Etiket arşivi: gündem oyunları

KIRIMA DÖNÜŞEN SALGIN, EKONOMİK ÇÖKÜŞ : Suçlu İktidar ve Acımasız Gündem Oyunları..

Dostlar,

4 Şubat 2022 günü akşam saat 20:00’de Karantina TV’de Sn. Recai Aksu’nın Önce İnsan programına konuk olduk. Konu şöyle saptanmıştı :

  • KIRIMA DÖNÜŞEN SALGIN, EKONOMİK ÇÖKÜŞ :
    Suçlu İktidar ve Acımasız Gündem Oyunları..

Omicron varyantı Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) 24 Kasım 2021’de Güney Afrika tarafından bildirildi. Botswana kaynaklı varyantın Kasım başlarında evrimleştiği söylenebilir. Bu son varyantın genellikle hafif seyirli gidişi önverilerle gözlenince bir iyimserlik havası oluştu ve çok bulaşıcı bu varyant ile hızla doğal bağışıklık elde edilebileceği düşünüldü. DSÖ ciddi uyarılarda bulundu, “Omicron’un salgının sonu olacağının asla söylenemeyeceği” gibi.. Hızlı bulaşın yeni varyantlara kapı aralayabileceği ve evrimleşecek yeni varyant(lar)ın daha da tehlikeli olabileceği..

Sağlık Bakanı Dr. Koca, Kovit-19 salgının başında olduğu gibi (2020 başları), birkaç hafta Türkiye’de Omicron varyantı görülmediğini söyledi.. Dünyada çok hızlı yayılım oldu ve doğallıkla ülkemize de, “geç de olsa” geldi. Delta varyantı baskınlıkla dolanımda iken günlük “resmi” olarak 20 binin altına çekilen yeni olgu sayıları ve günlük 120’lere gerileyen ölüm sayıları tırmanmaya başladı.

Aralık 2021 boyunca 5323 insanımızı salgına kurban verdik. 2022 başından 4 Şubat’a dek 5703 (Sakarya Savaşında 5713 şehidimiz oldu) insanımızı yitirdik Kovit-19 nedeniyle. Omicron dalgasının 2 ayda ülkemize faturası 11,026 ölüm oldu “resmi” verilerle. Büyük Taarruz’da 2318 şehidimiz var. 2 büyük savaşta toplam 8021 şehit verdik (kayıplar dışında). 66 günde ortalama 168 ölüm! Sağlık Bakanı Dr. Koca ise “endişeye yer olmadığını” yinelemekte günlük basmakalıp tweet iletileri ile. Bu nasıl bir anlayıştır, kavramak olanaksız.

4 Şubat 2022 günü verileri aşağıda : 111,157 yeni olgu ve 248 ölüm! (Gerçekte daha yüksek!)


Salgın yönetimi, Halk Sağlığı / Epidemiyoloji bilimi ilke ve yöntemleriyle değil, iktidarın siyasal seçimleri ile yapılmaya çalışılmakta. Temel yönelim, her durumda BAŞARILI GÖRÜNME.. Hiçbir olumsuz eleştiri ya da algıya yer yok bu takıntıda ya da koşullanmada..

Sayısal veriler büyük çelişkiler içinde. Yoğun bakım yatakları tama yakın dolu. Halk ve sağlık çalışanları yorgun, bitkin. Çok sayıda sağlık emekçisi de Kovit’e yakalanıyor ve hizmet baskısı artarken çalışanlar azalıyor. Muhalefet soruna yeterince ilgili olmaktan uzak. Unutturulmak isteniyor, kanıksatılmak isteniyor, “doğal” karşılansın isteniyor, “kader” deniyor gerekirse. Bakan Dr. Koca, Şubat sonu, Mart ortası salgının inişe geçeceğini varsayıyor; KUMAR!

Uluslararası kural ve standartlara göre “aşı” niteliği kazanmayan TURKOVAC’ı övüyor Bakan Koca, “kendi gücümüz var” diyor ve anımsatma dozu olarak bununla devamı öneriyor.  Oysa ortada bir aşı yok! Korkunç bir tablo! Bir ulusun yaşamı, iktidarın çıkarına feda edilebilir mi??

Sorunu ayrıntılarıyla işledik..

Ekonomik çöküntüyü, ülkenin talan edilişini, ülke sermayesinin İslamcı kesime kaydırılışını, yıllık enflasyonun TÜİK’e göre %48’e varmasını, emekçi halkın sömürülmesini.. işledik.

AKP iktidarı ağır suçlu.. hem de çok ağır suçlu. Klasik yöntem GÜNDEM OYUNLARIna başvurmak. İşte bunlardan biri Sedef Kabaş’ın hapse atılması. Kavala’nın AİHM ve Avrupa Konseyi uyarısına karşın tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmemesi.. derken Samsun’da Atatürk’ün anıtsal yontusuna halatlı – kamyonetli yıkma saldırısı.. Ülkenin sinir uçlarıyla oynayarak daha da kutuplaştırmak ve asıl sorunlardan uzaklaştırmak..

MOBESE‘ler İstanbul BŞB Başkanını izleyip hukuk dışı biçimde yandaş basına servis ederken, Samsun’da Ata’nın yontusuna yıkma girişimini görmüyor!? Halat bağlanıyor, kamyonetle çekiliyor, halat kopuyor ve alçak saldırganlar kaçıyor. Yurttaşlar ihbar edince polis geliyor. Önceden istihbarat alınamamış mıdır, 15-20 dk. sürmesi olağan saldırı MOBESE’den nasıl görülmemiştir ya görülüp sonlanması mı beklenmiştir?? AKP iktidarı bunları yanıtlamalıdır.

Öte yandan, içerideki başarısızlığı – çöküşü sözde dengelemek üzere Erdoğan Kiev’de ve dış politika gerçekliklerinden (real politics) bütünüyle kopuk biçimde Rusya – Ukrayna arasında arabuluculuğa soyunuyor!!?? Erdoğan’dan bir kınama yok.. Parti sözcüsü Ö. Çelik’in cılız sözleri oldu olaydan 1 gün sonra. Vali, Emniyet Md., MİT yetkilisi görevlerinde.. Erdoğan sessiz..

Amaç ne?? Ülkede kutuplaşmayı daha da keskinleştirip sokak eylemlerini tahrik etmek mi? Ardınan da OHAL ilanı ve OHAL altında genel seçimle bir kez daha zorlama seçim almak mı?

Tüm bunları kapsamlı olarak irdeledik ve soruları yanıtladık. Yaklaşık 80 dakika..

İzlemek için lütfen tıklayınız : https://www.youtube.com/watch?v=02I5tcup1gw

Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

 

 

 

2021’de Salgın ve AKP’den Öğrendiklerimiz (!)

Dostlar,

Karantina TV’de, Sn. Recai Aksu dostumuzun ÖNCE İNSAN teması altında yürüttüğü seçkin programlarından birine daha katıldık 30.12.21 günü akşam.

Programı yandaki gibi duyurmuştuk. Konu da başta verdiğimiz üzere,

  • 2021’de Salgın ve AKP’den Öğrendiklerimiz (!) .. idi.

Verilere göre, önceki programlardan çok izlendi. Gelen sorular ve sorunlar, seslerinin duyurulmasını isteye Yeditepe Üniversitesi öğrencileri.. toplum çok yönlü sıkıntıda, sıkışık, bunalımda adeta ve nefes alacak yollar aramakta..

Özellikle 2021 boyunca AKP’nin son derece acımasız gündem oyunları

Ne yazık ki, ne yazık ki, bunlara TURKOVAC aşı adayı faciası bile dahil!

  • Evet, TURKOVAC ş aşamada uluslararası kurallara göre bir AŞI DEĞİL!

Kapsamlı biçimde gerekçeleriyle açıkladık ve kanıtlarını koyduk ortaya.. Zaten son 1 haftadır sürekli yazıyoruz web sitemizde ve her gün güncelliyoruz.. Lütfen tıklayıp okur ve çarpıcı gerçeklerle yüzleşip paylaşır mısınız??

İzlenmesini, paylaşılmasını ve gereğini dileriz hızla..

– C. Başsavcılarını harekete geçmeye çağırdık..
– Kurumları, basını… sorunu sahiplenmeye çağırdık..
– Halkı, kendini koruması ve bu saldırıdan sakınmak için demokratik haklarını
örgütlü olarak kullanmaya çağırdık
Bilim Kurulu üyelerinin son 2 yılda malvarlıklarını açıklamaya ağırdık..
– Ve de iktidarı, TURKOVAC adlı aşı olmayan biyolojik ürünün uygulanmasını DER – HAL durdurmaya, yaşam hakkına dönük suç işlemeyi durdurmaya çağırdık..

Sevgi ve saygı ile. 31 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

TELE1 TV Programımız – 25Nisan 2021

Dostlar,

25 Nisan 2021 Pazar günü TELE1’de Mustafa Balbay‘ın konuğu olacağız.. / OLDUK.

Türkiye gündemi ne yazık ki ping pong topu gibi..
Gerçek sorunlarımıza odaklanamıyoruz.. Buna engel olunuyor değişik yollarla..
Öncelikle bu kuşatmayı kırmalı ve dayatılan gündem oyunlarını aşarak gerçek sorunlarımıza yoğunlaşabilmeliyiz.
**
Salgın tüm azgınlığı ile sürmekte..
Bu gün SÖZCÜ‘de Sn. Uğur Dündar köşelerini bize lütfettiler ve tam sayfa olarak yayınlandı.

DERHAL YÜZDE 95’LER DÜZEYİNDE TAM KAPANMAYA GİDİLMELİ!.. – Prof. Dr. Ahmet SALTIK 

Bu akşam Sn. Balbay bizimle birlikte 3 konuşmacı alacak.
3 kez 45 dakikalık zaman dilimleri var.
Biz ilk dilimde 15 dakikayı sözde Ermeni soykırımı gündemine ayırmak istiyoruz.
2. bölümde, “resmi” verilerle bile KOVİT-19 salgınının eriştiği ürkünç tabloyu paylaşmak istiyoruz. Hem kendi içimizde perişanız hem de dünya ile karşılaştırıldığında..

  • Son 1 hafta – 10 gündür, her gün yeni tanı alan kovit-19 hasta sayısının milyon nüfusa göre insidens hızı bakımından arayı giderek açan biçimde DÜNYA BİRİNCİSİYİZ.. 
  • Örneğin aşağıdaki verilere göre, Türkiye dünya nüfusunun %1,1’i olmasına karşın, bu oranın 5 katı dolayında, dün dünyada tanı alan tüm olguların %5,5’i ülkemizde.
  • Veriler hala karartılmakta! Yanlış verilerle Epidemiyolojik planlama yapmak da olanaksız.
  • İktidar, inanılmaz bir vurdumduymazlık – akıl tutulmasıyla seyrediyor.. Deneme- yanılma “aç- kapa kumarları” ile sözde salgını yönet(em)iyor.. Gerçekte SALGINI KULLANIYOR!!

Son 15 dakikada ise ne yapmak gerek sorunsalına yanıt vermeye çabalayacağız.
***
TELE1 TV’ye ve Sn. Balbay’a yurtsever  – sorumlu yayıncılık anlayışları ve bize ekran fırsatı verdikleri için teşekkür ederiz. Youtube erişkesi (linki) bize ulaşınca burada paylaşacağız. Bilgi ve ilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 25 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

 

 

Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri

Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
ABD’de yapılan bir araştırmada son 35 yılda görülen obezite artışının nişasta bazlı şekerin kullanımındaki artışla uyumlu olduğu gösterilmiştir… Temel hedeflerinden biri obeziteyle mücadele olan Sağlık Bakanlığı eğer programında samimiyse en kısa sürede bu özelleştirmeye müdahale etmeli ve durdurmalıdır.
Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri
Doç. Dr. ASLI DAVAS
İzmir Dayanışma Akademisi
2016 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre 15 yaş üstü erkeklerin %15,2’si, kadınların 23,9’u obez, tüm toplumun %34,3’ü de fazla kiloludur. Tablo böyleyken her dokuz – on kişiden birinin şeker hastası olduğu bir ülkede şeker fabrikalarının halkın sağlığı için önemli olduğunu söylemek ironik aslında. “Olmasalar daha iyi” diye söylenebilir insan. Hele de Sağlık Bakanlığı’nın obezite mücadale programlarını, sürekli insanlara üç beyazdan (un, şeker, tuz) uzak durun, haftada en az üç gün spor yapın önerilerini düşününce…

Obezitenin tek nedeni olmamakla birlikte en önemli nedeni yanlış ve dengesiz beslenmedir. Normal koşullarda sağlıklı bir beslenmenin %40-50’sinin daha çok tahıl ağırlıklı olmak üzere karbonhidratlardan oluşması gerekiyor. Şeker ise dikkatle tüketilmesi gereken bir üründür. Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Komitesi çocuk ve adölesanlarda (AS: ergenlerde) her türden serbest şeker tüketiminin %5’in, iki yaşın altındaki bebek ve çocuklarda ise daha da düşük düzeylerde olmasını önermekte (AS: günlük enerji alımının). Tüketirken şekerin kaynağının da miktarının da ne olduğu çok önemli. Meyve, bal, pekmez gibi doğal olmayan yollardan alınan her türlü şeker sağlığa bir biçimde zarar veriyor.

Peki şeker pancarından elde edilen şekerle nişasta bazlı şeker arasındaki fark ne?
Yiyecek ve içeceklerde kullanılan şekerler temel olarak sofra şekeri olarak bilinen ‘sakkaroz’ ve nişasta bazlı şekerlerdir (NBŞ). Sakkarozun çoğu kamıştan, dörtte biri de pancardan elde ediliyor. İkisi arasında bir fark yok. Nişasta bazlı şekerler, mısır nişastasından glikoz ve fruktoz şurubu olarak üretilmekte ve sakkarozdan farklı olarak monosakkarit yapıdalar. Monosakkarit olmaları doğrudan dolaşıma girmelerine, doyma hissi oluşmadan sindirilmelerine ve bu nedenle de daha çok tüketilmelerine neden oluyor. Fruktoz ve glukoz şuruplarının da sindirimleri birbirinden farklı. Genel olarak daha tatlı olduğu için tercih edilen fruktoz şurubunun şeker metabolizması kadar yağ metabolizması üzerinde de etkisi olduğu ve yüksek tansiyonlu hastalarda ürik asit metabolizmasını bozduğu biliniyor. Gıda endüstrisinde ucuz ve verimli olarak kabul edildiği için fruktoz şurubu daha fazla kullanılıyor.

Nişasta bazlı şeker ilk olarak ABD’de üretilmeye başlamış. Avrupa Birliği ülkelerinde nişasta bazlı şeker için ortalama %2’lik kota bulunurken, Türkiye’de Şeker Yasası ile nişasta bazlı şeker kotası %15 olarak belirlenmiştir (AS: Bu yasanın verdiği yeki ile Bakanlar Kurulunca belirleniyor kota oranı.. ). Bu şekerlerin temel kullanım alanları gazlı içecekler başta olmak üzere çikolatalar, gofret, şekerlemeler, bisküviler, hazır baklava, yaş pasta, kurabiyeler, meyve suları, gazlı içeceklerden ketçaplara kadar oldukça geniş bir yelpazeyi oluşturuyor.

  • Nişasta bazlı şeker bu kadar ucuzken niye şeker pancarı ekelim ve şeker fabrikalarını kapatmayalım?

Bu soruya birçok yanıt verebiliriz ama öncelikle çocuklarımızın daha nitelikli, sağlıklı ve uzun yaşayabilmeleri yanıtı verebiliriz. Çünkü nişasta bazlı şeker en çok çocuk ve gençlerin tükettikleri gıdalarda bulunmakta, hem şu anki hem de gelecekteki sağlıklarını etkilemektedir.

  • Türkiye, Cargill gibi şirketlerin raporlarına dayanarak NBŞ kotalarını arttırmaktadır.
  • Ayrıca genetiği değiştirilmiş mısırın hayvan yemi olarak ithalatına izin vermiş bir ülke olarak GDO’lu mısırın gıda sektöründe ne oranda denetlendiğiyle ilgili hiçbir uygulama ve buna dayalı veri paylaşımı yapılmamaktadır. GDO’lu mısırdan üretilmiş früktoz şurubunun zararlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

ABD’de yapılan bir araştırmada son 35 yılda görülen obezite artışının NBŞ kullanımındaki artışla uyumlu olduğu gösterilmiştir. Fruktoz bazlı şekerin insülin direncini arttırdığı, tokluk hissinin kısa sürmesi nedeniyle besin tüketimini artırdığını gösteren pek çok çalışma vardır. NBŞ bazlı ürün tüketimiyle çocukluk çağı obezitesi ve şeker hastalığı arasındaki ilişkiyi gösteren birçok çalışma da vardır. Obez çocuklarda fruktoz tüketiminin kısıtlandığı bir araştırmada früktoz alımının kesilmesinden altı hafta sonra çocukların trigliserit (kolesterol) düzeylerinin düştüğü ve karaciğer yağlanmasında önemli bir gerileme olduğu saptanmış. Yine 2017 yılında yayınlanan bir araştırmada, yüksek doz fruktozlu yiyecek tüketen Latin ve Afrika kökenli çocuklarda, fruktozun kesilmesinden 10 gün sonra karaciğer ve bel bölgesi yağlanmada azalma, insülin kinetiklerinde de iyileşme gösterilmiştir.

Obezite ve fazla kiloluluk yoksullarda daha sık görülen bir sağlık sorunudur. Bunun da en önemli nedeni ülkelerin yanlış sağlık, tarım ve gıda politikalarıdır. Tarım ve gıda politikaları iyi olan ülkelerde sağlıklı gıdaların üretimi devlet tarafından teşvik edilir ve ucuzdur. Türkiye’de ise bir gıdanın daha sağlıklı olduğuyla ilgili bilimsel yayınların artmasıyla o ürün pahalı hale gelir; devlet kendi üretmez, yasalarla fiyatını sınırlamaz ve sübvanse etmez tam tersine dolaylı vergi kaynağı olarak kullanır. Örneğin zeytinyağı 20 yıl önce en çok tüketilen ve ucuz olduğu için küçümsenen bir ürünken bugün neredeyse sadece üst orta sınıfın tükettiği bir besin haline gelmiştir. Margarin, rafine edilmiş zeytinyağı kadar sağlıklı olmayan diğer yağlar ise daha ucuzdur ve yoksullar daha kolay erişir. Zeytinyağı hem ulusal hem uluslararası özel şirketler tarafından fiyatı belirlenen, rekabet nedeniyle fiyatının ucuzlaması beklenen ama yıllardır fiyatı artan, bu nedenle de alınması zor bir gıdadır. Benzer bir sonuç şeker üretimi için de gerçekleşecektir. Sofra şekeri yeterince üretilmediği için pahalılaşacak evlerde bile NBŞ kullanımı artacaktır.

Yukarıda sözü geçen NBŞ tüketimi artışına bağlı olumsuz sağlık sonuçları göstermektedir ki hükümet şeker fabrikalarını özelleştirirken, sadece devletin kar eden nadir kamu kurumlarından bir grubu kapatmayacak, bu fabrikalarda çalışan işçileri ya da pancar üretiminden geçimini sağlayan çiftçileri işsiz bırakmayacak; aynı zamanda artan obezite, diyabet, kalp hastalığı ve kanserlerin sağlık harcamalarını da üstlenmiş olacaktır. NBŞ şirketleri kar ederken tüm çalışanlar daha fazla sağlık primi ödeyecek, sağlık kurumlarına başvurduklarında da daha çok cepten ödeme yapacaklardır.
Temel hedeflerinden biri obeziteyle mücadele olan Sağlık Bakanlığı eğer programında samimiyse en kısa sürede bu özelleştirmeye müdahale etmeli ve durdurmalıdır.

  • NBŞ kotaları düşürülmeli,
  • NBŞ içeren ürünlere ek vergi konmalı,
  • okullarda bu ürünlerin satışı yasaklanmalı,
  • kamuoyu zararları konusunda bilgilendirilmelidir. (11.03.2018 10:09 BİRGÜN PAZAR)

=================================
Dostlar, 

ŞEKER ÇIKMAZI AKP = ERDOĞAN’ı SÜPÜREBİLİR!

Bu sorun çok önemli.. Erdoğan ciddi biçimde angaje görünüyor.. Bu amaçla kalkıp, egosunu bastırarak (?!) TÜRK-İŞ’in ayağına dek gitti. Niye acaba?? Ne konuşuldu, bilmiyoruz.

Halkı aldatma amaçlı küçük ödünler sürüyor. İktidar bütün kanalları kullanıyor kamuoyunu yönlendirmek ve çok ciddi biçimde yükselen karşıtlığı zayıflatmak için.. NBŞ kotasını %5’e çekmek de dahil.. Ancak Şeker Yasasındaki yetki orada duruyor. Bakanlar Kurulu, o yılki pancar şekeri üretiminin yarısına dek NBŞ şeker üretimine izin verebilir. Halen 350 bin ton / yıl dolayında olan bu kota, 2,250 milyon ton / yıl pancar kökenli şeker üretimi dikkate alınırsa, 1,125 milyon ton /yıla dek, artırılabilir. TBMM neden böylesine tehlikeli, ulusal çıkarlarla örtüşmeyen, halk sağlığını tehdit eden ve egemenlik haklarımızı zayıflatan… yetkileri tanır?? Haydi hükümet kimi nedenlerle çokuluslu şirketler ve ardındaki devletlerle ilişkilerde zayıf; Güçler Ayrılığı geçerli olan bir ülkede Parlamento bu zayıflığı Yasama yetkisi ile denetleyebilir ve böylesi bir olanağı Yürütme organına vermeyebilir. Yürütme de olası zaafiyetini bu yolla aşar..

Oysa Erdoğan, yaşamın her alanında mutlak söz sahibi oldu, bunu değerli buluyor! Ne yazık ki sık sık da kandırılıyor – aldatılıyor kendi ifadesi ile.. Bu açıklamaları içtenlikli ise, sigortası, derhal TEK ADAM REJİMİNİ TERK EDEREK demokratik, parlamenter hukuk devletinin kurumlarını doğal işleyişine bırakmaktır. Tersi, açıkça anayasal düzene fiili bir darbedir!

AKP = Erdoğan şeker fabrikalarının satışı için “angaje olmadığını”, ABD’ye…. söz vermediğini…  (ABD Dışbakanı ile bir Cumhurbaşkanı 3,5 saat ne görüşür??!) kanıtlamak istiyorsa; kamuoyunu dinlemeli, yandaş uzmanlarının yanı sıra karşıt uzmanları da dinlemeli ve bu son derece yanlış, kendisine ve partisine çoooook oya malolacak dayatmadan vazgeçmelidir. Ayrıca 16 Nisan 2016 halkoylaması sonucu Anayasa değişiklikleri tümüyle yürürlük almamıştır. Erdoğan, hala “sorumsuz cumhurbaşkanı” dır Anayasaya göre. Sorumluluk Başbakandadır, hükümettedir.

Bir kez daha anımsatalım; yapılan eylemli (de facto) dayatma, açıkça Anayasayı çiğneme (ihlal) suçudur.

Gündem oyunları ile de bir yere varmak artık çoook zorlaşmıştır. AKP = Erdoğan (+MHP) iltihakı (ittifakı değil; katılması!) öylesine zordadır ki, İstiklal Marşına bile el atmışlardır. Ayıptır, günahtır, yazıktır, insaf etmek, utanmak gerekir.. Bir toplumun temel değerleri ile bu denli oynanır mı? Toplum sersem sepelek edilmek istenmektedir. Ne adına?

– Şeker skandalını gündemden düşürmek için mi?
– 26 maddelik sözde SEÇİM İTTİFAKI yasasını unutturmak için mi?
– Yaşam pahalılığı – borçlar- işsizlik – OHAL’i… unutturmak için mi??
– 14 Mart’ta Ankara Tabip Odası’nın basın açıklamasını Numune Hastanesi bahçesinde kolluk zoru ile engellemeyi geçiştirmek için mi?
– Daha neler neler için??

Bütün bunlar çıkmaz sokaktır ve AKP – MHP debelendikçe batmaktadır.
Bu film siyasal tarihte çoooooooooook görülmüştür, klasiktir.. İktidardan düştüğünü – düşeceğini gören ve sağduyu ile bunu kabul etmeyen – edemeyen siyasal kadroların klişe ritüelleridir, bildik çırpınışlarıdır..

Afrin operasyonu 55. günündedir ve Suriye – Irak sınırları boyunca 1250 km cephede benzer operasyon aylar… aylar sür(dürüle)ebilir mi? Böylelikle 2019’a erişilir ve hamaset edebiyatı ile mi yerel seçimlere gidilir Mart 2019 sonlarında.. Ardından CB seçimine, genel seçimlere.. Bir “mucize” olur da / yaratılır da Erdoğan %51’i görürse, seçim ittifakı yasasını da unutur, MHP’yi de satar ve baskın seçime gidebilir..

Yapmayın efendiler, kıymayın bu ülkeye ve mazlum halkına.. Artık akl-ı selime gelin, yeter!

Sevgi ve saygı ile. 15 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Hukuk Merceğinden Ergenekon Davası


Dostlar
,

  • ERGENEKON – BALYOZ davalarını ve yıllardır zındanlarda tutsak alınan yurtseverleri unutmayalım..

Gündem oyunları vargüçle biraz da bu amaçla sergilenmekte..

Mısır, Suriye, Erdoğan’ın valsleri, timsah gözyaşları, Rize’ye kadın – erkek olimpik yüzme havuzu.. Rize’nin tam de bu gereksinimi acil duruma gelmişti!

Aşağıdaki yazı Ergenekon tertibi davasının dosya hacmi ve astronomik rakamları ile ilgili..

Yargıtay önceki başkanlarından Ceza hukukçusu Sayın Prof. Sami Selçuk,
şu çarpıcı değerlendirmeyi yapmıştı :

  • Böyle bir dava insanın beyin gücünü, yeteneğini aşıyor,
    bunu temizlemek gerek.

Peki “genel af”.. Kimlere, ne zaman, hangi kapsamda ve kim tarafından??
Anayas md. 10 (hukuk önünde eşitlik!), Apo dışlanarak genel af olanaklı mı?
Taşınmak istendiğimiz yer burası mıydı tam da??

Ergenekon – Balyoz bunun için mi, bilerek mi hukuk bataklığına gömüldü??

Başbakan’ın sesi konumundaki danışmanı Yalçın Akdoğan diyor ki;

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 27.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

Hukuk Merceğinden Ergenekon Davası

İnsanın bugünkü fiziksel ve zihinsel kapasitesine göre, Ergenekon dava dosyasının layıkıyla ve hukuksal gereklere uygun şekilde yargısal bir sonuca bağlanması olanaksızdır. Bu davayı içinden çıkılamaz, sağlıklı ve adil bir yargılama yapılamaz hale getirmenin sorumluluğu, hiç kuşku yok başta soruşturmayı yürüten savcılara, polislere ve yargılamayı yürüten mahkemenin yargıçlarına aittir.

Akın ATALAY

Ülkemizde yakın zaman öncesine dek askeri bürokrasinin siyasal sistem üzerinde vesayet sahibi olduğu, siyasal iktidarı fiilen paylaşıp kullandığı, birçok kez darbe yaparak demokratik rejimi askıya aldığı, gerekli olduğuna inandığı anda darbe yapmayı meşru bir hakkı ve yetkisi olarak kabul ettiği, aklıselim sahibi herkesin reddedemeyeceği tarihsel, siyasal ve toplumsal bir olgudur.

Ergenekon dosya yığını içinde yargılananlar arasında bu siyasal zihniyete, kültüre sahip olanların bulunduğu da söylenebilir. Yine, yargılananlar arasında çok sayıda darbe heveslilerinin ya da adları anıldığında kamuoyunun belli kesimlerinde suç/suçlu algısının hemen akla geldiği bir zamanların çete-mafya-suikastçı ya da ırkçı eylem ve faaliyet sahiplerinin, kamu vicdanında faili meçhullerin, karanlık cinayetlerin sorumlusu olarak yer edenlerin olduğunu da söylemek gerekir. Bu kişiler siyasal iktidar ya da yargı organlarınca haksızlığa ve hukuka aykırı kimi işlemlere maruz kalsalar ve hukuken mağdur olsalar, edilseler bile, salt bu mağduriyetleri nedeniyle elbette demokrasi kahramanı olarak görülemezler. Bu gerçekler, adil bir yargılama yapılmamasının özürü olamaz, olmamalıdır. Hak ve özgürlük bilinci gelişmiş toplumlarda, insanlar, kendilerinin hak ve özgürlüklerinin gerçekten güvence altında olması için rakiplerinin, karşıtlarının ya da benimsemedikleri kesimlerin hak ve özgürlüklerini gerektiğinde savunmanın zorunlu olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, en sevmediğimiz, en aykırı fikirlere sahip ya da hatta bize göre kesinkes suçla irtibatlı insanların da adil yargılanma hakkını ve hukuk güvencesini gerektiğinde savunmalıyız. Bu onların fikir ve eylemlerini savunmak değildir.

100 metreyi 2 saniyede koşmak

Size kalkıp birisi, “Bugün 100 metreyi 2 saniyede koştum” ya da “Yarın sabah saat 9’da İstanbul’dan otomobilimle yola çıkacağım, tam bir saat sonra saat 10’da Rize’de olurum” derse herhalde inanmaz, bunu diyenin aklından zoru olduğunu düşünürsünüz.

  • İşte, Ergenekon davasında 100 metrenin 2 saniyede koşulduğu iddiasında bulunanlar var.

Mahkemenin kendisinin açıkladığı verilere bir bakmak bile bu gerçeği bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Mahkemenin açıkladığına göre, dosyanın hacmine ilişkin kimi sayılar şu şekilde:

– Yaklaşık 40 bin sayfa duruşma tutanağı,
– Davaya ilişkin yazılı belgelerin bulunduğu delil klasörlerinin sayısı 2 bin 538 (her bir klasörde ortalama 250 sayfa olsa, toplam yaklaşık 600 bin sayfa).
– Bunların üstüne yaklaşık 20 bin sayfa iddianame,
– 2 bin 200 sayfa esas hakkında mütalaa,
– On binlerce sayfa sanık ve avukat savunmaları,
– yüzlerce saat telefon görüşme ses kayıtları,
– yine yüzlerce saat görüntü ve ses kaydı,
– milyonlarca sayfa belge içeren CD, DVD, flash bellek, harddisk vs. dijital materyali eklerseniz nasıl bir dosya yığını ile karşı karşıya olduğunuzu belki tahayyül edebilirsiniz.

Milyonlarca sayfalık hacmi, ses kayıtlarını, dijital kayıtları vs. bir yana bırakıp yalnızca yazılı belge ve klasörleri okumakla yetinelim.

Abartılı bir rakam vermeden yalnı bir milyon sayfa okuyacağımızı düşünelim.
Evet, çok daha fazla ve hacimli olmasına karşın, biz yine de bir milyon sayfa üzerinden bir okuma yapalım.

  • Soru şu: Bir milyon sayfayı ne kadar zamanda okuyabilirsiniz?

Bunun için toplamı iki sayfadan ibaret olan bu yazıyı kaç dakikada okuduğunuzu bir test edin. Herhalde, ortalama bir okuyucunun 4-5 dakikasını alır. Yargıçlar da, sizin benim gibi insanlar olduklarına göre, bu iki sayfayı aşağı yukarı aynı sürede okuyabileceklerdir. Kısaca, normal bir insan bir sayfalık yazıyı okumak için 2-3 dakikaya ihtiyaç duyar. Eğer, yapacağınız okuma titiz ve dikkatli bir okumayı gerektiriyorsa, bu süre uzayacaktır. Ama, biz yine de alttan alalım ve diyelim ki, yargıçların okuma yetenekleri öbür insanlara göre daha gelişkindir ve onlar hiç yorulmadan günde on saat boyunca aynı hızla 2 dakikada bir sayfa okuyabilirler.
Yok canım, bu da 100 metrenin 5 saniyede koşulabilmesi gibi olur demeyin, varsayın ki koşuyorlar. Bu durumda bile bir milyon sayfayı okuyabilmesi için bir yargıcın 2 milyon dakikaya ihtiyacı yok mu? 2 milyon dakika 33 bin 333 saat demektir. Ara vermeksizin ve dinlenmeksizin her gün düzenli olarak 10 saatlik bir okuma ile 3 bin 333 günde bir milyon sayfayı bitirebileceğiniz, üstelik fiziksel, zihinsel, bilimsel sınırları zorlayarak ulaştığınız bir sonuç oluyor.

Başka bir deyişle yaklaşık 10 yıl boyunca hafta tatili, hafta sonu demeden her gün okuyarak bir milyon sayfayı okuyup tüketebilecek yargıçlar arıyoruz. Peki, var mı?
Ergenekon mahkemesinde toplam 6 yılda bütün dosyayı okuyup bitirmiş, hazmetmiş olduklarına göre demek ki, doğaüstü ve insanüstü bir işi başardıklarını söylemek gerekiyor. Ya da bugün hiçbir insanın 100 metreyi 2 saniyede koşamayacağına inanıyorsak,

  • dosyanın büyük bölümünü okumadan, okumuş gibi karar verdiklerini söylemek durumundayız.

Bundan sonraki süreç

Ergenekon davasında herkes temyiz sürecini yani ikinci derece yargılamasını bekliyor. Önce, Ergenekon mahkemesi gerekçeli kararını yazacak. Kısa kararın 500 sayfa olduğuna bakılacak olursa, gerekçeli kararın 5 bin sayfayı aşacağını düşünebilirsiniz. Ardından Yargıtay Başsavcılığı dosyayı okuyup inceleyecek ve sonucunda kendi görüşünü (tebliğnameyi) hazırlayacak. Yani eğer dosyayı okumuş gibi yapmayıp gerçekten okuyacaksa dosya 10 yıl Yargıtay Savcılığı’nda kalacak. Ya da mütalaayı hazırlamakla görevlendirilecek savcılar aralarında işbölümü yaparak, her biri bölüm bölüm okuma yapacak, sonuçta bir araya gelecek ve
birinin okuduğu bölüme ilişkin değerlendirmesini, öbürleri zorunlu olarak kendi görüşüymüş gibi kabul edecek. Dava dosyası, ancak bundan sonra Yargıtay ceza dairesinin önüne gelebilecektir. Aynı zamana Yargıtay yargıçları da ihtiyaç duyacaklardır. Şeklen bile olsa, hiç olmazsa bundan sonraki süreçte adil bir yargılama olduğu izlenimi verilmek isteniyorsa, neredeyse 20 yıllık bilemediniz 10 yıllık bir temyiz süreci önümüzdeki gerçeklik.

Deneyimli ceza yargıcı, önceki Yargıtay başkanlarından Sami Selçuk, bu açık olguyu bütün çıplaklığı ile gördüğü için şunu ifade ediyor:

  • “Bunları gözeterek, bütün bunları ve bu davanın hacmini, karışıklığını ve karmaşıklığını, bir insan beyni, kafasında birlikte tutarak bir senteze gidemez; zor bir olaydır. Böyle bir davada yanlış yapmamak hemen hemen olanaksız. (…) Milyonlarca sayfalık bu davanın içinden çıkabilir misiniz? 100 bilemediniz 200 sayfalık davalar gördük; onlarda bile çok bocaladık.
  • Böyle bir dava insanın beyin gücünü, yeteneğini aşıyor, bunu temizlemek gerek.”

Sonuç                     :

1. İnsanın bugünkü fiziksel ve zihinsel kapasitesine göre, Ergenekon dava dosyasının layıkıyla ve hukuksal gereklere uygun şekilde yargısal bir sonuca bağlanması olanaksızdır.

2. Bu davayı içinden çıkılamaz, sağlıklı ve adil bir yargılama yapılamaz hale getirmenin sorumluluğu, hiç kuşku yok başta soruşturmayı yürüten savcılara, polislere ve yargılamayı yürüten mahkemenin yargıçlarına aittir.

3. Özellikle siyasi davalarda, adil bir yargılamanın gereklerine uymadan da hüküm verildiği, hatta bu hükümlerin kamuoyunun belli kesimlerini tatmin ettiği görülmüştür.

4. Ancak, adil bir yargılama yapılmadan ulaşılan hükmün kendisi -hukuksal anlamında- asla adil olarak görülemez. Ulaşmak istediğiniz hedef kadar, hedefe hangi yoldan gittiğinizin de hukuk devletlerinde ve demokrasilerde önemli olduğu unutulmamalıdır.

5. Bunun için “Ceza yargılamasında, zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur.”
ilkesi ortaya çıkmıştır.
(Cumhuriyet, 16.08.2013)