Etiket arşivi: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet

TTB Merkez Konseyi Başkanı’ndan 14 Mart mesajı

TTB Merkez Konseyi Başkanı’ndan
14 Mart mesajı

 

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, 14 Mart dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutlayan Tükel, “Tüm meslektaşlarımızı, birlikteliğimiz ve dayanışmamızdan gelen güçle, hekimlik değerleri ve etik ilkeler ışığında sağlık alanındaki mücadelemizi yükseltmeye davet ediyorum.” ifadelerine yer verdi.

Tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının 14 Mart’ı kutlu olsun!

Birlikteliğimize olan inançla ve dayanışmayla…

Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), uygulamaya başlanmasından bu yana geçen 15 yılda, Türkiye’de sağlık ortamını birçok açıdan etkilemiş; sorun çözme iddiası ve çeşitli vaatlerle gelen bu program sağlık alanında birçok yeni soruna yol açmıştır. SDP, kamu hastanelerinin yapısını değiştirmeyi, onları “idari ve mali özerkliğe sahip” biçimde yapılandırarak rekabete açık sağlık işletmeleri haline getirmeyi amaçlıyordu. 2004 yılında Sağlık Bakanlığı hastanelerinde “performansa dayalı ek ödeme sistemi”ne geçilmesiyle başlayan bu sürece, Kasım 2011’de çıkartılan bir KHK ile (AS: 663 s. KHK) Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısında köklü bir değişikliğe gidilerek devam edildi. Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen, ayrı tüzel kişiliğe sahip ve idari yönden özerk olan Kamu Hastane Birlikleri yapılanması, 6 yıl dolmadan, Ağustos 2017’de başka bir KHK ile kaldırılırken SDP’nin bu alandaki başarısızlığı da belgelenmiş oldu.

1 Ocak 2012 tarihinden bu yana uygulanmaya başlanan Genel Sağlık Sigortası (GSS)  sisteminde, prim ödeyemediği için sigorta kapsamı dışı kalan, bu nedenle kamusal sağlık hizmetlerinden yararlanamayanların sayısı 4.5 milyonu geçti. Aylık olarak ödenen GSS primi dışında, hastaneye başvurulduğunda ayrıca, muayene katılım bedeli, ilaç katılım bedeli, tıbbi malzeme katılım payı gibi 14 ayrı kalemde sağlıkta katkı payı ödeniyor.

SDP’nin bir başka ayağını 13 Aralık 2010 tarihinde tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanan aile hekimliği sistemi oluşturuyor. Bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak Birinci Basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getiren, bölge tabanlı değil aile hekimine kayıtlı nüfusa dayalı sağlık hizmetinin verildiği, performans sistemi üzerinden sözleşmeli çalışmanın dayatıldığı, aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaşılıp polikliniklere hapsedildiği bu sistemde, sorunlar giderek artıyor.

Sağlık alanında ciddi bir tahribata yol açan, eğitim, araştırma, kamu sağlığı gibi öncelikleri geri plana düşürüp “verimlilik ve kârlılık” söylemleri ile ticari bir anlayışı hâkim kılan SDP, çalışanların haklarının da baskılanmasını getirdi. Bu nedenle, 14 Mart sürecindeki ilk talebimizi, hekimlerin emeklerinin karşılığı olan, emekliliğe yansıyacak, güvenceli, görev tanımına ve liyakata uygun, tek işte çalışarak insanca yaşamaya yetecek bir ücret elde etmeleri ve emekli hekim ücretlerinin artırılması oluşturuyor.

Sağlık çalışanları açısından, sürekli hastalarla ve hastalıklarla ilgileniyor olmak, bir anlamda onlarla yaşamak fiziksel ve psikososyal çeşitli sorunların ortaya çıkmasına yol açıyor. Sağlık çalışanları olarak, 2014 yılından bu yana talep ettiğimiz “fiili hizmet süresi zammı” için yasal bir düzenleme acilen yapılmalıdır.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti artıran ögelerden biri de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da ciddi bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete hoşgörü gösterilmeyeceği, şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve önleyicilik açısından, TTB Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı bir an önce yasalaşmalıdır.

Mecburi hizmet yapmak üzere sağlık kuruluşlarına ataması yapılan çok sayıda hekim, haklarında yapılan güvenlik soruşturması tamamlanmadığı gerekçesiyle aylarca göreve başlatılmamakta; giderek artan sayıda meslektaşlarımızın ise güvenlik soruşturmaları olumsuz olduğu gerekçesiyle hekimlik yapmaları engellenmektedir. Hukuksal bir dayanağı olmayan güvenlik soruşturmaları kaldırılmalı; güvenlik soruşturmaları nedeniyle bekletilen ve bu soruşturmalar olumsuz geldiği için ataması yapılmayan tüm hekimler görevlerine başlatılmalıdır.

Yıllardır sağlık çalışanlarının sorunlarını dile getiriyoruz; her 14 Mart’ta taleplerimize uygun düzenlemeler yapılacağına ilişkin sözler veriliyor. Ancak, bugüne kadar Sağlık Bakanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından, özellikle de 14 Mart dönemlerinde “Hekimlere müjde” başlığı altında verilen sözler tutulmadı. Taleplerimizi bu 14 Mart’ta bir kez daha dile getiriyor, acilen karşılanmasını istiyoruz.

Meslektaşlarımızın ve tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart’ını kutluyor; hepimiz için yaşanabilir bir doğa, barış içinde bir yaşam, iyi hekimlik yapabildiğimiz bir sağlık ortamı diliyorum. Tüm meslektaşlarımızı, birlikteliğimiz ve dayanışmamızdan gelen güçle, hekimlik değerleri ve etik ilkeler ışığında sağlık alanındaki mücadelemizi yükseltmeye davet ediyorum.

