Çapa giderse, geri dönemez!

Çapa giderse; geri dönemez!

Çapa’daki İstanbul Tıp Fakültesi üyeleri hastane binasının yerinde yenilenmesini istedi.

Türkiye’nin iki dev hastanesi, Çapa’daki İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi (İTF) ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi (CTF) hastanelerinin fiziksel altyapı olarak yetersiz kaldığı,
depreme dayanıksız olduğu, hasta ve çalışan güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığı gerekçeleriyle yıkılıp yeniden yapılacağı konuşuluyor.
İddialara göre, CTF binası yerinde yıkılıp yapılacak.

Çapa ise Sultangazi’de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmakta olan devlet hastanesi binasına taşınacak. 10 gün kadar önce Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı’nın Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı’na gönderdiği taşınılacak adresi doğrular nitelikteki yazı tartışmayı yeniden gündeme getirdi.

Prof. Tükel: Bağımsızlık gider

Çapa ve Cerrahpaşa hastaneleri ile ilgili bir grup akademisyen bir araya gelerek gazetemize değerlendirmelerde bulundu. İ.Ü. Demokratik Üniversite Girişim adına açıklama yapan
Prof. Dr. Raşit Tükel, söz konusu yazıda Sultangazi Belediyesi ile yapılan görüşmelerden
söz edildiğini belirterek,

  • İTF hastanesinin oraya taşınması demek, Sağlık Bakanlığı ile İ.Ü. arasında bir protokol yapılması anlamına gelir. Protokol yapıldığında İTF Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın bağlı olduğu mevzuata uygun olarak işletilmeye başlıyor ve Kamu Hastaneleri Birliği’ne
    dahil oluyor. diyor.

Bu durumda üniversitenin özerk yapısını yitireceğini vurgulayan Tükel, İTF Hastanesinin Bakanlıkça atanan başhekim tarafından yönetileceğini, yönetici görevlendirmelerin de
Kamu Hastaneleri Birliği mevzuatı çerçevesinde (AS: 663 sayılı Yasa Gücünde Kararname ile) yapılacağını belirtiyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin de binası yıkıldığında
geri döneceği belirtilerek taşındığını ancak yıllardır bunun gerçekleşmediğini anımsatan Tükel,

“Eğer İTF taşınırsa, Çapa’ya geri döneceğimizi düşünmüyoruz.” diyor.

İTF’nin de CTF’nin de yıkılıp yerinde yapılması gerektiği görüşünde olduklarını kaydeden Tükel, şöyle devam ediyor:

“Yerinde yapılanma sürecinde CTF ve İTF’nin işbirliği içinde, gerekirse mekânlarını
ortak kullanarak, gerekirse prefabrik binalarla hizmet vererek faaliyetlerini sürdürmesinden yanayız. İTF Çapa’dan gittiğinde, buraların kimler tarafından, ne için kullanılacağı da belirsiz.
CTF 170 dönüm, İTF ise 110 dönüm alan üzerine kurulu.
Taşınma durumunda çok değerli olan bu alanların rant amacıyla kullanılması riski gündeme geliyor. Geçen aylarda, 120 İTF öğretim üyesi, hastanelerimizin taşınmasıyla ilgili konuları konuşmak üzere Akademik Kurul toplanması talebimizi birer dilekçeyle Dekanlığa ilettik, ancak bir yanıt alamadık. Üniversitenin geleceğine ilişkin önemli kararlar, üniversite öğretim görevlileri, öğrencileri ve çalışanları ile görüşülmeden alınıyor.”

Prof. Eker: İyi niyetli değil

İTF Çocuk Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Rukiye Eker ise akademisyenlerin ve öğrencilerin geleceklerinden endişeli olduğunu belirterek “İTF’nin Sultangazi Hastanesi ile birleştirilmesi niyetinin olduğunu düşünüyorum. Böyle olursa üniversite özerk ve bağımsız yapısını kaybeder.” diyor. (AS: Prof. Eker sınıf arkadaşımızdır; 1977 mezunlarıyız..)

Fakülte yok olur!

İÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Prof. Dr. Taner Gören:

  • İTF, bütün Türkiye tıbbının kaynağı olan bir fakülte. Bütün dünya ülkelerine baktığımızda ülkeler kendi öz değerlerini korumak, onların yok olmasını engellemek için inanılmaz çaba
    sarf ederken biz böyle bir kurumu yok etme noktasına geldik. Tıp fakültesinin bu şekilde taşınması, İTF’nin yok olması anlamına gelir. Bu durumdan hem nitelikli hekimlik uygulamaları, hem de hekimler ve uzmanların yetiştirildiği tıp eğitimi ciddi olarak etkilenecek.

Tüm zorluklara hazırız

CTF İç Hastalıkları Anabilim Dalından Prof. Dr. Huri Özdoğan:

“Üniversite hastanelerimizin akıbeti konusunda ciddi endişelerimiz ve kaygılarımız var.
Böylesi önemli bir kararlarda akademisyenlerin bilgilendirilmesi, görüşlerinin alınması gerekir. Çözüm önerileri birlikte oluşturulabilir. İÜ Öğretim üyeleri bir zorluk varsa
bunu göğüslemeye hazır.”

Tıp eğitimi etkilenir

İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda Beyza Sayın:

“Tıp fakülteleri sadece hasta bakılan yerler değildir. Bu fakültelerde eğitim ve öğretim de veriliyor. Hastanelerin taşınması tıp fakültelerinin eğitim ve öğretim ayağının yok olacağı
ortamı da hazırlar. Entegre eğitim sekteye uğrar.”

(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/446931/Capa_giderse__geri_donemez.html, 12.12.2015)

============================================

Dostlar,

Bu sorunu sitemizde daha önce de işledik (23 Haziran 2015)..

