Sapere Aude

Sapere Aude

Enver Aysever
Cumhuriyet
, 18.10.18
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..
Yaygın umutsuzluğu salt iktisadi gerekçelere, içinden geçtiğimiz siyasal sürece bağlamak yeterli bir açıklama olmaz. Kaç gündür, özellikle sosyal medya ahalisinin gevezelikleri üzerinden, itiş kakış yapılan tartışmalara bakıyorum, içim sıkılıyor. Köksüz, içeriksiz, uçuşan kavramlar üzerinden savrulan fikir kırıntıları, bütünlüklü bir düşünce doğuramıyor. Ülke aklı askıya aldığı, düşünmekten vazgeçtiği için açmazda. Ağzına gelen her sözü değerli sanan insanlar arasında kaybolur yaratıcı, özgün fikirler. Hep böyledir, gürültü altında eziliyoruz. 
Aydınlanma akşamdan sabaha gerçekleşmiş dönüşüm değildir. Doğayı anlama, bilimle yön bulma, aklı mutlak egemen kılma insanlık için zorlu, kanlı süreçtir. Farklı düşünürlerin yaklaşımlarıyla uzun zamanla gelinmiş felsefi, toplumsal düzeyden söz ediyoruz. İnsan aklının üzerinde herhangi bir gücü, iradeyi kabul etmemek cesaret işidir. Bugün yığınların bunu başardığını düşünmek saflık olur. İnanmak kolaydır, sorgulamak güçtür. Temel çelişki burada başlar. Biri, başına geleni yazgı olarak görür, Tanrı’nın emri sayar. Diğeri edimleri ile sonuca varır. Nedenlerle meseleleri kavrar ve sorumluluktan kaçmaz. 
KantAydınlanma, insanın kendi ayağıyla içine düştüğü toyluktan kurtulmasıdır.
Toyluk, insanın kendi aklını bir başkasının rehberliğine ihtiyaç duymaksızın kullanamamasıdır. İnsanın bu toyluğa kendi ayağıyla düşmesinin nedeni de akılsız olması değil, aklı başkasının rehberliği olmaksızın kullanma kararlılığı ve cesaretini
gösterememesidir” der. 
Bundan dolayı, Aydınlanma’nın sloganı şudur: 
* “Sapere aude! (Kendi aklını kullanma cesareti göster)” 
“Toyluk” özenle seçilmiş sözcük. Suçlama yok, erken dönem zaafı olarak görüyor Kant bunu. İnsanlık öğrendikçe, geliştikçe bu toyluktan kurtulacak, iradesine sahip olarak, tercihlerini buna uygun yapacak, beklenti bu yönde. Peki, öyle mi? Tanrı fikrinin bir tarihi var. İnanç belli ki insanın doğasında var. Bunu belli dengede tutmak mümkün… Eğer aklın egemenliğini baskılarsa sonu felaket oluyor. Devrimler çağına yakından bakmak gerek. Bahis uzun, bize dönelim… 
Cumhuriyet aydınlanma fikri üstüne inşa edildi. Kapitalistleşmeyle birlikte kaçınılmazdı Osmanlı’nın yıkılması. Yerine ne konacağı önemliydi. Cumhuriyet ancak devrimle kurulabilirdi, öyle oldu. Mustafa Kemal başardı. Osmanlı’yı onarma fikri gericidir, Cumhuriyet kurmak ilericidir! Namık KemalŞinasi gibi isimler aydınlanmacıydı, devrimci değillerdi. Her devrim yeni sorular, sorunlar getirir kuşkusuz… Genç Cumhuriyet bu çatışmaları yaşadı, üzücü olan ilerleme beklentisinin boşa çıkmasıdır, uzun zamandır ricat söz konusu. 
Kapitalizm feodal toplumsal yapıya yönelik ciddi itirazdı başlangıçta. Endüstrileşme işçi sınıfını doğurdu, Aydınlanma etkisiyle kapitalizm ilerici rol üstlendi. Demokrasi bunun ürünüdür. Tanrı’dan güç alan hükümdarın egemenliği altında herkes onun kulu, kölesi, mülküydü. Kapitalizm mülkiyeti Tanrı eliyle kullanmak yerine, akılla elde edilen beceri sonucunda yurttaşlara dağıtmayı vaat etti ve başardı. Demokrasi burada önemli işlev gördü. Lakin insanlar eşit değildi. Uluslar aynı güce sahip değildi. Mülk/para güçlü olanın elinde birikti. Eşitsiz toplumsal yapı, patronların hızla güçlenmesine neden oldu. Mülkiyeti elinde bulunduran yeni, büyük başka güçler doğdu. Buna karşılık işçi sınıfı oluştu ve onun hak mücadelesi başladı. Kapitalizm muhafazakârlaştı, gericidir.
* İşçi sınıfı, kavgası doğası gereği ilericidir, sosyalist olmak zorundadır. 
Cumhuriyet aydınlanmanın ürünü insanlar yarattı, bu toplam, kaçınılmaz biçimde sınıfsal bilinç edinmeye başladı. Köy Enstitüleri bunun somut örneğidir. Üreten, okuyan, bilime uygun davranan insan elbet soracak, itiraz edecekti. Kapitalizm bu insandan korkar. Aklı, aydınlanmayı askıya almak ister. Patronlar saltanatları yıkılacağı için komünizmi öcü olarak sundu. Gericiliği beslemeye başladı düzen. Bunun sonucudur 1954’te Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin kurulması. İlk başkanı ülkücü İlhan Darendelioğlu’dur. Fahri başkan Cemal Gürsel’dir. 
Komünizmle Mücadele Dernekleri ülke siyasetini o günden bu tarafa yönetmektedir. Adnan Menderes, Celal Bayar, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Recai Kutan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş, Ahmet Davutoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan bu derneğin üyesidir. Sıkı durun, Fethullah Gülen Erzurum kurucu üyesidir. Aydınlanmanın okullarında yetiştiler, ancak kapitalizme uygun düşündüler. Akla uygun davranır gibi görünseler de sorgulanması pek mümkün olmayan ilahi bir güce dayandırdılar iktidarlarını. Kapitalizm bunu istemekteydi, piyasa koşullarının egemenliği için işçinin düşkün kalması zorunluydu. Milliyetçilik, dincilik buna uygundur.
* İlerici ilkelerle yola çıkan Cumhuriyet gericileşti. Çöküşün nedeni budur! 
Son günlerde mülkiyet tartışması sürerken yukarıdaki verilere iyi bakmak gerek. AB, NATO, BM türü kurumlar neden gericidir anlamak için hangi egemen güce hizmet ettiğini görmek gerek. Elbet küçük mülkünü korumak kaygısıyla Komünizmle Mücadele Derneği önderleriyle yan yana düşmemeye de dikkat etmek gerek.
Dediğim gibi, ilericiliği biçime indirgerseniz yanılırsınız!
RTE muhalifliği ilerici olmaya yetmez!
======================================
Dostlar,
Cumuriyet‘in yeni yazarlarından Enver Aysever, uygarlık tarihinin kilit kavramlarından AYDINLANMA‘yı, Aklı, Sorgulamayı…. ve Siyasal Düşünce Tarihinin – Siyaset Felsefesinin en parıltılı düşünürlerden ünlü Alman filozof İmmanuel Kant’a yer veriyor bu önemli yazısında.
SAPARE AUDE“, Aydınlanma Felsefesinin 1784’e tarihlenen bir çığlığıdır adeta.
Bizim de doğrusu kulaklarımızdan hiç eksilmiyor..
Kant, 1784’te bir “Aydınlanma mektubu” yazar insanlığa.. Yaklaşık 5 sayfa olan bu metnin erişkesini (linkini) sunuyoruz, okunmasını ve paylaşılmasını, üzerinde düşünülmesini dileriz :
Çağdaş bağlamda Aydınlanma (Enlightenment);
Aklın inançtan, Bilimin de dinden özgürleşmesidir. 

