TTB Merkez Konseyi Başkanı’ndan 14 Mart mesajı

TTB Merkez Konseyi Başkanı’ndan
14 Mart mesajı

 

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, 14 Mart dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutlayan Tükel, “Tüm meslektaşlarımızı, birlikteliğimiz ve dayanışmamızdan gelen güçle, hekimlik değerleri ve etik ilkeler ışığında sağlık alanındaki mücadelemizi yükseltmeye davet ediyorum.” ifadelerine yer verdi.

Tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ı kutlu olsun!

Birlikteliğimize olan inançla ve dayanışmayla…

Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), uygulamaya başlanmasından bu yana geçen 15 yılda, Türkiye’de sağlık ortamını birçok açıdan etkilemiş; sorun çözme iddiası ve çeşitli vaatlerle gelen bu program sağlık alanında birçok yeni soruna yol açmıştır. SDP, kamu hastanelerinin yapısını değiştirmeyi, onları “idari ve mali özerkliğe sahip” biçimde yapılandırarak rekabete açık sağlık işletmeleri haline getirmeyi amaçlıyordu. 2004 yılında Sağlık Bakanlığı hastanelerinde “performansa dayalı ek ödeme sistemi”ne geçilmesiyle başlayan bu sürece, Kasım 2011’de çıkartılan bir KHK ile (AS: 663 s. KHK) Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısında köklü bir değişikliğe gidilerek devam edildi. Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen, ayrı tüzel kişiliğe sahip ve idari yönden özerk olan Kamu Hastane Birlikleri yapılanması, 6 yıl dolmadan, Ağustos 2017’de başka bir KHK ile kaldırılırken SDP’nin bu alandaki başarısızlığı da belgelenmiş oldu.

1 Ocak 2012 tarihinden bu yana uygulanmaya başlanan Genel Sağlık Sigortası (GSS)  sisteminde, prim ödeyemediği için sigorta kapsamı dışı kalan, bu nedenle kamusal sağlık hizmetlerinden yararlanamayanların sayısı 4.5 milyonu geçti. Aylık olarak ödenen GSS primi dışında, hastaneye başvurulduğunda ayrıca, muayene katılım bedeli, ilaç katılım bedeli, tıbbi malzeme katılım payı gibi 14 ayrı kalemde sağlıkta katkı payı ödeniyor.

SDP’nin bir başka ayağını 13 Aralık 2010 tarihinde tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanan aile hekimliği sistemi oluşturuyor. Bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak Birinci Basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getiren, bölge tabanlı değil aile hekimine kayıtlı nüfusa dayalı sağlık hizmetinin verildiği, performans sistemi üzerinden sözleşmeli çalışmanın dayatıldığı, aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaşılıp polikliniklere hapsedildiği bu sistemde, sorunlar giderek artıyor.

Sağlık alanında ciddi bir tahribata yol açan, eğitim, araştırma, kamu sağlığı gibi öncelikleri geri plana düşürüp “verimlilik ve kârlılık” söylemleri ile ticari bir anlayışı hâkim kılan SDP, çalışanların haklarının da baskılanmasını getirdi. Bu nedenle, 14 Mart sürecindeki ilk talebimizi, hekimlerin emeklerinin karşılığı olan, emekliliğe yansıyacak, güvenceli, görev tanımına ve liyakata uygun, tek işte çalışarak insanca yaşamaya yetecek bir ücret elde etmeleri ve emekli hekim ücretlerinin artırılması oluşturuyor.

Sağlık çalışanları açısından, sürekli hastalarla ve hastalıklarla ilgileniyor olmak, bir anlamda onlarla yaşamak fiziksel ve psikososyal çeşitli sorunların ortaya çıkmasına yol açıyor. Sağlık çalışanları olarak, 2014 yılından bu yana talep ettiğimiz “fiili hizmet süresi zammı” için yasal bir düzenleme acilen yapılmalıdır.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti artıran ögelerden biri de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da ciddi bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete hoşgörü gösterilmeyeceği, şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve önleyicilik açısından, TTB Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı bir an önce yasalaşmalıdır.

