Olası Bir Felaketi Önlemek!

Prof. Dr. Çağatay GÜLER
Halk Sağlığı Uzmanı, Çevre Sağlığı Uzmanı 

Cumhuriyet, 08 Temmuz 2021

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Gün boyu çok şiddetli yağışların etkisi altında kaldı kentlerimiz. Adana-Ankara-İstanbul tren seferleri durduruldu. Haberlerde, altı boşalarak toprak setleri arasındaki köprüler dizisine dönüşmüş rayların görüntüsünü veren televizyon kanalları tren seferlerinin durdurulmasıyla “olası bir felaketin” önlendiğini bildiriyorlardı. Ardından çöken asfalt görüntüleri, asfaltta oluşan derin kuyu. Bir başka görüntüde dörtte üçü yardan aşağı akmış şehirlerarası yollar. O sırada oradan arabaların geçmemiş olması, birkaç arabanın da durumun farkına varıp durabilmesi “olası bir felaketi” önlemiş!

Demek ki o yolun yapımındaki yanlışlıkları ve hırsızlıkları sorgulamakla zaman yitireceğimize, yağmur yağacağı zaman şehirlerarası ulaşımı durdurursak olası birçok felaketi önlemiş olacağız! Yıllar önce bir gece yarısı, salgın ihbarı yapan muhtarın söylediklerini anımsıyorum. Gerekli önlemleri almak ve filyasyon çalışmaları için hemen gitmemiz gereken köy coğrafi olarak yalıtılmış bir bölgedeydi. Ekibin güvenliği için ısrarla yolun durumunu sorgulayınca muhtar acımasız bir kara mizahla kestirip atmıştı:

  • “Merak etme, müteahhit yolu değil, kazma kürekle yaptık biz o yolu!”

DÂHİYANE YAKLAŞIM (!)

Kırk yıllık Halk Sağlığı Uzmanıyım. Eğitimimiz ve çalışma yaşamımız bu alanda çalışan bizlere koruyucu önlemlerin ne kadar önemli olduğunu yüzlerce kez göstermiştir. Birilerinin de bunların önemini kavraması için yıllarımızı verdik. Ama yukarıdaki “olası bir felaketi önlemeye” yönelik yaklaşımın teknolojik altyapıdan zarar görmemek için kullanılabileceğini bilmiyorduk.

Bize göre bilim ve teknoloji devreye girer ve sorun biterdi. Yeni yaklaşımı önce biraz yadırgasam da sonra mantıklı geldi! Bu yöntemin dünyanın hukuk, eğitim ve demokrasi yoksunu, geri kalmış bölgelerinde işe yarayacağını anladım. Bizim yöntemimiz yanlışmış. Ne diyordu aktör, güldürü sanatçısı, yazar ve yapımcı Emo Philips:

  • “Her akşam yatmadan önce yeni bir bisikletimin olması için Tanrı’ya dua ederdim. Ancak bir gün, yöntemin bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim; yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce günahlarımı affetmesi için dua ettim…”

Gerçek bir cinayet oldukları halde kaza, özellikle iş kazası süsü verilerek örtbas edilmeye çalışılan olayların gerçek nedenlerini, alınmamış olan önlemleri sıralamak sizi kötü adam yapacaktır. Demek ki “olası bir felaketi” önlemek için bu cinayetler görmezden gelinmelidir!

Çevre kıyımlarının bölgede yaşayanlara, gelecek kuşaklara ve diğer canlılara vereceği zararları önlemeye çalışırsanız kendi çocuklarınızı karşınıza diker, koşullandırılmış kalabalıkları üstünüze kışkırtırlar.

  • “Olası bir felaketi önlemek için” çevre ve ekoloji duyarlılığı bir yana bırakılmalıdır!

BİLMENİN HUZURSUZLUĞU…

Sorumluluk duygusu yaşamı zorlaştırır..

Gerekeni yapmak için hırpalanmayı, örselenmeyi göze alır, engelleri ve güçlükleri bahane olarak kullanamazsınız.

  • “Olası bir felaketi önlemek için” sorumluluk duygusundan kaçınılmalıdır!

Bilmek huzursuzluk nedenidir.
Bilgi sorgulamayı getirir.
Her türlü sorgulama düşünmeye “ve hatta” eleştirel düşünmeye yol açar.
Düşünürseniz konuşursunuz, haklarınızı kullanmaya kalkarsınız.
Sonuçta hırpalanır, dövülür, sövülür en sonunda bir bahaneyle tutuklanırsınız.

“Olası bir felaketi önlemek için” eğitim ve öğrenimden, okuyup yazmaktan bile kaçınılmalıdır!
===========================

Dostlar,

Bilge Çağatay Güler ile Hacettepe Tıp Fakültesi Toplum Hekimliği Bölümünde 11 Kasım 1978’de birlikte Tıpta Uzmanlık Eğitimine başladık.
Demek oluyor ki, o gün başlayan kadim dostluğumuz 43. yılını bitirecek birkaç ay içinde. Çağatay 1975’te Hacettepe Tıp’tan mezun olmuş ve temel tıp dallarından Fizyoloji Uzmanlık eğitimini tamamlamıştı, 2. bir uzmanlığa başlıyordu. Biz 1977 İstanbul Tıp mezunu idik ve 1 yıllık alan (saha) çalışması sonrası Doğu Anadolu’dan geliyorduk.

Çağatay ayrıca Halk Sağlığı alanında Doktora da (PhD) yaptı.. MD, PhD dereceli yani.
İlerleyen yıllarda Yan Dal / İleri İhtisas / Süper İhtisas yaparak Halk Sağlığı Anabilm Dalının alt bilim Dallarından olan Çevre Sağlığı alanında da, 1219 sayılı yasaya dayalı Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca uzmanlaştı.

Mesudiye’de çalıştı..
Ordu Sağlık Müdürlüğü yaptı..
Şiir kitapları yazdı yürekleri işgal eden, gönülleri tutsak alan.
300’ü (üç yüz!) aşkın kitap yazdı! Üç yüz!
Emeklilik töreninde yayınevi onları sıra sıra masalarda sergiledi..
Çağatay o gün tek 1 kitap satışına izin vermedi ama..
**
Yetiştiği Anabilim Dalında kurucu üstadımız Prof. Dr. H. Nusret Fişek’in koltuğuna oturdu, Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.
Sağlık Bakanlığında Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü yaptı.
Hacettepe Tıp Fakültesi Dekan vekilliğini üstlendi..
Nükteleri (esprileri) dillerden düşmez, hazır yanıt, sıra dışı üstün zekalı..
Bu yazısında da hiçbir san (unvan) kullanmamıştı, biz izin almadan ekledik!
***
Şimdi sıra bam teli sorularda :

Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD neden emekli ve evinde oturuyor?
67. yaş bitimi emeklilik Tanrısal mıdır (İlahi mi dir) ?
Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD neden akademik etkinliğini kamusal alanda sürdür(e)memektedir?
Türkiye’nin “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” donanımlı bir Hekimi, hele hele Halk Sağlığı – Çevre sağlığı alanlarında 2 ayrı dalda uzman 40+ yıllık birikimli bir hekimi köşesine itme hakkı, lüksü var mıdır?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” neden örn. Cumhurbaşkanı danışmanı değildir?
O anlı – şanlı Cumhurbaşkanlığı ofis – büro – başkanlıklarında neden el üstünde değildir?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” neden Sağlık Bakanı hatta kurumsal olarak Sağlık Bakanlığı onursal ve kıdemli (senior) danışmanlarından değildir?
S. Bakanı Dr. Koca, bu yakıp – yıkıp geçen Kovit-19 salgınında tek 1 kez olsun “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” den danşımanlık almış mıdır??
***
Yaraşırlık (Liyakat) bu ülkede Kaf dağının ardında yitik midir?
“Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” için bu ülke, O’na sunduklarından yeterince – gereğince yararlanmış mıdır?
Tersine kimin hakkı, yetkisi olabilir?

