Etiket arşivi: “Perinçek – İsviçre” davası

ADD’nin 23 Nisan 2022 Bildirgesi ve Sözde Ermeni Soykırımı

Dostlar,

Dün gece (24 Nisan 2022), saygın ve yurtsever yayıncı Sn. Gülgün Feyman Budak‘ın konuğu olduk. Kişisel youtube kanalında bizi konuk ettiler sağolsunlar. Üstelik bu kanalın adını, bizim önermemiz üzerine “Gülgün Feyman AYDINLANMA TV” koydular!

Anımsanacağı üzere bizim web sitemizin adı da bu sözcüğü içeriyor:

  • BİLİMSEL AKILCILIĞIN PUSULA OLDUĞU TIP ve AYDINLANMA SİTESİ

Olsun, o güzelim “AYDINLANMA” sözcüğü Sn. Feyman’ın youtube kanalının adında da bulunsun.. Kotayla değil ya… Üstelik Sn. Feyman bu kanalda Ulusunu aydınlatma çabası sürdürecek yüreklilikle ve bağımsız olarak, uzun yıllardır yapageldiği gibi..

O AYDINLANMA ki, insanı insanlaştıracak… 2 yüzyıl geriden geldiğimiz.. Büyük ATATÜRK sayesinde ANADOLU RÖNESANSI = KEMALİZM ile atak yapıp çağı yakalamaya çabaladığımız..
***
2 konumuz vardı.. İlki, 23 Nisan 2022 günü ADD’nin (Atatürkçü Düşünce Derneği) Ankara’da coşkuyla ve 8 bin dolayında yurtseverin katılımıyla gerçekleştirdiği görkemli ve tarihsel

  • “102. Yıl : 23 Nisan Ulusal Egemenlik Buluşması ve Şenliği” 

ve bu vesile ile hazırlanan

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ MANİFESTOSU

metnini irdelemek ve daha yaygın kitlelere ulaştırmak.. Metin tam sayfa olarak Cumhuriyet‘in arka sayfasında yayınlanmıştı (paralı ilan). Yeniçağ da yayınladı. Ancak SÖZCÜ, bildirge (manifesto) başlığında yer alan “Yeniden” sözcüğüne takılmış (??!!) ve bedeliyle bile ilan almamıştı! Oysa AKP=RTE iktidarı ha bire, içeriğini bir türlü tamaçıkla(ya)madığı “Yeni Türkiye – 2023 hedefleri” diye savsöz (slogan) tutturmuş, gidiyor!? SÖZCÜ yönetimini anlayamadık!?

Söz konusu Bildirge, tarihsel değer ve önemde, içerikte. ADD kurullarında uzun emeklerle hazırlandı, son derece ölçülü, sorumlu, ağırbaşlı, yürekli ama yapıcı!  Tüm metni pdf olarak okumak için lütfen tıklayınız :

Bildirge, ana başlıklara ülkemizin temel sorunlarına değinmekte, durum saptaması yapmakta, sürüklendiğimiz kritik aşamaya dikkat çekmekte ve Kemalist çözüm önerileri sunmakta. Bunları birer birer irdeledik yaklaşık 45 dakika boyunca. Okunmasını, paylaşılmasını ve gereğinin yapılmasını dileriz. Geleceğimiz olan çocuklarımızın bayramı olan 23 Nisan günü, 102. yılda, Ulusal Egemenliğin gerçek anlamını ulusumuzla paylaşmak istedik. ADD’nin kuruluş amacı bu!

Ardından, sözde “Ermeni soykırımı” iftirasına, emperyalist yalanına geçtik. 24 Nisan 2022 günü (24 Nisan 1915’ten 107 yıl sonra..) ve daha önceleri web sitemizde yer verdiğimiz belgeli makale ve yazılarımızdan, bu konuda sunduğumuz konferanslardan yararlanarak konuyu değerlendirerek Sn. Feyman’ın yerinde sorularını yanıtlamaya çalıştık. Örn. 3 Mayıs 2013’te sunduğumuz görsel konferans… belgelere dayalı 85 yansı (slayt) ile..


Ayrıntılı bilgi ve yansıları görmek için lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2022/04/24/ermeni-soykirimi-emperyalist-iftira-2/

Sn. Feyman’ın bu bağlamda sorularını yanıtlarken yansıları da ekrana yansıttık büyük ölçüde. Yaklaşık 45 dakika kadar da bu konuşmamız sürdü.. Toplam 1,5 saat, belgesel, arşivlenecek bir çalışma oldu Sn. Feyman’ın sayesinde. Sunumu bütünüyle izlemek için lütfen aşağıdaki görseli tıklayınız..

AİHM’nin sözde Ermeni soykırımı hakkında verdiği kesinleşmiş karar özetini ekleyelim :

Birleşmiş Milletler 1948 Sözleşmesine göre ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesi’nin 17 Aralık 2013 günü açıkladığı ve yine AİHM Büyük Daire’nin 15 Ekim 2015 günü açıkladığı Perinçek-İsviçre Davası kararlarına göre;

  • Soykırım, Birleşmiş Milletler 1948 Sözleşmesinde açıkça tanımlanmış olan bir suçtur.
  • Soykırım suçunun varlığına, ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili ceza mahkemesi veya yetkili Uluslararası Ceza Mahkemesi (Lahey Adalet Divanı) karar verebilir.
  • 1915 olayları sırasındaki eylemlerle ilgili yetkili ceza mahkemeleri Türkiye’nin yetkili ceza mahkemesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir.
  • Parlamentolar, hükümetler, belediyeler, akademik kuruluşlar, üniversiteler vb. herhangi bir eylemin, örneğin karşılıklı kırımın soykırım suçunu oluşturduğu konusunda hüküm kuramazlar, karar veremezler.
  • 1915 olayları sırasında soykırım suçu işlendiğine ilişkin yetkili mahkeme kararı olmadığı için, “Ermeni soykırımı”ndan söz etmek hukuk dışıdır…

Sevgi ve saygı ile. 25 Nisan 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
ADD Bilim Kurulu 2. Başkanı
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    


ERMENİ SOYKIRIMI EMPERYALİST İFTİRA..

Dostlar,

Aşağıda duyurusunu yaptığımız konferansımız 3 Mayıs 2013 günü CHP Altındağ İlçe Merkezinde gerçekleşmişti. 85 yansı ile 1,5 saat süren kapsamlı sunuşumuzu katılımcılar sabır ve ilgiyle izlediler. Ardından da epey soru ve katkı.. Bu sunuyu power point olarak sitemizde sizlerle bu gün de paylaşmak istiyoruz.

Tarihsel ve bilimsel gerçeklere dayalı sunu içeriğinin yararlı olmasını dileriz.


Ermeni_Soykirimi_Emperyalist_iftira_Altindag_CHP

Büyük ATATÜRK‘ün SÖYLEV‘inde soruna epey yer ayırdığı yansılarda görülecektir.
Ayrıca Kemal Paşa’nın Amiral Bristol‘e konuya ilişkin mektubu da tarihsel gerçekleri
apaçık ortaya koyuyor. O önemli mektuptan bir alıntı (7 Mart 1920) :

  • “…Müttefikler insanlara eşit davransa,
    Ermenileri kimi görevlere atayıp silahlandırmasa,
    çatışmalar çıkmazdı. Müttefik ordularına ve Amerikan yönetimine Ermeni katliamı propagandasıyla ilgili gerçek konusunda Dünya kamuoyunu aydınlatma ve
  • Türk halkının adını alçak ve iğrenç suçlamalardan temizleme çağrısında bulunuyoruz…”

Ermenistan’ın ilk başbakanı O. Kaçaznuni’nin itirafları da belgelerle ortada..
Asıl kırıma uğrayanlar Türkler!..

AKP hükümetinin sözde Ermeni soykırımı suçlamasını reddetmeye çabalarken bin dereden su getirme kıvranışı ne denli hazin..

  • Üstelik, 15 Ekim 2015’te kesinleşmiş, kapı gibi AİHM kararı da elimizde iken..

Ayrıca bu gün, web sitemizde değerli tarih araştırmacısı dostumuz Sn. Ahmet Gürel’in yazısına da yer verdik : Emperyal algı ve olgular | Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

***
Eski TBMM Başkanvekili Sn. Uluç Gürkan‘ın katkıları da çok değerli :

  • Sözde soykırım iddiaları Malta’da denize döküldü

Eski TBMM Başkanvekili Uluç Gürkan, sözde soykırım iddialarına ilişkin 1921’de İngilizlerin yürüttüğü Malta yargılamasına dikkat çekti. Yargılama sonucu “suçlamaların yeterli kanıtlarla desteklenmediğini, desteklenme olanağının da kalmadığını” söyleyen Gürkan, “Soykırım iddiaları Malta’da denize dökülmüştür” dedi.

Sözde soykırım iddiaları Malta’da denize döküldü

24 Nisan 1915’in yıldönümünde Ermeni diasporasının da baskısıyla “soykırım” iddiaları yeniden gündeme getirildi. Konuya ilişkin çalışmaları bulunan eski TBMM Başkanvekili Uluç Gürkan, yargılamaları Cumhuriyet’e anlattı.

Soykırım hükmünün yalnızca yetkili mahkemeler tarafından usulüne uygun yargılama ile kurulabileceğini işaret eden Gürkan, “Ermeni soykırımı iddialarını doğrulayan herhangi bir yetkili mahkeme kararı yok. Tam aksine olmadığını ortaya koyan bir yargı kararı var” diye konuştu. Gürkan, 1. Dünya Paylaşım Savaşı sonrasında, İstanbul işgal altındayken İngilizlerin savaş döneminin İttihat ve Terakki iktidarının yetkilerini Ermeni katliamı gerekçesiyle “yargılayıp cezalandırmak” üzere İstanbul’da Divanı Harbi mahkemeleri kurdurulduğuna dikkat çekti.

Bu mahkemelerde savunma hakkının kısıtlı olduğunu, temyiz hakkının ise olmadığını vurgulayan Gürkan, şunları kaydetti: “Bu mahkemelerin kararları, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserleri’nin bile tepkisini çekmiş, Londra’ya gönderilen telgraflarda, yargılamalar ‘maskaralık’ olarak tanımlanmış, ‘sonuçlarına hiçbir biçimde güvenilemeyeceği’ belirtilmiştir. İngilizlerin bu tutumu sonrasında Divanı Harp kararları için yeniden yargılama ve temyiz yolu açılmıştır.”

Hafif cezalarla ilgili bütün temyiz yargılamalarında beraat kararlarının verildiğini, ağır cezalar için öngörülen yargılamanın yenilenmesi içinse herhangi bir Osmanlı mahkemesi kurulmadığını aktaran Gürkan, “Yeniden yargılamayı İngilizler üstlenmiştir. Divanı Harp mahkemesinin ağır cezaya hükmettiği tutuklu Türkler bu amaçla yeniden yargılamak için Malta’ya götürülmüştür.” dedi. Yargılamayı başlatmak üzere Londra’daki İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatıldığını aktaran Gürkan, “Kraliyet Başsavcısı, 29 Temmuz 1921’de, Dışişleri Bakanlığı’na Malta’daki Türk tutuklular hakkında ‘yapılan suçlamaların mahkûmiyetlerine esas olacak yeterli kanıtlarla desteklenmediğini, desteklenme olanağının da kalmadığını’ bildirmiştir. Kraliyet Başsavcısı’nın bu kararı, kovuşturmaya yer olmadığını belirleyen takipsizlik hükmüdür” ifadelerini kullandı. Hukuksal temeli olmayan, tarihsel gerçeklerle de uyuşmayan soykırım savlarının uluslararası yargı organları tarafından da reddedildiğini vurgulayan Gürkan,

  • “Soykırım iddiaları Malta’da denize dökülmüştür” dedi.

Cumhuriyet‘te Sn. Dr. Alev COŞKUN da konuyu yetkinlikle irdeledi :

Son olarak AİHM’nin kesinleşmiş kararını ekleyelim                           :

Birleşmiş Milletler 1948 Sözleşmesine göre ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesi’nin 17 Aralık 2013 günü açıkladığı ve yine AİHM Büyük Daire’nin 15 Ekim 2015 günü açıkladığı Perinçek-İsviçre Davası kararlarına göre;

  • Soykırım, Birleşmiş Milletler 1948 Sözleşmesinde açıkça tanımlanmış olan bir suçtur.
  • Soykırım suçunun varlığına, ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili ceza mahkemesi veya yetkili Uluslararası Ceza Mahkemesi (Lahey Adalet Divanı) karar verebilir.
  • 1915 olayları sırasındaki eylemlerle ilgili yetkili ceza mahkemeleri Türkiye’nin yetkili ceza mahkemesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir.
  • Parlamentolar, hükümetler, belediyeler, akademik kuruluşlar, üniversiteler vb. herhangi bir eylemin, örneğin karşılıklı kırımın soykırım suçunu oluşturduğu konusunda hüküm kuramazlar, karar veremezler.
  • 1915 olayları sırasında soykırım suçu işlendiğine ilişkin yetkili mahkeme kararı olmadığı için, “Ermeni soykırımı”ndan söz etmek hukuk dışıdır…

Sevgi ve saygı ile. 24 Nisan 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

Ermeni Soykırım Yalanı ve Sabancı Üniversitesi

Ermeni Soykırım Yalanı ve
Sabancı Üniversitesi

Haluk DURAL
Millî Merkez Genel Sekreteri
08.09.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Soykırım savunucusu Alman Lepsiushaus’un, Sabancı Üniversitesi’nin organizasyonuyla 14-17 Eylül 2017 tarihleri arasında Berlin Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam adreslerinde “Past in the Present: European Approaches to the Armenian Genocide – Ermeni Soykırımı için Avrupa Yaklaşımları” konu başlıklı çalıştay gerçekleştirilecektir. Çalıştayın ev sahiplerinden birisi Sabancı Üniversitesi olup katılımcılar arasında ise Koç, Bilgi, ​Kemerburgaz (Altınbaş), ​Ankara Sosyal Bilimler Üniversiteleri var. Koç Üniversitesi bir açıklama yaparak çalıştaya katılacak olan akademisyenin işine 6 ay önce son verdiklerini bildirmiş, Sabancı Üniversitesinin ise “Biz ev sahibi değiliz” açıklamasına rağmen davetiyelerde açılış ve kapanış konuşmasını yapacak olan Hülya Akad isimli şahıs Sabancı Ü. akademisyeni olup, ayrıca panelin konuşmacılarındandır. Sabancı Üniversitesi çalıştayın bilimsel bir çalışma olduğunu, akademisyenlerinin çalışmalarının kısıtlanamayacağını, istedikleri çalıştaya katılabileceklerini bildirmiştir. Ancak çalıştaya sadece “soykırım var” diyenleri çağırmakta, karşı görüşü savunanların başvuruları kabul edilmemektedir.

Akademisyenlik onuru soysuzluğa indirgenmiş…

Gerçekleri araştırmak için bilimsel amaçlı çalışmalar yapmak, doğruları ortaya çıkartmak, halka doğru bilgi aktararak onurlu bir hizmet vermesi gereken akademisyenler, olmayan bir soykırımı peşinen kabul ederek, soysuzluk ve ihanete adım atmış olurlar. Üniversitelerde bilim üretmekle görevli bir akademisyen, çalıştığı konu hakkında her şeyden önce en temel bilgileri öğrenmeli, bu bilgileri yapacağı araştırmalarla geliştirip, pekiştirdikten sonra yargıya varmalıdır. Ermeni Soykırımı olduğunu peşinen kabul eden soysuzların öncelikle öğrenmesi gereken gerçekler şunlardır:

1- Soykırım kelimesi “soy” ve “kırım” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş yeni bir kelimedir. 1950 yılından önceki konuşulan ve yazılan Türkçe’de “soykırım” diye bir kelime yoktur.
2- 1948 tarihinden önce gerek İngilizce ve gerekse diğer dillerde de “soykırım” anlamında bir sözcük yoktur. Soykırımın İngilizce karşılığı “Genocide” olup, Polonyalı Av. Rafael Lemkin’in önerisiyle bu kelime de Yunanca “Genos” (soy) ve Latince “Cide” (Latince Caedo kelimesinden türemiş, Öldüren anlamında bir sonek) kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir kelimedir.
3- İkinci Dünya savaşında Almanlar; Almanya’daki ve işgal ettikleri ülkelerdeki milyonlarca komünist, sosyalist, çingene, Yahudi, bedensel ve zihinsel sakatlar (AS: engelliler denmeli), Polonyalılar ve Rusları toplama kamplarında, gaz odalarında hunharca öldürmüşlerdir. Bu kadar toplu katliam yapan Almanlar savaş sonrası toplanan Nürnberg Mahkemelerinde “soykırım” suçundan değil insanlık dışı muamele, işkence, toplu öldürme, katliam, vb. eylemleri içeren “insanlığa karşı suçlar” ile suçlanıp yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

Diğer bir deyişle, Roma hukukundan bu yana evrensel hukukun esaslarından olan “suç ve cezanın kanunîliği” ilkesi “nullum crimen sine lege, nulla poena sine lege praevia” uyarınca 1948 tarihinden önce devletlerin ulusal hukukunda ve uluslararası hukukta “soykırım” diye bir suç tanımlanmadığından Almanlar soykırım suçundan yargılanamamışlardır.

4- Almanların işledikleri suçların niteliği nedeniyle, Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”[[1]] hazırlanarak 9 Aralık 1948 tarihli 260/A sayılı Genel Kurul kararıyla onaylanıp, üye devletlerin imza, kabul veya katılımına açılmış ve 12 Ocak 1951 tarihinde anılan sözleşmenin 13. maddesine uygun şekilde yürürlüğe girmiştir.

Soykırım suçunun tanımı

Bu Sözleşme’nin 2. maddesine göre soykırım suçları[[2]];

“Bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (İngilizce: as such) yok etmek amacıyla;

     –   bir gruba mensup olanları öldürmek,
     –   gruba mensup olanlara ciddi bedenî veya aklî zararlar vermek,
     –   grubun tümünü veya bir kısmını bilfiil (fizikî olarak) yok etmek amacını güden yaşam koşullarını bilinçli olarak gruba zorla uygulamak,
     –   grup içinde doğumları önlemeye yönelik önlemleri dayatmak,
     –   grubun çocuklarını başka bir gruba zorla sevketmek.” 

şeklinde tanımlanmaktadır. Altı çizilmesi gereken husus, bir eylemin veya suçun soykırımı olarak nitelendirilebilmesi için, bir gruba mensup insanları sırf o gruba mensup oldukları için öldürme, yoketme kastının (saikinin) olması gerekir. Dip Not[[i]]

Suçların bireyselliği

Sözleşmenin 4. maddesi, soykırım suçlarının kişiler tarafından işlendiğini hükme bağlaması açısından önemlidir. Hiçbir devlet, millet veya ırk topluca veya kurumsal olarak soykırım yapmakla suçlanamaz. Bu Sözleşme’nin 4. maddesine göre[[3]];

“Soykırımı teşvik eden veya 3. maddede sayılan eylemleri yapan; kurumsal sorumlu yöneticiler, devlet memurları veya bireyler cezalandırılacaktır.”

Yani “Türkiye Ermeni Soykırımını tanısın” talebinin ve bu tür söylemlerin hiçbir hukuki değeri yoktur. BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesinin en önemli maddesi, bu suçla ilgili yetkili mahkemenin tanımlandığı kısımdır.

Yetkili mahkeme

Bu Sözleşme’nin 6. maddesine göre[[4]];

“Soykırımı işlemekle suçlanan kişileri yargılama yetkisi bulunan organ ise, suçun işlendiği ülke Devletinin yetkili mahkemesi veya Tarafların kabul etmesi halinde bir uluslararası ceza mahkemesidir.”

Bu 6. madde çerçevesinde, bugüne kadar Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı iddiasıyla, yetkili bir Türk mahkemesinde, hakkında soykırım davası açılmış ve/veya hükmolunmuş hiçbir Türk vatandaşı yoktur. Çünkü Ermeni iddiaları, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği 1951 yılından önceki bir tarihe, 1915 yılına aittir ve o tarihte “soykırım” diye bir suç olmadığından bu olayı Sözleşme kapsamına sokmak imkânsızdır.

Soykırım suçları ile ilgili Sözleşme geriye doğru işletilemez

Soykırım suçunu tanımlayan uluslararası Sözleşme, yürürlüğe girdiği 12 Ocak 1951 tarihinden sonra meydana gelebilecek ve Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinde sayılan suçlara uygun eylemleri “Soykırım” olarak tanımlamış olup, bu uluslararası Sözleşmeye göre ancak, Sözleşmenin yürürlük tarihinden sonra işlenen soykırım suçları cezalandırabilir. Yani bu Sözleşme GERİYE DOĞRU işletilemez (mâkabline şamil değildir).

Soykırım Sözleşmesini yürürlük tarihinden önceye, Ermeni iddialarını kapsayacak şekilde genişletmek amacıyla ABD yetkililerinin teşviki ve Ermeni diasporasının girişimiyle ABD’de bir Türk Ermeni Barıştırma Komisyonu (Turkish Armenian Reconciliatıon Commission – TARC) kurulmuş ve 2003 yılına kadar yaklaşık iki yıl görev yapan bu grup için New York’taki “International Center for Transitional Justice” kurumunun adı açıklanmayan hukuk danışmanlarına yaptırılan “Soykırımı Sözleşmesinin 20. yüzyıl başlarında vuku bulan olaylara uygulanıp uygulanamayacağı” hakkındaki hukukî inceleme, Sözleşmenin geriye doğru yürütülemeyeceği sonucuna varmıştır[[5]].

Ayrıca, 27 Ocak 1980 tarihinde yürürlüğe giren, 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (Vienna Convention on The Law of Treaties) 28. maddesi[[6]];

“Sözleşmelerin (devletler arasındaki ikili veya çok taraflı antlaşmaların-H. Dural), tersine bir hüküm bulunmadıkça, o Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten önce vuku bulan eylemlere veya Sözleşme yürürlüğe girmeden önce sona ermiş durumlara UYGULANAMAYACAĞINI” belirtir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere, BM Soykırım Sözleşmesi, yetkili mahkeme tanımı ve geriye doğru işletilememe nedeniyle, uluslararası hukuktaki EN SAĞLAM PLATFORMDUR. Bunun en önemli kanıtı ise, ABD liderliğindeki batılı emperyalist devletlerin girişimleriyle, bugüne kadar sadece çeşitli ülkelerin parlamentolarından “Ermeni Soykırımını Tanıma” kararlarının alınmış olması ve herhangi bir Türk vatandaşı aleyhine “soykırım” suçlaması ile ceza davası açılamamış olmasıdır.

Sonuç olarak;

Osmanlı ordusu I. Dünya Savaşı sırasında 5 ayrı cephede savaşırken, hem de 1915 yılında Çanakkale’de emperyalist İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı ölüm kalım savaşı verilirken, özellikle Doğu Anadolu bölgemizdeki Osmanlı vatandaşı Ermeniler devlete isyan etmişler, işgalci Çarlık Rusya’sına karşı savaşan ordumuzu arkadan vurmuşlardır. Bununla da kalmamışlar, Rus ordusuna asker olmuşlar, kendi yörelerinde, köylerinde yaşayan Türkleri ve Müslümanları katletmişleridir.

Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını peşinen kabul eden soysuz akademisyenler ve bunlara akademik özgürlük adı altında destek veren Sabancı ve diğer üniversitelerin yöneticileri özellikle ve öncelikle Kaynak Yayınlarından kitap olarak basılan; 1915 yılında Ermeni isyanlarını örgütleyen Taşnak Partisi‘nin başkanı ve 1918’de Erivan’da kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ohannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında partisinin Bükreş’te toplanan kongresine sunduğu “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” başlıklı raporu okumalı, Ermenilerin Osmanlı Devletine neden isyan ettiklerini,

  • ne kadar büyük insanlık dışı katliamlar yaptıklarını anlattığı itirafları okumalıdırlar.

Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını peşinen kabul eden soysuz akademisyenler ve bunlara akademik özgürlük adı altında destek veren Sabancı ve diğer üniversitelerin yöneticileri Soykırım suçlarıyla ilgili yukarıda anılan Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesini[[7]] ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08) ve mahkeme safahatı ile ilgili belgeleri okumalı ve öğrenmelidirler.

[[1]] : Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, entry into force 12 January 1951, in accordance with article XIII
[[2]] : Article 2
In the present Convention, genocide means any of the following acts committed with intend to destroy, in whole or in part, a national, ethnical, racial or religious group, as such:
(a) Killing members of the group;
(b) Causing serious bodily or mental harm to members of the group;
(c) Deliberately inflicting on the group conditions of life calculated to bring about its physical destruction in whole or in part;
(d) Imposing measures intended to prevent births within the group;
e) Forcibly transferring children of the group to another group.
[[3]] : Article 4
Persons committing genocide or any of the other acts enumerated in article III shall be punished, whether they are constitutionally responsible rulers, public officials or private individuals.
[[4]] : Article 6:
Persons charged with genocide or any of the other acts enumerated in article III shall be tried by a competent tribunal of the State in the territory of which the act was committed, or by such international penal tribunal as may have jurisdiction with respect to those Contracting Parties which shall have accepted its jurisdiction.
[[5]] : http://www.armenian-genocide.org/files/ICTJ_Memorandum.pdf
International law generally prohibits the retroactive application of treaties unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established. The Genocide Convention contains no provision mandating its retroactive application. To the contrary, the text of the Convention strongly suggests that it was intended to impose prospective obligations only on the States party to it. Therefore, no legal, financial or territorial claim arising out of the Events could successfully be made against any individual or state under the Convention.
[[6]] : Vienna Convention on The Law of Treaties, Signed at Vienna 23 May 1969, Entry into force: 27 January 1980
Article 28 : Non-retroactivity of treaties
Unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established, its provisions do not bind a party in relation to any act or fact which took place or any situation which ceased to exist before the date of the entry into force of the treaty with respect to that party.
[[7]] : Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide  http://www.ohchr.org/EN/ProfessionalInterest/Pages/CrimeOfGenocide.aspx

Son Not   :
[[i]] : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08). Doğu Perinçek lehine oy çokluğu ile karar veren heyetin iki hakimin verdikleri karşı oyun gerekçesinin 23. paragrafında “Soykırımın inkârı (AS: inkârı yanlış çeviri; reddi denmesi gerek!) suçunun unsurları, actus reus  (suçun maddi unsuru) açısından olduğu gibi mens rea (suçun manevi unsuru) açısından da kanıtlanmıştır. Actus reus bakımından, başvuran (Doğu Perinçek) “uluslararası yalan” olarak nitelediği Ermeni soykırımını aleni olarak inkâr (AS: reddetmiş!) etmiş, Ermeni halkını Türk Devletine saldırmakla itham etmiş” diyerek Doğu Perinçek’i suçlu bulmuşlardır.

Karşı oy kararı için Emekli Büyükelçi Pulat Tacar’ın değerlendirmeleri:

  • Actus reus, ceza hukukunda öldürme eyleminin yani fiilin bizatihi kendisidir. Ancak her öldürme fiili aynı derecede değerlendirilemez, zira kaza sonucu öldürme, önceden tasarlayarak öldürme, tahrik nedeni ile öldürme, meşru müdafaa nedeniyle öldürme vb. çeşitli öldürme eylemleri vardır. Bunlar ceza hukukunda ayrı ayrı cezalandırılır.

Halbuki, soykırım özel kasıt (dolus specialis, İngilizce as such) ile öldürmektir. Yani “Bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (as such) yok etmek amacıyla” öldürmektir. Dolus specialis 1948 Sözleşmesinde yazılı fiillerin (suçların), bir gruba mensup insanlara, sırf o gruba mensup, oldukları gerekçesi ile işlenmesidir. İçinde ırkçılık taşımaktadır.

Soykırım hukukunda zamanla uygulamaya yönelik bazı nüanslar ortaya çıkmıştır. Bunların başında Uluslararası Adalet Divanının (UAD-Lahey) Bosna Sırbistan kararı gelir (International Court of Justice, Application of The Convention on The Prevention And Punishment of The Crime of Genocide (Croatia V. Serbia), 3 February 2015, Judgement). Mezkur karar 1948 Soykırım Sözleşmesini hazırlayan konferansta uzun müzakereler sonunda kabul edilen “as such” terimine ağırlık vermiş, kararda Latince dolus specialis (özel kasıt) olmadan bir eyleme soykırım denilemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca bunun ispatına ilişkin çıtayı çok yükseklere çekerek, soykırımı ispatı çok güç olan bir suç niteliği haline getirmiştir. UAD sadece Srebrenitsa’da yapılanları soykırım sayarak, Yugoslavya iç savaşındaki diğer benzer olaylarda dolus specialis’in ispatlanamadığını vurgulamıştır.
=============================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Haluk Dural, nitelikli ve yurtsever bir aydındır. Gerçekte bu 2 nitem (sıfat) birbirinden ayrılamaz da. Yüksek Kimya Müh. ve DPT uzmanıdır. Ancak emek vererek konuları derinlemesine irdelemekte ve planlamacı – mühendis akıl yürütmesi ile son derece sağlıklı / bilimsel sonuçlara varmaktadır doğal olarak. Bu yazısında da olduğu gibi..

Üniversitelerin bütün bölümlerinden Sistematik Felsefe ve Mantık zorunlu ders olmalıdır.

Kendisini az önce bu makalesi nedeniyle aradık ve konuştuk, kutladık ve teşekkür ettik sitemizde yayınlamamıza da izin verdiği için.

Bir önemli sözcüğe, metinde de ayraç içinde not düştüğümüz üzere itirazımız oldu.
O da ”inkâr” sözcüğü. İngilizce metinlerde ”to deny” fiilinden çekerek yer yer ”denial” olarak da kullanılan bu sözcüğün çevirisi, bu AİHM kararı / dosyası bağlamında yanlış yapılıyor.

”İnkâr” sözcüğü, bir gerçekliğin, varoluşun, oluşun, olagelişin, olmuşun.. gerçekte varlığına / gerçek olmasına karşın kabul edilmemesi / görmezden gelinmesi.. anlamına geliyor.

Oysa İsviçre vs. Perinçek davasında geçen anlamıyla doğru çeviri ”inkâr” değil ”red olmalıdır. Kastedilen tam da budur; Ermenilere dönük Osmanlı Devletinin bir soykırım eylemi olmamıştır – yoktur.. Aksine suçlamayı kabul etmiyoruz / reddediyoruz;
oldu da, biz ”inkâr” ediyoruz değil!..

Bu ciddi yanlışı Sn. Dural ile paylaştık, olgunlukla kabul ettiler ve metinlerinde düzeltecekler.
Umarız ilgili öbür kesimler de, –birkaç kez yetkililerine anımsatmamıza karşın– düzeltirler..
Sn. Dural’ın ”Ermeni Tehciri” (Armenian Deportation) konulu yazısını da bekliyoruz, göndereceklerini belirttiler..

Osmanlı Devleti Ermenileri kırıp – geçirdi de, biz hukuksal olarak buna ”soykırım” denemeyeceği kalkanının ardına da saklanmıyoruz.. Hukuk kuralları ve mevzuatı ne derse desin, eylemli olarak (de facto) böylesi bir tek yanlı kırım yok-tur, olmamıştır. Karşılıklı bir kırım (mukatele) söz konusudur ve Osmanlı Devletinin eylemi; Ermeni tebaanın başlattığı kırım – isyan – Rus cephesine geçme gibi savaş suçlarına karşı tepki olup meşru bir savunma – haktır.

Lütfen tıklar mısınız konuya ilişkin kapsamlı bir power point sunumumuzu görmek için :

Ermeni_Soykirimi_Emperyalist_iftira_Altindag_CHP
Sonuç olarak; sıkı bir sentez – analiz mantığı, sorgulama ve eleştirel irdeleme ve matematiksel düşünme yöntemlerini benimseyip uygulamadan bir yerlere varma olanağı yok.. Tüm insanlarımıza bu becerilerin kazandırılması ve yaşam alışkanlıkları olarak benimsetilmesi zorunlu. Üstelik üniversiteye bırakılmadan, erken yaşlardan başlanarak.

AKP ise çağdışı – yobaz dayatmasını sürdürüyor eğitimde.. İşte bu Anayasaya (md. 137 vd.) ve Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası İnsan hakları metinlerine, başta AİHS ve İHEB olmak üzere, aykırı ve açıkça gayrımeşru! Bu dayatmayı okullarda uygulayan suç işlemiş olur..
Direnmek ve uygulamamak görev ve haktır, meşrudur.
Öğretmeni, öğrencisi ve velisi ile birlikte direnerek..

Sevgi ve saygı ile. 12 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kaynak Yayınevi : Türk Devrimi’nin Yayınevi.

KAYNAK YAYINLARI…

AİHM Büyük Dairesi, Perinçek-İsviçre davasında kararını verdi!

Karar, Yazarımız Doğu Perinçek lehine sonuçlandı…

Doğu Perinçek, İsviçre’de 2005 yılında verdiği konferanslarda,

“Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”

demesi üzerine bu ülke yargısınca ‘ırkçı ayrımcılık’ gerekçesiyle cezaya çarptırılmıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2. Dairesi ise 17 Aralık 2013 tarihli kararında, ‘ifade özgürlüğü’ vurgusu yaparak İsviçre’yi haksız bulmuştu.

Ancak İsviçre bu karara itiraz ederek, davayı Büyük Daire’ye taşıdı.

ERMENİ MESELESİ İLE İLGİLİ KİTAPLARIMIZI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN

GÜNCEL KAMPANYALARIMIZ

 

Mehdi Mesih plus Deccal Dindarmış 48,00 TL yerine 29,99 TL


KİTAP SETLERİ

Dostlar,

Kaynak Yayınevi gerçekten de Türk Devrimi’nin Yayınevi..

Destek olalım, Kaynak yayınlarını okuyalım, okutalım..
Kişi ve kurumlara armağan edelim…

Hele hele ATATÜRK’ün BÜTÜN ESERLERİ

30 cilt, muazzam bir belge – bilgi hazinesi..

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Doğu Perinçek’ten Levent Kırca’nın Vefatı Üzerine Açıklama

Doğu Perinçek’ten Levent Kırca‘nın Ölümü Üzerine Açıklama

Genel Başkanımız Doğu Perinçek, AİHM Büyük Daire’de görülen Perinçek-İsviçre davasının karar duruşmasına katılmak üzere Strazburg’a hareket ettiği için usta oyuncu Levent Kırca’nın cenazesinde bulunamamıştır. Doğu Perinçek’in yayınladığı açıklamayı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz:

Türkiye’nin,  21. yüzyılının büyük sanatçısı, büyük direnç kaynağı, büyük aydını Levent Kırca’yı kaybettik. Yurttaşlarımıza, ailesine, bütün sanat toplumuna, Levent Kırca’nın Merkez Yürütme Kurulu üyesi olduğu Vatan Partisi’ndeki arkadaşlarımıza baş sağlığı diliyorum. Milletimizin acısını yürekten paylaşıyorum.

O bütün zorluklara karşı gülümseyerek direnmeyi bize öğretti. Her zaman büyük bir iyimserlikle, gülerek zorluklara göğüs gerdi. Şimdi o açıdan Levent Kırca’ya en çok ihtiyacımız olan döneme giriyoruz. Hatırası hep bizimle beraber. Bize hep umut verecek, hep güven verecek, iyimserlik verecek. Hatırası bizi aydınlatacak.

O’nu bütün bir Millet olarak, büyük bir saygıyla vatan toprağına veriyoruz. Ama umutla veriyoruz, güvenle veriyoruz. Türkiye, Levent Kırca gibi büyük aydınlar yetiştiriyor.
O Nasreddin Hoca geleneği, Timur’la hep mizah yaparak mücadele eden, direnen, her türlü zorbalığa karşı mizahı, gülmeyi bir silah gibi kullanan gelenek. O büyük geleneğin temsilcisi Levent Kırca. O’nun vücudunu belki toprağa veriyoruz ama O’nun hatıraları, yaptıkları, oyunları, eserleri, hep yüreğimizde, bilincimizde olacak. Etrafımıza ışık saçacak, güven verecek. Zorlukları hepimiz Levent Kırca gibi gülerek karşılayacağız, hakkından geleceğiz.
Türkiye çok büyük bir güce sahiptir. Levent Kırcaları yaratan bir millettir bu millet.
Ve o büyük güçle zorlukların üstesinden geleceğiz.

Levent Kırca her zaman bizim sahnemizde olcak. Levent Kırca’nın son mektubunu unutmayalım, bilinçlerimize yerleştirelim. Orada bütün milleti, Türkiye’nin bütün aydınlık,
ileri güçlerini birliğe çağırmaktadır. Büyük karara gidiyoruz. Türkiye bu zorluklardan büyük bir çözümle ve kararla çıkacak. Atatürk rotasına girecek. Yeniden Türk devletinin, milletimizin temellerini Atatürk devrimi ekseninde oluşturacağız.

Doğu Perinçek
Vatan Partisi Genel Başkanı

================================================

Sayın Doğu Perinçek,
Engin birikimi ve usta kalemi ile yazılması gerekeni mükemmel düzeyde yansıtmış..
Onca yoğunluğun içinde bu dizeleri de sağolsun kaleme almış.
Dileriz Strazburg’dan muştulu haberlerle dönerler..
AİHM Büyük Dairesi, İsviçre Hükümetinin temyiz başvurusunu geri çevirir ve

ERMENİ SOYKIRMININ ULUSUMUZA YÜKLENMEK İSTENEN İĞRENÇ BİR EMPERYALİST YALAN OLDUĞU GERÇEĞİ BİR KEZ DAHA ONANIR...

LEVENT_KIRCA'nin_OLUMU-2_12EKIM2015

Sevgi ve saygı ile.
13 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com