* İnsanın Aydınlanmasına ömürlerini, canlarını – yaşamlarını veren tüm erenlere selam olsun..

Hallac-ı Mansur’dan Giardano Bruno’ya,
İbni Sina’dan Galileo Galile’ye,
İbni Haldun’dan Jan Huse’a,
Farabi’den Copernicus’a..
……………
Türkiye Cumhuriyetini kuran ve Anadolu Aydınlanmasını başlatan başta Mustafa Kemal ATATÜRK olma üzere dava yoldaşlarına,
Son dönemlerin Aydınlanma bilgesi İlhan Selçuk‘a ve 19 yıl önce bu gün kalleşçe öldürülen Ahmet Taner Kışlalı‘ya…. selam olsun, selam olsun, selam olsun!

İnsanlığın geleceği, hiç ama hiç, zerrece kuşku olmaksızın “bilimsel akılcılığın” egemen olacağı bir eksende kurulacak ve yükselecektir..

Sevgi ve saygı ile. 22 Ekim 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Cezmi DOĞANER : SANATIN GÜCÜ

 

SANATIN GÜCÜ

Cezmi DOĞANER

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

İnsan her şeyden önce düşünen ve yaratan bir varlıktır. Düşünme, yorumlama ve yaratıcılık özelliği, onu öteki canlılardan ayıran temel niteliklerin başında gelir.

Sanat, hem kişinin yaratıcı gücünü geliştirmek, hem de insanlık niteliklerini yüceltmek için güçlü bir araçtır.

Bir insanın gözlerinin rengini değiştirmek mümkün değildir ama, gözlerinin dünyaya bakış biçimini etkilemek, ona ileri ve çağdaş bir toplumun kurucuları, yapıcıları, yaratıcıları arasına sokmak bir anlamda sanat gücü, eğitimi araçlarıyla olanaklıdır.

Sanırım yaşamdaki her şey sanattır. Ne yaptın. Nasıl, kıyafet, birini sevmenin şekli ve nasıl konuştuğun. Gülüşün ve kişiliğin. Neye inandığınızı ve tüm hayallerinizi. Çayınızı içme şekli. Evinizi nasıl dekore edersiniz. Ya da parti. Bakkal listeniz. Yaptığınız yiyecek. Yazının nasıl göründüğünü. Ve nasıl hissettiğiniz gibi. Hayat sanattır. ” (Helena Bonham Carter, d. 26 Mayıs 1966, Londra. İngiliz oyuncu)

Sanat insanlar içindir. Her şeyden önce bir yaratıcılık demek olan sanat, özgür bir ortam ister. Bu yüzden sanat  özgürlüğün bulunduğu, sanatçının özgürce düşünüp, eserini yaratabildiği yerlerde, toplumlarda gelişebilmiştir.

