Ermeni Soykırım Yalanı ve Sabancı Üniversitesi

Ermeni Soykırım Yalanı ve
Sabancı Üniversitesi

Haluk DURAL
Millî Merkez Genel Sekreteri
08.09.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Soykırım savunucusu Alman Lepsiushaus’un, Sabancı Üniversitesi’nin organizasyonuyla 14-17 Eylül 2017 tarihleri arasında Berlin Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam adreslerinde “Past in the Present: European Approaches to the Armenian Genocide – Ermeni Soykırımı için Avrupa Yaklaşımları” konu başlıklı çalıştay gerçekleştirilecektir. Çalıştayın ev sahiplerinden birisi Sabancı Üniversitesi olup katılımcılar arasında ise Koç, Bilgi, ​Kemerburgaz (Altınbaş), ​Ankara Sosyal Bilimler Üniversiteleri var. Koç Üniversitesi bir açıklama yaparak çalıştaya katılacak olan akademisyenin işine 6 ay önce son verdiklerini bildirmiş, Sabancı Üniversitesinin ise “Biz ev sahibi değiliz” açıklamasına rağmen davetiyelerde açılış ve kapanış konuşmasını yapacak olan Hülya Akad isimli şahıs Sabancı Ü. akademisyeni olup, ayrıca panelin konuşmacılarındandır. Sabancı Üniversitesi çalıştayın bilimsel bir çalışma olduğunu, akademisyenlerinin çalışmalarının kısıtlanamayacağını, istedikleri çalıştaya katılabileceklerini bildirmiştir. Ancak çalıştaya sadece “soykırım var” diyenleri çağırmakta, karşı görüşü savunanların başvuruları kabul edilmemektedir.

Akademisyenlik onuru soysuzluğa indirgenmiş…

Gerçekleri araştırmak için bilimsel amaçlı çalışmalar yapmak, doğruları ortaya çıkartmak, halka doğru bilgi aktararak onurlu bir hizmet vermesi gereken akademisyenler, olmayan bir soykırımı peşinen kabul ederek, soysuzluk ve ihanete adım atmış olurlar. Üniversitelerde bilim üretmekle görevli bir akademisyen, çalıştığı konu hakkında her şeyden önce en temel bilgileri öğrenmeli, bu bilgileri yapacağı araştırmalarla geliştirip, pekiştirdikten sonra yargıya varmalıdır. Ermeni Soykırımı olduğunu peşinen kabul eden soysuzların öncelikle öğrenmesi gereken gerçekler şunlardır:

1- Soykırım kelimesi “soy” ve “kırım” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş yeni bir kelimedir. 1950 yılından önceki konuşulan ve yazılan Türkçe’de “soykırım” diye bir kelime yoktur.
2- 1948 tarihinden önce gerek İngilizce ve gerekse diğer dillerde de “soykırım” anlamında bir sözcük yoktur. Soykırımın İngilizce karşılığı “Genocide” olup, Polonyalı Av. Rafael Lemkin’in önerisiyle bu kelime de Yunanca “Genos” (soy) ve Latince “Cide” (Latince Caedo kelimesinden türemiş, Öldüren anlamında bir sonek) kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir kelimedir.
3- İkinci Dünya savaşında Almanlar; Almanya’daki ve işgal ettikleri ülkelerdeki milyonlarca komünist, sosyalist, çingene, Yahudi, bedensel ve zihinsel sakatlar (AS: engelliler denmeli), Polonyalılar ve Rusları toplama kamplarında, gaz odalarında hunharca öldürmüşlerdir. Bu kadar toplu katliam yapan Almanlar savaş sonrası toplanan Nürnberg Mahkemelerinde “soykırım” suçundan değil insanlık dışı muamele, işkence, toplu öldürme, katliam, vb. eylemleri içeren “insanlığa karşı suçlar” ile suçlanıp yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

Diğer bir deyişle, Roma hukukundan bu yana evrensel hukukun esaslarından olan “suç ve cezanın kanunîliği” ilkesi “nullum crimen sine lege, nulla poena sine lege praevia” uyarınca 1948 tarihinden önce devletlerin ulusal hukukunda ve uluslararası hukukta “soykırım” diye bir suç tanımlanmadığından Almanlar soykırım suçundan yargılanamamışlardır.

4- Almanların işledikleri suçların niteliği nedeniyle, Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”[[1]] hazırlanarak 9 Aralık 1948 tarihli 260/A sayılı Genel Kurul kararıyla onaylanıp, üye devletlerin imza, kabul veya katılımına açılmış ve 12 Ocak 1951 tarihinde anılan sözleşmenin 13. maddesine uygun şekilde yürürlüğe girmiştir.

Soykırım suçunun tanımı

Bu Sözleşme’nin 2. maddesine göre soykırım suçları[[2]];

“Bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (İngilizce: as such) yok etmek amacıyla;

     –   bir gruba mensup olanları öldürmek,
     –   gruba mensup olanlara ciddi bedenî veya aklî zararlar vermek,
     –   grubun tümünü veya bir kısmını bilfiil (fizikî olarak) yok etmek amacını güden yaşam koşullarını bilinçli olarak gruba zorla uygulamak,
     –   grup içinde doğumları önlemeye yönelik önlemleri dayatmak,
     –   grubun çocuklarını başka bir gruba zorla sevketmek.” 

şeklinde tanımlanmaktadır. Altı çizilmesi gereken husus, bir eylemin veya suçun soykırımı olarak nitelendirilebilmesi için, bir gruba mensup insanları sırf o gruba mensup oldukları için öldürme, yoketme kastının (saikinin) olması gerekir. Dip Not[[i]]

Suçların bireyselliği

Sözleşmenin 4. maddesi, soykırım suçlarının kişiler tarafından işlendiğini hükme bağlaması açısından önemlidir. Hiçbir devlet, millet veya ırk topluca veya kurumsal olarak soykırım yapmakla suçlanamaz. Bu Sözleşme’nin 4. maddesine göre[[3]];

“Soykırımı teşvik eden veya 3. maddede sayılan eylemleri yapan; kurumsal sorumlu yöneticiler, devlet memurları veya bireyler cezalandırılacaktır.”

Yani “Türkiye Ermeni Soykırımını tanısın” talebinin ve bu tür söylemlerin hiçbir hukuki değeri yoktur. BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesinin en önemli maddesi, bu suçla ilgili yetkili mahkemenin tanımlandığı kısımdır.

Yetkili mahkeme

Bu Sözleşme’nin 6. maddesine göre[[4]];

“Soykırımı işlemekle suçlanan kişileri yargılama yetkisi bulunan organ ise, suçun işlendiği ülke Devletinin yetkili mahkemesi veya Tarafların kabul etmesi halinde bir uluslararası ceza mahkemesidir.”

Bu 6. madde çerçevesinde, bugüne kadar Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı iddiasıyla, yetkili bir Türk mahkemesinde, hakkında soykırım davası açılmış ve/veya hükmolunmuş hiçbir Türk vatandaşı yoktur. Çünkü Ermeni iddiaları, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği 1951 yılından önceki bir tarihe, 1915 yılına aittir ve o tarihte “soykırım” diye bir suç olmadığından bu olayı Sözleşme kapsamına sokmak imkânsızdır.

Soykırım suçları ile ilgili Sözleşme geriye doğru işletilemez

Soykırım suçunu tanımlayan uluslararası Sözleşme, yürürlüğe girdiği 12 Ocak 1951 tarihinden sonra meydana gelebilecek ve Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinde sayılan suçlara uygun eylemleri “Soykırım” olarak tanımlamış olup, bu uluslararası Sözleşmeye göre ancak, Sözleşmenin yürürlük tarihinden sonra işlenen soykırım suçları cezalandırabilir. Yani bu Sözleşme GERİYE DOĞRU işletilemez (mâkabline şamil değildir).

Soykırım Sözleşmesini yürürlük tarihinden önceye, Ermeni iddialarını kapsayacak şekilde genişletmek amacıyla ABD yetkililerinin teşviki ve Ermeni diasporasının girişimiyle ABD’de bir Türk Ermeni Barıştırma Komisyonu (Turkish Armenian Reconciliatıon Commission – TARC) kurulmuş ve 2003 yılına kadar yaklaşık iki yıl görev yapan bu grup için New York’taki “International Center for Transitional Justice” kurumunun adı açıklanmayan hukuk danışmanlarına yaptırılan “Soykırımı Sözleşmesinin 20. yüzyıl başlarında vuku bulan olaylara uygulanıp uygulanamayacağı” hakkındaki hukukî inceleme, Sözleşmenin geriye doğru yürütülemeyeceği sonucuna varmıştır[[5]].

Ayrıca, 27 Ocak 1980 tarihinde yürürlüğe giren, 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (Vienna Convention on The Law of Treaties) 28. maddesi[[6]];

“Sözleşmelerin (devletler arasındaki ikili veya çok taraflı antlaşmaların-H. Dural), tersine bir hüküm bulunmadıkça, o Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten önce vuku bulan eylemlere veya Sözleşme yürürlüğe girmeden önce sona ermiş durumlara UYGULANAMAYACAĞINI” belirtir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere, BM Soykırım Sözleşmesi, yetkili mahkeme tanımı ve geriye doğru işletilememe nedeniyle, uluslararası hukuktaki EN SAĞLAM PLATFORMDUR. Bunun en önemli kanıtı ise, ABD liderliğindeki batılı emperyalist devletlerin girişimleriyle, bugüne kadar sadece çeşitli ülkelerin parlamentolarından “Ermeni Soykırımını Tanıma” kararlarının alınmış olması ve herhangi bir Türk vatandaşı aleyhine “soykırım” suçlaması ile ceza davası açılamamış olmasıdır.

Sonuç olarak;

Osmanlı ordusu I. Dünya Savaşı sırasında 5 ayrı cephede savaşırken, hem de 1915 yılında Çanakkale’de emperyalist İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı ölüm kalım savaşı verilirken, özellikle Doğu Anadolu bölgemizdeki Osmanlı vatandaşı Ermeniler devlete isyan etmişler, işgalci Çarlık Rusya’sına karşı savaşan ordumuzu arkadan vurmuşlardır. Bununla da kalmamışlar, Rus ordusuna asker olmuşlar, kendi yörelerinde, köylerinde yaşayan Türkleri ve Müslümanları katletmişleridir.

Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını peşinen kabul eden soysuz akademisyenler ve bunlara akademik özgürlük adı altında destek veren Sabancı ve diğer üniversitelerin yöneticileri özellikle ve öncelikle Kaynak Yayınlarından kitap olarak basılan; 1915 yılında Ermeni isyanlarını örgütleyen Taşnak Partisi‘nin başkanı ve 1918’de Erivan’da kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ohannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında partisinin Bükreş’te toplanan kongresine sunduğu “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” başlıklı raporu okumalı, Ermenilerin Osmanlı Devletine neden isyan ettiklerini,

  • ne kadar büyük insanlık dışı katliamlar yaptıklarını anlattığı itirafları okumalıdırlar.

Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını peşinen kabul eden soysuz akademisyenler ve bunlara akademik özgürlük adı altında destek veren Sabancı ve diğer üniversitelerin yöneticileri Soykırım suçlarıyla ilgili yukarıda anılan Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesini[[7]] ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08) ve mahkeme safahatı ile ilgili belgeleri okumalı ve öğrenmelidirler.

[[1]] : Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, entry into force 12 January 1951, in accordance with article XIII
[[2]] : Article 2
In the present Convention, genocide means any of the following acts committed with intend to destroy, in whole or in part, a national, ethnical, racial or religious group, as such:
(a) Killing members of the group;
(b) Causing serious bodily or mental harm to members of the group;
(c) Deliberately inflicting on the group conditions of life calculated to bring about its physical destruction in whole or in part;
(d) Imposing measures intended to prevent births within the group;
e) Forcibly transferring children of the group to another group.
[[3]] : Article 4
Persons committing genocide or any of the other acts enumerated in article III shall be punished, whether they are constitutionally responsible rulers, public officials or private individuals.
[[4]] : Article 6:
Persons charged with genocide or any of the other acts enumerated in article III shall be tried by a competent tribunal of the State in the territory of which the act was committed, or by such international penal tribunal as may have jurisdiction with respect to those Contracting Parties which shall have accepted its jurisdiction.
[[5]] : http://www.armenian-genocide.org/files/ICTJ_Memorandum.pdf
International law generally prohibits the retroactive application of treaties unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established. The Genocide Convention contains no provision mandating its retroactive application. To the contrary, the text of the Convention strongly suggests that it was intended to impose prospective obligations only on the States party to it. Therefore, no legal, financial or territorial claim arising out of the Events could successfully be made against any individual or state under the Convention.
[[6]] : Vienna Convention on The Law of Treaties, Signed at Vienna 23 May 1969, Entry into force: 27 January 1980
Article 28 : Non-retroactivity of treaties
Unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established, its provisions do not bind a party in relation to any act or fact which took place or any situation which ceased to exist before the date of the entry into force of the treaty with respect to that party.
[[7]] : Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide  http://www.ohchr.org/EN/ProfessionalInterest/Pages/CrimeOfGenocide.aspx

Son Not   :
[[i]] : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08). Doğu Perinçek lehine oy çokluğu ile karar veren heyetin iki hakimin verdikleri karşı oyun gerekçesinin 23. paragrafında “Soykırımın inkârı (AS: inkârı yanlış çeviri; reddi denmesi gerek!) suçunun unsurları, actus reus  (suçun maddi unsuru) açısından olduğu gibi mens rea (suçun manevi unsuru) açısından da kanıtlanmıştır. Actus reus bakımından, başvuran (Doğu Perinçek) “uluslararası yalan” olarak nitelediği Ermeni soykırımını aleni olarak inkâr (AS: reddetmiş!) etmiş, Ermeni halkını Türk Devletine saldırmakla itham etmiş” diyerek Doğu Perinçek’i suçlu bulmuşlardır.

Karşı oy kararı için Emekli Büyükelçi Pulat Tacar’ın değerlendirmeleri:

  • Actus reus, ceza hukukunda öldürme eyleminin yani fiilin bizatihi kendisidir. Ancak her öldürme fiili aynı derecede değerlendirilemez, zira kaza sonucu öldürme, önceden tasarlayarak öldürme, tahrik nedeni ile öldürme, meşru müdafaa nedeniyle öldürme vb. çeşitli öldürme eylemleri vardır. Bunlar ceza hukukunda ayrı ayrı cezalandırılır.

Halbuki, soykırım özel kasıt (dolus specialis, İngilizce as such) ile öldürmektir. Yani “Bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (as such) yok etmek amacıyla” öldürmektir. Dolus specialis 1948 Sözleşmesinde yazılı fiillerin (suçların), bir gruba mensup insanlara, sırf o gruba mensup, oldukları gerekçesi ile işlenmesidir. İçinde ırkçılık taşımaktadır.

Soykırım hukukunda zamanla uygulamaya yönelik bazı nüanslar ortaya çıkmıştır. Bunların başında Uluslararası Adalet Divanının (UAD-Lahey) Bosna Sırbistan kararı gelir (International Court of Justice, Application of The Convention on The Prevention And Punishment of The Crime of Genocide (Croatia V. Serbia), 3 February 2015, Judgement). Mezkur karar 1948 Soykırım Sözleşmesini hazırlayan konferansta uzun müzakereler sonunda kabul edilen “as such” terimine ağırlık vermiş, kararda Latince dolus specialis (özel kasıt) olmadan bir eyleme soykırım denilemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca bunun ispatına ilişkin çıtayı çok yükseklere çekerek, soykırımı ispatı çok güç olan bir suç niteliği haline getirmiştir. UAD sadece Srebrenitsa’da yapılanları soykırım sayarak, Yugoslavya iç savaşındaki diğer benzer olaylarda dolus specialis’in ispatlanamadığını vurgulamıştır.
=============================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Haluk Dural, nitelikli ve yurtsever bir aydındır. Gerçekte bu 2 nitem (sıfat) birbirinden ayrılamaz da. Yüksek Kimya Müh. ve DPT uzmanıdır. Ancak emek vererek konuları derinlemesine irdelemekte ve planlamacı – mühendis akıl yürütmesi ile son derece sağlıklı / bilimsel sonuçlara varmaktadır doğal olarak. Bu yazısında da olduğu gibi..

Üniversitelerin bütün bölümlerinden Sistematik Felsefe ve Mantık zorunlu ders olmalıdır.

Kendisini az önce bu makalesi nedeniyle aradık ve konuştuk, kutladık ve teşekkür ettik sitemizde yayınlamamıza da izin verdiği için.

Bir önemli sözcüğe, metinde de ayraç içinde not düştüğümüz üzere itirazımız oldu.
O da ”inkâr” sözcüğü. İngilizce metinlerde ”to deny” fiilinden çekerek yer yer ”denial” olarak da kullanılan bu sözcüğün çevirisi, bu AİHM kararı / dosyası bağlamında yanlış yapılıyor.

”İnkâr” sözcüğü, bir gerçekliğin, varoluşun, oluşun, olagelişin, olmuşun.. gerçekte varlığına / gerçek olmasına karşın kabul edilmemesi / görmezden gelinmesi.. anlamına geliyor.

Oysa İsviçre vs. Perinçek davasında geçen anlamıyla doğru çeviri ”inkâr” değil ”red olmalıdır. Kastedilen tam da budur; Ermenilere dönük Osmanlı Devletinin bir soykırım eylemi olmamıştır – yoktur.. Aksine suçlamayı kabul etmiyoruz / reddediyoruz;
oldu da, biz ”inkâr” ediyoruz değil!..

Bu ciddi yanlışı Sn. Dural ile paylaştık, olgunlukla kabul ettiler ve metinlerinde düzeltecekler.
Umarız ilgili öbür kesimler de, –birkaç kez yetkililerine anımsatmamıza karşın– düzeltirler..
Sn. Dural’ın ”Ermeni Tehciri” (Armenian Deportation) konulu yazısını da bekliyoruz, göndereceklerini belirttiler..

Osmanlı Devleti Ermenileri kırıp – geçirdi de, biz hukuksal olarak buna ”soykırım” denemeyeceği kalkanının ardına da saklanmıyoruz.. Hukuk kuralları ve mevzuatı ne derse desin, eylemli olarak (de facto) böylesi bir tek yanlı kırım yok-tur, olmamıştır. Karşılıklı bir kırım (mukatele) söz konusudur ve Osmanlı Devletinin eylemi; Ermeni tebaanın başlattığı kırım – isyan – Rus cephesine geçme gibi savaş suçlarına karşı tepki olup meşru bir savunma – haktır.

Lütfen tıklar mısınız konuya ilişkin kapsamlı bir power point sunumumuzu görmek için :

Ermeni_Soykirimi_Emperyalist_iftira_Altindag_CHP
Sonuç olarak; sıkı bir sentez – analiz mantığı, sorgulama ve eleştirel irdeleme ve matematiksel düşünme yöntemlerini benimseyip uygulamadan bir yerlere varma olanağı yok.. Tüm insanlarımıza bu becerilerin kazandırılması ve yaşam alışkanlıkları olarak benimsetilmesi zorunlu. Üstelik üniversiteye bırakılmadan, erken yaşlardan başlanarak.

AKP ise çağdışı – yobaz dayatmasını sürdürüyor eğitimde.. İşte bu Anayasaya (md. 137 vd.) ve Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası İnsan hakları metinlerine, başta AİHS ve İHEB olmak üzere, aykırı ve açıkça gayrımeşru! Bu dayatmayı okullarda uygulayan suç işlemiş olur..
Direnmek ve uygulamamak görev ve haktır, meşrudur.
Öğretmeni, öğrencisi ve velisi ile birlikte direnerek..

Sevgi ve saygı ile. 12 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

(AS : Bizim kısa katkımızın ardından Vatan Partisinin kapsamlı basın açıklaması aşağıdadır..)

Almanya’da yapılacak bir toplantı vesilesiyle yine Ermeni Soykırımı tartışması ateşlendi. Bu tür toplantılara ihanet, hıyanet vs. gibi yapıştırılan etiketi bir kenara bırakıyorum çünkü bu değer yargıları, toplantıya engel olmadığı sürece ciddiye alınmayacak değerlendirmeler.

keremaltıparmaksonAncak bir de Ermeni Soykırımıyla ilgili toplantıların bilimsel olmadığını ileri süren ve bunu hukuki gerekçelerle de destekleyen bir yaklaşım var. Bu iddialar kendi içinde çok çelişik ve kısa bir kelamı hak ediyor. 3 temel argüman görüyorum bu kapsamda:

  1. Toplantı soykırımın olmadığını söyleyen kimseyi davet etmediği veya soykırımın olmadığını söyleyen ve katılmak isteyen kişileri de reddettiği için bilimsel değil.
  2. Soykırım “BM yasaları” ve AİHM kararına göre ancak mahkeme kararıyla saptanabilir bir suç tipidir ve bu nedenle mahkeme kararı olmadan bu ifade kullanılamaz.
  3. AİHM Perinçek/İsviçre kararıyla soykırım olmadığına karar vermiştir, aksini söyleyen bir toplantı bilimsel olamaz.

Bu gerekçelerin her biri ayrı ayrı ciddi sorunlar içerdiği gibi kümülatif (AS: birikimli) olarak daha da saçma bir hale geliyor. Kısaca bakalım.

  1. Bir toplantının bilimsel olması için mutlaka karşı görüşün de olması gerektiği çok boş bir iddia. Örneğin Evrim’i tartışmak için mutlaka Evrim karşıtlarını davet etmeniz gerekiyor mu? Ya da Türkiye’de yapılan Ermeni sorunu ile ilgili toplantılara kaç tane soykırım vardır diyen bilim insanı davet ediyorsunuz gibi sorularla kolayca çürütülebilir. Bir toplantıyı bilimsel yapan, bilimsel metotlara ve etiğe bağlı kalınıp kalınmadığıdır. Burada yapılan sunumlarda ve sonrasında yapılan yayınlarda bu açıdan sorun görürseniz, çalışır ortaya koyarsınız. Ama sadece bir görüşü destekleyenlerin çalışmalarını sunmaları, karşı görüşün yer almaması o toplantıyı bilimsel olmaktan çıkarmaz. Zaten çıkarıyorsa bugüne kadar Türkiye’de yapılan sadece devlet tezinin işlendiği yüzlerce toplantının tamamı için kolaylıkla aynısı söylenebilir.
  2. İkinci iddia hem kendiyle hem de birinci iddiayla çelişiyor. Hem aksi görüşün olmadığı toplantı bilimsel değildir diyeceksiniz hem de mahkeme kararı yoksa karşı görüşü dillendiremezsiniz diyeceksiniz. Ne zamandan beri hakikatin yerini mahkeme kararları aldı? Bu zihniyete göre Galileo’yu veya Bruno’yu cezalandıran mahkemeler de haklı olabilir o zaman. Hakikatin farklı olduğunu bilimsel olarak tespit etseniz bile mahkeme kararı yok diye susacaksınız sonra da
    buna bilim diyeceksiniz öyle mi? Bunun ne kadar saçma olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Yine de şunu ekleyelim: Ermeni soykırımı diyemezsiniz diyen ne BM Yasası (Yasa lafı iddia sahiplerine ait, sanıyorum Soykırım Sözleşmesini kast ediyorlar) ne de AİHM kararı var.
  3. Nihayet gelelim Perinçek/İsviçre kararına.

    – Perinçek’in kendisi ve Vatan Partililer AİHM’in soykırım yoktur dediğini iddia ediyorlar.

    Daha önce bu kararı kısaca analiz etmiştim hatırlayacaksınız. Karar böyle bir şey demiyor. Karar kimse bu iddiayla bilimsel veya başka bir nitelikte toplantı yapamaz da demiyor. Hatta karar böyle bir toplantıya soykırım yoktur diyenleri davet etmek zorundasınız falan da demiyor. Sadece ve sadece Perinçek’in İsviçre’de soykırım yoktur dediği için cezalandırılması ifade özgürlüğünü ihlal eder diyor. Bu da sadece İsviçre ile ilgili, koşullar değiştiğinde başka ülkede böyle bir cezalandırmayı meşru da görebilir. Bu gerekçeden yola çıkarak, özgürlüğü savunan bir kararı başkalarının bilim özgürlüğünü engellemek için kullanmanın ne kadar sakat bir yaklaşım olduğunu açıklamaya gerek yok sanırım.

Tüm bu söylenenler içinde bilime aykırı olan bir şey var ama. Bir Üniversite, bilimsel olduğunu düşündüğü bir toplantıya devletin ideolojisi ile çelişse bile destek olabilir. Sabancı Üniversitesi ne kadar düşünerek bunu yaptı bilmiyorum tabii. Ama terörize edildiği için adını toplantıdan çekmek zorunda kalmış. Bilim dene dene yine özgür düşünce karartılmış oldu bir kez daha.
==================================
Dostlar,

Nazik bir konu… Ancak tartışmanın ana omurgası;
Küresel emperyalizmin ülkemizi ve ulusumuzu ‘tarihsel gerçeklere aykırı biçimde ‘soykırımcı” olarak suçlamasına asla izin verilemez.
Sn. Altıparmak’ın hukuksal irdelemesi yukarıda..
Vatan Partisi’nin basın açıklaması ise aşağıda :
(https://www.aydinlik.com.tr/vatan-partisi-artik-ihanet-calistaylari-yapilamaz-politika-eylul-2017)

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
********
Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!

7.9.2017 16:12

Berlin’deki soykırım çalıştayından Sabancı Üniversitesi’nin çekilmesi ve Türk akademisyenlerin listeden çıkması üzerine Vatan Partisi’nden açıklama geldi. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Koray, Prof. Dr. H. Zafer Kars ve Av. Nusret Senem, Berlin’de düzenlenecek olan sözde Ermeni Soykırımı çalıştayıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Koray açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“University of Michigan, Lepsiushaus Potsdam, Sabancı Üniversitesi ve University of Southern California-Dornsife’ın birlikte düzenledikleri ‘Ermeni ve Türk Akademisyenleri Çalıştayı 2017’nin 14-17 Eylül tarihleri arasında Berlin’de gerçekleştirilmesi planlanmaktaydı. Başlığı ‘Bugünün İçindeki Geçmiş: Ermeni Soykırımına Avrupa’nın Yaklaşımları’ olan çalıştayın açılışında ilk konuşmayı Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hülya Adak’ın yapması tasarlanmıştı.

Çalıştayın programında Bilgi Üniversitesi, Kemerburgaz Üniversitesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve Koç Üniversitesi mensubu olan konuşmacılar yer almaktaydı. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’in, Sabancı Üniversitesi’ni vatana ve bilime sadakate çağıran basın toplantısıyla başlattığı kampanya sonucunda Türk üniversitelerinden bu çalıştaya katılıma karşı tepkiler çığ gibi büyüdü. Bunun sonucunda Sabancı Üniversitesi’nin logosu çalıştay program ve sitesinden kaldırılırken, Prof. Dr. Hülya Adak programdan çekildi. Sabancı Üniversitesi, kendi sitesinden bu çalıştaya ev sahipliği yapmadığını açıkladı. Çalıştay tarihleri 15-18 Eylül olarak değiştirildi. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi mensubu olan öğretim üyesi programdan çekilirken, Koç Üniversitesi programda mensubiyeti Koç Üniversitesi olarak gözüken öğretim üyesinin kendi üniversiteleriyle kurumsal bir ilişkisinin kalmamış olduğunu açıkladı. YÖK, Sabancı Üniversitesi’nin çalıştaya katılımı konusunda sorumlu bir tutum alarak görevini yerine getirdi. Vatan Partisi’nin müdahalesiyle kısa sürede elde edilen bu sonuçları olumlu bulmaktayız.

Hem çalıştayın değiştirilmiş olan programında Bilgi ve Kemerburgaz Üniversitelerinden olan katılımın hâlâ sürmesi nedeniyle, hem de üniversitelerimizin ‘vatana ve bilime sadakat yükümlülüğü’nün bundan sonra da çiğnenmemesini sağlama adına, çalıştaya ilişkin değerlendirmemizi milletimiz ve bilim topluluğumuzla paylaşmak istiyoruz.

Bu çalıştay, uluslararası hukuka aykırı bir önyargıyı dayatma toplantısıdır. ‘Ermeni Soykırımı’ önyargısını benimsemiş olmak, çalıştaya katılmanın önkoşuludur. Önyargı, Ortaçağ’a ait bir kavramdır. Bilim özgürlüğü, önyargılara karşı mücadele ederek kazanılmıştır. Önyargı, özgürlüğün değil, yasaklamanın aracıdır. Bilimde ‘önyargı özgürlüğü’ yoktur. Bu çalıştayda bilime tek bir işlev yüklenmektedir. O da bilimin ülkemizi zaafa uğratmaya yönelik bir siyasal propaganda aracı olan sözde ‘Ermeni Soykırımı’nı dayatmanın örtüsü olarak kullanılmasıdır. Çalıştaya Türk üniversitelerinden ya da Türk kökenli öğretim üyelerinin katılımına özen gösterilmesi de, bütünüyle bu örtüyü pekiştirmek amacıyladır.

Soykırım hukuki bir kavramdır. Parlamentolar, üniversiteler, çalıştaylar, ‘soykırım hükmü’ kuramazlar. AİHM Perinçek-İsviçre Davası Büyük Daire ve 2. Daire kararlarına göre 1915 olayları ‘Yahudi soykırımı’ sınıflamasına girmemektedir. ‘Soykırım hükmü’ ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili mahkemesi veya yetkili uluslararası ceza mahkemesi tarafından verilebilir. Ortada böyle bir hüküm yokken, sanki varmış gibi ‘Ermeni Soykırımı’ndan söz etmek, ‘soykırım’ kavramının amaçlı olarak çarpıtılmasıyla uluslararası hukukun çiğnenmesinden başka bir anlam ifade etmez. Kavramları çarpıtmamak bilim ahlakının bir gereği olduğu gibi, hukukun üstünlüğü, en başta bir bilim topluluğunun özenle saygı göstermesi gereken bir insanlık kazanımıdır.

‘Ermeni Soykırımı’ yalanı, 1980’lerden bu yana sözde ‘Kürdistan’, özde ‘İkinci İsrail’in kurulması amacı için kullanılmaktadır. Bu psikolojik savaşın hedefi, Türk Ordusu’nun yaptırım gücü kullanmasını engellemek ve Türkiye’yi vatanını savunamaz hale getirmektir. Çalıştayın özellikle ‘Ermenilerin ve Kürtlerin kaderleri arasındaki kenetlenmeyi’ konu alan 5. Paneli, bu hedefin doğrudan ifadesinden başka bir şey değilidir. Çalıştayın, sözde ‘Kürdistan’ın Bağımsızlığı’ Referandumunun gündemde olduğu, ABD’nin PKK-PYD’yi ağır silahlarla donattığı ve ülkemizde iç cepheyi bölme çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde düzenlenmesi, bu etkinliğin doğrudan Türkiye’ye karşı düzenlenmiş olduğunu çıplak biçimde gözler önüne sermektedir. Bu çalıştay Türkiye’yi olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin Türkiye ile olan dostluğunu hedef almaktadır.

Üniversitelerimizde bilim ve Türkiye karşıtlığına özgürlük tanınamaz.
Bilim, vatan ve hukuk karşıtlığıyla malul böyle bir çalıştaya katılım, katılanların siciline kara bir leke olarak geçecektir. Biz, ülkemizdeki hiçbir üniversite ve öğretim üyesinin ne bugün, ne de yarın böyle utanç verici bir duruma düşmesini arzu etmiyor ve hâlâ çalıştay programında yer alan katılımcıları ve kurumlarını bu çalıştaydan çekilmeye davet ediyoruz.”
==================================