TBB; TÜRK-İŞ; HAK-İŞ ve DİSK’ten EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI


TBB; TÜRK-İŞ; HAK-İŞ ve DİSK’ten
EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI…

Bu önemli toplantıya başarılar dileriz..

– İşveren kesimi toplantıda yok..
– Kamu da..
– Bir de ILO temsili yok.. ILO’nun 3’lü Sacayağı yapısı (Tripartite Structure) yok..

Özellikle ilk 2’si de olsaydı daha bütüncül olurdu kanımızca..
Ancak işveren kesimini TİSK temsil edecekti sanırız ve siyasal kadroları da büyük ölçüde
bu patron sendikası yönlendirdiğinden, kamu adına temsilin pek de anlamı olmayacaktı..
Ama yine de bulunsalar ve hiç olmazsa sorulan sorulara yanıt verselerdi..

Bizim “Hukukun üstünlüğü” retoriğine karnımız tok..
“Emeğin saygılı” olma koşulu ile “Hukukun üstünlüğü” bir anlam kazanır.
Bunun dışında zihinlere kurulan ustaca bir kavramsal tuzaktır.

Sermaye, öncelikle 300 yıl öncesinin ilkel karanlığından kendini kurtarmalı ve insanlığın utancı olan Adam Smith’ten galat “maksimum kâr” sefaletinden kendini kurtarmalıdır.
Çağımızda ancak “makul kâr” kabul edilebilir; günümüz değerleri ile başkaca olanak yoktur.
Emekçi sınıflar, 18. yy. sonları, 19. hatta erken 20. yy. emekçileri bile değillerdir.

Köprülerin altından çooook sular akmıştır..

İlk çağrımız bunadır..

Ardından da ülkemizin taraf olduğu (Anayasa  md 90/son : “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri
esas alınır.”) 
Milletlerarası andlaşmalara tam uyumıudur.

ILO Tavsiye Kararları (Recommendations) bir yana, 189 ILO Sözleşmesinden
salt 57’sine taraf olunmuştur, 53’ü yürürlüktedir ve yer yer önemli çekinceler konmuştur.
Bu kabul edilemez sorun hızla giderilmelidir.

Ayrıca AB’ye üyelik sürecinde (ham hayal!) iç hukuka aktarılan önemli kazanımların da
yaşama geçirilmesi gereklidir.

  • Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi ayaklar altında.. Niçin ??
  • Aynı biçimde, ülkemizin de kabul ederek üstün iç hukuk normu kıldığı İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 Sayılı Sözleşme ve İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin
    161 Sayılı Sözleşmeler..
  • AB Temel Haklar Şartı (Nice, 7 Aralık 2000) 
    http://ek12 utup.dpt.gov.tr/ab/hukuk/temelhak.pdf
    Madde 27 : İşçilerin işyerinde bilgilenme ve danışma hakkı
    İşçiler veya işçi temsilcileri, Topluluk hukuku ile ulusal hukuk ve uygulamada öngörülen durum ve koşullarda ve makul bir süre içinde, uygun düzeyde bilgilenme ve danışma hakkına
    sahip olmalıdır.
    Madde 28 : Toplu görüşme ve eylem hakkı
    İşçiler, işverenler veya işçi ve işveren örgütleri; Topluluk hukuku ile ulusal hukuk ve uygulamalarla uyumlu olarak, uygun düzeyde görüşme ve toplu sözleşme akdetme hakkına ve uyuşmazlık halinde, çıkarlarını korumak için, grev de dahiltoplu eylem yapma hakkına sahiptir.Ve…. Avrupa Sosyal Şartı (değiştirilmiş şekli) Strasbourg, 3.V.1996
    https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/kefe/docs/sosyalsart.pdf
  • 1 Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlama fırsatına sahiptir.
    2 Tüm çalışanların âdil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
    3 Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
    4 Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli âdil bir ücret alma hakkı vardır.
    5 Tüm çalışanlar ve işverenler ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla ulusal
    ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahiptir.
    6 Tüm çalışanlar ve işverenler toplu pazarlık hakkına sahiptir.
Uzatmayalım….Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2014 yılı içinde iş cinayetlerine kurban verilen 1886 emekçinin sayısını neden 300’den çok eksikle 1500’lerde vermektedir?? Niçin?
AKP’li 12,5 yılda en az 15 231 emekçi, Nisan 2015’te en az 130 işçi yaşamını yitirdi.
Yıllık ortalama 1219 cinayet! 2015’in ilk 4 ayı 2014’ten %50 fazla! Niçin?
(İSİG Meclisi, http://www.guvenlicalisma.org, 21.05.2015)