Mecburi hizmet yapmak üzere sağlık kuruluşlarına ataması yapılan çok sayıda hekim, haklarında yapılan güvenlik soruşturması tamamlanmadığı gerekçesiyle aylarca göreve başlatılmamakta; giderek artan sayıda meslektaşlarımızın ise güvenlik soruşturmaları olumsuz olduğu gerekçesiyle hekimlik yapmaları engellenmektedir. Hukuksal bir dayanağı olmayan güvenlik soruşturmaları kaldırılmalı; güvenlik soruşturmaları nedeniyle bekletilen ve bu soruşturmalar olumsuz geldiği için ataması yapılmayan tüm hekimler görevlerine başlatılmalıdır.

Yıllardır sağlık çalışanlarının sorunlarını dile getiriyoruz; her 14 Mart’ta taleplerimize uygun düzenlemeler yapılacağına ilişkin sözler veriliyor. Ancak, bugüne kadar Sağlık Bakanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından, özellikle de 14 Mart dönemlerinde “Hekimlere müjde” başlığı altında verilen sözler tutulmadı. Taleplerimizi bu 14 Mart’ta bir kez daha dile getiriyor, acilen karşılanmasını istiyoruz.

Meslektaşlarımızın ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutluyor; hepimiz için yaşanabilir bir doğa, barış içinde bir yaşam, iyi hekimlik yapabildiğimiz bir sağlık ortamı diliyorum. Tüm meslektaşlarımızı, birlikteliğimiz ve dayanışmamızdan gelen güçle, hekimlik değerleri ve etik ilkeler ışığında sağlık alanındaki mücadelemizi yükseltmeye davet ediyorum.

Prof. Dr. Raşit Tükel
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı
===============================================
Dostlar,

Meslektaşımız Sayın Dr. Tükel‘in iletisi son derece dengeli ve temel sorunları işleyen içerikte.
Kamuoyu ve siyasal iktidar tarafından da anlaşılmasını, iyi kabul görmesini ve gereklerinin yerine getirilmesini biz de içtenlikle dilemekteyiz. Ne yazık ki sağlık sektörümün her geçen gün daha derin  bir bunalıma itilmektedir.

Öncelikle altını çizelim ki, SDP (Sağlıkta Dönüşüm Programı), AKP = Erdoğan’ın diline doladığı içimde “millli ve yerli” değildir; apaçık DB – IMF dayatmasıdır (Health Transfomation). AKP = Erdoğan, Batı emperyalizmi tarafından kandırılmakta, tehlikeli biçimde yönlendirilmektedir. Gelinen yer, ŞEHİR HASTANELERİ ile TALANIN sürdürülmesidir. BU konular web sitemizde yıllardır değişik boyutları ile işlenmekte de öneriler sunulmaktadır. Ancak, AKP = Erdoğan’ın, tüm ağır olumsuzluklara karşın eleştiri ve önerileri dikkate almayışı çok düşündürücüdür.

  • Bağlayıcı bir siyasal angajman mı yapılmıştır Küresel güç odakları ile?

Yüzlerce milyar Dolar servetimiz, yerli – yabancı sağlık sektörü tekellerinin kasalarına akmaktadır. Tablonun bu denli acıtıcı olduğunu iktidarın gör(e)mediği düşünülemez.. O zaman bu muazzam rantlara iktidar ortak mıdır? Gelişmeleri böylesi çıplak bir soruyu kaçınılmaz olarak gündeme taşımaktadır.

2018 bütçesinde SGK’ya aktarılacak 133 milyar TL, bütçenin (borç alınmadan) tutarının 1/5’ine yakındır. 2017’de SGK 30 milyar TL dolayında açık vermiştir. Bütçe açığı ise 47 milyar TL olup, SGK açık vermese ve bu tutar merkezi yönetim bütçesinden kapatılmak zorunda kalınmasa idi, Bütçe açığı 17 milyar TL dolayında olacaktı.. Her geçen yıl SGK kara delikleri büyümektedir,.. giderek artan kamu borçlandırmasını dayatarak.. Bu tablonun finansal olarak sürdürülebilmesi rasyonel zeminde kalarak olanak dışıdır!

Bir kez daha uyaralım : Sağlıkta Dönüşüm Programı bir soygun, rant alma operasyonudur. AKP = Erdoğan bu kanatıcı senaryonun neresindedir??

