Aşısızların pandemisi

authorÇAĞHAN KIZIL

Birleşik Krallık, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri gibi bölgelerde vaka sayıları Delta varyantı nedeniyle artsa da bu sayılar ölümlere önceki dalgalardaki oranlarda yansımıyor. Bunda aşılamanın başarısı var.

  • mRNA ve vektör aşıları hastalığa karşı etkili koruma sağlarken,
  • ağır hastalık ve ölümleri de büyük oranda düşürüyor.
Aşı karşıtlarının argümanları aksini söylese de gerçek dünya verisinin bu çarpıtma argümanların yanlış olduğunu net şekilde kanıtladı.

Aşıyı bulmakla beraber aşılamanın yavaş ilerleyeceğini de öngörüyorduk. Aşı tedarik zinciri, tüm dünyayı yeterince ve toplum bağışıklığına ulaştırabilecek kadar aşılamaktan hâlâ uzak ve bunun yanında aşıya erişimdeki eşitsizlik ise pandeminin önümüzdeki dalgalarının ölümcüllüğünün değişik ülkelerde değişik oranlarda yaşanacağını gösteriyor. Yine de son bir sene içinde aşılama ve toplumsal yayılmayı önleme metotları ile vaka artışını düşürmekte önemli bir aşama kaydedildi. Fakat bu süre içinde mutasyonlar virüslerin değişmesini beraberinde getirdi. Aşılamanın yetersiz olması ya da etkisi düşük aşıların kullanılması, virüsün kişileri tekrar enfekte edebilmesi ya da yayılıp ve bu süre içinde kendini değiştirme fırsatı yakalaması için ona imkân tanıdı.

Şu anda bildiğimiz birçok virüs varyanıtı var. Orijinal virüs genetik dizinindeki değişiklikler, SARS-Cov-2’nin farklı özellikler kazanmasına ve en önemlisi de oluşan bağışıklık tepkisinden kaçarak kendini çoğaltabilme yetisine sahip olmasını beraberinde getirdi. Birkaç ay öncesinde, Alfa varyantının yaygınlığını konuşurken, şimdi Delta varyantının yayılmasını konuşuyoruz. Alfa, orijinal virüsten %50 daha hızlı yayılırken, Delta ise Alfa’ya göre %60 civarında daha hızlı yayılıyor. Delta varyantının neden fazla yayıldığını dair çalışmalar bize şunu gösterdi:

İnsan hücresine girdiğinde Delta virüsü, orijinal virüsten 1000 kata yakın fazla parçacık üretiyor ve dolayısıyla bir kişinin bulaştırabileceği insan sayısı ve virüs yükü de çok daha fazla oluyor. Ayrıca Delta varyantı, kazanılmış bağışıklık tepkisini de aşabilecek bazı değişikliklere sahip. Bu nedenle, 4. ana dalga diyebileceğimiz vaka artışını Avrupa’da ABD’de, Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde görüyoruz. Elimizdeki en etkili aşı olan mRNA aşıları, Alfa varyantına karşı %93 koruma sağlarken Delta’ya karşı %88 koruma sağlıyor. Vektör aşıları ise %70 seviyesine kadar korumaya sahip. İnaktif aşıların daha düşük korumaya sahip olduğunu söylersek hata yapmayız. Yani, aşılanmamış 100 kişi hasta olurken, mRNA aşıları sonrasında bu sayı 12’ye, vektör aşıları sonrasında 27’ye düşüyor. Ayrıca, aşılanmamış kişiler içinde ağır hastalıklar ve ölümlerin görülmesi aşılanmış kişiler içinde çok daha düşük. Özellikle mRNA aşıları %95’ten fazla oranda ağır hastalığa ve ölüme karşı koruyor. Şu anda dünyada gördüğümüz vaka sayılarının artışının, ölümlere önceki dalgalar kadar yansımaması şansınız var. Ancak bu şans, sadece aşılama gerçekleşen insanlarda gün yüzüne çıkabilir. Bu nedenle 4. büyük dalganın, aşısızların pandemisi olarak adlandırılması da buna dayanıyor.

Pandeminin bu dalgasının önceki büyük dalgalara göre farklı bir dinamiği olması, süreçle yakından ilgisi olmayan ya da aşı karşıtlığını meslek edinmiş kişilerin belli yanlış argümanları da dillendirmesini sağlıyor. Elbette aşı kimseyi %100 hastalanmaktan korumuyor. Bu zaten en başında aşıların hastalığı semptomatik hastalığı önleme oranlarının yüzdelerle ifade edilmesinden anlaşılabilirdi. Bir hastalanmayı %90 önleyen aşı, 100 yerine 10 kişinin semptomatik hastalanmasını sağlıyor demektir. Dolayısıyla evet, aşılanan kişiler de yeniden hastalanabilir. Ancak bu hastalanmaların çok büyük bir kısmı asemptomatik geçiyor, geri kalan kısmı da hafif olarak atlatılıyor. Çok az bir oranda, aşılanan kişiler ağır hastalık kapabilir ve yaşamını kaybedebilir. Yani

  • aşılar hastalığın her aşamasında koruma sağlıyor ve ölümleri çok büyük oranda düşürüyor.
  • Aşılanmayan kişilerde ölüm oranları aşılananlara göre çok daha yüksek olacak.

Bir aşıyı değerlendirirken dikkat etmemiz gereken belli parametreler var. Öncelikle hangi aşıdan bahsettiğimiz önemli. Eğer bir aşı özellikle mRNA aşıları %88 semptomatik hastalıklara karşı korumaya ve ölümleri önlemede %95 etkiye sahipse, başka bir aşı %70 hastalığı önleme ve % 90 ölümleri azaltma gücüne sahipse iki aşının pandemi faturasını etkileme kapasitesinde elbette farklılık olacak. Türkiye için konuşmak gerekirse, inaktif virüs aşısının önceki varyantlara etkisi de düşüktü. Orijinal virüse %83 koruma sağlayan inaktif aşı, Delta varyantına karşı daha düşük koruma sağlayacak. İşte tam da bu nedenle güçlü bir aşıyla aşılanan kişilerdeki aşılanma oranı ve yaygın varyantın biçimi beraber düşünüldüğünde bir ülkenin pandemiden çıkış rotasının doğru olup olmadığı anlaşılabilir.

  • İkinci olarak aşılansak bile tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.

Virüs yayılımı ne kadar az olursa, aşılama düşük olsa da ölümler azalacak. Bu nedenle aşı karşıtlarının “aşılanan insanlar da hasta oluyor ve ağır hastalık geçebiliyormuş, bu nedenle asla işe yaramıyor” söyleminin bir geçerliliği yok, aksine aşıların elimizden gelenin en iyisi düzeyinde pandemiyi önlemede bize yardımcı olduğunu söyleyebiliriz.

ÖLÜM ORANLARINA YANSIMIYOR

Son olarak; Birleşik Krallık, İsrail, ABD gibi bölgelerde vaka sayıları Delta varyantı nedeniyle artsa da, bu sayılar ölümlere önceki dalgalardaki oranlarda yansımıyor. Bunda aşılamanın başarısı var. Ancak halen aşılanmayan kişiler var ve bu varyantlar onları çok daha fazla etkileyecek.

  • Özetle, aşılar etkili; yeterince aşılama gerçekleştiğinde toplum bağışıklığı, Covid’in daha az ölümcül olduğu bir sürece evrileceğimizi gösteriyor.

Ancak o güne kadar hâlâ pandemideyiz ve hâlâ gerekli önlemleri almak şart.

Fütursuzca ve serbestçe virüs yayılımını tetikleyecek tüm uygulamaları bırakıp, eğitimin devam edebilmesi için okulların açılmasına katkıda bulunacak vaka düşüşünü sağlamakla ve aşılamayı artırmakla yükümlüyüz.

Pandemi başından beri söylediğimizi tekrarlayalım :

  • Riskleri gerçekçi şekilde analiz edip ona göre tedbirler almak gerekiyor;
    – vaka sayılarını saklayıp,
    – testleri düşürüp,
    – aşılamayı yüksekmiş gibi gösterip
    – insanları daha fazla rehavete kaptırmak değil.

Aşılar, varyantlar ve Türkiye

authorÇAĞHAN KIZIL

 

  • Alfa varyantından daha fazla yayılan ve ondaki bazı mutasyonlara da sahip Delta varyantının bugün dünyada bilinen yaygınlığı Birleşik Krallık’taki enfeksiyonların %99’u, ABD, Hindistan ve bazı Avrupa ülkelerindeki enfeksiyonların ise %80’i dolayında.