ATA_Ergani'de_Kaza_Kader_Talih_Tesaduf_Arapcadir

Bu insanlık ayıbının hızla sonlandırılmasını sağlayacak bir “EMEĞİN HUKUKU” dışında
bizim için anlamı yoktur yapıp etmelerin..Devlet memurlarının grev hakkını içermeyen
sözde sendika tiyatrosuna son verilmelidir (AY m. 53).
12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile getirilen 1’den çok sendikaya üye olma komedisine de..
İŞ GÜVENCESİ + İNSANCA ÜCRET + SENDİKAL ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ
Emeğe saygılı hukukun olmazsa olmazlarıdır.. Küreselleşerek azgınlaşan sermayenin
bu olmazsa olmazları kolayına vereceğini ummak saflıktır.
Direnişin Küreselleştirilmesi dışında seçenek yoktur..

SONUÇ
OLARAK              :

Temel engel, giderek yabanıllaşan küreselleşmiş kapitalizm ve türevi dayatmalardır.
Bu kabulden sonra, yepyeni bir küresel ahlak kodu kümesi tanımlamak ve yükümlenmek (taahhüt etmek) gerekecektir. Kuşkusuz bu süreç kendiliğinden olmayacaktır. Örn. BM Güvenlik Konseyi’nde ILO, Dünya Ticaret Örgütü vb. kurumların çabasıyla küresel bir
ortak ilke kararı alınabilir mi? Hayalimizdir ve de önerimizdir, denilebilir mi ki;

  • “ILO’nun enaz (asgari) sağlık-güvenlik koşullarında üretilmeyen mal ve hizmetlerin küresel dolanımı, pazarlanması… yasaklanmıştır. Tüm mal-hizmetlerin bu bağlamda örn. CE gibi etiketlenmesi zorunludur..”
    Böylelikle, hastalıklı sistemin ölçüsüz ve kör kâr güdüsünün tetiklediği “enaz maloluş
    (maliyet minimizasyonu) dayatması karşısında TİSG (Temel İş Sağlığı-Güvenliği) hizmetleri maliyeti işverene engel olarak görülmesin ve haksız rekabet bahanesi oluşturmasın.
    Bu ketleyici işveren önyargısı önce etik, sonra da normatif olarak mahkum ve de ıslah edilsin..
    (Saltık, A. Temel İş Sağlığı Hizmetlerinin Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerine Entegrasyonunda Karşılaşılan Güçlükler. 19. Uluslararası  İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi, 11-15 Eylül 2011, İstanbul)

    ISG_Uluslararasi_Konf._sunumumuz_Istanbul

 

 

 

 

“EMEĞİN HUKUKU Kurultayı” na bu bağlamda engin başarılar dileriz..

ASLA UNUTULMASIN                           :

Emek en yüce değerdir..
Emeğe saygı, insan olmanın baş koşuludur..

Bu vesile ile;
274 Sayılı Sendikalar Yasası ile 275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Greve ve Lokavt Yasası 
1961 Anayasası‘nın ışığı altında demokratik özgürlükçü kuralları içermekteydi.
Çünkü 1961 Anayasa’sı Dünyanın en özgürlükçü ve aydınlık anayasalarından biriydi.
Böylesi bir Anayasayı ülkemize kazandıran

27 Mayıs Devrimcilerini ve 27 Mayıs 1960 Devrimini,

ilk Çalışma Bakanı rahmetli Bülent Ecevit‘i saygı ile selamlıyoruz.

Yazının tümüne pdf olarak erişmek için lütfen tıklayınız :
EMEGIN_HUKUKU_KURULTAYI_TBB-TURKIS-HAKIS-DISK

Sevgi ve saygı ile.
27 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmnail.com

Yeni İşyeri Hekimliği Yönetmeliği ve Ülkemizde İşçi Sağlığı’nın Perişan Halleri


Dostlar
,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB), bir yönetmelik düzenlemesi daha yaptı..

“İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik” güncellendi. Bu yönetmeliğin temeli 1980’lere uzanıyor. Arada ve 3 yıl önce de değişiklik geçirmişti

20 Temmuz 2013’te RG’de yayımlanarak yürürlük alan son değişikliğin gerekçesi

“6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası”.

ÇSGB bir yandan dikiyor, bir yandan da söküyor. (Haydi yapıp – yıkıyor demeyelim..)

Bu son yasa (6331) sözde iş sağlığı ve güvenliğini iyileştirmek için geçtiğimiz yıl çıkarıldı. Taslak 8 yıl kadar TBMM arşivlerinde bekledi. 220 milyon €’luk Avrupa’nın
en büyük AVM inşaatında çıkan Esenyurt yangınında (13.3.12) 11 işçi naylon çadırlarda yanarak kavrulunca bu taslak anımsandı. Yer yer epey de sıkı hükümler kondu.

Ancak “iyi saatte olsunlar” (sermaye; özellikle küresel sermaye eklemlenmiş yerli sermaye!) toplumsal duyarlık biraz düşünce kulislerine gene başladı. İlk olarak 6495 sayılı Torba Yasa ile (halen Cumhurbaşkanı’nın önünde) kimi yerlerde 1-2 yıl ertelemeler getirildi. Sonra da sıra Yönetmeliklerle kısıtlamalara geldi.

Sermaye hazretleri ne buyuruyorsa öyle oluyor..
Gerçek vesayet ne askeri, ne de başka bir güç..

Türkiye’de gerçek ve mutlak egemen sermaye!
Özellikle küresel finans-kapital ile bütünleşen yerel sermaye..

Anılan yönetmelikle İş Sağlığı Güvenliği (İSG) hizmetleri, 6331 sayılı yasanın muradına tuhaf – acı bir ironi ile aykırı olarak deyim yerinde ise “kuş”a döndürülüyor..

Siz bekleyedurun iş kazası ve meslek hastalıklarında iyileşmeyi….
Meslek hastalıkları zaten yok gibi.. En son 2011 SGK rakamı 697!
Oysa benzer nüfuslu ama İSG koşulları çok daha iyi Almanya’da yılda 80 bin,
ABD’de 400 bin!

İş kazalarını bile siz “azaltabilirsiniz” ! Yollarını biliyorsunuz ama yazalım :

1. Kamu sektörünü tasfiye ettikçe özel sektörde iş kazalarını “örtmek” kolaylaşır.
2. “Kayıtdışı” çalıştırırsınız (resmi verilerle halen 24+ milyon kayıtdışı çalışan; çalışanların %44’ü!), gariban işçi ne iş kazası bilir ne de hakkını savunacak sendikaya, paraya sahiptir..
3. Kayıt içi çalışan 13,5 milyon işçide de iş kazalarının bir bölümünü (?) cep harçlığı kadar “kan parası” ile kapatırsınız.
4. Sendikal örgütlenmeyi avuç içinde kar gibi eritmeye devam edersiniz.
Anayasa değişikliği ile 1’den çok sendikaya üyelik gibi ucube – tuzak düzenleme yaparsınız; yandaş sendikalaşmaya hız verirsiniz.. 1980’de %50 olan sendikalılık oranı (3 milyon işçinin 1,5 milyonu), Ocak 2013’te 10,88 milyon işçinin ancak %6’sı!
(Çalışma Bakanlığı Tebliği, RG: 26.1.13).
5. Gerekirse “iş kazasının” yasal tanımını bile değiştirirsiniz..

Ama mızrak gene de çuvala sığmaz, ölümcül iş kazalarında Hindistan ve Rusya sonrası dünyada 3., Avrupa’da 1. olursunuz.. Dönemin Çalışma Bakanı Ömer Dinçer‘in açıklaması için dipnota (2) bakınız.

1932’den beri üyesi olduğunuz ILO’yu (Uluslararası Çalışma Örgütü) “kandırmaya” (!) yeltenir, 221 dolayındaki ILO Sözleşmesinden (Convention) 56 kadarını “başkalaştırarak” iç hukukunuza aktarır, geri kalan 3/4’ünü ve ILO’nun Tavsiye Kararlarını (Recommendation) ise tümüyle görmezden gelirsiniz. Ama sizi yıllarca uyarıdan sonra ILO Haziran 2013’te Türkiye’yi “Kara Liste” ye almak zorunda kalır..

Biz çok utanıyoruz çooook..
– 2011 sonunda yıllık 70 bine varan “resmi” iş kazasından, ;
– 1700 iş kazası + 10 meslek hastalığı = 1710 emekçi ölümünden,
– 2086 işçinin sürekli işgöremez duruma düşmesinden..
– Çook ağır çalışma koşullarında,
– Düşük ücretlerle ve iş güvencesiz – örgütsüz çalışmak zorunda bırakılmalarından; işsizlikle tehdit-terbiye edilmelerinden.. (Veriler için bkz. dipnot 1)

Güdümlediğiniz basında tek sözcük haber çıkmaz..

Oysa ulusal – uluslararası hukuk metinleri ço net           :

* 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı md 3 : Tüm çalışanların sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı hakkı vardır.
* 1945 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25 sağlıklı yaşam hakkını tanımlar.
* Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yaşam hakkı ve örgütlenme hakkını düzenler..
* Üyelik sürecinde taraf olduğumuz Pek çok AB metni pekiştirici paralel düzenleme içerir. Örn. AB Temel Haklar Şartı.. (Nice, 7 Aralık 2000, http://ek12 utup.dpt.gov.tr/ab/hukuk/temelhak.pdf)
* Anayasa madde 50 ve 56 doğrudan düzenlemeler taşır.
* Pek çok ILO Sözleşmesi de öyle..

Üstelik bu uluslararası mevzuatın büyük bölümü Anayasa md. 90/son uyarınca
üstün hukuk normu durumundadır..

Sermaye için ne gam.. Hele küresel sermaye ile göbek bağı kurdu ise..

Adam Smith‘in 250 yıl önce (1776) yazdığı “Milletlerin Refahı” (The Wealth of Nations) kitabında öngörüleri bunlar mıydı?

Neo-liberal tosuncuklar ne buyururlar??

Galiba yerel (ulusal kaynaklardan semirdiği halde ulusal diyemiyoruz ne yazık ki!) sermayeyi dizginleyebilecek başlıca güç, iktidardaki dinci faşizm (TÜPRAŞ baskını!)..

Neo-liberal tosuncuklar, tarihin perspektifinde öngörülemeyen bu dilemmaya
ne buyururlar acaba?

Haa. anlıyoruz, yabancı büyükleri ile (pardon müttefikleri ile!)  mütalaa edeceklermiş…

Sevgi ve saygı ile.
26.7.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Konuya ilişkin TTB (Türk Tabipleri Birliği) görüşü için lütfen tıklayınız :
Şipşak işyeri hekimliği dönemi başlıyor..
(http://ahmetsaltik.net/sipsak-isyeri-hekimligi-donemi-basliyor/, 26.7.13)

Dipnot 1 : Kayıt dışı istihdam ve eksik verilere dayalı SGK rakamlarıyla ülkemizde 2011’de 69 227 iş kazası, ve 697 meslek hastalığı sonucu 1710 işçi (1710/365 = 4,66/gün!) yaşamını yitirmiş 2086 işçi  ise sürekli engelli (sakat, malul) kalmıştır.  Günde ortalama 5 işçi yaşamını yitirmekte 5 işçi de sürekli işgöremez duruma gelmektedir!

Dipnot (2) : 
•Çalışma Bakanı Dinçer: Ölümlü maden kazalarında lideriz!
•Bakan Ömer Dinçer, ölümlü maden kazaları konusunda Türkiye’nin “lider ülke” olduğu itirafında bulundu. Bakan Dinçer’in, BDP Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş’ın maden kazalarıyla ilgili soru önergesine verdiği yanıt, Türkiye’deki ölümlü kaza oranının, Avrupa, Avustralya, ABD ve Kanada’dan kat kat fazla olduğunu ortaya koydu.
•Dinçer’in, ölümlü maden kazalarıyla ilgili ILO verilerini 
kaynak göstererek verdiği bilgiye göre; Türkiye’deki ölümlü iş kazaları Avrupa’daki iş kazası ortalamasının 4.5 katıyken, Kanada’dan 2.2 kat, ABD’den 3.4 kat, Avustralya’dan ise 4.3 kat daha çok! 

Yargıtay; muayene için eltisinin yeşil kartını kullanana beraat verdi.. Mevzuatta sağlık hakkı..

Yargıtay, muayene için eltisinin yeşil kartını kullanana beraat verdi

Dolandırıcılık değil çaresizlik!

Yargıtay, eltisinin yeşil kartıyla devlet hastanesinde muayene olurken fark edilen ve hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla dava açılan kadın hakkındaki beraat kararını onadı. Muayene olabilmek için eltisinin yeşil kartıyla hastaneye giden ve ondan sonra sanık kürsüsüne oturan N.E.’nin yaşadığı yargı süreci şöyle gelişti:

Rahatsızlanan sanık N.E., sağlık güvencesinin olmaması nedeniyle eltisi olan diğer sanık E. E.’den yeşil kartını aldı. Bu kartla Menemen Devlet Hastanesi
kadın doğum polikliniğine giderek muayene olmak için kayıt yaptırdı. Ancak muayene sırasında yeşil karttaki fotoğrafla N.E.’nin farklı kişiler olduğunun anlaşılması üzerine hastanede tutanak tutuldu. Ardından da iki elti hakkında “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamasıyla dava açıldı.

İzmir Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi, eltiler hakkında beraat kararı verdi.
Dosyanın temyizini görüşen Yargıtay 15. Ceza Dairesi de, kadınların eyleminde
hile unsurunun yasada tanımlanan yeterlilikte olmadığı ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçunun bulunmadığına hükmetti.
(Basın, 25.12.12)

===========================================

Dostlar,

Sosyal güvenliğe ilişkin doğrudan Anayasa maddesi aşağıda..

Anayasa md. 60 : “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayarak gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.”

Bu durumda Devlet ödevini yapmamış oluyor ve de yurttaşını suça itmiş olmuyor mu? Bir tür “suça azmettirme” değil mi bu tablo?

O zaman, salt yurttaşı “çaresizlikten” aklamak (Zor oyunu bozar kuralı..) yeter mi?
Adalet yerini bulmuş mudur? Hükümet hakkında anayasal görevini yerine getirmeme nedeniyle mahkemenin suç duyurusunda da bulunması
en azından karar gerekçesinde böylesine bir irdelemeye yer vermesi beklenmez mi??

Anayasa md. 56 : Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. … Devlet, bu görevi … yerine getirir.. Devlet herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak.. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir biçimde yerine getirilmesi için..

Bir de Anayasa 2. md.’de belirtilen, değiştirilmesinin teklifinin bile 3. madde ile engellendiği Devletin nitelikleri arasında “sosyal devlet” var..

  • Sosyal devlet; yurttaşını sağlık-sosyal güvenlik temel hakkından
    herhangi bir gerekçeyle yoksun bırakabilir mi??

Ayrıca Borçlar Yasası’nın ilgili 2 maddesi de aşağıda..

Borçlar yasası md. 63 Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.

Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.

Borçlar yasası md. 64– Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. …..

Bunlara ek olarak, Türkiye’nin de taraf olduğu ve kendisini bağladığı İHEB :

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ md. 25 (10.12.1948) :

  • “ HER-KE-SİN, KENDİSİ ve AİLESİNİN SAĞLIK ve GÖNENÇ İÇİNDE BESLENME, GİYİM, KONUT ve TIBBİ BAKIM  HAKKI VARDIR. ”

Başka uluslararası bağlayıcı (Anayasa md. 90/son fıkra) hukuk metni var mı ??

AB Temel Haklar Şartı (Nice, 7 Aralık 2000) :
(http://ek12 utup.dpt.gov.tr/ab/hukuk/temelhak.pdf)

Madde 34 : Sosyal güvenlik ve sosyal yardım

Birlik, Topluluk hukuku ile ulusal hukuk ve uygulamalardan kaynaklanan kurallar uyarınca, işini yitirme durumunda ve analık, hastalık, iş kazaları, geçindirilmeye muhtaçlık veya yaşlılık gibi durumlarda koruma sağlayan sosyal güvenlik yardımlarından
ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını tanır ve gözetir
.

Örnek olayımza tam da uyuyor değil mi??
Peki Türkiye hem AB üyeliği için yüzlerce (500+) yasasını 10 “AB Uyum Paketi” (!?) ile değiştirdi ve yukarıya alınan hükümleri iç hukukuna aktardı da neden uymaz??

Madde 35    : Sağlık hakkı 

Herkes, ulusal hukuk ve uygulamalar uyarınca koruyucu sağlık hizmeti alma
ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. Birliğin tüm politikaları ve eylemlerinin tanım ve uygulamasında, daha üst düzeyde bir insan sağlığı koruması hedeflenir.

Md. 35 de yeterince net değil mi?? “ulusal hukuk ve uygulamalar uyarınca” dendiğine  göre, yukarıya aktardığımız üstün hukuk normu Anayasa md. 60 ne anlama gelmektedir, nasıl yorumlanacaktır?

Bitmedi                              :

İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi

Md. 3-Sağlık Hizmetlerine Erişimde Adalet
Taraflar, sağlık gereksinimleri ve var olan kaynakları dikkate alarak, kendi yasal yetkileri kapsamında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir biçimde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır. (5013 sayılı yasa, 9.12.03 tarih ve 25311 sayılı RG)
  • “Boşunadır yasalar; herkesi eşit olarak bağlamıyorsa. Boşunadır yasalar;
    toplumda 1 tek kişi bile ceza almadan onları çiğneyebiliyorsa.. ”
    Denis DİDEROT / [ Düşünceler, 1774 ]

Diderot üstadın 238 yıl önce yazdıklarını bir yana koyalım;
TBMM’den geçen uluslararası metinlerin anayasal üstünlüklerini görelim :

Anayasa md. 90 / son fıkra :

  • “.. TBMM tarafından yöntemine uygun olarak kabul edilmiş uluslararası anlaşma ve sözleşmeler yasa gücündedir.. Bu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin anayasaya aykırılığı ileri sürülemez..  Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Tüm bunların ışığında Türkiye, “hukuk devleti” olmanın / olmamanın neresinde ??

Hele hele son 10 yılda bir yandan bu metinleri TBMM’den geçiren ama öte yandan da apaçık, pervasızca çiğneyen bir siyasal anlayış ve kadro için ne söylenebilir ??

Sağlık hakkı için de örgütlenerek hukuksal savaşım vermek gerekir..
Yargıda iç hukuk / iç hukuka mal olmuş kaynaklar ile birlikte bağlayıcı uluslararası metinleri de ısrarla dayanak olarak ileri sürmek gerekiyor..

Daha kapsamlı bir çalışmayla ek mevzuat kuralları da bulunabilir..
Eldekiler yetersiz mi??

Bir de SAĞLIK KOOPERATİFLERİ‘ni tartışsak keşke…

Sevgi ve saygı ile.
26.12.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net