Bu soruların yanıtı giderek daha yükselen tonda istenecektir.
AKP = Erdoğan, bu olağanüstü yanlış – yıkıcı ülkemizi soyan oyunu artık görmeli ve son vermelidir. Ülkemiz uzmanlarının sağlayacağı milli – yerli sağlık planlarına dayanmalıyız..

Sevgi ve saygı ile. 14 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
TTB Ankara Tabip Odası Üyesi  (1992-96 Yüksek Onur Kurulu Üyesi)
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SAĞLIKTA ŞİDDETİN KÖKENİ..


Dostlar
,

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arkası gelmiyor..
Çünkü AKP iktidarının aldığı önlemler yüzeysel.

Piyasalaştırılmış sağlık hizmetlerini
ve bağlantılı sosyal güvenceSİZLİK rejimini halkın içine sindirmesi olanak dışı..

Bu yüzden çaresizliğine ve kuşatılmışlığına isyan etmekte..
Öfkesinin sağlıksız ve işe yaramaz biçimde dışavurumu bu yapılagelen..
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti meşrulaştırıyor ya da aklıyor elbette değiliz.

  • Ancak sağlık – sosyal güvenlik sistemi öylesine irrasyonel ki,
    isyan etmemek olanaksız.

Saglik_hakki _meslek _onurumuzduri, ATO_Subat_2005

Çözüm, bu hizmetleri temel devlet görevi sayarak – ki Anayasa da böyle buyuruyor!- insanlara sosyal devlet edimiyle sunmak..

Gerisi laf-ı güzaf..

Belki milyonuncu kez yazmış olalım..

Yeni bir saldırı daha.. Ankara Eğitim – Araştırma Hastanesi çocuk acil servisinde..

Ankara Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği’nin Bakanlığa önerileri gene boşlukta..

Nafile bir çağrı daha.. BİR İMZA DA SİZ VERİN..

Biz BİN tane versek ??

*****************

TTB_logosu

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI’NA
                                                                       ANKARA

Sağlık hizmeti’nin tüm aşamalarında birlikte çalışanlar olarak; hekiminden-diş hekimine hemşiresinden-ebesine, sağlık teknisyeni/teknikerinden idari personeline, biyologundan psikologuna, radyoloji teknisyeni/teknikerine, laborantına, diyetisyenine,
tıbbi sekreterine, fizyoterapistine…

Taşeron, sözleşmeli, kadrolu gibi çalışma ayırımı yapılmaksızın, yıllardır dillendirdiğimiz, aşağıdaki taleplerimize yönelik düzenlemeler için adım atılmasını,
bu düzenlemelerle ilgili olarak sağlık alanındaki Emek ve Meslek Örgütleriyle iletişim kurulmasını, oluşturulmuş görüşleri doğrultusunda çözüm getirilmesini,
halkın sağlık hakkı ve çalışanların nitelikli sağlık hizmeti vermeleri açısından
zorunlu görmekte ve beklemekteyiz:

  1. Yapılan düzenlemelerle birlikte Kamu Hastane Birlikleri, Aile Hekimliği uygulamalarıyla “İş ve İşyeri güvencesi” kalmamıştır.
    Tüm sağlık çalışanları olarak bu güvencemizin sağlanmasını istiyoruz.
  2. Performans ücreti yerine, emekliliğe yansıyacak, ödeme güvencesi olan
    ücret ve ücretlerimizin vergi dilimi ile erimesine son verilmesini istiyoruz.
  3. Nitelikli bir sağlık hizmeti için standart kadro esaslarına uyularak eksik kadroların tamamlanmasını; çalışanların, görev tanımları dışındaki işlerde çalıştırılmamasını; çalışanların esnek-kuralsız ve insan yaşamıyla bağdaşmayan biçimde çalıştırılmasına son verilmesini istiyoruz.. Sağlıkta “taşeron” olmaz. Bu nedenle taşeron çalıştırma biçimi ve güvencesiz çalışma terk edilsin istiyoruz.
  4. Özel Sağlık Kurumlarındaki Sağlık Çalışanlarının iş ve gelir güvencesinin sağlanmasını, Sendikalar, Meslek Örgütleri ve Derneklerinin bu konuda
    taraf olmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını istiyoruz.
  5. Sağlık hizmetine ulaşmanın önündeki parasal engellerin, katkı-katılım payı ve ilave ücretlerin kaldırılmasını istiyoruz.

ADI SOYADI

İLİ

MESLEK

İMZA

 Sevgi ve saygı ile.
31.5.2013, Ankara
 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

14 Mart’ta 14 Acil İstem

Dostlar,

14 Mart 1827, Türkiye’de modern anlamda tıp eğitiminin başladığı tarihtir
(2. Mahmut dönemi).

Aynı zamanda İngilizler başta olak üzere emperyalistlerin işgaline direnen,
baş kaldıran Tıbbiye’nin şanlı geçmişine denk düşmektedir.

Ne acıdır ki, AKP’nin iktidar olduğu 14 Kasım 2002‘den bu yana,
10.5 yıldır sağlık sektörü geçmişinde hiç bunalmadığı kadar tıkanıklık içinde.

Prof. Erinç Yeldan‘ın tanımıyla “Tarikatlar koalisyonu AKP”, yerli – yabancı bağlaşıklarına rant aktarmaya mahkum.. Bu ana eksende yürütüldü sağlık politikaları.
Bunun için iktidara getirildi.

Sağlık giderleri misyon gereği katlanarak büyüdü / büyütüldü..

Bütçe açığına karşın, SGK’nin devasa açıklarına karşın..
Ülkemiz  borçlandırılarak bu haramzade politikalar ülkeye dayatıldı.
DB – IMF ikilisi reçeteyi yazdı, AKP sadık bir bende edasıyla uyguladı.

Özel sektöre, yerli ve yabancı sermaye “yürü ya kulum..” dendi. Bu şirketlere
ortak olundu. SSK’nin hastanelerine el kondu ve “tek elden yönetim” gerekçesiyle
(Anayasa md.56) özelleştirme talanına hazırlandı. Bu kurumlar makyajlandı,
sağlık çalışanları büyük ölçüde güvencesiz taşeron işverenin kölelerine indirgendi.

2 Kasım 2012’de Kamu Hastane Birlikleri adıaltında kulağa hoş gelen bir tuzakla, İŞLETMELEŞTİRİLDİ.. Artık Devletin, Cumhuriyet’imizin ilk yıllarındaki “Memleket Hastaneleri” sonradan “Devlet Hastaneleri” yok.. “Sağlık işletmeleri” ve başlarında şirketlerin CEO’ları var. O CEO’lar ki, işletmeleri kâr etmediğinde görevleri bitiyor..

120 bin dolayında sağlık çalışanı (her 4 sağlık çalışanından 1’i!) taşeron elemanı yapıldı. İş güvencesi yok, düşük ücretle ağır çalışma koşullarında sömürüye mahkum.

Artan sağlık giderleri karşılanamaz olunca da 9 kalemde ek ödemeler alınmaya başlandı yurttaştan. Sağlıkçılar “performans” denen ucube ile kıskaca alındı.
Halk dalkavukluğu yapılarak halk şımartıldı ve kaçınılmaz sorunların sorumlusu gösterilen hekimlere saldırtıldı, hekim cinayetleri birbirini izledi.

Hedef, kamusal sağlık sektörünü tasfiye ederek yerli-yabancı sermayeye
peş keş çekmektir. Bu süreçte yandaşlar da elbet nemalanacaktır.

Günümüzde, 1. derecenin 4. kademesinden emekli, en az 30 yıl kamuya hizmet vermiş bir uzman hekimin emekli aylığı 1000 $ dolayındadır. Yılda 12 bin $ eder.
Oysa geçtiğimiz hafta, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, kişi başına 13 bin dolar eşiğini aşarak “Zenginler Kulübü” ne girmek üzere olduğumuzu müjdeledi. Demek ki, emekli hekim olmak yoksulluğa düşmek oluyor.. Peki kimler “yoksul” değil??

Türk Tabipleri Birliği, tüm bu sorunları vurgulamak üzere aşağıdaki metni hazırladı.

Paylaşalım ve sağlığımıza sahip çıkalım..
AKP popülzmine kanmayalım.
Oportünist olmayalım.
Dayanışalım..

14_Mart_2013'te_14_ivedi_istem

Sevgi ve saygı ile.
11.3.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

Fakültede profesör olarak 2 yılı doldurmadan hastanelere yönetici oldular

 

Dostlar,

AKP gözü kara kadrolaşmasını sürdürüyor..

10+ yıldır ülkenin her köşesine “mürit”lerini yerleştirdiler..

TÜBİTAK ve TÜBA gibi ulusal bilim akademilerine bile siyaset soktular..

Yüzümüz kızardı.. Dünyada hiçbir uygar ülkede ulusal bilim akademilerine siyaset üye seçmez, atamaz.. Burnunu da sokmaz bu akademilere.. Bu tablo utanç vericidir ve TÜBA yönetiminin geçtiğimiz yıl bu yüzden istifa ettiği akıldan çıkarılmamalıdır..

AKP bir yandan hekimlere zorunlu hizmet yasasını yürürlükte tutuyor, bir yandan da taşra tabela tıp fakültelerinde “kolay profesörlük” ikram edilen kimi yandaşlarını
Batı’da, büyük tıp merkezlerinde sorumlu tepe yönetici konumuna atıyor..

2547 sayılı YÖK Yasası’nın maddelerini de çiğneyerek (md. 29 ve 25b/1)..
Yasayı arkadan dolanarak.. Örn. Erzincan tıp fak. nin profesör fazlası mı vardır ki, orada gereksinim yok mudur ki yeni prof. olan muhterem zat “görevlendirme” ile
Batı’ya atanır ??

“görevlendirme” yasayı dolanmak için.. Hem kendi üniversitelerinde özlük hakları korunuyor hem de görevlendirme ile ücret alıyorlar..

Her şeyden geçtik : Bu davranış Müslümanlık ile bağdaşıyor mu?
Haydi bizi kandırdınız, Tanrı’yı nasıl kandıracaksınız??

Korkarız Allah bile sizi ıslah etmekten vazgeçmiş görünüyor..
Encamınız hayır ola.. diyelim gene de..

Yeni Sağlık Bakanı da evelallah öncülünü (selefini) aratmayacak bir halef (ardıl) olduğunu hızla, sayın başbakanlarına kanıtlama heyecan ve telaşesindeler..
Pazar ola sayın Dr. Müezzinoğlu, pazar ola..

Sevgi ve saygı ile.
18.2.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

======================================

Fakültede profesör olarak 2 yılı doldurmadan hastanelere yönetici oldular

Kamuya kıyak atama

© Yasaya göre; profesörlük unvanını alıp ataması yapılanlar, 2 yıl fiili hizmet sürelerini doldurmadan profesörlük unvanını üniversite dışında kullanamıyor. Ancak bu kural, çeşitli üniversitelerden 11 “şanslı” ad için delindi.

Sağlık Bakanlığı’nın Kamu Hastane Birlikleri’nin kurulmasının ardından kamu hastanelerine profesör unvanıyla atanan 11 kişinin, atama için gerekli olan tıp fakültesinde 2 yıllık hizmet süresini doldurmadığı ortaya çıktı.

Bu çerçevede Erzincan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Prof. Dr. Nurullah Zengin
Ankara Numune Hastanesi’ne, Prof. Dr. Mustafa Ertek, Ankara Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi’ne yönetici oldu. Aynı üniversiteden Prof. Dr. Murat Alper, Yıldırım Beyazıt Dışkapı Hastanesi’nin yeni başhekimi olurken, Prof. Dr. Sedat Altun da İstanbul Yedikule Göğüs Cerrahisi ve Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne başhekim olarak atandı. Prof. Dr. Ramazan Çetinkaya da Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yönetici oldu.

Ayrıca; Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Öner Odabaşı Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başhekim, Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Osman Kürşat Arıkan Adana Numune Hastanesi’ne başhekim, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ali Rıza Odabaş İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başhekim, Namık Kemal Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Metin Esen İstanbul Güney İl Sekreterliği Tıbbi Hizmetler Başkanı ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fazlı Erdoğan Erzurum İl Genel Sekreteri olarak atanan isimlerden.

‘Suiistimal ediliyor’

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan, profesör unvanıyla atananların maaşlarının 18 bin TL’ye dayandığını belirterek, Kadroları taşra üniversitelerinde olan bu insanlar, kamuda üst düzey göreve getirilip, çok yüksek
maaş alıyor. Erzincan
da profesör olduysan, oraya hizmet etmek zorundasın.
Unvan böyle suiistimal edilemez.” dedi. (Cumhuriyet, 18.2.13)

Sağlıkta “Kamu-Özel Ortaklığı” TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Kabul Edildi


Dostlar
,

Yeni Sağlık Bakanı Dr. Müezzinoğlu, pek doğallıkla AKP’nin IMF-DB
(Dünya Bankası) güdümlü sağlık politikaları
nı kaldığı yerden yürütmekte..
Şimdi AKP’lilere sorulsa, partilerinin kurumsallaştığını, politikalarının da
kişilerden bağımsız olduğunı söyleyeceklerdir büyük olasılıkla..

“Kamu Hastane Birlikleri” adı altında kurulan retorik tuzakla Sağlık Bakanlığı’na bağlı 800 dolayında hastane yarı özel konuma geçirildikten sonra, sıra kızımızı sermaye ile nişanlamaya geldi!

Yani bir başka retorik tuzak kavram ile “Kamu-Özel Ortaklığı”..
Bir süre sonra da Kamu’nun alanı terk ederek kamu hastanelerinin salt işletmesinin değil, mülkiyetinin de özel sektöre (yerli + küresel yabancı sermaye konsorsiymlarına) devri gerçekleştirilecek..

Böylelikle kamu-devlet, bir kamburdan daha kurtulacak!

Zamanın Milli Eğitim Bakanlarından biri, “Aaah, şu okullar olmasa ben Milli Eğitimi
ne güzel yönetirdim..” demiş.. Sağlık Bakanlığı bu özlemi daha hızlı gerçekleştirecek anlaşılan.. Sağlık Bakanı da en bahtiyar Bakan olacak herhalde..

Sağlık hizmeti gibi en temel kamusal hizmeti bile vermeyen bir “Devlet..”
ya da “Quasi-state”!.. “Devlet benzeri” yani.. Devletimsi..

Platon’un 2500 yıl önceki devlet öngörüsünün bile gerisine savrulan..

Şirketokrasi – Kapitokrasi güdümlü kamu artığı!

Küreselleşmenin gereği bu(!)..

Soylu (necip) halkımıza armağan olsun..

Ve de “Müslüman” AKP’lilerin açık adı “Adalet ve Kalkınma Partisi” olan
kutsal örgütlerinin tarihsel misyonu; ikitdara getirilmelerinin diyetlerinden biri..

Hoşgeldin yeni sağlık bakanı Dr. Müezzinoğlu..

“Ex” Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ da sakınola üzülmesin, mutlaka terfi edecektir bir süre dinlendikten sonra..

Sevgi ve saygı ile.
16.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu: Ek ödemelerde sıkıntı olmayacak

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, sağlık çalışanlarının ek ödemelerinde bir sıkıntı olmayacağını söyledi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu‘nda, sağlıkta kamu özel ortaklığını öngören yasa tasarısının görüşmeleri sırasında, CHP Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in sorusu üzerine Müezzinoğlu, sağlık çalışanlarının eködemeleriyle ilgili sıkıntılarının olmayacağını ifade etti.

Müezzinoğlu, ”Bugün Sağlık Bakanlığı olarak imzaladık. Başbakanlığın onayında. Zaten biz arkadaşlara hazırlıklarını yapmalarını da söylemiştik. Dolayısıyla ayın 15’i itibarıyla muhtemelen ödemelerde hiçbir sıkıntı olmadan çalışanlarımız daha öne olduğu gibi bütün haklarınız alacaklar” dedi.

Milletvekillerinin soruları üzerine kamu özel ortaklığı modeliyle yaklaşık 43 bin 193 yatak yapımını planladıklarını, bunun hesaplanan yatırım tutarının yaklaşık 18 milyar 250 milyon lira olduğunu kaydeden Müezzinoğlu, 43 bin193 yatak yapımının 37 tesiste planlandığını söyledi.

Müezzinoğlu, sağlıkta yatak doluluk oranının 365 gün üzerinden %100’leri yakalamanın mümkün olmadığına işaret ederek, ”Bu mevsimdeyatak konusunda yer yer sıkıntılar yaşıyoruz. Yazın öyle mevsimler oluyor ki yatak doluluk oranları yüzde 40-50’lere iniyor. Salgın hastalıklar, mevsimsel hastalıkların arttığı dönemler var. Yatakdoluluk oranını illa % 85’lerde tutacağız diye bir projeksiyonuçok reel bulamayız.” diye konuştu.

Müezzinoğlu, sağlık hizmetlerinin sunum kalitesinde standartların yükseltilmesi için fiziksel mekan ve teknolojik altyapıyı çok hızlı geliştirmek zorunda olduklarını söyledi.

“Risklerin üstlenilmesi”ne itiraz

Tasarının, geçen hafta görüşülen ve oylanmadan atlanılan ”borç üstlenilmesi”ne ilişkin maddesi, uzun süre tartışıldı.

Kalkınma Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yetkilileri, mevzuatla ilgili bilgi verdi.

CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, düzenlemenin kamuya ne kadaryük yüklediğini bilmek istediklerini ifade ederek, “1 aydır ısrarla soruyorum ama yanıt verilmiyor. Bu model sağlık dışında başka alanlara da yaygınlaştırılacak. Hiçbir suiistimal olmasa bile içindekar unsuru olacağı için klasik modellerden daha pahalıya
mal olacak. Özel sektörün sürecin içine girmesinin bedeli olacak, onu kâr olarak kamu maliyesinden aktaracağız. Bunun hesabı çıkartılmalı.” 
dedi.

CHP ve MHP’li milletvekilleri, kamu özel ortaklığıyla yapılacak tesislerde Hazine’nin
risk üstlenmesinin doğru olmadığını savunarak, bunun kamuyu zarara uğratacağını
ileri sürdü.

AKP  Manisa Milletvekili Recai Berber, projenin yürümemesi halinde risklerin üstlenilmesinin söz konusu olacağını belirterek, uygulamanın dünyada örnekleri olduğunu söyledi. Berber’in, ”Siz bir devlet hastanesinde en küçük bir tamiratın
1 yıl yapılamadığını, bundan doğan zararın ne kadar olduğunu biliyor musunuz?”
 sorusuna, bazı CHP’li milletvekilleri, ‘‘Hiç öyle bir şey yok” karşılığını verdi.

AKP Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç, ticari alanlarla ilgili tasarruf yetkisinin
Sağlık Bakanlığı’nda olacağını belirterek, ”Biz Bakanlığa model açıyoruz.
Kaç hastanenin bu modelle yapılacağının yetkisi de Bakanlıkta” 
dedi.

Hasta garantisi mi verecekler?”

CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, iktidarın düzenlemeyle Türkiye’nin geleceğini bağladığını savunarak, ”Bu sizi de zor duruma sokar. Bu iş sadece para işi değil.

Bahsedilen 30 milyar değil, 100 milyarı geçiyor. Hastanelerdeki hemşire ve doktorlar evine ekmek götürmek için işletmeyi kara geçirmek zorundadır. Hastane kar etmediğinde, kamu hastane birlikleri genel sekreterlerinin işlerine son verilecek. Hastane kara geçsin diye insanlık dışı işler yapılacak, nitekim yapılıyor. Halkın sağlığı tehlikeye atılıyor. Paradan anlamadığım halde burada pislikler olduğunu görüyorum” diye konuştu.

CHP Ankara Milletvekili İzzet Çetin, ”Böyle bir model dünyada yok. Adama çifte kavrulmuş vereceğiz. Öz paran olsa da kredi kullan, biz kredinin risklerini üstleniyoruz diye çırpınıyoruz” dedi.

Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Habip Soluk, yap-işlet-devret modelini havaalanları, liman ve otoyollarda olmak üzere en çok kullanan bakanlık olduklarını belirterek, ‘‘Havaalanlarında verdiğimiz yolcu garantisiyle kamuya gelen pay 610 milyon dolardır. Biz o garantiyi vermesek, işletmeciye bıraksaydık, kamu bundan mahrum kalabilirdi.” dedi.

CHP’li Atıcı’nın ”Burada da hasta garantisi mi verecekler?” demesi,
Komisyon’da gülüşmelere yol açtı.

Konuşmaların ardından tasarı kabul edildi. (AA, 12.2.2013)