden her 8 kişiden 1’inin ortopedik, duyusal,
    mental ya da metabolik bir engeli var??
  • %20’lerde son derece yüksek akraba evlilikleri,
  • kanyollarına dönüşen karayolları trafik kazaları (ve cinayetleri),
  • dünyada öncü olduğumuz iş kazaları (ve cinayetleri!),
  • bölücü örgüt yüzünden yaşadığımız emperyalist şiddet,
  • siyasal iktidarın polis devleti uygulaması ve halka yönelik şiddeti,
  • kan davaları..??
  • NE YAPMALI??

Sevgi ve saygı ile.
03.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Enerji ve Maden İşçilerinin Haklı Mücadelesini Destekliyoruz


Dostlar
,

Maden-İş ve TES-İş Yatağan Şubelerinin enerji ve maden işçilerinin
Ankara’ya yürüyüşlerinin Muğla’da polis tarafından tüm yasalar çiğnenerek engellenmeye çalışıldığını ibretle ve dehşetle izliyoruz..

Bu çırılçıplak FAŞİZMDİR!

Otobüsler akıl dışı tuhaf gerekçelerle engelleniyor, sürücüleri gözaltına alınıyor, ruhsatlara al konuyor, işçilerin kimlikleri alınıyor vs..
Kadın ve çocuklar da ortalıkta; otobüslerden indirilmiş durumdalar..

AKP artık resmen ve iyice saçmalıyor ve hukuku bir kez daha ayaklar altına alıyor.
Olup bitenlerden hiç ders almışa benzemiyor..

Artık aklını başına alması gerek.. Polis – jandarma (Kolluk), bu tür yasal ve uluslararası hukuk ve Anayasa tarafından da (AİHS md. 11 ve Anayasa md. 34) apaçık tanınan
bir hakka zor kullanarak engel oluyor..

Oysa Kolluğun görev tam da tersi!

Yurttaşın bu tür eylemleri YA-PA-BİL-ME-LE-Rİ için gerekli güvenlik önlemlerini almak.

Adı üstünde “güvenlik” güçleri..

  • AKP’nin artık Türkiye’yi normalleştirici adımlar atması gerek..

Yatağan işçileri eşleri ve çocukları ile birlikte gecenin karanlığında YÜ- RÜ -YOR -LAR!

Böyle bir tablo İNSANLIK TARİHİNE GEÇER.. Mahatma Gandhi’nin yürüyüşü gibi..
MAO ve 300 bin yoldaşının 15 yıl süren uzuuun mu uzun yürüyüşü gibi….

Tarih aktörleri yazar ve hükmünü verir; seçim sandığını beklemez ve onun sonucuna da bakmaz.. Başbakan R.T. Erdoğan da artık kendine gelmeli ve ikide bir
30 Mart (2014) seçimini göstererek halkla dalga geçmemelidir..

Siyasal iktidar, Demokrasinin tüm kurum ve kurallarını gecikmeden yaşama geçirmek zorundadır..

Yarın çoook geç olabilir..

  • Ernst Hemingway’in çanları kulaklarımızı sağır ediyor..

AKP’nin yurtsever milletvekillerinin artık ağırlıklarını koyarak
sağduyu ile, sonu karanlık ve de kanlı olabilecek bu akıl dışı gidişe
“dur” demeleri kaçınılmaz olmuştur..

Vebali çoook ağırdır..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

Yatagan_iscileri1


Enerji ve Maden İşçilerinin Haklı Mücadelesini Destekliyoruz

Maden-İş ve TES-İş Yatağan Şubeleri

öncülüğündeki enerji ve maden işçileri,
Muğla’daki termik santral ve kömür ocaklarının
özelleştirilmesine karşı savaşımlarını sürdürmektedir.

İşçiler; iktidarın özelleştirme inadından vazgeçmemesi durumunda,
23 Ocak 2014 perşembe günü Yatağan’dan Muğla’ya yürüyeceklerini
ve buradan hareketle, özelleştirme ihalesine son teklif verme tarihi olan
24 Ocak 2014 Cuma günü Ankara’da olacaklarını açıklamıştır.

Yatagan_direnisi

Vatan, Cumhuriyet ve Emek birlikteliği;

enerji ve maden emekçilerinin haklı mücadelesinin yanındadır
ve iktidara, termik santraller ve kömür ocaklarının özelleştirilmesinden vazgeçilmesi çağrısında bulunmaktadır.

Gün; soygun düzenine karşı çıkma ve dayanışma günüdür.
Bu nedenle;

Emekten yana,
Özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya, soygun ve talana karşı olan,
yolsuzluk ve rüşvet düzenine karşı sesini yükseltecek
tüm halkımızı ve örgütleri,
emekçilerin direnişine destek vermeye çağırıyoruz.

24 Ocak Cuma günü saat 10.00 da Toros Sokak Sıhhıye’de
Muğla’dan gelen işçilerimizi karşılayalım.

EMEĞİ KORUMAK, VATANI VE CUMHURİYETİ KORUMAKTIR.

VATAN CUMHURİYET VE EMEK BİRLİKTELİĞİ

Atatürkçü Düşünce Derneği
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu
Cumhuriyet Kadınları Derneği
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Engelliler Konfederasyonu
Memleket Sevdalıları Derneği
Müzik Eğitimcileri Derneği
Tüketici Hakları Derneği
Türkiye Gençlik Birliği
Ulusal Eğitim Derneği

Yatagan_iscileri_Ankara'da_23.1.14

Sevgi ve saygı ile.
24 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

MUSTAFA MUTLU : Cemaat kaç kişi?


Dostlar,

Değerli yazarımız, insan duyarlığı ile de örnek Sayın Mustafa Mutlu‘nun
“Cemaat Kaç Kişi?” başlıklı yazısını paylaşalım…

Sevgi ve saygı ile.
21 Kasım 2013, Bandırma

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

Cemaat kaç kişi?

AYDINLIK, 21 Kasım 2013

mustafamutlu
Bir süredir devam eden AKP ile Gülen cemaati arasındaki kavga,
Washington’da da izleniyormuş.

Bu haberi BBC vermiş.

Dahası da var:

Aynı haberde, Gülen cemaatinin ABD’deki büyümesinin son yıllarda “baş döndürücü bir hıza ulaştığı” da belirtilmiş.

Özellikle de Kongre üyeleri üzerinde çok etkililermiş.

Ve en önemlisi:

  • ABD’li uzmanlara göre, cemaat üyeleri önümüzdeki seçimlerde bir daha
    AKP’ye oy vermeyecekmiş!

***

İyi de asıl soru şu:

Kaç kişi bu cemaat?

Diyelim ki gerçekten oy vermeyeceklerse, AKP’nin oyu ne kadar azalacak?

Ve bir önemli soru daha:

Geçen seçimlerde “Mezardakilere bile oy kullandırın; AK Parti’yi destekleyin” diye talimat veren Fethullah Gülen, şimdi hangi partiyi işaret edecek?