  • “..Gerek İstanbul Tıp Fakültesi, gerekse Cerrahpaşa Tıp Fakültesi iktidar tarafından hedefe oturtulmuştur. Bilerek ve isteyerek çökertme operasyonu uygulanmaktadır. Bu 2 özerk
    ve güçlü devasa sağlık ve bilim kurumu, hastanelerinden yoksun bırakılarak şehir hastaneleri ile affiliye edilerek bitirilmek istenmektedir. Çok değerli arsaları da talan edilecektir.
    Üniversite özerkliği iyice bitirilecektir. 2. sıradan atanan hekim olmayan rektörün asıl görevi budur. Trilyonluk rantlar yandaşlara peş keş çekilecektir. İstanbul Tıp Fakültesi’nin depremde hasar gören Çocuk Kliniği yıllardır -kasten- yaptırılmamaktadır! 1. sırada rektörlük seçimini kazanan, 2. adaya en az 300 oy fark atarak 1200’leri aşan oy alan İstanbul Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Profesörü Raşit Tükel, gerçekte bu yüzden Bay RTE tarafından atanmamıştır.”
    (http://ahmetsaltik.net/2015/06/23/cerrahpasa-tip-fakultesine-odene-yok-kaynaklar-nerede/)

Beş ay kadar önce yazdıklarımızın bir bölümü yukarıda..

Şimdiki hekim olmayan Rektörden önceki Prof. Yunus Söylet, AKP’ye çoooook yakın olmakla birlikte, mezun olduğu İstanbul Tıp Fakültesi’ne (ve de yavrusu Cerrahpaşa’ya) ister istemez sahip çıkmıştı. AKP’nin ve rant avcılarının daha çok sabrının kalmadığı anlaşılıyor!..

İstanbul’un ortasında 110 + 170 dönüm 2 muazzam parsel artık peş keş çekilecek ve “ilgililerine” milyarlar kazandıracaktır.. Çook gecikilmiştir!

Bu doymaz rant iştahı nasıl frenlenebilir? Bu ne biçim bir terbiye ve kültürdür?
Bu adamlar  – kadınlar nerdede yetiş(tiril)miştir?

Vahşi kapitalizm insanları dinden – imandan dahi çıkararak ahlaksal bakımdan ve
değerleri üzerinden tanınmaz cüruflara döndürebilmektedir!

Ne var ki, metamorfoza uğrayarak insanlıktan çıkan bu zevat;
ülkeye, kurumlarına, değerlerine… dönüşümsüz büyük zarar veriyor.

Bu gidişin durudurulması gerek..
Yararı var mı AKP’yi bu gecikmiş ve agressifleşmiş iştahından vazgeçmeye çağırmanın?

Kapsamlı bir örgütlenme ve planlamaya gerek var bu ağır ve ciddi salvoyu savuşturmak için.
İÜTF ve İÜCTF mezunları (Mezunlar Dernekleri) de katılarak, TBMM’de
Muhalefet Partileri ziyaret edilerek kamuoyu oluşturulmaya çabalanmalıdır.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Türkiye tıbının anasıdır.
(Biz de Hacettepe’de ilk 2 yıldan sonra bu Fakülte’ye geçerek 1977’de mezun olmuştuk..)
Bütün Tıp Fakülteleri İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi‘nden doğmuştur.
Çoook köklü ve nitelikli, tarih kokan bir eğitim – araştırma – sağlık kurumudur.

1999 depreminde hasar gören binalarının hala onarılıp – yenilenmemesi ayıptır!
Çocuk kliniği binasının yıllardır kullanım dışı kalması yüz kızartıcıdır..

Bu 2 muazzam Tıp Fakültesi’nin birkaç yıl içinde hızla kendi arazilerinde yenilenmemesi
halka karşı suçtur ve sorumlusu AKP iktidarıdır! Tek başına iktidarında 14. yılına giren
bu siyasal anlayış, 14 yılda 2 Trilyon Doları aşkın muazzam bir kaynak kullanmıştır.
Kaçak Saray için birkaç milyar dolar harcandığını dünya alem biliyor..
Son derece lüks -şataftlı bu Kaçak Saray yarı fiyatına mal edilseydi, kalan 2,5 – 3 milyar Dolar ile her 2 fakülte çağdaş binalara ve yenilenmiş donanıma rahatlıkla kavuşturulabilirdi.

Bu 2 tıp fakültesinin AKP iktidarınca kasten yaratılan ve sürdürülen yoksunlukları nedeniyle gerekli – nitelikli sağlık hizmetine erişemeyerek sağlığını ve yaşamını yitirenlerin
vebal ve günahı, hiç kuşku yok, AKP yetkililerinin boynundadır.
Necip halkımız keşke bu acı gerçekleri zamanında fark edebilse?!..

*****
NOBEL Ödüllü Prof. Aziz Sancar bu seçkin Fakülte’nin mezunudur..

Kıymayın efediler, yapmayın efendiler; sizi tarih bağışlamaz, çocuklarınız bile!
Kul hakkı yiyorsunuz; Tanrı bile bağışla(ya)maz!

Sevgi ve saygı ile.
12 Aralık 2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Kamu hastaneleri artık şirket gibi yönetilecek

Kamu hastaneleri artık şirket gibi yönetilecek!

İstanbul’daki devlet hastaneleri, Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında oluşturulan Kamu Hastane Birlikleri (KHB) çatısı altında 5 bölgeye ayrıldı.

İstanbul Sağlık Müdürü Ali İhsan Dokucu, İstanbul Halk Sağlığı Müdürü Mustafa Taşdemir, İstanbul KHB Koordinatör Genel Sekreteri ve Beyoğlu Bölgesi Genel Sekreteri Güven Bektemür, Bakırköy Bölgesi Genel Sekreteri İhsan Bakır,
Fatih Bölgesi Genel Sekreteri Hamza Müslümanoğlu, Anadolu Kuzey Bölgesi
Genel Sekreteri Şuayip Birinci, Anadolu Güney Bölgesi Genel Sekreteri
Tuncay Palteki 
ile düzenlediği basın toplantısında, İstanbul’da KHB’nin yapılanması ve yeni sağlık sistemine ilişkin bilgi verdi.

Dokucu, İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nün önceki yapılanma kapsamında yetki ve sorumluluk alanlarının farklı olduğunu, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname‘nin (663 sayılı Yasa Gücünde Kararname) yayınlanmasının ardından ise yapısal anlamda birçok değişiklik meydana geldiğini belirtti.

Yeni yapılanma kapsamında 19 Mart’ta Halk Sağlığı Müdürlüğü‘nün, KHB’ye bağlı genel sekreterliklerin ise 2 Kasım’da hizmete girdiğini ifade eden Dokucu, İstanbul’daki devlet hastanelerinin KHB çatısı altında 5 bölgeye ayrıldığını, her bir bölgenin 5 genel sekreterin sorumluluğuna girdiğini kaydetti.

Dokucu, halkın, giderek yükselme eğiliminde olan sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranını daha yükseğe tırmandırma konusunda güçbirliği içinde olduklarını anlattı.
Sağlık alanındaki 2012 yılı verilerine de değinen Dokucu, yılın 11 ayında devlet hastanelerinin polikliniklerinde 34 milyon 363 bin hasta kabul edildiğini, 8 milyon 745 bin hastaya acil hizmeti verildiğini, 245 bin 500 ameliyat gerçekleştirildiğini söyledi.

İstanbul Halk Sağlığı Müdürü Mustafa Taşdemir, görev alanlarına ilişkin bilgi vererek, koruyucu sağlık hizmetleri, laboratuvar hizmetleri ve aile hekimliği hizmetlerinin müdürlüğüne bağlı olduğunu belirtti. Taşdemir, müdürlük çatısı altında 21 şube müdürlüğünün bulunduğunu aktardı.

Genel sekreterler sorumluluk alanlarını anlattı

İstanbul KHB Koordinatör Genel Sekreteri ve Beyoğlu Bölgesi Genel Sekreteri
Güven Bektemür, KHB’nin illerdeki yapılanması olan genel sekreterlikler ve KHB’nin görevlerine ilişkin bilgi verdi. Genel sekreterin altında Tıbbi Hizmetler Başkanı,
İdari Hizmetler Başkanı, Mali Hizmetler Başkanı ile hastane yöneticisinin görev yapacağını anlatan Bektemür, KHB’nin hastane yapılanmasında ise hastane yöneticisinin altında başhekim, idari ve mali işler müdürü ile bakım hizmetleri müdürünün yer alacağını anlattı.

Beyoğlu bölgesinde (Beşiktaş, Beyoğlu, Eyüp, Kağıthane, Sarıyer, Şişli, Gaziosmanpaşa) 2 milyon 253 bin 120 kişiye hizmet verdiklerini belirten Bektemür, bölgede 5’i eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere 11 hastanenin yer aldığını
ifade etti. Bakırköy Bölgesi Genel Sekreteri İhsan Bakır, bölgede (Avcılar, Başakşehir, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Çatalca, Esenyurt, Küçükçekmece, Silivri, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Esenler, Güngören) 4 milyon 897 bin 216 kişiye hizmet verdiklerini anlatarak, bölgede 2 ağız ve diş sağlığı merkezi, 6 eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere toplam 16 hastanenin bulunduğunu aktardı.

Fatih Bölgesi Genel Sekreteri Hamza Müslümanoğlu, bölgede (Arnavutköy, Bayrampaşa, Fatih, Sultangazi, Zeytinburnu) 1 milyon 665 bin 760 kişiye hizmet verdiklerini bildirdi. Müslümanoğlu, bölgede 4’ü eğitim ve araştırma hastanesi
olmak üzere toplam 7 hastanenin vatandaşlara hizmet verdiğini söyledi.

Anadolu Kuzey Bölgesi Genel Sekreteri Şuayip Birinci, bölgede (Beykoz, Çekmeköy, Sancaktepe, Şile, Ümraniye, Üsküdar, Ataşehir, Kadıköy) 2 milyon 809 bin 965 kişiye
7 eğitim ve araştırma hastanesi, 3 devlet hastanesi, 4 ağız ve diş sağlığı merkezi,
bir fizik tedavi ve rehabilitasyon merkeziyle hizmet verdiklerini aktardı.

Anadolu Güney Bölgesi Genel Sekreteri Tuncay Palteki, bölgede (Adalar, Kartal, Maltepe, Pendik, Sultanbeyli, Tuzla) 2 milyon 12 bin 777 vatandaşa 4’ü eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere toplam 13 hastaneyle hizmet sunduklarını kaydetti.
(AA, 25.12.12)

==============================================

Dostlar,

AKP’nin sağlık politikası da dış kökenli. IMF ve DB (Dünya Bankası tarafından)
AB’nin de onayı ile harfiyen yazılarak dayatılmakta 10 yıldır..

Son adım da 663 sayılı yasa gücünde kararname ile geçen yıl (2011) 2 Kasım’da atıldı ve SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM “efsanesi-masalı” tamamlanmış oluyor. ABD’de geri dönülen batık sistem ülkemize dayatılıyor.

Geçtiğimiz günlerde sitemizde yazdık..
35-36 yıllık devlet memuru bir hekim olarak, kendi fakültemizin (AÜTF-Ankara Üniv. Tıp Fak.) hastanesinde öğretim üyesi meslektaşlarımıza muayene için 25 TL ödeme yaptık.

Bu “haraç” dün yoktu!

Bize yazılan reçete için de 5 TL ödedik.

Bu “haraç” da dün yoktu..

İlaç bedeline %20 “katkı” payı da ödedik ayrıca.
Bu dün de vardı ancak bedeli ödenmeyen epey ilaç var SGK listesinde..
Bunlar “OTC (Over The Counter) ilaç” sayıldı.. Bir bölümü de bitkisel ilaç, gıda desteği vb. sayılarak ruhsatları Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na aktarıldı.

