Amirallere yapılanlar soykırım kararında belirleyici oldu


Türker Ertürk
Em. Tuğamiral
Amirallere yapılanlar soykırım kararında belirleyici oldu – Türker Ertürk (bizimtv.com.tr)

 

Uzun bir hazırlık ve karar verme sürecinden sonra ABD Başkanı Biden Türkiye’yi aradı ve sözde Ermeni soykırımını tanıyacağını tebliğ etti. Türkiye’yi felakete sürükleyen, ekonomisini iflas ettiren, yaptığı yanlışlar yüzünden Covid-19 salgınının bile kontrolden çıkmasına neden olan, Türkiye’yi bölgesinde ve dünyada yalnızlaştıran, Ortadoğu bataklığına batıran ve her geçen gün halkın desteğini kaybeden iktidarın ABD ile bozulmuş olan ilişkileri düzeltmek için ve beyaz sayfa açabilmek adına Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları hilafına olsa bile veremeyeceği ödün yoktu. Özellikle Halkbank davasından kurtulabilmek, iktidar için hayati bir öneme haizdi ve adeta bir beka sorunuydu.

Dış politika hamleleri açısından ABD devlet aklının iki başat gücü olan Pentagon (Savunma Bakanlığı) ve Dışişleri Bakanlığı birçok konuda olduğu gibi tabii ki Türkiye ve özellikle 24 Nisan için de harıl harıl çalışıyordu. Çünkü 20 Ocak 2021’de göreve başlayan Biden, seçim kampanyası sırasında sözde Ermeni soykırımını tanıyacağı konusunda söz vermişti, göreve başladıktan sonra da arkasında durmuş ve hazırlıkları yapması konusunda bu iki kuruma direktif vermişti.

Büyük Felaket

Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda ağırlıklı olarak iki fikir çatışıyordu. Birincisi; Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik öneminden, ABD ve NATO çıkarları açısından vazgeçilmezliğinden hareketle sözde Ermeni soykırımının Biden tarafından tanınması halinde bunun zaten kötü olan ABD-Türkiye ilişkilerini daha da kötüleştireceğini, Türkiye’yi Rusya’nın kucağına daha çok iteceğini ve tamamen kaybedileceğini, bu yüzden geçmiş dönemlerdeki gibi Ermenice “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” gibi her iki tarafı da memnun edecek bir açıklamayla geçiştirilmesini istiyordu.

İkinci görüşün sahipleri ise Türkiye’nin ABD ve NATO açısından vazgeçilmezliğini kabul etmekle birlikte, Türkiye’deki iktidarın pazarlık gücünün kalmadığını, Halkbank davası ile esir edildiğini, Türkiye ekonomisinin bitik durumda olduğunu, iktidarın ABD ve AB ile beyaz bir sayfa açabilmek ve ilişkileri düzeltmek adına her türlü tavizi vermeye hazır olduğunu, S-400 konusunda ve Doğu Akdeniz’de geri adım attığını, Suriye’de ve Libya’da geri adım atmaya ve Ukrayna üzerinden Rusya ile yeniden cepheleşmeye hazır olduğunu gösterdiğini, bu yüzden de sözde Ermeni soykırımını tanıma kararına tepki vermesinin mümkün olmadığını değerlendiriyordu.

Darbelere Sözde Değil Özde Karşı Olmak

ABD’deki bu karar verme sürecinde ve özellikle 24 Nisan’a yaklaşan terminal safhasında belirleyici olan ise Türkiye’de amirallere yapılanlardı. ABD mesajı almıştı; artık Biden sözde Ermeni soykırımını tanıyabilirdi, bu husus ABD ile Türkiye’nin arasında sorun yaratmayacaktı.

  • Hatta Biden’ın yapacağı soykırımı tanıma açıklaması Türkiye ile koordine edilebilirdi.
  • Ve öyle de yapıldı!

Türkiye’de 104 Emekli Amiralin imzaladığı duyuru iki hassasiyet üzerine bina edilmişti. Birincisi Türkiye’nin güvenliği ve egemenliği için yaşamsal önemde olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ikincisi ise “bir daha darbeler olmasın” idi. Emekli Amiraller, Anayasadan aldıkları vatandaşlık hakları olan ifade özgürlüklerini kullanarak deneyimlerini, bilgi birikimlerini ve öngörülerini bir duyuru ile halkla paylaşmışlardı. Bu duyurudaki hassasiyetlere karşıtlık yapıyorsanız ve hatta düşmanlık; ya Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne sahibiyet konusunda duyarlılığınız ve farkındalığınız yoktur ya da darbelere gerçekten özde karşı değilsiniz demektir. Oysaki 15 Temmuz’da yaşadıklarımızın, dökülen kardeş kanının, şehit olan insanlarımızın acısı bizim içimizde hale taze!

Askerler Muhtıra Verdi

Geçtiğimiz Nisan ayı içinde Fransa’da, Türkiye’deki Emekli Amiraller duyurusu ile benzerlik olduğu ima edilen ama gerçekte taban tabana zıt olan başka bir gelişme yaşandı. Fransa’da askerler “Eğer bir şey yapılmazsa toplumda patlamaya neden olacak ve aktif görevdeki askerlerin yurttaşlarımızı ve uygarlık değerlerimizi korumaya yönelik müdahalesini tetikleyecektir” açıklamasını yaptılar. Bu açıklama alenen siyasi iktidara karşı bir darbe uyarısı ve muhtırasıydı. Asla kabul edilemezdi ve antidemokratik bir girişimdi. Açıklamayı ifade özgürlüğü bağlamından çıkaran ve antidemokratik yapan en önemli husus ise imzalayanlar arasında aktif ve yedek görevde olan askerlerin olması ve müdahale edileceğini bildirmeleriydi. Hatta imzacılar arasında bulunan Jandarma Komutanı General Jean-Pierre Fabre-Bernadac, basına verdiği röportajda “halk siyasetçilere değil, bize güveniyor” dedi ve darbe tehdidini yineledi.

Tabii ki demokrasilerde asker, jandarma ve polis gibi güvenlik alanında çalışmakta olanlar siyasi iktidar aleyhine açıklama yapamazlar ve bu konuda tolerans da gösterilemez. Ama bu kurumlar aynı zamanda siyasi iktidarı destekleyecek açıklamalar da yapamazlar. Ne yazık ki 104 Emekli Amiralin demokratik duyurusundan sonra Türkiye’de bu yapıldı. Bu tartışmasız antidemokratikliktir! Geçen yıl ABD’de bu duruma örnek olabilecek bir başka durum gelişmiş ve ABD Genelkurmay Başkanı, zamanın Başkanı Trump’ın iç politikaya yönelik bir konuşması sırasında yanında fotoğraf verdiği için halktan özür dilemiş ve “Amerikan askerleri anayasaya sadakat yemini etmiştir, başkana değil’’ diyerek konuya açıklık getirmişti.

Türkiye ve Fransa’da Yaşananlar

Geçtiğimiz Nisan’da Türkiye ve Fransa’da yaşananlar demokrasi, insan hak ve özgürlükleri açısından gerçekten ibretlik. Türkiye’de Montrö’ye sahibiyet gösteren ve “bir daha darbeler olmasın” diyen, emrinde hiçbir kamu gücü ve silahı olmayan Emekli Amirallerin demokratik duyurusuna iktidar kıyameti kopardı, hedef gösterdi ve ertesi gün bir bölümünün evlerine şafak baskını yapıldı. Daha sonraki gelişmeleri tekrar etmiyorum, zaten biliyorsunuz.

Fransa’da ise görevdeki ve bir kısmı emekli olan general ve askerlerin yanlış anlamaya mahal bırakmayacak şekilde siyasi iktidara darbe uyarısı yapan ve bizce de asla kabul edilemez olan muhtırasından sonra Fransa iktidarı tarafından hedef gösterilmedikleri gibi evlere baskın da, gözaltı da, tutuklama ve suç uydurulup yargılama da yaşanmadı! Sorunun çözümünü yine demokrasinin kurumlarına, yasalarına, bağımsız yargısına ve kurallara bıraktılar.

Montrö’yü Tartışabiliriz

Esasında Emekli Amirallerin duyurusunun darbeyle, darbe iması ile uzaktan yakından bir ilgisinin, alakasının olmadığını iktidar başta olmak üzere tüm dünya biliyordu. Sorun Montrö idi! Öncesinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop “Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir” demişti. Montrö, tesadüfen söylenmiş değildi. Montrö’nün dünyada değişmesini en çok isteyen ABD’ye mesaj gönderilmişti. Emekli Amiraller ise pişmiş aşa su kattılar ve iktidarı sinirlendirdiler. Montrö hassasiyetlerini sorun yapmaları zor olduğundan, zerre kadar alakası olmadığı halde duyuruyu darbe iması üzerinden ötekileştirmeye çalıştılar ve vatanına, milletine, devletine sıtkı sadakatle bağlı Emekli Amiralleri hedef gösterdiler. Duyuru geniş halk kesimlerinin desteğini alınca ve darbe işine kimse inanmayınca Montrö konusunda geri adım attılar ama yine de “daha iyisini bulana kadar Montrö’ye bağlıyız” diyerek ama bilinçli ama bilinçsiz ABD’ye “Montrö’yü tartışabiliriz” mesajını verdiler.

ABD mesajı almıştı. Türkiye’deki iktidarın çok zor durumda olduğu, kendisi ile ilişkileri düzeltmek, beyaz bir sayfa açabilmek ve Halkbank davasını durdurabilmek için Montrö de dâhil veremeyeceği ödünün bulunmadığı, karşı çıkanları hapse atabileceği ve bu kapsamda sözde Ermeni soykırımının tanınmasına bile sessiz kalabileceği görüldü ve karar verildi; “Başkan Biden ‘soykırımı’ tanıyabilir”.

Bir İyi, Bir de Kötü Mesajım Var!

Geçen gün Pentagon Sözcüsü Kirby, 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanınması ile ilgili “Türkiye ile askeri ilişkilerimizde bir değişiklik olmasını beklemiyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı. Sözcü iki yönden haklı. Birincisi; İktidar teslim olmuş durumda, reaksiyon gösterecek gücü ve niyeti yok. İkincisi; Türkiye’deki iktidarla durumu ve açıklamayı koordine etmişler.

İktidar zevahiri kurtarmak ve halkı kandırabilmek için alt tondan tepkiler veriyor ve soykırımın olmadığına dair hukuki ve tarihi açıklamalarda bulunuyor. Bu bile samimi olmadığını ve durumu kurtarmaya çalıştığını gösteriyor. ABD, Türkiye’ye karşı siyasi bir hamle yapmıştır. Siyasi hamlelere siyasi hamlelerle yanıt verilir, hukuki ve tarihi söylemlerle değil. Yoksa ABD Başkanı Biden da biliyor sözde “soykırımın” tarihi ve hukuki bir arka planının olmadığını!

Sonuç olarak ABD Başkanı Biden telefonla aramış ve bir iyi, bir de kötü mesaj vermiştir. İyi olanı iktidar, kötü olanı ise Türkiye için olmuştur!

TELE1 TV Programımız – 27 Nisan 2021

Dostlar,

27 Nisan 2021 günü akşam 18:00 haberlerinde Sn. Evren ÖZALKUŞ bizi konuk aldı.
Bilindiği gibi 26 Nisan 2021 akşamı Erdoğan “tam kapanma” açıklaması yapmıştı.
29 Nisan – 17 Mayıs arasında 17 gün süreli bir kapanma gerçekten “tam kapanma” mıdır, neler sağlayabilir, Kovit-19 salgınını sönümlendirebilir ya da denetim altına alabilir miyiz??

Şunları not edelim                       :

Mutasyon = Evrim! (Doğal seçilim – seleksiyon) bir yaşamda kalma savaşımıdır tüm canlıların ve durdurulamaz, kaçınılmazdır. Kovit-19’da virüsün mutasyon bulaşma sırasında olmaktadır. Dolayısıyla bulaşma, Ro katsayısı ne denli azaltılabilir / küçültülebilirse o oranda az mutasyon olacaktır. Gelinen aşama, küresel ölçekte hiç ve Türkiye’de de iç açıcı değildir bu bağlamda.

Bulaşma sırasında“.. o halde kaynakta, ortamda ve aday konakçıda önlemleri gerektirir.

Kaynakta; hasta – taşıyıcıların erken bulunup ayrılması ve sağaltımı, maske takması…

Ortamda.. kapalı ortamları havalandırma, dezenfektan püskürtme, korunma uzaklığı (sosyal mesafe), kalabalığı önleme..

Aday konakçıda : Aşılama, maske, hijyen, fiziksel korunma uzaklığı (sosyal mesafe), gerektiğinde PCR testi, aralıklı – kısa çalışma…

Ortak önlemler : Eğitim, halkı duyarlı kılıp işbirliğini sağlama, toplum katılımı… Salgının  özerk bilimsel kurumsal yönetimi..
***

Kapanma en az 28 gün olmalıdır..

2 kez 14’er günlük bulaşma süresi toplamı..
Epidemiyolojik hedefleri olmalıdır kapanmanın, zaman konarak değil.

  • Kapanma süresi, öngörülen epidemiyolojik hedeflere erişene dek gereken süredir.

Evde kalmaları istenenlere yaygın aşı + aktif sürveyans ile tarama ve saklı – gizli olguları erken bulmak, ayırmak gerekir. Bu ayırma karantina yerlerinde olmalıdır, kişilerin evlerinde değil!

Salgını bastırma uzadıkça mutasyon gelişimi doğru orantılıdır. Tersi de doğrudur.
Mutasyon, zamanın bir biyolojik – matematiksel fonksiyonudur, evrenseldir.
Bu arada mutasyon; kullanılan aşı, anti-viraller ile dezenfektan – antiseptiklere karşı direnç gelişmesine de neden olur.. Ne yazık ki, 16 aydır yeni korona virüs yaşamımızdan çekip gitmemiş, tersine yayılarak yerleşmiş gibidir. Küresel dayanışma – işbirliği yaşamsaldır.
**
ÇARE               :

4 HAFTA tama yakın kapanma, kapatılan nüfusa yaygın aşı + aktif sürveyans ve de sosyal destek sunmaktır. Ayrıntılar, yukarıda erişkesi (linki) verilen videoda (15 dk.)
***
Ayrıca bu gün (27 Nisan 2021) 2 TV konuşmamız daha oldu. İlki, sabah 11:00’de ARTI TV‘de idi (25 dk.). Gerekli bilgileri web sitemizde sunduk (ARTI TV Programımız – 27 Nisan 2021 – Prof. Dr. Ahmet SALTIK).

Öğleden sonra ise Erbil’den yayın yapan Rudaw TV ile kısa bir görüşmemiz oldu (10 dk.) :
https://www.facebook.com/RudawTurkce/videos/ankara-%C3%BCniversitesi-%C3%B6%C4%9Fretim-%C3%BCyesi-prof-dr-ahmet-salt%C4%B1k-tam-kapanma-karar%C4%B1n%C4%B1-r%C3%BBda/2950012771989329/
***
Birkaç tweet iletimiz şöyle oldu :

  • İktidar bildiğini okuyor. Ülke tüketildi, salgınla savaşacak gücü kalmadı. 17 gün sözde tam kapanma, sosyal destek yok? Yasaklardan bağışık olanlar 42 kalem uzun bir liste. Alaturka KAPANMA! Yazık. Son koz da heba ediliyor, Turizm kurtulur mu acaba? Uyan!
  • %100 kapanma salgını 28 günde bitirebilir. Bu oran düştükçe salgın uzar. Daha uzun, artan maliyetli kapanmalar gerekir. 17 gün yarım kapanmanın Epidemiyolojik temeli yok. AKP turizmi kurtarmaya bakıyor. Yine irrasyonel. Sosyal destek + aşı + sürveyans kaçınılmaz. AKP ülkeyi tüketiyor.
  • BİZİM TV’de çok geç de olsa sözde tam kapanmayı, Çernobil’in 35. yılını ve sözde Ermeni soykırımını kapsamlı irdeledik. YARIM KAPANMADA ve sonrasında neler yapmalı? Yaygın aşı, sürveyans, SOSYAL DESTEK ve milim milim gevşeme. Bu arada ölenlerin sorumlusu? (https://youtu.be/GyGjgfaytSU)

Yayılmasını, okunup – izlenmesini, dağıtılmasını ve ülkemize yararlı olmasını dileriz.
Hiçbir karşılık beklemeden, 50 yılık tıbbiyeli birikimimizi (Hacettepe Tıp’a kayıt, 1971) Ulusumuzun hizmetine sunma derdindeyiz. Geçen Mart’tan beri hummalı biçimde çalışıyoruz. Toplam 308 konuşma yaptık, salt 95’i 2021 başından günümüze dek olmak üzere. Saat 02:08 ve daha epey işimiz var. ANAYURT Gazetesi muhabirinin sorularını yanıtlamıştık telefonda. Yazıya dökülen metni gözden geçirip yollayacağız..

  • Salgını aşmada en temel gereksinim;
  • AKP iktidarının salgını yalnız ve yalnızca BİLİMSEL AKICILIKLA yönetmesi,
  • başka hiçbir şeyle değil..

Sevgi ve saygı ile. 28 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

BİZİM TV Programımız – 26 Nisan 2021

Dostlar,

Türkiye’miz yoğun ve hızlı bir gündem yaşamakta.
Sn. Lale Özan Arslan çok başarılı bir TV yayıncılığı sürdürüyor.
2 Nisan 2021 günü yaptığımız görüşme 221 bini aşkın kez youtube’da izlendi.
İlgi gösteren izleyicilere teşekkür ederiz.

Bu akşam da Türkiye gündemini değerlendirmeye çalışacağız.
Duyuru görseli aşağıda.

26 Nisan 1986… 35 yıl önce yaşanan Çernobil faciasının da acılı yıldönümü.

Korona salgını ise vargücüyle sürüyor ve AKP iktidarı köktenci önlemlere başvuramadı,
kendi yarattığı ekonomik çöküntü nedeniyle.

Sonunda havlu attı iktidar ve 19 Nisan – 17 Mayıs arası TAMA YAKIN KAPANMA kararını aldı. Uygulamayı yakından izlemek gerekiyor..

1,5 saat boyunca 3 konuyu konuştuk.

1. Sözde Ermeni soykırımı suçlaması ve AKP iktidarının kabul edilemez aczi.
2. Denetimden çıkan salgın için çoookkkkkkkk geç kalan SÖZDE TAM KAPANMA..
3. Çernobil Nükleer santrali faciasının 25. yılı ve Türkiye’nin nükleer santral serüveni.

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 26 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

TELE1 TV Programımız – 25Nisan 2021

Dostlar,

25 Nisan 2021 Pazar günü TELE1’de Mustafa Balbay‘ın konuğu olacağız.. / OLDUK.

Türkiye gündemi ne yazık ki ping pong topu gibi..
Gerçek sorunlarımıza odaklanamıyoruz.. Buna engel olunuyor değişik yollarla..
Öncelikle bu kuşatmayı kırmalı ve dayatılan gündem oyunlarını aşarak gerçek sorunlarımıza yoğunlaşabilmeliyiz.
**
Salgın tüm azgınlığı ile sürmekte..
Bu gün SÖZCÜ‘de Sn. Uğur Dündar köşelerini bize lütfettiler ve tam sayfa olarak yayınlandı.

DERHAL YÜZDE 95’LER DÜZEYİNDE TAM KAPANMAYA GİDİLMELİ!.. – Prof. Dr. Ahmet SALTIK 

Bu akşam Sn. Balbay bizimle birlikte 3 konuşmacı alacak.
3 kez 45 dakikalık zaman dilimleri var.
Biz ilk dilimde 15 dakikayı sözde Ermeni soykırımı gündemine ayırmak istiyoruz.
2. bölümde, “resmi” verilerle bile KOVİT-19 salgınının eriştiği ürkünç tabloyu paylaşmak istiyoruz. Hem kendi içimizde perişanız hem de dünya ile karşılaştırıldığında..

  • Son 1 hafta – 10 gündür, her gün yeni tanı alan kovit-19 hasta sayısının milyon nüfusa göre insidens hızı bakımından arayı giderek açan biçimde DÜNYA BİRİNCİSİYİZ.. 
  • Örneğin aşağıdaki verilere göre, Türkiye dünya nüfusunun %1,1’i olmasına karşın, bu oranın 5 katı dolayında, dün dünyada tanı alan tüm olguların %5,5’i ülkemizde.
  • Veriler hala karartılmakta! Yanlış verilerle Epidemiyolojik planlama yapmak da olanaksız.
  • İktidar, inanılmaz bir vurdumduymazlık – akıl tutulmasıyla seyrediyor.. Deneme- yanılma “aç- kapa kumarları” ile sözde salgını yönet(em)iyor.. Gerçekte SALGINI KULLANIYOR!!

Son 15 dakikada ise ne yapmak gerek sorunsalına yanıt vermeye çabalayacağız.
***
TELE1 TV’ye ve Sn. Balbay’a yurtsever  – sorumlu yayıncılık anlayışları ve bize ekran fırsatı verdikleri için teşekkür ederiz. Youtube erişkesi (linki) bize ulaşınca burada paylaşacağız. Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 25 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

 

 

YİNE 24 NİSAN GELDİ !!! 

YİNE 24 NİSAN GELDİ !!! 

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

Gerçeği kapar, yer altına gömerseniz, o yine büyüyerek patlar ve yalanı yok eder.” / Emile ZOLA

Ermenistan örgütleri, Almanya’da yaptıkları toplantıda ülkemizin yarısını kapsayan büyük Ermenistan haritasını yayınlamışlar.

Değerli arkadaşlar,

22.4.2013 tarihinde sizlere gönderdiğim YİNE 24 NİSAN GELDİ ve 1915-18 DÖNEMİNİ, 1915-23’e DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORLAR !!! başlıklı yazımı, birinci dünya savaşına zorla sokulan Osmanlıda, orduyu yöneten Alman Genel Kurmay Başkanlığının önerisi ile gerçekleşen tehcirin 104. yılı nedeniyle sizlerin bilgisine yeniden sunmak istedim.

AB, 15 Nisan 2016’da kendi parlamentosunda kabul edilen Sözde Ermeni Soykırımını da ülkemiz için hazırladığı son ilerleme raporuna ekledi. Ayrıca Almanya Federal Meclisi de 2.6.2016 günü 1915’teki tehcir olaylarını bir soykırım olarak kabul etti.

Burada üzücü olan, “Ermeni soykırımı” tasarısını alman Meclisi’ne getiren ismin Türkiye kökenli olan Yeşiller Partisi’nin Eş Başkanı Cem Özdemir olmasıdır. Tasarısının oylamasında tek ret oy Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Milletvekili Bettina Kudla’dan gelirken, tek çekimser oy da yine CDU milletvekili Oliver Wittke’dan geldi. Buna karşın Alman Parlamentosu’nda yer alan 11 Türkiye kökenli vekil de tasarıya destek verdi.

Hollanda Meclisi de 22.2.2008 de sözde soykırımı 3’e karşı 142 oyla kabul etti. Böylece, AB de sözde Ermeni Soykırımını kabul ettirmek için güzel ülkemizi baskı altına almak istemektedir. Yani AB-D emperyalizminin güzel ülkemizi bölmeye ve yıkmaya yönelik kirli amacı devam etmektedir.

Avrupa’da sözde Ermeni soykırımını tanıyan öbür ülkeler şunlardır: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Rusya, Yunanistan, Belçika, Vatikan, Fransa, İsviçre, İsveç, Slovakya, Litvanya, Çekya, Avusturya, Bulgaristan, Lüksemburg, Almanya, İtalya ve Avrupa Parlamentosu. Ne yazık ki Ermeni tehcirini soykırım olarak kabul eden 14 ülke, üye olmak istediğimiz AB üyesidir. Umarım yıllardır hasretle beklediğimiz, ulusal sorun ve kaygılarımızı paylaşacak yönetici ve danışmanlarımız da bizleri duyar. Gereken önlemleri vakit geçmeden alırlar.

Sevgi ve saygılarımla (22.4.2019).

NOT: Bu vesile, Yüce Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından, Çocuk bayramı olarak dünyada ilk kez ülkemizde gündeme getirilen 23 Nisan ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMIMIZI kutlar, sağlık ve mutluluk dolu günler dilerim. Umarım, tüm yöneticilerimiz, koltuklarını bir saatliğine de olsa, mutlu geleceğimiz saydığımız çocuklarımıza terk etmekten çekinmezler.

YİNE 24 NİSAN GELDİ ve 1915-18 DÖNEMİNİ, 1915-23’e DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORLAR !!!

“Hiç kimse, duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz…” / W. Shakespeare

Posterler, eskiden 1915-1918 dönemiydi, Şimdi 1915-1923 oldu.

Değerli arkadaşlar,

Amerika, İngiltere ve Fransa maskesini kullanan AB-D Emperyalizmi, Osmanlıyı yıkmak ve parçalamak için Rumları, Kürtleri ve Ermenileri kışkırtarak birçok isyanın çıkmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün önderliğinde emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı koyarak bağımsızlığı elde eden Türkiye Cumhuriyeti, birçok mazlum ülkeye örnek olmuştur. Bu başarıyı hazmedemeyen dış güçler, şimdi de aynı piyonları Türkiye Cumhuriyetini bölmek ve parçalamak için farklı yöntemleri kullanmaktadır.

Ülkemizi bölmek ve yıkmak isteyen uluslararası AB-D emperyalizmi, son yıllarda ABD’de bulunan Ermeni diasporasını kullanarak amacına ulaşmak istemektedir. Örneğin, Osmanlı dönemini içeren sözde soykırım olayları için yeniden bir tanımlama getirmişler. Yıllardır kendi ifadelerinde ve yazdıkları kitaplarda kullandıkları 1915-1918 olaylarını, şimdi 1915-1923 yılına kadar yaymak istemektedirler. Böylece Yüce Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzü, kurtuluş savaşımızı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini de işin içine sokmayı hedeflemişlerdir. Bildiğiniz gibi, emperyalist güçlerin desteğini alan Ermenistan, 3T (Tanıma-Tazminat-Toprak) kodlu esas amaçları ile 1915-18 yıllarında olmayan Türkiye Cumhuriyetini suçlamaktır. Çünkü Osmanlı sonrası ortaya 35 ayrı devlet çıkmasına karşın, sözde soykırımı sadece 1923 yılında kurulan ve arzu ettikleri topraklara sahip olan Türkiye Cumhuriyetine yükleme peşindeler.

Nitekim, Ermenistan strateji uzmanı ve Ararat Bilim-Strateji Merkezi Başkanı Ayvazyan,
Ermenistan soykırımın Türkiye’ye kabul ettirme sürecinin ikinci aşamasını şimdiden dile getirmeli. Bu ikinci aşama Türkiye’den toprak talebidir. Türkiye, Osmanlı’nın Ermenilere karşı yaptığı zulmün bedelini toprakla ödetmeye zorlanmalıdır diyerek, sözde Ermeni soykırımına karşılık Türkiye’den toprak talep etmenin tam zamanı olduğunu söyledi. Neden ve niçin, Osmanlının yaptığı işin bedeli olarak, Türkiye’den toprak talep edilmesinin tam zamanı olduğu düşünülüyor? Acaba gereken tepkinin verilemeyeceği mi zannediliyor ???

Ayrıca;

  • Dünyada, Ermenistan’dan başka hangi ülkede, komşu ülkenin topraklarını kendi toprağı gibi kabul edip, bunu anayasasında açıkça beyan edildiğini görebiliriz.
  • Yine anayasalarının 13. maddesinde Ararat diye isimlendirerek yer verdikleri AĞRI dağımızı da kendilerine devlet simgesi olarak kabul ettiklerini açıklamaktan çekinmiyorlar.

Değerli arkadaşlar,

Yine 24 Nisan geldi ve AB-D emperyalizminin bölücü yöntemi devam ediyor. Ermeni ve kürt terör örgütleri üzerine araştırmalarıyla tanınan Ercan CİRİTCİOĞLU’nun verdiği bilgiye göre, 24 Nisan 1915 de eceliyle yaşamını yitirenler dışında, Osmanlı da bir tek ermeni bile öldürülmüş değildir.

Peki, 24 Nisan, neden sembol gün olarak seçilmiştir?

Yunan, Bulgar, Sırp halkları Osmanlıdan bağımsızlığını alınca Ermeniler de aynı yolda örgütleniyor. Ermeniler İstanbul’dan, Vana kadar dernekler kurup silahlanıyorlar. Bu arada Osmanlı, Birinci Dünya Savaşına giriyor. Mart 1915 de Rusya, Doğu Anadolu’ya giriyor. Rus desteğini alan Ermeniler, 11 Nisan 1915 de Van’da isyan çıkartıp, Osmanlıya karşı BAĞIMSIZLIK SAVAŞINI başlatıyor.

Bu isyan Van’dan öteki bölgelere de sıçrayınca, daha sonra soykırım iddialarına neden olacak Osmanlının zorunlu göç kararı (tehcir) geliyor. Ancak bu karar sadece Ortodoks Ermenilerine uygulanıyor. İsyana katılmayan Katolik ve Protestan Ermeniler yerlerinde tutuluyor.

Ortodoks Ermeniler, Van’da Kürt ve Türk bütün Müslümanları öldürüp şehri ele geçirince ve isyan öteki bölgelere sıçrayınca, 24 Nisan 1915’te Osmanlı yönetimi, Anadolu’daki bütün Ermeni derneklerinin kapatılmasına ve isyanı destekleyen İstanbul’daki 200 kadar Ermeni aydınının, Çankırı Ayaş’a sürgüne gönderilmesine karar veriyor. Sonra 24 Nisan sürgünleri, burunları bile kanamadan İstanbul’a geri dönüyor.

Görüyorsunuz, gerçek bilgi ve belgeye dayanmayan asılsız iddiaların, tarihçiler tarafından araştırılmasına izin verilmeden, birçok ülkede yasalar çıkarılarak soykırımın yalanının ve 24 Nisanın tanınması işi oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor. Yani AB-D emperyalizmi, yine Ermenileri kullanarak güzel ülkemizi bölmek için tezgahlar kuruyor.

Umarım bu konuda oldukça geç kalınan loby faaliyetlerimizi ve gerçek verilere dayanan araştırmalarımızı, en kısa sürede uluslararası arenada sağduyu sahiplerinin dikkatine sunabiliriz. Devletimiz, hükümetlerimiz, üniversitelerimiz, STK’lar, Türk Tarih Kurumu, askeri ve sivil örgütlerimiz bu konuda işbirliği yaparak ülkemizin haklarını savunmak zorundadır. Aksi halde güzel ülkemizi bölmek isteyen ve bu dönemde AB-D maskesini kullanan emperyalizm, kötü amacına ulaşacaktır.

Sevgi ve saygılarımla (22.04.2013).