Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri

Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
ABD’de yapılan bir araştırmada son 35 yılda görülen obezite artışının nişasta bazlı şekerin kullanımındaki artışla uyumlu olduğu gösterilmiştir… Temel hedeflerinden biri obeziteyle mücadele olan Sağlık Bakanlığı eğer programında samimiyse en kısa sürede bu özelleştirmeye müdahale etmeli ve durdurmalıdır.
Şeker fabrikaları kararının sağlığımıza olası etkileri
Doç. Dr. ASLI DAVAS
İzmir Dayanışma Akademisi
2016 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre 15 yaş üstü erkeklerin %15,2’si, kadınların 23,9’u obez, tüm toplumun %34,3’ü de fazla kiloludur. Tablo böyleyken her dokuz – on kişiden birinin şeker hastası olduğu bir ülkede şeker fabrikalarının halkın sağlığı için önemli olduğunu söylemek ironik aslında. “Olmasalar daha iyi” diye söylenebilir insan. Hele de Sağlık Bakanlığı’nın obezite mücadale programlarını, sürekli insanlara üç beyazdan (un, şeker, tuz) uzak durun, haftada en az üç gün spor yapın önerilerini düşününce…

Obezitenin tek nedeni olmamakla birlikte en önemli nedeni yanlış ve dengesiz beslenmedir. Normal koşullarda sağlıklı bir beslenmenin %40-50’sinin daha çok tahıl ağırlıklı olmak üzere karbonhidratlardan oluşması gerekiyor. Şeker ise dikkatle tüketilmesi gereken bir üründür. Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Komitesi çocuk ve adölesanlarda (AS: ergenlerde) her türden serbest şeker tüketiminin %5’in, iki yaşın altındaki bebek ve çocuklarda ise daha da düşük düzeylerde olmasını önermekte (AS: günlük enerji alımının). Tüketirken şekerin kaynağının da miktarının da ne olduğu çok önemli. Meyve, bal, pekmez gibi doğal olmayan yollardan alınan her türlü şeker sağlığa bir biçimde zarar veriyor.

Peki şeker pancarından elde edilen şekerle nişasta bazlı şeker arasındaki fark ne?
Yiyecek ve içeceklerde kullanılan şekerler temel olarak sofra şekeri olarak bilinen ‘sakkaroz’ ve nişasta bazlı şekerlerdir (NBŞ). Sakkarozun çoğu kamıştan, dörtte biri de pancardan elde ediliyor. İkisi arasında bir fark yok. Nişasta bazlı şekerler, mısır nişastasından glikoz ve fruktoz şurubu olarak üretilmekte ve sakkarozdan farklı olarak monosakkarit yapıdalar. Monosakkarit olmaları doğrudan dolaşıma girmelerine, doyma hissi oluşmadan sindirilmelerine ve bu nedenle de daha çok tüketilmelerine neden oluyor. Fruktoz ve glukoz şuruplarının da sindirimleri birbirinden farklı. Genel olarak daha tatlı olduğu için tercih edilen fruktoz şurubunun şeker metabolizması kadar yağ metabolizması üzerinde de etkisi olduğu ve yüksek tansiyonlu hastalarda ürik asit metabolizmasını bozduğu biliniyor. Gıda endüstrisinde ucuz ve verimli olarak kabul edildiği için fruktoz şurubu daha fazla kullanılıyor.

Nişasta bazlı şeker ilk olarak ABD’de üretilmeye başlamış. Avrupa Birliği ülkelerinde nişasta bazlı şeker için ortalama %2’lik kota bulunurken, Türkiye’de Şeker Yasası ile nişasta bazlı şeker kotası %15 olarak belirlenmiştir (AS: Bu yasanın verdiği yeki ile Bakanlar Kurulunca belirleniyor kota oranı.. ). Bu şekerlerin temel kullanım alanları gazlı içecekler başta olmak üzere çikolatalar, gofret, şekerlemeler, bisküviler, hazır baklava, yaş pasta, kurabiyeler, meyve suları, gazlı içeceklerden ketçaplara kadar oldukça geniş bir yelpazeyi oluşturuyor.

  • Nişasta bazlı şeker bu kadar ucuzken niye şeker pancarı ekelim ve şeker fabrikalarını kapatmayalım?

Bu soruya birçok yanıt verebiliriz ama öncelikle çocuklarımızın daha nitelikli, sağlıklı ve uzun yaşayabilmeleri yanıtı verebiliriz. Çünkü nişasta bazlı şeker en çok çocuk ve gençlerin tükettikleri gıdalarda bulunmakta, hem şu anki hem de gelecekteki sağlıklarını etkilemektedir.

  • Türkiye, Cargill gibi şirketlerin raporlarına dayanarak NBŞ kotalarını arttırmaktadır.
  • Ayrıca genetiği değiştirilmiş mısırın hayvan yemi olarak ithalatına izin vermiş bir ülke olarak GDO’lu mısırın gıda sektöründe ne oranda denetlendiğiyle ilgili hiçbir uygulama ve buna dayalı veri paylaşımı yapılmamaktadır. GDO’lu mısırdan üretilmiş früktoz şurubunun zararlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

ABD’de yapılan bir araştırmada son 35 yılda görülen obezite artışının NBŞ kullanımındaki artışla uyumlu olduğu gösterilmiştir. Fruktoz bazlı şekerin insülin direncini arttırdığı, tokluk hissinin kısa sürmesi nedeniyle besin tüketimini artırdığını gösteren pek çok çalışma vardır. NBŞ bazlı ürün tüketimiyle çocukluk çağı obezitesi ve şeker hastalığı arasındaki ilişkiyi gösteren birçok çalışma da vardır. Obez çocuklarda fruktoz tüketiminin kısıtlandığı bir araştırmada früktoz alımının kesilmesinden altı hafta sonra çocukların trigliserit (kolesterol) düzeylerinin düştüğü ve karaciğer yağlanmasında önemli bir gerileme olduğu saptanmış. Yine 2017 yılında yayınlanan bir araştırmada, yüksek doz fruktozlu yiyecek tüketen Latin ve Afrika kökenli çocuklarda, fruktozun kesilmesinden 10 gün sonra karaciğer ve bel bölgesi yağlanmada azalma, insülin kinetiklerinde de iyileşme gösterilmiştir.

Obezite ve fazla kiloluluk yoksullarda daha sık görülen bir sağlık sorunudur. Bunun da en önemli nedeni ülkelerin yanlış sağlık, tarım ve gıda politikalarıdır. Tarım ve gıda politikaları iyi olan ülkelerde sağlıklı gıdaların üretimi devlet tarafından teşvik edilir ve ucuzdur. Türkiye’de ise bir gıdanın daha sağlıklı olduğuyla ilgili bilimsel yayınların artmasıyla o ürün pahalı hale gelir; devlet kendi üretmez, yasalarla fiyatını sınırlamaz ve sübvanse etmez tam tersine dolaylı vergi kaynağı olarak kullanır. Örneğin zeytinyağı 20 yıl önce en çok tüketilen ve ucuz olduğu için küçümsenen bir ürünken bugün neredeyse sadece üst orta sınıfın tükettiği bir besin haline gelmiştir. Margarin, rafine edilmiş zeytinyağı kadar sağlıklı olmayan diğer yağlar ise daha ucuzdur ve yoksullar daha kolay erişir. Zeytinyağı hem ulusal hem uluslararası özel şirketler tarafından fiyatı belirlenen, rekabet nedeniyle fiyatının ucuzlaması beklenen ama yıllardır fiyatı artan, bu nedenle de alınması zor bir gıdadır. Benzer bir sonuç şeker üretimi için de gerçekleşecektir. Sofra şekeri yeterince üretilmediği için pahalılaşacak evlerde bile NBŞ kullanımı artacaktır.

Yukarıda sözü geçen NBŞ tüketimi artışına bağlı olumsuz sağlık sonuçları göstermektedir ki hükümet şeker fabrikalarını özelleştirirken, sadece devletin kar eden nadir kamu kurumlarından bir grubu kapatmayacak, bu fabrikalarda çalışan işçileri ya da pancar üretiminden geçimini sağlayan çiftçileri işsiz bırakmayacak; aynı zamanda artan obezite, diyabet, kalp hastalığı ve kanserlerin sağlık harcamalarını da üstlenmiş olacaktır. NBŞ şirketleri kar ederken tüm çalışanlar daha fazla sağlık primi ödeyecek, sağlık kurumlarına başvurduklarında da daha çok cepten ödeme yapacaklardır.
Temel hedeflerinden biri obeziteyle mücadele olan Sağlık Bakanlığı eğer programında samimiyse en kısa sürede bu özelleştirmeye müdahale etmeli ve durdurmalıdır.

  • NBŞ kotaları düşürülmeli,
  • NBŞ içeren ürünlere ek vergi konmalı,
  • okullarda bu ürünlerin satışı yasaklanmalı,
  • kamuoyu zararları konusunda bilgilendirilmelidir. (11.03.2018 10:09 BİRGÜN PAZAR)

=================================
Dostlar, 

ŞEKER ÇIKMAZI AKP = ERDOĞAN’ı SÜPÜREBİLİR!

Bu sorun çok önemli.. Erdoğan ciddi biçimde angaje görünüyor.. Bu amaçla kalkıp, egosunu bastırarak (?!) TÜRK-İŞ’in ayağına dek gitti. Niye acaba?? Ne konuşuldu, bilmiyoruz.

Halkı aldatma amaçlı küçük ödünler sürüyor. İktidar bütün kanalları kullanıyor kamuoyunu yönlendirmek ve çok ciddi biçimde yükselen karşıtlığı zayıflatmak için.. NBŞ kotasını %5’e çekmek de dahil.. Ancak Şeker Yasasındaki yetki orada duruyor. Bakanlar Kurulu, o yılki pancar şekeri üretiminin yarısına dek NBŞ şeker üretimine izin verebilir. Halen 350 bin ton / yıl dolayında olan bu kota, 2,250 milyon ton / yıl pancar kökenli şeker üretimi dikkate alınırsa, 1,125 milyon ton /yıla dek, artırılabilir. TBMM neden böylesine tehlikeli, ulusal çıkarlarla örtüşmeyen, halk sağlığını tehdit eden ve egemenlik haklarımızı zayıflatan… yetkileri tanır?? Haydi hükümet kimi nedenlerle çokuluslu şirketler ve ardındaki devletlerle ilişkilerde zayıf; Güçler Ayrılığı geçerli olan bir ülkede Parlamento bu zayıflığı Yasama yetkisi ile denetleyebilir ve böylesi bir olanağı Yürütme organına vermeyebilir. Yürütme de olası zaafiyetini bu yolla aşar..

Oysa Erdoğan, yaşamın her alanında mutlak söz sahibi oldu, bunu değerli buluyor! Ne yazık ki sık sık da kandırılıyor – aldatılıyor kendi ifadesi ile.. Bu açıklamaları içtenlikli ise, sigortası, derhal TEK ADAM REJİMİNİ TERK EDEREK demokratik, parlamenter hukuk devletinin kurumlarını doğal işleyişine bırakmaktır. Tersi, açıkça anayasal düzene fiili bir darbedir!

AKP = Erdoğan şeker fabrikalarının satışı için “angaje olmadığını”, ABD’ye…. söz vermediğini…  (ABD Dışbakanı ile bir Cumhurbaşkanı 3,5 saat ne görüşür??!) kanıtlamak istiyorsa; kamuoyunu dinlemeli, yandaş uzmanlarının yanı sıra karşıt uzmanları da dinlemeli ve bu son derece yanlış, kendisine ve partisine çoooook oya malolacak dayatmadan vazgeçmelidir. Ayrıca 16 Nisan 2016 halkoylaması sonucu Anayasa değişiklikleri tümüyle yürürlük almamıştır. Erdoğan, hala “sorumsuz cumhurbaşkanı” dır Anayasaya göre. Sorumluluk Başbakandadır, hükümettedir.

Bir kez daha anımsatalım; yapılan eylemli (de facto) dayatma, açıkça Anayasayı çiğneme (ihlal) suçudur.

Gündem oyunları ile de bir yere varmak artık çoook zorlaşmıştır. AKP = Erdoğan (+MHP) iltihakı (ittifakı değil; katılması!) öylesine zordadır ki, İstiklal Marşına bile el atmışlardır. Ayıptır, günahtır, yazıktır, insaf etmek, utanmak gerekir.. Bir toplumun temel değerleri ile bu denli oynanır mı? Toplum sersem sepelek edilmek istenmektedir. Ne adına?

– Şeker skandalını gündemden düşürmek için mi?
– 26 maddelik sözde SEÇİM İTTİFAKI yasasını unutturmak için mi?
– Yaşam pahalılığı – borçlar- işsizlik – OHAL’i… unutturmak için mi??
– 14 Mart’ta Ankara Tabip Odası’nın basın açıklamasını Numune Hastanesi bahçesinde kolluk zoru ile engellemeyi geçiştirmek için mi?
– Daha neler neler için??

Bütün bunlar çıkmaz sokaktır ve AKP – MHP debelendikçe batmaktadır.
Bu film siyasal tarihte çoooooooooook görülmüştür, klasiktir.. İktidardan düştüğünü – düşeceğini gören ve sağduyu ile bunu kabul etmeyen – edemeyen siyasal kadroların klişe ritüelleridir, bildik çırpınışlarıdır..

Afrin operasyonu 55. günündedir ve Suriye – Irak sınırları boyunca 1250 km cephede benzer operasyon aylar… aylar sür(dürüle)ebilir mi? Böylelikle 2019’a erişilir ve hamaset edebiyatı ile mi yerel seçimlere gidilir Mart 2019 sonlarında.. Ardından CB seçimine, genel seçimlere.. Bir “mucize” olur da / yaratılır da Erdoğan %51’i görürse, seçim ittifakı yasasını da unutur, MHP’yi de satar ve baskın seçime gidebilir..

Yapmayın efendiler, kıymayın bu ülkeye ve mazlum halkına.. Artık akl-ı selime gelin, yeter!

Sevgi ve saygı ile. 15 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Şeker olayının perde arkası… Cargill rezaleti

Şeker olayının perde arkası…
Cargill rezaleti

Emin ÇÖLAŞAN
SÖZCÜ, 09 Mart 2018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Sevgili okurlarım, hükümet 14 şeker fabrikasını daha “Özelleştirme” bahanesinin ardına sığınarak satmaya, başka bir deyişle yandaş kişi ve kuruluşlara ölmüş eşek fiyatına devretmeye karar verdi. Bu kararla on binlerce şeker pancarı üreticisini ve binlerce fabrika çalışanını aç bırakacaklar ve piyasayı sağlığa zararlı nişasta bazlı şeker üreten bir ABD firmasına terk edecekler. Bu olayın perde arkası çok önemlidir. Şeker sektöründeki bu rezaleti, kovulmadan önce Hürriyet Gazetesi’ndeki çeşitli yazılarımda dile getirmiş ve üstelik tümünü belgelemiştim. Şimdi 16 Haziran 2006 tarihli yazıma dönüyorum. Başlığı “Cargill Olayını Deştikçe!” İşte o yazıdan alıntılar:
* * *
“Cargill Türkiye’de üretim yapıyor. Bursa’nın Orhangazi İlçesi’nde yüzlerce dönüm tarım arazisinde kurulan, halen çalışan ve raporlara göre çevreye büyük zarar veren tesisleri var. Bu dünya çapında firma gücünü ABD yönetiminden alıyor ve ABD siyasetinde etkili. Gelmiş Türkiye’ye yatırım yapmış. Türk çiftçisini, özellikle pancar ekicilerini mahvediyor ve çevre kirliliği yaratıyor.”
* * *
Şimdi rezaletin asıl önemli olan boyutunu görelim: “Cargill,  sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları tarafından kezlerce mahkemeye verildi. Mahkemeler tesisin kapatılması doğrultusunda kararlar verdi. Fakat gelin görün ki, iktidar bunu yapamıyor… Çünkü Cargill’in arkasında ABD var. Cargill’in korunması, Recep Tayyip Bey‘in ABD gezilerinde de o ülkenin en üst düzey yetkilileri tarafından kendisine söylendi. ABD bir şey isteyecek ve Türk hükümeti tersini yapacak! Elbette olacak şey değil!”
* * *
12 yıl önceki yazım şöyle devam ediyor: “Çarşamba günkü yazımda bir Başbakanlık belgesi açıklamıştım. Başbakan adına imzalanan 20 Nisan 2006  tarih ve 3020 sayılı yazıda Cargill’le ilgili yargı kararlarının hükümsüz kılınması ve tesisin işletmeyi sürdürebilmesi için ‘Yeni bir kanun çıkarılması’ Tarım Bakanlığından istenmişti. Başbakanlık bir yabancı firmanın avukatlığına soyunmuş, onu kurtarmak için çaba harcıyordu. Kanun teklifi  bir AKP – milletvekiline- imzalatıldı ve TBMM’de Tarım Komisyonunda görüşüldü. Alt komisyona havale edildi. İşi o yolla kotarmaya karar verdiler!” (Sonra kanun kabul edildi.)
* * *
Şimdi işin öteki boyutlarına kısaca göz atalım. “Dün elime bir yazı daha geçti. Başbakanlık tarafından Çevre ve Orman Bakanlığı’na yazılan 6 Haziran 2003 tarih ve 2504 sayılı yazı. Son iki cümlesini aynen yazıyorum:
‘…Cargill’e ait fabrikanın işletilmesine devam edilmesi kararlaştırılmıştır. Söz konusu Bakanlar Kurulu Prensip Kararı halen yürürlükte olduğundan, uygulamanın prensip kararına göre yapılması hususunda gereğini rica ederim.’ Peki bu yazının altında kimin imzası var? Recep Tayyip Erdoğan. Başbakan!” (Cargill’e ilgili mahkeme kararlarını uygulamayın diyor!)
* * *
İşin nerelere gittiğini görüyorsunuz. “Türkiye Cumhuriyeti” hükümeti bir yabancı firmayı korumak için yargı kararlarını yok sayıyor, o kararları geçersiz kılıp Ülker  firmasının ortağı olan Cargill’i kurtarmak amacıyla kanun teklifi verdiriyor. Hem de resmi yazılarla!.. Çünkü  ABD yönetimi, bizim hükümete baskı yapıyor. İznik Gölü çevresine verdiği zarar, 195 bin metrekarelik birinci sınıf tarım arazisi üzerine kurulu tesis, zeytinlikler üzerindeki olumsuz etkileri yanında Türk pancar çiftçisine vurduğu darbeler… Şirketin piyasaya sürdüğü fruktoz şurubunun sahte bal üretiminde kullanılması. Ve Cargill’i kurtarmak için, uygulanmayan yargı kararları… Başbakanlık’ta yapılan toplantılar, yazışmalar, işi kılıfına uydurma çabaları… Cargill Türkiye’yi uzaktan kumandayla -ama tam içimizden- yönetiyor. İnanılır gibi değil.
* * *
Ülkemin böyle -bir sömürge gibi- yönetilmesini içime sindiremiyorum. Pek çok sahipsiz-torpilsiz-hükümette arkası ve adamı olmayan firmanın batmasına göz yumulurken, gücünü yabancılardan, Arap şeyhlerinden, AB ve ABD’den alan böylelerinin hukuku bile çiğneyerek korunup kollanmasına isyan ediyorum. (Taa 2006 yılında bunları yazmışım. Aradan 12 yıl geçmiş, yargı tarafından verilen iptal kararları çöpe atılmış, 14 şeker fabrikası olayında Cargill ve nişasta bazlı şeker dümeni yeniden karşımızda!)
* * *
Soner Yalçın bu rezaleti Sözcü’deki 21 Mart 2017 tarihli yazısında bir kez daha irdeledi. Benim yukarıdaki yazımdan alıntı yaptıktan sonra özetle şöyle diyordu:

Cargill dünyanın en büyük 12. şirketi. Yıllık geliri 136 milyar dolar. Nişasta bazlı şeker üretiyor… Bursa İdare Mahkemesi açılan davalarda yürütmenin durdurulması kararı verdi, Danıştay 6. Dairesi bu kararı onadı. Hukuk böyle diyordu ama Cargill’in arkasında ABD vardı. 2004 yılında Erdoğan ile Bush ABD’de görüştü. Bush, Cargill sorununun çözülmesini rica etti. Yeni toprak ve arazi kullanımı yasası değişikliği Meclis’te (AKP çoğunluğu tarafından) kabul edildi. Yine ABD ve Cargill’in isteği ile bu arazi ‘Özel endüstri bölgesi’ kabul edildi. Sonuçta, anayasaya aykırı olmasına rağmen Meclis’te Cargill’e ayrıcalık sağlayan yasal düzenlemeler yapıldı… Ve Cargill, hakkında yedi adet olumsuz mahkeme kararına rağmen işlerine devam etmeyi sürdürdü. Şeker Kanunu değiştirildi, Türk firmalara kota varken Cargill’in kotası kaldırıldı… Cargill ABD’de ürettiği GDO’lu mısırları Türkiye’ye getirerek, elde ettiği zararlı tatlandırıcıları herkese yedirmeye devam ediyor.”
* * *
İşte sevgili okurlarım, şimdi elden çıkarmak üzere olduğumuz yerli ve milli 14 şeker fabrikası olayının perde arkasında bunlar var. Türkiye kaybedecek, Cargill kazanacak. Dönemin başbakanı Recep Tayyip boşuna talimat vermiyordu “Bu davada verilen mahkeme kararları uygulanmayacaktır.” diye!
===========================================
Dostlar,

Can-ı gönülden dileriz ki neciiiiiiiiiip mi necip milletimiz bu acı gerçekleri görsün; din sömürüsünün ve laf cambazlığının, rant paylaştırılmasının… duygu sömürüsünün, türlü yollarla sürdürülen vahşi algı yönetiminin… ardına saklanan yabancıya peşkeşin, yoksullaştırılmasının, acımasızca sömürülmesinin … ayırdına varsın ve artık haklarını savunsun, “oy” unu doğru kullansın. İvedi olarak da ŞEKER FABRİKALARININ SATILARAK KAPATILMASINA dirensin, engel olsun..

8 Mart 2018 gecesi Halk TV’de bu yakıcı sorunu Sn. Rahmi Aygün’ün Kritik programında işledik. Sn. Prof. Erol Manisalı, Doç. Dr. Gökhan Günaydın ve biz değişik boyutlarını sergiledik acı sorunun.. Program kayıtları youtube’a 2 bölüm olarak 45 + 45 = 90 dakika kondu. Biz de erişkelerini (linklerini) sitemizin manşetinde verdik.. İzlenmesini, paylaşılmasını dileriz ki gerçekler yaygın olarak öğrenilsin..

Somut bir öneri ile bağlayalım :

Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığının başında bir tıp doktoru var: Dr. A. E. Fakıbaba. Sağlık Bakanlığı ile işbirliği yapsınlar,

  • Tüm gıda maddelerinin ambalajları üzerine yalnızca “şeker” değil “nişasta bazlı şeker vardır” diye miktarıyla birlikte yazsınlar.

Halkı eğitsinler.. Halkın “bilme” hakkına saygılı olsunlar.. Piyasayı etkin ve saydam denetlesinler, yargı kararlarına uysunlar..

  • Halkın sağlığını yabancı sermayeye kurban ve feda etmesinler!

Anayasa’nın 56. maddesinin açık gereklerini yerine getirsinler :

  • Her-ke-sin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı vardır! (Anayasa md. 56)

Sevgi ve saygı ile. 09 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Erdoğan ve Cargill 

Erdoğan ve Cargill

Yılmaz POLAT / Washington

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

ABD’li nişasta bazlı şeker (NBŞ) üreticisi Cargill, 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi haberiyle yeniden gündemde. ABD’li yetkililerle ‘başbaşa’ görüşme yapmayı tercih eden AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la ‘Külliye’de yaptığı 3 buçuk saatlik ‘başbaşa’ görüşmede, ‘Cargill Şirketi’nin isteklerinin ele alındığı konuşuluyor. Erdoğan’ın ‘Cargill’le tanışması yeni değil.

Başkan George Bush, Erdoğan’la Başbakan olarak Beyaz Saray’da yaptığı ilk resmi görüşmede (28 Ocak 2004) Cargill’le ilgili net istekleri oldu. Cargill’in sorunlarını çözüp, şirketi rahatlatmasını istedi. Cargill’in iki sorunu vardı.

Orhangazi’deki fabrikasını birinci derecede tarım arazisine kurduğu için firma aleyhine dört dava açılmıştı. Bu davalar nedeniyle üretim yapamaz hale geldi. Cargill, bulunduğu arazinin birinci derece tarım arazisi statüsünden çıkarılarak sanayi bölgesi ilan edilmesini ve böylece dört davanın düşürülmesini istiyordu. Erdoğan Hükümeti bir kararname ile Cargill’in faaliyetine devamını sağladı.

Orhangazi fabrikasında mısırdan fruktoz veya mısır şekeri diye adlandırılan şeker üretiliyordu.

Pancar üreticisinin korunması amacıyla mısır şekeri üretiminde % 10’luk kota uygulanıyordu. Cargill bu kotanın kaldırılmasını ve tam kapasite ile çalışması için önünün açılmasını da istiyordu. Başkan Bush’un ‘Cargill şirketinin yeni yatırımlarını güçleştiren sorunların aşılması yönünde Ankara’dan beklediklerinin’ büyük bölümü, Erdoğan Hükümeti tarafından sessizce yerine getirildi.

Kim bu şirket? Ne yapar?

Cargill, Iowa eyaletinin Conover kentinde hububat ticareti yapmak için 1865’te kuruldu. Şirket giderek büyüdü. 2004 yılına gelindiğinde 61 ülkede faaliyet gösteriyordu. Yıllık cirosu 60 milyar dolardı. 1960 yılından beri Türkiye ile iş yapıyor. 1986 yılında önce Pendik’te kurulu nişasta fabrikasını satın aldı. 1997 yılında Bursa’nın Orhangazi ilçesinde mısır şurubu üretmek için 90 milyon dolarlık bir fabrika kurdu. Hendek’te fındık işleme tesisi var. İşlenmiş fındık ihraç ediyor. Türkiye’ye hububat, yem, ayçiçeği ve pamuk ithal ederek piyasaya sürüyor.

Başkan Bush ‘Cargill’ derken, Başbakan Erdoğan’da Irak’ta pasta olarak adlandırılan ihalelerden pay almak ve Türkiye’de oluşturulması planlanan Nitelikli Sanayi Bölgeleri konusunda’ hiçbir zaman gerçekleşmeyen  istekler öne sürdü.

Cargill’in AKP ile hikayesi böyle.

Bu kez Başkan Trump, Cargill’in isteği doğrultusunda AKP Hükümeti’nden şeker fabrikalarının özelleştirilmesini istedi. Cargill’in iddiasına göre, özelleştirme halinde Türkiye daha hızlı büyüyecek, üretim, istihdam ve ihracat artacak, hükümet de daha fazla vergi toplayacakmış..
===========================================
Dostlar,

Şeker fabrikalarının satılarak kapatılması – tasfiye edilmesiyle ülkemizde pancara dayalı şeker üretimi yerine mısır şurubu kaynaklı nişasta bazlı şeker üretimi geçirilmek istenmektedir. Ülkemizde yeterli mısır üretimi de yapılamamakta ve onbinlerce ton dışalımı (ithalatı) yapılmaktadır. Oysa pancar üretimi yerlidir ve bir zincir endüstrisi olarak yansıması vardır. Zaman içinde daha ucuz olduğu gerekçesiyle mısır dışalımı GDO’lu mısıra kaydırılabilecektir.  Konunu salt özelleştirme – ekonomi – dış ticaret boyutlarıyla sınırlandırılması olanaksızdır.

Halk Sağlığı da ciddi tehdit altındadır. Sitemizde daha önce yazdık ve yayınladık nişasta bazlı şekerin olası sağlık sakıncalarını..

Çok özetle bir paragraf verelim :

  • Pancardan üretilen şekerde bulunan Glikoz (Glukoz) karaciğerde metabolize edilir (parçalanır, yıkılır) ve gerektiğinde enerji kaynağı olarak kullanılmak üzere kaslarda depolanır. Nşasta bazlı şekerde bulunan Fruktoz ise, insüline gerek duymaksızın, onu kullanmaksızın girdiği  karaciğerde metabolize edildikten sonra doğrudan trigiliserit ve karın organları çevresinde yağ olarak dönüşümsüz biçimde depo edilmektedir. Bu dönüşümsüz yağ dokusu insülin direnci oluşturmakta kanda sürekli olarak yüksek düzeyde insülin varlığına karşın kullanılamamakta (insülin direnci) ve yüksek plazma insülini kişinin kan şekerini düşürerek hipoglisemiye neden olmaktadır. Düşük kan şekeri sürekli açlık duyusu yaratmaktadır. Bu ise, doymayan şişmanlar demektir. 

Sağlık sakıncaları uzatılabilir… Halen web sitemizin manşetinde yer verdiğimiz ŞEKER FABRİKALARI başlıklı yazıya bakılmasını dileriz. Konuyu gündemde tutmayı sürdüreceğiz.
*****
Bunlara ek, Sn. Yılmaz Polat’ın yukarıdaki yazısında dile getirdiği ve kamuoyunda fısıltı olarak yayılan savlar (iddialar) dikkate alınmalıdır. AKP Gn. Bşk. Erdoğan, ABD Dışbakanı R. Tillerson ile görüşme tutanaklarını açıklamalıdır. Neden resmi tutanak, hatta kamera kaydı yapılmamıştır?

Erdoğan kamuoyuna doyurucu açıklama yapmalı ve Zarrab konusunda pazarlık karşılığı ABD şirketi Cargill’e rüşvet verilmediğinin basın önünde yemin billah duyurmalıdır. Ne var ki, Cargill – Erdoğan – Bush ilişkileri Sn. Polat’ın yazısında açıklıkla sergilenmektedir, ortada bir sabıka var!? Erdoğan halen Cumhurbaşkanıdır ve sorumsuz, dolayısıyla da yetkisizdir. Sorumluluk ve yetki Başbakandadır. Binali Yıldırım, Başbakan olarak kendisini hiçe sayan bu tabloyu nasıl içine sindirebilmektedir? Görüşmede çevirmenlik de yapan Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu’nu çağırıp gerekli bilgiyi almış ve uyarıda bulunabilmiş midir?? Ne gezeeeeerr.. Yıldırım istifayı neden düşünmemektedir??

TEK ADAM fiilen Anayasayı askıya alarak çiğnemekte ve Başbakanlığı yok sayarak devlet geleneklerimizi, uluslararası yerleşik diplomasi kurallarını ayaklar altına almaktadır. Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Basit bir diplomasi gafı olarak da yorumlanamaz. Erdoğan – Tillerson görüşmesinin Devletin resmi arşivlerine girmesi bilerek engellenmiş olmalıdır. Bunda ülkemizin yararının – çıkarının olmadığı hatta zarar gördüğü, göreceği tartışmasızdır!

Hele bir Cumhurbaşkanının, bir başka ülkenin Dışişleri Bakanını onların istemesi durumunda nezaketen kısacık bir kabulden öte 3,5 saat kabulü ve görüşmesi bir skandaldır. Türkiye bu denli kuralsız ve keyfi yönetilemez.

Sonsöz ve öneri :

  • AKP – Erdoğan, şeker fabrikalarımızın satışından vazgeçmelidir. Bu girişim kolay yutulur lokma değildir ve iktidara faturasının umulandan büyük olacağı görülmektedir. Tek 1 “oy” için çırpınan AKP – Erdoğan hüsrana uğrayabilir seçimde. Henüz iş işten geçmemiştir, Erdoğan çıkıp
  • “.. bir kez daha aldatılacaktık ki… hamdolsun engelledik. Milletimiz istemiyor, biz de şeker fabrikalarımızı satmıyoruz; ulusal çıkarlarımızdan yanayız…” yönünde bir açıklama yapmalıdır tez elden..; LÜTFEN!

Sevgi ve saygı ile. 05 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com