Yataklı hizmetlerde ve pek çok tıbbi girişimde de “haraç” lar var ayrıca..
Örn. “bir tıbbi girişim” için 18 TL ayrıca ödedik.

Bankadan para çekerken ya da teminat mektubu-çek vb. işlemlerde “provizyon” ;
(ön onay!) istenir(di).  Şimdi ise önce SKG web sitesinden hasta için “provizyon” 
(ön izin!) isteniyor. SGK vize vermezse hiçbir sağlık hizmeti almanız
söz konusu değil
. Bunun içinde primleriniz = ek vergilerinizin düzenli-eksiksiz yatırılmış olmalı!

Şimdi bizim (benim) kişisel hasta memnuniyetimiz düne göre artmalı mı, azalmalı mı?

Sağlık Bakanlığı’nın “hasta memnuniyeti araştırnaları” en son ne zaman yapılmıştı sahi?

Tarafsız gözlemciler eşliğinde bu “hasta memnuniyeti” (!?) araştırmaları
yinelemeye – yenilemeye ne buyurur Sağlık Bakanı Dr. Akdağ??

Değerli meslektaşım Prof. Dr. İlker Belek‘in (Akdeniz Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD- Antalya) “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM Halkın Sağlığına Emperyalist Saldırı” adlı kitabını okumanızı önerebilir miyim ?? (Yazılama yayınevi)

Sevgi ve saygı ile.
25.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Türkiye’nin Engelliler Sorunu..


Dostlar,

3 Aralık Dünya Engelliler Günü için bir yazı yazmayı tasarlamıştık ama ağır gündelik yükümüz yüzünden ne yazık ki tavsadı. Ancak Sayın Onur Öymen‘in, “usta bir diplomatın” özlü –ama zorunlu olarak amatörce– değerlendirmesini biraz gecikerek alınca, konuya profesyonel sorumlulukla değinmek zorunlu oldu.

633 sayılı KHK’ya göre Aile ve Sosyal Politiklar Bakanlığı bünyesinde Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü kuruldu. İlgili KHK ve ilgi yazı gereği 31.12.2011’de  Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurumu kapatılarak bu kuruma ait iş ve işlemler ilgili Genel Müdürlüklere devredildi. Sanal adresi http://www.ozurluveyasli.gov.tr/tr/..

Bu sitede epey rakamsal veri de var..
(Türkiye Özürlüler Araştırması Temel Göstergeleri, http://www.ozida.gov.tr/arastirma/oztemelgosterge.htm, 7.12.12)

Maalesef, Türkiye’de toplam nüfus içine engelli oranı % 12,29!

Dünyadaki en yüksek oranlardan biri ne yazık ki..

Dünyadaki toplam 650 milyon engellinin, Dünya nüfusunun %1,14’ü olmamız nedeniyle (80 milyon / 7,2 milyar), 650 milyon x 0,0114= 7,41 milyon “engellimizin” olması beklenebilir. Ancak bu rakam 80 milyon X %12,29 = 9,83 milyon olup,
dünya ortalamasının ne yazık ki üzerindedir.

Ama biz bu denli engelliyi sokaklarda göremiyoruz. Çünkü yaşam alanları onlara yaşamı kolaylaştırıcı olmaktan, “engelli dostu” olmaktan çok uzak.

Başkent Ankara’da bile görme engellilere kaldırımlarda yürüme rehberi olan
sarı renkli, 6 Nokta Braille alfabesi esinli kabartılı şeritler birkaç aydır döşeniyor..

Bu oran, her 8 kişiden 1’ini “engelli” olduğu anlamına geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü bu bağlamda 3 farklı kategori tanımlıyor :

* Handicapped, disabled, impaired (impairment)..

Tıpta farklı karşılıkları var bu kategorilerin. Ancak günlük dilimizde genel anlamda “engelli” ya da “özürlü” demekteyiz.

İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle her yıl yaklaşık 2000 dolayında çalışanımız “tam engelli” oluyor. 5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasası uyarınca (md. 25, fıkra 1) %60 ve üzerinde bir oranla çalışma gücünü yitirenler, sağlık kurulu kararı ile (3 uzman hekim) ilgili yönetmeliğe göre (Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği) “tam engelli” (tam malul) sayılıyor ve emekli ediliyorlar.

Bu rakam, 80 milyon nüfuslu üllkemizde “küçük” görünebilir. Fakat ilki, “tam engellilikten” söz ediyoruz, ikincisi yalnızca “kayda giren” olguları dikkate alıyoruz. Bu bakımdan, buzdağının altı (kayıt dışı çalışanlar..) bilinmezdir.. “Tam engelli” olmayan çok sayıda
iş kazası ve meslek hastalığı kurbanı da toplam engelliler havuzundadır.

  • Asıl vurgunun AKRABA EVLİLİĞİNE yapılması gerekmektedir!

Ülkemizde akraba evlilikleri, büyük çabalarla ancak %20’lere çekilebilmiştir.
Yakın geçmişe dek bu oran % 25 dolayında idi. Yani her 4 evlilikten 1’i akraba evliliği idi. Önemli oranı da yakın akrabalar arasında. Sosyal dokuda hızlı dönüşüm ve kapalı toplulukların belli ölçülerde dışa (toplumumuzun öteki kesimlerine) açılması ile bu oranın izleyen yıllarda hızlanarak düşmesi beklenir. Yakın akraba evliliklerinde doğumsal anomali oranları 3 katı aşar düzeyde yükselmektedir.

Henüz doğum öncesi genetik tanı hizmetleri yeterli düzeyde değildir.
Yardımla üremede pre-implantasyon genetik tanı ise son derece marjinal durumdadır. (Bkz. Biyoteknolojinin yaşamımıza olumlu katkıları üzerine.. başlıklı yazımız..;  http://ahmetsaltik.net/biyoteknolojinin-yasamimiza-olumlu-katkilari-uzerine/)

Yenidoğanda fenilketonüri (dünya verilerinden 3-4 kat daha fazla ülkemizde),
doğumsal hipotiroidi, Yenidoğanda işitme taramaları çok değerlidir.

Sağlık Bakanlığı’nın ve yukarıda anılan yeni Genel Müdürlüğün, TV’lerde halk eğitiminde akraba evliliklerinden mutlaka sakınılması gerektiği yönünde yaygın halk eğitimi yapmaları, en az sigara ve obesite ölçüsünde hatta daha çok önemli ve önceliklidir.

Bir bütün olarak üreme sağlığı hizmetlerinin topluma, vazgeçilmez koruyucu
sağlık hizmetleri bağlamında sunulması gerekmektedir. Bu amaçla Toplum Sağlığı Merkezlerinin güçlendirilmesi ve bu tıbbi hizmetlerin alınabileceği birimlerke işbirliği ve eşgüdümü zorunludur.

  • Ancak Sağlık Bakanlığı, tüm hastanelerini kazanç sağlamakla yükümlü
    sağlık işletmelerine dönüştürmüştür!?

3 Kasım 2012’de yürürlüğe giren hükümlereiyle 663 sayılı Yasa Gücünde Kararname, bir de zihinlere -retorik- tuzak kurarak bu işletmelere “Kamu Hastane Birliği” demektedir!?

Böylesine çelişkili, tutarsız, eklektik, kazanca odaklı-özelleştirilmiş sağlık sistemi ile halka gerekli koruyucu sağlık hizmetlerini vermek ve o arada özürlü oranlarını azaltmayı ummak, akla Nasrettin Hoca’nın bir fıkrasını getirmektedir :

* Hoca Nasrettin’i alacaklıları sıkıştırırlar. O da, evinin önünden geçen köy sürüsü için yolu daralttığını ve 2 yana dikenli teller koyduğunu söyler. Alcaklıların anlamamaları üzerine de “aklıevvel” Hoca açıklar :

Sürü bu dar aralıktan geçerken yünleri dikenli tellere takılcak,
Hoca onları toplayacak, ipe dönüştürecek, satacak ve borcunu ödeyecektir..

Sevgi ve saygı ile.
7.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik

================================================

Dünya Engelliler Günü

onur-oymen

Dünya engelliler gününde bütün engelli vatandaşlarımızın zorluklarını paylaşıyor ve hükümete ve yerel kuruluşlara bu alanda çağdaş ülkelere nazaran yaşadığımız eksikliklerin giderilmesi çağrısında bulunuyoruz. Bugün aynı zamanda engelliler konusunu bütün boyutlarıyla düşünme günüdür.

  • Dünyada 650 milyon engelli var.

Bunların %80’i gelişme yolundaki ülkelerde yaşıyor.
Toplumun eğitim düzeyi düşük olanları arasında engelli oranı daha yüksek.
Kadınlarda erkeklerden daha çok engelli var.

  • UNICEF’e göre sokak çocuklarının % 30’u engelli.

Türkiye engelli sayısının yüksek olduğu ülkeler arasında.
Türkiye’de toplam nüfus içine engelli oranı % 12,29.

Bu kadar çok sayıda engelli vatandaşımızın olmasının sebepleri arasında,* aile içi evlilikler gibi
* sağlık sorunlarının yanı sıra,
* iş kazalarında yaralananların sayısının yüksekliği de yer alıyor.
* Dikkat çekici bir örnek de trafik kazaları.
2008 rakamlarına göre Türkiye’de 104.212 trafik kazası olmuş. Almanya, İngiltere ve İtalya gibi araç sayısının çok yüksek olduğu ülkelerin dışında Türkiye’deki kadar trafik kazasının olduğu başka Avrupa ülkesi yok. Bu trafik kazalarında bir yılda 4.236 vatandaşımız ölmüş. 184.000 vatandaşımız yaralanmış. Trafik kazalarında ölenlerin sayısında yıllar itibariyle göreli bir azalış olmakla birlikte, yaralananların sayısında büyük artış var. Avrupa ülkeleri arasında kaza başına yaralanma sayısında birinciyiz. 100. 000 kişi başına ölüm ve 100.000 araç başına ölüm gibi istatistiklerde de maalesef Türkiye çağdaş ülkelerin son sıralarında yer alıyor. Acaba neden böyle oluyor? Bütün suçu sürücülere yüklemek doğru mu? Altyapının, devletin denetim görevini yeterince yapamamasının bunda etkisi yok mu?İşte bütün bu konularda Türkiye’nin öbür çağdaş ülkelerin niçin en gerisinde kaldığını araştırmalıyız ve bu konuda gerekli önlemleri almalıyız. Çağdaş uygarlık düzeyine yükselmeyi hedeflerken, bu gibi konularda çağdaş uygarlığın en geri sıralarına düşmemiz her halde övünülecek bir durum değildir. Siyasi partilerimiz televizyon dizilerini tartışmayla geçirdikleri zamanın bir bölümünü engelli vatandaşlarımızın sorunlarını araştırmaya ayırsalar, bunun senede bir gün engellilerle fotoğraf çektirmekten daha fazla çaba gerektirdiğini hatırlasalar, her halde gelecekte engelli vatandaş sayımızın azaltılmasına daha çok katkıda bulunurlar.

“Kamu Hastane Birlikleri..”; “Sağlıkta Dönüşüm” ün Son Durağı

Dostlar,

663 sayılı Yasa Gücünde Kararname‘nin (YGK) Kamu Hastane Birlikleri kurulmasına ilişkin maddeleri, bu YGK’nin yürürlük almasının 1. yılı bitiminde işlerlik kazandı. Bu kritik konya ilişkin olarak sitemizde birkaç dosya daha önce yayımlandı.