Prof. Dr. Raşit Tükel
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı
===============================================
Dostlar,

Meslektaşımız Sayın Dr. Tükel‘in iletisi son derece dengeli ve temel sorunları işleyen içerikte.
Kamuoyu ve siyasal iktidar tarafından da anlaşılmasını, iyi kabul görmesini ve gereklerinin yerine getirilmesini biz de içtenlikle dilemekteyiz. Ne yazık ki sağlık sektörümün her geçen gün daha derin  bir bunalıma itilmektedir.

Öncelikle altını çizelim ki, SDP (Sağlıkta Dönüşüm Programı), AKP = Erdoğan’ın diline doladığı içimde “millli ve yerli” değildir; apaçık DB – IMF dayatmasıdır (Health Transfomation). AKP = Erdoğan, Batı emperyalizmi tarafından kandırılmakta, tehlikeli biçimde yönlendirilmektedir. Gelinen yer, ŞEHİR HASTANELERİ ile TALANIN sürdürülmesidir. BU konular web sitemizde yıllardır değişik boyutları ile işlenmekte de öneriler sunulmaktadır. Ancak, AKP = Erdoğan’ın, tüm ağır olumsuzluklara karşın eleştiri ve önerileri dikkate almayışı çok düşündürücüdür.

  • Bağlayıcı bir siyasal angajman mı yapılmıştır Küresel güç odakları ile?

Yüzlerce milyar Dolar servetimiz, yerli – yabancı sağlık sektörü tekellerinin kasalarına akmaktadır. Tablonun bu denli acıtıcı olduğunu iktidarın gör(e)mediği düşünülemez.. O zaman bu muazzam rantlara iktidar ortak mıdır? Gelişmeleri böylesi çıplak bir soruyu kaçınılmaz olarak gündeme taşımaktadır.

2018 bütçesinde SGK’ya aktarılacak 133 milyar TL, bütçenin (borç alınmadan) tutarının 1/5’ine yakındır. 2017’de SGK 30 milyar TL dolayında açık vermiştir. Bütçe açığı ise 47 milyar TL olup, SGK açık vermese ve bu tutar merkezi yönetim bütçesinden kapatılmak zorunda kalınmasa idi, Bütçe açığı 17 milyar TL dolayında olacaktı.. Her geçen yıl SGK kara delikleri büyümektedir,.. giderek artan kamu borçlandırmasını dayatarak.. Bu tablonun finansal olarak sürdürülebilmesi rasyonel zeminde kalarak olanak dışıdır!

Bir kez daha uyaralım : Sağlıkta Dönüşüm Programı bir soygun, rant alma operasyonudur. AKP = Erdoğan bu kanatıcı senaryonun neresindedir??

Bu soruların yanıtı giderek daha yükselen tonda istenecektir.
AKP = Erdoğan, bu olağanüstü yanlış – yıkıcı ülkemizi soyan oyunu artık görmeli ve son vermelidir. Ülkemiz uzmanlarının sağlayacağı milli – yerli sağlık planlarına dayanmalıyız..

Sevgi ve saygı ile. 14 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
TTB Ankara Tabip Odası Üyesi  (1992-96 Yüksek Onur Kurulu Üyesi)
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Raşit Tükel’in Yeni Yıl Mesajı

Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Prof. Dr. Raşit Tükel’in Yeni Yıl Mesajı

Raşit Tükel ile ilgili görsel sonucu Birlikte güçlüyüz, başaracağız!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

2018 yılına, olağanüstü hal (OHAL) koşullarında, temel hak ve özgürlüklerimizin daraltıldığı bir ortamda giriyoruz. OHAL gerekçe gösterilerek, yargısal bir denetime tabi tutulmaksızın yapılan pek çok işlemin etkisiyle, toplumsal yaşamda ve sağlık alanında çok sayıda hukuka aykırı durumla karşılaşıyoruz. Demokratik ilkelere ve  hukuka bağlı bir ülkede yaşamak hepimizin hakkıdır.

OHAL kaldırılmalı, KHK’lar iptal edilmelidir. Herhangi bir somut suçlama dahi yöneltilmeksizin hukuksuz olarak kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen kamu çalışanları görevlerine iade edilmelidirler.

İçinde bulunduğumuz koşullarda, 14 yıldır uygulanmakta olan sağlıkta dönüşüm programının oluşturduğu sorunların, şehir hastaneleriyle birlikte derinleştiğine; emekçilere düşük ücretin, ağır çalışma koşullarının daha çok dayatıldığına, sözleşmeli, esnek ve güvencesiz çalışmanın daha kolaylıkla yaşama geçirildiğine, halkın sağlık hakkının daha çok engellendiğine tanık oluyoruz.

Son yıllarda ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sağlık alanındaki en önemli sorunlardan biri haline geldi. Uygulanan sağlık politikaları sağlıkta şiddeti körüklüyor.

Uzun saatler, yoğun ve yorucu koşullarda çalışma, mesleğimizi uygularken yaşadığımız
aşırı yüklenme ile yıpranıyoruz.

  • Bizi tüketenin, sağlık alanını ticarileştiren, sağlık çalışanlarını performansa dayalı,
    gece gündüz demeden, iş güvencesi olmaksızın çalıştırıp her türlü şiddete maruz bırakan politikalar olduğunu;
  • Çözüme giden yolun ise, başarısızlığı açık olarak görülmüş olan
    sağlıkta dönüşüm programının terk edilmesinden geçtiğini biliyoruz.

Toplumun ihtiyacı olan
– nitelikli,
– ücretsiz,
– ulaşılabilir bir sağlık hizmetinin
– tüm yurttaşlara eşit olarak sunulduğu

bir sağlık sistemi için mücadeleyi yeni yılda daha güçlü olarak sürdürme sözü veriyoruz.

Geleneksel olduğu ve hastalıklara iyi geldiği söylemleriyle meşrulaştırılan ve kısa süreli kurslarla herkes tarafından uygulanır ve ulaşılır hale getirilerek yaygınlaştırılan geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı sağlık uygulamaları, büyüyen ve kâr getiren bir pazar olarak sağlık sisteminin bir parçası haline getirildi.