***

Duyduğunuzu sanmıyorum; Taraf’ın bavulcu yazarı Mehmet Baransu,
13 Ağustos 2013’te yazdığı “Erdoğan, cemaatin oyunu hesaplatıyor” başlıklı yazıda şunları kaleme almıştı:

“AK Parti, cemaatin oy oranıyla ilgili bazı anketler yaptırmış. Anket sonuçları hakkında ser verip sır verilmese de Numan Kurtulmuş‘un bir anket firmasıyla yaptığı görüşmeden kimi ayrıntılar öğrendim. Kurtulmuş, partiye anket yapan bir isimle görüşüp, Cemaatin oylarının ne kadar olduğunu öğrenmek istemiş.
Muhatabına, kendisine göre Cemaatin oy oranının %3 dolayında olduğunu da aktarmış. Anket firması yetkilisi Kurtulmuş’un öngörüsüne karşı çıkıp, Cemaatin oy oranının %8’e, çarpanlarıyla birlikte %16’ya varabileceğini iddia etmiş.
Çarpandan kasıt, Cemaatin etki gücünün sonuçlara yansıması…”

***

Ülkemizdeki seçmen sayısı yaklaşık 52 milyon kişi…

Eğer Cemaatin oy potansiyeli Numan Kurtulmuş’un tahmin ettiği gibi %3 ise; demek ki oy verme yaşındaki Fethullahçılar’ın sayısı yaklaşık 1,5 milyon kişi…

Yok; anket firmasının yetkilisinin dediği doğruysa, yani potansiyel %8’i buluyorsa;
o zaman sayı 4 milyona ulaşıyor!

Bana sorarsanız; bu rakamların hepsi şişirme…

Eğer Cemaatin gerçekten böyle bir gücü olsaydı, televizyon kanallarının reytingleri
bu denli yerlerde sürünmezdi!

***

Neyse, ne… Umarım Cemaat, bugün kavga ediyormuş gibi yaptığı AKP’yi desteklemekten gerçekten vazgeçer de, eti budu neymiş hepimiz görürüz.

Ona bu kadar güç vehmedenler de akıllarını başlarına alırlar!

İSTİSMAR!

Başbakan, Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldğını göreceğiz” demişti. Bu sözler “genel af”fı çağrıştırdı ve
kamuoyu tepki gösterdi.

Bunun üzerine Başbakan, Diyarbakır’da söylediklerini her zaman yaptığı gibi
Ankara’da unuttu ve “Ben hayallerimden bahsediyorum, siz ‘genel af’ diyorsunuz. Gündemimizde kesinlikle böyle bir şey yok.” diyerek çark etti.

Adalet Bakanı önceki gün açıkladı:

Ülkemizdeki 359 cezaevinde şu anda 140 bin 520 tutuklu ve hükümlü bulunuyor.

Madem “genel af” olmayacak; o zaman bunca insan cezaevlerini nasıl boşaltacak?

Elbette başbakanlar da hayal kurar… Ama hiçbir başbakan, “hayal sömürüsü” yapmaz. Tutukluların, hükümlülerin ve onların hasret çeken yakınlarının duygularını
istismar etmez.

Recep Tayyip Erdoğan’ınki hayal kurmak değil, seçim öncesi hayal istismarı yapmaktır.

Bunu görmemek için de “akıl körü” olmak gerekir!

GÜNÜN SORUSU

Başbakan Meclis Grubu’nda, “Korkuyla büyük devlet olunmaz” dedi; aynı mekânda kendisini izleyen cemaatçi AKP Milletvekili İdris Bal da, “Küçük hesaplarla büyük devlet olunmaz.” diye tweet attı. Sorum Başbakan’a:

Cemaatle daha fazla papaz olmaktan korkmuyorsanız, neden bu isyana sessiz kaldınız? Yoksa korkuyla devlet olunmuyor; ama başbakan olunuyor mu?

Bölücüye ihtiyaç yok!

Başbakan, Diyarbakır’da kullandığı “Kürdistan” sözünü savunurken,
“Osmanlı’da da Doğu ve Güneydoğu, Kürdistan eyaletiydi” diyor.

İyi de bize ne kardeşim Osmanlı’dan?

Sen Osmanlı’nın sadrazamı mısın, yoksa 90 yıl önce dünyada eşi benzeri görülmemiş bir halk savaşıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı mı?

Neymiş; ilk Meclis zabıtlarında da öyle yazıyormuş…

İlk Meclis ne zaman kuruldu? 1920’de…

Cumhuriyet ne zaman ilan edildi? 1923’te…

Madem Doğu ve Güneydoğu bir zamanlar “Kürdistan” eyaletiydi;
o zaman İstanbul’u da Yunanistan’a iade edelim.

Sümer devletini de kurduralım ya da… Likya’ya, Lidya’ya, Hititlere topraklarını
iade edelim!

***

  • Başbakan’ın “Kürdistan” diye tanımladığı topraklar, Misak-ı Milli içindedir ve bir karış toprağını bile ayrıştırmaya kalkmak,
    ihanetlerin en büyüğü, en affedilmezidir!

GÜNÜN İSYANI!

İsyanım bir zamanlar özel görüşmelerde AKP’ye nefretini dile getiren, sonrasında ise bu partiye yanaşan ve “Akil Adamlar” arasına giren Yeşilçam’ın “bitirim”i
Kadir İnanır‘a:

O yerlere göklere sığdıramadığın Başbakan, seni kastederek,

Ahmet Kaya‘ya saldıran sanatçıların bir kısmı şimdi, ‘O esnada dışarıdaydım’ diyor. Ulan hepiniz oradaydınız. Dürüst olun” dedi.

Hani filmlerinde “Uleeeeyyynnn” diye kükrüyordun ya, Başbakan’a bu sözünü iade etme yürekliliğini neden gösteremiyorsun? Yoksa senin delikanlılığın “rol icabı” mıydı?

KADINLAR BAŞKALDIRIYOR : HEM DE KADINLI – ERKEKLİ!


KADINLAR BAŞKALDIRIYOR :

HEM DE KADINLI – ERKEKLİ!

16 Kasım 2013, Cumartesi, 
Saat : 14 : 00, Güvenpark – ANKARA

kadinlar

Bravo Aydınlık kadınlarımıza!

Geleceği onlar inşa edecek..

Öyle ya da böyle..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 15.11.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

TTB : Savaş Bulaşıcı Hastalıklarla da zarar veriyor


Dostlar
,

Meslektaşlarımız, TTB (Türk Tabipleri Birliği) Halk Sağlığı Kolundaki
Halk Sağlığı Uzmanı hekim arkadaşlarımıza son derece ciddi ve kapıya dayanmış bir tehlikeye işaret etmekte ve çok yerinde önerilerde bulunmaktadırlar.

Biz de AKP Hükümetini ve özellikle Sağlık Bakanlığını uyarmak isteriz :

TTB açıklaması yerinde ve bilimsel olarak doğrudur.
Gerekli önlemler Sağlık Bakanlığı – Hükümetçe hızla alınmalıdır.
Bir de bu bulaşıcı hastalıklar yüzünden toplum olarak acı faturalar ödemeyelim.
Başta çocuklar olmak üzere engelli – felç kalmasınlar, erkenden yaşamdan kopmasınlar.

Önemli olan bir başka husus da, salt yangın çıkınca söndürmek – söndürmeye çabalamak değil, yangın çıkmaMAsı için koruyucu sağlık hizmetlerini örgütlemektir.
Bu yaz 3200+ kızamık olgusunun kayda alındığı bir “mini – orta boy kızamık salgını” yaşadığımızı anmsayalım- unutmayalım, ders çıkaralım..
Bağışıklama hizmetlerini kesinkes ihmal etmeyelim..

  • Ülkemizdeki Suriye’li sığınmacıların sayısı 1 milyonu hatta
    kimi kaynaklara göre
    2 milyonu aşmış durumdadır!

Bu insanların tüm Türkiye’ye yayılmış, ezici bir çoğunluğu son derece olumsuz
yaşam koşulları içinde ve çok yoksuldurlar. Tablo çok ağır bir insanlık dramıdır ve
başta BM Sığınmacılar (Mülteciler) Yüksek Komiserliği olmak üzere
(UN Refugees High Comissionary) soruna ivedilikle el atmak zorundadırlar.

Önemli bir not                                                 :

  • AKP, bu insanların çaresizliklerini, yaklaşan 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde oya dönüştürme girişimine ASLA yönelmemelidir!
    Bu çok immoral – etik dışı, yasa dışı bir tutum, açık suç olur ve ülkemizde
    seçim güvenliğini kökten kaldırarak iç istikrarımızı ciddi biçimde bozabilir.
  • Bu sığınmacılara ASLA vatandaşlık hakkı verilmemelidir!
  • Her türlü insancıl yardıma EVET ama T.C. Vatandaşlığı o denli ucuz değildir..
  • AKP Suriye’de iç savaş kışkırtıcılığını hatta açık – örtülü iç savaş destekçisi politikalarını derhal bırakmalı ve o ülkede barış için çaba harcamalı, bu talihsiz sığınmacların bir an önce ülkelerine dönmelerinin
    ortamı sağlanmalıdır.


*****
Evrensel, kurtarıcı sağık hizmeti ilkesini anımsatalım :

  • Her-ke-se, hemen, her yerde, sürekli, etkin ve yaygın,
    kamusal koruyucu sağlık hizmeti! 

Henüz başkaca bilimsel ve yönetsel reçete keşfedilmedi!

Üstelik salt bilimsel bir gerçek ve bizlerin önerisi – dileği olmanın ötesinde
pek çok uluslararası hukuk metnine, ülkemizi de bağlayacak biçimde girmiş olarak..
(Bkz. Sağlık Mevzuatı – Turkish Health Legislation başıklı AÜTF ders notlarımız..
http://ahmetsaltik.net/2013/11/04/saglik-mevzuati/)

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 9.11.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=========================================

TTB_logosu

Savaş Bulaşıcı Hastalıklarla da zarar veriyor!

Suriye’de çocuklar felçli. Savaş Bulaşıcı Hastalıklarla da zarar veriyor.

Türkiye’deki çocuklar da tehdit altında. Hazır mıyız?

TTB Basın Açıklaması, 8 Kasım 2013, Ankara

Emperyalist müdahale ile kışkırtılan Suriye’deki savaş yalnızca silahlarla ölümlere, yaralanmalara yol açmıyor. Gün geçtikçe artan bulaşıcı hastalıklarla da
acı yüzünü gösteriyor. Kızamık, şark çıbanı, sıtma, kuduz, ishaller ile gündeme gelen bulaşıcı hastalıklara bir yenisi daha eklendi: ÇOCUK FELCİ.

Tarihin tozlu sayfalarında yerini almak üzere olan, yirmi beş yıldır Türkiye’de görülmeyen ÇOCUK FELCİ, savaşa bağlı temel sağlık hizmetlerinin çökmesi ile yeniden kapımızda, hem de büyük bir salgınla…

1999’dan beri Suriye’de görülmeyen çocuk felci, bağışıklama hizmetlerinin aksaması ile salgına yol açtı. Bölgeye virüsün nereden geldiği bilinmemesine karşın,
çocuk felcinin endemik olduğu ülkelerden gelenlerle (Pakistan kaynaklı El Kaide – 
El Nusra askerleri vb.) Suriye’ye ve sınır illerimize taşınabileceği olasılığı gündeme alınmalı, mutlaka araştırılmalıdır.

Neyse ki, Sağlık Ocaklarımızın çabası ile Türkiye’den kazınan çocuk felci hastalığına karşı alınması gereken önlemler konusunda deneyimli sağlık çalışanlarımız hala var. Etkili bir aşı var. Yaşanmış başarılar var. Bununla birlikte bizi endişelendiren Sağlıkta Dönüşüm Programı nedeniyle yaşanan sorunlar.

İki yıldır mücadele ettiğimiz Sıtma ve Kızamık salgınlarında karşımıza çıkan yapısal sorunlar ve Sağlık Bakanlığı’nın salgınları sağlık çalışanlarından ve halktan gizleyen tavrı.

Artık biliyoruz ki, aile hekimlerine kayıt olmamış bebeklerimiz var ve %95’in üzerindeki resmi bağışıklama oranları, kızamık salgınında öğrendiğimiz üzere,
gerçekçi değil.

Buna, sayıları her geçen gün artan Suriye’li sığınmacıları da eklediğimizde,
salgın tehdidine karşı daha özenli, daha hızlı ve daha katılımcı bir çalışma yürütmemiz kaçınılmaz gözüküyor.

  • Savaşa bağlı yıkımının daha da artmaması için Sağlık Bakanlığı’nı gerekli önlemleri ivedilikle alıp uygulamaya, hekimlerimizi hangi basamakta çalışıyor olursa olsun Sağlık Bakanlığı’nın bu görevini yerine getirmesine katkı vermeye, yurttaşlarımızı sağlık örgütünün yürüttüğü önleme çalışmalarına uyumla katılmaya çağırıyoruz.

TTB bu süreçte Halk Sağlığının korunması için katkı ve işbirliğine hazır ve isteklidir.

Son olarak şunu da paylaşmak istiyoruz :

AKP hükümetinin, ülkemizde ve bölgede halkın sağlığına ciddi tehditler oluşturan savaşı körükleyen politikalardan ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçme konusunda siyasal sorumluluk göstermesini tarihsel bir adım olarak bekliyoruz.

Salgın tehdidine karşı öncelikli önerilerimiz                     :

1.       Sınır illerimiz başta olmak üzere DSÖ önerileri kapsamında riskli gruplara bağışıklama çalışmalarının bir an önce başlatılması gerekmektedir.

2.       Sağlık çalışanlarının konu ile ilgili bilgilendirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Kızamık salgınında 90’a yakın sağlık çalışanı kızamık hastalığına yakalanmıştır. Sağlıklı olmayan hizmet veremez, hizmet verdiklerini de hasta eder.

3.       Sorunun ciddiyetinin kamuoyu ile paylaşılması, semptomların halk arasında önemsenmesini sağlayacak, erken tanı ve sağaltım (tedavi) olanağını artıracaktır.

4.       Sağlıkta Dönüşüm Programı nedeniyle koruyucu hizmetlerde çalışan
sağlık personeli sayıları yetersiz düzeydedir. Koruyucu hizmetler (bağışıklama,
aile planlaması, çevre sağlığı vb.) kamu ya da özel birçok kurumda atomize olarak sunulmaktadır. Bu nedenle polio ve kızamıkla mücadelede Sağlık Bakanlığı’nın
sağlık örgütünde (Aile Sağlığı Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezleri, Halk Sağlığı Müdürlüğü, Devlet Hastaneleri, Eğitim- Araştırma Hastaneleri, Üniversite Hastaneleri, Referans laboratuvarları, Özel sektör) eşgüdümü ve Basamaklararası dayanışmayı sağlaması önemlidir. Benzer biçimde yeterli miktarda temiz içme ve kullanma suyu temini konusunda belediyelerle işbirliği sağlanması da mücadele için kritik öneme sahiptir.

