Aşısızların pandemisi

authorÇAĞHAN KIZIL

Birleşik Krallık, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri gibi bölgelerde vaka sayıları Delta varyantı nedeniyle artsa da bu sayılar ölümlere önceki dalgalardaki oranlarda yansımıyor. Bunda aşılamanın başarısı var.

  • mRNA ve vektör aşıları hastalığa karşı etkili koruma sağlarken,
  • ağır hastalık ve ölümleri de büyük oranda düşürüyor.
Aşı karşıtlarının argümanları aksini söylese de gerçek dünya verisinin bu çarpıtma argümanların yanlış olduğunu net şekilde kanıtladı.

Aşıyı bulmakla beraber aşılamanın yavaş ilerleyeceğini de öngörüyorduk. Aşı tedarik zinciri, tüm dünyayı yeterince ve toplum bağışıklığına ulaştırabilecek kadar aşılamaktan hâlâ uzak ve bunun yanında aşıya erişimdeki eşitsizlik ise pandeminin önümüzdeki dalgalarının ölümcüllüğünün değişik ülkelerde değişik oranlarda yaşanacağını gösteriyor. Yine de son bir sene içinde aşılama ve toplumsal yayılmayı önleme metotları ile vaka artışını düşürmekte önemli bir aşama kaydedildi. Fakat bu süre içinde mutasyonlar virüslerin değişmesini beraberinde getirdi. Aşılamanın yetersiz olması ya da etkisi düşük aşıların kullanılması, virüsün kişileri tekrar enfekte edebilmesi ya da yayılıp ve bu süre içinde kendini değiştirme fırsatı yakalaması için ona imkân tanıdı.

Şu anda bildiğimiz birçok virüs varyanıtı var. Orijinal virüs genetik dizinindeki değişiklikler, SARS-Cov-2’nin farklı özellikler kazanmasına ve en önemlisi de oluşan bağışıklık tepkisinden kaçarak kendini çoğaltabilme yetisine sahip olmasını beraberinde getirdi. Birkaç ay öncesinde, Alfa varyantının yaygınlığını konuşurken, şimdi Delta varyantının yayılmasını konuşuyoruz. Alfa, orijinal virüsten %50 daha hızlı yayılırken, Delta ise Alfa’ya göre %60 civarında daha hızlı yayılıyor. Delta varyantının neden fazla yayıldığını dair çalışmalar bize şunu gösterdi:

İnsan hücresine girdiğinde Delta virüsü, orijinal virüsten 1000 kata yakın fazla parçacık üretiyor ve dolayısıyla bir kişinin bulaştırabileceği insan sayısı ve virüs yükü de çok daha fazla oluyor. Ayrıca Delta varyantı, kazanılmış bağışıklık tepkisini de aşabilecek bazı değişikliklere sahip. Bu nedenle, 4. ana dalga diyebileceğimiz vaka artışını Avrupa’da ABD’de, Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde görüyoruz. Elimizdeki en etkili aşı olan mRNA aşıları, Alfa varyantına karşı %93 koruma sağlarken Delta’ya karşı %88 koruma sağlıyor. Vektör aşıları ise %70 seviyesine kadar korumaya sahip. İnaktif aşıların daha düşük korumaya sahip olduğunu söylersek hata yapmayız. Yani, aşılanmamış 100 kişi hasta olurken, mRNA aşıları sonrasında bu sayı 12’ye, vektör aşıları sonrasında 27’ye düşüyor. Ayrıca, aşılanmamış kişiler içinde ağır hastalıklar ve ölümlerin görülmesi aşılanmış kişiler içinde çok daha düşük. Özellikle mRNA aşıları %95’ten fazla oranda ağır hastalığa ve ölüme karşı koruyor. Şu anda dünyada gördüğümüz vaka sayılarının artışının, ölümlere önceki dalgalar kadar yansımaması şansınız var. Ancak bu şans, sadece aşılama gerçekleşen insanlarda gün yüzüne çıkabilir. Bu nedenle 4. büyük dalganın, aşısızların pandemisi olarak adlandırılması da buna dayanıyor.