Böyle bir ortamda modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere “umut tacirliği” yapılarak alternatif (AS: seçenek) yaratılmak istenmektedir. Oysa çok iyi biliyoruz ki,

  • Tıbbın alternatifi olmaz! (AS: Modern tıbbın seçeneği gene modern – bilimsel Tıp’tır!)

Türk Tabipleri Birliği olarak, etkililiği ve güvenliği belirlenmemiş, yarar – zarar değerlendirmesi yapılmamış, bilimselliği kanıtlanmamış, toplum sağlığını riske atan
tüm bilim dışı uygulanmaların karşısında olmayı; nitelikli, bilimsel, çağdaş tıp yöntemlerine dayalı hizmet sunumunu ödünsüz olarak savunmayı sürdüreceğiz.

Tıp eğitiminde ve hekimlik uygulamalarında cinsiyetçi yaklaşımın yaygınlaşmaya başladığı, hastanelerde psikolog yerine manevi rehberlik uygulaması adı altında imamların çalıştırıldığı, modern tıbbın konularının dini kavram ve uygulamalarla sorgulandığı, helal kan ve helal ilacın, organ ve doku naklinin dine uygunluğunun tartışıldığı, aşı karşıtı söylemlerin arttığı, konferans salonlarının, sosyal alanların haremlik-selamlık olarak ayrılabildiği bir dönemde laikliği savunmayı temel bir görev olarak görüyoruz.

  • Laiklik ilkesinin bedensel, ruhsal ve sosyal sağlık için yaşamsal olduğunun bilincindeyiz.

Ülkemizde hekimlik mesleğini uygularken karşılaştığımız sorunlar her geçen gün artıyor.
Ama, yılmıyoruz! Tüm hekimleri iş güvencesi, insanca çalışma koşulları, sağlık hakkı,
iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti için mücadeleye davet ediyoruz.

Birlikte güçlüyüz, başaracağız!

Hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunurken, barışın egemen olduğu, özgür, adil
ve demokratik bir ülkede yaşama isteğimiz de güçleniyor. Şimdi tüm bu kötülüklerden;
bizi yoksullaştıran, haklarımızı gasp eden, toplumsal sağlığımızı bozan anlayıştan kurtulmak için adım atma zamanıdır!

Meslektaşlarımızın, sağlık çalışanlarının ve tüm vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyor;
barış, dostluk ve dayanışma içinde bir yıl diliyorum.

Prof. Dr. Raşit Tükel
TTB Merkez Konseyi Başkanı
=============================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız ve bizim de üyesi olduğumuz TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği)
Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Raşit Tükel’in 2017/18 yeni yıl iletisi son derece başarılı..

Bu açıklama ve çağrıyı biz de paylaşıyoruz..

2018’in 2017 gibi toplumu örseleyici (travmatize edici) geçmemesi için temel sorumluluk siyasal iktidarındır. AKP ve Erdoğan, yanlışlarında asla ısrar etmemeli, tersine ders çıkarmalıdırlar.

  • Toplumun “yedekleri” (sabrı!) büyük ölçüde eksilmiş hatta tüketilmiştir; bu olgu kritiktir.

Bu gerçeği görmeksizin – görmezden gelerek Ulusun daha da zorlanması çok sakıncalı olabilir. Kitlelerin tepkilerinin nerede – ne zaman – nasıl.. patlayacağını öngörmek kolay değildir.
Hele dizginlemek çok daha güç, giderek olanaksız olabilir ve iktidar hızla alaşağı olabilir.

Bu bakımlardan, 2018’de ilk olarak OHAL kaldırılmalı ve
KESİN OLARAK HUKUK DEVLETİNE – HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE dönülmelidir.

Laiklik asla hırpalanmamalıdır. Yaşamı ve kamu düzenini dinselleştirme durdurulmalıdır.

Yolsuzluklara son vermeli, gelir dağılımı iyileştirilerek yoksulluk azaltılmalıdır.

Ekonomide üretim ve kamu öncülüğünde karma ekonomi politikaları izlenmelidir.

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ şaşmaz ilke olmalıdır.

  • ATATÜRK ve ilkeleri ülkenin kurtarıcısı olacaktır; asla akıldan çıkarılmamalıdır.

Liste uzatılabilir.. Sağlık için öneriler yukarıda, yinelemeyelim ama dış dayatma olan SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM – ÖZELLEŞTİRME yıkım getirmiştir,
Şehir hastanelerinden başlayarak geri dönülmelidir.

……………….

Sevgi ve saygı ile. 29 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Türk Tabipleri Birliği Üyesi
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Heyeti Sağlık Bakanı’yla görüştü


Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Heyeti Sağlık Bakanı’yla görüştü

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, İkinci Başkan Dr. Raşit Tükel, Genel Sekreter Dr. Özden Şener, Merkez Konseyi üyeleri Filiz Ünal İncekara, Deniz Erdoğdu, Hüseyin Demirdizen ve Şeyhmus Gökalp, TTB Hukuk Bürosu Koordinatörü Dr. Hakan Giritlioğlu, Olağandışı Sağlık Hizmetleri Kolu’ndan  Dr. Bülent Aslanhan ve TTB Hukuk Bürosu’ndan Av. Ziynet Özçelik’in yer aldığı Türk Tabipleri Birliği heyeti 25 Eylül 2014 günü Sağlık Bakanı Dr. Müezzinoğlu ile görüştü.

