Ekonomik krize alternatif var

Olaylar Ve Görüşler
Cumhuriyet, 25.5.2018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır)

Ekonomik krize alternatif var

ÜMİT AKÇAY / ALİ RIZA GÜNGEN

Türkiye, geniş toplum kesimlerinin olumsuz etkileneceği bir ekonomik bunalımın eşiğinde. 24 Haziran seçimleri sonucuna göre, parlamento ile başkanın farklı partiden olması durumunda seçimlerin bir süre sonra yenilenmesi ihtimali yüksek. Mart 2019’da da yerel seçimler var. Yani ekonomik gelişmeler, gerek gündelik yaşamımızı, gerekse siyasal gelişmeleri etkilemeye devam edecek. Bu yazıda olası kriz sonrasında “tek alternatif” (AS: seçenek) olarak dayatılan IMF programının dışındaki seçeneklerin neler olabileceği üzerinde durduk.

A. Kısa vadede ne yapmalı?

1. Sermaye hareketleri vergilendirilmeli Kısa vadeli sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, finansal istikrasızlık yaratır ve ekonomiyi sermaye akımlarına daha bağımlı hale getiriyor. Portföy yatırımlarının süresine göre farklılaşan ve elde edilen vergi gelirinin yatırımlara aktarılacağı bir mekanizmayla sermaye hareketleri derhal vergilendirilmelidir.

2. Kapsamlı bir vergi reformu gerçekleştirilmeli Türkiye’de çok kazanandan oransal olarak az vergi alınıyor. Gelir vergisi dilimleri, en üst dilimin vergisi artacak, ücretlilerin vergilerini azaltacak şekilde ayarlanmalıdır.

3. Türkiye’nin batık firmalarının kurtarılması uygulamasına derhal son verilmeli KOBİ’lere verilen teşvikler gözden geçirilmeli, etkisiz teşvikler kaldırılmalıdır. Batık KOBİ’ler ancak bir araya gelerek yeniden yapılanmaları, işçi ortaklığını benimsemeleri veya işçi denetimine girmeleri durumunda ve eğer sınırlı sermaye enjeksiyonuyla faaliyete devam edebileceklerse kurtarılmalıdır. Döviz açık pozisyonu bulunan şirketler küçülmeye ve borçlarını yapılandırmaya zorlanmalı, yurt dışına sermaye çıkarma yüksek oranlarla vergilendirilmelidir.

4. Kamu ihaleleri gözden geçirilmeli, hukuksuz aktarımlar iptal edilmeli Başta OHAL döneminde olmak üzere düzenlenen kamu ihaleleri gözden geçirilmelidir. İhale usulsüzlüğü ve hukuksuz kaynak aktarımı belirlenen ihaleler iptal edilmeli, kamuyu zarara uğratanlardan ilgili zarar tahsil edilmelidir.

B. Orta vadede neler yapılabilir?

1. Kamu istihdamı artırılmalı, üretim ve yatırım programları yaşama geçirilmeli ve bütün kamu hizmetleri ücretsiz sağlanmalı:

Kamu istihdam projeleri ile nitelikli istihdam yaratılmalı, temel kamu hizmetlerinin orta vadede tümüyle ücretsiz sağlanması için gereken yatırım ve çalışan alımı yapılmalıdır. Çalışma saatleri ekonominin bütün sektörlerinde orta vadede (AS: erimde) OECD ortalamasına getirilmelidir. Devlet bankalarının büyük ölçekli kredileri incelenmeli, politik baskı ile kaynak aktarımı amacıyla verilmiş krediler geri çağrılmalıdır.

C. Temel ilkeler

Yukarıdaki önlemler, “korkutucu” gibi gelse de, olası bir sol hükümet için olmazsa olmazdır. Çünkü öbür seçenek, IMF programını uygulamak ve hızla iktidardan uzaklaşmak olacaktır. Avrupa’daki siyasal partilerin durumuna baktığımızda çubuğu sola büken İngiliz İşçi Partisi dışındaki tüm sosyal demokratların oy yitirdikleri görülüyor. Yukarıda kısa erimli bir seçenek programın temel önceliklerinin neler olabileceğine ilişkin fikir egzersizi sunduk. Aşağıda da bu tip bir programın dayanacağı temel ilkelerin neler olacağı üzerine düşüncelerimize yer veriyoruz.

1. Devletleştirme değil kamusallaştırma Özelleştirmedeki tek sorun mülkiyetin kamudan alınması değil. Mülkiyet devlette dahi olsa, çalışanların yönetime katılmasını dışlayan modeller, benzer sonuçlar üretebiliyor. O nedenle, çalışanların katılımı, mal ve hizmeti kullananların denetimi şart.

2. Ekonominin demokratikleştirilmesi 1980 sonrası uygulanan ekonomi politikaları siyasal, kurumsal ve ekonomik olarak emeği dışladı. Yoksulların borçlarının silinmesi, sendikalaşmanın teşvik edilmesi, sendika yönetimlerinin demokratikleştirilmesi, emeğin ulusal gelir içindeki payının artırılması, emeğin güçlenmesini birlikte getirecektir.

3. Demokratik planlama. Planlama, dün gerekliydi, bugün ise zorunluk. Teknolojik gelişmelerin verdiği olanaklarla, kapitalizmin ürettiği ekonomik ve ekolojik sorunları aşmak için demokratik planlama ön koşuldur. Aşağıdan yukarı doğru örgütlenecek ancak merkezi plan önceliklerine göre birbiri ile dayanışma esasına göre işleyen üretim birimleri oluşturulmalıdır.

4. Para ve maliye politikaları Para politikası, Merkez Bankası bağımsızlığı ve enflasyon hedeflemesi gibi piyasa otoriterizmi öğelerinden arındırılmalıdır. Maliye politikası, demokratik planlama önceliklerini izlemelidir.

Alternatif (seçenek) var!

  • Türkiye bir IMF programına ya da siyasal hevesler uğruna dünyadan kopartılmış bir ülke haline gelmeye mahkûm değil.

Yukarıda sıraladıklarımız, olası seçeneklerin yalnızca birkaçı. Ancak sorun teknik değil, siyasi. Geniş toplum kesimlerinin çıkarlarını savunan bir seçenek ekonomik programın uygulanması için temel koşul, bunu yaşama geçirecek siyasetin ve siyasal iradenin (istencin) ortaya çıkmasıdır.
============================================
Dostlar,

15,5 yıllık tek başına güçlü iktidardan sonra ekonomide gelinen yerin bir “fiyasko” oluşu acı verici. AKP’nin liyakatsız siyasal kadroları ülkemizi yeniden küresel sermayeye el açar duruma sürükledi. Ancak bu kez faturayı orta – alt katmanlara bindirecek ekonomi politikalarından uzak durmak toplumsal istikrar açısından zorunlu gözükmekte. Bu kesimlerin ekonomik yedekleri olmadığı gibi psikolojik yedekleri de tükendi denebilir.

Cumhurbaşkanı adayı sayın İnce‘nin işaret ve vaad ettiği üzere bu kez halk değil kamu kemer sıkmalıdır. CNN Türk’te canlı yayında İnce’den gelen bu önerme karşısında “nereden başlayacaksınız?” sorusuna karşılık hızla “Saraydan” yanıtı, soru soran 3 sunucuyu deyim yerinde ise “şoka sokmuştu”.. Zaten nedense hiiiiiç mutlu görünmeyen, bunu gergin mimiklerine de yansıtan sunucular iyice sersemlemişken, İnce’nin yüzünde donan yerinde, dozunda alaycı tebessümü belki de yılın karesi olmaya adaydır. Herhalde 3 gazeteci İnce’yi kolaylıkla ve de bir güzel “benzetebileceklerinden” öylesine emindiler ki, tam bir şaşkınlık, kroke durumdaydılar.

Evet, Türkiye her bakımdan ciddi birikimleri olan büyük bir ülkedir. Sorunlar yoluna konabilir. İlk iş, hiç korkup yılmadan 24 Haziran seçimlerinde bu yıkımdan sorumlu kadroları sandığa gömmektir. Sandıklara sonuna dek sahip çıkarak.. Aldıkları oy oranları ne denli düşerse, hile – hurda niyetleri de, bir biçimde ayak direme güçleri de o ölçüde etkisizleşecektir.

Ulusumuza güveniyoruz.. AKP = RTE’yi yönetimden uzaklaştırmadan başımızın bu belalardan kurtulması olanağı yok!

Sevgi ve saygı ile. 28 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ali Sirmen : Kaçırılmaz fırsat

Kaçırılmaz fırsat

Cumhuriyet, 28.04.2018

Şimdiye dek, siyasetin gündemini belirleyen, işine geldiği gibi algı oluşturan partisinin kurmay takımı ve danışman kadrosunun da katkısıyla hep Tayyip Bey’di. 

O gündemi belirliyor, o algıyı oluşturuyor, muhalefet de peşi sıra gidiyordu. Artık durum değişmiştir. AKP-MHP elbirliği ve YSK desteği ile İYİ Parti’yi sandık dışı bırakma manevrası, çok yerinde demokratik dayanışma hareketiyle ön alan CHP’nin 15 milletvekilini ödünç vermesiyle işler ters tepmiş, 24 Haziran seçimleri arifesinde inisiyatif muhalefetin eline geçmiştir. 24 Haziran’da iki seçim yapılacaktır. Bunlardan birincisi olan iki turlu Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna muhalefetin çatı adayı şıkkını bir yana bırakarak, herkesin kendi adayı ile girmesi, işbirliğinin ikinci turda yaşama geçirilmesi kararı verilmiştir.  Doğru olan da budur. Bu durum, güç birliğini ortadan kaldırmıyor, tersine olması gereken zamana kaydırıyor.
***
Yine de partiler, özellikle de CHP ikinci turda, potansiyel seçmeni dışında kalan kesimlerin de desteğini sağlamanın gereğini yerine getirmek için cumhurbaşkanı adayını saptarken kimi ölçütlere uymak zorundadırlar. 
Kemal Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri olarak, 24 Haziran ve ertesinde kendisine düşecek, çok kritik eşgüdüm görevinin gereğini layıkıyla yerine getirmek için, aday olmamayı yeğlerken bu noktayı da göz önünde bulundurmuş görünüyor. AKP’nin Türkiye’de çoğunluk olan sağ seçmen nezdinde uzun yıllar ısrarla çalışarak oluşturduğu CHP alerjisinin ikinci turda etkili olabileceği düşünülünce, CHP etiketiyle çok özdeşleşen bir aday yerine, partinin ilkelerini benimsemiş, Cumhuriyetin temel değerlerine bağlılığı tartışma götürmez, ama CHP’nin potansiyel seçmeni dışında da tartışmasız kabul görmesi olasılığı daha fazla olan bir adayın gösterilmesini yadırgamamak gerek. 
CHP’nin adayının kim olabileceği konusunda ad üzerinde durmaktan çok yukarıda belirttiğimiz niteliklere uygun ve hırçın bir görüntü vermeyen biri olması gerektiğini vurgulamakla yetinelim.
***
Oylamanın 2. bölümü parlamento seçimi. 24 Haziran oylamasında, bundan böyle sayıları 600’e ulaşacak olan milletvekilliklerinin 301’i ve daha yükseğini alan yasama çoğunluğunun denetimini eline geçirecek. Tek adam yönetiminden parlamenter sisteme dönüşü öneren muhalefetin amacına ulaşabilmesi ve parlamenter sistemin işlerlik kazanabilmesi için, yasamada çoğunluğu ele geçirmesi şart. 
Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e önerdiği milletvekili seçiminde ittifak modeliyle ilgili olarak yaptığı sunumda CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve BTP’nin ittifak yapmaları halinde AKP- MHP ittifakının parlamentodaki sandalye sayısının 297’de kalacağı öngörülüyor. 
Ulusal mutabakatın yolunu açan geniş tabanlı bir ulusal ittifak yalnız katılanlarına seçimlerde avantaj sağlamakla kalmayıp, oylama sonrasında oluşacak demokrasiye geçiş cephesini oluşturması açısından da yararlı, hatta elzemdir. Böyle bir oluşuma Türkiye şu anda büyük ölçüde ihtiyaç duymaktadır. Emre Kongar’ın dünkü yazısında da çok isabetli olarak belirttiği gibi “Türkiye için kalıcı bir demokratik anayasa, ancak HDP ile MHP’nin birlikte kabul edebilecekleri bir metin ile oluşturulabilir.” 
Artık MHP’yi tarihe karıştıracak olan İYİ Parti’nin, şiddete karşı çıkan Demirtaş çizgisinde HDP’nin ve yolsuzluğa bulaşmamış, tek adam rejimine karşı tavır almış, siyasal İslam kanadından Saadet Partisi’nin de yer alacağı, zaman içinde geniş tabanlı toplumsal koalisyona dönüşecek bir ittifakın gerçekleşmesini, İYİ Parti ile HDP’nin bir araya gelmesini şimdilik olanaksız kılan koşullar engellemektedir. Ama o günlere doğru giderken, 5’li ittifak, artık siyaset oluşturmada inisiyatifi eline geçirmiş görünen muhalefet ve de bütün Türkiye açısından kaçırılmaması gereken bir fırsattır.