Etiket arşivi: Prof. Dr. Çağatay GÜLER

Korona günlerinde besin güvenliği

Cagatay_Guler_portresiProf. Dr. Çağatay GÜLER
HALK SAĞLIĞI UZMANI
Cumhuriyet, 16 Eylül 2021

Toplumumuz işlevsel uygulamalardan çok işlevsellikle ilişkisi olmayan kuramsal ayrıntılar üzerinde durmayı seviyor. Konuyla ilgili teknik eğitimimiz olmadığı halde akademik ayrıntılarla ilgili fikir yürütmekte, yanlış hatta geleceğimizi karartabilecek çıkarımlar yapmakta hiç duraksamıyoruz. Korona salgınında da böyle yaptık. Aylarca mikrobiyolojik, biyokimyasal ve moleküler ayrıntılar üzerinde aklımıza geleni söyledikten sonra korona aşısına yönelik olumsuz görüşler ileri sürenler bile çıktı.

Şimdi inanmayacaksınız ama zamanında rahim içi araç uygulanmaya başladığında da bunların “anten olduğu, herkesin özel yaşamının kayda alınacağı” iddiası yayılmıştı.

Biz gereksiz ayrıntıları gündemimizin başköşesine oturturken birçok yaşamsal tehlikenin farkına bile varmadık. Çoğu kişi birkaç gün sürüp geçen ishalleri umursamadı bile. Bu ishaller ve bağlantılı sindirim sistemi sorunları hastalıktan sayılmadığı için, gruplar halinde ortaya çıkan zehirlenmeler dışında nedenleri araştırılmadı.

AB MEVZUATI NE DİYOR?

Ekonomik kriz, yoksulluk ve kötü yönettiğimiz salgın ve diğer afetler; Halk Sağlığı açısından besin sahtekârlıklarının artması, toplumun her kesiminin “yenilmemesi gerekeni” yemesi ve besin zehirlenmesi riski altında olması demektir. Besin üreten işletmelerin ya da bireylerin haksız kazanç ve buna yönelik avantaj elde etmek amacıyla besinlerin olmaları gereken niteliklere uygunluğu konusunda başkalarını aldatmaya yönelik her türlü kasıtlı eylemi besin sahtekârlığıdır. Temelde besinin kökeni ya da kaynağı (menşei), bileşimi ve nasıl elde edildiği ya da hazırlandığı ile ilgili açıklamanın doğru olmaması anlamına gelir. Bu “yanlış açıklamalar” daha fazla kazanç sağlamak amacıyla yapılırsa, çıkar amaçlı sahtekârlık ya da dolandırıcılıktır.

Gelişmiş ülkelerin mevzuatlarına göre özellikle besinin doğası, kimliği, özellikleri, bileşimi, miktarı, dayanıklılığı, kaynak ülke ya da yer, imalat ya da üretim yöntemi konusunda tüketicilerin yanlış yönlendirilme olasılığı yaratan her durum besin sahtekârlığıdır. Besinlerin içine daha düşük ekonomik değerde hiçbir şey katılmamalı, içinden ekonomik değerinin daha yüksek olması nedeniyle hiçbir şey çıkarılmamalıdır.

Yine AB mevzuatı, besin sahtekârlığını tanımlayan 4 özelliği şöyle sıralar: Yasal kuralların ihlali, kasıtlı yapılması, daha fazla kazanç sağlama amacı, tüketiciyi aldatmaya yönelik olması.

DENETİM ARTMALI

Başlıca besin sahtekârlıkları katıştırma (tağşiş), yerine yalancısını koyma (ikame), seyreltme (dilüsyon), aslını bozma (tahrifat), benzetim (simülasyon), sahtecilik, yanlış tanıtma (yanlış beyan), gizleme, aldatıcı etiketleme, yararı kanıtlanmamış ya da onaylanmamış iyileştirme savı, saptırma, aldatıcı belge, kaçak üretim, merdivenaltı üretim ya da kaçak kesim (et için), kötüyü yeniden kullanma olarak sıralanabilir.

Seyreltme, pahalı bir sıvı bileşenin daha ucuz bir sıvı bileşenle karıştırılarak çoğaltılmasıdır. Yerine yalancısını koyma, yüksek değerli bir bileşenin ya da ürünün bir bölümünün başka bir bileşen ya da ürünün daha düşük değerli bir bölümü ile değiştirilmesidir.

Gizleme, düşük nitelikli besin bileşenlerinin ya da ürünün gizlenmesidir. Yararı kanıtlanmamış ya da onaylanmamış iyileştirme savı, kalite özelliklerini iyileştirmek savıyla besin ürünlerine bilinmeyen ve bildirilmemiş malzemelerin eklenmesidir. Sahtecilik, daha fazla kazanç sağlamak amacıyla besin ürünlerinin marka adının, ambalaj özelliklerinin, tertip ya da tarifinin, işleme yönteminin vb. tüm yönleriyle kopyalanmasıdır. Katıştırma, maliyetleri düşürmek ya da yanlış bir kalite duygusu yaratmak için etikette olmayan bir besin ürününe sahte bir şey eklemektir.

Benzetim, yasal ürüne benzeyecek ancak tam kopyası olmayacak biçimde tasarlanmış üründür. Aslını bozma, yasal ürünün ve ambalajının hileli biçimde kullanılmasıdır. Saptırma, yasal ürünlerin amaçlanan pazarların dışında satışı veya dağıtımıdır. Yanlış tanıtım, bir ürünün niteliği, güvenliği, kaynağı, tazeliği hakkında yanlış bilgi verilerek pazarlanmasıdır. Aldatıcı etiketleme, bir ürünün niteliği, güvenliği, kaynağı, tazeliği hakkında yanlış bilgi verecek biçimde etiketlenmesidir. Sahte belgeleme, hileli ürünlerin satışı ve pazarlanması amacıyla sahte belge ve işaretlerle sunulmasıdır. Kaçak üretim, onaylanmamış yer ve uygun olmayan yöntemlerle üretimdir (et için kaçak kesim).

Kötüyü yeniden kullanma, atılması ya da giderimi gereken yiyecek, içecek ya da yemin yasadışı olarak üretim ya da tedarik zincirine geri döndürülmesidir.

Siz salgın, yangın, sel ve su baskınlarının gündeminde yukarıda sayılan besin sahtekârlıklarının etkin biçimde denetlendiğine inanıyor musunuz?

  • Yetmişini aşmış bir Halk Sağlığı hocası olarak sizi temin ederim ki hiçbir aşı kısırlık yapmaz. Ancak yukarıda sıraladığım sahtekârlıkların hepsi kısırlık yapabilir.

Olası Bir Felaketi Önlemek!

Prof. Dr. Çağatay GÜLER
Halk Sağlığı Uzmanı, Çevre Sağlığı Uzmanı 

Cumhuriyet, 08 Temmuz 2021

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Gün boyu çok şiddetli yağışların etkisi altında kaldı kentlerimiz. Adana-Ankara-İstanbul tren seferleri durduruldu. Haberlerde, altı boşalarak toprak setleri arasındaki köprüler dizisine dönüşmüş rayların görüntüsünü veren televizyon kanalları tren seferlerinin durdurulmasıyla “olası bir felaketin” önlendiğini bildiriyorlardı. Ardından çöken asfalt görüntüleri, asfaltta oluşan derin kuyu. Bir başka görüntüde dörtte üçü yardan aşağı akmış şehirlerarası yollar. O sırada oradan arabaların geçmemiş olması, birkaç arabanın da durumun farkına varıp durabilmesi “olası bir felaketi” önlemiş!

Demek ki o yolun yapımındaki yanlışlıkları ve hırsızlıkları sorgulamakla zaman yitireceğimize, yağmur yağacağı zaman şehirlerarası ulaşımı durdurursak olası birçok felaketi önlemiş olacağız! Yıllar önce bir gece yarısı, salgın ihbarı yapan muhtarın söylediklerini anımsıyorum. Gerekli önlemleri almak ve filyasyon çalışmaları için hemen gitmemiz gereken köy coğrafi olarak yalıtılmış bir bölgedeydi. Ekibin güvenliği için ısrarla yolun durumunu sorgulayınca muhtar acımasız bir kara mizahla kestirip atmıştı:

  • “Merak etme, müteahhit yolu değil, kazma kürekle yaptık biz o yolu!”

DÂHİYANE YAKLAŞIM (!)

Kırk yıllık Halk Sağlığı Uzmanıyım. Eğitimimiz ve çalışma yaşamımız bu alanda çalışan bizlere koruyucu önlemlerin ne kadar önemli olduğunu yüzlerce kez göstermiştir. Birilerinin de bunların önemini kavraması için yıllarımızı verdik. Ama yukarıdaki “olası bir felaketi önlemeye” yönelik yaklaşımın teknolojik altyapıdan zarar görmemek için kullanılabileceğini bilmiyorduk.

Bize göre bilim ve teknoloji devreye girer ve sorun biterdi. Yeni yaklaşımı önce biraz yadırgasam da sonra mantıklı geldi! Bu yöntemin dünyanın hukuk, eğitim ve demokrasi yoksunu, geri kalmış bölgelerinde işe yarayacağını anladım. Bizim yöntemimiz yanlışmış. Ne diyordu aktör, güldürü sanatçısı, yazar ve yapımcı Emo Philips:

  • “Her akşam yatmadan önce yeni bir bisikletimin olması için Tanrı’ya dua ederdim. Ancak bir gün, yöntemin bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim; yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce günahlarımı affetmesi için dua ettim…”

Gerçek bir cinayet oldukları halde kaza, özellikle iş kazası süsü verilerek örtbas edilmeye çalışılan olayların gerçek nedenlerini, alınmamış olan önlemleri sıralamak sizi kötü adam yapacaktır. Demek ki “olası bir felaketi” önlemek için bu cinayetler görmezden gelinmelidir!

Çevre kıyımlarının bölgede yaşayanlara, gelecek kuşaklara ve diğer canlılara vereceği zararları önlemeye çalışırsanız kendi çocuklarınızı karşınıza diker, koşullandırılmış kalabalıkları üstünüze kışkırtırlar.

  • “Olası bir felaketi önlemek için” çevre ve ekoloji duyarlılığı bir yana bırakılmalıdır!

BİLMENİN HUZURSUZLUĞU…

Sorumluluk duygusu yaşamı zorlaştırır..

Gerekeni yapmak için hırpalanmayı, örselenmeyi göze alır, engelleri ve güçlükleri bahane olarak kullanamazsınız.

  • “Olası bir felaketi önlemek için” sorumluluk duygusundan kaçınılmalıdır!

Bilmek huzursuzluk nedenidir.
Bilgi sorgulamayı getirir.
Her türlü sorgulama düşünmeye “ve hatta” eleştirel düşünmeye yol açar.
Düşünürseniz konuşursunuz, haklarınızı kullanmaya kalkarsınız.
Sonuçta hırpalanır, dövülür, sövülür en sonunda bir bahaneyle tutuklanırsınız.

“Olası bir felaketi önlemek için” eğitim ve öğrenimden, okuyup yazmaktan bile kaçınılmalıdır!
===========================

Dostlar,

Bilge Çağatay Güler ile Hacettepe Tıp Fakültesi Toplum Hekimliği Bölümünde 11 Kasım 1978’de birlikte Tıpta Uzmanlık Eğitimine başladık.
Demek oluyor ki, o gün başlayan kadim dostluğumuz 43. yılını bitirecek birkaç ay içinde. Çağatay 1975’te Hacettepe Tıp’tan mezun olmuş ve temel tıp dallarından Fizyoloji Uzmanlık eğitimini tamamlamıştı, 2. bir uzmanlığa başlıyordu. Biz 1977 İstanbul Tıp mezunu idik ve 1 yıllık alan (saha) çalışması sonrası Doğu Anadolu’dan geliyorduk.

Çağatay ayrıca Halk Sağlığı alanında Doktora da (PhD) yaptı.. MD, PhD dereceli yani.
İlerleyen yıllarda Yan Dal / İleri İhtisas / Süper İhtisas yaparak Halk Sağlığı Anabilm Dalının alt bilim Dallarından olan Çevre Sağlığı alanında da, 1219 sayılı yasaya dayalı Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca uzmanlaştı.

Mesudiye’de çalıştı..
Ordu Sağlık Müdürlüğü yaptı..
Şiir kitapları yazdı yürekleri işgal eden, gönülleri tutsak alan.
300’ü (üç yüz!) aşkın kitap yazdı! Üç yüz!
Emeklilik töreninde yayınevi onları sıra sıra masalarda sergiledi..
Çağatay o gün tek 1 kitap satışına izin vermedi ama..
**
Yetiştiği Anabilim Dalında kurucu üstadımız Prof. Dr. H. Nusret Fişek’in koltuğuna oturdu, Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.
Sağlık Bakanlığında Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü yaptı.
Hacettepe Tıp Fakültesi Dekan vekilliğini üstlendi..
Nükteleri (esprileri) dillerden düşmez, hazır yanıt, sıra dışı üstün zekalı..
Bu yazısında da hiçbir san (unvan) kullanmamıştı, biz izin almadan ekledik!
***
Şimdi sıra bam teli sorularda :

Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD neden emekli ve evinde oturuyor?
67. yaş bitimi emeklilik Tanrısal mıdır (İlahi mi dir) ?
Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD neden akademik etkinliğini kamusal alanda sürdür(e)memektedir?
Türkiye’nin “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” donanımlı bir Hekimi, hele hele Halk Sağlığı – Çevre sağlığı alanlarında 2 ayrı dalda uzman 40+ yıllık birikimli bir hekimi köşesine itme hakkı, lüksü var mıdır?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” neden örn. Cumhurbaşkanı danışmanı değildir?
O anlı – şanlı Cumhurbaşkanlığı ofis – büro – başkanlıklarında neden el üstünde değildir?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” neden Sağlık Bakanı hatta kurumsal olarak Sağlık Bakanlığı onursal ve kıdemli (senior) danışmanlarından değildir?
S. Bakanı Dr. Koca, bu yakıp – yıkıp geçen Kovit-19 salgınında tek 1 kez olsun “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” den danşımanlık almış mıdır??
***
Yaraşırlık (Liyakat) bu ülkede Kaf dağının ardında yitik midir?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” için bu ülke, O’na sunduklarından yeterince – gereğince yararlanmış mıdır?
Tersine kimin hakkı, yetkisi olabilir?

20 yıldır AKP iktidarında yapılıp – edilenlerin kendilerince kutsal kitapta yeri neresidir?
Kökten din dışına düşmüşlerdir çünkü izledikleri yol, bütünüyle (harfiyen!) emperyalizmin güdümünde SİYASAL İSLAM olup, emin olunsun ki, Muhammet Peygamberin hatta Yüce Tanrı’nın havsalası (öngörüsü) dışındadır!

Haliyle, orada, “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” gibi bilgelerin “hakkı” ndan söz etmek laf-ı güzaf ve de abesle iştigaldir..

Saray rejimi gerçekte ne ile / nelerle meşgul ya da tutsaktır!?

Ve izin verilsin, soralım :

  • Din bu mudur efendiler!!??

Veeeeeee                                   ;

Türkiye gibi gelişmekte olan yarı sömürge ülke – ulusların aşılamayan bu açmazlarında “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” gibi uluslararası nitelikte yurtsever uzmanlarını gereğince değerlendiremeyişi kilit etmenlerden biri değil midir?

Tersini savlayacak babayiğit – anayiğit (devr-i AKP’de anlamsız ama!) varsa beri gelsin..

Sevgi ve saygı ile. 11 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE AŞI GERÇEĞİ

Dostlar,

Çok değerli meslektaşımız, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Mustafa Torun‘un tükenmeyen sabrı ve enerjisiyle, AŞILAR hakkında bir film hazırlandı :

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE AŞI GERÇEĞİ

Sevgili Mustafa onurlandırarak bizim iletimizi (4 dk.) en başa koymuş, sağolsun..

Prof. Dr. Ayşe Wilke, Uzm. Dr. Mustafa Torun’un kendisi, Prof. Dr. H. Şener Barut kısa katkılar vermişler. Dostumu Prof. Dr. Vedat Bulut daha uzun emek harcamış, sağolsun..

Sevgili kardeşimiz Prof. Dr. Çağatay Güler’in şiirinin dizeleri  içimizi titretiyor

…. gerekeni yaptınız mı,
yaptınız mı gerekeni??
…..
Dr. Ceyhun Atuf Kansu‘suz olur mu?
O’nun içimizi ağlatan KIZAMUK AĞIDI… olmaksızın??

İzlemek için lütfen tıklar mısınız?? (47 dk.)

Video kaydını oluşturan Sn. Atilla Yüceak‘a da şükran doluyuz..

Hiç unutulmasın; Aşılar yaşam kurtaran ve son derece güvenli Halk Sağlığı ürünleridir.

  • Aşı karşıtlığı bilimsel bir tutum ve davranış değildir.
  • Çünkü aşıların etkinliği ve güvenilirliği 1798’den bu yana sayısız bilimsel araştırma ve günümüze dek aşılanan yüz milyonlarca insan ile uygulamalı olarak, su götürmez biçimde kanıtlanmıştır. 
  • Kanser aşıları da geliştirilmeye başlandı.. kim “hayır” diyebilir ki?
  • Yaşasın BİLİMSEL AKILCILIK..
  • YAŞASIN HALK SAĞLIĞI VE KORUYUCU HEKİMKLİK!

Çiçek hastalığının, Dr. Edward Jenner‘in 1796’da geliştirdiği aşı ile, yaklaşık 200 yıl sonra, 1978’de kökü kazındı (Eradikasyon).. Kovit-19 salgınını da başlıca yaygın aşılama ile yenecek insanlık..

Şimdi sıra kötü yönetimde!

Sevgi ve saygı ile. 01 Haziran 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

İkizdere’de Doğaya Kıyılırken

Prof. Dr. Çağatay GÜLER
Halk Sağlığı ve Çevre Sağlığı Uzmanı
Cumhuriyet, 23 Mayıs 2021

Taşocakları ile ilgili en eski bilimsel kitap Georgius Agricola’nın 1550 yılında madenler ve taşocaklarıyla ilgili olarak yazdığı kitaptır. Çok eski kaynaklarda bile özellikle verimli toprakların, bağların ve zeytinliklerin yıkımına yol açması nedeniyle bu gibi yerlerde madenlerin ve taşocaklarının açılmaması gerektiği vurgulanmıştır.

Ülkemizde birçok taşocağı “mermer ocağı” olarak adlandırılır. Bu bir tür kurnazlıktır. Eğer mermer ocağı diyerek kandıramıyorlarsa buradan çıkarılacak taşın “çok özel olduğu”, “başka yerde bulunmadığı” söylenir. İstenen, yöre halkının kendilerine bir tür övünme payı çıkarmasıdır. Aslında o yer seçilirken ne doğanın gözyaşlarına bakılır ne de çevrede yaşayanların başına gelecek olanlara aldırış eden olur. Bir tek şey çok iyi hesap edilmiştir: Maliyet. Çalışır durumdaki kimi taşocakları görmezden gelinerek hep yenileri açılmaya çalışılır. Önce taşocağının açılıp sonra çıkan taşın kullanılacağı ihaleler yaratılmış mıdır ki? Oysa “Taşocaklarının yerini doğal birikimler belirler” safsatasını geçerli tek doğru saysak bile doğanın, tarihsel değerlerin korunmasına, ekolojik ve çevresel olumsuz etkilerin önlenmesine özen gösterilmesi zorunludur.

İNSANİ DEĞERLER

  • Taşocaklarının kazma, parçalama ve oymaya bağlı etkilerine ek olarak yeraltı suları, yüzeysel sular, karasal bitki örtüsü, doğal yaşam, toprak, hava ve kültür kaynaklarına da olumsuz etkileri olabilir.

Açılan taşocakları su gereksinimlerini daha çok yüzeysel su kütlelerinden ve akarsulardan sağlamaktadır. Eğer su taşıyan katmanlara inilirse önemli miktarda yeraltı suyu boşaltılmaktadır. Taş ocağı açılması önemli bir kazma ve oyma işlemidir. Altyapı, yollar, depolar, şantiye personeli için yapılan barınaklar, bu barınakların ısınma gereksinimi sağlanırken önemli müdahaleler yapılır. Ayrıca süreçle ilgili parçalama, kırma, öğütme düzenekleri bir diğer önemli altyapı müdahalesi sayılmalıdır. Kimyasal olarak tepkimeye giren bazı mineral kayaların oksijen ve suyla temasına bağlı hava ve toprak kirliliği tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Birçok kaya kurşun, çinko, demir vb. metal madenlerini de bulundurur. Bu tip taşocaklarında toz ve akıntı çökeltileri çok tehlikeli olabilir. Kayaların çıkarılması doğal sistemi bozar. Bu sistem bozukluğu birbirini izleyen bozulmalar zincirini başlatır. Buna “şelale etkisi” denmektedir. Aslında taşocaklarının sayılan etkileri birbirinin nedeni ve sonucu olan etkiler dizisidir. Bir sonuç, dolaylı olarak neden haline gelerek kendisini güçlendiren bir kısır döngü oluşturabilir. İsterseniz kimi zaman bir “yasak safariye” dönen avlanma “olasılıklarına” değinmeyelim. Bu, taşocakları ile değil “insani değerlerle” ilgili bir konu.

Taşocaklarıyla ilgili sorunların çoğu açık ocak madenciliğiyle ilgili sorunlardır. Birçok ülke kömür, kömürle karışık madde, bitümenli kum ve kil dışındaki her türlü taş, kireçtaşı, kumtaşı, dolomit, mermer, granit, inşaat malzemesi çıkarmak üzere kullanılan tüm ocakları taşocağı kapsamında sayarak sıkı düzenlemeler getirmiştir.

Rumi 1317 (Miladi 1901) yılında yayımlanan Taşocağı Nizamnamesinde bile “Bir köy veya kasaba yahut birden çok köylere mahsus mera, koru ve diğer umuma ait arazi-i metrukede ocak açılması ve işletilmesi için ruhsat verilmesi, ancak o köy ve kasaba halkının o araziden sağlamakta oldukları yararın zedelenmemesi şartına bağlıdır”, “Gerek devlet ormanlarında gerekse diğer ormanlarda ocak açmak ve işletmek için dilekçe verildikte, ocağın açılmasında orman ile çıkarılacak maddenin sağlayacağı yararlar birbiriyle karşılaştırılarak orman bakımından sakınca olmadığı o yerdeki orman görevlilerinden inceleme ile anlaşıldıktan sonra…” gibi hükümler vardı.

GERİ KALMANIN ÖNEMİ

Taşocakları temelde önemli bir jeolojik müdahaledir. Bu nedenle jeolojik ve hidrolojik etkileri de kapsayacak biçimde tam bir çevresel etki değerlendirmesi zorunludur. Taşocakları, gençliğimizde dört elle sarıldığımız ÇED kapsamına alındığında doğaya daha akılcı ve ilkeli yaklaşılacağı konusunda umutlanmıştık. İlk fırsatta ÇED kapsamı dışına çıkarıldı. Zaten ÇED’in de salt adı kaldı. Ocak hekimliğim döneminden tanıdığım bir köylümüz özetlemişti:

“Tiyatora abi bunlar, hep tiyatora. Gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş?”

Gelişmiş ülkelerde taşocaklarının sayısının azaltılması, var olanların daha büyük işletmeler haline getirilmesine, en yüksek kapasiteyle kullanılmasına, artık ve kalıntı maddelerin en aza indirilmesi için kullanım oranlarının artırılmasına, kullanım ömrü bitince çevresel esenlendirmesine ağırlık verilmektedir. Esenlendirme dediğimiz bizimkilerin ağızlarını doldura doldura söylemelerine karşın hiç yapmadıkları, yapmayacakları “rehabilitasyon”. Yani tahribatın geriye döndürülerek ekolojik dengenin yeniden kurulması! Herkes sömürür, yakıp yıkar ve arkasına bakmadan kaçar. Çevre ve Halk Sağlığına yönelik koruyucu önlemler zaten “gereksiz” bir maliyet öğesidir!

Geri kalmanın bedeli bu. Bilmek, yalnızca olacağını bildiğiniz, gösterip uyarmaya çalıştığınız kötülükleri önleyemeyeceğinizi anlayınca yaşanacaklar için bir tür ağıt yakmaya yarıyor.

Sıra Havai Fişek Gösterilerine Gelmeden!

Sıra Havai Fişek Gösterilerine Gelmeden!

Prof. Dr. Çağatay GÜLER
Halk Sağlığı Uzmanı
Cumhuriyet, 11 Temmuz 2020

Havai fişek fabrikasındaki patlamanın ardından “taşıma” kazası… Oysa havai fişek güvenliğinin hammaddeden son kullanıcıya ve gösterileri izleyenlerle, havai fişek yağmuru altında kalabilecek tüm “ortamları” kapsadığını anlatıp durmuşuz. Sorun hem işçi sağlığı ve güvenliği hem halk sağlığı hem çevre sağlığı hem de ergonomi sorunu.

Sakarya Hendek’te Havai Fişek Fabrikasında meydana gelen patlamayla ilgili olarak başlatılan idari soruşturmada “İçişleri Bakanlığı’nca 1 Mülkiye Başmüfettişi, 1 Polis Başmüfettişi, 1 Jandarma Müfettişi” görevlendirildi. Elde pek kalmamış herhalde “eskinin” iş müfettişlerinden! Bu patlamalar kaza değil; bilgisizlik, sorumsuzluk ve umursamazlık yumağı.

Tek temel neden sınırsız kazanç hırsı! Zaten işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgili halk sağlıkçıların adı yok! Bu konularda yazacağım yazı gündemi ne kadar aralayabilirdi ki! Konunun halk sağlığı boyutunu bilmeyenler kırk yıllık bir halk sağlığı hocasının ünlenme merakına bile bağlayabilirler bu konuda yazacaklarımı. Nitekim başıma gelenleri 5 Ekim 2013 tarihli Cumhuriyet’in “Olaylar ve Görüşler” sayfasında “Yoksul ve Kör Bir Halk Sağlıkçısı!” yazısıyla anlatmaya çalışmıştım.

BÜYÜK TEHLİKE

Korkum sıranın yaz günlerinin havai fişek gösterilerine gelmesi. Bu konuda alınması gereken önlemleri sıralamak istiyorum, ola ki birileri bir köşeye not eder umuduyla. Her yıl binlerce çocuk havai fişek kazasında yaralanıp berelenir bütün dünyada. Temel kural çocukların fırlatma alanının dışında, izleme uzaklığında kalmaları. Havai fişeklere erişimleri ve bunlarla oynamaları engellenmeli. Yoksa çocuklarımız bunlara ulaşabiliyorlar mı?

Havai fişek fırlatma araçlarının üzerine el, kol, ayak dayanmamalı. Gözleri kıvılcım ve kalıntılardan koruyacak gözlükler takılmalı. İşaret fişekleri gösteri amaçlı kullanılmamalı. Bunların atış yörüngeleri çok dengesiz ve kararsızdır. İşaret fişeği ateşleme araçları da kimi zaman patlayarak çevreye cam ya da metal parçaların fırlamasına neden olabilirler.

Konuyla ilgili teknik uzmanlardan biri olunsa da evde ya da okulda havai fişek yapmaya kalkışmamalıdır. Havai fişekler çanta ya da cepte taşınmaz. Asla çocuklara havai fişek taşıtılmaz. Havai fişek ateşlenmesi bir uzman işidir. Tarif üzere havai fişek fırlatmaya kalkışmamalıdır. Alerji ilacı ya da alkol almış olanlar havai fişek ateşlememelidir.

Ateşleyiciler, ateşleme işleminden önce çevredeki tüm izleyicilerin uzaklaştığından emin olmalıdır. Yapı içinde havai fişek ateşlenmez. Bir ağaca, binaya, kişiye yöneltilerek ateşleme yapılmaz. İnsanlardan, yanabilir ve tutuşabilir nesnelerden uzakta ateşlenmelidir. Aynı anda birkaç havai fişeği ateşlemeye kalkışmamalı, her seferinde biri ateşlenmelidir. İlk seferinde ateşlenmemiş olan fişekleri yeniden ateşlemeye çalışmamalıdır. Yangın olasılığına karşı bir kova su ya da hortum bağlantısı kurulmalıdır. Ateşleme kap içinde yapılmaz. Ateşlenen fişek elde tutulmaz.

İŞ İŞTEN GEÇTİKTEN SONRA…

Gözlerde bir yaralanma ya da etkilenme olursa etkilenim ne kadar küçük olursa olsun hemen acil sevişe götürülüp muayenesi sağlanmalıdır. Gözü yıkamaya kalkışmamalıdır, bu uygulama göze daha fazla zarar verebilir. Gözler ovulmamalı, bastırılmamalı, yaraya dokunulmamalıdır. Ağrı için aspirin, ibuprofen türü ilaçlar kullanılması kanamayı artırabilir. Evde bulunan merhem ya da damla da kullanılmamalıdır. Evde bekleyen gözle ilgili bu ilaçlar büyük bir olasılıkla kirlenmiştir ve zararlı olacaktır.

Kullanılmış ya da kullanılmamış, yanmamış havai fişekler çöpe verilmeden önce birkaç saat suda bekletilmek zorundadır. Bunların havai fişek atığı olduğu çöp toplama görevlilerine söylenerek teslim edilmelidir.

Havai fişek üretimi, depolanması, taşınması ile ilgili önlemlere gelince…

Her patlamadan sonra müfettişler gönderiyoruz işte!