Görüşmede Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Eyüp Gümüş ve Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Osman Arıkan Nacar da yer aldılar.

unnamed

İki buçuk saat süren görüşmede öncelikle Suriye ve Irak sınırından yaşanan göç ele alınarak bölge Tabip Odalarından gelen bilgiler doğrultusunda hazırlanan haftalık durum raporu sunuldu. Bölge üzerinden Türkiye’ye girenlerin gerek koruyucu sağlık hizmetinden, gerekse tedavi hizmetlerinden ayrımsız yararlanabilmesi gerektiği, TTB’nin buna ilişkin olarak katkı vermeye hazır olduğu, bölgeye geçici görevlendirmelerde gönüllülerin öncelikle tercih edilmesi dileği, TTB’nin 250 hekimden oluşan bir gönüllü havuzuna oluşturduğı bilgisi aktarıldı. TTB’nin düzenlediği olağandışı durumlarda sağlık hizmeti eğitiminin yaygınlaştırılabileceği vurgulandı.

Görüşmenin sonraki bölümünde bütün hekimleri ilgilendiren fiili hizmet zammına (yıpranma payı) ilişkin olarak hazırlanan TTB önerisi, emekli hekim aylıklarını hakkaniyetli bir düzeye getirmek üzere hazırlanan TTB önerisi, kamuda ve devlet üniversitelerinde çalışan hekimlerin aylıklarının emekliliğe de yansıyacak şekilde artırılarak yeniden düzenlenmesine ilişkin TTB önerisi, aile hekimlerinin kamu personeli olduğuna ve güvenceli çalışma koşullarının sağlanmasına yönelik olarak hazırlanan TTB önerisi ile kurum hekimlerinin özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik olarak imzaladıkları dilekçeler toplu olarak Sağlık Bakanı’na sunuldu. Aile hekimlerinin güvenceli çalışmalarının vazgeçilemez olduğu, sözleşme süreçlerinin TTB’nin taraf olduğu bir toplu sözleşmeye dönüştürülmesi gerektiği, tek taraflı olarak dayatılan sözleşmelerin kabul edilemez olduğu belirtildi. Üniversiteler ile devlet hastaneleri arasında yaşama geçirilen ortak kullanım protokolleriyle ortaya çıkan durum,
alanda yaşanan sayısız sorun aktarıldı. Protokollerle birlikte yaşanan ücret ve öbür
özlük haklarındaki adaletsizlik, eğitim ve araştırma hastanelerindeki eğitici kadrolar, uzman hekimler ve asistanların mağduriyetleri, üniversitelerde yaşanan sorunlara değinildi.

Türkiye sağlık ortamının en önemli sorunlarından olan sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusundaki duyarlığımız ve Sağlık Bakanlığı ile ortak adım atma dileğimiz, şiddeti önlemeye katkısı olabilecek yasa önerimiz de sunuldu.

Toplantıda iletilen sorunların alanda yaşananların küçük bir bölümü olduğu ifade edilerek TTB’nin uzun yıllara dayanan deneyimi ve birikimiyle alandaki varlığının ve gücünün yadsınamayacağı vurgulandı ve sağlık politikaları ile ilgili olarak TTB görüşlerine mutlaka başvurulması beklentisi dile getirildi. Sağlık Bakanı Dr. Müezzinoğlu ve Müsteşar Dr. Eyüp Gümüş TTB ile Sağlık Bakanlığı’nın önümüzdeki süreçte düzenli olarak bir araya gelmesi ve sorunların her birinin görüşülmesi önerisini olumlu karşıladı.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız. 25.9.14

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

============================================

Dostlar,
Meslektaşlar,

Olumlu bir gelişme..
Dileriz somut yansımaları, kazanımları olsun..
Buna çok gereksinimimiz var..

TTB yöneticisi arkadaşlarımıza teşekkür ederiz..

Sevgi ve saygı ile.
26.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

SAĞLIKTA ŞİDDETİN KÖKENİ..


Dostlar
,

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arkası gelmiyor..
Çünkü AKP iktidarının aldığı önlemler yüzeysel.

Piyasalaştırılmış sağlık hizmetlerini
ve bağlantılı sosyal güvenceSİZLİK rejimini halkın içine sindirmesi olanak dışı..

Bu yüzden çaresizliğine ve kuşatılmışlığına isyan etmekte..
Öfkesinin sağlıksız ve işe yaramaz biçimde dışavurumu bu yapılagelen..
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti meşrulaştırıyor ya da aklıyor elbette değiliz.

  • Ancak sağlık – sosyal güvenlik sistemi öylesine irrasyonel ki,
    isyan etmemek olanaksız.

Saglik_hakki _meslek _onurumuzduri, ATO_Subat_2005

Çözüm, bu hizmetleri temel devlet görevi sayarak – ki Anayasa da böyle buyuruyor!- insanlara sosyal devlet edimiyle sunmak..

Gerisi laf-ı güzaf..

Belki milyonuncu kez yazmış olalım..

Yeni bir saldırı daha.. Ankara Eğitim – Araştırma Hastanesi çocuk acil servisinde..

Ankara Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği’nin Bakanlığa önerileri gene boşlukta..

Nafile bir çağrı daha.. BİR İMZA DA SİZ VERİN..

Biz BİN tane versek ??

*****************

TTB_logosu

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI’NA
                                                                       ANKARA

Sağlık hizmeti’nin tüm aşamalarında birlikte çalışanlar olarak; hekiminden-diş hekimine hemşiresinden-ebesine, sağlık teknisyeni/teknikerinden idari personeline, biyologundan psikologuna, radyoloji teknisyeni/teknikerine, laborantına, diyetisyenine,
tıbbi sekreterine, fizyoterapistine…

Taşeron, sözleşmeli, kadrolu gibi çalışma ayırımı yapılmaksızın, yıllardır dillendirdiğimiz, aşağıdaki taleplerimize yönelik düzenlemeler için adım atılmasını,
bu düzenlemelerle ilgili olarak sağlık alanındaki Emek ve Meslek Örgütleriyle iletişim kurulmasını, oluşturulmuş görüşleri doğrultusunda çözüm getirilmesini,
halkın sağlık hakkı ve çalışanların nitelikli sağlık hizmeti vermeleri açısından
zorunlu görmekte ve beklemekteyiz:

  1. Yapılan düzenlemelerle birlikte Kamu Hastane Birlikleri, Aile Hekimliği uygulamalarıyla “İş ve İşyeri güvencesi” kalmamıştır.
    Tüm sağlık çalışanları olarak bu güvencemizin sağlanmasını istiyoruz.
  2. Performans ücreti yerine, emekliliğe yansıyacak, ödeme güvencesi olan
    ücret ve ücretlerimizin vergi dilimi ile erimesine son verilmesini istiyoruz.
  3. Nitelikli bir sağlık hizmeti için standart kadro esaslarına uyularak eksik kadroların tamamlanmasını; çalışanların, görev tanımları dışındaki işlerde çalıştırılmamasını; çalışanların esnek-kuralsız ve insan yaşamıyla bağdaşmayan biçimde çalıştırılmasına son verilmesini istiyoruz.. Sağlıkta “taşeron” olmaz. Bu nedenle taşeron çalıştırma biçimi ve güvencesiz çalışma terk edilsin istiyoruz.
  4. Özel Sağlık Kurumlarındaki Sağlık Çalışanlarının iş ve gelir güvencesinin sağlanmasını, Sendikalar, Meslek Örgütleri ve Derneklerinin bu konuda
    taraf olmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını istiyoruz.
  5. Sağlık hizmetine ulaşmanın önündeki parasal engellerin, katkı-katılım payı ve ilave ücretlerin kaldırılmasını istiyoruz.

ADI SOYADI

İLİ

MESLEK

İMZA

 Sevgi ve saygı ile.
31.5.2013, Ankara
 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

Kamu – Özel Ortaklığı Hakkında Ankara Tabip Odasından Basın Açıklaması ve Düşündürdükleri


Dostlar,

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu‘nun çok önemli ve acı gerçekleri dile getiren
basın açıklamasına irdelemekte biraz geciktik. Araya Reyhanlı faciası girdi..

Bu önemli ve tarihsel değerdeki basın açıklamasını mutlaka okumalısınız… (http://ahmetsaltik.net/kamu-ozel-ortakligi-hakkinda-ankara-tabip-odasindan-basin-aciklamasi/, 23.5.13)

Siyasal iktidarın sağlık politikaları, IMF – DB – AB – ABD güdümünde her şeyi tarumar etmeyi sürdürüyor ne yazık ki.. Bu kadrodan ve dış güdümlü politikalarından bir an önce kurtulmadıkça ulusal kaynakların peş keş çekilmesi bitmeyecek..

“Kamu – Özel ortaklığı” hakkında web sitemizde daha önce de yazılar yazdık.
Örn. “Sağlıkta Kamu-Özel Ortaklığı Yasası ve Getirip-Götürdükleri” (http://ahmetsaltik.net/saglikta-kamu-ozel-ortakligi-yasasi-ve-getirip-goturdukleri/, 24.3.13)

Şubat 2005′te Anayasa’nın 56. maddesi gerekçe gösterilerek SSK’nın 40 yılda işçilerin alın terleri ile oluşturduğu 500’ü aşkın sağlık kuruluşu Sağlık Bakanlığı’na devredildi. (Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun, RG 19.01.2005,  sayı: 25705, yasa no : 5283).

Niyet bugünlerde artık iyice ortadadır :

  • Toptan yerli – yabancı yandaş sermayeye devir!

Benzetmek yerinde ise sermaye önce iç güveyi olarak alınacaktır
Kamu – Özel ortaklığı ile..

Sonra “damat bey” (Kamu!) her nasılsa erken ölecek, mirası da dul eşine kalacaktır..

Daha açığı ile, bir süre sonra Kamu, bu geçici – göstermelik ortaklıktan çekilecek ve
tüm kamusal sağlık kurumları, arsaları, binaları, donanımları ve de çalışanları ile

“İÇİNDEKİLERLE BİRLİKTE SATILIK KÖY” örneği “in toto” olarak (bütünüyle)

küresel sermaye ve göstermelik uzantılarına mitolojinin tanrılarına “altar” lardaki (sunak) gibi “holocost” (kurban) olarak sunulmuş olacaktır..

  • Halkın uyanması ve örgütlenerek bu kör talihine artık el koyması gerekiyor..

5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasası 1 Ekim 2008′de yürürlük aldığında, özel sağlık sektöründe yurttaştan alınan sağlık hizmeti katkı payı % 30 – 70 arasında idi. E sınıfından A sınıfına hastanelerde artan oranlı olarak.. Kısa süre önce üst sınır Bakanlar Kurulu kararı ile %90 oldu (yasada %100). Şimdilerde ise yasanın
73. maddesinde değişiklikle üst sınır %200′e çıkarılıyor. Teklif TBMM’de..
Örn. bademcik ameliyatı SUT’ta 400 TL.. 800 TL de yurttaş cepten ödeyecek!

  • Açıkça “PARAN KADAR SAĞLIK”!

Sözde “Kamu – Özel Ortaklığı” ile yapılacak 5 yıldızlı hastane (!)  hizmet bedellerini SGK’nın karşılamayacağı, karşılayamayacağı ortadadır. O halde buralardan
kim yararlanacaktır?

Ortalama yurttaş bu fahiş bedelleri ödeyemeyeceğine göre, üst katmanlar yararlanacaktır.

Kira bedelleri Döner sermayeden ödenecektir. Çekirdek kamu hizmeti idarededir
ama vergi ile finansman dışlanarak “bölüşüm hakkı” zedelenmektedir.
“Kullanan öder” dayatması bir tuzaktır.

  • O halde sağlık sisteminin finansmanı vergi temelli olmaktan çıkarılmaktadır.
    Bu durum açıkça Anayasanın 73. maddesine aykırıdır.

Ayrıca devletin arazisine, Anayasaya aykırı olarak üst hakkı (sınırlı ayni hak tesisi) yetkisi verilmektedir. Oysa Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerde “üst hakkı” kullanılamaz (İdare Hukuku uzmanı  Prof. Dr. Onur Karahanoğulları).

9 Mart 2013’te Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6428 sayılı
Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun iptali istemiyle Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Öncesinde Türk Tabipleri Birliği TBMM’deki görüşmelere davet edilmiş,
Yasa Tasarısı’na ilişkin hazırlanan görüş Plan ve Bütçe Komisyonu’na iletilmiş ve
TTB Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan Komisyon görüşmelerinde bir sunum yapmıştı. (Tasarıya ilişkin TTB görüşü için http://www.ttb.org. tr/index.php/Haberler/kanuntasari-3556.html ). Ancak değişen hiçbir şey yok! Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu tarafından yasanının Anayasaya aykırılığına ilişkin hazırlanan rapor da CHP’ye iletildi.

Kamu kaynakları (Hazine arazileri), halkın vergisi, üst katmanlara 5 yıldızlı hizmet için kullanılmaktadır. Devlet, sermayeye ücretsiz özgülediği (tahsis ettiği) Hazine arazileri üzerinde yapılacak bu lüks binaların 30 yıllığına güvenceli kiracısı ve de
müşteri sağlayıcısı / garantörü olacaktır!?

Hani serbest piyasa idi? Risk alırdı, riskli girişkenliğinin bedeli idi kârı!?

Hani Adam Smith “Bırakınız yapsınlar / bırakınız geçsinler!”
(Laissez faire / Laissez passe) buyurmuştu Liberalizmin peygamberi olarak!

Devletin tanımı bu değildir!

JJ Rousseau’nun SOSYAL SÖZLEŞME’sindeki (Contrat de Social) “Devlet”
hatta 2500 yıllık Eflatun’un Devlet tanımının bile gerisine düşen bir vahşet ile
karşı karşıyayız.

İşte “Küreselleşme” dedikleri sefalet, gerçekte KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm
tam da budur!

İngiltere’de bile bu süreç çok sıkıntılı (http://www.hm-treasury.gov.uk/d/ infrastructure_ new_ approach_to_public_private_partnerships_051212.pdf)

Bu denli sermaye yanlısı ve halk karşıtlığını Türkiye tarihinde hiçbir siyasal iktidarda görmedik..

Ankara Tabip Odası‘nın aşağıda tam metini verdiğimiz basın açıklamasını okuyunuz,
dehşetli soygunu rakamlarıyla göreceksiniz..

Türk Tabipleri Birliği’nin bu bağlamda açtığı imza kampanyasına destek vermek gerekiyor..

Ve de Anayasa Mahkemesi’nin SOSYAL DEVLETİ unutmaması.. (Md. 2 ve daha pek çok madde..)

Sevgi ve saygı ile.
23.5.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

ATO_logosu

 

 

Kamu – Özel Ortaklığı Hakkında Ankara Tabip Odasından Basın Açıklaması

Değerli Meslektaşımız,

Ankara Tabip Odası tarafından 11 Mayıs Cumartesi günü bir basın toplantısı gerçekleştirilerek, Kamu-Özel Ortaklığına ilişkin kamuoyuna yansıtılan rakamların gerçekliği tartışılmış ve sağlık alanında özelleştirme uygulamaları üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özden Şener’in de katıldığı ve
Genel Sekreter Dr. Selçuk Atalay tarafından okunan basın açıklamasının tam metni aşağıdadır.

Saygılarımızla.

Ankara Tabip Odası 

ANKARA TABİP ODASI BASIN AÇIKLAMASI

11 Mayıs 2013 : Kamuoyunu Yanıltmayın

9 Mayıs Perşembe günü bir gazetede, “Sağlıkta 700 milyon lira tasarruf” diye bir haber okuduk. Açıklamayı yapan, Sağlık Bakanı değil YDA İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı.

Türkiye sağlık ortamı ile ilgili Sağlık Bakan’ının nezaretinde açıklamalar yapan YDA şirketi temsilcisi Hüseyin Arslan, “Arslan”lar ailesinin bir üyesi. AKP iktidarı boyunca çokça adından söz ettiren bu grup hakkında basın yayın organlarında haberler çıktı. Kendisini Mücahit Arslan olarak tanıtan, Başbakan’ın danışmanlığını yapan baba
İhsan Arslan’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı olduğu ve bu dönem boyunca pek çok devlet ihalesini aldığı yazıldı.

Son 10 yılda Türkiye sağlık alanını her geçen gün biraz daha özel sektöre devreden
ve yeni Sağlık Bakanı ile dümeni iyiden iyiye özele kıran iktidar, doğal olarak alanın sözcülüğünü de özel sektör yöneticilerine devretmiş oldu. Mevcut iktidar için oldukça normal olan bu duruma, önümüzdeki yıllarda giderek daha çok tanık olacağımızı anlıyoruz.

İnşaat sektöründen şirket yöneticisi, iktidarın yürüttüğü Kamu Özel Ortaklığı konusunda şöyle buyurmuşlar:

“Kamu özel ortaklığı sayesinde devasa yatırımlar yapılırken kamuya en ufak bir yük getirilmemektedir.”

Gazetede çıkan sdemecinde, “Ankara’nın, dünyanın en büyük sağlık kompleksine
sahip olacağını” da söyleyen özel sektör yöneticisi, kamu-özel ortaklığı sayesinde
yılda 800-900 milyon TL kar edileceğini de belirtmiş.

Yalnızca Bina 319 Milyon TL

Sözü geçen haberde, Etlik Sağlık Kampüsü’nün devreye girmesiyle kamunun giderinin yıllık 200-250 milyon TL düzeyine düşeceği, yani kamunun 700 milyon TL tasarruf etmiş olacağı söylenmektedir. Bu bilgi ne yazık ki gerçek dışıdır.
Sağlık Bakanı’nın nezaretinde kamuoyu yanıltılmaktadır. Zira Ankara-Etlik’te yapılacak olan tesisin yıllık kira bedelinin 319 milyon TL olduğu bilinmektedir. Bu fiyatın içinde kuru binadan başka hiçbir şey yoktur.

Öte yandan, bu hesaplar bile güvenilir olmaktan uzaktır. “Kamuya yük olmayacak” diye bu ülkenin sağlık ortamını 25 yıl ipotek altına alacak olan “dünyanın en büyük
sağlık kompleksi” girişiminin hesabının şaştığını daha yenilerde hep birlikte gördük.

Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Daire Başkanlığı tarafından yapılan
İstanbul-İkitelli Şehir Hastanesi ihalesinde, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan fizibilite raporu ile ihale komisyonu kararının onayladığı ihale tutarı arasında 468 milyon 322 bin 591 TL fark olduğu ortaya çıktı.

Devlet, özel sektöre fizibilite raporunun çok üzerinde ihale bedeli sunmuş!

Eğer doğruysa, yalnızca bu hesaba göre söz ettikleri 700 milyon tasarrufun çoğu gitmiş oldu.

Türkiye Sağlık Ortamı Ticari Bir Sırdır!

Bugüne dek yapılan ihaleler ile şirketlere ödenecek kira bedellerinin ne olduğu
resmi olarak açıklanmamıştır.

Kayseri 137 milyon, Ankara-Bilkent 289 milyon, Manisa 64 milyon, Konya-Karatay için 88 milyon TL yıllık kira belirlendiği basın yoluyla öğrenilmiştir.

Yozgat, Elazığ, İstanbul ve Mersin ihalelerindeki tutara ilişkin hiçbir bilgi bulunamamıştır.

Kira bedeli öğrenilebilen beş ihaledeki yıllık kiralar toplamı bugünün rakamlarıyla 898 milyon 770 bin TL’dir. Bu rakam, 25 yılda toplam 22 milyar 469 milyon 250 bin TL olacaktır. Toplam 45 projenin kira bedeli ve ihale karşılığının ise yüzlerce milyar TL tutacağı kestirilmektedir.

Bu Nasıl Bir Ortaklık?

Eski Sağlık Bakanı’nın memleketi Erzurum’da 2011’de 1.200 yataklı devlet hastanesinin yapılması işi 193 milyon 270 bin TL’ye ihale edildi. Aynı yıl
Kamu-Özel Ortaklığı yöntemi ile 1500 yataklı Kayseri Entegre Sağlık tesisi ihalesinde ise yalnızca bir yıllık kira bedeli 137 milyon 73 bin TL olarak belirlendi.
Yani Kayseri’de özel şirkete ödenecek bir buçuk yıllık kira ile
1200 yataklı bir hastanenin yaptırılmasının olanaklı olduğu görülmüş oldu.

Kamu özel ortaklığı diye söz edilen programın, kamu için çok kötü ama özel sektör için çok kârlı bir ortaklık olduğu açıktır. Bu işin sonunda ortaklardan kimin zararlı çıkacağı bellidir.

Kamuyu Kötüle, Özeli Süsle Püsle!

Kendisi de özel hastane patronluğundan gelen yeni Sağlık Bakanı’nın, Türkiye
sağlık ortamının özelleştirilme sürecini hızlandırmak niyetinde olduğu görülmektedir.
Bu amaçla kamu hizmetleri verimsiz, zarar eder gösterilerek, sermayeye peş keş çekmenin yolları oluşturulmaktadır.

Kamu Özel Ortaklığı modeli ile hastane yapımına başlanmadan evvel, Türkiye’nin
10 büyük hastanesinin finansal-mali analiz raporu hazırlanmıştır. Bunlardan birisi Numune Eğitim Araştırma Hastanesi’ninkidir. Hastanenin 2008 yılında gideri 141 milyon 604 bin TL’dir. Bu rakamın önemli bölümünü genel bütçeden gerçekleştirilen
personel giderleri oluşturmaktadır. Sözü geçen haberde, yılda yaklaşık 800-900 milyon TL dolayında olan hastane giderlerinden söz edilmektedir. Ne var ki, Numune dahil
7 hastanenin toplam giderleri hesaplandığında, rakamın kabaca 500 milyon TL dolayında olduğu görülmektedir.

Sağlık Hizmetini Binalar Vermiyor!

Bugün Etlik Entegre Tesisinin yapılacağı söylenen arazide kocaman bir hastane
boş duruyor. Bu binada artık sağlık hizmeti üretilmiyor.
Hastane personeli dört bir yana dağıtıldı. Birçoğu istifa etti, emekli oldu.

SSK tarafından 1997 yılında tamamlanan Etlik İhtisas Hastanesi, kurumun kendi arazisi üzerinde yapılmıştı. SSK’nın tüm malları Sağlık Bakanlığı’na “birleştiriyoruz işte,
ne güzel” diye aktarılırken (Şubat 2005), Etlik’teki bu çok değerli arazi de
Sağlık Bakanlığı’na alındı. Şimdi sermayeye 25 yıllığına verdikleri bu arazinin sahibi
bu ülkenin işçileridir. Sigortalı hastalara nefroloji, kardiyoloji, kalp-damar cerrahisi, hemodiyaliz gibi dallarda hizmet vermek için kurulan hastane, o tarihten kapatılana dek hem Ankara’ya hem de Ankara dışından gelen hastalara çok önemli hizmetler verdi. Daha 15 yıllık bir geçmişi olan Etlik İhtisas Hastanesi, yıkılmak üzere geniş arazisi ile birlikte 2012 Temmuz ayı sonunda Astaldi-Türkerler ortaklığına teslim edildi.

Etlik Kasalar ihalesi sonucunda Astaldi-Türkerler ortaklığının alacağı yıllık kira bedeli 319 milyon TL’dir. Kira bedeli her yıl TEFE/TÜFE oranında güncellenecek.
Toplamda devletin ödeme yapacağı tutar, bugünkü fiyatlardan 8 milyar TL olacak. Kampus içinde tüm inşaatlarla birlikte 2,4 milyar TL’lik yatırım yapılacak.
Bu paraya ek olarak Ankara’daki 11 hastane daha yok edilecek ve sözü geçen şirketlere devredilecek. Kira bedeli her yıl TEFE ya da TÜFE oranında güncellenecek.

Kira bedelleri güncellenirken katkı katılım paylarını da güncelliyorlar.
Maliye Bakanı Şimşek ne güzel demişti:

Güncelleme!

Bu ülkede vatandaştan alınanlar anında güncelleniyor ama vatandaşa verilenlerde güncelleme olmuyor.

Nereden Tasarruf Edeceksiniz?

Kamu Özel Ortaklığı ile 700 milyon TL tasarruf edileceği bilgisi gerçek dışıdır.
Bu ortaklıkla eğer Sağlık Bakanlığı 700 milyon TL tasarrufla harcamasını 200-250 milyon TL’ye indirecekse, nerelerden kesecektir? Personelden mi? İlaçtan mı?
Medikal aygtlardan mı? Tüketim gereçlerinden mi (sarf malzemelerinden mi)?
Taşeronun işçilerinden mi? Elektrik-su-gaz giderlerinden mi?

Kamuoyunu yanıltan tasarruf rakamlarında bu kalemlerden hiçbiri hesaba katılmamış, yalnızca inşaat firmasının alacağı kira bedeli düşünülmüştür. Özel sektörün,
hesabını “ben alacağıma bakarım” diye yapması doğaldır. Fakat Sayın Bakan da mı hesabı böyle yapmaktadır?

Biliyoruz ki, kapatılan ve taşınan hastanelerin bina kullanım hakları ihaleyi alan şirketlere veriliyor. Bu hastane binalarına ne olacak? AVM mi, otel mi, lüks konut mu, otopark mı, ne yapmayı planlıyorsunuz? Ankara’nın farklı yerlerinde halka yakın sağlık kurumlarını Ankara’nın bir ucuna taşıyorsunuz. Hastaların ulaşım giderlerini de
siz mi karşılayacaksınız?

Vatandaşın Cebinden Sermayeye…

Sağlık Bakanlığı’nın 2012 yılı bütçesinin 14 milyar TL, döner sermaye bütçesinin ise
16 milyar TL olduğu ve yalnızca beş hastane inşaatı için ödenecek kira miktarı değerlendirildiğinde, 45 kamu özel ortaklığı projesi için Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi
ve döner sermaye gelirlerinin toplamının yıllık kirayı ödemeye yetmeyeceği anlaşılmaktadır.

Peki bu borçlar nasıl karşılanacak?

Adres ne yazık ki vatandaşın cebidir.

1999’da 4,9 milyar TL düzeyinde olan toplam sağlık giderleri, 2011’de yılında 76 milyar TL’ye yükseldi. Toplam sağlık giderinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindeki payı 1999’da %4,8 iken, 2011’de bu oran % 5,9’a çıktı. Şimdi bu denli artmış olan
sağlık giderlerine Çalışma Bakanlığı ve Maliye’den “dur” denmektedir.
Devlet gider (harcama) sınırını aşmış, bundan sonra vatandaşın sağlık giderlerini
kendi karşılayacağı bir düzeni inşa etmektedir.

Geçtiğimiz ay Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklik ile normalde ücret ödenmemesi gereken hizmetler, “istisnai sağlık hizmeti” adı altında
12’den 29 kaleme çıktı. Otelcilik hizmeti zamlandı.

İktidar partisi, 8 Mayıs 2013 günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine başlanan “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Tasarısı” ile özel sağlık hizmeti sunucularında katılım paylarına % 200 zam yapıyor. Bu da yetmediği gibi; “Öğretim üyesinden sağlık hizmeti” adı altında sağlık alanını ücretlendirmeyi sürdürecekler. “Bıçak parası” diye yıllarca Türkiye gündemini meşgul edenlerin derdi, vatandaşın cebinden para çıkmaması değilmiş. Onların derdi, çıkan paranın nereye gittiği ile ilgiliymiş.
Eskiden çok sınırlı bir kesimin yararlandığı muayenehane sistemini,
aslında tüm vatandaşlar için zorunlu duruma getirdiler.

Anatomi Yetmez, Fonksiyon Gerek!
Yalnızca Para Konuşarak Sağlık Olmaz!

Mevcut iktidar, hayali olan kamu özel ortaklığı ile sağlıkta tüm sorunların çözüleceğini sanıyor! İnsan nasıl anatomisinden ibaret değilse, sağlık hizmeti de binalardan ibaret değildir. Türkiye sağlık ortamının sorununu hastane binalarına indirgemek eğer kötü niyetlilik değilse, bilgisizliktir.

– Bugün sağlık ortamında tıp eğitimi ve uzmanlık eğitiminin niteliği düşmüştür.
– Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet giderek tırmanmaktadır.
– Sağlık çalışanlarının özlük hakları her geçen gün tırpanlanmaktadır.
– Katkı-katılım payları düzenli olarak zamlanmaktadır.
-Hastalar hastane hastane gezmekte, hekimlerle 3-4 dakika görüşmelerde dertlerine derman bulamamaktadır.
– Hastanelerde destek hizmetlerin hepsi, yetersiz sayıdaki, sağlık bilgisi olmayan,
asgari ücrete talim eden taşeron çalışanlara teslim edilmiştir.
– Bugün hem vatandaş hem sağlık çalışanı zorda, Türkiye Sağlık Sistemi Hastadır!

Mevcut iktidar ve Sağlık Bakanlığı, mesailerini özel sektörün çıkarlarını korumak yerine halkın sağlık hakkını korumaya, vatandaşların sağlık hizmeti için para harcamamasına, nitelikli bir sağlık hizmeti için sağlık çalışanlarının koşullarını iyileştirmeye harcamalıdır.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu