Şahin Filiz : DİYALOG ve ÇATIŞMA

DİYALOG ve ÇATIŞMA

Prof. Dr. Şahin Filiz
Aydınlık, www.aydinlik.com.tr, 02.10.2017

(AS: Bizim notumuz yazının altındadır..)

Türkiye’de düşünce ve inanç özgürlüğü sorunlar ve tartışmalar

Dinler ve inançlar arası diyalog veya çatışmadan söz edebilir miyiz? Başka türlü sorayım. Farklı dinler ve dinlere bağlı insanlar bir arada yaşayabilirler mi? Yoksa bu mümkün değil, kesinlikle çatışırlar diyebilir miyiz? İnançlar çatışır ya da uzlaşırlar mı ?

Bu sorularının hepsine hayır cevabı verebiliriz. Çünkü çatışan veya diyalog kuran, ne dinler, ne de inançlardır. Başka başka din ve inançlara sahip insanlar, ne çatışırlar, ne de aralarında pürüzsüz bir ittifak kurabilirler.

İNANÇ BİR SÜREÇTİR

Dinler ve inançlar, bir toplum veya milletin kültürünü oluşturan en önemli unsurdur. Modern yaşamda şu ya da bu dine mensup olmak, kültürlerarası geçirgenlik nedeniyle başkasından ayrıcalıklı olma şansını ortadan kaldırmıştır. İnançların değil de kültürlerin uzlaşı veya çatışma içinde olması, laiklik ilkesini açıklamak için yeni bir kapı açıyor demektir. Çünkü bir dine inanmak, en nihai noktada kişinin kendi iç dünyası içinde olup biten bir süreçtir.

Düşünün ki, en basit olayda bile kişi kendi iç dünyasında, aklında veya vicdanında, hesabı kapatılmamış bir yığın sorgulamalara başvurur. En somut ve gündelik bir durumda kişi, düşündüğünü sonuçlandırsa bile, evvelini ve ahirini hala ölçüp tartmayı sürdürür. Üstelik oldubitti diye baktığımız nice sıradan işlerin beklenmedik sonuçlarıyla karşılaşabiliriz. Basit olgu ve olaylarda dahi kesintisiz bir süreç varsa, inanç konusunda bu süreç daha ince ayarlı ve
son derece karmaşık olacaktır. Karmaşayı zihninde ve ruhunun derinliklerinde yaşadıkça inanç, her an tazeliğini korur; canlıdır ve bitimsizdir. Olmuş bitmiş bir şey değildir. Sonuçlanmaz ve kalıcılığını da bu iç mücadeleye borçludur. İnanan insanın bu anlamda belki kafası karışık değildir ama zihninde ve ruhunda bin bir çeşit sorular ve cevaplar birbiriyle sürekli çarpışır durur. Kendi içinde süreç olan inanç, başkalarına kesinleşmiş ve en son cevabı bulunmuş bir meta olarak takdim edilemez. İnanç, zihin ve ruhun ortaklaşa beslendikleri, sürekli de beslenmek zorunda oldukları bir erdemlilik halidir. Erdemlilik ise, sonu gelmeyen bir ahlaksal değer mücadelesini gerektirir. Ahlak somut cevaplar ve sonuçlar değil, erdemsizliği, her başkaldırışında öncelikle iç dünyamızda bastırmaya yarayan bir ruh disiplinidir.

ÇATIŞAN YA DA UZLAŞAN KÜLTÜRLERDİR
…………………..
…………………..
LAİKLİK OLMASA

Laiklik işte tam bu noktada doğal olarak kendini dayatmaktadır. İtikadi değil ama siyasi bir tavır olan laiklik, hem aynı din içindeki hem de farklı dinlerdeki farklı inançların yarattıkları kültürleri uzlaştırabilecek henüz daha iyisi icat edilmemiş bir çaredir. Gerçi inançların çatışması ya da uzlaşımını sağlayan laiklik değildir. Çünkü inancın, insanın kendi iç dünyasında ve ruhunun derinliklerinde devam ede gelen diyalektik bir süreç olduğunu söylemiştik. Laikliğin bu noktada insanın vicdanı ve zihinsel süreçleriyle ilgili yapabileceği olumlu ya da olumsuz bir katkısı yoktur. Asıl katkısı, bu inançlardan kalkılarak yaratılan farklı kültürler arasındaki çatışmayı önlemede ve bunu uzlaşıya dönüştürmede görülecektir. Din ve inanç, vicdanda yaşanan kesintisiz ama sonuca bağlanmamış bir iç tecrübe olduğu için, laiklik bu aşamada istese de kişiye müdahil olamaz; hem müdahil olması için de bir sebep yoktur. Laiklik, kültürlerin en önemli kaynağı olan inançları zaten denetleyemez. Ancak onların ürettikleri yaşam biçimleri, ibadet tarz ve şekilleri, davranış ve yapıp-etmelerden doğan somut unsurları tüm farklılıkları ve çeşitlilikleriyle uzlaştırmak için zemin hazırlar. Çatışmaları önlemeye çalışır.

Şu halde, dinler ve inançlar, iç süreçler oldukları için, ne diyalog ne de çatışma tesis edebilir; ancak ürettikleri kültürler bakımından olumlu ya da olumsuz etkileşime girebilirler. Eğer Türkiye diğer İslam ülkelerine benzeseydi, çatışma, aynı din içinde farklı inançların çatışmasına sahne olurdu. İslam ülkelerindeki iç çatışmalar, ironik biçimde benim tezimi alt üst etmektedir. Bu hiç olmazsa görünüşte böyledir. İslam içinde Müslümanlar, kabile içinde kabileler ve çöl içinde çöller aynı dinin inancını paylaşmalarına karşın birbirini kıyasıya boğazlamaktadırlar. Oysa çatışan inançlar değildir. Çünkü İslam ülkelerinde düşünce ve inanç üretilmeyeli beri asırlar olmuştur. Çatışan, kültürsüzlüğün kültürleridir.

Türkiye çok şanslıdır. Aynı din içinde farklı inançların varlığını ve birlikteliğini sağladığı gibi, bunların ürettikleri farklı kültürleri de laik cumhuriyet geleneğiyle uzlaşı içinde tutabilmektedir. Hatta farklı dinlerin kültürleri ile İslam kültürünü laik tavrı nedeniyle uzlaşmış bir güce dönüştürmesini bilmiştir.

Atatürk’ün dehasını yeniden keşfediyoruz.

İNANÇ VE ÖZGÜRLÜK ETİK KAVRAMLARIDIR
……………………..
……………………..
Din kimseyi inanmaya ve inandıklarını uygulamaya zorlamaz. İnanmak zorunlu olmadığı gibi,
inandığını yapıp yapmamak da zorunlu değildir.

“Dinde zorlama yoktur.”10

“Ey Muhammed! Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı.
Öyle iken inanmaya sen mi zorlayacaksın?”
11

İslam kelamı, başka bir deyişle İslam ilahiyatı, Allah’ın iradesini ikiye ayırır. İlki, Tekvini İrade’dir: doğum, ölüm, güneşin doğup batması, mevsimlerin birbiri ardına gelmesi gibi doğa yasalarıyla ilgili olan iradededir ki burada zaten kendiliğinden zorlama vardır. Canlı cansız tüm varlıklar, doğal süreç içinde tekvini iradeye ister istemez bağlıdır. Hiçbir varlık bu irade dışında ve ona rağmen ne var olabilir, ne de ölebilir. İkincisi Teşrii İradedir ki bunda ilahi ve doğal bir zorlama söz konusu değildir. Allah bu iradesiyle, insanların kendine ve yolladığı dinlere inanmalarını arzu eder, ama yaratılış ve doğa ile ilgili iradesinde olduğu gibi, kimseyi doğa kanunlarına boyun eğdirdiği gibi inanmaya boyun eğdirmez, her insanı inanç konusunda özgür bırakır. İnanmalarını arzu etmesi, insanların iyiliğini dilemesinden dolayıdır. İsteseydi, doğa kanunlarındaki doğal zorlamayı bu iradesiyle de gerçekleştirebilirdi. Ancak bu zorlamayı kendi şanına uygun görmemiş; insana değer vermekle kalmayıp onun özgür tercihine de değer atfetmiştir. Kimseyi doğa yasalarındaki zorunlulukta olduğu gibi zorla inandırmayı kendi yüceliğine münasip görmeyen Allah, bu konuda bu ve benzeri birçok ayette12 ifade edildiği gibi kendi Peygamberine bile herhangi bir yetki ya da izin vermemiştir. Dolayısıyla inanç özgürlüğünü yine Allah kendi katında ve şanında himayesi altına almıştır.

Türkiye’de inanç ve düşünce özgürlüğü, uluslaşma ve dolayısıyla bireyleşme süreçlerinde yaşadığımız toplumsal sancılar hafiflediği zaman yerli yerine oturacaktır. Uluslaşma ve buna bağlı olarak bireyleşme gerçekleşmeden inanç ve düşüncenin konusu olan konuların doğasında olgunlaşma beklenemez. Bireye sunulan inanç ve düşünce konularının bilim, aydınlanma ve insan merkezli felsefi birikimle yeniden gözden geçirilmesi, özgürlük ve onun sınırlarını da
doğal olarak yeniden belirleyecektir. Felsefi sorgulamaya karşı derin kuşku, bilimsel yöntembilim eksikliği, okuma-yazma oranındaki düşük seviye, kısacası bilgi aleyhine inancın her şeyi belirlemesi gibi düşünsel sorunlar aşılmadıkça; aşiret, bölge ve etnik temelli sosyal yapının ulusal yapıya beklenen hızda dönüşememesiyle ilgili sosyolojik sorunlar çözülmedikçe, inanç özgürlüğü ve sınırları her zaman birbirini tamamlayan unsurlar olarak değil,
birbirine karşıt iki cephe olarak konumlandırılacaktır.
==============================================

Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Prof. Şahin Filiz‘in önemli yazılarından birini, günümüz koşullarında paylaşmak istiyoruz.. DİYALOG ve ÇATIŞMA başlıklı inceleme ve kaynaklar – dipnotlarla 10 sayfa (A4). Giriş, orta bölümler ve sonuçtan bir-iki paragraf yukarıya aktardık. Tümünü okumak için aşağıdaki pdf dosyası erişkesini tıklamanızı dileriz.

Diyalog_ve_Catisma_Sahin_Filiz

Özellikle “Atatürk’ün dehasını yeniden keşfediyoruz” başlıklı bölüm dikkati çekiyor

  • Zerrece kuşkumuz yok, Ulusumuz AKP = RTE‘nin bu ucuz politik manevrası
    asla yutmayacaktır.
  • İğrenç takiyye çuvala sığmamaktadır, sığmayacaktır..

Sevgi ve saygı ile. 14 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

 

Çağdaş Demokrasi ve Evrensel Hukuk Bağlamında Laikliğin Teori ve Pratiği

Çağdaş Demokrasi ve Evrensel Hukuk Bağlamında Laikliğin Teori ve Pratiği

İstanbul Barosu Başkanlığınca düzenlenen ‘Çağdaş Demokrasi ve Evrensel Hukuk Bağlamında Laikliğin Teori ve Pratiği’ konulu panel, 27 Mayıs 2016 Cuma günü
saat 16.00’da İstanbul Barosu Kültür Merkezinde yapıldı.

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Genel sekreteri Av. Hüseyin Özbek, Batı dünyasının yüz yıllarca önce, hem ekonomik yatırımların hem de toplumsal dönüşümlerinin temeli olan Batı Aydınlanmasının, kiliseyle hesaplaşma sonucu gerçekleşebildiğini söyledi.

Türkiye’de böyle bir süreç yaşanmadığını belirten Özbek,  ancak 1800’lü yıllarda orta Avrupa’daki Osmanlı askeri üstünlüğünün giderek sona ermesiyle birlikte süreç içinde Batının Osmanlıya üstünlüğünün dinde arandığını, yani başımıza gelenlerin dinden, şeriattan saptığımız için geldiği inancının yaygın hale geldiğini bildirdi.

Batıdaki modernleşmenin Osmanlıya asıl etkisinin ve dayatmasının sosyal alanda değil, askeri alanda görüldüğünü altını çizen Hüseyin Özbek, Saltanatın ve Hilafetin yürürlükte olduğu bir dönemde Türkiye modernleşmeyi sağlıklı bir biçimde yürütebilir miydi? Bir yanda medrese kültürü, öbür yanda modernleşme ülkeyi çağdaş uygarlığa kavuşturabilir miydi? Bu panelde bu sorulara yanıt bulmaya çalışacağız.” dedi.

Açılış konuşmasından sonra paneli de yöneten Özbek, iki konuşmacı hakkında tanıtıcı bilgiler verdi ve oturumu başlattı.

İlk konuşmacı Araştırmacı-Yazar Osman Selim Kocahanoğlu, konuşmasında Osmanlı toplum yapısı, medrese kültürünün bu yapı üzerindeki etkileri üzerinde durdu.

Batıda kilise ile devletin ayrı ayrı yapılar olduğunu, Kilisenin gücünün toplumsal gelişmelere engel olduğunun görüldüğünü ve kilisenin gücünün kırılması için büyük bir savaş verildiğini belirten Kocahanoğlu, ancak bundan sonradır ki, Batıda Aydınlanma döneminin yaşandığını bildirdi.

Osmanlının Yavuz sultan Selim döneminde Hilafeti üstlenmesiyle (AS: 1517) toplumsal gelişmede Batı ile çelişkiye düşüldüğünü ve gerileme döneminin başladığını anlatan Osman Selim Kocahanoğlu, uhrevi ve dünyevi yetkinin tek kişide birleştiğini ve bu durumun Cumhuriyete dek sürdüğünü söyledi.

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şahin Filiz, insan ilişkilerini, insanlaşmak = kültür olarak niteledi ve Osmanlıdaki insan ilişkileri üzerinde durdu. Siyasal İslamda mantıksal çelişkilerin bulunduğuna dikkat çeken Prof Filiz, İslamileştirmenin şeriata, sekülerizmin ise laikliğe karşı olduğunu bildirdi.

Dini anlayışların (cemaatlerin) oluşturduğu toplulukların sivil toplum olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığına dikkat çeken Şahin Filiz, siyasal İslamcılığın insanların kültürel ve sanatsal yaşam alanlarını tıkadığını söyledi.

Milliyetçilik kavramının muhafazakârlıkla bağdaşmayacağını, çünkü Milliyetçilik kavramında Devrimciliğin de bulunduğunun altını çizen Filiz, laikliğin müslümanı müslümandan korumak için var olduğunu, devletin ise Müslüman olamayacağını sözlerine ekledi.

============================================

Dostlar,

Her 2 dostumuza da; İstanbul Barosu Genel Sekreteri Sayın Av. Hüseyin Özbek ve Akdeniz Üniversitesinden Prof. Şahin Filiz’e (3. konuşmacıya da!..) teşekkür ederiz.. Can alıcı noktaları gerçek bir aydın (entellektüel) olan Sn. Av. Hüseyin Özbek özetlemiş.

Biz de aynen katılarak paylaşmak istedik..

Sevgi ve saygı ile.
07 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

10 Kasım 2012.. Denizli ADD Çalışmalarımız..

Dostlar,

Yüce Atatürk’ün hakka yürüyüşünün 74. yılında anması, anlatılması,
niçin andığımızın açıklanması.. için Denizli’de idik.

10 Kasım’ın ilk dakikalarında başlayan otobüs yolculuğumuz sabah 06:30 gibi
Denizli otogarında sonlandı. Bizi kimsenin karşılamasını istememiştik. Servis ile,
bize ayrılan, -mütevazi olmasını koşul koyduğumuz- otele geldik. Duş, kahvaltı ardından, başımız yastık görmeden, lobiye indik. Gazetelere bakacaktık, Cumhuriyet, Aydınlık gibi gazeteler yoktu. Bilinen malum yandaş gazeteler.. Resepsiyonu uyardık.. bu 2 gazeteyi de görmek ve okumak istediğimizi belirttik. Genç görevli hemen gitti ve 1-2 dakika içinde bu 2 gazeteyi getirdi! Duyarlığına teşekkür ettik ve sürekli olmasını diledik..

Denizli’ye daha önce de kezlerce gelmiştik; Tabip Odası çalışmaları, bilimsel kongreler ve ADD çalışmaları için.. Çivril ve Güney şubelerimizin açılışında konferanslarımız olmuştu. Çal, Sarayköy, Serinhisar, Acıpayam ilçelerinde de aydınlanma konferansları vermiştik merkez ilçeden başka. Denizli TV ve DEHA TV’de, yerel radyolarda konuşmalarımız olmuş, yerel basında haberlerimiz ve söyleşilerimiz yayımlanmıştı.
ADD Bölge toplantıları yapmıştık. 2006 Haziran’ında ADD Genel Başkanlığına
aday olduğumuzda da bu örgütümüzü ziyaret etmiştik.

Bu son ziyaretimiz 10 Kasım 2012 öncesi hizmet listemiz şöyle              :

1. Aydın Cinayetleri ve Karanlığa Savrulan Türkiye. Denizli ADD, 26.01.08
2. Aydın Cinayetleri ve Karanlığa Savrulan Türkiye. Denizli – Güney ADD, 27.01.08
3. Aydın Cinayetleri ve Karanlığa Savrulan Türkiye. Denizli – Sarayköy ADD, 27.01.08
4. 12. Adalet ve Demokrasi Haftasında Türkiye Gündemi. Denizli DEHA TV, 28.01.05
5. Basın toplantısı : Aydın Cinayetleri, 24 Ocak 1980 Kararları. Denizli ADD, 28.01.05
6. Aydınlanma, Devrim Şehitlerimiz ve Türkiye’nin Geleceği. Sarayköy ADD, 28.01.05
7. Aydınlanma, Devrim Şehitlerimiz ve Türkiye’nin Geleceği. Serinhisar ADD, 29.01.05
8. Söyleşi : Güncel Sorunlar ve ADD’nin Misyonu, Vizyonu. Acıpayam ADD, 29.01.05
9. Aydınlanma, Devrim Şehitlerimiz ve Türkiye’nin Geleceği. Denizli ADD, 29.01.05
10. Cumhuriyet’in 80. Yılında Türkiye Nerede? Çal / Denizli ADD, 18.10.03
11. Cumhuriyet’in 80. Yılında Türkiye Nerede? Çivril / Denizli ADD, 18.10.03
12. Cumhuriyet’in 80. Yılında AKP Ne Yapıyor? Çivril AS TV / Denizli ADD,18.10.03

**********
Bizi otelden alan Yönetim Kurulu üyesi Nihat bey ile Valilik önündeki tören alanına gittik. Toplanan kalabalık coşkulu idi. Dostumuz, dava arkadaşımız ADD Şube Başkanı
Sayın Av. Gülizar B. Karaca ve özverili eşi ile görüştük. Önceki başkanlarımız
E. Alb. Sn. Ercan Yücal ve Sn. Av. Yıldırım Aycan ile de (şimdi CHP İl Başkanı).
Bir de Pamukkale Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD’ından yakın arkadaşımız Sn. Prof. Dr. Mehmet Bostancı’yı ve Denizli Tabip Odası Başkanı Sn. Dr. Gökhan Deda’yı anmalıyız. Öğrendiğimize göre, kalabalık geçen yılın neredeyse 2 katı idi.. Bir öğretmen hanım, kısa bir sunuşun ardından programı aktardı. Saat 09:05’te 2 dakikalık saygı duruşumuzu yaptık.

Bu 2 dakika içinde, bize bu vatanı armağan eden Yüce Atatürk’e, tüm şehit ve gazilerimize, ülkeye canla başla hizmet edenlere.. şükran duygularımız içimizde kaynadı, taştı; en son Pervari’de düşen helikopter şehitlerine de.. dua ettik içimizden huşu ile ve ülkemizden, insanlıktan Yüce Atatürk’ün ışığının, aydınlığının eksik olmamasını diledik. Ülkemizde barış olsun, insanımız mutlu olsun, ülkemiz kalkınsın ve Cumhuriyetimiz sonsuza dek özgür ve bağımsız yaşasın… diye Malsahibi’ne yakardık..

Saygı duruşunun hemen ardından İstiklal Marşımızı söyledik. O arada bayraklar göndere çekildi ve yarıya indirildi. Valilik, Garnizon Komutanlığı ve Belediye Başkanlığı çelenkleri Atatürk anıtına sunuldu. Öbür kurum çelenkleri daha önceden Anıt çevresine yerleştirilmişti.. AKP hükümeti geri adım atmış, anılan 3’ü dışında da çelenk sunumuna izin vermişti. Gerilim yoktu. Azıcık akıl sahibi olmak zaten bunu gerektirmiyor muydu?
Çok anlamsız ve yanlış, haksız uygulamanın (çelenk sunma yasağının) sürekli olarak kaldırılması gerekiyor.. Tören kapsamında biri kız öteki erkek 2 öğrenci Atatürk hakkında birer şiir okudular. Akşam Belediye’nin bir halk konseri olacağı duyurusu yapıldı. Tören bitti! Yasak savılmış oldu.. Orada 5-10 dakikalık bir anma konuşması
bir uzmana yaptırılabilirdi. Göstermelik, biçimsel bir ritüeli aşmak için; yapılmalı!

ADD Denizli Şubemizin çalışkan ve başarılı başkanı Sayın Av. Gülizar Biçer Karaca ve çalışma arkadaşları inanılmaz bir üretkenlik içindeler. Kayalık Caddesi’nde Uluçarşı adlı binanın en üst katında (6. kat) epey geniş bir bölümü imece ile para toplayarak
150 bin TL’ye satın almışlar.

Halkevi gibi çalışıyorlar.

Atatürkçü Düşünce ve Siyaset Okulu başlatmışlar, 31 Ocak 1990’da şehit edilen ADD kurucu genel Başkanımız Sayın Muammer Aksoy adını verdikleri salonda.
Biz Şubeye gittiğimizde bu salonda film gösterimi vardı 10 Kasım anması bağlamında. Her program 8 hafta sonu, 2’şer saatlik eğitimle sürüyor ve belgelendiriliyordu (sertifkasyon). Bu 2. si idi ve biz, Sn. Prof. Dr. Şahin Filiz‘den sonra 2. hafta konuşmacısı / eğiticisi idik. O arada Sn. Başkan Karaca’ya Prof. Dr. Bilsay Kuruç hocayı da davet etmelerini önerdik, Mustafa kemal Paşa’nın ekonomi politikaları için, kendilerini görüştürdük telefonla, programlandı..

Denizli DEHA TV Derneğe geldi sağolsun. Geç haberciler 3G tekniği ile bizimle
canlı yayın yaptılar yarım saate yakın.. Ardından Horoz Radyo‘ya gittik. Heyecanlı ve konuksever arkadaşlar bizi ilgi ve saygı ile karşıladılar. Yetenekli ve çok ilgili sunucu
Sn. Mustafa Karapınar bize yarım saat ayırmışken, 1,5 saat çok canlı bir söyleşi yaptık, ayrıca görüntü de internet üzerinden yayımlandı. Zorlukla saat 14:00’teki programımıza Şube binasına yetiştik. Yerel Meydan Gazetesi’nin 2 heyecanlı habercisi bekliyordu. Minik bir MP3 çalar ses kaydı aygıtıyla bize sorular sordular..

En çok merak edilen, bizim Atatürk hakkında anlattıklarımızın neden okullarda ve
başla yerlerde halka öğretilmediği idi. Neden sarı saçı mavi gözü, karga kovalaması.. anlatılırdı da Atatürk’ün emperyalizmi ülkemizden kovması öğretilmezdi?
Niçin okul kitaplarından çıkarılıyordu? Törenler, çelenk sunumu neden yasaklanıyor, Atatürk unutturulmaya çalışılıyordu?? AKP neye hizmet ediyordu ve 10 Kasım’da
neden yurt dışında uyduruk bir gezide idi? Brunei denen çağdışı Sultanlıkta niçin
saray ziyaret ediyordu??…

Vurguladık : Milli Eğitim artık Milli Eğitim değil.. Bu düzeltilecek biiir; bir de
evlerde aileler çocuklarına bire bir doğru eğitim verecek. Ve de ADD gibi gönüllü kuruluşlar çoğal(tıla)acak, yurtsever medya da destek verecek.. Bir seferberlikle, AKP’den kurtulana dek direnilecek.. Belki de EĞİTİM KOOPERATİFLERİ kurulacak!

Muammer Aksoy Salonu tümüyle dolu idi.. İnsanlar ayakta idi.. Yönetim Kurulu üyesi emekli öğretmen Sn. Bekir Kılınç sunuşu yaptı ve sözü bize bıraktı. Yaklaşık 1,5 saat,

  • Atatürk’ü 74. Ölüm Yılında Neden Anıyoruz??

konusunu yansılarla işledik.. Sonra sorular, katkılar ve 15 dakika ara..

Programın 2. bölümünde ise ödevimiz

  • Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze sağlık politikaları idi.
Bir saat dolayında bu sunumumuzu da görseller eşliğinde izleyicilerle paylaştık.
AKP’nin sağlık hizmetlerini tümüyle piyasalaştırdığını, en son 2.11.12’de
Kamu Hastane Birlikleri ile devlet hastanelerinin işletmeleştirildiğini aktardık.
Önümüzdeki dönemlerde belki de SAĞLIK KOOPERATİFLERİ kurmak zorunda kalacaktık sağlık hizmetine erişebilmek için..
Saat 18:00’i geçiyordu. Öğlen yemeği fırsatımız da olmamıştı.. Sayın Başkan Karaca, Sn. Bekir Kılınç öğretmenimiz ve biz, sıradan bir yemekevinde (restoran ya da
lokanta mı demeliyim?!) karnımızı doyurduk.
Bu arada Siirt Pervari’de düşen (düşürülen ??) helikopterde şehit olan
17 vatan evladının acısı yüreğimizi kavuruyordu
. ADD Şubemiz akşam Halk Eğitim Merkezi’nde bir “Ata’yı anma” konseri (eğlence değil!) düzenlemişti ama gene de repertuvar gözden geçirildi, düzenleme yapıldı; ilk ve son parçalar Pervari şehitlerimize adandı.. “Anma konseri” başında uygun bir açıklama da yapılacaktı katılımcılara..

Akşam 20:30’da ise Denizli Pınarkent Cemevi‘nde idik. Ülkemizin değişik yörelerinden bizim memleketimiz Tunceli’den, Sivas’tan, Erzincan’dan göç eden canlar burada, akrabamız Cihan Saltık’ın de elvermesi ile mütevazi bir cemevi yapmışlardı. Onlara camiler için gösterilen cömertlik söz konusu değildi. Arsasından betonuna
her şeyi kendileri çok sınırlı bütçelerinden imece ile karşılamıştı. Elektrik su
giderlerini de kendileri ödüyorlardı.

Laik Türkiye’nin egemen sünni yönetiminin çifte standardı utandıran biçimde sürüyordu.

Büyük Atatürk’ün fotoğrafı, bayrağımız ve Hz. Ali bu güzelim mekanda yan yana idi.
Gerçek Türkiye sentezi ve fotoğrafı bu idi..
Kadın, erkek, çoluk çocuk birlikte idik. Ayakkabılarımızı çıkarıp salona girdik,
tüm canları muhabbetle selamladık ve tek tek hepsinin ellerini sıktık.
Dernek başkanı Murat bey son kuşak idi ve 2 fakülte bitirmişti, pırıl pırıl bir gençti.
Yaklaşık 2 saat karşılıklı söyleşimiz oldu canlarla. Büyük Atatürk’ün ülkemize
inanç alanına kazandırdıklarını paylaştık. Özellikle laik düzen ve halifeliğin kaldırılmasını kapsamlı sunduk kendilerine. Onlar da söz aldılar, bolca soru sordular ve değerli katkılar verdiler. Katkıları da soruları de çok değeli idi ve hatırı sayılır birikime dayanıyordu.. Özellikle genç kuşağın..
Temel istekleri Alevilere dönük AYRIMCILIĞIN ve KIYIMIN SON BULMASIidi..
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çifte standardını ve
    sünni inanç dayatmasını 
    şiddetle reddediyorlardı.
Okuyacak sağlam kaynaklar soruyorlardı.
Dersim olaylarını da çoook merak ediyorlardı. Çoook ağır bedel ödemişlerdi.
Canlarını yitirmiş, sürgüne gönderilmişlerdi. Tunceli’de, Erzincan’da, Sivas’ta… uğradıkları kıyım yüzünden baba diyarını terketmek zorunda kalmış, gurbet ellere göçmüşlerdi. Sıla hasreti içinde idiler. buralara da çaresizlikten göçmüşlerdi.
Çooook duygu yüklü bir söyleşi olmuştu.Cumhuriyetin kazanımlarına, başta laiklik olmak üzere sahip çıkmak,
Büyük Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yaşatmak kararlılığı ile toplantıyı kapadık.
Kuzenimiz Cihan Saltık ve eşi bizi 23:59 otobüsüne bindirdiler. Sabah 08:00 gibi Ankara’da evde idik ve biraz ihmal ettiğimiz web sitemiz için emek vermeye başladık.
Denizli’yi bu ziyaretimizde aşağıdaki hizmetleri görmeye çabaladık :

1 Atatürk’ü 74. Ölüm Yılında Neden Anıyoruz?? Denizli DE-HA TV (25 dk.)
2 Ölümünün 74. Yılında Mustafa Kemal Atatürk Denizli Horoz Radyo-TV (1,5 saat)
3 10 Kasım 1938 – 10 Kasım 2012, Atatürk Ne Yaptı? Denizli Meydan Gzt. Söyleşi
4 Atatürk’ü 74. Ölüm Yılında Neden Anıyoruz?? ADD Denizli Şubesi, konf.
5 Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze
sağlık politikaları
ADD Denizli Şubesi
Atatürkçü Düşünce Okulu
6 Atatürk, Aleviler, Laiklik ve İnanç Özgürlüğü.. vb. Denizli Pınarkent Cemevi (2 saat)

Bize fırsat veren ADD Denizli Şubemize, halkımızla buluşmamızı sağlayan kişi ve kurumlara, medya organlarına teşekkür ederiz. ADD Denizli Şubemiz konferans kayıtlarını aldı, umarız webe konabilir.. (Ne yazık ki youtube’a galiba..). Biz de 2 görsel konferansımızın yansılarını sitemize koyacağız. DE-HA TV’nin ve Horoz Radyo’nun
web sitesinden bizim program kayıtlarına ulaşılabileceğini sanıyoruz.

Biz Denizli’de koştururken Sn. Prof. Dr. Ali Ercan hocamız da (ADD Bilim Kurulu Başkanı), Yüksek Ticaretliler Derneği‘nde dostlarımızla birlikte oldular.

  • Yüzyılımızın Sorunlarına Atatürkçü Çözüm
başlıklı bir sunuda bulundu. Birlikte olacakttık aslında ama biz Denizli’de görev alınca Ankara’daki görevi Sn. Ercan yalnız üstlendi. Dernek Başkanı Sayın Davut Özdemir dostumuzdan merakla sorduk telefon ederek, çok başarılı geçmişti. emindik zaten..
çok sevindik. Bu sunuyu Ali hoca bize yolladığında sizinle sitemizde paylaşacağız.
Yazımız çok uzadı; bağlayalım :
  • “Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır;
    fakat Türkiye Cumhuriyeti 
    sonsuza dek yaşayacaktır.
    Ve Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak 
    ilkelerle,
    uygarlık yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir.”

Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK
(16 Haziran 1926, İzmir’de suikast girişiminin ardından..) 

Sevgi ve saygı ile.
11.11.12, Ankara
Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net