Sanat, TDK´nın çağdaş Türkçe Sözlük’te;

“1. Bir duygunun, bir tasarının ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü,

2. Bu anlatım sonucu ortaya çıkan üstün yaratıcılık,

3. Bir şeyi güzel yapmak için uygulanan kuralların tümü olarak tanımlanmış

ve sanat kelimesi dilimize Arapça´dan girmiş.”

Sanatçı, sanat çalışmalarında bağımsızdır, özgürdür. Yaratıcı kimliğini yapıtlarında sergiler. Sanatçı genellikle muhaliftir. Muhalif olan birinin karşı taraftan bir şey beklemesi de kendi doğasına aykırıdır. Gölge edilmezse ve toplum düzeyi de uygun ise sanatçı bir yerlere gelebilir. Bu toplumun sosyo-psikolojik altyapı sorunudur.

Sanatçı, örneğin bir yazar, bu ödevlerini, bazen iyiyi canlandırmak, bazen de kötüyü, toplumun ve insanların aksak yanlarını sergilemek biçiminde yerine getirir. Vereceği dersi yasa maddeleri ya da ders notları ezberletir gibi kuru kuruya değil; sezgi, yaşantı ve telkin yoluyla, estetik yolla verir. Bu yönüyle sanat,  genel anlamda eğitimin bir organı ve aracıdır.

Sanatçı aydınlanmacı, hümanist, zekası, seziş yeteneği çok güçlü, dünya kültür üretimine katkısı olan insandır.

“Öte yandan sanata ve sanatçıya değer verilmeyen bir toplumda sanatın gelişmesini beklemek de boşunadır. Bunların yanında, sanatın gelişip evrensel boyutlara ulaşabilmesi için, toplumun bilgi ve kültür düzeyinin sanatçıyı destekleyecek düzeyde olması gerekmektedir. Toplumdaki bireylerin sanata ilişkin bilgileri, onların sanat etkinliklerini izlemeleri ve sanatın yaygınlaşması  için gereklidir.”

Çocuk oynayarak, insan rüya görerek, sanatçı yaratarak güzelliği yaşar, insan karmaşık duyguların zararından kurtulur.

Elit kültür grubu içinde yer alan resim sanatının gelişebilmesi için çok uzun bir süre beklenmesi gerekir. Buna sanatçının kendi yetileri yetmez. Toplumda sanatçıya kaynak olacak veriler olması, çok yönlülük olması gerekir ki sanatçı bu çok yönlülükten birşeyler çıkarabilsin. Tek düze toplum düzeni sürdükçe, sanatçıdan fazla birşey beklemek yersiz olur.

Kültürün, üst düzeydeki güzel sanatların gelişebilmesi için insanların tabandan yetişmesi gerekir. Bu yüzdendir ki resim sanatı nerede olursa olsun ancak sınırlı bir gruba hitap edebilir, gerçek anlamda. Olaya bugünkü Türk toplumu açısından yaklaşılınca bu sınırlı grubun çok daha sınırlı olacağı şüphesiz. Bunun düzelebilmesinin tek yolu da tabandan sanat eğitimi vermek olabilir ancak.

Örnegin Türkiye´nin çeşitli yerlerinde yaşayan

  • başta ressamlar, sürekli üreterek, yeniyi arayarak, sergiler açarak, açacakları sergilerin planlarını yaparak sürdürüyorlar sanat yaşamlarını… Tamam diyen yok, hedef sürekli üretmek, yeniyi güzeli bulmak olmuş, aralarında sözbirliği etmişcesine.

İnsan sınırlamalardan koşullanmalardan kurtulunca düşüncede ve duyguda benliğine daha çok erişebilmektedir. Bu da sanatın yaratıcı gücü ile olur.

Tarih boyunca, Türk toplumu, Türk halkı -dünyanın her yerinde- basmakalıp düşünür olmaktan ve baskılar altında suskunlaşıp veya nesneleşip benliğini yitirmekten sanatla, dil ve kültürüne sahip çıkarak kurtulmuştur. (3.8.17)
============================================
Dostlar,

AKP’nin YOZ BİLİM – SANAT – KÜLTÜR DÜŞMANLIĞI ÇIKMAZI

Sayın Cezmi Doğaner’in yazısı deyim yerinde ise bize “ilaç” gibi geldi..
50 yıldır azim – sebat ve özverilerle sürdürülen Altın Portakal Film Festivali’nin bu yıl iptal edilmesi bizi çileden çıkardı..
Artık bu denlisi de olmaz, olamaz, olmamalı.. diyorduk ki; devr-i AKP’de bunu da gördük!
Bir kez daha AKP =RTE‘nin ülkemizi gericileştirme ve çağ dışına sürükleme politikalarında bir dur – durak olmadığını / olamayacağını acı biçimde gördük, yaşadık..

Zaten “Reis” bir süre önce, “…sosyal – kültürel alanda kafasındaki egemenliği ülkemizde kuramadığını…” her gün birkaç kez yaptığı bıktırıcı TV konuşmalarından birinde emir buyurmuştu.. Talimat alındı ve gereği yapılıyor.. “Şanı” da Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel’e nasip oldu (!) Eh artık çocuklarına ne büyük mirastır Türel’in bırakacağı “şan” (!) Başbakan yardımcılığı ve hükümet sözcülüğünden Kültür ve Turizm Bakanlığına “kaydırılan” Prof. Numan Kurtuluş hazretleri nasıllar acaba? Örn. bu gelişmelere geçelim onayını; bilgisi, haberi var mı ola?

Daha önce nice acı örnekler yaşadık.. Kars’tali “İnsanlık Anıtını” Erdoğan “ucube” diye tanımladı kendince ve parçalatarak kaldırttı! Dehşet verici idi, çooook utandık, O’nun adına da,
acı duyduk, halen duyuyoruz. Ucube olan gerçekten 2006’da Heykeltıraş Mehmet Aksoy’a Kars Belediyesinin yaptırdığı Türk – Ermeni dostluğu temalı 24.5 metre yükseklikteki görkemli İnsanlık Anıtı mıydı??

İ. Melih Gökçek nam “gedikli belediye başkanı” hiç sıkılmadan “.. böyle sanatın içine tüküreyim… ” buyurmuşlardı Bale için.. Müritler – Ümmet bu sözü “hadis – sünnet” gibi görmekteler..

İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) 9 yıldır kullanım dışı ve çürümeye terk edilmiş durumda.. Fiilen ve kasıtla kul-lan-dı-rıl-mı-yor! Yıkmak ve yerine cami yapmak istiyorlar ama henüz kamuoyunu yeterince “yumuşatıp -hazırlayamadılar”..  İstanbul betona boğuldu, artık doğal olaylar afete dönüşüyor ama sanat – kültür kelepçeli..

Siz toplumsal kalkınmayı yol – köprü – gökdelen – tunel – inşaat -adam başı geliri türlü oyunlarla ülkeyi borçlandırarak şişirme mi sanıyorsunuz?? Ne büyük yanılgı, totaliterleşen rejimler – kişiler hep bu tuzağa düşüyor ve sonları çok perişan oluyor….

Ankara’daki AKM de yıllardır amaç dışı panayır yeri gibi kullanılıyor, boş tutuluyor, amacına uygun sanat – bilim – kültür etkinliklerine açılmıyor.. Oysa  bu merkezler çağdaş Halkevleri gibi Ulusun çok yönlü Aydınlanmasının yuvaları olmak zorunda..

Büyük ATATÜRK boşuna mı söyledi :

  • Sanatsız kalmış bir ulusun, yaşam damarlarından biri kopmuş demektir.
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.
  • Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa, tam bir yaşama sahip olamaz.
  • Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
  • Hepiniz mebus olabilirsiniz, Vekil olabilirsiniz, hatta Reisicumhur olabilirsiniz.
    Fakat sanatkâr olamazsınız.
  • Türk topluluğunun bireyleri ne denli Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o denli güçlü olur.
  • Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanın düşmanıyız.
  • … eski devrin bütün hurafelerinden sıyrılmış, Batı’dan ve Doğu’dan gelen yabancı etkilerden uzak ve ulusal yapımızla uyumlu bir kültür kastediyorum
  • Kültür okumak, okuduğunu anlamak, bundan bir sonuç çıkarmak ve zekayı terbiye etmektir.

******
Hiçbir uyarı, öneri, rica…….. kâr etmiyor.. Bildiğinizi görülmemiş bir inatla dayatıyorsunuz.

Örneğin dünkü YAŞ’ta, Deniz Kuvvetlerinde Donanma Komutanı oramiral dururken 2 yıllık bir koramirali Kuvvet komutanı atıyorsunuz.. Seneye erken terfi ile yükselteceksiniz!? Dünyada örneği var mı?? Haydi Hulusi bey, diyelim 2 yıl daha Başkan kalmak için “sustu”(!?).. Zaten emekli olacakları kesin 3 Kuvvet Komutanı ne dediler bu kıyıma?? Donanma Komutanı oramiral bu denli aşağılanacağına, hukuksal kesin kanıtı varsa O da soruşturulur – kovuşturulur, emekli edilirdi.. İstifaya zorlanıyor açık ki! Olacak şey midir, Oramiral, Koramiral’in buyruğuna sokulmuştur.. Bu koramiral nasıl içine sindirebilmektedir buram buram çirkin siyaset soslu nepotik atamayı? Sizin yurtseverliğiniz bu mudur??

Siz ne yaparsanız yapın, 21. yy’ın şafağında Anadolu topraklarında tarihi geriye döndüremeyecek ve dini alet ederek özlediğiniz gerici – yobaz – çağdışı – utandırıcı düzeni kuramayacaksınız.. Tarihsel diyalektik yasaları şaşmaz biçimde işleyecek ve Türk Ulusu bu karanlık – lanetli yılları, AKP Fetreti‘ni de kapatacaktır.. Büyük atasözüdür, “eden bulur”!

Son söz Mustafa Kemal Paşa‘nın :

  • Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.

    Sevgi, saygı ve kaygı ile. 03 Ağustos 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com
    ===================================
    Sayın yazara e-ileti notu :

Değerli Doğaner,

SANATIN GÜCÜ başlıklı yazınız için sizi kutlar ve teşekkür ederim.
Yazınızı web sitemde yayınladım ve ben de altında epey yazdım.. Bakmanızı dilerim…

FAŞİZMİN YÜKSELİŞ SESLERİ

FAŞİZMİN YÜKSELİŞ SESLERİ

Özgür MUMCU
Cumhuriyet, 23.02.17

(AS: Bizim katkımız yazını altındadır..)

Sayın Numan Kurtulmuş’u bilirsiniz. Hükümet sözcüsü. Has Parti’nin eski genel başkanı. AKP’nin sağı yutma operasyonunun bir örneği. Bir zamanlar en sıkı iktidar karşıtlarının dahi etmeyeceği, yenir yutulur olmayan sözleri AKP’ye yöneltmesiyle meşhurdu. Harun-Karun meselesiyle Ali-Muaviye benzetmeleri literatüre geçmiştir.
Partisini kapatıp AKP’ye geçerken “Numan Kurtulmuş ve arkadaşları makam, mevki, servet, şan ve şöhret peşinde koşan insanlardan değildir” demişti. Eski Has Parti’li yeni AKP’lilerden kendisi hükümet sözcüsü, Ahmet Demircan milletvekili, Abdülhamit Gül ise hem milletvekili hem de başkanlık rejimini öngören anayasa değişikliğinin mimarlarından.
AKP’ye katılmayı reddeden Has Parti kurucularından Prof. Cihangir İslam ise son
OHAL KHK’si ile ihraç edilen akademisyenler arasında.

Neyse, şimdilik bunu not etmekle yetinelim. Bu geçmişle her sabah uyanıp aynaya bakmak zorunda olan biz değiliz, kendi bilir.
İşte sayın Numan Kurtulmuş geçen gün şunu söyledi:

  • “Avrupa için en büyük tehlike, Avrupa’da artık ayak seslerini duyduğumuz
    yeni faşizmin yükseliş sesleridir. Buna karşı herkesin uyanık olması lazım.”

Senelerdir bu köşe de dahil olmak üzere çok yerde tartışılan bu konuyu geç de olsa fark etmesi pek güzel. Gerçi artık yükselen aşırı sağ, popülist dalgadan bahsetmeyen kalmadı. Ama yine de geç olsun güç olmasın. Gelgelelim bu hadise hakkındaki neredeyse tüm incelemelerde sözcülüğünü yaptığı hükümetin siyasi çizgisi de yer alıyor. Trump, Brexit, Putin ve Erdoğan aynı yükselen popülist dalganın parçaları olarak değerlendiriliyor. Kaldı ki karşı karşıya olduğumuz sadece Batı’nın sorunu değil.
Filipin Devlet Başkanı Duterte’den Hindistan başbakanı Modi’ye kadar uzanan küresel bir hadise bu. Mesela Macaristan başbakanı Viktor Orban bu durumu özgürlükçü olmayan
demokrasi
olarak yüceltiyor. Dahası bu otoriter, popülist yönetim biçimine överek verdiği örnekler arasında Erdoğan rejimi de var.

Yeni Türkiye” sloganını çağrıştıran “Yeni Hindistan”, Gandi’nin mirasına bayrak açmış Hindu milliyetçisi Modi’nin sevip kullandığı bir kavram mesela. Erdoğan’ın Modi’nin ardından hologramla nutuk attığını da hatırlamakta fayda var.
Avrupa’da aşırı sağ akımlar, Putin Rusya’sından destek alıyor. ABD’de Trump’ın seçim zaferinde Rusya’nın parmağı olduğu çok konuşuldu. Hatta Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn, Rusya ile izah edemediği görüşmeleri sebebiyle istifa etmek zorunda kaldı. Flynn aynı zamanda Türkiye için lobi yapmasıyla da gündemdeydi. İslamcı mizah dergileri, ABD başkanlık seçim sonuçlarını Rabia işareti yapan bir Donald Trump karikatürü ve Erdoğan’ın sıklıkla dile getirdiği bir şiire göndermeyle “Ne yapsalar boş, Clinton’ın ötesinde bir Trump vardır” diye kutladı.
Doğrudur. Dünya bir kırılma safhasında. Aşırı sağ, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hiç olmadığı kadar kuvvetli ve daha da kuvvetleniyor. Fakat ve maalesef bizim bugünkü iktidarımız da bu kuvvetlenen akımla beraber değerlendiriliyor. Sayın Kurtulmuş’a bu mesele hakkında daha çok okumasını tavsiye ederiz. Kendisi akademisyendir. Biraz çalışırsa hızla öğrenir. Ya da dilerse üniversiteden ihraç ettikleri siyaset bilimcilere sorsun, eminim kendisini aydınlatırlar.
===============================
Teşekkürler sevgili Özgür Mumcu…

Prof. Numan Kurtulmuş
 kemiksiz dilinin ettiği bu büyük laflardan ne zaman kurtulacak? Sanırız hiç kurtulmuş olmayacak.. Arşivler unutmaz,, yakılsalar da.. Bir yerlerden sürgün verir.
Kurtulmuş’u kim kurtaracak? İnişe geçen ve dağılma sürecine giren AKP mi??
Hadi canım sen de…

Bir de hakkını yemeyelim, bizimkiler Nazi faşizminin akıl edemediklerini de başarıyor!
OHAL KHK’ları ile binlerce kamu çalışanını içeren blok blok ihraçlar ile SİVİL ÖLÜME
(Post-modern Türk usulü idama!?)
mahkum edilenlerin pasaportlarına da el konarak
gurbet ellere sığınmaları da engelleniyor..