20 yıldır AKP iktidarında yapılıp – edilenlerin kendilerince kutsal kitapta yeri neresidir?
Kökten din dışına düşmüşlerdir çünkü izledikleri yol, bütünüyle (harfiyen!) emperyalizmin güdümünde SİYASAL İSLAM olup, emin olunsun ki, Muhammet Peygamberin hatta Yüce Tanrı’nın havsalası (öngörüsü) dışındadır!

Haliyle, orada, “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” gibi bilgelerin “hakkı” ndan söz etmek laf-ı güzaf ve de abesle iştigaldir..

Saray rejimi gerçekte ne ile / nelerle meşgul ya da tutsaktır!?

Ve izin verilsin, soralım :

  • Din bu mudur efendiler!!??

Veeeeeee                                   ;

Türkiye gibi gelişmekte olan yarı sömürge ülke – ulusların aşılamayan bu açmazlarında “Prof. Dr. Çağatay Güler MD, PhD” gibi uluslararası nitelikte yurtsever uzmanlarını gereğince değerlendiremeyişi kilit etmenlerden biri değil midir?

Tersini savlayacak babayiğit – anayiğit (devr-i AKP’de anlamsız ama!) varsa beri gelsin..

Sevgi ve saygı ile. 11 Temmuz 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

Ülkemizde meslek hastalıkları ve KOVİT-19

Ülkemizde meslek hastalıkları ve
KOVİT-19

Dr. Mahmut YAMAN
İşyeri Hekimi 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Dünyanın neresinde ve hangi işyerinde olursa olsun, çalışanlar 2 temel risk ile karşı karşıyadır:

  • İş kazası geçirmek / Meslek hastalığına yakalanmak

Meslek hastalıklarında sınıflama, tanı süreçleri, tedavi ve sonrasında yapılması gerekenler Yasal düzenlemelerle sınırlandırılmıştır. Bu yazıda, hem meslek hastalıkları ile ilgili olarak eksiklerimiz, bilmemiz gereken kimi ayrıntılar öne çıkarılmış ve hem de KOVİT-19 ile ilgili olarak sürdürülen “meslek hastalığı mı, değil mi” tartışmalarına netlik kazandırılmak amaçlanmıştır. 

Meslek Hastalığı nedir? 

Meslek hastalıkları günlük yaşamımızda karşılaştığımız hastalıklardan farklı özellikler taşımaktadır. Öncelikle hastalığın tanımını bilmek gerekir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 3. maddede 1. Fıkra l bendinde “Mesleki maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalık” diye çerçeve tanım yapılmıştır. (RG 28339 sayı ve 30.12.2012 tarih)

Meslek hastalıklarının sigorta(lı) açısından ayrıntılı tanımı aşağıdaki mevzuatta verilmiştir.

  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası 14. madde (RG 26200 sayı ve 16.06.2006 tarih)
  • Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 4. Madde 1. Fıkra i bendi (RG 27021 sayı ve 11.10.2008 tarih)

Not: Meslek hastalıkları mevzuatımız aslında 22.6.1972 tarih ve 14223 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “SOSYAL SİGORTA SAĞLIK İŞLEMLERİ TÜZÜĞÜ” 7. Bölümün (62,63, 64, 65 ve 66 maddeler) ekleri ile birlikte herhangi bir değişiklik yapılmadan, AB uyum çerçevesinde çıkartılan yeni mevzuata aktarılmasından ibarettir. Zaman içinde 1978 yılında kimi maddeleri güncellenmiştir.

Meslek hastalıklarının ayrıntılı tanımı;

Sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre; (1) Yinelenen bir nedenle veya (2) İşin yürütüm koşulları yüzünden uğradığı (3) Geçici veya (4) Sürekli (5) Hastalık, (6) Sakatlık veya (7) Ruhsal arıza durumları meslek hastalığıdır. Tanım içinde dikkat çeken 7 ayrıntı vardır. Şimdi bunları görelim.

Tekrarlanan sebep; Çalışanın sürekli olarak aynı işi yapıyor olmasıdır. 

İşin yürütüm şartları; Çalışma ortamı koşullarıdır. Ortamdaki fiziksel, kimyasal, biyolojik, psiko-sosyal ve ergonomik etkenler sağlığa ciddi zarar verebilir. 

Geçici; kimi meslek hastalıkları geçicidir ve tedavi sonrası tümüyle iyileşir. 

Sürekli; kimi meslek hastalıklarının etkileri kalıcıdır ve iyileşmez. 

Hastalık; kimi meslek hastalıkları yalnızca organ ve dokularda etkili olur. 

Sakatlık; kimi meslek hastalıkları sakatlık (fiziksel, mental… özür) yaratır. 

Ruhsal bozukluk; kimi meslek hastalıkları ruhsal bozukluklar yaratır. Ülke mevzuatımızda ruhsal bozukluklar ayrıntılı olarak ele alınmamıştır.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere her hastalık meslek hastalığı sayılmamaktadır. Bir hastalığın meslek hastalığı sayılabilmesi için;

  • Yapılan işle ilgili olması
  • Çalışılan ortamla ilgisi olması… gerekir.

Ülkemizdeki meslek hastalıkları Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine bağlı eklerden Ek-2 içinde listelenmiştir. Bu listeye göre meslek hastalıkları A, B, C, D ve E cetveli diye 5 ayrı ana başlık altında listelenmiştir. Her bir listenin de kendi içinde alt başlıkları vardır. Bu liste tarafımca şematize edilerek, aşağıda Şema – 1 ile verilmiştir. Bu Liste en son 1991’de güncellenmiştir.

Şema – 1: Ülkemizdeki Meslek hastalıklarının şematik sınıflaması.

 

 

 

26.06.2002’de Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 194 sayılı Tavsiye Kararı ile yeni meslek hastalıkları listesini -öneri olarak- yayınlamıştır. 2010 yılı Şubatında ILO Tavsiye Kararını güncellemiş ve listeye 2,4 maddesinde görülen “Zihinsel ve davranışsal bozukluklar” bölümünü de eklemiştir.

Şema – 2; ILO Meslek hastalıkları öneri listesi.

Her iki şema görünüş olarak farklı olmakla birlikte içerik açısından çok az farklılık vardır. Bu farklılıklar aşağıdadır.

 

Eksiklerimiz: 

1- ILO listesinde kimyasal maddeler 41 başlık altında 868 madde olarak verilmiştir. Bizim listemizde ise kimyasal maddeler 25 başlık altında 866 madde olarak verilmiştir. Bizim listemizde Ozon ve Osmiyum yoktur.
2- ILO listesinde Fiziksel etmenler içinde Optik Radyasyon başlığı altında Mor Ötesi (UV) Işınlar, Görünür Işık, Kızıl Ötesi (IR) Işınlar ve Lazer yer almaktadır. Bizim E listesinde ise yalnızca Kızıl Ötesi (IR) ışınları ile olan hastalıklar tanımlanmıştır.
3- ILO listesinde Fiziksel etmenler içinde “Aşırı Sıcak” yer almaktadır. Bizim listemizde ise “aşırı sıcak” yoktur.
4- ILO listesinde Zihinsel ve davranışsal bozukluklar yer almaktadır. Bizim meslek hastalıkları tanımında “ruhsal bozukluklar” ifadesi olmasına karşın, Listede herhangi bir ruhsal hastalık tanımı yoktur.

Pnömokonyoz deyimi başlangıçta işyerlerinde genellikle mineral tozlarının solunması sonrasında ortaya çıkan non-neoplastik akciğer lezyonları için kullanılmıştır. Ancak günümüzde bu deyim organik ve inorganik parçacıklar, kimyasal madde buharları ve dumanları da içine alarak genişletilmiştir. Ülke mevzuatında ise halen toz solunmasına bağlı akciğer hastalıkları olarak ele alınmaktadır. Bu konuda gerekli yasal değişiklikler henüz yapılmamıştır.

Bir başka sorunumuz da “işe bağlı hastalık” kavramının mevzuatımız içinde yer almamasıdır. Bizim E cetvelinde yer alan çok sayıda kas ve iskelet sistemi hastalığı, kimi ülkelerde işe bağlı hastalık olarak tanımlanmaktadır. İşe bağlı hastalıklar normalde toplumda da görülen ancak işyerlerinde daha çok görülen hastalıklardır. Yabancı ülkelerden kopya edilen kimi İSG uygulamalarında işe bağlı hastalık kavramı da kullanılmaktadır. Oysa mevzuatımızda olmayan kavram / kavramları kullanmak hukuksal sorunlar yaratabilir.

Kimi kavramlar:  Meslek hastalıkları ile ilgili olarak mevzuatımız içindeki kimi kavramları da bilmemiz gerekir. Bunlara da aşağıda yer veriyorum :

Maruziyet süresi: Zararlı etkenle ilk temasın başlamasıyla hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için gereken en az süredir. Çalışma yaşamının başladığı ilk gün, meslek hastalığı yapabilecek sağlık zararlıları ile ilk karşılaşma başlar ve

  • Bölüm değiştirme, İşten ayrılma, İşten çıkartma, Emeklilik… ile birlikte sona erer.

Yükümlülük süresi: Bu konu yeterince bilinmemektedir. Çoğu zaman işverenin “yeni bir yükümlülüğü” olduğu sanılmaktadır. Çalışanlar meslek hastalığına yakalandığında, Devlet tarafından bedelsiz tedavi edilmektedir. Bu yükümlülük devletin yükümlülüğüdür. Tedavi hakkından yararlanabilmek için de;

  • İşten ayrıldıktan sonra, yasa ile belirlenmiş olan belli sürede kişinin Resmi Sağlık Kurumlarına başvurması gerekir.

Her meslek hastalığının işle ilgi kesildikten sonra haklardan yararlanmak üzere yapılması gereken başvurular için belirli süreler belirlenmiştir. Bu süreye “Yükümlülük Süresi” denir.  Mevzuattaki tanıma göre Yükümlülük süresi; Sigortalının meslek hastalığına neden olan işinden fiilen ayrıldığı tarih ile meslek hastalığının meydana çıktığı tarih arasında geçen en uzun süredir. Yükümlülük süresi maruziyet bittiğinde başlar.

Meslek hastalıkları cetvellerimiz 3 sütunluk tablolar halinde yapılmıştır. En üstte meslek hastalığına neden olan etken yer almakta ve altındaki sütunlardan sol yandakinde hastalığın adı ve belirtileri, ortadaki sütunda o hastalık için belirlenmiş olan yükümlülük süresi ve sağ sütunda ise o hastalığın öncelikle görülebileceği işler listelenmiştir.

 

Şema – 3; Meslek hastalıkları cetvellerimizin yapısı.

 

 

KOVİT-19 Meslek Hastalığı mıdır?

Üzerinde bir süredir tartışma yapılan bu konuyu da açıklığa kavuşturmamız gerekir. Yapılan tartışmalarda öne çıkan ayrıntı “KOVİT-19 Meslek hastalığı sayılsın, bunun için de yeni bir yasal düzenleme yapılsın” biçimindedir. Aslında mevzuatı incelediğimizde yeni bir yasaya  gerek olmadığı görülecektir. Eğer, yeni bir yasal düzenleme yapılacaksa, mutlaka, yukarıda eksiklerimiz başlığı ile verdiğim yanlışlıkların da düzeltilmesi gerekir.

Salgın halen sürmekte ve çok sayıda sağlık çalışanımızı bu hastalığa -ne yazık ki- kurban verdik. Yitirilen her can değerlidir ve bizler bunun için çok üzülüyoruz. Daha da üzücü olan ise; yitirdiğimiz sağlık çalışanlarının ve yakınlarının “meslek hastalığı uygulaması” yapılmaması nedeniyle hak yitiğine / çiğnemine (ihlaline) uğramalarıdır. Mevzuatımızın şu andaki geçerli durumuyla bile KOVİT-19 meslek hastalığıdır. Şimdi mevzuat ne diyor ona bir bakalım.

Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 17, 18 ve 19 maddelerini madde başlıkları ile yorumsuz olarak aşağıda veriyorum :

Meslek hastalığı

MADDE 17 – (1) Hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların, işten fiilen ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıkması hâlinde sigortalının mesleğinden ileri geldiğinin kabul edileceği Meslek Hastalıkları Listesine (Ek-2) göre tespit ve tayin edilir.

(2) Herhangi bir meslek hastalığının klinik ve laboratuvar bulgularıyla kesinleştiği ve meslek hastalığına yol açan etkenin, işyeri incelenmesiyle kanıtlandığı hâllerde, meslek hastalıkları listesindeki yükümlülük süresi aşılmış olsa bile, söz konusu hastalık, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararı ile meslek hastalığı sayılabilir.

Meslek hastalıkları listesi

MADDE 18 – (1) Meslek hastalıkları, Meslek Hastalıkları Listesinde (Ek-2)
A Grubu: Kimyasal maddelerle olan meslek hastalıkları,
B Grubu: Mesleksel deri hastalıkları,
C Grubu: Pnömokonyozlar ve öbür mesleksel solunum sistemi hastalıkları,
D Grubu: Mesleksel bulaşıcı hastalıklar,
E Grubu: Fiziksel etkenlerle olan meslek hastalıkları.. olmak üzere 5 kümede toplanmıştır.

(2) Bu listenin sol sütununda zararlı etmenin oluşturduğu başlıca hastalıklar ve belirtileri,
orta sütununda yükümlülük süreleri, sağ sütununda hastalık tehlikesi olan başlıca işler
yer almıştır. 

Mesleksel bulaşıcı hastalıklar

MADDE 19 – (1) Mesleksel bulaşıcı hastalıklar, Listenin “D Grubu”nda yer alan bulaşıcı hastalıkların, görülen işin gereği olarak veya işyerinin özel koşullarının etkisiyle oluşması ve enfeksiyonun laboratuvar bulguları ile de kanıtlanması gereklidir.
(2) Bu listede yer almayan ama görülen iş ve görev gereği bulaştığı kesin olarak saptanan öbür bulaşıcı hastalıklar da meslek hastalığı sayılır. Bu tanının laboratuvar deneyleriyle kanıtlanması gereklidir. Hastalığın en uzun kuluçka süresi yükümlülük süresi olarak alınır.

18. madde 1. fıkra ç bendinde “D Grubu: Mesleki Bulaşıcı hastalıklar” olarak tanımlanan hastalık kümesi, aynı yönetmeliğin Ek-2 maddesinde aşağıdaki gibi alt başlıklara ayrılmıştır. Alt başlıklar altında hastalık adları verilmiştir.

  • D 1. Helminthiasis
  • D 2. Tropikal hastalıklar
  • D 3. Hayvanlardan insana bulaşan hastalıklar
  • D 4. Meslek gereği enfeksiyon hastalıklarına özellikle maruz kişilerdeki enfeksiyon hastalıkları.

Cetvelin sağ sütunun hangi işlerde D4 Meslek hastalıklarının görülebileceği de yazılmıştır. Buna göre; Hastane, dispanser, poliklinik araştırma laboratuvarı vb. sağlık kurumlarında çalışmalarda D4 kümesi mesleksel bulaşıcı hastalıklar görülebilir.

Şimdi 19. maddenin 2. fıkrasını yeniden okuyunuz lütfen. Ne diyor; “Bu listede yer almayan fakat görülen iş ve görev gereği olarak bulaştığı kesin olarak saptanan diğer bulaşıcı hastalıklar da meslek hastalığı sayılır.” Ardından da “Bu husustaki teşhisin laboratuvar deneyleriyle kanıtlanması gereklidir. Hastalığın en uzun kuluçka süresi yükümlülük süresi olarak alınır.”

Şimdi bir de 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasının 14. maddesinin 6. fıkrası ve 58. maddesi hükümlerine dayanarak hazırlanan ve 02.07.2013 tarih ve 28695 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun Görev, Yetki, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” içindeki ilgili maddelere bakalım.

Kurulun oluşumu

MADDE 4 – (1) Kurul; Milli Savunma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu, en çok üyeye sahip işveren, işçi ve kamu çalışanlarını temsil eden konfederasyonlar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Kurum tarafından görevlendirilecek birer uzman hekimden oluşur.

Kurulun görevleri

MADDE 7 – (1) Kurulun görevleri şunlardır:

  1. a) Yasanın* 58 inci maddesinin 5. fıkrası uyarınca, Kurum, Sağlık Kurulunca verilen kararlara karşı ilgililerin itirazlarını inceleyip karara bağlamak. *=5510 sayılı Yasa
  2. b) Yasanın 14. maddesi kapsamında, 10.2008 tarihli ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde tespit edilmiş olan hastalıklar dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağına karar vermek.
  3. c) Yasanın 14. maddesi ve Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 17. maddesinde yazılı durumlarda yükümlülük süresi aşılmış olsa bile söz konusu hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağını, aynı Yönetmeliğin 20. maddesinde yazılı durumlarda üç yıllık çalışma (maruz kalma) süresinin indirilip indirilemeyeceğini karara bağlamak. 

Kurul toplantıları ve kararlar

MADDE 11 – (1) Kurul, haftada en az bir kez ve en az yedi üye ile toplanır.

5510 sayılı yasa çıkartılmış, bu yasanın kimi maddelerinin uygulama kılavuzu niteliğindeki aşağıdaki yönetmelikler Anayasanın 124. maddesine ve normlar hiyerarşisine uygun olarak çıkartılmıştır.

  • Yasanın 14. maddesine dayanarak Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği
  • Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun Görev, Yetki, Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik

SSK Yüksek Sağlık Kurulu, Yönetmeliğin 11. maddesine uygun olarak yapacağı ilk toplantıda “KOVİT-19 Meslek hastalıkları listesine alınmıştır” diye bir karar aldığında,
sağlık çalışanları için sorun çözülmüş olacaktır.

Not: 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 105 ve 188. maddeleri, kamuda çalışanlar için Meslek Hastalıkları uygulamasına izin vermektedir.

Sağlık çalışanları dışında kalan çalışanlar açısından KOVİT-19’un nasıl ele alınacağı hem tartışmaya açık, hem de çok duyarlı olması nedeniyle başka bir yazının konusudur.
==============================================
Dostlar,

Saygın meslektaşımız, kıdemli işyeri hekimi ve eğiticisi Dr. Mahmut Yaman’ı 1988’den bu yana tanırız. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalıştığımız yıllarda (1988-2004) kendisinin İşyeri Hekimliğini büyük bir yetkinlikle yürüttüğü Trakya / Kırklareli Cam Fabrikalarına, 6. sınıf tıp öğrencilerimizi götürür, iş sağlığı – güvenliği eğitimlerine uygulamalı katkı alırdık. Asistan hekimlerimize uygulama olanağı sağlardık. Sn. Dr. Yaman ile yürüttüğümüz bilimsel araştırma projeleri de olmuş ve bu çalışmalar ilgili bilimsel dergilerde yayınlanmıştır.

Dr. Yaman, son yıllarda İşyeri Hekimi yetiştiren Eğitici yetkisine sahiptir ve özel ilgisi / birikimi ile İşçi Sağlığı İş Güvenliği alanında son derece işlevsel yazılımlar geliştirmekte, sektörde bu alanda çalışan kimi firmalara danışmanlık hizmeti vermektedir.

Bilindiği gibi KOVİT-19 salgını ülkemizde 10 ay içinde 300’ü aşkın sağlık emekçisini kurban almıştır. 120 bini aşkın sağlık emekçisi bu hastalığa yakalanmıştır. AKP + MHP’den oluşan iktidar bloku, yukarıda Sn. Dr. Yaman’ın yetkinlikle özetlediği mevzuatın açıkça elvermesine karşın, bu hastalığın sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılması hakkını tanımamakta inat ve ısrar ederek açıkça hukuku çiğnemekte ve hak gaspı yapmaktadır. Hiç gerekmediği halde yeni yasal düzenleme konusu gündeme getirilmiş ve TBMM’de Cumhur İttifakınca reddedilmiştir. Bu durum gerçekten hazin ve ibretliktir ve hızla sonlandırılması gerekmektedir; bizim de iktidara çağrımızdır.

Bu kapsamlı ve emekli yazıyı, ricamız üzerine kısa sürede yazan saygın meslektaşımız Dr. Mahmut Yaman‘a şükranlarımızı sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 02 Ocak 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Not               : TBMM kabul tarihi 25/4/2013, Yasa No. 6462; KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE YER ALAN ENGELLİ BİREYLERE YÖNELİK İBARELERİN DEĞİŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN..
özürlü, sakat, çürük sözcükleri 96 yasadan çıkarıldı; ENGELLİ sözcüğü kondu.

Yargıtay’a çarpan Korona genelgesi; milyonların aleyhine

Yalçın Doğan

Yalçın Doğan
a.yalcindogan@gmail.com
14 Mayıs 2020

Yargıtay’a çarpan Korona genelgesi; milyonların aleyhine

Sağlık ordusunun ve milyonlarca çalışanın aleyhine bir genelge… Devletin, bu durumda SGK’nın, aynı zamanda iş verenlerin lehine bir genelge…

TIR şoförü… Trabzon’dan Ukrayna’ya mal taşıyor. O gün malını yine Ukrayna’ya bırakıyor ve iş yerinin bulunduğu Trabzon’a dönmek üzere Türkiye’ye giriş yapıyor.

11 Aralık 2009…

Trabzon’a dönerken, kendini iyi hissetmiyor, yol üzerindeki bir devlet hastanesine gidiyor. Hastanede “domuz gribi” tanısı konuluyor. İğne yapılıyor, ilaç veriliyor, taburcu ediliyor.

Şoför 15 Aralık’ta bu kez Trabzon’dan Samsun’a gönderiliyor. Giderken trafik kazası geçiriyor, Trabzon’a dönüyor.

Trafik kazasından iki gün sonra, 17 Aralık’ta “bir haftadır öksürük, halsizlik, iki gündür 40 derece ateş” şikayetiyle Karadeniz Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gidiyor. Hastanede “domuz gribi ve zatürre” tanısıyla tedavi altına alınıyor. On gün yoğun bakımda kalıyor, 26 Aralık 2009 günü hayatını kaybediyor.

SSK’ya başvuru

Şoförün ailesi “ölümün iş kazasından kaynaklandığı” gerekçesiyle, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SSK) ölüm geliri bağlanmasını istiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi rapor veriyor:

“Trafik kazası iş kazasıdır ancak, ölüm nedeni trafik kazası değil, hastane raporuna göre, domuz gribidir.”

Adli Tıp ölüm nedenini kayıtlarına yine “domuz gribi” olarak geçiyor. Ancak…

“Yerel mahkeme şoförün ailesinin iş kazası iddiasını yerinde bulmuyor ve ölüm geliri talebini geri çeviriyor.”

SSK lehine bir karar. İş kazası halinde

Sigortalı bir işçi çalışırken hastalık ya da iş kazası nedeniyle hayatını kaybederse, onun eşi ve çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için çalışanın en az beş yıldan beri sigortalı olması, 900 gün primin bulunması, Emekli Sandığı’na bağlı ise, en az 1800 gün priminin ödenmiş olması gerekiyor.

Ancak, ölümle sonuçlanan iş kazasında bu koşullar aranmıyor. Ölenin yakınlarına ölüm geliri bağlanıyor.

Ölen kişinin prim günleri ayrıca ölüm aylığı bağlanmasına yeterli ise, yakınlarına hem ölüm geliri, hem ölüm aylığı bağlanıyor.

SSK bundan dolayı “iş kazaları nedeniyle ölümleri” hiç sevmiyor, çünkü ölenlerin yakınlarına aylık bağlamak zorunda!.. Yerel mahkeme tam da SSK’nın ve ayrıca işverenin çıkarına bir karar veriyor. Yıl 2010…

Yargıtay geri çevirdi

Yıl 2020… Tam on yıl sonra… Mart başı… Ölen şoförün ailesi yerel mahkeme kararını Yargıtay’a götürüyor.  Yargıtay’dan on yıl sonra karar çıkıyor, iki ay önce:

* Ölen şoför işini iş veren tarafından sağlanan taşıtla yapmaktadır. Şoförün gidiş ve gelişi sırasında meydana gelen hastalığı sigortalıyı bedenen ve ruhen engelli hale getirmiştir. İş kazası ani bir olayla ortaya çıkabileceği gibi, hastalığın etkisinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve ölümün daha sonra gerçekleşmesi ile de mümkündür.

Dolayısıyıla, Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı anlaşılan domuz gribi virüsüne bağlı olarak, sonradan gerçekleşen ölüm iş kazasıdır.”

Şimdi bu karardan sonra Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ki, SSK arada SGK’ya dönüşüyor, şoförün ailesine ve yakınlarına aylık bağlamak zorunda, muhtemelen on yıllık faiziyle birlikte.  On yıl önceki bir ölümün, on yıl sonra gelen Yargıtay kararının günümüzle ne gibi ilgisi var?.. Çok ilgisi var!..

Koronavirüs nedeniyle, başta sağlık çalışanları, ayrıca milyonlarca çalışanla ilgisi var.

SGK, Sosyal Güvenlik Kurumu 7 Mayıs’ta, bir hafta önce, bir genelge yayınlıyor:

“Covid – 19 virüsünün bulaşıcı bir hastalık olduğu dikkate alındığında, söz konusu salgına maruz kalan ve sağlık hizmet sunucularına müracaat eden sigortalılara hastalık kapsamında provizyon alınması gerekmektedir.”  

Bu cümlenin Türkçesi şu: “Koronavirüs iş kazası değildir.”

Ya da: “Koronavirüs’ten ölen sağlıkçıların vefatını iş kazası saymayacağım, hastalık sayacağım.”

Sağlıkçılara hem alkış hem de…

Bu genelge sadece sağlıkçıları değil, milyonlarca çalışanı ilgilendiriyor. Öncelikle sağlık çalışanlarını, doktorları, hemşireleri, hastane personelini, sağlık ordusundan akla kim gelirse…

Sağlık ordusunun ve milyonlarca çalışanın aleyhine bir genelge… Devletin, bu durumda SGK’nın, aynı zamanda iş verenlerin lehine bir genelge…

İş kazası kabul edilse,  Koronavirüs’ten ölenlerin yakınlarına ölüm aylığı bağlanacak, o aylığın bağlanmasını önlemek amacıyla çıkartılan bir genelge… 

Şu hale bakın… Sağlık ordusuna her gün sabahtan akşama kadar teşekkür ediliyor, bütün halk sağlıkçıları alkışlarıyla kutluyor, başta Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanı, bütün sorumlular sağlık çalışanlarını öve öve bitiremiyor, onların gösterdikleri özveriyi her gün vurguluyor…

Ama, SGK “Koronavirüs iş kazası değildir” diye kestirip atıyor. Neden?

Vefat eden sağlıkçıların yakınlarına ölüm aylığı bağlanmasın diye!..

İşverenler de seviniyor

Genelge, öyle “genel” ki, iş verenler de balıklama dalıyor genelgeye, çeşitli iş veren kuruluşları, kendilerine bağlı işletmelere acele bildiriyor:

“Koronavirüs iş kazası değildir haaa, ona göre…”

Tükçesi: “Koronavirüs’ten hayatını kaybedenlere sakın ölüm aylığı bağlamayın haaa…”

Sadece sağlık çalışanları değil, herhangi bir işte çalışanlar da, bu genelgeye dahil, onların da aleyhine. Oysa…

“Korona koşullarında çalışan insanlar iş yerlerinde koronaya rağmen çalışıyor. İş veren orada koronaya karşı önlem almakla yükümlü. Aldığı halde, çalıştığı iş yerinde koronaya yakalanırsa, bu açıkça iş kazası, çünkü çalışmasa, yakalanmayacaktı.”

Yargıtay’ın iki ay önce TIR şoförü ile ilgili verdiği karar, tam da bunu ifade ediyor.

Yargıtay kararı emsal bir karar.

Sosyal devlet nerede’

Anayasa başta, Yargıtay ve Danıştay’ın karar ve içtihadları gibi, pek çok iş yasasının da, çalışanları koruyan kuralları var. Ayrıca, “sosyal devlet” denilen bir kavram ve anayasal ilke var. Yargıtay’ın iki ay önceki kararı ortada iken, SGK genelgesi bunları hiçe sayıyor, kendi lehine, iş verenler lehine bir karar ilan ediyor.

Maksat, Koronvirüs’ten hayatını kaybedenlerin yakınlarına aylık bağlamayı önlemek. Bu en basitinden:

“Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” gibi, o ilkel inanca bile aykırı!.. 

İptal etsinler

Şimdi ülkeyi yönetenlere düşen acil bir görev var:

“Genelgeyi acele iptal etmek, Koronavirüs’ü iş kazası saymak.”

Eğer, her gün attıkları nutuklardaki gibi, “aziz milletimizi düşünüyorlarsa”, her gün vurguladıkları gibi, “sağlıkçıların çalışmalarını gerçekten özverili buluyorlarsa”…

Koronavirüs mücadelesinde başarı kazanılıyorsa, bunu siyaseten her gün kullanıyorlarsa, onlara borçlu olduklarını unutmadan ve bunun gereğini yerine getirerek!..

Sosyal devleti düşünerek, iş verenleri memnun etmekten vazgeçerek…

YAZARIN TÜM YAZILARI
https://t24.com.tr/yazarlar/yalcin-dogan/yargitay-a-carpan-korona-genelgesi-milyonlarin-aleyhine,26606 

İnsanca Çalışmak İnsanca Yaşamak İstiyoruz!

İnsanca Çalışmak İnsanca Yaşamak İstiyoruz!

(http://www.guvenlicalisma.org/index.phpoption=com_content&view=article&id=397&Itemid=214, 05.03.201705.03.2017)

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)

Her yıl binlerce emekçi çalışma ortamından ya da çalışma koşullarından kaynaklanan nedenlerle hastalanıyor, sakat (AS: engelli) kalıyor ya da yaşamını yitiriyor. Emekçilerin yaşamını ve sağlığını kaybetmesine yol açan bu olaylar söz konusu “iş kazası” olduğunda bazen, “meslek hastalığı” olduğunda ise neredeyse hiçbir zaman resmi kayıtlara geçiril(e)miyor. Geçirilebilen
iş kazalarının takibi sürecinde de çoğunlukla, nedenler ve sorumlular gizlenmeye çalışılıyor. Emekçinin yaşamını karartan bu olayların “kaza” olarak nitelendirilebilmesi için öngörülemez / önlenemez olması gerekiyor. Oysa madenlerde, tersanelerde, inşaatlarda, atölyelerde, ofislerde, sınıflarda gerçekleşen tüm olaylar önceden öngörülebiliyor ve engellenme olanağı bulunuyor.

Çalışma ortamında emekçilerin ölümünün, sakat (AS: engelli) kalmasının, psikolojik ve fizyolojik sağlıklarını kaybetmelerinin gerçek nedeni, emeği sadece sermayeye artı değer elde etme aracı olarak gören, emekçiyi bütünsel bir insan olarak kabul etmeyen kapitalist üretim sistemidir. Kapitalizmde sermayeler arası rekabetin yoğunlaştığı süreçlerde maliyetleri düşürme yarışına giren işverenler, sosyal bir muhalefetle karşılaşmadıkları zaman emekçinin yaşamı pahasına işçi sağlığını ve iş güvenliği sağlayacak en basit düzenlemelerden dahi kaçınmaktadır. Çoğu sanayi, üretim malzemelerinin ve tekniklerinin toplum üzerindeki zararlarını tam olarak tespit etmeden, emekçileri ve halkı bu malzeme ve tekniklerin denendiği bir kobay olarak kullanabilmektedirler. Devlet de bu süreçte sermayenin çıkarları doğrultusunda belirlenen piyasa koşullarını gerekçe göstererek, emekçiler için yaşamsal öneme sahip olan denetleme görevlerini ihmal ettiği gibi, kamuya ait işyerlerinde de işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları
sık sık ihlal etmektedir. Ayrıca bu durumun çevre ve halk sağlığına da olumsuz etkileri her geçen gün artmaktadır. İktidarın, ancak bütünsel bir insan anlayışıyla sarılabilecek sağlık ve can kayıpları konusunda, toplumsal muhalefet tarafından çalışanların perspektifinden muhalif bilgi, örgütlenme ve eylemlerle sürekli baskı altında tutulması, işte bu yüzden kelimenin tam anlamıyla ‘hayati’ bir önem kazanmaktadır.  

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak bizler her geçen gün daha da artan işçi ölümlerini “kaza” ya da “hastalık” olarak değil olası kasıtla işlenmiş “cinayet”ler olarak değerlendiriyoruz. Bu cinayetlerin kapitalist üretim sistemi devam ettiği sürece sermayenin insafa, devletin göreve çağrılmasıyla son bulmayacağının bilinciyle; biz üretim sürecinin farklı kademelerinde duran emekçilerin örgütlenmesi ve örgütlü bir mücadele içinde yaşamlarına sahip çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Bu düşünceyle Meclisimiz, “insanca çalışma ve insanca yaşama” amacıyla başta hayatlarını kaybeden ailelerinin oluşturduğu ağlar, yaralanan işçiler, işçi ve kamu emekçi sendikaları, meslek örgütleri olmak üzere; emekten yana tüm kesimlerle birlikte mücadeleyi hedeflemektedir.
Bu çerçevede, Meclis’in ana ve düzenli faaliyet alanları şunlardır:

a) Yerel, bölgesel ve saha kaza haberlerinin ve İSİG bilgilerinin merkezileştirilmesi ve kamusallaştırılmasını amaçlayan, çalışmalar arasındaki koordinasyonu (AS: eşgüdümünü) sağlayan, işçi sağlığı ve iş güvenliği bilgilerini görünür hale getiren bir kütüphane işlevi de gören, her gün düzenli olarak güncellenen www.yanginkulesi.org     www.guvenlicalisma.org

adlı web sitesini hazırlamak. İnternet sitesini her gün güncellemek ve Pazartesi günleri mail yoluyla yaymak. Paralel olarak sosyal medyada https://www.facebook.com/guvenli.calisma ve http://twitter.com/guvenlicalisma ve açılabilecek diğer resmi adresleri her gün ya da hafta içinde birkaç kere düzenleyerek duyurmak.

b) İş cinayetlerinin yoğun olması muhtemel bölgelere / havzalara / sektörlere dikkat çekecek bir bilgi ağını kuran, bileşenlerinin özgün görüşlerini yansıtan “Yangın Kulesi” adıyla aylık periyotlar halinde hazırlanan elektronik bülteni her ayın 15’ini takip eden ilk Salı günü çıkarmak. 

c) Her ayın en geç ilk beş günü içinde bir ay evveline dair dijital, görsel, yazılı basından ve emek-meslek örgütlerinden edindiğimiz bilgileri sistematize ettiğimiz, çözüm önerileri önerdiğimiz ve bir sektöre özel olarak değindiğimiz
“İş Cinayetleri / Kazaları Raporu”nu, alanda ya da yazılı olarak, basın ve kamuoyu ile paylaşmak.

d) Her ay, İİSİG Meclisi’nin çalışmalarına katılan / katılmak isteyen herkese açık e-posta listesi olan isigmeclisi2011@googlegroups.com ’dan en geç bir hafta öncesinde duyurulan, herkese açık, aylık, gündemli, eşit katılım ve herkese söz hakkı ilkesine dayanan, moderatörlü bir meclis toplantısı düzenlemek. İlkesel olarak toplantıları her ayın ilk Pazar günü yapmak. Alanın, alandaki öznelerin, sorunların ve dinamiklerin nabzını bu geniş meclis toplantıları vesilesiyle tutmak. Bu meclis toplantısının tutanakları, toplantıda alınan kararları da içerecek şekilde, en geç bir hafta içinde e-posta grubuna yollanır. 

e) İş cinayetlerinin meydana geldiği işyerlerine, fabrikalara, organize sanayi bölgelerine gidip gözlemlerde bulunmak, araştırmalar yapmak ve olayla ilgili rapor hazırlamak.

f) İşçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini güçlendirmek ve görünür kılmak için panel, sempozyum, çalıştay, kongre gibi organizasyonlar düzenlemek.

g) İşkolları, havzalar veya bölgesel düzeyde işçi aileleri, sendika, meslek odası, akademisyen ve katılmak isteyen meclis üyelerinden oluşan çalışma gruplarını oluşturmak ve alanın ihtiyaçlarının giderilmesine katkıda bulunmak.

h) İş cinayetlerinde “canı yanan” işçi ailelerinin mücadelelerine destek vermek, koordinasyonlarının sağlanmasına katkıda bulunmak ve faaliyetimizin önemli bir parçası olarak kavramak.

Meclisimiz, ilke olarak cinsiyet, etnisite, ırk, inanç benzer temelli ve cinsel tercihler nedeniyle doğan ayrımcılığa ve nefret söylemlerine karşı taviz vermez, her yaşam sahasında emekçilerin perspektifinden yana tutum alır. Her türlü siyasi, iktisadi ve kültürel iktidar ve çıkar odaklarından bağımsız bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasının oluşturulmasını hedefler.
===============================
Dostlar,

Yukarıda amaç, hedef ve ilkelerini sunduğumuz İŞÇİ SAĞLIĞI İŞ GÜVENLİĞİ MECLİSİ çalışmalarını izlemek ve destek vermek çok yerinde olur..
Meclis, ‘‘İş Cinayetleri Almanağı’ 2016” yı yayımladı..

İş Cinayetleri Almanağı 2016 ile ilgili görsel sonucu

Salt Ocak 2017 içinde 161 emekçi, insan olmanın en erdemli eylemlerinden biri olana ”üretirken” aramızdan kopartıldı..
Oysa çok net bir bilimsel gerçek ki; meslek hastalıkları %100, iş kazaları en az %98 önlenebilir sorunlar.. Üstelik gerekli iş sağlığı ve güvenliği (İSG) önlemelerini almanın bedeli üretim maliyetinde en çok %5 artış getiriyor.
Türkiye dahil pek çok ülkede vergi yasaları bu giderlerin işverenlerce vergiden (matrahından) düşülmesini de olanaklı kılıyor. Fakat işverenler ulusal ve uluslararası rekabeti gerekçe göstererek bu mevzuat olanağını kullanmıyor ve emekçiler utanç verici bir vahşi kapitalist vergiyi = KAN VE CAN VERGİSİNİ sermayeye ödemeye zorunlu bırakılıyor. Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez!

AKP’nin iktidar olduğun Kasım 2002’den bu yana 14+ yılda 18 bini aşan emekçimiz iş cinayetlerinde kurban verildi yerel ve küresel sermayenin tunç yasası olan EN ÇOK (Maksimu) kâr uğruna..
21. yy’ın şafağında artık 500 yıllık kapitalizmin, 200 yılı geride bırakan emperyalizmin MAKSİMUM KÂR ilkelliğini ve dayatmasını terk ederek MAKUL KÂR evresine geçmesi zorunlu..

Sevgi ve saygı ile. 05 Mart 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

* ” ? 6

Türkiye meslek hastalıklarını gizlemede bir numara

Gündem :

Türkiye meslek hastalıklarını gizlemede bir numara!

iakkurt

Meslek hastalıkları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. İbrahim Akkurt, Türkiye’nin meslek hastalıklarını “gizleme yoluyla çözmüş(!)” bir ülke olduğunu belirtiyor. Sağlık Bakanlığı’na meslek hastalıklarının kaydının tutulması konusundaki görev ve sorumluluklarını hatırlatmak üzere change.org’da bir kampanya başlatan Akkurt ile Türkiye’de meslek hastalıkları sorununu ve kampanyayı konuştuk.

Mutlu Sereli Kaan

  • Çalışma yaşamı çalışan sağlığı açısından ne gibi riskler içeriyor?

Çalışma ortamlarında kitapların yazdığı, teorik olarak 1 milyondan çok toksik madde, binlerce fiziksel, biyolojik, psikolojik, sosyal riskler ve tehlikeler var. Bu toksik maddelerden ancak
10 bininin kısa ve uzun vadedeki etkileri test edilebilmiştir; geri kalanlarının etkileri bilinmemektedir. Çalışma ortamlarındaki riskler kendilerini bir olayla hemen gösterirlerse
bunun adı iş kazasıdır. İş kazaları belli bir düzey ve süreçte hemen görünmez kılınırlarsa
iş cinayetleri hatta maalesef ülkemizde olduğu gibi iş katliamları olarak ortaya çıkarlar.

Klasik söylemle “her bir iş cinayeti, saklanan 3 bin ramak kala iş kazasının faturasıdır” şeklindedir ki; maalesef günümüzde ülkemizde yaşadığımız budur. Çalışma ortamlarındaki
risk ve tehlikelerin belli bir süreç sonucunda görünür olmasının adı ise işe bağlı hastalıklar-meslek hastalıklarıdır. Meslek hastalıkları ilk maruziyetten belli bir zaman sonra ortaya çıkarlar. Bunların etkileri ancak çalışma ortamlarında bulunanlarda ortaya çıkan hastalık ve patolojilerin nedenlerinin irdelenmesiyle saptanabilir.

  • Türkiye için bu risklerin görünür olduğunu söyleyebilmek mümkün mü?

İş cinayetleri olarak nitelendirilen “görünürlüğü gizlenemeyen iş kazaları” konusunda dünyada ilk 3’de; “görünürlüğü gizlemek için oluşturulan sağlık sistemi -meslek hastalıkları liste/ kayıt ve bildirim sistemi- yoluyla gizleme” potansiyeli konusunda da dünyada belki de bir numaradayız. Yani dünyada meslek hastalıklarını “gizleme yoluyla çözmüş” bir ülkeyiz.   Bundandır ki, pratik olarak ülkemizdeki çalışma ortamlarında risk -sıfır- olarak gözükmektedir. Çünkü işe bağlı hastalıkların-meslek hastalıklarının hiçbiri “SGK yani bir sigorta kurumunun değişik düzeydeki uzmanlarınca bir nedensellik bağı ile gösterilebilir, kanıtlanabilir-işlemi bitmiş olmadıkça; kalıcı hasar, maluliyet, ölümü de bununla ilintili bulunmadıkça” kayıt altına alınmazlar. Yani ülkemizde sağlık sunucularının rutin kayıtlarına bu riskler ve tehlikelerin hiç biri girmemektedir; gizlenmektedir.

  •  Resmi kayıtlardaki rakam nedir? Gerçek rakam nedir?

Bir ülkede meslek hastalıklarının beklenen görülme sıklığı konusunda birkaç parametre vardır. Bunlardan ILO ve WHO’nun da kabul ettiği en sık kullanılan parametre şudur: Bir ülkede çalışma ortamlarının durumuna bağlı olmak üzere her bin kişiden en az 4, en çok 12 kişide meslek hastalığı/işle ilgili hastalık görülmesi beklenir (AS: Harrington ölçütü). Buna göre ülkemizde en az 25 milyon çalışan olduğunu düşünürsek beklenen meslek hastalığı sayısı en az 100 bin, en çok 300 bin küsurdur. Yani en iyi bir beklentiyle bile ülkemizde kayıt altına alınması gereken meslek hastalığı sayısının 100 binden az olmaması gerekir. Oysa ülkemizde “gerçekte meslek hastalığı olmayan” ancak ulusal ve uluslararası alana SGK tarafından
meslek hastalığı diye bildirilen yıllık rakamlar 500 – beşyüz- ün altına bile indirilmiştir.

  • Türkiye’de meslek hastalıklarının kaydının sağlıklı bir şekilde tutulamadığı açık…

Meslek hastalıkları bir etyolojik (nedensellik) tanımlamadır. Meslek hastalığı diye tek bir şablon yoktur.  Hastalıklar vardır, bunların nedenleri vardır. En baba meslek hastalıkları olarak bilinen kurşun toksisitesi başta olmak üzere tüm toksikasyonlar; hatta silikozis de dahil olmak üzere pnömokonyozların bile oluşmasında tek bir etken söz konusu değildir. Kişiye, ortama, koşullara, maruziyet süresi ve yoğunluğu vb. birçok etmene bağlı olmak üzere etkilenme – hastalık – hasar -maluliyet – ölüm olur.  Meslek hastalıklarını görünür kılmak istemezseniz gizleme potansiyeli en yüksek hastalıklardır. Bunlar sağlık sistemi içinde başka adlar, sendromlar vb. şaşalı isimler şeklinde lanse edilir. Meslek hastalıklarının görünür kılınmasının ilk ve belki de tek yolu
tüm hastalıkların nedenlerinin görünür kılınmasını sağlayıcı sistemin rutin sağlık hizmetinin bir parçası durumuna getirilmesini sağlamaktır. İşte görevi olduğu halde Sağlık Bakanlığı yıllardır bunu pratiğe dönüştürmemiştir. Böyle bir sistemimiz olmadığı için de hastalıklar içinde
meslek hastalıklarının görünürlüğü sağlanmıyor, kayıt altına alınmıyor, bildirilmiyor.
Oysa rutin pratikteki her bin hastalığın en az 5 ile 25’nin mesleki kökenli olduğu artık
bilimsel hemen tüm kitapların yazdığı bir gerçektir.

  • Meslek hastalıklarının kayıt altına alınması için siz neler öneriyorsunuz?

İlk soruda yanıtladığım meslek hastalıkları rakamları SGK’nın iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortacılık kolunun “sigortacılık yönünden maluliyet – tazminat işlemleri bitmiş” rakamlardır.  Yani gerçek meslek hastalıkları değildir. Benim önerdiğim şu anda birçok ülkede uygulamaya sokulan, 1930’dan beri Sağlık Bakanlığı’na Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile verilmiş olan “meslek hastalıkları istatistikleri kayıt ve bildirim sistemi”nin uygulamaya sokulmasıdır.

  • Bu çerçevede başlattığınız imza kampanyası hakkında bilgi verir misiniz?

Meslek hastalıkları- işle ilgili hastalıklar hep bir maluliyet – tazminat kıskacında görüldüler;
o nedenle de adı dillendirildiği an “kara kaplı mevzuat hazretleri kitaplarına” bakılmayı gerektiren öcüler olarak çalışan – çalıştıran – hekim vb. birçok kesimlerce hep uzak duruldu.  Oysa biz biliyoruz ki; her yüz hatta kimi durumlarda her bin işe bağlı hastalıktan ancak ve ancak 1 (bir)’i yasal izlem gerektiren kategoridedir. Yani bu kategoride olabilecek bir hastalık için günlük pratikte 99’nun hatta bazen 999’nun üstü kapatılıyor, gizleniyor. Ancak evrensel
tıbbi bakışta biliyoruz ki; her hastalık erken evrede yakalanırsa morbidite (geçici veya kalıcı hasar) ve mortalitede (ölüm) çok belirgin bir olumlu etki sağlanır. Bu şekilde hem de çalışma ortamlarındaki risk ve tehlikeler görünür kılınır. Bu hem çalışandaki maruziyetin azalması ya da kesilmesi yoluyla hastalığının ilerlemesini durduracak hatta iyileştirecek, hem o ortamda bulunan öbür kişilerde etkilenme olup olmadığının incelenmesini sağlayacağı gibi hem de o ortamda aynı etkenlere maruz kalanlar için Birincil korunma koşullarının gözden geçirilmesini sağlayarak öbür kişilerin maruziyetini engelleyecektir.  Çünkü basit düz mantıkla da denilebilir ki bir şeyden korunabilmek için öncelikle onun risk ve tehlike derecesini bilmek gerekir.
Bu görev ve sorumluluk da sağlık otoritesinin oluşturduğu sistem içinde buna olanak sağlayıcı bir yapılanmanın bulunmasıdır. İşte kampanyanın temel amacı Sağlık Bakanlığı’nın
“Meslek Hastalıkları Tıbbi Bildirim ve Kayıt Sistemi” ni de içine alacak biçimde bu görev
ve sorumluluğunu artık yerine getirecek bir sistem oluşturmasını sağlamaktır

  • Böyle bir kayıt sistemi tutmanın çalışanların sağlığına olumlu etki edebilecek
    başka çıktıları olabilir mi?

Çalışma ortamlarını bir havuz olarak düşünürsek “tıbbi meslek hastalıkları tanı sistemi”
bu havuzun kaçaklarını (işe bağlı – meslek hastalıkları) bize gösterecektir. Bunların hasar bırakmadan erkenden tanı ve tedavisi sağlanacaktır. İşe bağlı hastalıklarda – meslek hastalıklarında tedavinin ilk koşulu maruziyetleri azaltmak, yok etmek”tir; bu sağlanarak hastalıklar hasar (maluliyet) oluşmadan saptanması sağaltılacaktır. Bunun ötesinde,
çalışma yaşamındaki binlerce risk ve tehlikenin görünür kılınması; benzer ortamlarda çalışan, çalışacaklar için önlemlerin alınmasının yolu açılacaktır. Görünür kılınması sonradan oluşacak hasar, yasal durumlar nedeniyle de önemli bir gösterge olarak kayda geçecek yani tıbbın hukuka kendiliğinden kanıt oluşturmasının önü açılacaktır.

  • Sizin eklemek istedikleriniz var mı?

Çalışma ortamlarının birer hastalık üretim merkezi olmasını istemiyorsak;
hastalıkların nedenini her Basamaktaki hekimin sağlık sunucusu sistemiyle kayıt ve bildirimi sağlayacak biçimde kurumsallaştırmak istiyorsak; pahalı ve kişiye zarar verici tanı yöntemleri yerine iş ve meslek öyküsü yoluyla maruziyetleri ortaya koyup erken tanı koymak istiyorsak; tedavi için tıbbın evrensel kuralı “primum non nocere!: önce zarar ver-me!” ilkesini yaşama geçirip hastalıkların hasar – maluliyet – ölüm yapıcı potansiyelini en aza indirmek istiyorsak mutlaka “meslek hastalıkları tıbbi tanı sistemi”ni kurmamız gerekiyor. Günümüzde bu mümkündür. Hemen her sağlık sunum basamağındaki otomasyon sistemlerinin altyapısı
buna uygundur. Hekim olarak ana görevimiz insanı korumak, hastalandığında zarar vermeden tanı koymak, en pratik yoldan eski sağlığına kavuşturmaktır. Çalışma ortamlarına bağlı etkilenme, hastalık ve bunlara bağlı kişilerde oluşan hasarları belgelemek;
sağlığı bozucu sosyal sürdürülebilirliğin koşullarının sağlanmasına yardımcı olmaktır.
28 Eylül 2015)

=======================================

Dostlar,

TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) düzenli yayın organlarından olan TIP DÜNYASI’nda yer alan bir söyleşiyi bir – iki ay sonra da olsa paylaşmak istedik. Değerli meslektaşımız Sn. Prof. Dr. İbrahim Akkurt, Göğüs Hastalıkları Uzmanı olarak uzun yıllar Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalıştıktan sonra emekli olarak Ankara’da meslek yaşamını sürdürmektedir.
İş ve Meslek Hastalıkları yandal uzmanlığı da bulunmaktadır. Ankara Tabip Odası bünyesinde son birkaç yıldır, bizim de ara ara destek verdiğimiz Meslek Hastalıkları Konseyi çalışması başlatılmıştır. Bu çalışmanın bir kurumsallaşma çizgisi izlemesi sevindirici olacaktır.

İş ve Meslek Hastalıkları, bizim de meslek yaşamımızda en çok emek verdiğimiz alandır. 1977’de tıbbiyeden (İstanbul Tıp Fak.) mezun oluşumuzla birlikte bir yeraltı maden işletmesi hekimliğini de üstlenerek göreve başlamıştık. Ardından Çimento ve Kağıt sektöründe işyeri hekimliği yaptık. Üniversitede alanın her düzeyde (Tıbbiyede lisans, sonra lisans üstü, doktora) derslerini verdik. Tıpta Uzmanlık Tezleri yönettik…. TTB’de uzun yıllar İşyeri Hekimliği Kolu Akademik Kurul üyeliği yaptık ve 25 bine yakın meslektaşımızın İşyeri Hekimliği Sertifikası edindiği 100 dolayında kursta 10 yıl boyunca etkin görev üstlendik. Çalışma ve Sağlık Bakanlıkları ile sorunun çözümü için hep birlikte olduk.. Sevgili Prof. Akkurt’la da..

Ancak… meslek yaşammızın 39. yılına geldiğimiz halde Türkiye’de İşçi Sağlığı İş Güvenliği alanında ve onun bir uzantısı olarak Meslek Hastalıkları bağlamında anlamlı bir yol katettiğimizi söylemek güçtür.

Bu alan, “ekonomik – politik – hukuksal – tıbbi” olmak üzere 4 boyutlu uzay gibidir!

Kavramak, zihinde gerçek anlamda canlandırmak ve oldukça karmaşık etmenlerini tanımlayıp emekten – ulusal yarardan yana bir pusula koymak, sermayeyi bir uzlaşıya ikna etmek
son derece güçtür.

Türkiye bir “Meslek Hastalıkları Şeytan Üçgeni” içindedir..

Meslek_hastaliklari_seytan_ucgeni
Öyle ki; geçelim sermayeyi (işvereni) ve sonra Devleti, Emekçi (işçi,çalışan) da Meslek Hastalığı tanısı almak isteMEmektedir çünkü bu tanı genellikle işinden olmak demektir!
Sorun Küreseldir denebilir.. Tüm dünyada yıllık 1 milyon dolayında meslek hastalığı kayda girmektedir. Bunun yarısı Çin ve ABD’den bildirilenlerdir. Türkiye’ye, Dünya nüfusunun
% 1,1’i olmamız nedeniyle 11 bin / yıl gibi bir rakam düşebilirse de, biz 500’ü aşamıyoruz.

  • Temel engel, Küreselleşmiş vahşi kapitalizm ve mutlak bir sermaye vesayetidir..

    AÜTF’de (Ankara Üniv. Tıp Fakültesi) yıllardır Dönem V’te verdiğimiz
    Meslek Hastalıkları Derslerinin kapsamlı yansılarını izlemek yeterince fikir verebilir :

    http://ahmetsaltik.net/2015/11/11/meslek-hastaliklari-occupational-diseases/ 

    Sorunun çözümü salt tıbbi olarak olanaklı değildir..
    Emek güçlerinin direnişi küreselleştirecek ölçütte örgütlenmesinden geçmektedir.

    Sevgi ve saygı ile.
    30 Ocak 2016, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
    AÜTF Halk Sağlığı AbD
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com