Aşılar, varyantlar ve Türkiye

Pandeminin başından itibaren (AS: beri) virüsün genetik dizinindeki değişiklikleri neredeyse anında gözlemleme ve bu değişikliklerin pandemiye etkilerini toplumlarda izleme şansına sahibiz. Kimi mutasyonların bileşkeleri, virüsün etkin proteinlerinde değişiklikler yaparak varyant dediğimiz ve birçok mutasyona sahip virüslerin oluşmasını sağlamış durumda. Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflandırmasına göre virüs varyantlarının ana 2 kategorisi var. Birincisi endişe verici varyantlar. Bu virüslerde

– bulaşabilirlikte artış,
– daha şiddetli hastalık (hastaneye yatışlarda veya ölümlerde artış),
– önceki enfeksiyon veya aşılama sırasında üretilen antikorlar tarafından korunmada önemli ölçüde azalma,
– tedavilerin veya aşıların etkinliğinde azalma veya
– genel tanı metotlarının etkinliğinde düşüş gözleniyor.

  • Varyantın özelliklerine bağlı olarak, aşıların veya tedavilerin modifikasyonu gerekebilir.
Ülkelerin kendi içinde bile yayılımların durmadığını, aşılamanın %70-80 düzeyine gelmeden hiçbir ülkenin güvenli sayılamayacağını görüyoruz. Bunun dışında aşılama oranı da yeterli bir kriter (AS: ölçüt) değil. Hangi aşıyla ve hangi koruyuculukta aşılanıldığı da çok önemli.
  • İnaktif aşıların semptomatik hastalıklara ve varyantlara karşı koruyuculuğunun mRNA ve vektör aşılarına oranla daha düşük olduğu düşünüldüğünde;
Türkiye gibi bu aşıları karma biçimde kullanan ülkelerdeki durumun henüz stabil (AS: kararlı) bir durum almadığını söyleyebiliriz. İkinci bir etmen de toplumsal önlemlerin ekonomi odaklı ve fütursuzca ortadan kaldırılması. Örneğin Türkiye’de turizm nedeniyle açılan sınırlar ve en çok vaka artışının yaşandığı ülkelerden gelişlerdeki kontrolsüzlük, Türkiye’de de vakaların artmasını beraberinde getireceği gibi varyantların ülkeye taşınmasına izin verecek.
Bildiğimiz endişe verici varyantlardan B.1.1.7 (yeni adıyla Alfa), Wuhan’da ortaya çıkan ilk virüse oranla %50 daha çok yayılıma ve hastaneye yatışlara ve vaka ölüm oranlarında görece artışa neden olmaktaydı. Aşıların virüsleri nötralize edici etkilerini bir ölçüde düşüren bu varyant, birkaç hafta öncesine kadar dünyadaki başat virüs biçimiydi. Alfa varyantı Kasım 2020’de ilk olarak Birleşik Krallık’ta bulundu ve Ocak ayında BK’de tüm enfeksiyonların %75’ini oluşturuyordu. Bu sürede Türkiye’deki enfeksiyonların da %67’si bu varyant ile gerçekleşmekteydi. Ancak şunu belirtmekte yarar var ki; Türkiye’de yeterli genetik dizin analizinin yapılmadığını ve bilgi paylaşımının şeffaflıkla gerçekleşmediğini düşündüğümüzde ülkenin gerçek varyant analizini yapmak mümkün değil. Yine de Alfa varyantının BK’den sonra en çok yayıldığı ülkelerden biri olan Türkiye’nin varyantlara karşı ne kadar korumasız olduğunu göstermesi açısından bu bilgi önemliydi. Zira mayıs ayında Türkiye’de yaşanan enfeksiyonların %44’ü bir başka endişe verici varyant olan Güney Afrika (yeni adıyla Beta) varyantıyla gerçekleşmekteydi. Özellikle vektör ve inaktif aşıların etkisini güçlü şekilde düşüren bu varyantın varlığı daha fazla hastalanmaya ve ölüme yol açmış olabilir ancak bu verilerin açıklanmaması nedeniyle bu konuda yorum yapmak güçleşiyor.
Mayıs ayına geldiğimizde Alfa varyantı Avrupa’daki enfeksiyonların yaklaşık %90’ını oluştururken dünyada başka bir varyant ile karşı karşıya kaldık. İlk önce Hindistan’da gözlenen Delta varyantı, mayıs ayında Hindistan’daki vakaların % 70’ini oluşturuyordu. Yayılımda Alfa varyantına göre %60 daha fazla olabilecek bir yayılım avantajına sahip olan bu varyant, barındırdığı mutasyonlar nedeniyle aşılama sonrasındaki nötralizasyonda azalmaya neden olmakta. Yakın zamanda açıklanan Delta Plus varyantı da başka bir mutasyon olan K417N mutasyonunu taşımakta. Bu mutasyon, Covid aşılarının daha az etkili olabileceği Beta varyantında da bulunuyor ve Public Health England tarafından yapılan bir araştırma, aşıların tek dozunun, Alfa varyantına karşı semptomatik hastalığa karşı salt % 33 etkili olduğunu göstermişti. Bu nedenle aşıların 2. dozunun ivedilikle yapılması çok önemli. Alfa varyantından daha fazla yayılan ve ondaki bazı mutasyonlara da sahip Delta varyantının bugün dünyada bilinen yaygınlığı Birleşik Krallık’taki enfeksiyonların %99’u, ABD, Hindistan ve bazı Avrupa ülkelerindeki enfeksiyonların ise %80’i dolayında. Yakın zamanda ABD Hastalık Kontrol Merkezi CDC’nin açıklamasına göre ve yapılan çalışmalar doğrultusunda mRNA aşılarının bu varyanta karşı etkili olduğu ve iki doz aşılamanın şu aşamada yeterli olacağı bildirildi. Oxford aşısı gibi vektör aşılarının etkinliğinde bir düşüş yaratmasına rağmen (AS: karşın) bu aşıların da ağır hastalık ve ölümleri etkili biçimde düşürdüğü bilgisine sahibiz. Ancak Delta varyantının inaktif aşıların etkinliğindeki düşüş oranı hakkında bir bilgimiz yok. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’nın 2 doz inaktif aşıdan sonra 1 doz mRNA aşısı önermesi, Şili ve Brezilya’da yapılan inaktif aşı çalışmalarının gösterdiği bilgiyle uyuşuyor ve bu aşıların varyantlara karşı korumasının düşük olabileceği sonucuna işaret ediyor. Yani
  • Türkiye’nin tam aşılama yaptığı %22 nüfusunu büyük bir kesiminin inaktif aşı olmuş olması, Türkiye’de fiilen etkili aşılamanın çok daha düşük olduğunu bize gösteriyor.
Burada belirtmemiz gereken bir nokta, Sağlık Bakanlığı  ve pandemi yönetiminin pandemi başından beri bilgi paylaşımı konusunda sınıfta kalmış ve sürecin gerçek risklerine dair (AS: ilişkin) bir bilgilendirmeyi hiçbir zaman yapmamış olması. Şu anda tek doz aşılanmış 18 yaş üstündeki insanların oranını vererek yüksek aşılama yapılmış gibi gösterip insanların yine rehavete kapılmasının önünün açılmasını, turizm için yüksek risk bölgelerinden gelenlerin denetim dışı bırakılması, genomik dizin analizinin yeterli yapılmaması, zahiri (AS: sanal) bir güvenlik ve başarı söyleminin yaygınlaştırılması, fazladan ölümlere bakıldığında resmi sayıların birkaç kat üzerindeki pandemi faturasının sonbaharda yeniden ağırlaşmaya başlamasını sağlayabilecek uygulamaların yaşama geçirilmesi Türkiye’nin önündeki riskler.
Delta varyantının ülkede yayılımda olduğu ve son 4 haftada ilk doz aşılamalarda kayda değer bir düşüş olduğu düşünüldüğünde, acilen yapılması gerekenler aşılamanın daha da hızlanması, seyahat ve giriş-çıkışlarda denetimlerin artırılması, şeffaf (AS: saydam) bilgi paylaşımının gerçekleştirilmesi gibi pandeminin başından beri söyleyegeldiğimiz ancak yapılamayan uygulamalar.

Türkiye maalesef , yaz mevsiminde düşen vakaları avantaj olarak kullanıp aşılamayı etkili biçimde yeterli toplum bağışıklığına ulaşacak şekilde gerçekleştiremedi.
Sonbaharda yeni vaka artışlarıyla ve aşılanmayan kişilerdeki hastalık etkileriyle karşılaşmamak için pandeminin hala devam ettiği gerçeğinin bir kere daha altını çizmemiz gerekiyor.

Aşılama konusunda da mRNA aşılarının, dünyada uygulanan yüz milyonlarca dozdan sonra güvenli ve en etkili aşılar olduğunu söyleyip, aşılanmanın hızla artması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini de bir kez daha belirtmekte yarar var.