Pandeminin bu dalgasının önceki büyük dalgalara göre farklı bir dinamiği olması, süreçle yakından ilgisi olmayan ya da aşı karşıtlığını meslek edinmiş kişilerin belli yanlış argümanları da dillendirmesini sağlıyor. Elbette aşı kimseyi %100 hastalanmaktan korumuyor. Bu zaten en başında aşıların hastalığı semptomatik hastalığı önleme oranlarının yüzdelerle ifade edilmesinden anlaşılabilirdi. Bir hastalanmayı %90 önleyen aşı, 100 yerine 10 kişinin semptomatik hastalanmasını sağlıyor demektir. Dolayısıyla evet, aşılanan kişiler de yeniden hastalanabilir. Ancak bu hastalanmaların çok büyük bir kısmı asemptomatik geçiyor, geri kalan kısmı da hafif olarak atlatılıyor. Çok az bir oranda, aşılanan kişiler ağır hastalık kapabilir ve yaşamını kaybedebilir. Yani

  • aşılar hastalığın her aşamasında koruma sağlıyor ve ölümleri çok büyük oranda düşürüyor.
  • Aşılanmayan kişilerde ölüm oranları aşılananlara göre çok daha yüksek olacak.

Bir aşıyı değerlendirirken dikkat etmemiz gereken belli parametreler var. Öncelikle hangi aşıdan bahsettiğimiz önemli. Eğer bir aşı özellikle mRNA aşıları %88 semptomatik hastalıklara karşı korumaya ve ölümleri önlemede %95 etkiye sahipse, başka bir aşı %70 hastalığı önleme ve % 90 ölümleri azaltma gücüne sahipse iki aşının pandemi faturasını etkileme kapasitesinde elbette farklılık olacak. Türkiye için konuşmak gerekirse, inaktif virüs aşısının önceki varyantlara etkisi de düşüktü. Orijinal virüse %83 koruma sağlayan inaktif aşı, Delta varyantına karşı daha düşük koruma sağlayacak. İşte tam da bu nedenle güçlü bir aşıyla aşılanan kişilerdeki aşılanma oranı ve yaygın varyantın biçimi beraber düşünüldüğünde bir ülkenin pandemiden çıkış rotasının doğru olup olmadığı anlaşılabilir.

  • İkinci olarak aşılansak bile tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.

Virüs yayılımı ne kadar az olursa, aşılama düşük olsa da ölümler azalacak. Bu nedenle aşı karşıtlarının “aşılanan insanlar da hasta oluyor ve ağır hastalık geçebiliyormuş, bu nedenle asla işe yaramıyor” söyleminin bir geçerliliği yok, aksine aşıların elimizden gelenin en iyisi düzeyinde pandemiyi önlemede bize yardımcı olduğunu söyleyebiliriz.

ÖLÜM ORANLARINA YANSIMIYOR

Son olarak; Birleşik Krallık, İsrail, ABD gibi bölgelerde vaka sayıları Delta varyantı nedeniyle artsa da, bu sayılar ölümlere önceki dalgalardaki oranlarda yansımıyor. Bunda aşılamanın başarısı var. Ancak halen aşılanmayan kişiler var ve bu varyantlar onları çok daha fazla etkileyecek.

  • Özetle, aşılar etkili; yeterince aşılama gerçekleştiğinde toplum bağışıklığı, Covid’in daha az ölümcül olduğu bir sürece evrileceğimizi gösteriyor.

Ancak o güne kadar hâlâ pandemideyiz ve hâlâ gerekli önlemleri almak şart.

Fütursuzca ve serbestçe virüs yayılımını tetikleyecek tüm uygulamaları bırakıp, eğitimin devam edebilmesi için okulların açılmasına katkıda bulunacak vaka düşüşünü sağlamakla ve aşılamayı artırmakla yükümlüyüz.

Pandemi başından beri söylediğimizi tekrarlayalım :

  • Riskleri gerçekçi şekilde analiz edip ona göre tedbirler almak gerekiyor;
    – vaka sayılarını saklayıp,
    – testleri düşürüp,
    – aşılamayı yüksekmiş gibi gösterip
    – insanları daha fazla rehavete kaptırmak değil.

SALGIN YÖNETİMİNDE TIKANAN TÜRKİYE… NE YAPMALI?? 

07 Şubat 2021 Günü Yazdıklarımız…
48 Gün Sonra Neden Hala Geçerli??

Çoook zor günlerden geçmekteyiz Türkiye ve uluslararası / küresel toplum olarak.
Özellikle Türkiye’de sorunlar çok boyutlu ve derin.
Yaşanan sorunların çok önemli bir kesiminin doğrudan nedeni ise, tek başına iktidarının 19. yılındaki AKP’nin demokrasi ve hukuk karşıtı ölçüsüz baskıları, din sömürüsü, kötü yönetimi.

Doğallıkla KOVİT-19 Salgını da bu genel olumsuz tablodan payını ağır biçimde almakta.

Örn. Aşı kıtlığı – yoksunluğu sorunu içindeyiz ve bu sorun mutlaka, yeterince irdelenmeli.

Buna ek 3 milyon doz ilk bölüm aşının 14 Ocak’tan bu yana 24 günde bitirilemediği, günde yaklaşık 110 bin doz uygulama yapılabildiğini, bu durumun kabul edilemezliği vurgulanmalı.

Oysa yaygın – hızlı aşılama (roll out) için mutlaka “seferberlik” mantığı ile düzenleme gerekliydi, AKP iktidarı bu kapsamda hiçbir ek önlem almadı. “Yavaş” gitmek işine geliyor galiba!?
Elimizde aşı var, sırası gelene yapıyoruz, gelen insanlar bu denli..” denmek isteniyor galiba!?

Hiç aşı teşviki kamu duyuruları (spotları) göremiyoruz TV’lerde, niçin acaba!?
***

Çin Üretimi Aşıyı Olmalı mıyız?

Kaplumbağa hızı ile aşılama… yeterli toplum bağışıklığına hızla erişme olanağı yok bu gidişle!

Bunu sağlayamazsanız, geçelim sönümlendirmeyi, salgını denetleyemezsiniz bile.

Öte yandan Türkiye’de uygulanan Çin kökenli SİNOVAC aşısının hastalığa yakalanmayı önleme gücü %50,65 olarak açıklandı ilgili firma tarafından. Kıl payı %50’nin üstünde. İlgili makale The LANCET‘te yayınlandı (Evre 3 ara raporu). DSÖ ve CDC, salgın nedeniyle, %50 koruyucu aşıya bile ivedi (acil) kulanım onayı vereceğini açıklamıştı daha önce.

Oysa Sağlık Bakanlığı, bu aşının Türkiye ayağında yürütülen Evre-3 çalışmasını çooooook erken sonlandırdı Çin kökenli aşıyı hemen uygulamaya geçmek için. %91,25 koruyuculuk oranı açıklandı. Bu oranın tümüyle “bilim dışı, geçersiz, yok hükmünde” olduğunu, ülkemizde söz konusu aşının koruyuculuk oranını bil(e)mediğimizi duyurmuştuk o gün(lerde) TV konuşmalarımızda, web sitemizde. Bilimsel, matematik temelli tartışma çağrısı yapmıştık ancak buna yanaşan ol(a)madı..

Bu arada, yaygın ve ciddi mutasyonlar nedeniyle (3 varyant tip 70’i aşkın ülkede görülmekte), mRNA aşıları ve viral vektör aşıların koruyucu etkinlikleri henüz bilinmeyen / açıklanmayan ama ciddi oranda azalmış olabilir.

  • Zaman aleyhimize, mutasyonlar istenmeyen yönde.

Öte yandan 100 doz aşıdan 75’i, 10 varsıl ülkece gasp edilmiş durumda! Küresel ölçekte salgın nasıl denetlenir bu durumda?? DSÖ’nün COVAX girişimi işletilemedi, aşıya adil erişim hakkı çiğnendi.

Koruyuculuk oranı yüzde kaç olursa olsun, aşı olup Kovit-19’a yakalananlar hastalığı hafif – belirtisiz geçirmekte ve yoğun bakıma vb. ağır sağaltıma pek gerek kalmamakta, ölümler çok azalmaktadır.

Aşı sonrası yan etki oluşma riski, Kovit-19 hastası olma riskine göre çok çok düşüktür. Yan etkiler bakımından da mRNA tabanlı ve viral vektör tekniğine dayalı aşılar ile ölü aşı arasında önemli farklılık yoktur.

  • Aşı olmak bedensel, ulusal korunma ve özgürlüklerimizi geri kazanmak, olağan yaşama dönmek için tek yoldur.

Kitle aşılamaları hızla ve gereken oranda toplumsal bağışıklıkla sonuçlanmazsa, birkaç ay içinde virüste olası kaçınılamayan mutasyon (Evrim!) nedeniyle, eldeki aşıların da yeterince koruyamayacağı yeni tip Kovit-19 salgını ile yüzleşebiliriz.

Bu nedenlerle aşı olmak / aşıya erişim hakkı yalnızca bireysel korunma yolu değil; bir yurttaşlık, ulusalcılık, insan haklarına saygı ve küresel dayanışma gereğidir. BM bunu mutlaka sağlamalıdır.

Anayasa md. 12 :Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.”

Anayasa md. 56 :Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”

Dolayısıyla Anayasal bir yükümlülüktür de aşı olmak; keyfi – sınırsız – gerekçesiz bir “aşı reddi” ya da çekincesi kabul edilemez, savunulamaz. Hele salgınlarda! Kaldı ki, Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nı 72. maddesi, salgınlarda İdare’ye zorunlu aşı uygulaması yetkisi tanır.

DSÖ’nün çabaları yetersiz kalıyor, BM ise suskun

Bu tablo nasıl açıklanabilir? Oysa BM etkin rol üstlenmeli ve salgının küresel ölçekte yönetimine hakkaniyet temelli dayanışma için ağırlık koymalı. Hep söyledik, yazdık BM’nin 75. Kuruluş yıldönümü olan 24 Ekim 2020’den bu yana;

  • BM Genel Kurulu, tüm dünyaya 2-4 hafta eşzamanlı bir küresel kapanma çağrısı yapmalı.

Ancak böylelikle yangının azgınlığı baskılanabilir, salgınla savaşım zamana yayılarak sürdürülebilir.

Zaman geçtikçe aşılara direnç, dezenfekten – antiseptiklere direnç, sağaltımda (tedavide) kullanılan destek ilaçlara (anti-viral birkaç antibiyotik) direnç gelişebilir – gelişmektedir;
üstüne üstlük daha kolay yayılabilen – bulaştırıcılığı artmış, daha öldürücü yeni varyantlar (mutasyon geçirmiş türler) ile yüz yüze geliyoruz. 3 ciddi mutant tip 70 ülkeye yayılmış durumda.

  • Çözümsüzlüğe sürükleniyoruz!

Okullar bu koşullarda açılabilir mi?

Pek çok ülkede sıkı sıkıya kapalı iken!? Türkiye’de böylesi bir yol, yangına benzin dökmek anlamına gelebilir.

  • Aklınızdan bile geçirmeyin!

Öğretmenler ve tüm okul çalışanları aşılansa bile %50 bağışıklık! Bu yarıyıl böyle gitsin.. bir giderim (telafi) yolu bulunur ama giden canlar geri gelmez!

Sağlık Bakanlığına Çağrı

Ayrıca, Çin firması SİNOVAC’ı yeter hız ve miktarda aşı üretemiyorsa, lojistik tedarik sıkıntılı ise, -ki apaçık öyle- Reis Hazretleri Çin’li mevkidaşını telefonla arayıp desin ki:

  • Türkiye’de uluslararası yetkilendirilmiş (akredite) GMP ve GLP standartlı farmasötik ürün kuruluşlarımız var, sizin lisansınız altında burada da üretelim, hız kazanalım…
    ***
    O halde yapılacak daha çoook iş var..

Sonuç olarak;

Refik Saydam Hıfzıssıhha (Koruyucu Sağlık) Enstitüsü AKP iktidarınca 663 s. KHK ile Kasım 2011’de kapatılmıştır. Oysa bu Kurum 1928’de Atatürk döneminde kurulmuş ve Anadolu’da bulaşıcı hastalıklarla savaşta olağanüstü başarılara imza atmış çok yetkin, sıra dışı bir Bilim kurumu idi. Çin’e, ABD ordusuna aşı sağlamış üretken ve saygın bir Kurumdu.

KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm dayatmaları ile, dünyada uzmanlaşma ve işbölümü aldatıcı gerekçeleri ile, “ucuza üretenden satın alırım” kolaycılığı ile Ulusal stratejik sorunlar çözülemez. Bu Kurum stratejik işlevdedir ve hızla, bir yasa ile bilimsel açıdan özgür, yönetsel ve akçalı bakından özerk bir konum (statü) ile yeniden açılmalıdır. Batı’da Almanya’da Robert Koch, Fransa’da Louis Pasteur, İngiltere’ de Edward Jenner Enstitüleri uluslararası ölçekte parlak örneklerdir. Bu Kurum açılmalı ve Salgın Yönetimi oraya bırakılmalıdır. Türkiye görüldüğü gibi parası olsa bile yeterli aşıya erişememektedir!

  1. Aşılamayı mutlaka hızlandırmak ve 0-18 yaş dilimi dışında kalan 70 milyon tüm nüfusu hedeflemek zorunludur. Çünkü %50 koruyucu aşı ile ancak 35 milyon insanı bağışık kılabilirsiniz. Yine de 35/90 milyon, %39 toplum bağışıklığı ile bu salgın baskılanamaz.
  2. Okulları bu ortamda açmak yangına benzin dökmektir, bu yarıyıl böyle kapanmalıdır.
  3. İlaç devi Merck-S&D bile aşı geliştiremedi havlu attı; Çin’e Sinovac lisansıyla Türkiye’de üretim önerilmelidir GMP-GLP standartlı ilaç fabrikalarımızda. Refik Saydam açılmalı, aşı üretmelidir.
  4. 2-4 hafta tam kapatma hala zorunludur, ülkeyi A.Ş. gibi yöneterek direnmek boşunadır!

Salgınları siyasetçiler değil Bilim insanları yönetir. Oysa Türkiye’de araba atın önünde; bu olmaz!

Sevgi ve saygı ile. 26 Nisan 2021.
(DİKKAT: 07 Şubat 2021 günü yazılmıştır)

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (Em.)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
ADD Genel Başkan Yrd. / Vekili (2004-2006)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

1. Açılım – Saçılım Serüveninden 2. Açılım – Saçılım Histerisine..

11 Mayıs 2020; 1. Açılım – Saçılım Serüveni
01 Mart 2021; 2. Açılım – Saçılım Histerisi


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı,
Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

1. Açılım – Saçılım Serüveninden 2. Açılım – Saçılım Histerisine..

Türkiye, ne yazık ki, 1 kez daha açılım – saçılım histerisine kaptırdı kendisini..

Siyaset kurumu salgın sorununu bilimsel akılcılıkla ve kesinkes YAŞAM HAKKINI MERKEZE KOYARAK, DSÖ Genel Başkanı Dr. T. A. Gebreyesus’un gırtlağını parçalarcasına haykırdığı üzere, “sağlığı seçin, sağlığı seçin, sağlığı seçin!” (choose health, choose health, please choose health!), yani “sermayeyi değil!” çağrısına uyarak yönetmek zorunda ve toplumu da böyle yönlendirmek zorunda iken, popülist seçimlerle büyük ve ürkünç (vahim), kritik hatalar yapabiliyor..

11 Mayıs 2020’de, geçen yıl yaptığı gibi.. Okulları kapalı iken kapitalizmin tapınakları AVM’leri acul bir öncelikle açarak..

Lütfen anımsayalım; 11 Mart 2020’de DSÖ, “Bu bir küresel salgın = Pandemidir!” dediği gün, Türkiye de ilk kovit-19 olgusunu ilan etmek zorunda kalmıştı.. Öyle ya, tüm dünyada salgın var, ama Türkiye bundan bağışık!? Nasıl, hangi kanıtlarla savunacaktınız??
***
Şimdilerde, günlük hasta – ölüm verileri, tüm makyajlamalara = olduğunun yaklaşık 1/3’ü düzeyinde gösterme kurnazlıklarına karşın, Nisan 2020 ortasında yaşanan ilk tepe atakta kaydedilen sayılardan fazla!

  • 20 Şubat 2021 günü : 07.857 PCR(+) yeni tanı, 635 belirti veren hasta ve 80 ölüm!

11 Mayıs 2020 hovardalığı yapılmasın diye epey feryat etmiştik..

  • “Sonbahar – kışta bir kasırga yaşarız, salgın denetimden çıkar…
    çok sayıda masum insanımız ölür!!…”

diye çığlıklar atmıştık.. Ne yazık ki böyle de oldu, günlük hasta sayısı 30 bini, günlük ölümler 250’yi aştı (yine de makyajlı veriler!).. Eylül’de yoğun bakımlar dolduğunda “hasta seçmek” zorunda kaldık, çok sayıda hastamıza yoğun bakım hizmeti veremedik ve yaşamlarını yitirdiler.

Bu acı gerçekler kamuoyuna ne yazık ki yansıtılmadı.. Yandaş – kiralık – satılık kalemler zerrece utanmadan, vicdanları sızlamadan, “salgınla savaşımın başarı ile yürütüldüğü” haberlerini servis ederek, toplumun gerçeklik algısını çarpıttılar.. Oysa ödenen bedel, dinsel değerleri alçakça sömüren “dinci tayfa” nın ölçüsüz bir ikiyüzlülükle “eşref-i mahlukat” dediği, “yaratılmışların
en şereflisi” masum insanların yaşam hakkı idi!

  • AKP = RTE, onbinlerce masum insanın salgına kurban edildiği bir ulusal faciadan bile, siyasal başarı öyküsü çıkarabilme peşinde idiler, tüm insani değerler ayaklar altında iken!

En az, en az yarısı belki 2/3’ü önlenebilecek iken, bu “katil politikalar” ve onları güden
politik öznelerce salgında feda edildi, kurban edildi; başta sermayenin çıkarları uğruna!

Yeni bir “serüven”, çok tehlikeli macera eşiğindeyiz.
Popülist yaklaşımla “gevşeyip”, yeni bir dalga yükselmesi ile yüzleşip, “olmadı, yeniden sıkılayacağız” mı diyeceğiz?

Şimdiye dek neden hiç TAM KAPATMA uygulanmadı Türkiye’de!?

Deneme – yanılma ile salgın yönetilebilir mi?

Yoksa;

  1. Yüksek yetenekli Epidemiyolojik – Matematik modellemelerle bilimsel öngörülere mi dayanılır, nerededir bu yöntemler ve bilgisayar benzeşimleri (simülasyonları)
  2. Her durumda, kumar oynamak yerine en üst düzeyde, evrensel nitelikte “bilimsel özenlilik(scientific precautionary) ilkesine mi bağlı kalınır??

Türkiye’de salgını Halk Sağlığı ve onun alt dalı Epidemiyoloji Bilimi değil, siyasetçiler yönetmekte ne yazık ki (!)..

Salgın yönetimi için Ulusal Kurumlaşma (National Institutionalisation) yok!

Refik Saydam Ulusal Halk Sağlığı Kurumu / Enstitüsü
‘nü AKP, 2011’de kapattı.

Üniversiteler zerre kadar özerk değiller…

“Bilim Kurulu” görüntüyü kurtarmalık, vitrinlik, siyasetin güdümünde bir “Kurul”.

Özerk – bilimsel KuruM ve kurumlaşma yokluğunun çok acı bedellerini ödemekteyiz..

Salgın en önemli sorunlarımızdan ve gündemden dışlanmamalı

Bilimsel – insandan yana çözümler yaşama geçirilmeli..

Bıkıp usanmadan yılmadan, 23 Mart 2020’den bu yana, 11 ayda 246 konuşma yaptık TV’lerde, sanal ortamlarda.

Yüzeysel önlemlerle salgını sönümlendiremedik. Zaman aleyhimize işliyor;
– mutasyonlar,
– aşıya direnç,
– halkın sabrının tükenmesi,
– çok ağırlaşan ekonomik fatura,
– başta gıda yetersizliği olmak üzere uzayan bunalıma ikincil sorunlar..
– En önemlisi de her geçen gün artan ölümler… toplumsal psikoloji için ağır ve çok yönlü zedelenmeler (travma).

  • Bu nedenlerle daha köktenci önlemler zorunlu.

Türkiye / AKP iktidarı hiç “tam kapanma” ya başvurmadı! Niçin??

Oysa pek çok ülke 3-4 kez ve örneğin Almanya halen süren sonkinde 2 ayı aşan süre bu aracı kullanmak zorunda kaldı.

  • Türkiye de 2-4 hafta, stratejik sektörler dışında %95’lere varan oranda çok sıkı kapanma (lockdown) uygulamasına mahkum.
  • Bu Epidemiyolojik silah kullanılmadıkça salgını denetim altına almamız çok güç hatta olanaklı değil.

11+ aylık deneyim bu yargımızın kanıtı.
Daha çok ayak sürümeden bu yola başvuralım, aşılamayı olabildiğince yaygınlaştıralım ve 2-4 hafta sonunda gıdım gıdım gevşeyerek salgınla başetmeye çalışalım.


Sevgi ve saygı ile. 22 Şubat 2021, Ankara

HALK TV, MEDYASCOPE TV, ARTI TV ve YOL TV Programlarımız..

Dostlar,

Bu gün, 11 Şubat 2021 Perşembe günü
saat
13:15’te HALK TV’de,

t=858https://youtu.be/xz_MJqujW34?t=858

(12. dakikadan sonra…)

*****

– 15:30’da da MEDYASCOPE TV’de,

****

– 17:00’de ARTI TV’de,

****

– 19:00’da YOL TV’de olacağız / OLDUK..

Yönetilemeyen salgını, mutasyonları, aşı kıtlığını… konuşacağız / konuştuk güncel boyutlarıyla..

Sanırız bu bir rekor da oldu..

Aynı günde 4 kez canlı yayına katılmış olduk.
Ülkemizin bu yakıcı salgın sorununa duyarlık gösteren ve bize değer vererek ekranlarını sunan TV kurumlarına ve yetkililerine, sunucularına içtenlikle teşekkür ederiz.

AKP iktidarı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinin de kırılıp – gücenmeden, yer yer çok sert de olsa eleştiri ve önerilerimizden yararlanmasını dileriz.

Söz konusu olan yurdumuz insanlarının yaşam hakkı ve ülkemizin geleceğidir.
Eleştiriler bu duyarlıkla çok sert bile olabilir, başta R.T. Erdoğan, şimdiye dek yapılan hataları yineleme hak ve lüksüne sahip değillerdir.

  • Saydamlık / Güven / Bilimsellik vazgeçilmez sacayağıdır ve iktidara çağrımız da bunlardır.İlgi ve bilginize saygı ile sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 11 Şubat 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik