Profesyonelleşme olgusu ve kamu yönetimi

Prof. Dr. İ. Melih Baş

Son günlerde kamu yönetiminde çalışan siyasal bürokratlar ile ilgili ekonomik skandalların ardı arkası kesilmiyor. Örneğin bir Bakanın eşinin yönetim kurulu başkanı olduğu şirketin ürettiği malları Bakanın başdanışmanı olan kişinin sahibi olduğu şirket, Bakanlığa satıyor! Bu durumdaki ilişkilerde muhasebe dilinde bir deyim vardır: İlişkili taraf! Malî hukuk açısından hassas (AS: duyarlı) bir konu olan bu husus, maliyecilerin transfer fiyatlaması, örtülü kazanç gibi yasal konular açısından radarındaki en önemli konuların ilk sıralarında yer alır.

BÜROKRASİDE İŞLETMECİ USSALLIK

Bu konunun bir de profesyonelleşme ve kamu yönetimi ilişkisi bağlamında ele alınması gerekiyor. Gerek profesyonelleşme gerekse bürokratikleşme süreçleri açısından önemli bir kuramsal yaklaşım vardır: İşletmecilik (managerialism). Profesyonelliğin daha önce tartışma konusu bile yapılmayan ilke ve değerleri yeni sağ dalgasıyla 1980’lerde esen güçlü bir lodos rüzgârıyla yerle bir olmuştur. Balık sevdalıları lodos estiği zaman balıkların bile şapşallaştığına, etlerinin yenmeyeceğine inanırlar, hatta lezzetsiz balıklara lodos balığı dendiği de olur.

Bu rüzgârla kamu yönetimi, özel sektörleşmiş bürokrasiye dönüşmüş ve işletmeciliğin devlete ve kamu yönetimine egemen olmasına yol açmıştır. Bu sırada kavak yelleri eserek, yasal düzenlemeleri uçurup götürmüştür, bu yel üfürmesine de “düzenleme dışı bırakma (deregulation)” (AS: kuralsızlaştırma) denilmiştir. Hukuksal ussallık yerini işletmeci ussallığına bırakmış, bu amaca yönelik olarak da inisiyatifi olan bir bürokrasi oluşmuştur.

PROFESYONELLEŞME NEYDİ SAHİ?

Siyasetle uğraşmak ve/veya bürokratlık profesyonel bir şey midir acaba? Batı dillerindeki “profession”, “vocation” ve “occupation” kavramları dilimizde meslek (öztürkçesiyle uğraş)  sözcüğü ile karşılanmaktadır. Yine “job” kavramı da “iş” kavramı ile karşılanmaktadır. “Occupation” genel bir kavram iken, “profession” daha çok özel bir bilgi ve beceri gerektiren işler (örneğin avukatlık ve hekimlik vb.) için kullanılıyor. Farklı mesleği olan bir kişinin başka bir işte çalışıp, mesleğini yapmaması da yaygındır. Yine baştaki soruya dönelim :

  • Siyasetçi ve / veya bürokrat profesyonel midir?
  • Ya da siyasetçilik ve bürokratlık profesyonelleşmiş bir meslek midir?

Yukarıda sözü edilen ekonomik skandallara bakınca öyle gözüküyor, ama işletmeci ussallığıyla. Çiğdem Toker, “Olağan İşler” adlı kitabında bu tür olayları incelemiş. Bu ekonomik skandalların yanına bir de hukuksal skandalları (örneğin gri pasaport ile insan kaçakçılığı vd.) koyduğumuzda kantarın topuzu iyice kaçıyor; bu da işletmeci ussallığıyla “normal”! İktidar partisinin belediyelerinde bu konudaki olaylar patlak verince savunmalardan biri, “muhalefet partilerinin belediyelerinde de var” biçimindeydi! Demek ki neymiş? Normal! Hani bir şarkısı var Bülent Ortaçgil’in “Normal” adlı. Ne diyor şarkıda Ortaçgil ? … Peki, dedim ya Türkiye? …Dedi çok normal … Hepsi normal … biri anlatsın hemen nedir bu normal … canım sıkıldı artık … yoksa ben miyim anormal…

PROFESYONELLEŞME KURAMLARI

Profesyonelleşme konusunda oldukça ciddi kuramsal çalışmalar vardır. Ülkemizde bu konuda çalışan toplumbilimci ve ekonomistler çok değildir ne yazık ki!  Millerson, Wilensky gibi adların sayılabileceği “yapısalcılık (structuralism)” ve Carl-Saunders, Wilson, Durkheim ve Parsons’u sayabileceğimiz “işlevselcilik (functionalism)” kuramları açısından profesyonelleşme olgusu, toplumsal düzenin sağlanmasında en önemli öğelerden olup, toplumsal kurumlaşmalardan biridir. (AS: Max Weber, “Ussal – Rasyonel Bürokrasi!)

Marksist yaklaşıma göre ise, profesyonellerin sınıfsal yapısı göz ardı edilmemelidir. Profesyonel yönetici sınıfın, “pazar yönelimli çalışanlar topluluğu” olageldiği belirtilmektedir.

SONSÖZ

Kamu yönetiminde niteliğin yolu; kamu yöneticilerinin “kamu yararı”, “kamusal kaynaklar”, “kamusal idealler” kavramlarını yaşam felsefelerinin odak noktası olarak kabul edip,  kaçınılmaz olarak uygulamalarından geçmektedir. Yeni sağ akımla 1980’lerde gelen ekonomi bürokrasi seçkinlerinin çalışma tarzı (AS: biçimi) alaturka liberal olageldi (T. Özal’ın “benim memurum işini bilir” sözünü anımsayınız). Haydi Fikret Kızılok’un “Alaturka Liberal” şarkısını dinlemeye!

Not: Bu konuda meraklısı için bir kitap da salık verelim. Koray Karasu’nun “Profesyonelleşme Olgusu ve Kamu Yönetimi”, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, 2001.

Garantiler ve 2020 bütçesi

Garantiler ve 2020 bütçesi

Çiğdem TOKER
SÖZCÜ
, 29 Nisan 2020

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır)

Avrasya Tüneli 2016 sonunda açıldığında, dolar 3 TL’nin biraz üzerindeydi. İhalesinin yapıldığı 2008 yılında ise 1.2 TL civarında. Aynı dolar bugün 7 TL.

Ulaştırma Bakanlığı’nın şirkete günlük 68 bin 500 araç geçişi garanti ettiği Avrasya Tüneli ihalesinde 1.2 TL olan doların bugün 7 TL olmasının ne kadar tahripkâr olduğunu görebiliyor musunuz?

Sadece Avrasya Tüneli değil kuşkusuz. Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü de trafik garantili ve geçiş ücretleri dolar üzerinden belirleniyor (Yeni havalimanındaki yolcu garantisi ile inşaatı süren Çanakkale Köprüsü’ndeki araç garantisi ise Euro üzerinden. Nedenini bilmiyorum.)

2020 bütçe rakamlarının anlamını kaybettiği şu günlerde, devletin kamu özel işbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırdığı projelere ilişkin garanti tutarlarının halka ödettiği bedel ağırlaşıyor.

Böyle bir dönemde Avrasya Tüneli’ni yapıp işleten ATAŞ A.Ş.’yi oluşturan şirketlerden Yapı Merkezi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Başar Arıoğlu’nun (Ekim 2016’da New York’taki ödül töreninde gazetecilere) şu açıklaması, bu modelin bütçe için ne kadar “yıkıcı” olduğunu yalın biçimde anlatıyor:

DİĞERLERİNE ÖRNEK OLDU

“Böyle bir garantiyi kreditörlere teminat olarak vermek zorundaydık. Hazine’nin verdiği bu garanti, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile Osmangazi Köprüsü’nde de örnek oldu. Avrasya Tüneli’nde günlük geçişin 68 binin altına inmeyeceğini düşünüyoruz. Yani Hazine’nin fark ödemesine gerek kalmaz.”

(Bir not: Bütçenin bu kadar ağır yükler altına sokulmasındaki politik sorumluluk; tek tek şirketler  ve tek tek şirket sahipleri değil. Bu tercihi kullanan devlette, daha doğrusu devlet aygıtını yöneten seçilmiş iktidarda. AKP iktidarında…)

Arıoğlu’nun sözlerine dönelim: 2020 yılından sonra, 68 500 rakamının aşılacağı ve bu seviye aşıldıktan sonraki gelirlerin %30’nun sözleşmeye göre devlete verileceğini yine aynı açıklamadan öğrenmiştik.

Bu tahminler tutmadı… Covid-19 pandemisi dolayısıyla da değil üstelik. Araç trafik garantisi verilen ulaştırma projelerinin hiçbirinde sözleşmeye konulan sayılar tutmadığı için devlet sürekli “cepten” yiyor. Üstelik artan döviz kuruna göre.

MÜCBİR SEBEP

Mücbir sebep halinde, sözleşmenin derhal ve karşılıklı anlaşarak feshedilmesini mümkün kıldığına yer veren yazım geniş ilgi gördü. Bazı okurlar, “derhal fesih” ile karşılıklı anlaşmanın çelişkili olup olmadığını sordu. Eğer devlet, şirketin yatırım harcamasını ve kreditörlere de kalan kredi borcunu ödemeyi kabul ederse, bu yatırımın devlete döneceği bizlerden saklanan o sözleşmede yer alıyor. Ancak son günlerde kapsamı giderek genişletilen “ticari sır” olduğu gerekçesiyle bu ayrıntılar kamuoyuna açıklanmıyor. Biz sadece bu projelerin garanti ödemesinden 2040’lı yıllara kadar ödemekle yükümlü olduğumuzu biliyoruz.

Öte yandan Avrasya Tüneli’nin örnek olduğu diğer garantili projelerdeki “mücbir sebep” maddelerinde, bu kadar açık bir “fesih” maddesi yer almadığını da öğrendim. Ayrıntıları ilerleyen zamanda paylaşacağım.

BÜTÇE YENİLENMELİ

Bu vesileyle, herbiri gerçekte birer tahmin ve öngörüden oluşan 2020 bütçe rakamlarının anlamının kalmadığını yeniden vurgulayalım. 2020 bütçesi hazırlanıp yürürlüğe girdiğinde Covid-19 pandemisi yoktu.  Küresel ölçekteki bu salgının yol açtığı ve açacağı kayıplar ve harcamaların hiçbiri bütçe tahminlerine, beklentilerine ve hesaplarına girmedi.

Dolayısıyla  ne vergi geliri olarak konulan 784.6 milyar TL’nin ne de pandemi yokken bile çok yüksek olan 138.9 milyar TL açığın tutma olasılığı vardır.

Yeniden görüşülmesi gereken bütçe rakamları için ne yapılacağını izleyeceğiz.
====================================
Dostlar,         

AKP’den ACİLEN KURTULMAK EN MÜCBİR SEBEP!

Biz ekleyelim;

– 2020  bütçesi 139 milyar TL açık öngördüğü gibi, aynı miktarda borç FAİZİ ödemesi ile de yüklü.

Herkes bilsin ki, 2020 bütçesinde her 8 TL’den 1’i, AKP iktidarının edindiği borçların salt faizine gidiyor..

Dahası var : 2020’de beklenen ulusal gelirin (yaklaşık 800 milyar Dolar) % 23’ü, yani yaklaşık olarak her 4 TL’den 1’i borç ödemesine gidecek..

Korona virüs salgını ile birlikte Döviz de uçuyor.. Dolar 7 TL sınırına dayandı.. Hastalıklı, borçlu ve güven vermeyen bir ekonomide paranın, TL’nin değeri de korunamıyor..

CDS primleri 600 puanı geçen, dünyanın borç verilebilirlik açısından en riskli – güvenilmez 5 ülkesi içinde olan ülkemiz…

18 yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP’nin Türkiye’yi sürüklediği batak işte böyle …

Memurundan, işçisinden salma salar gibi zorlayarak bağış isteyen Erdoğan, iktidarının karunlar kadar zengin ettiği yandaş dolar milyarderlerinden bu olağanüstü kırılgan tabloda, devletin bekası için gönüllü destek ya da SERVET VERGİSİ / VARLIK VERGİSİ isteyemedi..

Salgın nedeniyle yeterince kullanılmayan, olağan ortamda da beklentileri gerçekleştirmeyen araç geçişleri – kullanımı nedeniyle köprüler, havalalanları… için ise, tefeci fazizi ödercesine yerli – yabancı yüklenicilere Döviz cinsinden fahiş geriödemeleri sürdürüyor.. Onları TL’ye dönüştürmeyi, devletleştirmeyi, mücbir neden yüzünden erteleyip – ötelemeyi… gündemine hiç almıyor..

Bize anlatılan masal neydi??

  • Bütçeden 5 kuruş çıkmadan, hamdolsun bu yatırımları milletimize kazandırıyoruz..

Ne diyelim; afiyet olsun mu, zehir – zıkkım olsun mu, ayağa kalkıp bu harami bezirgan düzenine “ARTIK YETERRR, DURRRR!” mu??

İşte bu ekonomik çökkünlük yüzündendir ki; korona salgınında 14 günlük tam karantina uygulayamadı ve salgını daha az hasta – ölümle, daha az ekonomik bedelle, daha kısa sürede sonlandırabilmek olanaklı iken bu seçeneği kullanamadı Türkiye..

1 tam altının asgari ücreti geçtiği, 4 kişilik ailenin yoksulluık sınırının asgari ücretin 3 katını aştığı, 4,5 milyon açık işsizin, geniş tanımıyla 7 milyonu aşan işsizin olduğu, 130’dan çok ülkeden 130’dan çok tarım ürünü ithal eden, karnını doyuracak buğdayı bile üretmeyen bir ülke.. Doğallıkla demokrasinin, özgürlüklerin, hukuk devletinin de kırıntısına rastlanmayan totalitarizme savrulmuş 83 + 5 milyon kamburlu 88 milyonluk dev / cüce ülke..

TEK adam rejimi mi bu tablonun sorumlusu, böylesi bir tablo için mi tek adam rejimi gerekliydi?

Hangisi eyyy necip millet ve AKP yandaşı yurdum insanları, hangisi, hangisi??!!

  • AKP iktidarının Türkiye’ye ödettiği bedel, bu son örnekte de görüldüğü üzere, sanılanın – kestirilenin çoook üzerinde;
    hayal ötesi!

Sevgi ve saygı ile. 01 Mayıs 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Etlik Şehir Hastanesi 2021’e kalmış

Etlik Şehir Hastanesi 2021’e kalmış

Çiğdem TOKER
SÖZCÜ, 13.4.20

Covid-19 salgını bütün dünyada sağlık yatırımlarıyla ilgili tartışma başlattı. Tartışmadan ülkemiz de payını alıyor. İktidarın Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırdığı şehir hastaneleri para kazanabilsin diye kapatılan hastanelerin artan ihtiyaç için yeniden açılması çağrıları yapılıyor.

Tartışma sürerken Ankara’da inşaatına beş yıl önce başlanan, 2019’da açılması gerektiği halde açılmayan Etlik Şehir Hastanesi projesinde neler olduğunu da merak eden çoktu. İtalyan Astaldi ile Türkerler ortaklığının yürüttüğü KÖİ projesi, Sağlık Bakanlığı ile 5 Mart 2012’de imzalanan “gizli” sözleşmeye göre inşa ediliyor.

Astaldi-Türkerler’in bu proje için çok sayıda bankadan 876 milyon Euro finansman sağladığı büyük boy temsili çek fotoğrafıyla duyurulmuştu. Şirketin, inşaatı gerçekleştiren taşeron şirketlere ve işçilere borçlarının biriktiği, ödenmeyen borçlar nedeniyle inşaatın durduğu biliniyordu. Bir ara o alanın adliye olacağı, Adalet Bakanlığı’na satılacağı gibi tevatürler dolaşsa da buna ihtimal vermedim.

Bankacılık ve inşaat sektöründeki güvenilir kaynaklardan edindiğim yeni bilgileri paylaşacağım

– Her ne kadar Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Etlik Şehir Hastanesi’nin bu yıl açılacağını daha önce açıklasa da, hastanenin açılışı 2021 yılı Mart ayına kalmış. Hatta Haziran 2021’in daha gerçekçi bir tarih olacağı belirtiliyormuş.

– Hastane projesinin kapalı alanında artırıma gidilmiş. 2018 yılında bu hesaplamaya ilişkin esaslar Bakanlık onayıyla değiştirilmiş.

– 30,509 m2 artışla, hastanenin toplam alanı 1 milyon 145 bin 129 metrekareye yükselmiş. Bu da sabit yatırımda 157 milyon 333 bin 107 TL 28 kuruş artırıma yol açmış.

– Peşinatın alınmasıyla birlikte sahada kalan ödemeler yapılacak ve işlere yeniden başlanacakmış.

GECİKMENİN MALİYETİ

– Şehir hastanesindeki 2 yıla yaklaşacak gecikme maliyetinin yaklaşık 40 milyon Euro’yu geçeceği hesaplanıyor.

– Şirket, 18 Haziran 2019’da bitmesi gereken projenin gecikmesinin Sağlık Bakanlığı’ndan kaynaklandığını bildiren bir yazı yazmış. Sağlık Bakanlığı da gecikmenin kendilerinden değil şirketten kaynaklandığını bildirmiş.

Uğruna köklü hastanelerin kapatıldığı, kapatılacağı şehir hastanelerinden Etlik’in manzarası böyle. Dahası bu tablonun, mali dengeleri daha ağırlaştıracak Covid-19 öncesinde şekillendiğini vurgulayalım. Halktan saklanan sözleşmeyle yapılan şehir hastanesinin bu kadar gecikmesinin sağlık, ekonomi ve toplumsal alanlardaki maliyetini kim ödeyecek?

İhalede sahte belgeye 3 yıl hapis

Kamu ihalelerini konu alan eski yazılarımda birkaç kez vurguladığım bir belge vardı. Cahit Turhan’ın Karayolları Genel Müdürlüğü görevi sırasında (2015), imzasıyla Dışişleri Bakanlığı’na gönderilmiş bir yazı. “Gizli” ibareli o yazıda, ulaşan şikayetler doğrultusunda eke konmuş çok sayıda şirketin bir kısmı yurtdışından alınmış sahte iş bitirme belgelerinin doğruluğunun saptanması isteniyordu.

O yazıya cevap gelip gelmediğini öğrenemedim. Ama bu arada benzer konuda Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın açtığı bir dava sonuçlanmış.

TCDD’nin bundan 10 yıl önce yaptığı bir ihaleyle ilgili bir yargı kararı çıktı. Ankara 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı 16 Ocak 2020 tarihli.

KASIT YOĞUNLUĞU

“Bandırma-Bursa-Ayazma-Osmaneli hızlı tren projesi Bursa-Yenişehir kesimi altyapı inşaat işleri ihalesinde sahte belge kullanıldığına hükmetmiş. Şikayetçiler TCDD; Karayolları Genel Müdürlüğü, Kamu İhale Kurumu, Ulaştırma Bakanlığı. Bayburt Grubu şirketlerinden Özgün Yapı‘nın Yönetim Kurulu üyesi G.Ş.’nin sahte belge hazırlayarak resmi belgede sahtecilik suçu işlediği gerekçesiyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapisle cezalandırılmasına karar verilmiş.

İhalede iş bitirme belgesi olarak kullanılan belge ile notere sunulan belge arasında tarihlerde farklılık olduğu, grafolojik raporlarla saptanmış. Kararda dikkat çekici bir bölüm var. Sanığın cezası belirenirken, “kastının yoğunluğu, eylemi gerçekleştirme amacı suç işleme kararlılığı göz önüne alınarak cezası belirlenirken alt sınırdan uzaklaşıldığı” vurgulanıyor.

Adı geçen şirketin milyarlık kamu ihalelerine girdiğini not düşelim.

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 11 Mart 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 11 Mart 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Basındaki tutuklamalarla ilgili Sözcü yazarı sayın Çiğdem Toker’in 9 Mart tarihli köşesindeki şu ifadesini dikkatlere sunuyorum;

“İktidar nimetlerinden beslenenler, iktidar nimetlerine sırtını dönerek bedel ödemeyi göze alarak sadece gazetecilik yapmanın ne demek olduğunu anlayamaz. Bütün meslektaşlarımıza geçmiş olsun.”

Haftanın tüm iğneleri, “yasakları kaldırma” iddiası ile iktidar olup, “yasaksız alan bırakmayanlara”…

ÇUVAL

Bahçeli, “Türk Ordusu soluğu Şam’da almalı, Esad’ın kafasına çuvalı geçirip son darbeyi indirmelidir.

Kafa çuvala girmiş…

ASKER

Bahçeli, “Görev düşsün, ihtiyaç olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker, koşa koşa cepheye gider, son takatime kadar da mücadele ederim.”

Tanrı Türk’ü korusun…

ŞVAYK  (Aslan Asker)

Putin’in askeri hareketsizlik ilanı en çok Bahçeli’yi sevindirdi.

İdlib’e doğru yola çıkmak üzereydi…

AÇI

Bahçeli, Putin’le görüşmenin kendi açılarından başarılı olduğunu söyledi.

Dar açı…

NÖBET

Putin, RTE ve Türk heyetini makam odasının kapısında iki dakika bekletti.

Dünya liderliği nöbeti…

BİRLİK

RTE, AKP Grup toplantısının tamamında Kılıçdaroğlu’na ve İdlib harekatına karşı olanlara hakaret ettikten sonra 83 milyonun birliğinden dem vurdu.

RTE’ye biat edenlerin birliği…

DUYARLILIK

CHP’li Engin Özkoç, RTE’nin Kılıçdaroğlu’na yaptığı hakaretleri aynıyla iade edince, bütün AKP’liler milli birlik ve cumhurbaşkanına hakarete karşı duyarlılık yarışına girdi. Duyarlıklarını küfür, tekme, tokat ve tehditle gösterdiler.

Bunların insanlığı da, Müslümanlığı da;

Herkese değil kendine,

Vicdana değil cüzdana…

RAPOR

Kendi şehitlerimizi günler sonra öğrenebilmemize karşın, topçu ve hava atışlarımızla Suriye’ye verdirdiğimiz kayıplar kesin rakamlarla açıklanıyor.

Esad yönetimi bizimkilere anında rapor mu veriyor?…

HAİN

Bakan Soylu, Yunanistan’a geçen göçmen sayısı ile ilgili bilgi isteyen TELE-1 muhabirini “Yunan tarafında olmakla suçladı”

Hoşlanmadın mı yaftala, oh ne ala…

KEDİ

RTE, Rusya ile ilişkilerde ABD’yi ima ederek araya kara kedi girmiş olabileceğini söyledi.

Akıllı siyaset kediye fare göstermez…

ODA

MİT mensubunun ölümünü haber yaptı diye ODA TV’nin üç çalışanı ve Yeniçağ yazarı Murat Ağırel tutuklandı. ODA TV sitesi kapatıldı.

Bu insanları FETÖ de içeri atmıştı,

AKP-FETÖ farkını bilen var mı?…

ÇAMUR

Yozgatlı şehidin babası, “ayakkabım çamur” diyerek bakanın arabasına binmek istemedi.

Hay eli öpülesi adam, batağa gömülmüş iktidarın bakanını ayakkabı çamuru kirletir mi?…

KADIN

Ülkemizde son 67 günde 54 kadın öldürülmüş.

Türk erkeğinin ayıbı; günde bir tane bile etmiyor!…

DAYAK

Polis, Emekçi Kadınlar Günü’nde İstanbul’da yürümek isteyen kadınlara sert müdahaleyle izin vermedi.

AKP ve polisi erkektir,

Kadının evde oturması gerektir…

BORSA

FETÖ’yü ziyaret eden eski AKP’li vekil Afifi Demirkıran 138 bin TL maaş ile Turkcell yönetim kuruluna atandı.

Siyasi ayak borsası…

KÖK

Mardin Yeşilli Kaymakamı M. İkbal Ekşi, Arapça twitter hesabında solcuları düşman ilan ederken cumhuriyeti ”Köksüzler cumhuriyeti” olarak niteledi.

Yobazlık ve Cumhuriyet düşmanlığında kök salan siyasi ve mülki ayak…

 

Şehir hastanesi sözleşmeleri sil baştan

Şehir hastanesi sözleşmeleri sil baştan

ÇİĞDEM TOKER
SÖZCÜ,
10 Temmuz 2019

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül“TBMM tatile girmeden” diye TV ekranında söz vermişti. Yargı reformunu kastediyordu. İlk “paket”te ifade özgürlüğü davalarına temyiz yolunun açılabileceğini de söylemişti. Tatil yaklaşırken, TBMM’de yargı reformunun ekim ayına kaldığı konuşuluyor. Bakan Gül’ün sözünü tutamaması bir yana; bu gecikme, bomboş suçlamalarla haksız cezalara mahkum olan gazeteci arkadaşlarımızın bedel ödemeyi sürdüreceği anlamına geliyor.
★★★
Bu tercihin iktidarın genel yaklaşımıyla çeliştiği söylenemez. Bir kere yargı reformu paketlerinde iktidara mali kaynak sağlayacak düzenleme yoktu ki! 150 milyon Dolar geliri Sayıştay denetimi olmadan toplayacak, Kamu İhale Kanunu’na bağlı olmadan ihale yapabilecek KTurizm Ajansı kanunu dururken yargı reformuna neden öncelik tanınsın?
Merkez Bankası’nın birikmiş 46 milyar TL ihtiyat akçesini Hazine’ye aktarmak, yurt dışı çıkış harcını 15 liradan 50 liraya çıkaracak maddelerin atıldığı torba kanun dururken, ifade özgürlüğünü ilgilendiren bir düzenleme dört aycık daha bekleyemez mi?
Nasılsa Beştepe’de şaşalı bir sunumu yapıldı. Alkışlar alındı. Daha ne…

KRİZE KRİZ DİYEMEMEK

TBMM’ye getirilen son “torba”, aslında kapsamlı bir incelemeyi hak ediyor. Kanun teklifinin gerekçesine baktığınızda, krize kriz dememek, AKP’nin krizdeki sorumluluğunu hissettirmemek için bürokratların nasıl ter döktüğünü görür gibi oluyorsunuz. Neymiş son “torba”nın amacı, şu dolambaçlı ifadeden anlayabilirseniz buyrun:

“Ulusal ve uluslararası konjonktür kaynaklı makro-ekonomik gelişmeler dolayısıyla reel sektörde ortaya çıkabilecek finansal sorunların çözümlenmesi.”

SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DAVET

Torba yasada şehir hastaneleriyle ilgili önemli bir madde var. Bu köşeden sayısız kez duyurduğumuz, birkaç neslin ekonomik refahını rehin alacak Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerindeki ölçüsüzlüklere fren getiriliyor. Sağlık Bakanlığı’nın bir KÖİ metodu olan Yap-Kirala-Devret yöntemiyle yaptırdığı şehir hastaneleriyle ilgili kanun değişikliği yapılıyor “torba” yasa ile. Yeni düzenleme, şehir hastanesi sözleşmelerinin sil baştan ele alınacağını gösteriyor:

Şu yeni düzenlemeye bakıldığında belli ki şehir hastanesi müteahhitleriyle Sağlık Bakanlığı arasında ciddi görüşmeler yapılmış:

“Sözleşme bedelinin artırılmaması kaydıyla kullanım bedeli veya hizmet bedeli artırılmak veya azaltılmak suretiyle değiştirilebilir. Sözleşme bedeli, net bugünkü değer dikkate alınarak belirlenir ve net bugünkü değer hesaplanmasına ilişkin esaslara yönetmelikte yer verilir. İdare tarafından gerekli görülmesi halinde yükleniciye ödenecek kullanım bedeli ödemelerine ilişkin TL veya döviz cinsinden alt ve üst limitler, sözleşme değişikliği düzenlemelerine uygun olarak belirlenebilir.”

En önemlisi de, bu maddenin en baştan başlayarak imzalanan şehir hastaneleri sözleşmelerine de uygulanacağı belirtiliyor. Yani Bilkent, Adana, Mersin, Yozgat hastanelerine.
Belli ki imzalanmış sözleşmelerin büyük yükü alarm zillerini çaldırdı ve şehir hastanesi müteahhitleriyle Sağlık Bakanlığı arasında ciddi görüşmeler yapıldı.
Sağlık Bakanlığı’nın “ticari sır” diye TBMM’den sakladığı şehir hastanesi sözleşmelerinde ne gibi değişiklikler yapılacağını açıklamasının tam zamanıdır.
=======================================

Dostlar,

Daha önceleri de bu hastaneler üzerinden yürütülen muazzam TALAN hakkında bu sitede yazdığımız çok sayıda makalede (lütfen okur musunuz, Erdoğan’ın “Hülya” sının ülkemiz için TALAN olduğunu haykırıyoruz…) sorduğumuz üzere, kısa 2 sorumuz var :

    1. Bu Sözleşmelerin içeriğini kamuoyundan saklanacak nitelikte mi, utanıyor (?) ya da korkuyor musunuz?
    2. Devlet, birtakım yerli – yabancı şirketlerle bu halkın vergisi ile kimi sözleşmeler yapacak ve bunların içeriği halktan saklanacak.. Gerekçesi de “ticari sır” olacak!? Peki halkın “Bilme hakkı” ne olacak? Bu sözleşmelere imza koyanlar kimden yana; kendi ülkelerinin – halkın hükümetleri midirler yoksa sermayeye teslim, hatta ortak olmuş, güdümüne girmiş tuhaf, pos-modern yapılanmalar mıdır..

Dikkat; özellikle 2. soru çoook ciddi ve kritik bir sorudur..

Sevgi ve saygı ile. 11 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com