5.       Sağlık alanındaki meslek örgütleri ve akademilerle işbirliği sağlanmalıdır.

6.       Savaş nedeniyle zorla yerinden edilenlere yapılacak koruyucu çalışmaların yoğunlaştırılması, özellikle kamp dışı sığınmacıların (mültecilerin) bağışıklama çalışmalarının mahallelerde yapılması sağlanmalıdır. Bu sırada yinlenen (mükerrer) aşılamaları önlemek için kayda dikkat edilmesi gerekmektedir.

7.       Mahallelerde yaşayan sığınmacılara gezici sağlık ekipleriyle düzenli ve sürekli koruyucu sağlık hizmetleri yaşadıkları yerlerde sunulmalıdır.

8.       Bildirimin önündeki bürokratik engeller hafifletilmeli, filyasyon (kaynak bulma) çalışmaları ve temaslı izlenmelerine yönelik sabit ve yeterli sayıda personel görevlendirilmelidir.

9.       Sınır il ve ilçe TSM’ler (Toplum Sağlığı Merkezleri), yönetsel açıdan deneyimli sağlık çalışanları ile desteklenmelidir.

10.   Sınırlardan giriş, çıkışlarda bağışıklama hizmetlerinin güçlendirilmesi,
kaçaklık korkusunu aşan yaratıcı uygulamalar geliştirilmesi gerekmektedir.

11.   ROJOVA’ya ilaç- aşı – gıda ambargosunun bir an önce kaldırılması;
başta kuduz, kızamık ve polio aşıları olmak üzere ROJOVA başta olmak üzere
Suriye hükümetine destek olunması…

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

DİL DERNEĞİNDEN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI

 

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz DİL DENEĞİ‘nin
CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI” iletisi aşağıda..

Bütünüyle paylaştığımız bu iletiyi, siz değerli site okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz.

Yüce Atatürk‘ün “10. Yıl Söylevi” nde gırtlağını yırtarcasına haykırarak
yalnız biz Türklere ve Türkiye’ye değil; tüm dünyaya duyuduğu söz şuydu :

* “En büyük bayramdır, kutlu olsun!”

Aynen yineliyoruz Büyük Atatürk‘ün en değerli armağanının 90. yılında!

* “En büyük bayramdır, kutlu olsun!”

Sevgi ve saygı ile.
28.10.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

=========================================

DİL DERNEĞİNDEN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI

    ÜYELERİMİZE VE KAMUOYUNA SESLENİŞİMİZDİR:
  CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!

     Bütün Atatürkçülere, bütün yurtseverlere sesleniyoruz:

Mustafa Kemal’den, düşüncelerinden, Türk Devriminden kesinlikle vazgeçmeyeceğiz!

Ne yaşarsak yaşayalım yılgınlığa düşmeyeceğiz!
Hiçbir karanlık, hiçbir karabasan sonsuza dek sürmez. Biz, 90 yıl önce bunu kanıtlamış bir halkız. Ulusumuz görkemli bir Kurtuluş Savaşıyla bağımsızlığını kazanmış; 29 Ekim 1923’te laik cumhuriyetimizin kuruluşuyla “kul”luktan kurtulmuş; Türk Devrimiyle yüzünü çağdaş dünyaya çevirmiştir.

29 Ekim, bize yurttaş kimliği kazandıran, çağdaş dünya içinde onurluca
yer almamızı sağlayan, usun ve bilimin öncülüğüyle aydınlanma yürüyüşünü hızlandırdığımız gündür. Bize aydınlanma yolunu açan Mustafa Kemal’e ve
devrimlere saldıran eli dili kirli bilgisizleri, çıkarcı ikiyüzlüleri şiddetle kınıyoruz!
Laik cumhuriyetimizin 90. yılında oğullarımızın kızlarımızın yolunu karartan
kirli oyunları, bu oyunların yol açtığı yıkımı görüyoruz.

Us ve bilim dışı savlarla hızlandırılan hesaplaşma tehlikeli boyutlara ulaşmıştır; ancak yanlış hesabın sonucu da yanlıştır! Bu ulus, tıpkı 90 yıl önce olduğu gibi silkinir; sırtındaki ikiyüzlü, gerici, çıkarcı bilim ve sanat düşmanlarını
kendi karanlığına yollayabilir. Bu nedenle Mustafa Kemal’in kızları oğulları olarak cumhuriyetimizin kuruluşunun 90. yılında Atatürk’ü, Atatürkçü düşünceyi, yakın tarihi ve devrimleri karalama yarışı içindeki karşıdevrimcileri üzüntü ve tepkiyle izliyoruz. Türk Devriminin kazanımlarını yok sayanlara, inanç ve köken sömürüsünü körükleyenlere inat Atatürk’e ve devrimlere bağlılıktan; düşüncelerimizden, saçımızdan, kılık kıyafetimizden, çağdaş yaşamdan ödün vermeyeceğiz!
Türküz, onurluyuz; yurtseveriz!
İlkemiz, ulusumuzu dogmalardan uzak tutmak;
ussal, bilimsel, sanatsal olanla yükseltmektir!

Bu duygularla ve her şeye karşın, laik cumhuriyetimizin 90. yılını başımız dik kutluyoruz! Bugün yaşadığımız savrulmayı bir gün aşacağız. Daha aydınlık günlerde Cumhuriyet Bayramlarını her türlü kaygı ve korkudan arınmış olarak kutlayacağız!

Ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

                                  Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
                                                                               Sevgi Özel

MEVZUBAHİS KİŞİSEL ÇIKAR İSE VATANIN CANI CEHENNEME!

 

MEVZUBAHİS KİŞİSEL ÇIKAR İSE VATANIN CANI CEHENNEME!

Em.. Amiral Türker Ertürk

Em.. Amiral Türker Ertürk

TÜRKER ERTÜRK

Amerika’ya gitmeden önce Cem TV’den aradılar “Döndükten sonra Amerika anılarınızı bizle ve izleyicilerimizle paylaşabileceğiniz bir program yapabilir miyiz?”diye sordular. Ben de “Seve seve” yanıtını verdim.

Amerika’dan geldikten sonra hiç ses çıkmayınca sordum “Ne oldu?” diye.
Büyük bir sıkıntı içinde “Yönetim karar almış, şarkı ve türkü gibi eğlence programlarında sorun yok ama siyasi programlar için bundan sonra sponsor gerekli olacak” dediler. Ben de kendilerine “Bunun anlamı dibine kadar sansürdür“ dedim. Muhalefet eden, iktidara eleştiri yapan, Cemaatin hem dünya barışı hem de ülkemiz için tehdit olduğunu söyleyen birine kim sponsorluk ederdi ki!.. Bunun tek bir açıklaması vardı: afyon tip uyutucu ve uyuşturucu programlar serbestti ama uyandırıcı ve bilinçlendirici programlar yasaklanmıştı.

Alevi-Bektaşi Türkmen kültürü

Türkiye hızla rejim değişikliğine doğru giderken bu sürece direnen odakların kimisi zindanlara atılıyor, kimisi tehdit ediliyor, kimisi ele geçiriliyor, kimisi de satın alınıyordu.

Siz kurduğunuz televizyon kanalına “Cem” adını vererek buradan Alevi-Bektaşi Türkmen kültürünü esas alan bir gözlükle dünyaya bakılacağını, bu kültüre dostça bakan Cumhuriyetimizden ve onun kurucu ideolojisinden yana duruş göstereceğiniz algısını yaratmaya çalışacaksınız ama tam tersini yapacaksınız.

Bunu normal koşullar altından anlamak olanaklı değildir.

  • Bu ülkede rejim değişikliği olduğu zaman ilk yok edilecek veya baskı ile asimile edilecek grup Alevilerdir. 

Cemaat tarafından Cumhuriyete ve Alevilere hangi gözle bakıldığı açıktır.
Bunu anlamak için Cemaatin ve liderinin sözlerine ve açıklamalarına bakmak yeterlidir.

Tunceli Aleviliği

Cemaatin lideri Alevilik hakkında yaptığı bir konuşmasında;

  • “Tunceli Aleviliğinin Nusayri kökenli Süryani-Ermeni karışımı bir anlayış olduğunu ve esasen bunun dinsizlik olduğunu.. “ anlatıyor.

Bu konuşmayı internetten bulabilir, kulaklarınızla dinleyebilir ve gözlerinizle görebilirsiniz. Şimdi siz böyle bir insanın dinler ve mezhepler arasında barış ve hoşgörü ortamının yaratılmasına katkı sağlayabileceğine inanıyor musunuz?

Hal böyle iken siz eğer “Akil insanlar” heyetinin bir üyesi oluyorsanız,
altında hinoğlu hinlik yatan Mamak Tuzluçayır’daki Cami-Cemevi projesinin ortağı iseniz ve kanalınızda AKP ve cemaate karşı kalkan oluyorsanız bunun anlamı
“Söz konusu çıkarsa vatanın, mensubiyet içinde olduğunuz kültürün ve inancın canı cehenneme” yaklaşımıdır.

Ama toplumumuzda küçük insanlar olduğu gibi abideler de mevcut. Bunlardan birisi de bu gelişmeler üzerine Cem TV ve Cem Radyo’dan bir grup arkadaşı ile beraber istifa ederek ayrılan Sayın Tijen Bolulu’dur. Kendisini bu onurlu davranışı nedeniyle kutluyor gelişmeleri de Alevi toplumunun değerlendirmesine sunuyorum.

Olimpiyatlar çağdışı zihniyete verilemez!

  • AKP uygulamaları ve cemaat operasyonları ile ülkemizin hızla ortaçağ karanlığına doğru sürüklendiği şüphe getirmez bir gerçektir.

Bir de utanmadan ve arlanmadan 2020 Olimpiyatlarını almayı bekliyorlardı.
Halkına kimyasal silahlarla saldır ve şimdiye kadar altı yurttaşımızı katlet, doğal çevreyi tahrip et, toplumu birbirine karşı kamplaştır ve düşmanlaştır, kadınlara ve erkeklere
ayrı havuz yapmayı planla, Aydınlanma devrimlerine düşmanlık et, sporcuların
dünya doping rekorlarını kırsın ve sonra olimpiyat! Adama gülerler! Farklı kültürlere ve görüşlere kucak açmayan hatta düşmanlık eden bir iradenin hakim olduğu bir ülkeye barış ve hoşgörünün sembolü olan böyle bir organizasyon asla verilmez, verilemez! 2020 Olimpiyatları Türkiye’ye değil bugün ülkemizde şimdilik egemen olan çağdışı zihniyete verilmemiştir.

Biz insana yatırım yapıyoruz

2020 Olimpiyatlarının hangi şehre verileceğinin belirlendiği toplantıda
Japon Başbakanı sunumunda teknolojinin en üst noktasında spor tesisleri yapacaklarını söyledikten sonra çok önemli bir tespit yapıyor ve “Bütün bunlardan daha önemli biz insana yatırım yapıyoruz” diyor. Ya bizde insana yatırım var mı? Olmadığı gibi insan değerlerimiz bugün zindanlarda çürütülüyor.

Bakınız, bugün için 7 milyarı aşan dünya nüfusu içinde kendi olanakalarıyla tek başına
rekorlar kırmış, üç okyanusu sadece kürekle, 7,5 metrelik tekneyle ve arkasında
Türk Bayrağı dalgalandırarak geçmiş ve tüm dünyanın takdirini kazanmış Erden Eruç’a sahip çıkılmadığı gibi Ona bir takdir mektubu bile çok görülmüştür. Çünkü Eruç, Atatürkçü olup Türk olmaktan gurur duymaktadır. Bu nitelikleri başarılarının görmezlikten gelinmesi ve Ona karşı düşmanlık geliştirilmesi için yeterlidir.

O zaman soruyoruz size, bu zihniyetin idaresi altında bir ülkeye ve şehre olimpiyatlar verilebilir mi?

Saygılar sunarım. (18.9.13)

=====================================

Dostlar,

CEM TV’nin bu tutumunu hiç ama hiç doğru bulmuyoruz.

Bir an önce yanlıştan dönülmesini diliyoruz.

Sayın Türker; bu ülke için bir şanstır..
Yiğit bir sestir, korkusuz ve bilgecedir, erdemli ve akılcıdır.
Derin birikiminden yararlanmak gerekir.
Ülkemizin, O’nun söyleyeceklerine gereksinimi var..

CEM TV’nin sayın yöneticileri ve de Sayın İzzettin Doğan..

Çok ayıp oluyor, bu ağır bir şaibedir, altında kalmayın..

Sevgi ve saygı ile.
19.9.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

30 Ağustos’u Doğru Anlamak


Dostlar,

26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den başatılan Büyük Taarruz sürüyordu günümüzden 91 yıl önce bu gün de..

26 Ağustos’tan başlayarak sitemize konuya ilişkin yazılar koymayı sürdürüyoruz.
9 Eylül 1922’de işgalci Yunan birliklerini silip – süpürme eylemi tamamlanmış olacak.
Mehmetçik, Ege’yi işgalden kurtararak, yalın ayak, sırtında yükü ve elinde silahı – süngüsü ile ama seller gibi İzmir’e akmayı sürdürüyordu 91 yıl öncesinde..

30 ağustos 2004

 

Şimdilerde ise kimi zibidiler türediler,
30 Ağustos Zafer Bayramlarında
Bayrak geçit töreninde ayağa kalkarak
saygı selamı vermiyorlar !?

 

O bayrak ki, muzaffer Başkomutan Mustafa Kenal Paşa 9 Eylül’de (1922)
İzmir Hükümet Konağı’na girerken merdivenlere serilen işgalci ve zalim Yunanların bayrağını çiğnememiş,

  • “Bayrak, bir ulusun onuru ve namusudur, çiğnenemez..”

diyerek kaldırtmıştır.

Günümüzde Bayrak geçit töreninde ayağa kalkmayan kimi kendini bilez soysuzlar, gerçekte kendi namus ve onurlarına saygısızlık etmektedirler. Bu çıplak gerçeğin bile ayırdında ol(a)mayacak denli gafildirler (aymaz) ve dalalet (sapkınlık) içindedirler.

Bunlar, Mustafa Kemal Paşa‘nın Kadim SÖYLEV‘ini bitirirken
GENÇLİĞE SESLENİŞ ile kapanan bölümdeki “.. dahili ve harici bedhahlar..” ın
ta kendisi olsalar gerektir.

Ama mutlaka tepeleneceklerdir!

Aşağıda, Cumhuriyetimizin ağabeyi, 91 yaşındaki bilge insan
Dr. Müh. Ali Neejat Ölçen‘den bir makale sunuyoruz..

  • 30 Ağustos’u Doğru Anlamak

Sayın Ölçen’e teşekkür ederken, tarih çınarının makalesini okuyalım ve 30 Ağustos’u doğru anlayalım.. Ona hürmet kusuru etmeyelim..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 5.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

30 Ağustos’u Doğru Anlamak

olcen

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

30 Ağustos, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yaratılmasını sağlayan temel utkumuzdur (zaferimiz).

“Ulus-devlet” bütünlüğünü karmaşaya sürüklemekte olan siyasal partilerin üyeleri;
eğer Mustafa Kemal Ata­türk, Cumhuriyeti temel alan Devletimizi yaratmış olmasaydı, boyunla­rınızda Haç olacaktı.

Eğer Osmanlı Devleti sürüp gitseydi, Halife ve de Padişah olan kişinin ayaklarına kapanıp el etek öpecektiniz. Meclisi Mebusan’ın mutfağında bulaşıkçısı bile olamayacaktınız.

  • Nankörlüğünüzün utancını ne zaman duyacaksınız?

Ülkeyi karmaşaya sürüklenen, gerici ve emperyalizmin uşağı kadrolara sesleniyorum:

– Eğer adam olduğunuzu sanıyor ve Türkçe konuşabiliyorsanız, Camiye gidip
kötüye kullandığınız dinin gereğini yerine getiriyormuş gibi namaz kılıyorsanız,
bu 30 Ağustos sayesin­dedir.

Ey aydın geçinen ve 30 Ağustos’u kutlayan aydınlarımız sizlere de sesleniyorum.Bugüne dek 30 Ağustos’u aranızda doğru yorumlayan bir kişiye rastlamadım.

Böylesi utkular’ı (zaferler’i) kutlamakla yetinilmez, o utkuların yarattığı kurumlara bilimle, akılla, donanımla sahip çıkmak gerekir. O utkular savaş alanından önce karargâh’ta kazanılır. Utkuyu yaratacak olan o ka­rargâh’ta:1. Hazırlanan savaş stratejisi,
2. Stratejinin planları,
3. O plânların uygulanacağına ilişkin kararın verileceği gün ve saat ,
4. Savaş planlarını uygulayacak asker gücünün yapılanmasındaki tu­tarlılık,
koşul konusudur.

30 Ağustos utkusunun mimarı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa,
bu 4 ko­şulu yürürlüğe koyarken Yunan ordusunu Sakarya meydanına çek­menin
koşul olduğunu görmüş ve onun gerçekleşebilmesi için Eskişehir’in Yunan ordusu tarafından işgalinin gereğine karar vermişti. 30 Ağustos utkusunun kazanılması
bu yanlış sanılan (gerçekte doğru olan) kararın sonucudur.

Ne yazık ki, aydın kesimlerden ve onların örgütlerinden yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yaratılmasına olanak sağlayan 30 Ağustos utkusuna ilişkin coşkusal kutlamaların ötesine geçilmediğini görmenin hüznünü yaşamıştır bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen).

Mustafa Kemal’in Cumhuriyetine sahip çıkacak olan kadrolara 30 Ağustos utkusunun geri planda unutulan yazgısını açık­lamaya gereksinim du­yuyorum:TBMM’nin gizli celsesinde Başkomutan Mustafa Kemal bakınız du­rumu nasıl açıklıyor:“18 Temmuz 1921 günü İsmet Paşa’nın cenubî garbisinde Karacahi­sar’da bulunan karargahına giderek, vaziyeti yakından mülahaza et­tikten sonra, İsmet Paşa’ya
şu direktifi verdim: Orduyu Eskişehir şi­mal ve cenubunda topladıktan sonra,
düşman ordusuyla büyük bir mesafe koymak lazımdır ki, Ordu’nun tanzim, tenkis ve takviyesi mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya şarkına kadar çe­kilmek la­zımdır.”

Başkomutan Mustafa Kemal, savaş utkusunun gereği olan yukarıki 4 ilkeden en önemli olanını; “savaş planının uygulanması için asker gücü­nün yapılanması” koşulunu sağlamak amacıyla İsmet Paşa’nın Karacahisar’daki karargâhına gitmiştir.
Şimdi dikkat ediniz, aldığı ve uygulanması için verdiği direktifi’nin kamuoyunda
yanlış yorumlanaca­ğını da bilerek o kararın gereğini şöyle açıklamıştı:

“Bu tarzı hareketimizin en büyük mahzuru, Eskişehir gibi mühim mevakimizi ve
çok araziyi düşmana terk etmekten dolayı efkarı umumiyede hasıl olacak manevi sarsıntıdır. Fakat az zamanda, is­tihsal edilecek muvaffakiyetli netaiçle,
bu mahzurlar kendiliğinden zail olacaktır.”

30 Ağustos utkusunun kazanılmasını sağlayan karar budur. Düş­manın Eskişehir’de oyalanması gerekiyordu. Bu karar alınmadıkça, Yunan ordusunu Sakarya meydanına çekmek olanaklı değildi. Nite­kim 30 Temmuz 1921 günü TBMM’nin gizli celsesinde “Heyeti Vekile Reisi” Fevzi Çakmak, sorulara şu yanıtı verecektir:

“Eskişehir’in işgali bizi sulha icbar edemez. Zaten Eskişehir’in bizim için mühim olan fabrikaları kısmen buraya (Ankara’ya A.N.Ö.) nakle­dilmiştir. Şimendifer
akşam tahrip edilmiştir. Düşmanın istifadesini mucip hiçbir şey bırakılmamıştır.”

30 Ağustos utkusunu yaratan bu stratejik kararın kimi aydınlarımız tarafından hala
ne denli yanlış yorumlandığına tanık olmaktayız. Ör­neğin, Necati Akgül adlı bir yazar, Eskişehir’e Yunan ordusunun giri­şini İsmet Paşa’nın geri çekilme kararının sonucu olduğunu yazmak­tadır. O’na göre “Sakarya Meydan Savaşında İsmet Paşa yoktur. Çünkü O, Altıntaş bozgununa neden olmuş ve bir tahta sandalya üze­rinde uyuya kalmış”! Böyle yazıyor kitabında. Bu kişi, Sakarya Meydan Sa­vaşını Başkomutan Mustafa Kemal’dan çok iyi biliyor olmalı! Ger­çek dışı art niyet ürünü bu yazıların
hiçbiri için kitabında tek bir satır dipnota rastlayamazsınız.

Yukarıya aktardığım bilgiler, TBMM’nin gizli celselerindeki görüşmeleri temel alarak hazırlanmış ve 20 yıldır yayınlamakta olduğum Türkiye Sorunları kitap dizisinin 71. sayısında (Ocak 2008) yer almıştı.

Ali Nejat Ölçen

Türkiye Barolar Birliği’nden Cumhurbaşkanı’na 2 Çağrı

Dostlar,

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan seçimlerde göreve gelen Sayın Prof. Dr. Metin Feyzioğlu başkanlığındaki TBB (Türkiye Barolar Birliği) ekibi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Taksim’de başlayan ve ülkeye yayılan polis vahşeti ile ilgili olarak
1 hafta içinde 2 açık mektup yazdı.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Gezi Parkı olaylarına ilişkin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 2. kez çağrıda bulundu. Feyzioğlu, İstanbul Taksim’de barışçıl bir protesto eylemine emniyet güçlerinin müdahalesi ile başlayan ve kentlere yayılan gösterilerin denetimden çıktığını belirtti. Feyzioğlu, yaşananlara ilişkin Gül’e
şu bilgileri aktardı:

“Emniyet güçleri, yalnızca havaya doğru kullanılması zorunlu olan gaz bombalarını, sokakta gördükleri herkese hatta kapalı mekanlara sığınanlara, hedef gözeterek atmakta; aralarına aldıkları insanları acımasızca dövmekte, halka düşman muamelesi yapmaktadır. Pek çok yerde çevik kuvvet polisleri, daha sonra
teşhis edilmemek için üniformalarındaki sicilleri gizlemek ve rütbelerini sökmek suretiyle yaşlı, genç, çocuk, kadın hiçbir ayrım gözetmeksizin, önlerine gelene gaz bombası atmakta, coplamaktadır. Sokaktaki manzara, emniyet güçlerinin adeta halka savaş açtığı görüntüsünü vermektedir. Polislerin boşalttığı bazı alanlarda, bu durumu
fırsat bilen provokatörler, kamu mallarını yakıp yıkmakta; bu suretle masum gösterileri amacından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu kişilerin yaptıkları şiddet eylemleri, demokratik gösteri hakkını kullananlara mal edilerek, kitlesel gözaltılar yapılmaktadır.”

HUKUK ve HAKLAR ASKIYA ALINDI

Emniyet güçleri ve provokatörler tarafından halkın can ve mal güvenliğinin ihlal edildiğini ifade eden Feyzioğlu, halkın, hem provokatörlerden hem de polisten aynı şekilde korktuğunu kaydetti. Olaylar sırasında hukuk devleti ve tüm temel insan haklarının
fiilen askıya alındığını belirten Feyzioğlu, devletin polisi ile halkın karşı karşıya getirildiğini ifade etti.

Feyzioğlu, “Siyasal iktidarın, masum ve son derece demokratik gösterileri küçümseyen ve aşağılayan sözleri, kitleleri tahrik etmekte ve olayların denetimden çıkmasına neden olmaktadır. Şiddet şiddeti doğurmakta, nefret nefreti körüklemektedir. Acilen hukukun etkin ve egemen kılınması, demokratik ortamın tesisi, bireylerin can ve mal güvenliğinin sağlanması adına; polis şiddetinden sorumlu olanların bir an önce saptanarak cezalandırılmaları için halka güvence verilmesi, hukuk dışı uygulamaların derhal sonlandırılması ve halkı tahrik edici açıklamalardan kaçınılması yönünde yetkililere gerekli uyarıların yapılması, hususlarını, emir ve takdirlerinize arz ederim.” dedi. (ANKA)

Cumhurbaşkanına Mektup (03.06.2013)

Sayın Abdullah GÜL
Cumhurbaşkanı,

Sayın Cumhurbaşkanım;

İstanbul Taksim’de barışçıl bir protesto eylemine emniyet güçlerinin şiddet uygulamasıyla başlayan ve yurdun pek çok kentine yayılan gösteriler denetimden çıkmış durumdadır.

Öncelikle kişisel gözlemlerime ve meslektaşlarımızdan gelen bilgilere dayanan belirlemelerimizi, Zât-ı âlilerinizle paylaşmayı görev biliyorum.

Emniyet güçleri, yalnızca havaya doğru kullanılması zorunlu olan gaz bombalarını, sokakta gördükleri herkese hatta kapalı mekanlara sığınanlara, hedef gözeterek atmakta; aralarına aldıkları insanları acımasızca dövmekte, halka düşman muamelesi yapmaktadır.

Pek çok yerde çevik kuvvet polisleri, daha sonra teşhis edilmemek için üniformalarındaki sicilleri gizlemek ve rütbelerini sökmek suretiyle yaşlı, genç, çocuk, kadın hiçbir ayrım gözetmeksizin, önlerine gelene gaz bombası atmakta, coplamaktadır.

  • Sokaktaki manzara, emniyet güçlerinin adeta halka savaş açtığı görüntüsünü vermektedir.

Emniyet güçlerince hukukun askıya alınması, başka hukuksuzluklara davetiye çıkarmaktadır. Polisin sıkı şartlara bağlı zor kullanma yetkisini
peşin cezalandırmaya dönüştürmesi, bireylerin yaşam hakkını tehdit etmektedir.

Polislerin boşalttığı bazı alanlarda, bu durumu fırsat bilen provokatörler, kamu mallarını yakıp yıkmakta; bu suretle masum gösterileri amacından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu kişilerin yaptıkları şiddet eylemleri, demokratik gösteri hakkını kullananlara
mal edilerek, kitlesel gözaltılar yapılmaktadır.

Bir yandan emniyet güçleri diğer yandan provokatörler tarafından halkın can ve mal güvenliği ihlal edilmektedir. Halk, hem provokatörlerden hem de polisten maalesef
aynı şekilde korkmaktadır.

Bu durumun gözlendiği yerlerde hukuk devleti ve tüm temel insan hakları fiilen askıya alınmış durumdadır.

  • Devletin polisi ile halk karşı karşıya getirilmiştir.

Siyasi iktidarın, masum ve son derece demokratik gösterileri küçümseyen ve aşağılayan sözleri, kitleleri tahrik etmekte ve olayların denetimden çıkmasına
neden olmaktadır.

Şiddet şiddeti doğurmakta, nefret nefreti körüklemektedir.

Sayın Cumhurbaşkanım;

Acilen hukukun etkin ve egemen kılınması, demokratik ortamın tesisi, bireylerin can ve mal güvenliğinin sağlanması adına;

•Polis şiddetinden sorumlu olanların bir an önce tesbit edilerek cezalandırılmaları için halka güvence verilmesi, 

•Hukuk dışı uygulamaların derhal sonlandırılması ve halkı tahrik edici açıklamalardan kaçınılması yönünde yetkililere gerekli uyarıların yapılması,

hususlarını, Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesinin Türkiye Barolar Birliği’ne yüklediği “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak ve kollamak” görevi gereğince, emir ve takdirlerinize arz ederim.

Av. Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU
Türkiye Barolar Birliği Başkanı

*****************************************************

Cumhurbaşkanına Açık Çağrı (01.06.2013)

Sayın Cumhurbaşkanım;

Kontrol edilemeyecek bir halk hareketine dönüşmekte olan olaylara müdahil olunuz.

Halk hareketi şiddetle bastırılamaz! Şiddet, şiddeti doğurur!

– İstanbul Valisi’ne, yurt genelinde protestoların geliştiği tüm illerin valilerine ve
İçişleri Bakanı’na polis şiddetine son verilmesi talimatını veriniz.

– Gezi Parkı’na AVM yapılmayacağını halka taahhüt ediniz.

– Polis şiddetinin sorumluları hakkında etkili yasal işlem yapılacağının kefili olduğunuzu halka söyleyiniz.

Bugün tarihi bir sorumluluğunuz var. Yarın çok geç olabilir.
Hemen şimdi müdahale ediniz.
Anayasal sorumluluğunuzun gereğini acilen yerine getiriniz.

Saygılarımla arz ederim.

Avukat Metin Feyzioğlu

************************************

TBB’nin her 2 girişimini bütünüyle destekliyor ve partili Cumhurbaşkanı,
AKP’nin her yasasını bekletmeden hatta kimi kez saatler içinde onaylayan, 2014’te Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olacağı aşağı yukarı kein olan ve son olaylarla iyice yıpranarak tasfiye eşiğine gelen RTE karşısında bakalım A. Gül hazretleri nasıl davranacak??

Göreceğiz..

Bu arada, Cumhurbaşkanlığı resmi web sitesinde yayımlanan basın açıklaması ise aşağıdaki gibi..

***************

Sayın Cumhurbaşkanımızın Basına Yaptıkları Açıklama

Değerli Basın Mensupları,

Türkiye demokrasiye inanan, demokrasinin kurallarını çalıştıran bir ülke. Hukukun üstünlüğüne inanan bir ülke.

Mahkemelerinin kararlarına üst mahkemelerde itiraz edilebildiği ve itiraz yollarının açık olduğu bir ülke. Dolayısıyla bütün bu kurallar batı demokrasilerdeki standartlar çerçevesinde olmaktadır. Önce bunun bilinmesini isterim tabii ki.

İkincisi şu: Türkiye’de herkesin düşüncesi, fikirleri, inançları, hepsi de saygıdeğerdir. Açık bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Ve hepimiz farklı farklı düşüncelerimizi, görüşlerimizi, siyasi eğilimlerimizi, inançlarımızı, bunlara muhakkak ki saygı göstermemiz gerekir. Bu saygı ve sevginin şüphesiz karşılıklı olması gerekir. Herkes öz ülkesinde, kendi ülkesinde, en geniş şekilde kendisini özgür hissetmesi gerekir.

Bu çerçeve içerisinde demokrasiler dediğimizde demokrasilerle tabii ki seçimlerle halkın iradesi ile her şey, ülkeyi yönetenler ortaya çıkar. Ama demokrasi demek sadece seçim demek de değildir. Seçimlerin dışında da farklı görüşler, farklı durumlar eğer itirazlar varsa bunların da çeşitli yollarla dile getirilmesinden daha tabii de bir şey olamaz. Barışçı gösteriler de şüphesiz ki bunun bir parçasıdır.

Bu anlamda son günlerdeki gelişmeleri bu çerçeve içerisinde görüyorum. Ve şunu da açıklıkla söylemek istiyorum ki: İyi niyetli olarak verilen mesajların da alındığının bilinmesini isterim. İyi niyetli olarak verilen mesajların hepsi alınmıştır. Bunların muhakkak ki günü geldiğinde gereği de yapılacaktır. Zaten bunun işaretini de eminim ki hepiniz görüyorsunuz.

Yalnız, bundan sonra artık dikkatli olmak gerektiğine inanıyorum. Hepimizin tecrübeleri şunu göstermektedir ki: Maalesef bu tip toplumsal olayların neticesinde illegal örgütler devreye girerler ve onlar esir alırlar ve çok yanlışlara sokarlar. Buna hiç müsaade etmemek gerekir. Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum ki; herkes sağduyulu olmalı. Kurallara herkes uymalı ve itirazları görüşleri varsa bunlar barışçı bir şekilde dile getirilmeli ki, bunlar getirildi, bundan sonra hiç kimsenin kabul etmeyeceği, imajlarımızı zedeleyici davranışlara da hiç müsaade etmemek gerekir.

Şunu da unutmayalım ki: Bir ülkenin imajını yapmak kolay değildir. Hepimiz hep beraber Türkiye olarak 10 yıl içerisinde didindik, uğraştık ve Türk ekonomisini, Türkiye’nin imajını içeride ve dışarıda çok üst noktalara taşıdık. Bunun zedelenmesi hiç kimseye fayda getirmez. Hepimize zarar verir. Ülke hepimizindir ve ülkemize sahip çıkmamız gerekir.

Şunun da yine bilinmesini isterim ki: Bütün bu son üç dört gün içerisindeki gelişmeler gösteriler, bunlar yapılırken Türkiye’nin demokrasisi de test edilmiştir. Demokratik olmayan, hukukun üstünlüğüne inanmayan ülkelerde bu tip gösterilerin nasıl neticelendiğini şöyle bir etrafımızdaki Ortadoğu’daki bazı ülkelerde olup bitenlere bakarsanız oradaki maliyetlerini göreceksiniz.

Türkiye’de ise bunlar gördüğünüz gibi çok şükür onarılmaz acılar tattırmadan gelişmiştir, neticelendirilmiştir ve bu saatten sonra artık hepimizin yapacağı şey sakin olmak, kurallara uymak ve neticede ülkemizin herhangi şekilde zarar görmesine fırsat vermemek olacaktır.

Ben bir kez daha bütün vatandaşlarımın büyük bir sağduyu içinde hareket edeceklerine inanıyorum ve demin söylediğim gibi verilen bütün iyi niyetli düşünceler, hep bunlar okunmuştur, görülmüştür, not edilmiştir ve mesajlar da alınmıştır.

Bütün vatandaşlarıma bu vesile ile sevgilerimi ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Abdullah GÜL
Cumhurbaşkanı
3.6.13,
http://www.tccb.gov.tr/aciklamalar/252/86291/sayin-cumhurbaskanimizin-basina-yaptiklari-aciklama.html

**************************

TBB’nin istemlerine ne ölçüde uygun, takdirlerinize bırakıyoruz..

TBB’ni de daha fazla hayalci olmamaya çağırıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 5.6.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

‘Cennete gitmek için ÖSO militanlarının cinsel isteklerini giderin’


Dostlar,

Akıllara seza bir “fetva” (!)

İslamiyetin böylesine zavallılar elinde nasıl saygınlığının zedelendiğini görüyoruz.

Aklı başında Suriyeli kadınların bu rezilliğe gülüp geçmeleri beklenir.

Öte yandan İslam dünyasının aklcı öncülerinin bu kepazeliğe dur demesini diliyoruz..

“ÖZGÜR SURİYE ORDUSU”,

“ÖZGÜR SEKS ORDUSU” mu oluyor diye internette acı espriler yapılıyor..

Sevgi ve saygı ile.
3.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Suudi müftüden kadınlara fetva        :

  • ‘Cennete gitmek için ÖSO militanlarının cinsel isteklerini giderin’

Suudi Arabistan’da Vahhabi müftü Muhammed El Arifi Suriyeli muhaliflerin uzun süredir savaştığı için cinsel ilişkiye gidemediğini söyleyerek, militanların cinsel isteklerini karşılamanın cennete gitmek için
yerine getirilmesi gereken bir görev olduğunu iddia etti.

Presstv‘nin haberine göre, Vahhabi müftü Muhammed El Arifi Suriye ile ilgili verdiği fetvada insanlık dışı önerilerde bulundu. Suriye’deki militanların iki yıldır savaştıklarını, bu yüzden uzun süredir cinsel ilişkiye giremediklerini söyleyen El Arifi,

ÖSO militanlarının muta* nikahıyla Suriyeli kadınlarla kısa süreli evlilikler yapabileceğini söyledi.

Müftü El Arifi “mücahit” olarak nitelendirdiği yabancı militanların
Suriyeli kadınlarla ilişkiye girerek cinsel arzularını tatmin edebileceğini, böylece militanların “Suriyelileri öldürmek için kararlılığının artacağını” savundu.

Cinsel ihtiyaçları gidermek için yapılacak evliliklerde dul, boşanmış ve
14 yaşından büyük kadınların tercih edilmesi gerektiğini söyleyen müftü, militanların cinsel 
isteklerini karşılamanın cennete gitmek için
yerine getirilmesi gereken bir görev olduğunu iddia etti.

*Müt’a veya Muta nikahı;bir erkeğin, rızası olan bir kadınla, bir ücret karşılığında, belirli bir süreliğine birlikte olmak üzere evlenmesi. Müt’a kelimesi ise sözlükte “kendisinden faydalanılan şey” olarak tanımlanıyor.

SELEFİLİK ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRLARINI AŞTI: