Etiket arşivi: Yılmaz POLAT

Erdoğan mektubu nasıl iade edecek?

Erdoğan mektubu nasıl iade edecek?

Yılmaz Polat
10 Kasım 2019, ABC Gazetesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım’da Washington’a yapacağı ziyaretin iki önemli yanı var. Birincisi, skandal mektubun hangi yolla iade edileceği, ikincisi de güvenlik konusu..

Erdoğan, mektubu Trump’a vereceğini söylediğine göre, iadesi kesinleşmiş görünüyor. Belli ki, görüşme konularının önüne geçecek bir durum söz konusu. Haber değeri çok yüksek. Hem ABD hemde Türk Medyası için. (gerçi havuz medyası başlıkları çoktan hazırlamıştır)

Daha önce diplomaside örneği olmayan ‘skandal’ bir mektup ve iadesiyle karşı karşıyayız. Peki iade nasıl gerçekleşecek? Erdoğan, mektubu görüşmenin yapılacağı Oval Ofis’te elden mi verecek? Yoksa zarf Trump’ın Sekreterine mi bırakılacak?

Bu arada Erdoğan’ın Trump’a ziyaret anısına nasıl bir hediye götürdüğünü bilmiyoruz.
(Erdoğan Başkan Obama’ya iki pamuklu bornoz, ‘A Vision of Global Peace – Küresel barış vizyonu ’ başlıklı kitabını ve Türk lokumu hediye olarak götürdü (2015)

İade sırasında mektubun bir cevabı olacak mı? Olursa sözlü mü, yazılı mı yapılacak?

Ya da mektubun gelişi ABD’nin Ankara Büyükelçiliği yoluyla olduğuna göre, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği tarafından zarfın üzerine “return” damgası basılıp mı iade edilecek? Gerçekten haber değeri çok yüksek bir ziyaretle karşı karşıyayız. Tabii bu arada Trump’ın ne yapacağını da kestirmek çok zor!

Protesto- güvenlik

ABD medyasının da dikkatini çekecek öteki önemli konu da ‘güvenlikle’ ilgili. Erdoğan’ın 2017 yılında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında Türkiye Büyükelçiliği’nin önünde korumalarla göstericiler arasında çıkan ‘arbede’ ABD medyasında günlerce tartışılmış, mahkemeye aksetmişti. Washington’da bir grup protestocu Trump-Erdoğan görüşmesinin yapılacağı gün Beyaz Saray karşısındaki Lafayette Park’ta gösteri yapacak. Washington Polisi’nin gösteriye izin verdiği bildirildi.

D.C. Polis Müdürü Peter Newsham, 2017’deki gibi bir durum olmaması için geniş güvenlik önlemi alacaklarını söyledi. Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığıyla temasta olduklarını bildirdi.

Ziyaretten nasıl bir sonuç çıkar?

Görüşmenin yapılacağı önümüzdeki Çarşamba Trump için önemli bir gün. Kongre’de azil süreciyle ilgili halka açık oturumlar başlayacak. Trump’ın dikkati bir yandan da Kongre’de olacak.

YPG lideri Mazlum Kobani’yi Beyaz Saray’a davet eden Trump, Suriye’deki petrol kuyularını işgal ederek gelirini hibe edeceğini söylediği ‘YPG-PYD’den vazgeçmeyeceklerini kezlerce açıkladı.

Erdoğan, ‘bize verilen sözler tutulmadı, güvenli gölgeyi 120 km’den 490 km’ye yayacağız, operasyona devam edeceğiz’ deyip bunu yapabilir mi?

Trump, Kongre’deki yaptırım ve sözde soykırım tasarısını önlerim merak etmeyin diyebilir mi? Trump ‘Halkbank davası bende, merak etmeyin’ diyebilir mi?

‘Siz S-400 sistemini monte edin. Önemli değil. Bizden de Patriot füzesi alırsınız, F-35’in satışını da merak etmeyin’ sözü verebilir mi? CAATSA yaptırımlarını önleyebilir mi?

İki ülke arasında ticaret hacmini ne ölçüde artırabilir?

Erdoğan sonucu belli bir görüşme için geliyor.
Bu arada Trump’ın tam bir yıl sonra Başkan olup olmayacağı da belli değil.

Erdoğan ve Cargill 

Erdoğan ve Cargill

Yılmaz POLAT / Washington

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

ABD’li nişasta bazlı şeker (NBŞ) üreticisi Cargill, 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi haberiyle yeniden gündemde. ABD’li yetkililerle ‘başbaşa’ görüşme yapmayı tercih eden AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la ‘Külliye’de yaptığı 3 buçuk saatlik ‘başbaşa’ görüşmede, ‘Cargill Şirketi’nin isteklerinin ele alındığı konuşuluyor. Erdoğan’ın ‘Cargill’le tanışması yeni değil.

Başkan George Bush, Erdoğan’la Başbakan olarak Beyaz Saray’da yaptığı ilk resmi görüşmede (28 Ocak 2004) Cargill’le ilgili net istekleri oldu. Cargill’in sorunlarını çözüp, şirketi rahatlatmasını istedi. Cargill’in iki sorunu vardı.

Orhangazi’deki fabrikasını birinci derecede tarım arazisine kurduğu için firma aleyhine dört dava açılmıştı. Bu davalar nedeniyle üretim yapamaz hale geldi. Cargill, bulunduğu arazinin birinci derece tarım arazisi statüsünden çıkarılarak sanayi bölgesi ilan edilmesini ve böylece dört davanın düşürülmesini istiyordu. Erdoğan Hükümeti bir kararname ile Cargill’in faaliyetine devamını sağladı.

Orhangazi fabrikasında mısırdan fruktoz veya mısır şekeri diye adlandırılan şeker üretiliyordu.

Pancar üreticisinin korunması amacıyla mısır şekeri üretiminde % 10’luk kota uygulanıyordu. Cargill bu kotanın kaldırılmasını ve tam kapasite ile çalışması için önünün açılmasını da istiyordu. Başkan Bush’un ‘Cargill şirketinin yeni yatırımlarını güçleştiren sorunların aşılması yönünde Ankara’dan beklediklerinin’ büyük bölümü, Erdoğan Hükümeti tarafından sessizce yerine getirildi.

Kim bu şirket? Ne yapar?

Cargill, Iowa eyaletinin Conover kentinde hububat ticareti yapmak için 1865’te kuruldu. Şirket giderek büyüdü. 2004 yılına gelindiğinde 61 ülkede faaliyet gösteriyordu. Yıllık cirosu 60 milyar dolardı. 1960 yılından beri Türkiye ile iş yapıyor. 1986 yılında önce Pendik’te kurulu nişasta fabrikasını satın aldı. 1997 yılında Bursa’nın Orhangazi ilçesinde mısır şurubu üretmek için 90 milyon dolarlık bir fabrika kurdu. Hendek’te fındık işleme tesisi var. İşlenmiş fındık ihraç ediyor. Türkiye’ye hububat, yem, ayçiçeği ve pamuk ithal ederek piyasaya sürüyor.

Başkan Bush ‘Cargill’ derken, Başbakan Erdoğan’da Irak’ta pasta olarak adlandırılan ihalelerden pay almak ve Türkiye’de oluşturulması planlanan Nitelikli Sanayi Bölgeleri konusunda’ hiçbir zaman gerçekleşmeyen  istekler öne sürdü.

Cargill’in AKP ile hikayesi böyle.

Bu kez Başkan Trump, Cargill’in isteği doğrultusunda AKP Hükümeti’nden şeker fabrikalarının özelleştirilmesini istedi. Cargill’in iddiasına göre, özelleştirme halinde Türkiye daha hızlı büyüyecek, üretim, istihdam ve ihracat artacak, hükümet de daha fazla vergi toplayacakmış..
===========================================
Dostlar,

Şeker fabrikalarının satılarak kapatılması – tasfiye edilmesiyle ülkemizde pancara dayalı şeker üretimi yerine mısır şurubu kaynaklı nişasta bazlı şeker üretimi geçirilmek istenmektedir. Ülkemizde yeterli mısır üretimi de yapılamamakta ve onbinlerce ton dışalımı (ithalatı) yapılmaktadır. Oysa pancar üretimi yerlidir ve bir zincir endüstrisi olarak yansıması vardır. Zaman içinde daha ucuz olduğu gerekçesiyle mısır dışalımı GDO’lu mısıra kaydırılabilecektir.  Konunu salt özelleştirme – ekonomi – dış ticaret boyutlarıyla sınırlandırılması olanaksızdır.

Halk Sağlığı da ciddi tehdit altındadır. Sitemizde daha önce yazdık ve yayınladık nişasta bazlı şekerin olası sağlık sakıncalarını..

Çok özetle bir paragraf verelim :

  • Pancardan üretilen şekerde bulunan Glikoz (Glukoz) karaciğerde metabolize edilir (parçalanır, yıkılır) ve gerektiğinde enerji kaynağı olarak kullanılmak üzere kaslarda depolanır. Nşasta bazlı şekerde bulunan Fruktoz ise, insüline gerek duymaksızın, onu kullanmaksızın girdiği  karaciğerde metabolize edildikten sonra doğrudan trigiliserit ve karın organları çevresinde yağ olarak dönüşümsüz biçimde depo edilmektedir. Bu dönüşümsüz yağ dokusu insülin direnci oluşturmakta kanda sürekli olarak yüksek düzeyde insülin varlığına karşın kullanılamamakta (insülin direnci) ve yüksek plazma insülini kişinin kan şekerini düşürerek hipoglisemiye neden olmaktadır. Düşük kan şekeri sürekli açlık duyusu yaratmaktadır. Bu ise, doymayan şişmanlar demektir. 

Sağlık sakıncaları uzatılabilir… Halen web sitemizin manşetinde yer verdiğimiz ŞEKER FABRİKALARI başlıklı yazıya bakılmasını dileriz. Konuyu gündemde tutmayı sürdüreceğiz.
*****
Bunlara ek, Sn. Yılmaz Polat’ın yukarıdaki yazısında dile getirdiği ve kamuoyunda fısıltı olarak yayılan savlar (iddialar) dikkate alınmalıdır. AKP Gn. Bşk. Erdoğan, ABD Dışbakanı R. Tillerson ile görüşme tutanaklarını açıklamalıdır. Neden resmi tutanak, hatta kamera kaydı yapılmamıştır?

Erdoğan kamuoyuna doyurucu açıklama yapmalı ve Zarrab konusunda pazarlık karşılığı ABD şirketi Cargill’e rüşvet verilmediğinin basın önünde yemin billah duyurmalıdır. Ne var ki, Cargill – Erdoğan – Bush ilişkileri Sn. Polat’ın yazısında açıklıkla sergilenmektedir, ortada bir sabıka var!? Erdoğan halen Cumhurbaşkanıdır ve sorumsuz, dolayısıyla da yetkisizdir. Sorumluluk ve yetki Başbakandadır. Binali Yıldırım, Başbakan olarak kendisini hiçe sayan bu tabloyu nasıl içine sindirebilmektedir? Görüşmede çevirmenlik de yapan Dışişleri Bakanı M. Çavuşoğlu’nu çağırıp gerekli bilgiyi almış ve uyarıda bulunabilmiş midir?? Ne gezeeeeerr.. Yıldırım istifayı neden düşünmemektedir??

TEK ADAM fiilen Anayasayı askıya alarak çiğnemekte ve Başbakanlığı yok sayarak devlet geleneklerimizi, uluslararası yerleşik diplomasi kurallarını ayaklar altına almaktadır. Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Basit bir diplomasi gafı olarak da yorumlanamaz. Erdoğan – Tillerson görüşmesinin Devletin resmi arşivlerine girmesi bilerek engellenmiş olmalıdır. Bunda ülkemizin yararının – çıkarının olmadığı hatta zarar gördüğü, göreceği tartışmasızdır!

Hele bir Cumhurbaşkanının, bir başka ülkenin Dışişleri Bakanını onların istemesi durumunda nezaketen kısacık bir kabulden öte 3,5 saat kabulü ve görüşmesi bir skandaldır. Türkiye bu denli kuralsız ve keyfi yönetilemez.

Sonsöz ve öneri :

  • AKP – Erdoğan, şeker fabrikalarımızın satışından vazgeçmelidir. Bu girişim kolay yutulur lokma değildir ve iktidara faturasının umulandan büyük olacağı görülmektedir. Tek 1 “oy” için çırpınan AKP – Erdoğan hüsrana uğrayabilir seçimde. Henüz iş işten geçmemiştir, Erdoğan çıkıp
  • “.. bir kez daha aldatılacaktık ki… hamdolsun engelledik. Milletimiz istemiyor, biz de şeker fabrikalarımızı satmıyoruz; ulusal çıkarlarımızdan yanayız…” yönünde bir açıklama yapmalıdır tez elden..; LÜTFEN!

Sevgi ve saygı ile. 05 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com