Bazı saptamalar ve yorumlar

Bazı saptamalar ve yorumlar

haber.sol.org,tr 26/06/2018

24 Haziran Seçimleri 2. tura kalmadan sonuçlandı. Şimdi sonuçlar çıkarma zamanı. Saptama ve yorumlarımızı birarada yapmaya çalışalım.

  • Türkiye’de siyasi partilere ve adaylara adil ve eşit olanaklar tanıyan seçim hukuku ve uygulamaları AKP öncesinde iyi-kötü çalışıyordu. AKP ile birlikte bu uygulamalar önce iyice aşındırıldı, 2011 sonrasında ve bilhassa OHAL altında girilen son iki yoklamada ise tümüyle yıkıldı. Bunun en görünür kurumsal zaafları YSK, RTÜK, AA ve TRT gibi seçim güvenliğinden ve seçim kampanyalarının eşit ve adil bir biçimde kamuoyuna duyurulmasından sorumlu kurumların tümüyle iktidarın taraflı aygıtlarına dönüştürülmesi oldu. Boşluklar da seçim yasası ve Anayasa değişiklikleri ile kapatıldı; gerekirse, Anayasa Mahkemesi’nin işbirlikçi anlayışıyla, anayasayı takmama tavırlarına (örneğin tarafsızlık yemini etmiş bir Cumhurbaşkanının iktidar partisinin genel başkanı olmasına) kapı aralandı. Yüksek yargının diğer kurumları, Danıştay ve Yargıtay da zaten içerden fethedilmişti. Güvenlik güçleri (polis, jndarma ve TSK) de zaten hiç olmadığı kadar iktidarın güdümüne girmişti. Buna özel güvenlik timleri de eklenebilir. Dolayısıyla, iktidardaki siyasi heyetin seçimleri yitirmesi, sadece bu siyasi heyeti ilgilendirmiyordu; devletin içindeki bütün AKP dönemi yapılanmasını ilgilendiriyordu. Dolayısıyla, bir Meclis ve cumhurbaşkanı değişikliğini çok aşan bir mücadele söz konusuydu; bir rejim inşa eden güce ve onun şekillendirdiği devletin tamamına karşı bir kampanya yürütülmek ve kazanılmak zorundaydı. Yani iş baştan zordu.
  • Bununla birlikte, siyasi iktidarı ve devletteki yapılanmasını ciddi anlamda kaygılandıran bir muhalefet yükselişi 2 ay gibi çok kısa bir süre içinde yaşanabildi. Seçimden önceki son resmi iş gününde üst düzey bürokrasideki boşlukların birçoğu eski AKP’li siyasilerden oluşanlarla doldurulmaya çalışılması açık bir “ya kaybedersek” telaşını yansıtıyordu. Bu kaygı ve telaşın pek de dayanaksız olmadığı AKP’nin oylarındaki 7 puanlık düşüşten, böylece Meclis’te sandalye üstünlüğünü kaybetmesinden, MHP ile seçim ittifakını şimdi de bir koalisyon biçiminde sürdürmeye mahkum olmasından da belli oldu. Ama birşey daha belli oldu: Mutlak hakimiyet inşa etme denemeleri yapan bir güç, herşeyi lehine çevirmek için giriştiği bir baskın seçimde korkulu rüyalar görmek zorunda bırakılabildi. Az şey değildir. M. İnce ve CHP tabanının bunda azımsanmayacak bir rolü olmuştur.
  • Dinci ve milliyetçi sağın yükselişinin sürdüğü bu seçimlerle bir kez daha ortaya çıktı. Aşırı sağ siyaset, siyasi alan üzerine giderek bir yağ yekesi gibi yayılıyor. AKP oy yitirmiş olabilir, ama oyunu koruyan MHP’nin yanına bir de İYİ Parti eklenmiş oldu. Üçte ikilik bir seçmen kitlesini ilgilendiriyor. (Bu kitle içindeki herkesi dinci ve milliyetçi sağ torbası içine tıkmasak ve yüzde 5-10 iskonto yapsak dahi, oran çok yüksektir). Buna Kürt milliyetçiliği yapanları da eklerseniz (azınlık milliyetçiliği diye buna sempati duyacak halimiz yok) kaygı verici bir gerilik tablosuyla karşılaşırsınız. HDP saflarından Meclis’e girip solculuk yapmaya çalışacaklardan bazılarının kafa karıştıracak misyonu da cabası. Buradan sınıf siyasetine yer açmak ciddi çaba gerektiriyor. Ama bu çabaya değer ve elbet orta erimde de sonuç alınır.
  • MHP’nin oylarını koruması bu seçimin sürprizi olarak görüldü. Anketçilerin tümünün bu konuda yanılmış olması da sürpriz bir sonuç algısını güçlendirdi. Ama, İYİ Partililerin, seçmen nabzını yoklayan siyasetçilerin, piyasa araştırmacılarının ve gazetecilerin  hesaba katmadıkları veya unuttukları bir Türkiye gerçekliği bulunmaktaydı: Partilerinden koparak parti kuranların seçim başarısı Türkiye’de hep sıkıntılı olmuştu. Mayıs 1967’de CHP’den ayrılanların kurduğu Güven Partisi ile Aralık 1970’de Adalet Partisi’nden ayrılan Demokratik Parti’nin akıbetleri hep böyle olmuştu. Tam da bu nedenle, daha sonra AKP’yi kuracak olanlar önce Erbakan’ın Fazilet Partisi’ni Abdullah Gül liderliğinde ele geçirmeye çalışmışlar, bunu başaramayınca da istifa etmeyip bu partinin kapatılmasını beklemişlerdi. Ama pasif bir beklemeyle yetinmemişlerdi; o sırada Fazilet Partisi hakkında laikliğe aykırı davranışlarından dolayı açılmış davanın bir kapatılmayla sonuçlanmasını garantiye almak için Cumhuriyet Başsavcısına dosyalarla yeni kanıtlar taşımışlardı. O kadar ki bunlar ek bir klasör olarak dava dosyasına eklenmişti. Sonuçta FP kapatılınca peşpeşe Saadet Partisi ve AKP kurulmuştu. AKP’yi kuranlar bir de sıkılmadan FP’nin kapatılmış olmasını anti-kemalist, anti-cumhuriyetçi söylemlerine malzeme yapmışlardı. İktidardaki takım, böyle bir siyasi “ahlak” anlayışından gelmektedir. İktidara tutunmak için yapmayacakları şey yoktur.
  • Peki her şeye rağmen İYİ Parti’ye oy kaptıran MHP oylarını nasıl korudu? Muhtemelen şöyle: MHP, 2015 Haziran-Kasım aralığında AKP’ye kaptırdığı seçmenini önemli ölçüde geri kazanmış olabilir. Herhalde AKP’nin itibar kaybetmesi de işine yaradı. Peki İYİ Parti nereden beslendi? Barajı kıl payı geçebilen bu parti MHP’den transfer ettiğinden daha fazlasını AKP’den kazanmış görünüyor. CHP’den de biraz katkı aldığı anlaşılıyor. İYİ Parti’nin daha fazla CHP oyunu devşirmesinin önüne geçen iki etken olmuş gözüküyor: Birincisi M. İnce etkisinin bu kanamayı durdurması; ikincisi CHP ile seçim ittifakı kurulması nedeniyle baraj sorununun ortadan kalkmış olması. Eğer bu ittifak olmasaydı, İYİ Parti’ye baraj atlatmak için CHP seçmeni ek çaba içine girebilirdi. Stratejik oy kullanan CHP seçmeninin bu çabayı HDP için gösterdiği ve HDP’nin bu destek sayesinde barajı aşabildiği açıkça belli oluyor. Bu çaba, kötünün kötüsüne (Cumhur ittifakına Meclis’te Anayasayı referandumsuz değiştirebilecek 400+ milletvekili sağlanmasına) engel olmuş durumda.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelince, M. İnce CHP oyuna 8 puan fark atarak önemli bir oy artışı gerçekleştirmiştir. Bizim de katıldığımız seçim öncesi tahminlerine göre hem İnce hem Demirtaş beklenebilecek sonuçlar elde etmişlerdir; ama aynı şey Akşener için söylenemez; hem kendi iddiasının hem genel beklentinin çok altında kalmıştır. Akşener’in kendi partisinin oyunun altında bir performans göstermesi sürpriz olmuştur; bunun nedeni, CHP’den İYİ Parti’ye kayan oydan çok daha fazlasının Akşener’den İnce’ye yönelmiş olmasıdır. İnce, Erdoğan’ı yenebilecek bir çekim merkezi olarak öne çıkmıştır. Ancak gene de Akşener’in Erdoğan’a gidecek oyların daha önemli bir bölümünü çekebilmesi beklenirdi; bunu yapamadı (veya partisinin yaptığı kadarını başaramadı).
  • İnce, basın toplantısında kendisi ile Tayyip arasındaki 10 milyon oy farkına değinerek sonuçlara itirazı olmadığını söyledi. Oysa, %50 barajıyla girilen bir ilk tur seçiminde, bu baraj ile olan oy farkına bakılmalı. Bu da, %84 katılım oranıyla, yaklaşık 1,2 milyon oydur. Bunun yarısının öbür adaylardan kaydırılmış olması durumunda, 600 binlik bir kaydırmayla 2. tur engellenmiş olurdu. Bu miktar önemsiz değildir gene ama acaba hiç mi olasılık dahilinde değildir? Unutmayalım, 2017 referandumu %51,4 ile yitirilmesi itirazsız sindirildikten bir yıl sonra, CHP Genel Başkanı aslında o referandumda “Hayır” oylarının %51,6 ile kazandığını açıklamamış mıydı?
  • Peki bundan sonrası? Anamuhalefet partisi açısından bakılırsa, seçim öncesi yazılarımızda değindiğimiz gibi, yeni bir liderlik ve üst yönetim oluşumu için basınçlar artacaktır. Nitekim seçim akşamında CHP üst yönetiminin perişanlığına bakılırsa bu basınçlara direbilmek de zor olacaktır. Peki, eğer CHP Genel Başkanı istifasını açıklayarak bir olağanüstü genel kurul çağrısı yapmazsa, parti içi muhalefet bunu yapabilecek midir? Muhalefet olağanüstü kurultay çağrısını yerel seçimler öncesine mi denk getirecektir veya sonrasına mı öteleyecektir? Kıran kırana bir genel başkanlık yarışmasına mı tanık olunacaktır? Ya da mevcut genel başkan, olağanüstü kurultayı yerel seçimler sonrasına öteleme koşulunu içeren bir çekilme iradesi mi geliştirecektir? Göreceğiz.
  • Ülke ve toplum açısından huzurlu günlerin beklenemeyeceğini daha önceki yazılarımızda vurgulamıştık. AKP ve Erdoğan şimdiye dek en iyi yaptığı şeyi yapmaya devam edecektir: Toplumu ayrıştırmak, din temelli bir eğitime ve devlet yapılanmasına yönelmeye devam etmek, kendi sermayedarlarını özellikle palazlandırmak, emekçilerin haklarını tayınlamak, kamu mallarını haraç mezat peş keş çekmek, OHAL rejimini (belki kısa bir aradan sonra) sürdürmek, ekonomide neo-liberal sistemin kısıtları dışına tek bir adım atmamak, bu arada adım adım yaklaşan ekonomik krizin sonuçlarını (IMF’li veya IMF’siz bir programla) emekçilere yüklemek… Bütün bunların yapılabilmesi için de otokratik rejimin vidalarını daha fazla sıkmak durumunda kalmak. Buyurun yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminin faziletlerine…

Erken kabullenişteki tuhaflık

Erken kabullenişteki tuhaflık

Çiğdem Toker
Cumhuriyet, 27 Haziran 2018
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarihsel yapısı, ilkeleri, değerleri, misyonu ve kendisine aidiyet duygusuyla bağlı milyonlarca yurttaş ile ülkenin en köklü ve önemli örgütlü güçleri arasında yer alıyor.

Yönetim sisteminin -yazılı hukuk açısından da- değişeceği ve cumhurbaşkanı adaylarının yarıştığı tarihi 24 Haziran seçimlerinde, milyonlarca yurttaşın bu ölçekteki bir partiden beklentilerini yüksek tutması kadar haklı ve normal bir durum olamazdı.
İyi tasarlanmış, test edilmiş, güven veren ve sağlıklı işleyen bir seçim takip sistemi, bu beklentilerin başında geliyordu. Rejimin otoriterleştiği, koca ülkenin seçim verileri yayınında taammüden (AS: tasarlayarak)tekel konumuna getirilmiş bir haber ajansına mahkûm edildiği bir iklimde, alternatif sistem beklentisi -özellikle 16 Nisan 2017 referandumundan sonra- katlanarak artmıştı.
Önceki çeşitli seçimlerde yaşanmış, iletişim ve koordinasyon kopukluğu gibi gerçekte seçimin seyri ve sonuçları üzerinde belirleyici rolü bulunan temel alanlarda, benzer hatanın tekrarlanmayacağı umudu yüksekti. Zira bu umut bizzat parti yetkilileri tarafından topluma duyurulmuştu.
***
Ne var ki 24 Haziran gecesi, yine bu sistemin nasıl kurulamadığını, nasıl yine iktidar güdümündeki AA mutfağında hazırlanan manüplatif grafiklerin bütün ekranları kapladığını, nasıl alternatif olarak kurulan Adil Seçim Platformu’nun beklentileri karşılayamadığını izledik durduk.
CHP Sözcüsü BülentTezcan’ın iki saat arayla yaptığı açıklamalar arasındaki iddia ve ton farkı da seçimin adil, dürüst geçmesi için gerçekten de aç, susuz ve uykusuz kalan insanları gece karanlığında demoralize etti, hatta ağlattı.

Ciddiye almamak
Tezcan’ın o açıklamayı yaptığı sıralarda, YSK sistemine girilmiş oy oranının AA’nın ekranları dolduran oy oranlarından farklı olması, yurt dışından gelen oyların işlem gördüğü ATO merkezinde oyların sayımının sabahın ilk ışıklarına kadar sürmesi, CHP yönetiminin Cumhurbaşkanlığı seçimini Recep Tayyip Erdoğan’ın kazandığını kabul ettiği dakikalarda, eşzamanlı olarak sosyal medyada bir yerden bir yere taşınan sayısız oy çuvalı fotoğrafının yayımlanması, ne denli iyi niyetli olunursa olunsun, yaşamsal önemdeki bu konunun yeteri kadar ciddiye alınmadığını göstermektedir.
YSK Başkanı Sadi Güven’in sabaha karşı kameralar karşısına çıkıp henüz sisteme girmemiş oyların sonucu değiştirmeyeceğini söylemesine, kurumsal tek bir itirazın gelmemesigerçekten ilginçtir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dünkü değerlendirme toplantısında sandıklara sahip çıkıldığını açıklayarak bu alanda çaba gösteren bütün gençlere teşekkür etti.
Ancak 24 Haziran seçimleri bu denli kolay kabullenilecek ölçüde normal geçmedi. Bu kolay ve rahat kabulleniş de o yüzden hiç normal değil.
Evet, ana muhalefet partisinin sandıklara sahip çıkma çabasının iyi niyetli ve geniş kapsamlı olduğu bir gerçek. Buna çok yerde tanıklık da ettik. Ancak “sahip çıkma”, sandık başında bulunmak, oyların sayımını izlemek, ıslak tutanak almak, seçim kurullarına götürmekle bitmiyor.

Bir rapor gerekli
Oylara sahip çıkmanın” içinde, o seçimin serinkanlı, yukarıdan bakan bir analitik fotoğraf çekmek olmalı. Eğer bütün sandıklara gidilememişse bunun nedenlerini, bir seçimin dürüst ve adil işlemesini engelleyen, “yaşamın olağan akışına” aykırı bütün durumları saptayıp listeleyecek, gerekirse özeleştiri de içeren bilimsel bir rapor hazırlanmasını, bu ülkenin demokratik değerlere inanan insanları hak ediyor.
O raporda mevcut kapasitenin neye yettiği, nerelerde eksik olduğu, nerelerde hata olduğu, nerelerde “gri alanlar” olduğu ortaya konulmalı ki, aynı hatalar tekrarlanmasın, insanlar hayal kırıklıklarına abone olmasın.
Sözgelimi şu anda milyonlarca insan AA’ya seçenek olarak kurulan ve iddiayla tanıtılan Adil Seçim Platformu’na ne olduğunu, niye iddia edildiği gibi çalışmadığını öğrenmek istiyor. Daha neşeli ve gamsız bir gece geçirmek varken tek bir oyun sayımda doğru okunup okunmadığı için sandık başında tartışmayı seçen delikanlı, evinde doğru düzgün yemek yemek varken, sandık başında İnce’nin tavsiyesine uyarak aç kalan genç kız, Ankara Barosu’nun eğitim merkezinde artan bir üzüntüyle, hazır ettikleri cübbesiyle bekleyen genç avukatlar o gece seçim sonuçlarının neden bu denli erken ve kolay kabul edildiğini bilmek istiyor.
Daha üç gün önce yapılmış iddialı konuşmalar, şefkatli seslenişler, büyük çağrılar, taahhütler bir zahmet hatırlanırsa, bu kolay kabullenişin ikna edici değil, tuhaf göründüğü daha iyi anlaşılacaktır.
=====================================
Dostlar,

Biz 24 Haziran 2018 gece yarısına doğru kuşkuları yazmaya, sorular sormaya, “karanlık alanların” aydınlatılmasını istemeye başladık, sürdürüyoruz..

Ancak ilerleme yok. CHP çok kısaca, “YSK verileriyle bizimkiler örtüşüyor” demekle yetindi. Bu açıklama birtakım politik – matematik analizlere dayanmalıydı, bu yok..

CB adayı M. İnce ise daha da erken, 2 kritik – dev sözcükle teslim oldu/ alındı : “Adam kazandı“!

Sitemizin web sitesinin ve orada erişkesi verilen yazıların ilgililerce ve halkımızca özenle ve bir kez daha okunmasını diliyoruz. İtiraz süresi doluyor.. YSK kesin sonuçları Resmi Gazetede yayınladığında “atı alan bir kez daha ve bir daha gereksinim duymamak üzere Üsküdar’a geçmiş” olacak.

İnsan sormadan edemiyor :
1. Kuzum sizlere ne oldu, afsunlandınız mı, sizi bir biçimde teslim – rehin mi aldılar?
2. Dahası da var : Kuzum siz kimden yanasınız gerçekte??.

Sevgi ve saygı ile. 27 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Suay Karaman : Ve Sonuç

VE SONUÇ

Suay Karaman

Konuk yazar : Suay Karaman

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

24 Haziran seçimlerinin sonucu meydanlarda farklı, sandıklarda farklı oldu. Özellikle CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin performansı sonucunda meydanlarda büyük kalabalıklar toplandı. 2007 yılında gerçekleştirilen Cumhuriyet Mitinglerinden sonra ilk kez meydanlar bu denli büyük kalabalıklar gördü; coşku ve umudun tavan yaptığına tanıklık ettik. Gerçi 2007 seçimlerinde de meydanlardaki kalabalıkların oyları sandıklara yansımamıştı.

Üzerine ölü toprağı serpilmiş, umutları solmuş insanlarımız Muharrem İnce’nin ve Meral Akşener’in getirdiği büyük coşku ile cesaretlerini yeniden kazanmış, özgüvenleri yerine gelmiş ve bu kez sorunların çözüleceğine olan inançları artmıştı. Bunun yanında meydanlardaki büyük kalabalıklara karşın, insanların içinde dışarı vurmak istemedikleri şöyle bir kuşku vardı :

  • Yine sandık sahtekarlıklarıyla oylarımız çalınır mı, sonuçlar değiştirilir mi?

İşte yalnızca bu bile, ülkemizin demokrasiden saptığının, faşizm ile baskı altına alındığının kanıtıdır. Çünkü AKP iktidarı 2007 yılından beri sürekli bu yola başvurmuştur.

Gün boyunca çok sayıda usulsüzlük, saldırı, yaralamalı ve ölümlü olayların yaşandığı 24 Haziran’daki seçimin galibi AKP, MHP ve yeni CHP’nin çabalarıyla HDP’dir  denilebilir. HDP’ye barajı geçirten yeni CHP’liler ne kadar sevinse azdır. (AS: buraya katılamıyoruz) 

Bu seçimin en önemli yanı, ülkemizde parlamenter sistemin değiştirilmesidir. Girdiği her seçimden başarısızlıkla çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise, bu kez CHP oylarını %23 düzeyine indirmiştir. Oysa cumhurbaşkanlığı seçiminde Muharrem İnce, %31 oy almıştır. Aradaki % 8 olan fark, İYİ Parti ve özellikle HDP’ye giden oylardır. (AS: Bu matematik yanlış)

Seçim gecesi gizemli, kuşkulu ve tartışmalı bazı şeylerin yaşandığı bellidir. “50 bin avukatla YSK önüne çıkacağım” diyen Muharrem İnce ile “beni YSK’nin önünden kazıyamazlar” diyen Meral Akşener’in halkın karşısına çıkıp, açıklama yapmamaları ilginçtir. Sandıkların başından ayrılmıyoruz diyen milletvekilleri de ortadan yok olmuştur. Muharrem İnce’nin, incelik yaparak bir gazeteciye attığı mesaj şöyledir: “Adam kazandı, kabul ediyorum.”

16 yıllık AKP iktidarının ülkemizi getirdiği yer baskıdır, korkudur, zulümdür. AKP iktidarı, ülkemizi her konuda geriletmiş, ortaçağ karanlığına döndürmeye çalışmıştır. Yaptıkları her yasa kendi çıkarlarını koruyarak, ülkemize onulmaz zararlar vermiştir.

  • AKP iktidarı sivil darbe yapmıştır ve bunu “ileri demokrasi” olarak sunmaktadır.

Emperyalist güçlerin isteği ve desteğiyle, Ergenekon ve Balyoz kumpasları sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sanık, PKK terör örgütünün tanık yapılması ile başlayan süreç, kozmik odaya girilmesiyle devam etmiştir. Oslo görüşmeleri, 29 Ekim 2009’da PKK terör örgütü üyelerine Habur’da resmigeçit yaptırılması, çadır mahkemeleri kurulması, terör açılımları, Güneydoğu’da kentlerin PKK terör örgütüne teslim edilmesi, hendek kazılmasına göz yumulmasının her biri unutulmuştur.

Cumhuriyetimizi kuran eşsiz önderimiz Atatürk’e ve ulusal kahramanlarımıza dil uzatanların, sürekli demokratik ve laik cumhuriyetimizden intikam almak isteyenlerin de, bir gün sonları gelecektir.

Şimdi önümüzde çok çetin ve zor bir süreç bulunmaktadır. Özellikle büyük bir ekonomik ve siyasi kriz ile karşı karşıya olduğumuz düşünüldüğünde, umutlarımızı soldurmamalıyız. Seçimin sonucu ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’ne olan sevdamız artarak devam edecektir. Atatürk’ün tam bağımsız ve aydınlık Türkiye’si için üzerimize düşen her şeyi yapmaya devam edeceğimiz bilinmelidir.

Yılgınlığa kapılmadan, ülkemizin yeniden aydınlık günlere dönmesi için birlik olmalı ve çalışmalıyız. Aynı zamanda ülkemizin geleceği için bilinçli ve dikkatli olarak, yeni emperyalist projelere de geçit vermemeliyiz..
===========================================

Dostlar,

Sevgili dostumuz Sn. Suay Karaman’ı bu site okurları yakından tanır
Çok sayıda yazısı yayınlanmıştır.
Bu yazısı da önemli ve değerlidir.
Ancak CHP’nin başta AKP, her-kes tarafından, şamar oğlanı ya da günah keçisi yapılmak istenmesini hem adil hem de doğru bulmuyoruz.

Oynanan oyun CHP’nin suçlanmasıyla açıklanamayacak, geçiştirilemeyecek ve aşılamayacak ölçüde dev boyutludur. Tanıyı doğru koymak zorunludur ki yığınakta hataya düşülmesin.

  • Şimdi, seçimlere hile karıştıran, oyları çalanların üstüne gidilmelidir.
    Acil ve vazgeçilmez olan budur. 

Sevgili Suay’ı tanımasak, “hedef saptırmaya” çalıştığı bile söylenebilir bu yazısında CHP’ye ölçüsüz ve haksız yüklenmesi nedeniyle.. Metinde 2 yere not düştük “katılmadığımıza” ilişkin.

Sitemiz manşetinde erişke (link) verilen not ve yazılar dikkatle okunmalı ve gereği yapılmalıdır. Öellikle Sn. Rifat Serdaroğlu‘nun ve Sn. Naci Beştepe‘nin çığlık çığlığa yazıları okunmalı ve paylaşılmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 27 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ekonomik krize alternatif var

Olaylar Ve Görüşler
Cumhuriyet, 25.5.2018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır)

Ekonomik krize alternatif var

ÜMİT AKÇAY / ALİ RIZA GÜNGEN

Türkiye, geniş toplum kesimlerinin olumsuz etkileneceği bir ekonomik bunalımın eşiğinde. 24 Haziran seçimleri sonucuna göre, parlamento ile başkanın farklı partiden olması durumunda seçimlerin bir süre sonra yenilenmesi ihtimali yüksek. Mart 2019’da da yerel seçimler var. Yani ekonomik gelişmeler, gerek gündelik yaşamımızı, gerekse siyasal gelişmeleri etkilemeye devam edecek. Bu yazıda olası kriz sonrasında “tek alternatif” (AS: seçenek) olarak dayatılan IMF programının dışındaki seçeneklerin neler olabileceği üzerinde durduk.

A. Kısa vadede ne yapmalı?

1. Sermaye hareketleri vergilendirilmeli Kısa vadeli sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, finansal istikrasızlık yaratır ve ekonomiyi sermaye akımlarına daha bağımlı hale getiriyor. Portföy yatırımlarının süresine göre farklılaşan ve elde edilen vergi gelirinin yatırımlara aktarılacağı bir mekanizmayla sermaye hareketleri derhal vergilendirilmelidir.

2. Kapsamlı bir vergi reformu gerçekleştirilmeli Türkiye’de çok kazanandan oransal olarak az vergi alınıyor. Gelir vergisi dilimleri, en üst dilimin vergisi artacak, ücretlilerin vergilerini azaltacak şekilde ayarlanmalıdır.

3. Türkiye’nin batık firmalarının kurtarılması uygulamasına derhal son verilmeli KOBİ’lere verilen teşvikler gözden geçirilmeli, etkisiz teşvikler kaldırılmalıdır. Batık KOBİ’ler ancak bir araya gelerek yeniden yapılanmaları, işçi ortaklığını benimsemeleri veya işçi denetimine girmeleri durumunda ve eğer sınırlı sermaye enjeksiyonuyla faaliyete devam edebileceklerse kurtarılmalıdır. Döviz açık pozisyonu bulunan şirketler küçülmeye ve borçlarını yapılandırmaya zorlanmalı, yurt dışına sermaye çıkarma yüksek oranlarla vergilendirilmelidir.

4. Kamu ihaleleri gözden geçirilmeli, hukuksuz aktarımlar iptal edilmeli Başta OHAL döneminde olmak üzere düzenlenen kamu ihaleleri gözden geçirilmelidir. İhale usulsüzlüğü ve hukuksuz kaynak aktarımı belirlenen ihaleler iptal edilmeli, kamuyu zarara uğratanlardan ilgili zarar tahsil edilmelidir.

B. Orta vadede neler yapılabilir?

1. Kamu istihdamı artırılmalı, üretim ve yatırım programları yaşama geçirilmeli ve bütün kamu hizmetleri ücretsiz sağlanmalı:

Kamu istihdam projeleri ile nitelikli istihdam yaratılmalı, temel kamu hizmetlerinin orta vadede tümüyle ücretsiz sağlanması için gereken yatırım ve çalışan alımı yapılmalıdır. Çalışma saatleri ekonominin bütün sektörlerinde orta vadede (AS: erimde) OECD ortalamasına getirilmelidir. Devlet bankalarının büyük ölçekli kredileri incelenmeli, politik baskı ile kaynak aktarımı amacıyla verilmiş krediler geri çağrılmalıdır.

C. Temel ilkeler

Yukarıdaki önlemler, “korkutucu” gibi gelse de, olası bir sol hükümet için olmazsa olmazdır. Çünkü öbür seçenek, IMF programını uygulamak ve hızla iktidardan uzaklaşmak olacaktır. Avrupa’daki siyasal partilerin durumuna baktığımızda çubuğu sola büken İngiliz İşçi Partisi dışındaki tüm sosyal demokratların oy yitirdikleri görülüyor. Yukarıda kısa erimli bir seçenek programın temel önceliklerinin neler olabileceğine ilişkin fikir egzersizi sunduk. Aşağıda da bu tip bir programın dayanacağı temel ilkelerin neler olacağı üzerine düşüncelerimize yer veriyoruz.

1. Devletleştirme değil kamusallaştırma Özelleştirmedeki tek sorun mülkiyetin kamudan alınması değil. Mülkiyet devlette dahi olsa, çalışanların yönetime katılmasını dışlayan modeller, benzer sonuçlar üretebiliyor. O nedenle, çalışanların katılımı, mal ve hizmeti kullananların denetimi şart.

2. Ekonominin demokratikleştirilmesi 1980 sonrası uygulanan ekonomi politikaları siyasal, kurumsal ve ekonomik olarak emeği dışladı. Yoksulların borçlarının silinmesi, sendikalaşmanın teşvik edilmesi, sendika yönetimlerinin demokratikleştirilmesi, emeğin ulusal gelir içindeki payının artırılması, emeğin güçlenmesini birlikte getirecektir.

3. Demokratik planlama. Planlama, dün gerekliydi, bugün ise zorunluk. Teknolojik gelişmelerin verdiği olanaklarla, kapitalizmin ürettiği ekonomik ve ekolojik sorunları aşmak için demokratik planlama ön koşuldur. Aşağıdan yukarı doğru örgütlenecek ancak merkezi plan önceliklerine göre birbiri ile dayanışma esasına göre işleyen üretim birimleri oluşturulmalıdır.

4. Para ve maliye politikaları Para politikası, Merkez Bankası bağımsızlığı ve enflasyon hedeflemesi gibi piyasa otoriterizmi öğelerinden arındırılmalıdır. Maliye politikası, demokratik planlama önceliklerini izlemelidir.

Alternatif (seçenek) var!

  • Türkiye bir IMF programına ya da siyasal hevesler uğruna dünyadan kopartılmış bir ülke haline gelmeye mahkûm değil.

Yukarıda sıraladıklarımız, olası seçeneklerin yalnızca birkaçı. Ancak sorun teknik değil, siyasi. Geniş toplum kesimlerinin çıkarlarını savunan bir seçenek ekonomik programın uygulanması için temel koşul, bunu yaşama geçirecek siyasetin ve siyasal iradenin (istencin) ortaya çıkmasıdır.
============================================
Dostlar,

15,5 yıllık tek başına güçlü iktidardan sonra ekonomide gelinen yerin bir “fiyasko” oluşu acı verici. AKP’nin liyakatsız siyasal kadroları ülkemizi yeniden küresel sermayeye el açar duruma sürükledi. Ancak bu kez faturayı orta – alt katmanlara bindirecek ekonomi politikalarından uzak durmak toplumsal istikrar açısından zorunlu gözükmekte. Bu kesimlerin ekonomik yedekleri olmadığı gibi psikolojik yedekleri de tükendi denebilir.

Cumhurbaşkanı adayı sayın İnce‘nin işaret ve vaad ettiği üzere bu kez halk değil kamu kemer sıkmalıdır. CNN Türk’te canlı yayında İnce’den gelen bu önerme karşısında “nereden başlayacaksınız?” sorusuna karşılık hızla “Saraydan” yanıtı, soru soran 3 sunucuyu deyim yerinde ise “şoka sokmuştu”.. Zaten nedense hiiiiiç mutlu görünmeyen, bunu gergin mimiklerine de yansıtan sunucular iyice sersemlemişken, İnce’nin yüzünde donan yerinde, dozunda alaycı tebessümü belki de yılın karesi olmaya adaydır. Herhalde 3 gazeteci İnce’yi kolaylıkla ve de bir güzel “benzetebileceklerinden” öylesine emindiler ki, tam bir şaşkınlık, kroke durumdaydılar.

Evet, Türkiye her bakımdan ciddi birikimleri olan büyük bir ülkedir. Sorunlar yoluna konabilir. İlk iş, hiç korkup yılmadan 24 Haziran seçimlerinde bu yıkımdan sorumlu kadroları sandığa gömmektir. Sandıklara sonuna dek sahip çıkarak.. Aldıkları oy oranları ne denli düşerse, hile – hurda niyetleri de, bir biçimde ayak direme güçleri de o ölçüde etkisizleşecektir.

Ulusumuza güveniyoruz.. AKP = RTE’yi yönetimden uzaklaştırmadan başımızın bu belalardan kurtulması olanağı yok!

Sevgi ve saygı ile. 28 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ali Sirmen : Kaçırılmaz fırsat

Kaçırılmaz fırsat

Cumhuriyet, 28.04.2018

Şimdiye dek, siyasetin gündemini belirleyen, işine geldiği gibi algı oluşturan partisinin kurmay takımı ve danışman kadrosunun da katkısıyla hep Tayyip Bey’di. 

O gündemi belirliyor, o algıyı oluşturuyor, muhalefet de peşi sıra gidiyordu. Artık durum değişmiştir. AKP-MHP elbirliği ve YSK desteği ile İYİ Parti’yi sandık dışı bırakma manevrası, çok yerinde demokratik dayanışma hareketiyle ön alan CHP’nin 15 milletvekilini ödünç vermesiyle işler ters tepmiş, 24 Haziran seçimleri arifesinde inisiyatif muhalefetin eline geçmiştir. 24 Haziran’da iki seçim yapılacaktır. Bunlardan birincisi olan iki turlu Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna muhalefetin çatı adayı şıkkını bir yana bırakarak, herkesin kendi adayı ile girmesi, işbirliğinin ikinci turda yaşama geçirilmesi kararı verilmiştir.  Doğru olan da budur. Bu durum, güç birliğini ortadan kaldırmıyor, tersine olması gereken zamana kaydırıyor.
***
Yine de partiler, özellikle de CHP ikinci turda, potansiyel seçmeni dışında kalan kesimlerin de desteğini sağlamanın gereğini yerine getirmek için cumhurbaşkanı adayını saptarken kimi ölçütlere uymak zorundadırlar. 
Kemal Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri olarak, 24 Haziran ve ertesinde kendisine düşecek, çok kritik eşgüdüm görevinin gereğini layıkıyla yerine getirmek için, aday olmamayı yeğlerken bu noktayı da göz önünde bulundurmuş görünüyor. AKP’nin Türkiye’de çoğunluk olan sağ seçmen nezdinde uzun yıllar ısrarla çalışarak oluşturduğu CHP alerjisinin ikinci turda etkili olabileceği düşünülünce, CHP etiketiyle çok özdeşleşen bir aday yerine, partinin ilkelerini benimsemiş, Cumhuriyetin temel değerlerine bağlılığı tartışma götürmez, ama CHP’nin potansiyel seçmeni dışında da tartışmasız kabul görmesi olasılığı daha fazla olan bir adayın gösterilmesini yadırgamamak gerek. 
CHP’nin adayının kim olabileceği konusunda ad üzerinde durmaktan çok yukarıda belirttiğimiz niteliklere uygun ve hırçın bir görüntü vermeyen biri olması gerektiğini vurgulamakla yetinelim.
***
Oylamanın 2. bölümü parlamento seçimi. 24 Haziran oylamasında, bundan böyle sayıları 600’e ulaşacak olan milletvekilliklerinin 301’i ve daha yükseğini alan yasama çoğunluğunun denetimini eline geçirecek. Tek adam yönetiminden parlamenter sisteme dönüşü öneren muhalefetin amacına ulaşabilmesi ve parlamenter sistemin işlerlik kazanabilmesi için, yasamada çoğunluğu ele geçirmesi şart. 
Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e önerdiği milletvekili seçiminde ittifak modeliyle ilgili olarak yaptığı sunumda CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve BTP’nin ittifak yapmaları halinde AKP- MHP ittifakının parlamentodaki sandalye sayısının 297’de kalacağı öngörülüyor. 
Ulusal mutabakatın yolunu açan geniş tabanlı bir ulusal ittifak yalnız katılanlarına seçimlerde avantaj sağlamakla kalmayıp, oylama sonrasında oluşacak demokrasiye geçiş cephesini oluşturması açısından da yararlı, hatta elzemdir. Böyle bir oluşuma Türkiye şu anda büyük ölçüde ihtiyaç duymaktadır. Emre Kongar’ın dünkü yazısında da çok isabetli olarak belirttiği gibi “Türkiye için kalıcı bir demokratik anayasa, ancak HDP ile MHP’nin birlikte kabul edebilecekleri bir metin ile oluşturulabilir.” 
Artık MHP’yi tarihe karıştıracak olan İYİ Parti’nin, şiddete karşı çıkan Demirtaş çizgisinde HDP’nin ve yolsuzluğa bulaşmamış, tek adam rejimine karşı tavır almış, siyasal İslam kanadından Saadet Partisi’nin de yer alacağı, zaman içinde geniş tabanlı toplumsal koalisyona dönüşecek bir ittifakın gerçekleşmesini, İYİ Parti ile HDP’nin bir araya gelmesini şimdilik olanaksız kılan koşullar engellemektedir. Ama o günlere doğru giderken, 5’li ittifak, artık siyaset oluşturmada inisiyatifi eline geçirmiş görünen muhalefet ve de bütün Türkiye açısından kaçırılmaması gereken bir fırsattır.