Şimdi ise, konuya ilişkin olarak birçok yerde sunduğumuz bir görsel konferansın yansılarını paylaşmak istiyoruz. CHP Çankaya (31.3.2010) ve Altındağ İlçe Başkanlıklarında (17.4.2010), Adana ve Gaziantep Tabip Odalarında…
(5 ve 6 Nisan 2010) bu sunuyu paylaştık.

“KAMU HASTANE BİRLİKLERİ YASA TASARISI ve SAĞLIĞA SON DARBE!”

başlıklı bu kapsamlı görsel sunu, 31 Mart 2010’da CHP Çankaya İlçe Başkanlığında halkla paylaşıldı..

2 yıl 8 ay sonra sitemize koyuyoruz.. Neler söylemişiz, bu gün neredeyız??

Takdirinize sunuyoruz. 

Açıkça Anayasanın pek çok maddesine aykırı bu düzenleme, açık Anayasanın buyruğuna karşın (md. 91) aradan geçen 1 yılda TBMM’de ivedilikle görüşülmediği gibi,
Anayasa Mahkemesince de kendisine yapılan başvuruda hala yürütmeyi durdurma istemini ele almadı. YGK uygulamaya kondu.. Bilindiği gibi Yüksek Mahkemenin kararları geriye yürümüyor (Anayasa md. 153). Dolayısıyla olası bir iptal kararında kararın uygulanabilirliği kalmayacak. Hukuk düzeni ayaklar altında.. Güçler ayrılığı rejimi yürümüyor; Yürütme, Yasamaya da Yargıya da fiilen egemen tek erk..

SAĞLIK hakkı en temel insalık hakkı olmasına ve Anayasa md. 91 kapsamında
YGK ile düzenlenemeyeceğinin emredilmesine karşın, YGK ile düznlenerek tümüyle piyasalaştırılıyor, devlet  sağlık hizmetlerinden de çekiliyor. Ciddi bir kadrolaşma da cabası.. 10300 yönetsel kadroya AKP dilediği gibi atama yapabilecek, yaptı, yapıyor..

Kasım 2007’de TBMM’ye sunulan metin, “Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı” adını taşıyordu. Madde 3/d ve  6/ç
açıkça hastanelerin satışını öngörüyordu :

Birlik Yönetim Kurulu’nun görev, yetki ve sorumlulukları (md. 3) :

  • Md. 3/d : Birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda birlik adına kayıtlı taşınmazları üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte sat-mak, kiralamak, kiraya vermek, devir ve takas işlemlerini yürütmek;
  • Md. 6/ç de Birliğin gelir kaynakları içinde açıkça taşınmaz satışını öngörüyordu.

663 sayılı YGK’de ise açıkça Kamu Hastane Birlikleri Yönetim Kurulu‘na tanınan
bir taşınmaz satış yetkisi yok. 29. maddede “Kurum hizmetlerinin gerektirdiği her türlü satın alma, kiralama, bakım ve onarım, arşiv, idarî ve malî hizmetleri yürütmek.”
görev tanımı var.

Dolayısıyla, tepki çekmemek üzere “satış” yetkisi açıktan yok ama “kiralama” yetkisi var. Süre de yok bunun için. 49 ya da 99 yıllığına kamu hastanelerini özel sektöre kiralamak için 663 sayılı YGK elverişli. Belki böylesi daha da uygun (!).
Sermaye, toplu bir ödeme yapmadan, çok uzun erimli olarak kamu hastanelerini
çok elverişli koşullarda kiralayabilecek. 49 ya da 99 yıl sonra da kim öle kim kala!

Öte yandan, aynı YGK, “Tıbbi Cihaz Kurumu” nun gelirlerini belirleyen 27. maddenin 3/ç fıkrasında, bu Kuruma taşınmazlarını satma yetkisi tanınmaktadır :

* Kuruma ait taşınır ve taşınmazların satış ve kiralanmasından veya işletilmesinden elde edilen gelirler..

Benzer biçimde, 663 sayılı YGK ile düzenlenen Hudut ve Sahiller Sağlık
Genel Müdürlüğü’
nün gelir kaynaklarını tanımlayan 28. madde 5/d fıkrasında;

* Genel Müdürlüğe ait taşınır ve taşınmazların satış ve kiralanmasından veya işletilmesinden elde edilen gelirler.. denilmektedir.

Kamu Hastane Birlikleri Yönetim Kurullarının (KHB-YK) yetkileri içinde ise, md. 29’un 2/g fıkrasında; “her türlü idari ve mali hizmetleri yürütme..” kapsamında taşınmazlarını, taşınmaz satış yetkisi de olan Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü‘ne veya Tıbbi Cihaz Kurumu‘na kiralama veya “devir” yolu kapalı değildir. Böylelikle, tepki çekmeden, istendiğinde sermayeye satış yolu da açık tutulmuştur. Sayılan 2 kuruma “taşınmaz satışı” yetkisinin tanınmasında politik kaygı duyulmamıştır (!?);
çünkü asıl taşınmaz varlığı Kamu Hastane Birlikleri envanterinde olacaktır..

* Kurum hizmetlerinin gerektirdiği her türlü satın alma, kiralama, bakım ve onarım, arşiv, idarî ve malî hizmetleri yürütmek.. yetkisi verilmektedir. Buna göre, KHB-YK gerek gördüğü taşınmazlarını adı geçen bu 2 kuruma -bedelsiz veya- belli bir bedelle devredebilecektir. Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü ve Tıbbi Cihaz Kurumu ise taşınmaz satışı yetkisine sahip olduğundan, sorun kısa bir dolaylama ile çözülmüş olacaktır.. Hedef budur.

DPT 9. Kalkınma Planı 2010 Yılı Programı       :
 
Tedbir 189 : “Kamu hastane birlikleri’nin oluşturulmasına ilişkin pilot uygulama başlatılacaktır. Hastane yönetimlerinin idari ve mali açıdan özerk bir yapıya kavuşturulması için kamu hastane birliklerinin oluşturulmasını öngören tasarının yasalaşmasını takiben 3 ilde pilot uygulama başlatılacaktır.” denilmesine karşın, pilot uygulama öngörülmeden 663 sayılı YGK ile tüm ülke eşzamanlı olarak kapsanmıştır.

  • Daha az sağlık ama daha çok cepten ödeme..

Amaç; yerli-yabancı sermayenin en çok kar elde etmesi.. Üstelik %70 doluluk güvencesi ile!

Halkın, artık maskenin düştüğünü görmesi ve örgütlü olarak sağlık haklarını savunması gerek.

146 yansıdan oluşan kapsamlı çalışmamızı takdirinize sunuyoruz.
Bir de, ATO (Ankara Tabip Odası) Hekim Postası’nda (Temmuz 2010) yayımlanan
3 sayfalık makalemizi..

O zamanki taslakta kimi değişiklikler var elbette..

Okumak için tıklar mısınız lütfen ??

Kamu_Hastane_Birlikleri_Yasa_Tasarisi_Irdelemesi_Ahmet_Saltik

KHB_ATO_Hekim_Postasi_Temmuz_2010

Sevgi ve saygı ile.
21.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Gidişinin 22. Yılında Prof. Dr.Nusret Fişek’e Sesleniş..


Dostlar,

Prof. Dr. Nusret H. Fişek, kalpaksız bir kuvayı milliyecidir.
Kurtuluş Savaşı’nın ünlü komutanlarından Tümg. Hayrullah Fişek’in oğludur.
Prof. Kurthan Fişek ve Prof. Gürhan Fişek’in babasıdır.
Türkiye’de modern anlamda HALK SAĞLIĞI – TOPLUM HEKİMLİĞİ (Public Health – Community Medicine) disiplinlerinin kurucusudur.

  • Prof. Nusret Fişek;
    Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 50 kurucusu içinde 2. sıradadır.

Ülkemizde sağlık hizmetlerini sosyalleştiren (özelleştirmenin tam tersi!) SAĞLIK OCAKLARI sistemini kuran kişidir.

Biz kendisini 1971’de Hacettepe Tıp Fakültesi’nin 1. sınıfında “Toplum Hekimliği” derslerinde tanıdık, çok etkileyici derslerini dinledik.

Bize halkın sağlığını korumanın önemini anlatıyordu.

Sağlık hizmetleri kamusal ve devletin başlıca ödevi olmalıydı.

Koruma sağaltımdan önce gelmeliydi.

Sağlık sorunlarının biyolojik-fiziksel-kimyasal etmenlerin yanı sıra
SOSYAL – KÜLTÜREL – EKONOMİK nedenleri de vardı.

Örn. YOKSULLUK sağlığın / sağlıksızlığın en önemli belirteci (determinantı) idi.

Tarih, halkların er ya da geç haklarını aldığının öyküsü idi.
Bu süreçte halkın sağlık haklarını kazanması için hekimlerin onun yanında konumlanması gerekiyordu.

********

Yazmakla da bitmez anlatmakla da yapıp ettikleri, başarıları ve hizmetleri.

Biz kendisinden, söyleminden, tuttuğu yoldan çok etkilendik ve TOPLUM HEKİMLİĞİ alanında uzmanlaşmayı, TOPLUM HEKİMİ olmayı seçtik.

  • Yaşamımızın ana çizgisini belirledi Nusret hoca..

1977’de hekim olup 1 yıl Anadolu’da çalıştıktan sonra O’nun Bölümü’nde, O’nun da
jüri üyesi olduğu uzmanlık sınavını kazanarak tıpta ihtisas eğitimimize başlamıştık (1978). 1981 sonrasında bu alanda uzman hekim olarak yola devam ettik..

TOPLUM HEKİMİ / HALK SAĞLIĞI UZMANI, tek tek bireylerin hastalıkları ve onların sağaltımı ile uğraşmıyor.

TOPLUM HEKİMİ / HALK SAĞLIĞI UZMANI, “topluma-halka” hekimlik yapıyor. Özneleri kollektif ve toplumun öncelikle riskli kümeleri. Örn. yoksullar, işsizler, yeraltı maden işçileri, yaşlılar, diyabetikler… Ve bu kesimlerin sağlıklarının nasıl korunacağı geliştirileceği ile meşgul. Üstelik bu hastalıklar toplumda ortaya çıkmadan neler yapılabilir koruyucu sağlık hizmetleri bağlamında?

  • Örn. sofraya tuz koymamak.. 
  • Örn. akraba evliliklerini azaltmak..
  • Örn. ülkenin gelir dağılımını iyileştirmek..
  • Örn. topluma doğum kontrol -aile planlaması -üreme sağlığı hizmetleri sunmak..
  • Örn. topluma sağlık eğitimi vermek..
  • Örn. topluma yaygın bağışıklama hizmetleri vermek..
  • Örn. su ve gıda güvenliği -hijyeni sağlamak..
  • Örn. periyodik muayeneler ve taramalarla hastalıklara erken tanı koymak..

…..

Bütün bunlar sağaltım – tedavi hizmetlerinden öncelikli tutulur ve kamu eliyle öncelikli hizmetler olarak topluma sunulursa, hastalıklar ve sağaltım – tedavi hizmetlerine gereksinim çok azalacaktır.. Bu koruyucu hizmetler son derece etkilidir, ekonomiktir, insanidir ve ahlakidir.. Öyle ya, bırakalım hasta olsunlar, sonra da geç dönem çaresiz başvuruların anlamsız sağaltımıyla (tedavisiyle) mı uğraşalım? Bu tam kapitalist mantık. Toplumu hasta ederken de kazanmak, sözde sağaltırken de kazanmak.. win win!!??

Türkiye’de günümüzde olanlar tam da bunlar.

Klinisyen Hasan, Fatma vb. nin “kişisel” sağlık sorunları ile ve ne yazık ki sıklıkla da hastalık ortaya çıktıktan sonra sağaltım amaçlı yardımcı oluyor. Öznesi tekil ve hasta.. Oysa Toplum Hekimi /Halk Sağlığı Uzmanı için sorun örn. “Toplumun hipertansiyonu”.. Özne kollektif, soruna genellikle ortaya çıkmasın diye koruyucu mantıkla odaklı, ya da toplumun hipertansiyon sorunu ile başetmek.. Nasıl engellenir, nasıl azaltılır? Epidemiyolojk özellikleri nelerdir? Özetle Toplum  Hekimliğinde “sağlık sorunu yönetilmektedir.” Oysa klinisyen “hastayı-hastalığı” yönetmektedir.

Özellikle Nusret Hoca’nın 3 Kasım 1990’da ölümünden sonra sağlıkta özelleştirme, “sağlıkta dönüşüm” adı altında ülkemize dayatıldı.

  • Sağlık sistemi, ABD’de olduğu gibi tümüyle piyasa güçlerine teslim edildi.

Bu gün ayrıca özel bir gün çünkü 3 Kasım 2011’de 663 sayılı yasa gücünde kararname ile kabul edilen KAMU HASTANE BİRLİKLERİ yürürlüğe giriyor. Kamunun 900 dolayında hastanesinin yönetimi, şirket mantığı ile işletmeleştirilerek sözleşmeli elemanların oluşturduğu Yönetim Kurullarına devrediliyor. Temel motif kar..

Sağlık personeli daha da iş güvencesiz kalacak, sözleşmeli olacak, çok çalıştırılıp az kazanacak. Halkımız sağlık hizmetine erişim için daha çok para ödeyecek.

Koruyucu sağlık hizmetleri yok derecede azaltılacak. Sigara ve obesite gibi göstermelik popüler konularla sınırlı kalacak. Ama örn. su ve gıda hijyeni sağlanmayacak.
Halk “kan yolları”nda (karayollarında!) telef olmaya devam edecek. Türkiye ölümlü iş kazalarında Dünya 3. sü olacak.. AÇS-AP Dispanseleri kapatılarak halk aile planlaması hizmetlerinden yoksun bırakılacak. Bir yandan da kürtaj hakkı sınırlandırılarak zorla çok çocuk doğurmaya = köleleştirilmeye yönlendirilerek temel insan hakları ve Anayasanın 41. maddesi çiğnenecek..

Öyle ya, bir yandan tüm sağlık hizmetlerini özelleştireceksiniz; öbür yandan etkili koruyucu sağlık hizmetleri vererek halkı özel sektöre “müşteri” olmaktan alıkoyacaksınız!? Var mı böyle yaman bir çelişki? Kapitalizm buna izin verir mi?
Tam da tersini dayatır, dayatmakta.. Dolayısıyla kapitalizmin buyruğundaki hükümetler koruyucu sağlık hizmetlerinde “mış gibi” yaparlar. Onlar gerçekte gariban halktan oy alır ama küresel sermayeye hizmet ederler.

Türkiye’de gerçekte egemen olan ne askeri vesayet ne de bir başkası..
Asıl ve kahredici vesayet yerli-yabancı semayenindir.
Din dahi sözde “ılımlı” laştırılarak kapitalizmin hizmetinde halkın sırtında bir başka sopadır..

Kazanan hep sömürgen yerli ve yabancı sermaye olmaktadır..

AKP hükümeti DB ve IMF’nin tüm isteklerini gözü kara yerine getirdi.

Ülkemiz sağlık hizmetleri Nusret Fişek’in SOSYALLEŞTİRİLMİŞ düzeninden
vahşi kapitalist düzene, Amerikan modeline dönüştürüldü.

Bu gün, ne hazin rastlantıdır ki, Nusret Hoca’nın 22. ölüm yıl dönümünde
SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM denen süreç tamamlanmış oluyor.

SOSYAL TIBBA son darbe vurulmuş oluyor; 3 Kasım 2012’de..

Nusret hoca 3 Kasım 1990 günü Hacettepe’de hasta yatağında son nefesini vermeden önce ağzından şu sözler dökülmüştü:

Türkiye’de SOSYAL TIBBI KORUYUNUZ..

Değerli hocam;

Yapamadık, başaramadık, gücümüz yetmedi, senin kutsal yapıtın SOSYALLEŞTİRİLMİŞ SAĞLIK HİZMETLERİ SİSTEMİ’ni ülkemizde yaşatamadık. Küresel kasırgalar çok haşindi. Ama bu yalnızca bir muharebe.. Bunu yitirdik fakat
siz bize öğretmediniz mi ki;

Tarih, halkların haklarını er ya da geç aldığının öyküsüdür. Bu süreçte halkın sağlık haklarını kazanması için hekimlerin onun yanında konumlanması gerekir..

********

Dolayısıyla, uzun soluklu savaşımda sonraki taktik muharebeleri kazanmak ve kalıcı olarak halktan yana bir sağlık sistemi = SOSYALLEŞTİRİLMİŞ SAĞLIK HİZMETLERİ‘ni yeniden kurmak için var gücümüzle savaşımı sürdüreceğiz.

Sizi çok aradığımız ve özlediğimiz bir süreçte söyleyebileceklerim özetle bunlar.
Yapıp ettiklerinizle, yazıp bıraktıklarınızla bize yol göstermeyi sürdürmektesiniz.

Bu bağlamda; siz gerçekte bir “fani” sayılabilir misiniz??

Not : Sizi anmak ve çözümler aramak için aşağıdaki programı düzenledik.
Fişek dostlarını bekliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
3.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

nfisek2012.jpg (1500×1132)