Büyük Latin atasözüdür : Homo homini lupus! (İnsan insanın kurdudur)
Dolayısıyla kendinin de kurdudur ve de o kurtlar şimdilerde AKP’yi kemirmektedir..
Kim saldı bu kurtları AKP’nin üzerine??
Hacamatçılar?
Sülükçüler??
Cin çıkarma hastanesi açanlar ve ona ruhsat verenler??
Bahçeli devlet??
Hangisi, hangisi??
1933’te Alman Parlamentosu Reichstag yandı, buna dayalı Hitler faşizmi geldi ülkeye.
Yıllar sonra, Alman Parlamentosu Reichstag’ı kundaklayanların Naziler olduğu kanıtlandı.
Bizde TBMM hain FETÖ’cüler tarafından bombalandı; Türk tipi / usulü OHAL!li faşizm
de jure ve de facto olarak gelip kuruldu.

HAYIR” lara vesile olur ve de necip milletimiz “HAYIR” ile amel eyler inşallah!

Sevgi ve saygı ile. 23 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

MUSTAFA MUTLU : Cemaat kaç kişi?


Dostlar,

Değerli yazarımız, insan duyarlığı ile de örnek Sayın Mustafa Mutlu‘nun
“Cemaat Kaç Kişi?” başlıklı yazısını paylaşalım…

Sevgi ve saygı ile.
21 Kasım 2013, Bandırma

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

Cemaat kaç kişi?

AYDINLIK, 21 Kasım 2013

mustafamutlu
Bir süredir devam eden AKP ile Gülen cemaati arasındaki kavga,
Washington’da da izleniyormuş.

Bu haberi BBC vermiş.

Dahası da var:

Aynı haberde, Gülen cemaatinin ABD’deki büyümesinin son yıllarda “baş döndürücü bir hıza ulaştığı” da belirtilmiş.

Özellikle de Kongre üyeleri üzerinde çok etkililermiş.

Ve en önemlisi:

  • ABD’li uzmanlara göre, cemaat üyeleri önümüzdeki seçimlerde bir daha
    AKP’ye oy vermeyecekmiş!

***

İyi de asıl soru şu:

Kaç kişi bu cemaat?

Diyelim ki gerçekten oy vermeyeceklerse, AKP’nin oyu ne kadar azalacak?

Ve bir önemli soru daha:

Geçen seçimlerde “Mezardakilere bile oy kullandırın; AK Parti’yi destekleyin” diye talimat veren Fethullah Gülen, şimdi hangi partiyi işaret edecek?

***

Duyduğunuzu sanmıyorum; Taraf’ın bavulcu yazarı Mehmet Baransu,
13 Ağustos 2013’te yazdığı “Erdoğan, cemaatin oyunu hesaplatıyor” başlıklı yazıda şunları kaleme almıştı:

“AK Parti, cemaatin oy oranıyla ilgili bazı anketler yaptırmış. Anket sonuçları hakkında ser verip sır verilmese de Numan Kurtulmuş‘un bir anket firmasıyla yaptığı görüşmeden kimi ayrıntılar öğrendim. Kurtulmuş, partiye anket yapan bir isimle görüşüp, Cemaatin oylarının ne kadar olduğunu öğrenmek istemiş.
Muhatabına, kendisine göre Cemaatin oy oranının %3 dolayında olduğunu da aktarmış. Anket firması yetkilisi Kurtulmuş’un öngörüsüne karşı çıkıp, Cemaatin oy oranının %8’e, çarpanlarıyla birlikte %16’ya varabileceğini iddia etmiş.
Çarpandan kasıt, Cemaatin etki gücünün sonuçlara yansıması…”

***

Ülkemizdeki seçmen sayısı yaklaşık 52 milyon kişi…

Eğer Cemaatin oy potansiyeli Numan Kurtulmuş’un tahmin ettiği gibi %3 ise; demek ki oy verme yaşındaki Fethullahçılar’ın sayısı yaklaşık 1,5 milyon kişi…

Yok; anket firmasının yetkilisinin dediği doğruysa, yani potansiyel %8’i buluyorsa;
o zaman sayı 4 milyona ulaşıyor!

Bana sorarsanız; bu rakamların hepsi şişirme…

Eğer Cemaatin gerçekten böyle bir gücü olsaydı, televizyon kanallarının reytingleri
bu denli yerlerde sürünmezdi!

***

Neyse, ne… Umarım Cemaat, bugün kavga ediyormuş gibi yaptığı AKP’yi desteklemekten gerçekten vazgeçer de, eti budu neymiş hepimiz görürüz.

Ona bu kadar güç vehmedenler de akıllarını başlarına alırlar!

İSTİSMAR!

Başbakan, Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldğını göreceğiz” demişti. Bu sözler “genel af”fı çağrıştırdı ve
kamuoyu tepki gösterdi.

Bunun üzerine Başbakan, Diyarbakır’da söylediklerini her zaman yaptığı gibi
Ankara’da unuttu ve “Ben hayallerimden bahsediyorum, siz ‘genel af’ diyorsunuz. Gündemimizde kesinlikle böyle bir şey yok.” diyerek çark etti.

Adalet Bakanı önceki gün açıkladı:

Ülkemizdeki 359 cezaevinde şu anda 140 bin 520 tutuklu ve hükümlü bulunuyor.

Madem “genel af” olmayacak; o zaman bunca insan cezaevlerini nasıl boşaltacak?

Elbette başbakanlar da hayal kurar… Ama hiçbir başbakan, “hayal sömürüsü” yapmaz. Tutukluların, hükümlülerin ve onların hasret çeken yakınlarının duygularını
istismar etmez.

Recep Tayyip Erdoğan’ınki hayal kurmak değil, seçim öncesi hayal istismarı yapmaktır.

Bunu görmemek için de “akıl körü” olmak gerekir!

GÜNÜN SORUSU

Başbakan Meclis Grubu’nda, “Korkuyla büyük devlet olunmaz” dedi; aynı mekânda kendisini izleyen cemaatçi AKP Milletvekili İdris Bal da, “Küçük hesaplarla büyük devlet olunmaz.” diye tweet attı. Sorum Başbakan’a:

Cemaatle daha fazla papaz olmaktan korkmuyorsanız, neden bu isyana sessiz kaldınız? Yoksa korkuyla devlet olunmuyor; ama başbakan olunuyor mu?

Bölücüye ihtiyaç yok!

Başbakan, Diyarbakır’da kullandığı “Kürdistan” sözünü savunurken,
“Osmanlı’da da Doğu ve Güneydoğu, Kürdistan eyaletiydi” diyor.

İyi de bize ne kardeşim Osmanlı’dan?

Sen Osmanlı’nın sadrazamı mısın, yoksa 90 yıl önce dünyada eşi benzeri görülmemiş bir halk savaşıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı mı?

Neymiş; ilk Meclis zabıtlarında da öyle yazıyormuş…

İlk Meclis ne zaman kuruldu? 1920’de…

Cumhuriyet ne zaman ilan edildi? 1923’te…

Madem Doğu ve Güneydoğu bir zamanlar “Kürdistan” eyaletiydi;
o zaman İstanbul’u da Yunanistan’a iade edelim.

Sümer devletini de kurduralım ya da… Likya’ya, Lidya’ya, Hititlere topraklarını
iade edelim!

***

  • Başbakan’ın “Kürdistan” diye tanımladığı topraklar, Misak-ı Milli içindedir ve bir karış toprağını bile ayrıştırmaya kalkmak,
    ihanetlerin en büyüğü, en affedilmezidir!

GÜNÜN İSYANI!

İsyanım bir zamanlar özel görüşmelerde AKP’ye nefretini dile getiren, sonrasında ise bu partiye yanaşan ve “Akil Adamlar” arasına giren Yeşilçam’ın “bitirim”i
Kadir İnanır‘a:

O yerlere göklere sığdıramadığın Başbakan, seni kastederek,

Ahmet Kaya‘ya saldıran sanatçıların bir kısmı şimdi, ‘O esnada dışarıdaydım’ diyor. Ulan hepiniz oradaydınız. Dürüst olun” dedi.

Hani filmlerinde “Uleeeeyyynnn” diye kükrüyordun ya, Başbakan’a bu sözünü iade etme yürekliliğini neden gösteremiyorsun? Yoksa senin delikanlılığın “rol icabı” mıydı?

Mustafa Balbay : Sıcak Sonbahar!


Dostlar,

Usta gazeteci – yazar Sayın Mustafa Balbay, direngen iyimserliği ile
ufuklu öngörüleri ile bizlere moral aşılamayı sürdürüyor..

Aşağıdaki yazısı bize göre de yerinde kestirimler, gerçekçi beklentiler içermekte.

  • 2013 Sonbaharı ülkemizde gerçekten çetin geçecek.
    Bu birkaç ay içindeki gelişmeler bize göre yerel seçime de damga vuracak.

Başbakan RT Erdoğan‘ın sağlık(sızlık) durumunda beklenmedik gelişmeler olabilir.
Sağ yanında Numan Kurtulmuş‘u görüyoruz; solunda ise Bülent Arınç‘ı ??
Bir de, ekonomide iyice ısınan, üst düzey alarm veren makro göstergeler..
Öyle ki Ekonomiden sorumlu Başbakan Yrd. Ali Babacan ile Başbakan RT Erdoğan birbirini yalanlayan açıklamalar yapmaktalar.. (Örn. bankaların fahiş kârları..)

