1. Açılım – Saçılım Serüveninden 2. Açılım – Saçılım Histerisine..

11 Mayıs 2020; 1. Açılım – Saçılım Serüveni
01 Mart 2021; 2. Açılım – Saçılım Histerisi


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

1. Açılım – Saçılım Serüveninden 2. Açılım – Saçılım Histerisine..

Türkiye, ne yazık ki, 1 kez daha açılım – saçılım histerisine kaptırdı kendisini..

Siyaset kurumu salgın sorununu bilimsel akılcılıkla ve kesinkes YAŞAM HAKKINI MERKEZE KOYARAK, DSÖ Genel Başkanı Dr. T. A. Gebreyesus’un gırtlağını parçalarcasına haykırdığı üzere, “sağlığı seçin, sağlığı seçin, sağlığı seçin!” (choose health, choose health, please choose health!), yani “sermayeyi değil!” çağrısına uyarak yönetmek zorunda ve toplumu da böyle yönlendirmek zorunda iken, popülist seçimlerle büyük ve ürkünç (vahim), kritik hatalar yapabiliyor..

11 Mayıs 2020’de, geçen yıl yaptığı gibi.. Okulları kapalı iken kapitalizmin tapınakları AVM’leri acul bir öncelikle açarak..

Lütfen anımsayalım; 11 Mart 2020’de DSÖ, “Bu bir küresel salgın = Pandemidir!” dediği gün, Türkiye de ilk kovit-19 olgusunu ilan etmek zorunda kalmıştı.. Öyle ya, tüm dünyada salgın var, ama Türkiye bundan bağışık!? Nasıl, hangi kanıtlarla savunacaktınız??
***
Şimdilerde, günlük hasta – ölüm verileri, tüm makyajlamalara = olduğunun yaklaşık 1/3’ü düzeyinde gösterme kurnazlıklarına karşın, Nisan 2020 ortasında yaşanan ilk tepe atakta kaydedilen sayılardan fazla!

  • 20 Şubat 2021 günü : 07.857 PCR(+) yeni tanı, 635 belirti veren hasta ve 80 ölüm!

11 Mayıs 2020 hovardalığı yapılmasın diye epey feryat etmiştik..

  • “Sonbahar – kışta bir kasırga yaşarız, salgın denetimden çıkar…
    çok sayıda masum insanımız ölür!!…”

diye çığlıklar atmıştık.. Ne yazık ki böyle de oldu, günlük hasta sayısı 30 bini, günlük ölümler 250’yi aştı (yine de makyajlı veriler!).. Eylül’de yoğun bakımlar dolduğunda “hasta seçmek” zorunda kaldık, çok sayıda hastamıza yoğun bakım hizmeti veremedik ve yaşamlarını yitirdiler.

Bu acı gerçekler kamuoyuna ne yazık ki yansıtılmadı.. Yandaş – kiralık – satılık kalemler zerrece utanmadan, vicdanları sızlamadan, “salgınla savaşımın başarı ile yürütüldüğü” haberlerini servis ederek, toplumun gerçeklik algısını çarpıttılar.. Oysa ödenen bedel, dinsel değerleri alçakça sömüren “dinci tayfa” nın ölçüsüz bir ikiyüzlülükle “eşref-i mahlukat” dediği, “yaratılmışların
en şereflisi” masum insanların yaşam hakkı idi!

  • AKP = RTE, onbinlerce masum insanın salgına kurban edildiği bir ulusal faciadan bile, siyasal başarı öyküsü çıkarabilme peşinde idiler, tüm insani değerler ayaklar altında iken!

En az, en az yarısı belki 2/3’ü önlenebilecek iken, bu “katil politikalar” ve onları güden
politik öznelerce salgında feda edildi, kurban edildi; başta sermayenin çıkarları uğruna!

Yeni bir “serüven”, çok tehlikeli macera eşiğindeyiz.
Popülist yaklaşımla “gevşeyip”, yeni bir dalga yükselmesi ile yüzleşip, “olmadı, yeniden sıkılayacağız” mı diyeceğiz?

Şimdiye dek neden hiç TAM KAPATMA uygulanmadı Türkiye’de!?

Deneme – yanılma ile salgın yönetilebilir mi?

Yoksa;

  1. Yüksek yetenekli Epidemiyolojik – Matematik modellemelerle bilimsel öngörülere mi dayanılır, nerededir bu yöntemler ve bilgisayar benzeşimleri (simülasyonları)
  2. Her durumda, kumar oynamak yerine en üst düzeyde, evrensel nitelikte “bilimsel özenlilik(scientific precautionary) ilkesine mi bağlı kalınır??

Türkiye’de salgını Halk Sağlığı ve onun alt dalı Epidemiyoloji Bilimi değil, siyasetçiler yönetmekte ne yazık ki (!)..

Salgın yönetimi için Ulusal Kurumlaşma (National Institutionalisation) yok!

Refik Saydam Ulusal Halk Sağlığı Kurumu / Enstitüsü
‘nü AKP, 2011’de kapattı.

Üniversiteler zerre kadar özerk değiller…

“Bilim Kurulu” görüntüyü kurtarmalık, vitrinlik, siyasetin güdümünde bir “Kurul”.

Özerk – bilimsel KuruM ve kurumlaşma yokluğunun çok acı bedellerini ödemekteyiz..

Salgın en önemli sorunlarımızdan ve gündemden dışlanmamalı

Bilimsel – insandan yana çözümler yaşama geçirilmeli..

Bıkıp usanmadan yılmadan, 23 Mart 2020’den bu yana, 11 ayda 246 konuşma yaptık TV’lerde, sanal ortamlarda.

Yüzeysel önlemlerle salgını sönümlendiremedik. Zaman aleyhimize işliyor;
– mutasyonlar,
– aşıya direnç,
– halkın sabrının tükenmesi,
– çok ağırlaşan ekonomik fatura,
– başta gıda yetersizliği olmak üzere uzayan bunalıma ikincil sorunlar..
– En önemlisi de her geçen gün artan ölümler… toplumsal psikoloji için ağır ve çok yönlü zedelenmeler (travma).

  • Bu nedenlerle daha köktenci önlemler zorunlu.

Türkiye / AKP iktidarı hiç “tam kapanma” ya başvurmadı! Niçin??

Oysa pek çok ülke 3-4 kez ve örneğin Almanya halen süren sonkinde 2 ayı aşan süre bu aracı kullanmak zorunda kaldı.

  • Türkiye de 2-4 hafta, stratejik sektörler dışında %95’lere varan oranda çok sıkı kapanma (lockdown) uygulamasına mahkum.
  • Bu Epidemiyolojik silah kullanılmadıkça salgını denetim altına almamız çok güç hatta olanaklı değil.

11+ aylık deneyim bu yargımızın kanıtı.
Daha çok ayak sürümeden bu yola başvuralım, aşılamayı olabildiğince yaygınlaştıralım ve 2-4 hafta sonunda gıdım gıdım gevşeyerek salgınla başetmeye çalışalım.


Sevgi ve saygı ile. 22 Şubat 2021, Ankara

PROF. DR. D. ALİ ERCAN : AÇIKLAMA

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

 

Değerli arkadaşlar,

Ben Siyasetçi değilim.
Hiçbir Partiyi tutmuyorum.
Doğa bilimci bir düşünür olarak, gördüğüm nesnel (ölçülebilir) gerçekleri paylaşıyorum,
o kadar…
Gerçeklerin birçok insanı rahatsız edeceğini de bilerek.

Türkiye’nin son 70 yıllık siyasal yaşamı (kısa ömürlü 1-2 istisna dışında) CHP’nin seçimlerde %20-30 bandında kaldığını gösteriyorsa, bu durum “Genel Başkanlardan ve Parti Programından bağımsız” bir gerçekliktir…

Beni derinden üzen, mutlaka partiler üstü, siyaset üstü tutulması gereken büyük Önderin,
Laik T.C. Devletinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün, CHP aracılığı ile “zımnen” (AS: Örtük olarak) seçimlere sokulması ve her kezinde sandıklardan “yenik” çıkarılmasıdır. 😒

Bu nedenle, Mustafa Kemal‘in kurduğu Devletin temel ilkelerini simgeleyenAltı Ok simgesinin ve “CHP” adının kullanılmasına karşıyım. Keşke bu sorun 1946’da halledilse ve
“Altı Ok” TBMM simgesi olarak tarihe geçseydi…

CHP gibi “bütüncül mantıkla” yani, Üniter Ulus-Devlet içinde (imtiyazsız sınıfsız)
tüm toplumu kucaklamak iddiasıyla kurgulanmış bir Partinin, çok Partili Demokratik Sistemde kolay kolay tek başına iktidar olamayacağı öngörülebilmeliydi.

Nitekim CHP karşı-tezini kendi içinden çıkarmış, DP daha ilk serbest seçimde CHP’ni sandığa gömmüştü. (AS: 14 Mayıs 1950 seçimi)

Sevgilerimle. æ (01 Temmuz 2018)
==============================================
Dostlar,

Bilge İnsan Prof. Dr. D. Ali Ercan’a
Şükran Yazısı

Bu site yazarları, Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan’ı çok iyi tanırlar. Sitemize katkısı çoktur.
Kara Harp Okulunu bitirdikten ve yüzbaşı rütbesine dek geldikten sonra sivil – bilimsel yaşamı seçmiş ve Almanya’nın seçkin üniversitelerinde kendi seçimiyle temel bilim olarak “Fizik” okumuş, ardından Nükleer Fizik alanında uzmanlaşarak Doktora yapmış bir bilim insanıdır.

Yurda dönüşünde Kars Kafkas Üniversitesinde rektör yardımcılığı yapmış, Tıp Fakültesinde Biyofizik dersleri vermiş, Savunma Sanayisi Müsteşarlığı görevine atanmıştır.

Katıksız ama bilimsel akılcılığın süzgecinden imbiklenerek damıtılmış bir Kemalist / Atatürkçüdür. Biz 2004-2006 dönemi ADD Genel Başkan Yardımcılığı görevimizi, Jandarma Genel Komutanlığından emekli Org. Şener Eruygur Paşa’nın takımında (Harbiye’den sınıf arkadaşı) seçimleri kazanan kişi olarak kendisine devretmiştik. Sonraki yıllarda ADD Bilim Danışma Kurulunda birlikte çalışma olanağı bulmuş, birlikte raporlar hazırlamış, ortak konferans ve panellere katılma şansı elde etmiştik.

Sayın Ercan’ı bu süreçlerde daha da yakından tanıma ve “dostu” olma onuruna eriştik.sanırız

Yaşı 80’e yaklaşan ve kimi sağlık sorunları haliyle olan bu bilge kişiden çok ama çok yararlanmak gerek. Facebook sitesinde her gün özlü, kısa, düşündürücü, sorgulayan iletiler paylaşıyor. Sokratik yöntemi izliyor, soru sorarak düşündürtmeye ve çözümlerini insanların kendilerinin üretmesine çabalıyor.. En etkili, kalıcı iletişim – öğretim yöntemini yani..

  • Empozisyon, telkin, koşullandırma, baskı, korkutma… ilkelliği yok Ercan hocamızda.

Matematiği günlük yaşam sorunlarında ustalıkla kullanıyor.

Matematiksel Düşünme O’nun için vazgeçilmez bir yaşam biçimi.
Keşke bu konuda yalın bir rehber kitap yazsa..

Matematiksel DüşünmeSaygın Prof. Dr. Cemal Yıldırım denli başarılı olacağından kuşku yok..
*****
Ercan hoca bir siyaset bilimci değil kendi anlatımıyla da..

Biz, Tıbbiye’ye ek olarak Ankara Üniv. SBF – Mülkiye Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü de bitirdik. Ancak itiraf edelim ki, O’nun siyaset bilimi alanında sergilediği matematiksel modellemeleri kıskançlıkla izliyor ve çok şey öğreniyoruz. Üstelik Hacettepe Tıp’ta ilk yılda 2 yarıyıl Yüksek Matematik eğitimi almış ve zaman zaman matematiği güncel sorunları çözmede kullanan birisi olarak.. Bu bölümlerde mutlaka yüksek matematik dersleri konmalı.

Bir kez daha görüyoruz ki evrenin dili Matematik!

Bir kez daha anlıyoruz ki, Mustafa Kemal Paşa‘nın çok büyük isabetle vurguladığı üzere;

  • Yaşamda BİLİMSEL AKILCILIK DIŞINDA YOL GÖSTERİCİ YOK!

Okul öncesi eğitimden başlayarak, aile içinde de her-ke-se temel – hatta ileri matematik eğitimi verilmeli. Ancak temel koşul; yaşamın sorunlarını çözmede nasıl kullanılacağını somutlayarak.

Çin tam da bu yolu izliyor.. Bambaşka bir Matematik dünyası geliştirdiğini duyuyoruz.
Bu eğitim üzerinden insanların soyutlama yeteneği, hayal kurma yeteneği de ateşleniyor.

An geliyor, uzayda hatta yaşamda kimi sorunların çözümünde Matematik bitiyor!
Endüstri 4, Robotik çağ, yapay zeka, nano-teknoloji, kuantum teknolojisi bambaşka yeni ve ileri matematik teknikler ve modellemeler gerektiriyor.

Ancak unutulmasın ki, günümüz uygarlığını başlıca Matematiğe borçluyuz!

Geçtiğimiz hafta ABD’de dünyanın en hızlı bilgisayar işlemcisinin üretildiğini okuduk.
Sıkı durun; saniyede 200 trilyon işlem yapabiliyor bu mikro işlemci! Gerçekte artık “mikro” değil nano hatta piko işlemci demek gerekiyor.. Çeyrek yy öncesinin milyonda 1’ine dek küçültülmüş teknoloji. 2. Büyük Paylaşım Savaşı yıllarında ABD ordusunun gereksinimi için yapılan ilk bilgisayar ENIAC, koca bir salonu dolduruyordu ve günümüz cep telefonu bilgisayarlarının milyarda 1’i yeteneğinde bile değildi.. Ve “fukara” ENIAC, çalışırken çooook ısınmış ve yanmıştı! Günümüz akıllı cep telefonlarında piko teknoloji ile sığdırılan 8 işlemci yerine göre seri ya da paralel bağlantılı olarak 2 GHz dolayında muazzam bir hızla çalışıyor; “quad-core” akıllı telefonlar..

  • Artık nano-piko malzemede boşluk yok; atomlar birbirine değiyor!
  • Nicelik olarak sınıra dayanıldı, niteliksel sıçrama gerekiyor; quantum teknolojisi..

Peki Türkiye nelerle uğraşıyor??

İyi güzel de, bu dünyanın en hızlısı süper hızlı bilgisayar, kendisine programlanan / öğretilen matematik işlemleri yapacak. Dolayısıyla yeni çağın yepyeni sorunlarına ve uzaybilimlerine dönük araştırmalarda, genetikte, farmakolojide, kanser tanı ve sağaltımında… matematik yetmezliğine bağlı bir duraksama dönemine girilmek istenmiyorsa, yeni kuşak (post-modern!) matematik teknikler geliştirilmesi gerek..

Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK, TÜBA ve üniversiteler bu yaşamsal sorunsalın ne ölçüde ayırdında acaba?? Bizi bağışlayın, bu yazıda kullandığımız teknik terimlerin kaçından haberli ortalama üniversite bitirenimiz (mezunumuz) ??

Somutlayalım                              :

CHP’nin elinde ya da yararlanabileceği bir süper bilgisayar olsaydı;
uygun yazılım ile 24 Haziran 2018 kritik seçimlerinin farklı senaryolarla politik-matematik modellemesi (simülasyonu : benzeşimi) yapılabilse idi..
Bu opsiyonlara dayalı politika seçenekleri geliştirilebilseydi..

Tabii bir de mekanik ve dijital seçim hilelerini önlemenin yolu bulunabilseydi;
Türkiye 24 Haziran 2018 sonrası kaotik cehenneme sürüklenmemiş olabilir miydi??

O nedenle, 1 haftadır sitemiz webinde çığlık atıyoruz :

  • Türkiye bu “lanetli parantezi” de kıracak. Tarihin tekerleği asla geri döndürülemeyecek!
    Mart 2019’da yerel seçim var öne çekilmezse.
  • CHP bu süreçte öncü – motor olmak zorunda.. Hızla toparlanmalı ve silkinmeli, iç çekişmeleri bırakıp, içerideki Truva atlarını tasfiye ederek.. 
  • “6 Ok” un büyülü rotasına girin, orada toplanalım yeniden! Anlaşıldı mı, TAMAM mı!?
  • Her şey Türkiye için, insanımız için – insanlık için ve yolumuz AYDINLIK!

  • KURTULUŞ KATIKSIZ “6 OK” !

Çünkü “6 Ok” programı akla ve bilime dayalı, dinamik, kendini yenileyebilen ve kendini çoğaltabilen, sınanmış ve bir mucize yaratmış, dünyaya örnek olmuş, halen Çin’in örnek aldığı.. bir reçete Türkiye ve insanlık için..

Türkiye’nin bu muazzam hazinesini – gücünü yeniden keşfetmesi ve sarılması gerek.

Birilerini vurmak “kurtuluş” değil.. Hele kurtuluşun “birilerini vurmak” olmadığı biliniyorsa..

Son söz :

  • Mustafa Kemal Paşa‘ya,
  • Sonsuza dek payidar kalacağı kesin olan eşsiz yapıtı Türkiye Cumhuriyeti’ne ve
  • onun seçkin aydınlanma savaşçılarından Prof. Dr. D. Ali Ercan‘a selam olsun, aşk olsun!

Sevgi ve saygı ile. 01 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com