UĞURSUZ ÜNİVERSİTE

UĞURSUZ ÜNİVERSİTE  (*)

portresi

 

Suay Karaman

 

 

Değerli katılımcılar,

Adalet ve Demokrasi Haftası olarak adlandırılan 24-31 Ocak arasında başta Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızı anmaktayız. Yitirdiğimiz tüm değerlerin ışıklar içinde yatarak, bizleri aydınlattığı inancıyla hepinizi dostlukla selamlayarak sözlerime başlıyorum.

Cumhuriyet yönetimi, eski tüzükle yönetilen Darülfünun’u Cumhuriyet Devrimlerine uygun bir şekle getirerek, 1 Nisan 1924’te 493 sayılı yasayla İstanbul Darülfünunu’nu kurmuştur. Genç Cumhuriyet yöneticileri, Darülfünun’dan çok şey beklemişler ancak beklediklerini bulamamışlardır. İstanbul Darülfünunu, genç cumhuriyet aydınlanmacılarının beklediği iyileşmeye, gelişmeye ve ilerlemeye ulaşamadığı gibi, yapılan pek çok devrime ya sessiz kalmış ya da karşı çıkmıştır. İşte uğursuz üniversite böylece ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu yüzden eğitim alanında köklü değişiklikler yapılarak, 1 Ağustos 1933’te İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. 1933 Üniversite Devrimi ile yeniden kurulan üniversite, özerk bir yapıya kavuşmamasına karşın belirli dönemlerde atılımlar yaparak, bilimsel niteliğini ve devrimci çizgisini yükseltmiştir.

18 Haziran 1946’da 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu çıkarılarak, üniversiteler hem bilimsel, hem de yönetsel özerkliğe kavuşmuş ve yönetimde katılımcılık ilkesi getirilmiştir. 27 Mayıs 1960 Devriminden sonra 28 Ekim 1960’ta çıkarılan 115 sayılı yasa ile 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu’nun bazı maddeleri özerkliği genişletici şekilde değiştirilerek, katılımcı yönetimi ve demokratikleşmeyi artırıcı nitelikler sağlanmıştır. Üniversitelerin özerk oluşları da, ilk kez 1961 Anayasası’nın 120. maddesinde açık ve net biçimde yazılarak güvence altına alınmıştır. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından 7 Temmuz 1973’te, hem antidemokratik, hem demokratik hükümler içeren 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu çıkarılmıştır. Antidemokratik hükümler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilince, önceki yasalara göre en özgürlükçü yasa konumuna gelmiştir.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra 6 Kasım 1981 tarihli 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu (YÖK) çıkarılmıştır. Bu yasa, Ocak 1981’de Şili’deki faşist cuntanın çıkardığı yasanın kötü bir kopyasıdır. Bu yasayla çağdaş, demokrat ve özerk üniversite yok edilmiştir. Üniversitelerimiz 35 yıldır bu yasayla yönetilerek, uğursuz üniversiteye kalıcı geçiş sağlanmıştır. Bu YÖK dönemini uğursuz üniversite olarak anmak yanlış sayılmaz. YÖK yasasıyla birlikte üniversitelerde toplu tasfiyeler başlamış, akademisyenler susturulmuş, öğrencilere disiplin cezaları verilmiştir. Özerklik tümden ortadan kaldırılmış, yöneticiler atamayla gelmiştir. Üniversite harçları artırılmış ve eğitimin özelleştirilmesinin yolu açılmıştır. Şimdi bu uğursuzlukların bazılarını yakından görelim.

YÖK’ün kurucusu ve 1981-92 arasında on bir yıl YÖK Başkanı olarak görev yapan Prof. Dr. İhsan Doğramacı döneminde üniversiteler açık açık doğranmıştır ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası gerekçe gösterilerek yüzlerce ilerici akademisyenin görevine son verilmiştir. İhsan Doğramacı, üniversitelerden özgür düşünceyi kovmak için pek çok şey yapmış, bilimden ve aydınlanmadan yana olan her şeye savaş açmıştır. İstediği kişilerin, sahte jüri kurarak doçent olmasını bile sağlamıştır. Bir devlet kurumunun başındaki kişi olarak, Bilkent Üniversitesi adıyla ilk özel üniversiteyi kurmuştur. Böylelikle eğitimin piyasalaşması adına önemli bir adım atılmıştır.

Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın ilk basımı 1952’de 14. ve son basımı 2000 yılında yapılan “Annenin Kitabı” başlıklı bir çocuk bakım kitabı bulunmaktadır.  Bu kitabında ABD’li bilim insanı Dr. Benjamin Spock’un (1902-98) ilk baskısı 1946’da yapılan “Çocuk Bakımı ve Eğitimi” (Baby and Child Care) adlı dünyaca ünlü kitabından, kaynak göstermeden alıntılar (aşırma/intihal) yaptığı, ilk kez 29 Kasım 1981 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Uğur Mumcu tarafından yazılmıştı. Bu olayın hukuksal süreci 10 Mayıs 2006 tarihinde Doğramacı lehine sonuçlanmıştır ancak vicdanlarda Doğramacı aklanmamıştır. Bu işin peşini bırakmayan Prof. Dr. Hasan Yazıcı, 15 Nisan 2014’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığı davayı kazandı ve İhsan Doğramacı’nın aşırma (intihal) yaptığına karar verildi. İşte böyle bir kişinin üniversitelerin başına geçmesi, uğursuzluk olarak değerlendirilmelidir. Bu olaydan cesaret alarak, günümüzde de birçok akademisyen aşırma yapmaktadır ve uğursuz üniversitede artık aşırma olağan sayılmaktadır.

Gericiliğe ve tarikatlara bırakılan üniversitelerde imamların da içinde olduğu bazı gruplar, etkinliklere katılmaya başlamıştır. 1994’te Erciyes Üniversitesi’nin açılışını Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz yapmış ve şunları söylemişti: “İlim ve akıl, dini teyit eder. İlmi öğrenin, yayın; gizleyip günaha girmeyin.” Gelinen bu nokta bilimi ve üniversiteyi derinden yaralamış ve küçük düşürmüştü. Ancak tepki veren olmaması, uğursuz üniversitenin hızla yayılmasını sağlamıştır.

Şimdi sizinle ilginç bir örnek paylaşacağım. 2006 yılında TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Prof. Dr. unvanıyla işe başlayan, Çin Halk Cumhuriyeti, Sincan Uygur özerk bölgesinden gelen Alimcan Ziyai adlı bir kişi aynı zamanda üniversitede rektör danışmanı oldu. Bu unvanlarıyla birçok yerde konferanslar veren bu kişinin, Urumçi Üniversitesi ile yapılan yazışmalar sonucunda, lisans eğitiminin bile olmadığı ortaya çıktı. Bu yüzden TOBB ETÜ Rektörlüğü tarafından 2008 yılında görevine son verildi. Bu kişi daha sonra Nisan 2009’da Gazi Üniversitesi, Yabancı Diller Yüksekokuluna, Eski Çince Eğitimi için Yrd. Doç. kadrosuyla alınmak istendi. Ancak jüride bulunan Çin’in Sincan Uygur özerk bölgesinde doğmuş ve Xinjiang Üniversitesi Tarih Fakültesinden mezun olan Doç. Dr. Varis Çakan, Urumçi Üniversitesi ile yazışarak, Alimcan Ziyai’nin makale ve evraklarının sahte olduğunu ve diploması olmadığını belgeleyerek, geçer not vermedi. Bunun üzerine Doç. Dr. Varis Çakan jüriden çıkartılarak, yerine Konya Selçuk Üniversitesi Türk Dili Bölümünden Yrd. Doç. Dr. başka bir akademisyen atandı. Böylece Alimcan Ziyai, Mart 2010’da Gazi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Çince bölümünde Yrd. Doç. Dr. olarak göreve başlatıldı, hem de hiçbir belgesi olmadan! Üstelik 2547 sayılı YÖK yasasına göre, profesör olarak atanan bir kişi, başka bir üniversiteye yardımcı doçent olarak atanamazken…

Günümüzde uzmanlık alanının dışında ders veren, bilgisiz ve yetersiz birçok akademisyenlerin olduğu uğursuz üniversitelerde, sahte diplomaların ve unvanların uçuştuğu, merkezi sınavlarda sahteciliklerin yapıldığı, bilimin nasıl film haline getirildiği, tüm değerlerin para ile ölçüldüğü bir ortamda öğrencilerin bilgi ve kültür düzeylerinin en alt düzeylerde yetiştirildiği tüm açıklığıyla görülmektedir. Aile şirketi gibi olan üniversiteler de vardır; ailenin tüm bireyleri aynı üniversitede akademisyen olarak ya da idari kadrolarda görev yapmaktadırlar.

Sabancı Üniversitesi’nde Prof. Dr. Cemil Koçak, velilere verdiği konferansta “Aslında onbaşı bile olamaz” dediği büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk için şunları söylemişti: “Yarbay Mustafa’nın Çanakkale zaferiyle uzak yakın bir ilişkisi yoktur. Zafer; Alman generali Liman von Sanders’e aittir. İstanbul hükümeti ve Alman generali, Yarbay Mustafa’yı 5-10 kişiyi bile yönetmekten aciz bularak gözden uzak kalsın diye Gelibolu’ya göndermiş. Yarbay Mustafa döneminin en yeteneksiz askeriydi. Tesadüfler ve şansı yaver gitmeseydi, emekli olacak, kahve köşelerinde sürünüp gidecekti.” Ülkesinin yakın tarihini bilmeden tarih konferansı vermeye kalkan böyle bir profesör ile bu akademik unvanları böylelerine verenler, uğursuz üniversitenin görüntüsüdür.

Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fikret Adanır, Hamburg’daki bir panelde sözde Ermeni soykırımını kabul ettirmek için tarihimizi ve arşivlerimizi kirleterek, Türkiye’ye, Osmanlı’ya ve Türkler’e iftira kusarak; “Türkler soykırımı yapmasalardı ulus olamazlardı..” gibi gerçek dışı söylemlerde bulunmuştu.

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Öder, “Yeni Anayasa’dan Türklük kalkmalı. Anayasa’nın temeli din olmalı” demişti. CHP parti meclisinin eski üyesi ve Anayasa Hazırlık Komisyonu çalışma grubunda olan Bertil Emrah Öder, laiklik kavramının tartışmaya açılmasıyla özgürlükler alanının genişleyeceğini ileri sürmüştü.

Koç Üniversitesi’nin düzenlediği “Öz yönetim nedir?” konulu panelde konuşan HDP milletvekili Sabahat Tuncel, PKK teröristlerinin kazdıkları hendekleri savunarak, bu hendekleri neden kazdıklarını ve bu bölgelerde öz yönetimin nasıl geliştirildiğine ilişkin fikirlerini aktardı.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ, İnsan Hakları Haftası dolayısıyla düzenlenen paneldeki konuşmasında; “Hendekler yeni mücadele mekanizmalarıdır. Özyönetim öz savunmayla gelir” ifadesini kullanarak, teröristlerin kazdığı hendeklere övgüler yağdırdı. Bu gibi panellerin olduğu uğursuz üniversitelerden ve diğer uğursuz üniversitelerden bazı uğursuz akademisyenler de, yayınladıkları bildirilerle, PKK terör örgütüne desteklerini sunmuşlardır.

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı’nın, Tayyip Erdoğan’ın elini öpmek için yerlere kadar eğilmesi, üniversitelerin ortaçağ karanlığındaki medreselere doğru kayarak, uğursuzlaştığını göstermesi açısından önemlidir. Muş, Alpaslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç; “Düşünebiliyor musunuz, amfide film gösterimleri, tiyatrolar, konserler düzenliyorlar..” diyerek ODTÜ yönetimini hedef alan söylemleri de uğursuz üniversite içinde değerlendirilmelidir.

Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu’nun, çocuk pornosu arşivlediği ortaya çıkarılmıştı ve bu akademisyenin yabancı dergilerde tek bir yayını olmadan Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyeliğine atandığı belirlenmişti. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker’in söylemleri insanın kanını donduracak niteliktedir: “Kadın yüzünü de kapamalı, Kadının evden çıkması caiz değil, Saç boyama caiz değil, Parfümlüye cennet haram, Dekolte giyinen, tahrik eden kadının tecavüze uğraması sürpriz değil.”

Şimdi Diyanet İşleri Başkanı ki kendisi de akademisyendir, uğursuz üniversitelerde bir moda başlattı: her üniversiteye cami yapımı kampanyası. Bilim yuvalarına, ibadet yerleri yapılması için düğmeye basıldı ve uğursuz üniversiteler cami yapma yarışına başladılar. Hatta Ege Üniversitesi kampüsünde cami yapılabilmesi için imar planında değişiklik bile yapıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in; “Sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekün bir savaşın içine soktu.” söylemi, aklı örümcek ağıyla sarılmış bir ilahiyat profesörü için normal görülebilir. Aydınlanma Devriminden payını alamayanların bulunduğu uğursuz üniversite, ülkemizi hızla ortaçağ karanlığına sürüklemektedir.

Son günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan insanlıkla, vicdanla, ahlakla bağdaşmayacak açıklamalar gelmektedir. Laik ülkede fetva adı ile topluma yutturulmak istenen bu saçmalıklardan bazıları şunlardır:

  • Nişanlılar el ele tutuşamaz,
  • Müslüman bir kişi Alevi bir kızla evlenemez,
  • Babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir.Ülkemizde 196 kamu ve özel üniversite bulunmaktadır ve içlerinde 86 ilahiyat fakültesi vardır. Bu fakültelerde üç binin üzerinde akademisyen çalışmaktadır. Ama hepsi uğursuz üniversite üyesi olduğu için, bu saçmalıklara seslerini çıkartamamaktadırlar.

Uğur Mumcu’nun 27 Haziran 1975’te Kanıksamak” adlı yazısında “Demokratik bir toplum için en büyük tehlike, yolsuzluklara, karanlık cinayetlere ve haksızlıklara karşı kamuoyunun duyarlığını yitirmesidir. Yaşadığımız olaylar demokrasimiz için bir utanç sayfasının kanlı satırlarıdır. Unutmayalım ki bazı insanlar cinayetlere, haksızlıklara ve yolsuzluklara susarak da katılmış olurlar.” sözlerini anlayamayan uğursuz üniversite ve akademisyenleri ile sorunları aşmak olanaksızdır.

Anayasa Mahkemesi kararlarına göre siyasal İslam’ın simgesi olan türban ile bugün yükseköğretimde derslere girmek yasaktır. Bu konuda Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da, siyasal İslam’ın simgesi olan türbana geçit vermemektedir. Ancak Ege Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü, türbanlı öğrencileri sınıfa almadığı gerekçesiyle açılan davada, iki yıl bir ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Öbür benzer davaları da sürmektedir. Uğursuz üniversite budur işte.

YÖK’ün ağır baskısı sonucunda, üniversite personeli suskun duruma getirilmiştir. Ülkemizde hukuk yok edilirken, hukuk fakültelerinden ses çıkmamaktadır. Sanat katledilirken, güzel sanatlar fakültelerinden ve konservatuvarlardan ses duyulmamaktadır. Buna benzer daha birçok örnek sıralanabilir. Her şeyin para karşılığı olduğu bu uğursuz üniversitelerle, ülkemizin aydınlığa kavuşacağına inananlar, en basit deyimle saftırlar.

Üniversite, gençlere yalnızca bilgi veren yer değil, yaşamda doğru davranış yolunu bulmaya çalıştıran, bunun için de düşünme alışkanlığı veren yerdir. Uğursuz üniversiteler, Uğur Mumcu’nun fikirlerini özümseyen yurtsever akademisyenlerle aydınlanacak, uğurlanacaktır. Bundan hiç kuşkunuz olmamalıdır, Atatürk’ün ilke ve devrimleri yolumuzu aydınlatacaktır. Uğurlu, aydınlık ve çağdaş üniversitelerde buluşmak üzere hepinize saygılarımı sunuyorum.

İlk Kurşun Gazetesi, 1 Şubat 2016.
(*) 23. Adalet ve Demokrasi Haftası çerçevesinde 28 Ocak 2016’da TÜMÖD’ün düzenlediği “Uğur’suz Üniversite ve Gençlik” adlı etkinlik konuşması.

======================================

Dostlar,

23. Adalet ve Demokrasi Haftasını dün kapatmıştık.. Ancak çok değerli dostumuz, düşün ve eylem insanı, 27 Mayıs Devrimcilerinden Suphi Karaman‘ın oğlu Gazi Üniversitesi Öğr. Gör. sevgili Suay Karaman‘ın yukarıdaki yazısını paylaşmadan edemezdik. Bize bu gün ulaştı ve bu çok önemli derlemeyi mutlaka site okurlarımıza sunma gereği duyduk. Bu yazı, tarihçileri açısından önemli bir not düşeüme işlevi de taşıyor. Bizim de üyesi olduğumuz TÜMÖD’ün Genel Yazmanı olan Sayın Suay Karaman’a salt yüreklilikle konuşmakla kalmayıp bir de konuşma içeriğini yazılı metne dönüştürdüğü ve yayımlayarak paylaştığı için teşekkür etmeliyiz ve ediyoruz..

Biz de bu sürece yakından tanıklık ettik. 1971’de 4936 sayılı Üniversiteler yasasına göre tıp öğrencisi olduk. 1973’te 1750 sayılı Üniversiteler yasası sürecinde tıp eğitimimizi tamamladık ve asistanlığımızda Ankara’da TÜMAS üyesi olduk.. 12 Eylülcüler 2547 sayılı YÖK düzenini getirdikten sonra (6 Kasım 1981) 1988’de İdari Yargı kararıyla Üniversite’ye atanarak öğretim üyesi olduk.. Sistemle boğuşa boğuşa ilerledik.. Doçentliğimiz de yargı kararıyla alınabildi.. Bu 2 süreci değişik zamanlarda sitemizde yazdık. Doğramacı biz Hacettepe’de öğrenci ve asistan iken rektör idi.. Öğretim üyeliğine başladıktan sonra  da yıllarca YÖK başkanı olarak gene “patronumuz” (!) idi.. Tanık olduğumuz öyle çok olay var ki.. Zaman zaman bu sitede yansıttık. Emekliliğimiz yaklaştı (Kasım 2020) ama özerk – özgür bir üniversitede keyifle çalışamadık. Özgürlük alanımızı, dğerlerimizi bizler yaratmaya, genişletmeye çabaladık hep..

Yitiren ülke ve kuşaklar olmuştur ve giderimi (telafisi) neredeyse olanaksızdır.
Ancak AYDINLANMA kazanacaktır yine de.. Bizler, Mustafa Kemal’in çocukları olarak;

15 Temmuz 1921, Sakarya Savaşı sürerken Ankara’da Maarif Kongresi toplayan Mustafa Kemal Paşa’nın şu yönergesi (direktifi) rehberimiz oldu, olmayı sürdürecek :

  • “Ulusal bir eğitim programından söz ederken, eski devrin bütün hurafelerinden sıyrılmış, Batı’dan ve Doğu’dan gelen yabancı etkilerden uzak ve ulusal yapımızla uyumlu bir kültür kastediyorum.”

    Büyük ATATÜRK‘ün 1 Kasım 1937 TBMM konuşmasındaki sözleri de :

  • “..Büyük Davamız, en uygar ve en kalkınmış Millet olarak varlığımızı yükseltmektir.
    Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde köklü, bir inkilap yapmış olan Büyük Türk Milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda başarmak için fikir ve hareketi beraber yürütmek zaruriyetindeyiz. Bu teşebbüste başarı, ancak türeli bir planla ve en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Bu nedenle, okuyup yazmak bilmeyen tek vatandaş bırakmamak; memleketinin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanı yetiştirmek; memleket davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak fert ve kurumları yaratmak; işte bu önemli ilkeleri en kısa zamanda sağlamak, Kültür Bakanlığının üzerine aldığı ağır zorunluluklardır.

    İşaret ettiğim ilkeleri, Türk Gençliğinin beyin yapısında ve Türk Milletinin bilincinde daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksekokullarımıza düşen başlıca görevdir..”

Sevgi ve saygı ile.
1 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ÖZEL BÜRO 9. YILINI BİTİRDİ!

ÖZEL BÜRO 9. YILINI BİTİRDİ!

SAYIN İLGİLİ;

GRUBUMUZUN KURULUŞUNDA 9. YILIMIZI KUTLUYORUZ. BU SÜRE IÇERISINDE SIZLERE HEP DOĞRU BILGI VERMEYE ÇALIŞTIK. HAZİRAN 2007’DEN
YANİ 9 YILDAN BU YANA SIZLERLE ON BINLERCE PAYLAŞIM YAPTIK.

DILE KOLAY ! ON BİNLERCE KEZ SIZE EVINIZE, BILGISAYARINIZA MISAFIR OLUYORUZ. SIZLERE BUGÜNE KADAR BILGININ EN KAPSAMLISINI, DOĞRUSUNU ILETMEYE GAYRET ETTIK.

Displaying image002.png

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU EN DOĞRU, EN KAPSAMLI, EN ÇEŞITLI BILGININ PAYLAŞILDIĞI BIR PLATFORMDUR.

SADECE  BELLI BIR SIYASI GÖRÜŞÜ DEĞIL HER SIYASI GÖRÜŞTEN,
HER FRAKSIYONDAN HER PENCEREDEN BILGININ PAYLAŞIMININ YAPILDIĞI
BIR ORTAMDIR.

SAYIN İLGİLİ;

1991 YILINDAN BERİDİR GRUP OLARAK DEVLETE ÖNEMLİ İSTİHBARİ HİZMETLER VERİYORUZ. 2007 HAZİRAN AYINDA İSE İNTERNET ÜZERİNDE ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’NUN PAYLAŞIM PLATFORMLARINI KURDUK VE BU GRUP ILE KAMU YARARINA BIR ÇOK PROJE GERÇEKLEŞTIRDIK.

İNTERNETTE, GÖNÜLLÜ ÜYELERİMİZİN KATILIMI İLE BİR ÇOK KAMPANYA YAPTIK.

  • YOUTUBE KAMPANYASI 
  • SOSYAL KAMPANYALAR 
  • KIBRIS, RUM VE YUNAN ADASI DEĞİLDİR” KAMPANYALARI 
  • SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA ÇEŞİTLİ KAMPANYALAR 
  • TERÖR ÖRGÜTLERİNİN TÜM DÜNYADA PASİFİZE EDİLMESİ İÇİN ÇEŞİTLİ KAMPANYALAR 
  • GÜNEYDOĞU’DAKİ İLKÖĞRETİM OKULLARI İÇİN KİTAP TOPLAMA KAMPANYASI 
  • ÖRNEĞİN, YOUTUBE KAMPANYALARINDA, PKK TERÖR ÖRGÜTÜ SEMPATİZANLARI TARAFINDAN ULUSLAR ARASI VİDEO PAYLAŞIM SİTESİ YOUTUBE’A KONULAN, BAŞTA ATAMIZ OLMAK ÜZERE, CHP ESKİ GENEL BAŞKANI SAYIN DENİZ BAYKAL’IN, MHP LİDERİ SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN VE BİR ÇOK SİYASİ PARTİ LİDERİMİZ İLE İLGİLİ KARALAYICI VE HAKARETAMİZ MONTAJ GÖRÜNTÜLERİNİN KALDIRILMASI İÇİN 2005 VE 2006 YILLARINDA SİTE NEZDİNDE GİRİŞİMLERDE BULUNDUK.

 Displaying image010.jpg

AMA ŞİMDİ AKP HÜKÜMETİ DAHA İŞİN YENİ FARKINA VARIYOR VE SİTE İÇİN DAHA YENİ YENİ ÖNLEM ALMAYA ÇALIŞIYOR.

Displaying image011.jpg

BİZ BU ÇALIŞMALARI TAA 2005’TEN BERİDİR YAPIYORUZ. ÜSTELİK HÜKÜMETİN YAPACAĞI İŞİ YAPMAMIZA RAĞMEN !

  • BUNLARIN YANI SIRA, RESMİ KURUMLARA, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN HACKER’LARI KONUSUNDA YARDIMCI OLDUK. BÖLÜCÜ HACKER’LAR İÇİN ÖNLEM ALINMASINI VE YAKALANMASINI SAĞLADIK. 

PKK VE DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİNİN YURT DIŞINDAKİ WEB SİTELERİNİ HACK’LEYEREK İŞLEMEZ HALE GETİRDİK VE KULANDIKLARI MAIL ADRESLERİNİ KIRARAK BURADAKİ YAZIŞMALARI RESMİ İSTİHBARAT KURUMLARINA İLETTİK.

cid:image012.jpg@01CE3579.CE653FE0

YUKARIDAKİ HABER KÜPÜRÜNDE, PKK’LI HACKER’LARIN İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI HERON’LARI DÜŞÜRMEK İÇİN CİHAZ GELİŞTİRDİĞİ YAZIYOR.

İŞTE BİZ PKK’LI BU HACKER’LARLA MÜCADELE ETTİK VE ÇALIŞMALARINI DEŞİFRE EDEREK RESMİ KURUMLARIMIZA AKTARDIK.

Displaying image003.jpg

AMA İRONİK OLARAK GRUP SÖZCÜMÜZ ERKUT BEY, DEVLETE YAPMIŞ OLDUĞU HİZMETLER GÖZARDI EDİLEREK ERGENEKON DAVASINDA 36 AY
1 HAFTA TERÖRİST ZANNIYLA TUTUKLU KALDI.
O DA AYRI BİR KONU.. 

ERKUT BEYİN TÜRKİYE GAZETESİ İLE YAPMIŞ OLDUĞU VE ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALARIN BULUNDUĞU RÖPORTAJI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ.

Displaying image016.jpg

  • AYRICA PKK’NIN YAYIN ORGANI ROJ TV’NİN KAPATILMASI İÇİN ULUSLAR ARASI YAYIN BİRLİĞİ (EURO BROADCAST)‘NE DEFALARCA MAIL GÖNDERDİK VE PKK’NIN SÖZCÜSÜ GİBİ YAYIN YAPAN KANALIN KAPATILMASI ÇAĞRISINDA BULUNDUK.

WWW.YOUTUBE.COM ADLI WEB SİTESİNDE, MİLLİ DEĞERLERİMİZ VE DEVLET ADAMLARIMIZ İLE İLGİLİ, AŞAĞILAMA AMAÇLI ÇOK KÖTÜ MONTAJLANMIŞ RESİM VE VİDEOLAR VARDI.

Displaying image005.jpg

ÖRNEĞİN ATA’MIZIN BİRÇOK FOTOĞRAFINDA VE VİDEOSUNDA, BAŞ FOTOĞRAFI KESİLEREK YERİNE (ÇOK AFEDERSİNİZ)GAY” RESİMLERİ KONULMUŞTU.

BUNU FARKETTİĞİMİZDE, HEMEN YOUTUBE SİTESİ YETKİLİLERİNE AYNI ANDA BİNLERCE MAIL GÖNDEREREK BU TÜR VİDEOLARIN KALDIRILMASINI SAĞLADIK.

YİNE AYNI ŞEKİLDE DİĞER PARTİ LİDERLERİ İLE İLGİLİ DE BENZER MONTAJ VİDEOLAR VARDI VE BİZ SİTE ÜZERİNDE BASKI KURARAK, BUNLARIN DA KALDIRILMASINI SAĞLADIK VE EMNİYET YETKİLİLERİNE BU HUSUSTA DEFALARCA BİLDİRİM YAPTIK. 

BUGÜN İSE ULAŞTIRMA BAKANLIĞI, BU SİTEYE ÖFKE KUSUYOR VE SİTENİN TÜRK HUKUK SİSTEMİNE KARŞI SAYGILI OLMADIĞINI SÖYLÜYOR.

HALBUKİ, BİZ DAHA O ZAMAN BU KONUDA, İLGİLİ RESMİ KURUMLARA BİRÇOK BAŞVURUDA BULUNUP ÖNLEM ALINMASINI TALEP ETMİŞTİK. ARADAN GEÇEN
7 SENEDEN SONRA HÜKÜMETİN RESMİ YETKİLİLERİ, DURUMUN DAHA YENİ FARKINA VARDILAR.

YANİ, O ZAMAN DAHA İKTİDAR PARTİSİ DURUMA EL KOYMAMIŞKEN,
BİZ
ÖZEL BÜRO OLARAK MİLLİ DEĞERLERİMİZE VE ATA’MIZA SAHİP ÇIKTIK. 

ONURUMUZ VE MİLLİ DEĞERLERİMİZ İLE OYNAYAN, HAKARET EDEN VE AŞAĞILAYAN BÖLÜCÜ KESİMLERE KARŞI HAKLI MÜCADELEMİZİ
ORTAYA KOYDUK.

AYNI ŞEKİLDE, SOSYAL KAMPANYALAR YAPTIK. ÖRNEĞİN, SOKAK HAYVANLARINI KORUMAK İÇİN GÖNÜLLÜLERİ ORGANİZE ETTİK. 

KAMPANYALARIMIZA WWW.CHANGE.ORG SİTESİNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.

Displaying image007.png
 

YİNE AYNI ŞEKİLDE, SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK VE GEREK YERLİ GEREKSE YABANCI MUHATAPLARINA MAIL OLARAK GÖNDERDİK.
 Displaying image008.jpg

YİNE AYNI ŞEKİLDE, YABANCI MAKAM VE İLGİLİLERE, KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN VE KIBRIS ADASININ BİR YUNAN ADASI OLMADIĞINI VE TÜRK ASKERİNİN İŞGAL İÇİN DEĞİL, HEM RUM TARAFI HEM DE TÜRK’LER İÇİN BARIŞ AMACIYLA ADADA BULUNDUĞUNU KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

Displaying image013.jpg

ADADA BULUNAN ASKERLERİMİZİN ORADA BARIŞ İÇİN BULUNDUĞUNU VE İŞGALCİ OLMADIKLARINI SÖYLEDİK VE BU KONUDA YAPILAN ANTİ-PROPAGANDALARA ENGEL OLDUK. 

AYRICA, KARA PARA TRAFİĞİ KONUSUNDA DA DEVLETE ÖNEMLİ HİZMETLER SAĞLADIK. 

YİNE AYRICA, YOLSUZLUKLAR VE USÜLSÜZLÜKLER KONUSUNDA DA BİRÇOK KAMPANYA YAPTIK.

Displaying image014.jpg

AK PARTİ’NİN VE BAŞBAKAN’IN YOLSUZLUKLA İLGİLİ TÜM SES KAYITLARINI BURADAN TOPLUCA İNDİREBİLİRSİNİZ. HANGİ SES KAYITLARI OLDUĞUNU EK’TEKİ DOSYADAN GÖREBİLİRSİNİZ.

YOLSUZLUKLAR KONUSUNDA, KENDİ İMKANLARIMIZLA, GEREK ÜYELERİMİZDEN GELEN DUYUMLARI, GEREKSE KENDİ TESPİTLERİMİZLE EDİNDİĞİMİZ BİR ÇOK BİLGİYİ YİNE DEVLETİN RESMİ VE GÜVENLİK BİRİMLERİNE BİLDİRDİK.

2001-2008 TARİHLERİ ARASINDA MİT, JANDARMA VE EMNİYET İSTİHBARAT DAİRESİNE, ÇALIŞMA KONULARINA GÖRE AYRI AYRI, TOPLAMDA 1,324 ADET İHBAR GRUBUMUZCA GÖNDERİLMİŞTİR.

DEVAM EDELİM ….

SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN “DAĞITIM KOMİTELERİ“ ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK. 

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA, BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

Displaying image020.jpg

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN, YURT DIŞINDA LANSE EDİLDİĞİ GİBİ GİTAR ÇALAN SEMPATİK KIZLARIN OLDUĞU “BİR ÖZGÜRLÜK HAREKETİ” OLMADIĞINI ANLATTIK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN, BEBEKLERİ BİLE KUNDAKLARINDA KATLEDEN ALÇAK BİR TERÖR ÖRGÜTÜ OLDUĞUNU ANLATTIK. 

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NE, MÜTTEFİK DOSTLARIMIZIN VERDİKLERİ SİYASİ VE LOJİSTİK DESTEĞİ SONA ERDİRMELERİNİ İSTEDİK. 

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN, YURT DIŞINDA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ KİSVESİ ADI ALTINDA AÇILAN VE PKK MİLİTANLARININ KURDUĞU ÇEŞİTLİ SUÇ BÜROLARINI KAPATMALARI ÇAĞRISINDA BULUNDUK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN, YURT DIŞINDA, TÜRK VE KÜRT İŞADAMI VE ESNAFLARINDAN ZORLA HARAÇ ALDIĞINI, SİLAH KAÇAKÇILIĞI, GÖÇMEN, FUHUŞ VE UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPTIĞINI, HATTA AVRUPA’DA İLLEGAL YOLLARDAN ELDE ETTİĞİ VE TAMAMI KARA PARA OLAN 220 MİLYON EURO’NUN ÇEŞİTLİ YOLLARLA AKLANDIĞINI VE BU DURUMUN AVRUPA İSTİHBARAT VE POLİS YETKİLİLERİ TARAFINDAN BİLİNMESİNE RAĞMEN ÖZELLİKLE ENGELLENMEYEREK ÖRTÜLÜ DESTEK VERİLDİĞİNİ ANLATTIK. 

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN, DANİMARKA’DAN YAYIN YAPAN ROJ TV İLE DİREKT İRTİBATININ BULUNDUĞUNU, HATTA BU TELEVİZYON KANALINDAN ÖRGÜT ELEMANLARINA TALİMATLAR VERİLDİĞİNİ, ANCAK DANİMARKA İSTİHBARAT VE GÜVENLİK YETKİLİLERİNİN BU DURUMU BİLMESİNE RAĞMEN “DELİL YOK” DENİLEREK YAYINA SON VERMEDİKLERİNİ SÖYLEDİK. BU KONU25.MAYIS.2010 TARİHLİ NTV’NİN AKŞAM BÜLTENİNDE DE YER ALMIŞTIR. DANİMARKALI GAZETECİCARL ERIC STOOUGARD, BASIN DEMECİNDE, DANİMARKA İSTİHBARATININ, PKK’YA ÖRTÜLÜ BİR DESTEK VERDİĞİNİ VE ROJ TV’NİN KAPATILMASINI ENGELLEDİĞİNİ İLERİ SÜRMÜŞTÜR. 

YİNE AYNI ŞEKİLDE, SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

Displaying image019.jpg

BU TARİHİ BELGELER, PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER, 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,, 6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

İŞTE SAYIN ÜYELER, KURULDUĞUMUZDAN BU YANA SADECE VE SADECE ÜLKEMİZİN BEKAASI İÇİN ÜZERİMİZE DÜŞEN VATANSEVER SORUMLULUĞU YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞTIK. SİZLERE EN DOĞRU EN DETAYLI BİLGİYİ İLETMEYE ÇALIŞTIK. ÜLKEMİZİN EN SORUNLU KONULARI İLE İLGİLİ KAMPANYALAR YAPTIK.

ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİ İÇİN TERÖR ÖRGÜTLERİNE SIZDIK, HATTA PKK GİBİ ÖRGÜTLERİN TÜM SANAL AĞINI VE E-POSTALARINI HACK’LEYEREK UZUN YILLAR HABERLERİ BİLE OLMADAN YAZIŞMALARINI TAKİP ETTİK, YABANCI SERVİSLER VE AJANLARI İLE İRTİBATLARINI DEŞİFRE ETTİK VE TÜM BUNLARI MİT GİBİ RESMİ KURUMLAR İLE BİRLİKTE BAŞARDIK. TÜM BU FAALİYETLERİMİZ ERGENEKON DAVASININ DELİL KLASÖRLERİNDE AYRINTILARI İLE YER ALIYOR BAKMAK İSTEYENLER İÇİN. 

AMA BİR GÜN KALKTIĞIMIZ DA BAKTIK Kİ KENDİMİZ TERÖRİSTMİŞİZ
HEM DE GENELKURMAY BAŞKANININ TERÖRİST BAŞI OLDUĞU BİR ÖRGÜTTE .

SAYIN İLGİLİ,

Displaying image009.png

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU KEMALİST BİR GRUPTUR, ANCAK BİZLERBİZE AİT MAIL GRUPLARINDA TEK TİP BİLGİ VERMEK İSTEMİYORUZ. YANİ BURASI SADECE KEMALİSTLERİN BULUNDUĞU BİR GRUP OLSUN İSTEMİYORUZ.

İSTİYORUZ Kİ HERKES ÖZGÜRCE FİKRİNİ PAYLAŞSIN, TABİ GRUP KURALLARINA UYMAK ŞARTIYLA.

BİR AKP’Lİ DE BİR BDP’Lİ DE PROPAGANDA YAPMAMAK, İFTİRA ATMAMAK, YALAN SÖYLEMEMEK ŞARTIYLA FİKRİNİ DİLE GETİRSİN.

AYNI GÖRÜŞE SAHİP İNSANLARIN BERABERCE ÇALIP SÖYLEDİĞİ BİR GRUP OLMASIN DİYE UĞRAŞIYORUZ.

FARKLI BİLGİDEN ZARAR GELMEZ.

DAHA DOĞRUSU EĞER DOĞRU İSE BİLGİ’DEN ZARAR GELMEZ. OKUYUN GEÇİN. EĞER SİZİN GÖRÜŞÜNÜZÜ YANSITMIYORSA YADA TAM TERSİ BİR GÖRÜŞE SAHİPSENİZ VE EĞER BİZDEN BÖYLE BİR MAIL GELMİŞSE SİLİN GİTSİN. NEDEN ELEŞTİRME YOLUNA GİDİYORSUNUZ. BİZ HER TÜRLÜ DÜŞÜNCENİN FARKLI DA OLSA BİZİ ZENGİNLEŞTİRDİĞİNE İNANIYORUZ. AZ ÖNCE DE SÖYLEDİĞİMİZ GİBİ BİZ GRUP OLARAK “KEMALİST” GÖRÜŞE MENSUBUZ. AMA YANDAŞ MEDYAYI DA OKUYORUZ, BİR ABD BASININI DA BİR ALMAN BASININI DA  BİR YUNAN BASININI DA OKUYORUZ.

OKUDUĞUMUZ HER GÖRÜŞE KATILMASAK TA PAYLAŞMANIN HİÇ BİR ZARARI OLMADIĞINA DA İNANIYORUZ AYNI ZAMANDA. HEPİMİZ YETİŞKİNİZ. DOLAYISIYLA FARKLI BİR GÖRÜŞÜ OKUDUĞUMUZDA NASIL Kİ FİKRİMİZ DEĞİŞMEZSE PAYLAŞTIĞIMIZDA DA O FİKRİ YAYMAK GİBİ BİR AMACIMIZ YOKTUR.

AMACIMIZ SİZİN SADECE AYNI TARZ, AYNI TÜR BİLGİLER DEĞİL FARKLI KAYNAKLARDAN FARKLI GÖRÜŞ YANSITAN “Kİ BU BAZEN YANDAŞ MEDYA DA OLABİLİR”  BİLGİLER EDİNMENİZİ SAĞLAMAK VE BÖYLECE PERSPEKTİFİNİZİ GELİŞTİRMENİZE KATKIDA BULUNMAKTIR.

KISACASI, UZUN LAFIN KISASI;

cid:image017.jpg@01CE3579.CE653FE0

ERKUT ERSOY
ÖZEL BÜRO SÖZCÜSÜ

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU, MİLLİ MENFAATLERE SAHİP ÇIKAN, BU UĞURDA KURUCUSU VE ÜYELERİ HAPİS YATMIŞ — EMEKLİ ÖZEL HAREKÂT DAİRE BAŞKANI İBRAHİM ŞAHİN, ESKİ ÖZEL KUVVETLER ALAY KOMUTANI EMEKLİ ALBAY LEVENT GÖKTAŞ GİBİ — UZUN SÜRE ERGENEKON DAVASININ TUTSAĞI OLMUŞ YURTSEVERLERİN BULUNDUĞU BİR BİLGİLENME VE BİLGİLENDİRME PLATFORMUDUR. BU GRUPTA KURALLARA UYMAK ŞARTIYLA HER GÖRÜŞ ÖZGÜRCE PAYLAŞILABİLİR. AMA

GRUBUMUZUN TEK BİR ÇİZGİSİ VARDIR O DA KEMALİZM’DİR.

BUNUN BÖYLE BİLİNMESİNİ RİCA EDER, İYİ PAYLAŞIMLAR DİLERİZ.

ÖZEL BÜRO GRUBU YÖNETİMİ

Displaying image001.jpg

WEB SİTEMİZ :
BLOG’LAR
www.ozel-buro-istihbarat.com
http://ozel-buro.weebly.com

https://stratejikistihbarat.wordpress.com
http://derinistrateji.wordpress.com
http://istihbaratalani.wordpress.com
http://istihbaratsahasi.wordpress.com
http://derinistihbarat.wordpress.com
http://stratejikoperasyon.wordpress.com

YAHOOGROUPS :

http://groups.yahoo.com/group/Ozel-Buro 

GOOGLEGROUPS :

https://groups.google.com/forum/#!forum/ozel-buro-istihbarat 

FACEBOOK :

www.facebook.com/ozel.buro
https://www.facebook.com/specialbureautr 

TWITTER :
https://twitter.com/TC_OZEL-BURO
https://twitter.com/TC_istihbarat
https://twitter.com/SpecialBureau
https://twitter.com/AntiniKuntin

==================================

Dostlar,

ÖZEL BÜRO‘ya çok değerli ve yurtsever hizmetleri için teşekkür borçluyuz 10. yılında.
Yurtsever ve nitelikli emeklerinin sürmesini dileriz..

Sevgi ve saygı ile.
17 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Türker Ertürk: SAVUNMAMDIR

portresi_adiyla

 

 

Türker Ertürk: SAVUNMAMDIR

2010 yılında Tuğamiral rütbesindeyken istifa ederek mesleğimden ayrıldım.
Ayrılmamın nedeni, bugün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından da sıkça söylenen
ama zamanında “savcısıyım ve arkasındayım” dediği kumpas operasyonlarıydı.

Kumpas, en başta Deniz Kuvvetlerini ve onun subay kaynağını oluşturan Deniz Harp Okulu’nu hedef alan, esas itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini itibarsızlaştırmaya, bir bölümünü içeri atarak ve tasfiye ederek geri kalanını sindirmek maksadıyla yapılan operasyonlar manzumesiydi (AS: demetiydi, bütünüydü).

İşte bu operasyonlar sırasında 2008-2010 arasında Deniz Harp Okulu Komutanı olarak kumpasın merkezinde görev yaptım.

İstifa ettiğim 2010’dan beri gazetecilik yapmaktayım. Aydınlık Gazetesi ile İngiltere, Fransa, Amerika, İsveç, Danimarka, Almanya ve Türkiye’de yayın yapan 20’yi aşkın gazete ve
internet sitesinde yazılarım yayınlanmaktadır. Bu süre içinde çok sayıda yerli ve yabancı
çeşitli TV ve radyo programlarına katıldım.

Ayrıca yine bu süre içinde 55 bin kilometre yol yaparak Türkiye’de ve Türklerin yoğun yaşadığı yabancı ülkelerde, siyaset, güvenlik, denizcilik, strateji, jeopolitik, “sözde Ermeni soykırımı”, Atatürk ve Türk Devrimleri konularında 270 konferans ve panele konuşmacı olarak katıldım. 271’inci konferansımı 5 Mayıs 2015 Salı günü İzmit’te Türk Ocağı’nda “Türkiye Nereye Gidiyor?” konusunda vereceğim.

Gazeteciliğimin yanında aktif olarak 2010’dan beri siyasetle uğraşmaktayım.
31.05.2014’te Tekirdağ’da konuşma yaptığım esnada CHP üyesiydim.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, sıradan bir yurttaş ve seçmen olmanın yanında
aktif bir gazeteci ve siyasetçiyim.

Kumpas ile yaratılan ihanete, haksızlığa, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan düşmanlığa, gayri hukuki (AS: hukuk dışı) bir biçimde zindanlara atılan askerlere sahip çıkmak ve toplumsal farkındalık sağlayabilmek için her hafta cumartesi günleri saat 13 00’de
ülke genelinde yapılan “Sessiz Çığlık” eylemlerinin yıldönümünde konuşma yapmak için
davet üzerine Tekirdağ’a gelmiştim.

Konuşmam sırasında o tarihte Başbakan olan Erdoğan’a hakaret etmedim. Konuşmamda
hakaret kastım asla olmamıştır. Yalnızca ülkenin mevcut durumu hakkında siyasal bir değerlendirmede bulundum.

Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na hakaret etmedim. Her şeyden önce eğitimim, öğretimim ve devlet terbiyem buna müsait değil. 14 yaşından beri devlet terbiyesi ile büyüdüm.
Bir sınıf büyüğüme “Efendim” derim. Devlet hiyerarşisinde onu geçsem ve üstünde olsam bile! Bir devlet büyüğünü idari ve yönetimsel tasarrufları nedeniyle en acımasız biçimde eleştiririm ama hakaret asla etmem. Nerede nasıl davranılması ve konuşulması gerektiğini iyi bilirim. Deneyimim ve sicilim bunun kanıtıdır. Ülkemi, hem yurt dışında hem yurt içinde her düzeyde temsil ettim.

31.05.2014’te Tekirdağ’da “Sessiz Çığlık” eyleminde yaptığım konuşmada bir siyasetçi olarak
o zaman Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ı eleştirdim ve “Faşist ve Diktatör” olarak niteledim.

O gün Gezi Olaylarının da yıldönümüydü. İstanbul’dan Tekirdağ’a giderken gördüğüm manzara tam anlamıyla antidemokratikti ve polis devleti görüntüsü içindeydi. Her noktada polisler ve ellerinde uzun namlulu silahlar vardı. Vapur, metro ve tramvay seferleri iptal edilmiş, kentte adeta sıkıyönetim ilan edilmiş gibiydi. Her taraf polis kaynıyordu! Bu görünüm
demokratik ülkelerde rastlanabilecek bir manzara değildi!

Bu durumdaki güzergahlardan geçerek Tekirdağ’a geldim ve konuşmamı yaptım.
Erdoğan herhangi birisi değildi, o siyasetçiydi! Eleştirilere açık ve dayanıklı olmalıydı. Konuşmam sırasında kullandığım “Faşist ve Diktatör” ifadeleri bir siyasetçi ve gazeteci olarak yaptığım değerlendirmelerimdi.

Sözlükler, Faşist kelimesini “Salt kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanan ve öbür insanların düşüncesine saygı göstermeyen hatta insanları da kendi gibi düşünmeye zorlayana denir.” olarak açıklamaktadır. Ben bu bağlamda Başbakan Erdoğan’ın
idari tasarruflarını eleştirdim ve niteledim.

Erdoğan yaptığı konuşmalarda sık sık yargıyı faaliyetleri için sorun olarak görüyor “yargı bize engel olmazsa” daha iyi hizmet yapacağını söylüyor. Ayrıca Demokrasinin olmaz ise olmazı olan Güçler Ayrımını kıyasıya eleştiriyor. Hangi demokratik ülkenin bir siyasisi veya üst düzey yöneticisi yargıyı icraatlarına (AS: icraat zaten icra’nın çoğulu..) engel olarak görebilir ve Güçler Ayrımına itiraz edebilir?

Erdoğan, Başkan olmak ve tüm yetkileri kendinde toplamak istiyor.
Ama dünyadaki örnekleri gibi değil, bize özgü olsun istiyor. Demokratik ülkelerde, örneğin ABD’de Başkanlık sisteminin kontrol ve denetleme mekanizmaları vardır. Bunların
en önemlisi keskin Güçler Ayrımı, çift meclis ve yüksek yargıdır. Fakat Erdoğan bunlar olmadan Başkanlık sistemi istiyor. Bunun adı dünyanın her tarafında siz kabul etseniz de etmeseniz de Diktatörlüktür. Ben bu görüşleri ve eylemleri nedeniyle “Diktatör” dedim. Hakaret kastım asla olmamıştır.

Dünyanın saygın dergilerinden, The Economist, demokrasi endeksinde belli kriterler
(AS: ölçütler) üzerinden yapılan değerlendirmede “Türkiye’nin hızla otoriter rejime doğru
yol aldığı” sonucuna ulaşmış ve Türkiye’yi endekste Kenya ve Uganda’dan sonra 98’inci sıraya yerleştirmiş. Dergi yazısında “Erdoğan’ın 2014’te Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi,
Türkiye’nin demokratik kurumları için yeni bir tehdit ortaya koydu.” diyor.
The Economist’i suçlayabilir ve beğenmeyebilirsiniz ama bu örnekler çok!

2013’te ABD’de Georgetown Üniversitesi’nde konferans veren Emine Erdoğan’a “Diktatörlüğün Psikolojisi” adlı kitap hediye edildi. Bunun bir anlamı var!
Türkiye’deki otoriterliğe ve diktatörlüğe doğru gidişe bir uyarı niteliğinde.
Kitabın yazarı İranlı Profesör Fathali Moghaddam ile yapılan mülakat bunu doğruluyor.
Erdoğan “taraf olmayan bertaraf olur” diyor, “Demokrasi bizi istediğimiz istasyona getirecek bir trendir.” diyor. Bu söylemlerin demokratik geleneklere uygun olmadığını düşünüyorum.

Başbakan Erdoğan 25 Haziran 2013’te AKP Grup toplantısında;

– “Parti Genel Merkezindeki Milli Şef’in fotoğrafına, Dersim katliamının mimarı
Milli Şeflerine baksınlar. İşte orada faşist diktatörü görürler.” diyor.

Sanırım burada Erdoğan İstiklal Savaşı kahramanı, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve
2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü
’ye hakaret etmek istemiyor, siyasi eleştiri yapıyor.

23 Kasım 2013 Antalya-Demre konuşmasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Erdoğan’a “Diktatör” diyor ve “Yasaklar her tarafı sardı. Yasaklarla, demokrasiyle gelen şahsiyet,
diktatör olma yolunda kıvrılıyor.” diyerek devam ediyor.

Erdoğan bu kez, 15 Temmuz 2014’te Ana Muhalefet Partisi (CHP) Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na “Senden daha güzel diktatör olmaz” diyerek siyasal eleştiri yapıyor.
Sanırım yine hakaret kastı yok.

Tekirdağ’da yaptığım konuşmada gazeteci ve siyasetçi kimliğimle eleştiri hakkını kullandım.
Bu benim anayasal hakkım olan ifade özgürlüğümdür. Ayrıca siyasetçi ve gazeteci olarak eleştirdiğim Erdoğan da siyasetçi olarak bu eleştirilere katlanmak zorundadır.
O, sıradan bir yurttaş değildir.

  • Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, siyasetçilerin öbür bireylerden
    farklı olarak çok sert eleştirilere bile katlanmak zorunda olduğunu söylemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 08.07.1986 9815/82 Lingens – Avusturya Kararında;

“Bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir kişiye yönelik eleştirilere göre daha geniştir. Bir siyasetçi özel kişiden farklı olarak her sözünü ve eylemini, bilerek ve kaçınılmaz biçimde gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar.
Ve bu nedenle, daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır.”
diyor.

AİHM 13.11.2003 39394/98Scharsch – Avusturya Kararında ise;

Nazi terimini kullanmak, bu terime yapıştırılan özel damga nedeniyle otomatik olarak
hakaret suçundan mahkum edilmeyi haklı kılmadığını düşündürmektedir. Bir kişinin siyasal etkinliklerini ahlaksal yönden değerlendirilmesinde uygulanan standartlar ile
ceza yasasına göre bir suçun varlığını kanıtlanması için gerekli standartlar farklıdır.” diyor.

İç hukuka gelince;

İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi twitter hesabından “Diktatörler istifa etmez devrilirler”, “Avrupa’nın yeni Hitler’i Tayyip” diye yazan Yurt Gazetesi Muhabiri Ahmet Çınar’ı
beraat ettirmiştir. Mahkeme, bu davada sanık, Diktatör, demiş olsa bile bu sözün
suç teşkil etmediği yolunda hüküm vermiştir.

Bir yöneticiye “kötü yönettiğini” ve “tiran” olduğunu söylemek yargılama konusu olamaz, eleştiridir.

Tekirdağ konuşmamda 24 Nisan’ı çok yakında idrak etmiş olmamız ve gelecek 24 Nisan’da da 100’üncü yıldönümünü idrak edecek olmamız nedeniyle sözde Ermeni soykırımı konusuna girilmiş, bu suçlamanın emperyalist bir yalan olduğu ifade edilmiştir.

Konuşmam sırasında “bizim atalarımız böyle bir şerefsizlik yapmadı, onların atalarını bilemem” derken, sözde Ermeni soykırımı konusunda Türkiye’nin Osmanlı dönemi dahil atalarımızın böyle bir suçu işlemediğini ve atalarımızın savunulması gerektiği ifade edilmek istenmiş ve
bu konuda yeterli çaba gösterilmediği vurgulanmıştır. Bu ifadede Erdoğan’a atfen bir söylemde bulunmadığım gibi, özel hiçbir kişi hedeflenmemiş, bu sözde soykırım iftirasını destekleyenler kastedilmiştir. Burada da siyaseten bir eleştiri yapılmış, hakaret edilmemiştir.

18’inci yüzyılda bir Alman köylüsü, Alman İmparatoru Büyük Frederik’e meydan okuyor, arazisini vermiyor, “Gitsin sarayını başka yere yapsın..” diyor ve korkmuyor.
Çünkü Alman yargısına güveniyor ve “Berlin’de hakimler var” diyor.
Ben de her şeye karşın “Türkiye’de hukuk var, yargıçlar var” diyorum, demek istiyorum.

Günümüze ulaşan ve hukuk tarihinde kara leke niteliğindeki kayıtlara göre, Eski Yunan’dan
bu güne dek düşünenler, düşüncelerini açıklayanlar ve ülkeyi yönetenleri eleştiren aydınlar,
her dönemde suçlanmış, yargılanmış, çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Hatta Sokrates,
Atina Şehrinin tanrılarına inanmadığı ve onları eleştirdiği için yargılanmış ve baldıran zehri ile yaşamına son verilmiştir.

Tabii ki, Sokrates değilim! Ama ben de bugün ülkemizi yönetenlerin başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iyi yönetmediğini ve Türkiye’yi felakete doğru sürüklediklerini
“testi kırılmadan” söylemeye çalışanlardan yalnızca biriyim ve O’nu en acımasız biçimde eleştiriyorum. Çünkü bu ülkeme ve evlatlarıma karşı sorumluluğumdur.

Ancak günümüzdeki yöneticiler Sokrates dönemi yöneticileri gibi, tahammülden, hoşgörüden yoksun ve farklı düşüncelere açık olmasalar da, çok şükür, ne yasalar Sokrates dönemi yasalarıdır, ne de yargıçlar Sokrates dönemi yargıçlarıdır.

Bu nedenle mahkemenize ve adalete olan güvenimi belirterek, gerek AHİM müktesebatını dikkate alarak, gerekse Türk mahkemelerinin benzer sözleri kullanan, gazetecilerle ilgili davalardaki bağlayıcı içtihatları örnek alarak, Siyasetçi ve Gazeteci olmam itibarıyla
sözlerimi hakaret maksatlı olmayıp, düşünce ve eleştiri özgürlüğü çerçevesinde söylediğimi
göz önünde bulundurmanızı ve bu şekilde değerlendirilmesini yüce takdirlerinize sunuyor ve beraatımı talep ediyorum.

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk
30 Nisan 2015

===================================

Dostlar,

Sayın Ertürk’e e-ileti olarak aşağıdakileri yazdık :

*****
Türker amiralm,
SAVUNMANIZ nefis…
Geçmiş olsun ve kutlarım enfes savunmanızı..
Dilerim Yargıtay bozar…
Bu yolla yol alamazlar.. 
Ne güzel buyurdunuz dava çıkışında :
“MUSTAFA KEMAL’in askerleri susmaz, susturulamaz..”

Yanınızdayım ve bana ne düşerse yapmaya hazırım…
Savunmanız web sitemizde..
LÜTFEN bakar mısınız???
Yorum bölümüne yorumunuzu beklerim..
*****

E. Amiral Türker Ertürk, bir yiğit insandır. Harman yürekli ve ölçüsüz özverilidir.
Deniz Harp Okulu Komutanlığı gibi geleceği çok parlak bir görevi, protesto ile bırakmış
ve genç yaşta, en verimli çağlarında emekli olmuştur.
Durmamış, köşesine çekilmemiş, ülkesinin geleceği için etkin savaşımı seçmiştir.
Çok iyi bir eğitim aldığından, çok iyi İngilizce bildiğinden… değerli birikimlerini siyaset kulvarında ve gazetecilikte Ulusumuzun hizmetine cömertce ve yüreklice sunmuştur..
270 konferans dile kolaydır.

Bu dizelerin yazarı olarak Biz, “halden anlarız”..
1996 başından bu yana bizim yurt içi – dışı AYDINLANMA KONFERANSLARIMZIN sayısı 1500’e varmak üzeredir. Bu rakam, Dünya çevresinde birkaç kez tur atmaya bedel onbinlerce km yol yapmak demektir. Çoğunda da yol vb. giderler size kalmıştır.

Çağrı yapan yer, zorunlu giderlerinizi öderse ne ala, değilse sineye çekersiniz.
Ailenizden, hobilerinizden, dinlenme ve uykunuzdan yaptığınız özveriler bir başka boyuttur.

Berlin ADD’nin bizi konferansa, TV konuşmalarına davet ettiği (ilk çağrı), ADD Genel Başkan Yardımcısı olduğumuz dönemde, 31 Ocak 2005’te, ADD Yönetim Kurulu Üyelerinden bir dostumuz Berlin Hilton’da görev yaptığından, Derneğe akçal yük olmayacak bir jestle bize orada yer ayırtmıştı. Nefis bir oda ve “French type bed” ile insanı derin ve uzun bir uykuya – dinlenmeye çağırıyordu adeta.. Ancak bizim çalışmamız, çalışmamız ve ertesi gün (31.02.2005) vereceğimiz çooook önemsediğimiz (her konuşmamız gibi) salon

Türkiye’yi Kuşatan Güncel Tehditler ve Atatürkçü Çıkış Yolları

 

ve TV programına

Türkiye’de ve Almanya’da ADD’nin Gündemi: AB, Irak, Kıbrıs, AKP.. Berlin TD 1 televizyonu

daha da  daha da hazırlanmamız gerekiyordu. Her 2 konu da çok önemliydi.
Sorumlu bulunduğumuz makam (ADD Genel Başkan Yardımcılığı),
taşıdığımız ağır akademik unvan ve de

en önemlisi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün AYDINLIK yolunun bir neferi olarak elimizden gelenin en iyisini yapmalıydık.. Gurbetçi kardeşler dişlerinden – tırnaklarından kesiyor
ve Türrkiyemiz için gurbet ellerde büyük özveriler gösteriyorlardı…
ADD Berlin Şubesi Başkanı Sayın Nalan Arkad hanımefendi,
inanılmaz derecede zarif ve koşturmada idi.

Akşam yemek sonrası oturmuştuk çalışmaya çok soğuk bir Berlin sabahında gün üzerimize ışımıştı..  100+ yansı hazırlamıştık. Konuşmalarımızı hep görsel yapmaya çalışıyorduk
konuşmalarımızı daha kalıcı olsun diye ve arşivliyorduk

O güzelim yatağa ve kuştüyü yastığına başımızı bir an bile koyamamıştık.
Sabah resepsiyonda odanın akıllı kartını iade ederken Alman görevliye,
“Yatağı yenilemeniz gerekmiyor..” dediğimde şaşkınlıkla “Neden??!” diye sormuştu..

“Hiç yatmadım ki!” dediğimizde şaşkınlığı daha da büyümüş ve açıklama rica etmişti..
Kısa bir açıklamadan sonra ise elimizi coşkuyla sıkarak

“You’re in a great patriotism!”

sözlerini kullanmıştı sağolsun.. (Siz büyük bir yurtseverlik gösteriyorsunuz…) 

*****

Yargı mutlaka yansız – bağımsız bir
ADALET DAĞITICI – SAĞLAYICI olmak zorundadır.

Bunun tartışılır yanı, lamı – cimi yoktur.
Yarın Tayyip bey dahil, herkese gerekli olabilecektir.
Dileriz, temyiz aşamasında Yargıtay’ın ilgili Ceza Dairesinde sağduyu – hukukun üstünlüğü, AİHM’nin ifade özgürlüğüne ilişkin yerleşik – istikrarlı içtihatları dikkate alınır ve Tekirdağ’daki yerel mahkemenin hukuk tanımadan verdiği ve zorunlu olarak ertelediği
1 yıla yaklaşan hapis cezası kaldırılır.
Bu tür uygulamalar ülkemize yakışmamaktadır;
toplumsal vicdanı derinden yaralamakta, iç barışı dinamitlemektedir.
Her halde Yargının görevi bu olmasa gerektir!
Türkiye 1. sınıf bir HUKUK DEVLETİ olmak zorundadır.
YARGITAY’ı kritik bir görev, çok ağır bir tarihsel sorumluluk bekliyor.

“Ankara’da yargıçlar var” dedirtmeli, bu feneri – meşaleyi – umudu söndürmemelidirler.

******

Sevgili Türker Paşam,
Durmak yok, yola devam… Bu da geçer…

Sevgi ve saygı ile.
04 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Bu yazının pdf biçimi için lütfen tıklar mısınız??

TURKER_ERTURK’UN_SAVUNMASI_UZERINE

100 Yıl Sonra 24 NİSAN 1915 ve TAZİYE ???


100 Yıl Sonra 24 Nisan 1915
ve Ermenilere Taziye..

Dostlar,

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden meslektaşımız
Sn. Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR‘ın “sözde Ermeni soykırımı” konulu çalışmasını
paylaşmak isteriz..

Ne ilginçtir ki, Başbakan R.T. Erdoğan‘ın konuya ilişkin (23.4.14, Ulusal Egemenlik Bayramı gününde!) demeci adeta süklüm püklüm Ermenilerden özür dilemeyi bile çağrıştırmaktadır. Öyle ki, Atlantik ötesi merkezler, taziye dileği ile alalanmış bu demeci büyük bir hızla ve  hazla değerlendirmiş ve “Tarihsel değerde” bulmuşlardır! Tarih bilincimiz bize burada bir meddahlık ve orta oyunu çağrıştırıyor.. Tarih, bu olguyu da Tayyip beyin hanesine kaydedecektir..

Bu yıl da Başbakan A. Davutoğlu benzer hatayı işlemiştir.. Aslında “hata” demek “hata” dır.. Bal gibi de davranışlarının sonuçlarını bilerek, hesap ederek adım atmaktadırlar..
Davutoğlu “Tehcir insanlık suçudur” diyebilmiştir. Bir uluslararası ilişkiler uzmanı olan
Prof. Davutoğlu pek ala bilir ki, “tehcir”, zorla göç ettirme (deportasyon) bir “insanlık suçu”
ya da “insanlığa karşı suç” olmayıp, bir ülkenin / devletin / halkın meşru savunma hakkıdır.
Başbakan böyle söylerken kabinesinden bir başka bakanın “Biz soykırım değil tehcir yaptık” savunması da hazin bir hükümet içi çelişkidir, bir AKP klasiğidir.

Ne yazık ve ne acı ki, çooook uzun yüzyıllar Anadolu’da kardeş kardeş Türklerle yaşayan Ermeni tebaa, Rus – İngiliz – Fransız kışkrtmadı ile silahlandırılarak ayaklanmış ve Türk ordusunu arkadan hançerlemiştir. Silahsız halka katliam uygulamıştır. İlk Ermenistan Başbakanı Ohannes Kaçaznuni açık açık bu gerçeği itiraf etmiştir. Bağımsız Ermenistan düşleriyle Batı emperyalisterinin kanlı provokasyonuna alet olmuştur. Yaşanan, Ermeni ayaklanmasının doğurduğu bir kanlı hesaplaşma- kırımdır (mukatele). Bir Devlet, ülkesinin güvenliği için uluslararasıu hukuka göre beli bir toplumkesiminin tehcire tabi tutabilir. ABD de 2. Büyük Paylaşım Savaşı sırasında onbinlerce Japon’u ülkesinin içlerinde interne etmişti.

Ortada bir AİHM – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Doğu Perinçek kararı dururken..

*****

30 Mart 2014 “tam güç” yüklenme ile iyi kötü geride bırakılmıştı (!?) ama her yeni olay – sınav çoook büyük yığınak gerektirir olmuştur.. Bu kez Başkanlık rejimi için uçan kuştan medet umulmakta ve 80 milyon nüfuslu “mazlum ve masum ülkemiz” in yaşamsal çıkarları bile gözden çıkarılabilmektedir!? Bu çok ağır bir vebaldir ve Erdoğan ile AKP bu vebali de üstlenmiştir..
Katar öyle ağırlaşmıştır ki, ne 1 gr ek yük kaldırabilecek durumdadır;
ne de, ne denli yüklenirseniz yüklenin yürüyebilecek takati kalmıştır..

Fakat Ermenilerin Tanıma + Tazminat + Toprak.. Ermenilerin 3T oyunu!”
bir kez daha sahnededir.. İçerden yeni destekçilerle..
Ancak Lozan ve Moskova Andlaşmaları ile BM’nin “Sınırların Değiişmezliği İlkesi”,
öbür mutlake ngellere ek olarak, Ermenistan’a Türkiye’den toprak verilmesin hukuksal olarak olanaksız bırakmaktadır.

“3 T” hayalinin / planının sonucu T’sinin mutlak bir olanaksılıkla engelli olduğununn
altını özellikle çizmek isteriz.

AİHM Perinçek kararı kapı gibi ortadadır. Seçim gündeminde Vatan Partisi‘ne yarar sağlar ilkelliğiyle bu karar politik koz olarak gereğince kullanılmamaktadır.

– 508 bin Türk Ermenilerce Anadol’da katledildi..
– Hocalı’da 20 küsur yıl önce binlerce Azeri Ermenilerce katledildi..
Ermeni ASALA katil örgütünün şehit ettiği 40’ı aşkın diplomatımızın
hukuku – kanı ne oldu??
(Listesi aşağıda..)

Nerede insanlık, BM, AB, ABD, Batı vs.??
Bu ilkelliğini ve ikiyüzlülüğünü boş bir eldiven gibi Bat’ının yüzüne çarpıyoruz.
Bir ölçüde de içeride gerekli savunmayı yapmayan / yapamayan / yapmak istemeyen
siyasal sorumluların ve işbirlikçi hainlerin suratına..

Bir olgu daha saptanmalı : Ermenileri kışkırtıp silahlandırarak – ayaklandırarak toprak istemi / vaadiyle isyana iten Batılı emperyalistler, ardından uzun yıllar sürecek işgalle Türkiye ile savaşmışlardır.. 1915’lerden 1922 sonlarına dek. Bu süreç yaşanmasaydı, zorla göç ettirilen Ermeni yurttaşlarımız Türkiye’ya daha çabuk dönebilir ve ödenen fatura bu denli ağır olmayabilirdi.

Büyük AATÜRK‘ün bu bağlamda SÖYLEV‘inde yazdıkları özenle okunmalıdır.

Çok sayıda Ermeni insanımzın telef olmasının asıl sorumlusu, gerçek katili Batı emperyalizmidir. Ermeni kardeşlerimiz ne yazık ki 100 yıl sonra aynı hatayı yaparak
Batı’lı emperyal müttefiklei ile kadim komşuları Türkiye’ye adeta savaş ilan etmiştir.

Çoook yazık çok..

AİHM Büyük Dairesi İsviçre’nin temyizini redderse Perinçek kararı kesinlemiş olacaktır.
Önümüzdeki aylarda böylesi bir karar kuvvetle olasıdır.
O zaman çanlar Ermenistan için çalacaktır.
Gün ola harman ola..

Sevgi ve saygı ile.
24 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltik@gmail.com 

==============================================

24 NİSAN 1915 ve TAZİYE ???

Değerli Arkadaşlar,

Kendini, 1920’de imzaladığı Sevr Andlaşması ile yok etmiş olan Osmanlı İmparatorluğu zamanında yapılan 1915’teki tehcir (AS: zorlamalı göç) için, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti suçlanıyor. Bu suçlamayı tüm dünyaya yaymak ve kabul ettirmek için her yıl
24 Nisan geldiğinde sözde Ermeni Soykırımı anma eylemleri yapılıyor.
AB-D emperyalizminin organize ettiği Ermeni diasporasının yıllarca uğraşı sonunda
sözde Ermeni soykırımını anma gününü bize de kabul ettirdiler galiba.
Çünkü bu gün için, ilk kez bir taziye bildirisi yayınlandı. 

Ben bu bildiride, ASALA Ermeni terör örgütü tarafından 1973’ten beri şehit edilen
42 diplomatımızın da anılmasını isterdim. Bu konuda 7.03.2005’te yazmış olduğum
“24 NİSAN 2015’te NE OLDU??”  başlıklı yazımı sizlere yeniden sunmak istedim. 

Umarım bu uyarımı tüm yöneticilerimiz ve danışmanları da okur ve gereğini yaparlar.

Sevgi ve saygılarımla (24.04.2014).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

**********

24 NİSAN 1915’te NE OLDU?

“Gerçeği kapar, yer altına gömerseniz
o yine büyüyerek patlar ve yalanı yok eder.”

Emile ZOLA

portresi

 

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

 

Değerli arkadaşlar,

24 Nisan 2005’te 90. yıl etkinliği için Amerika’daki Ermeni diasporası 50 milyon $ ayırmış. ABD’nin 36 eyaletinde Osmanlının Ermeni soykırımı yaptığı kabul edilmiştir. Aynı şekilde Fransa da Ermenileri, Suriye’de Osmanlıya karşı kullandığı için diyet ödemesi olarak soykırımı yasal olarak tanımıştır. AB parlamentosu da bu yönde bir karar almıştır.

24 Nisan için gerçeklerin ortaya çıkarılması ve Osmanlının kendi topraklarındaki
zorunlu göç kararının nedenlerinin belgelerle ortaya konması gerekmektedir.
Çünkü bu karar nedeniyle Türkiye Cumhuriyetini suçlayanlar, dünya kamu oyununu aldatarak ülkemizden tazminat (AS: Tanıma + Tazminat + Toprak.. Ermenilerin
3T oyunu!)
istemeye hazırlanıyorlar. 

Bu konuda gereken araştırmaların yapılıp, gerçeklerin açıklanması zamanıdır. Örneğin Maltape Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalından,
Yard. Doç. Dr. Orhan ÇEKİC, her Cumartesi saat 13.45’te expochannel TV’de
çok güzel ve çok anlaşılır biçimde bir program sunmaktadır. Bu hafta hiçbir suçu ve günahı olmadığı halde, ASALA tarafından 1973’ten başlayarak şehit edilen ve hala kanları yerde kalan Türkiye Cumhuriyeti’nin 42 diplomatını anlatmaya başladı.
Bunlardan bazılarının listesi aşağıda verilmiştir. Onları hiç unutmayalım ve onlar
nur içinde yatsınlar. 

Tarih    Şehir / Görev Adı-Soyadı
27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos Mehmet BAYDAR
Konsolos Bahadır DEMİR
22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi Daniş TUNALIGİL
24.10.1975 Paris / Büyükelçi İsmail EREZ
Şoför / Driver Talip YENER
16.02.1976 Beyrut / Başkatip Oktar CİRİT
09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi Taha CARIM
02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi Necla KUNERALP
Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU
12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu / Ambassador’s Son Ahmet BENLER
22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN
31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe Galip ÖZMEN
Athens / İdari Ataşe Kızı Neslihan ÖZMEN
17.12.1980 Sydney / Başkonsolos Şarık ARIYAK
Güvenlik Ataşesi Engin SEVER
04.03.1981 Paris / Çalışma Ataşesi Reşat MORALI
Din Görevlisi Tecelli ARI
09.06.1981 Cenevre/ Sözleşmeli Sek. M. Savaş YERGÜZ
24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN
28.01.1982 Los Angeles / Başkonsolos Kemal ARIKAN
08.04.1982 Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR
04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos / Honorary Consul General Orhan GÜNDÜZ
07.06.1982 Lizbon / Lisbon / İdari Ataşe/ Administrative Officer Erkut AKBAY
27.08.1982 Ottawa / Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT
09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN
08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Nadide AKBAY,Administrative Officer’s Wife   eşi merhum Erkut AKBAY’ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY
09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Galip BALKAR
14.07.1983 BrükseI / Brussels / İdari Ataşe / Administrative Attache Dursun AKSOY
27.07.1983 Lisbon / Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU
28.04.1984 Tahran / Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER
20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN
19.11.1984 Viyana / Uluslararası Memur Evner ERGUN
07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ
11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL
04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU

Ayrıca Ermeni sorunu TÜRKÇE-İNGİLİZCE-ALMANCA-FRANSIZCA olmak üzere; www.ermenisorunu.gen.tr adresinde geniş ve belgesel olarak ele alınmıştır.
Bilgilerinize sunmak isterim.

Yine Cumhuriyet Gazetesi’nin değerli yazarlarından Sn. Deniz SOM’un köşesinde 24 Nisan için yazdığı güzel bir açıklamayı sizlere anımsatmak isterim. Ermeni ve Kürt terör örgütleri üzerine araştırmalarıyla tanınan Ercan CİRİTCİOĞLU’nun verdiği bilgiye göre, 24 Nisan 1915’te eceliyle yaşamını yitirenler dışında, Osmanlıda bir tek ermeni bile öldürülmüş değildir. 

Peki 24 Nisan, neden simge gün olarak seçilmiştir?

Yunan, Bulgar, Sırp halkları Osmanlıdan bağımsızlığını alınca Ermeniler de aynı yolda örgütleniyor. Ermeniler İstanbul’dan Van’a dek dernekler kurup silahlanıyorlar.
Bu arada Osmanlı, 1. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşına giriyor. Mart 1915’te Rusya, Doğu Anadolu’ya giriyor. Rus desteğini alan Ermeniler, 11 Nisan 1915’te Van’da
isyan çıkartıp, Osmanlıya karşı BAĞIMSIZLIK SAVAŞINI başlatıyor.

Bu isyan Van’dan öteki bölgelere de sıçrayınca, daha sonra soykırım iddialarına neden olacak, Osmanlının zorunlu göç kararı geliyor.Ancak bu karar yalnızca Ortodoks Ermenilerine uygulanıyor. İsyana katılmayan Katolik ve Protestan Ermeniler
yerlerinde tutuluyor. 

Ortodoks Ermeniler Van’da Kürt ve Türk bütün Müslümanları öldürüp şehri ele geçirince ve isyan öteki bölgelere sıçrayınca, 24 Nisan 1915’te Osmanlı yönetimi, Anadolu’daki bütün Ermeni derneklerinin kapatılmasına ve isyanı destekleyen İstanbul’daki 200 dolayında Ermeni aydınının, Çankırı Ayaş’a sürgüne gönderilmesine karar veriyor.

Sonra 24 Nisan sürgünleri burunları bile kanamadan İstanbul’a geri dönüyor.

İşte bilinmesi gereken gerçek budur.

Sevgi ve saygılarımla. (7.03.2005)

Prof. Justin McCharty’nin Ermeni Soykırım Savlarını Çürüten TBMM Konuşması

Dostlar,

Sözde Ermeni soykırımı savlarının üzerinden 100 yıl geçti..
24 Nisan 1915’ten günümüze kocaman bir yüzyıl..

“İlgili çevreler” “3T” planının hazırlığındalar..

Yığınak bu yıl için.. 24 Nisan 2015 için..

Sözde emperyalist savların 100. yılında artık “bu sorunu” çözmek istiyorlar..

  • 1. Tanıma istemi
  • 2. Tazminat istemi
  • 3. Toprak istemi..

Plan bu.

Günümüzden 10 yıl önce, ABD’li tarihçi Prof. Justin McCharty,
dönemn CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal‘ın çağrısıyla ülkemize geldi ve
26 Mart 2005 günü TBMM’de özel oturumda konuşma yaptı, soruları yanıtladı..

JustinMcCharty_portresi

Bu tarihsel konuşma, tüm Ermeni savlarını ve çürütüyor..

Dikkatle okumak ve artık biraz utanmak ve de susmak gerekiyor..

Bu konuşmanın Türkçe ve İngilizcesini okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki)
tıklar mısınız??

Prof. Justin McCharty’nin Ermeni Soykırım Savlarını Çürüten TBMM Konuşması..

Justin_McCharty’nin_TBMM_konusmasi_26.3.2005

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 24.4.15

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com