Bu sitede bıktırıcasına yazdık, bir kez daha yazıyoruz :

  • Uyanmış, bilinçli, coşkulu ve kararlı kitlelere akıllı bir siyasal önderlik gerek. Muhalefete hiç bu denli yaşamsal gereksinim ve de fırsat doğduğunu anımsamıyoruz.
  • Milli Merkez çook çok önemli katkılar veriyor sürece;
    izlenmeli ve içtenlikli destek verilmeli.
    (Bkz. MİLLİ MERKEZ PARTİLEŞMELİ Mİ??
    http://ahmetsaltik.net/milli-merkez-partilesmeli-mi/, 9.7.2013)

Sevgi ve saygı ile.
13.8.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=========================================

Sıcak Sonbahar!

Balbay_hapiste

Mustafa Balbay
Cumhuriyet, 12.8.2013

 

 

İki yıldır her Ocak ayında CHP milletvekillerine yeni yıl mektubu yazıyorum.
Her milletvekilimizin ya iline ya da bir özelliğine gönderme yaparak.
Mektupları özgün, kişiye özel kılmaya çalışıyorum.
Özlemlerimi de tümüne ortak yazıyorum.

2013 mektubunda ortak cümle şuydu:

“2012 toplumsal uyanış yılı oldu,
2013’ün mücadelenin yükseldiği özgürlükler yılı olmasını diliyorum.”

2012’de 1 Mayıs ve ulusal bayramlarımızın çok yüksek katılımla ve ortak duygularla kutlanması, bende 2013 beklentilerini artırmıştı. Bu beklentinin boş olmadığı
2013’ün ilk yarısında anlaşıldı. İkinci yarıya büyük bir ivme ile girildi.
Bakalım sonbahar nasıl geçecek!

***
Sonbaharla ilgili bir gözlemimi, dileğimi 5 Ağustos günü duruşma salonunda paylaştım, “Sıcak bir sonbahar geliyor..” dedim.
Bu değerlendirmenin yankı bulduğunu gördüm. Duyduğuma göre sosyal medyada da konu olmuş. Pek çok kişi böyle düşünüyor olmalı ki, tartışmaların devamında
konu çatallanmış, hatta şu soru gündeme gelmiş:“Balbay bunun istihbaratını nereden almış, yoksa bir bildiği mi var?”
Başta vurguladığım gibi gözlemlerim var, ama istihbaratım da var.
İstihbarat kaynağımı da açıklıyorum: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç.

Arınç geçen günlerde, önümüzdeki eylül ayından itibaren Gezi eylemlerine benzer gelişmeler olacağını söyleyip kendi yorumlarını yapmıştı.
Arınç’ın öngörülerinin boş olacağını sanmıyorum.

Gözlemlere gelince… Futbolun sahalarda ayrı tribünlerde ayrı bir seyir izlediğini geçen hafta paylaşmıştık. Tribünlerden Gezi’ye destek yükselince Hükümet, taraftara,
“siyasi slogan yasağı” getirecek kadar ileri demokrasiye gitmişti.
Böylesi yasakların sökmeyeceği 6 Ağustos Salı günü oynanan Fenerbahçe-Salzburg maçında bir kez daha görüldü. Maçı kaleci Volkan’a emanet eden taraftarların özellikle son dakikalarda şu sloganlarla oyuna devam ettiği ertesi gün gazetelerde haber oldu:

  • “Her yer Taksim her yer direniş.”
  • “Hükümet istifa!”

Ligin başlamasıyla birlikte karşı devrime karşı “Çarşı Devrimi” yapan Beşiktaş tribünleri başta olmak üzere pek çok stadın “Gezi”cileşeceğini söylemek için özel istihbarat sahibi olmaya gerek yok.

Sonbaharda bir de malum, üniversiteler açılacak.
Doğal olarak öğrenciler de gelecek, ders almaya ve ders vermeye devam edecek.
Geçen gün sosyal avukatlarımla sohbet ederken söylediler, İstanbul’da kimi işyerlerinde öğle arası forum düzenleniyormuş. Bu satırları yazarken, acaba onlara kötülük mü
etmiş olurum, Hükümet ve medyasından çekinirler mi diye düşündüm,
ama korku imparatorluğunun yıkıldığını dikkate alarak endişemi gereksiz buldum.
Sonbaharla birlikte seçimlere de 5-6 ay kalacağı hesap edilirse,
sıcaklığın siyaset normallerinin üzerine çıkacağını öngörmek zor olmaz.

***
Önümüzdeki dönemin sıcaklığını artıracak ateşleri iktidarın yaktığını
yabancı basın da gözlemliyor.
5 Ağustos’ta açıklanan Ergenekon cezalarının ardından kimi gazetelerin kullandığı başlıklardan örnekler verelim.

Süddeutsche Zeitung:
“Erdoğan yeni düşmanlar yaratıyor.”

The Guardian:
“Türkiye kızgın bölünmelerle yüzleşti.”

Washington Post:
“Dava gerginlik unsuru haline geldi.”

Die Welt:
“Göstermelik davada acımasız hesaplaşma.”

Bütün bunların devamında sonbaharın sıcak geçeceğini görmemek için
ya iktidar olmak gerekir ya da iktidar medyası…