BU SALGINA KARŞI HALA ŞANSIMIZ VAR

BU SALGINA KARŞI HALA ŞANSIMIZ VAR

Dr. Mahmut YAMAN
Işık Üniv. Öğr. Gör. 
İşyeri Hekimi, Tıp Bilişimcisi

GENEL DURUMA BİR BAKIŞ

Gördük ki, bizimki de içinde olmak üzere ülkeler böyle bir salgın için hazırlıklı değilmiş. Her ülke kendisine uygun gördüğü uygulamalarla salgına karşı mücadele etmeye çalışıyor. Ülkelerarası işbirliğine yönelik adımlar tam anlamıyla atılamadı. Oysa bunun derece zorunlu olduğunu düşünüyorum. Şu anda her ülke salgın sürecinde farklı noktalara geldi. Ama salgın dünya genelinde bütün hızıyla sürmekte ve daha ne denli süreceği de belirsiz.

Sürecin ülkemizde doğru yönetilemediğini düşünüyorum ve üzülüyorum

Kısa süre sonra okullar açılacak, tatilciler dönecek. Kim hasta, kim taşıyıcı bilmiyoruz. Şu ana dek açıklanan tablonun daha da kötüleşeceğini söylemek falcılık sayılmaz. Sürekli gizlilik politikası uygulandı ve uygulanıyor. Oysa tam saydamlık gerekir. Çünkü sağlık herkesin hakkı.

Hastalığın herkese bulaştığını hayal edelim ve %2 dolayında öldürücü olduğu gerçeğinden yola çıkarak bir hesap yapalım. Kaç kişi yaşamını yitirmeye aday, hesabını siz yapın.

Bu virüse karşı etkili bir ilaç yok! Tedavi amaçlı kullanılan ….ovir/….avir ve benzeri şekilde son heceyle biten adlı ilaçların ne derece etkili olduğu tartışmaya çok açık. Uygulanan tedaviler, yalnızca hastalığın belirtilerine yönelik genel destek tedavisinden öteye gitmemekte.

Etkili bir aşısı yok! Aşı ve ilaç çalışmaları da değişik ülkelerde sürüyor. Gözardı edilmemesi gereken en temel nokta; gerek aşı gerek ilaç bulma çalışmalarının kendine özgü süreçleri vardır. Bu süreçlere uymadan geliştirilen aşıların/ilaçların uygulanması sonucunda ilerde hangi sorunlara yol açacağı ciddi biçimde dikkate alınmalıdır. 1957-61 arasında yaşanan “thalidomid faciasının” bir benzerini, hatta daha kötüsünü yaşayıp yaşamayacağımızın bir güvencesi yok.

Konunun uzmanı olmayan kişiler sürekli TV ekranlarında boy göstererek yalan – yanlış bilgilerle karşımıza çıkıyor ve halkın bilinçlenmesinin önünde engel olacak biçimde umut pompalamaya çalışıyorlar. Sonu; sokaklar, toplu bulunulan yerler ve gerçekte her yer korunmasız insan kalabalıklarıyla dolup taşıyor.

Kimi kendini bilmezler/fırsatçılar reyting ve çıkar amaçlı olarak medya araçlarından uluorta paylaşımlar yaparak sürece olumsuz etki ediyorlar. Bu konuda örnekler daha da çoğaltılabilir. Çözüm önerilerine geçmeden, maske konusuna değinmek istiyorum.

Salgın sürecinde kullanılması önerilen maskeleri 2 kümeye ayırmalıyız;

1-Salgın mücadelesinde rolü olan kişilerin kullanması gerekenler.
2-Vatandaşların kullanması gerekenler.

1. Küme maskeler belirli standartlara uygun olmalıdır. Bu standartlar yetkili birimlerce belirlenmiştir ve bu maskelerin ilgili standartlara uygunluğunu test eden laboratuvarlar kurulmuştur. Bu maskelerden ABD standartlarına uygun olanlar; N95 veya N100 maskelerdir. Avrupa standartlarına uygun olanlar ise FFP3 tipi maskelerdir. Bu maskeler virüslere karşı da koruma sağlarlar.
2. Küme maskeler ise virüslere karşı koruma sağlamaz. Peki, koruma sağlamıyorsa neden takmalıyız diye sorabilirsiniz. Virüs ağzımızdan çıkan damlacıklarla çevreye yayılır. Nefes alırken de ağzımızdan ve burnumuzdan vücudumuza girer. Bu maskeler, ağızdan yayılan damlacıkların çevreye saçılmasını engeller. Süreçte herkes kendisini potansiyel bulaştırıcı olarak düşünmelidir. Ağzımızı ve burnumuzu örtecek biçimde maske takarsak hem kendimizi, hem de başkalarını korumuş oluruz.

Maske konusunda kafa karıştıran yalanlar:

Karbondioksit birikimine neden olur… Bu doğru değil. Nasıl nefes alırken maskeden hava giriyorsa, nefes verdiğimizde de dışarı çıkar ve karbondioksit birikmesi olmaz. Bütün ameliyatlarda ameliyat ekibi bu maskeleri kullanıyor. Bazı ameliyatlar 15 saat sürebiliyor.

Baş ağrısı, nefes darlığı yapıyor... Bunlar da doğru değil.
Lütfen maskesiz dışarı çıkmayın!
Bu, karşımızdaki insanlara da saygımızın bir gereğidir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİM

Bu salgını en kısa sürede denetim altına alarak bundan sonra yaşanacak can yitimleri başta olmak üzere her türlü yitiği en az düzeye indirmek hala olanaklıdır.

Bugün geldiğimiz noktadan başlayarak yapılabilecekler :

Şu ana dek izlenen yolun yarar sağlamadığı dikkate alınarak;
Süreci sonuna dek tek merkezden yönetmek gerekir. Bir acil durum yönetim merkezi kurulmalı. Bu merkezde yalnızca otorite konumunda olan kişiler görev almalı. Siyasiler kesinlikle bu merkeze karışmamalı, yalnızca merkezin istemlerini yerine getirmelidir. Aşağıda önerilenlerin hepsi de aynı anda başlatılmalıdır. Katı önlemlerle çözüme yaklaşmadığımız sürece yitiklerimiz giderek artabilir ve denetlenemez duruma gelebilir. Bu da ülkemiz güvenliği açısından bir tehdit demektir.

1-“Yaşam 30 günlüğüne ülkemiz genelinde ertelenmelidir”

Kesinlikle 30 günlük genel sokağa çıkma yasağı sıkı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu süre içinde filyasyon (hastalığın kaynağına yönelik geriye doğru araştırma) çalışması yapılmalıdır. Saptanan hastaların hastalıktan temizleninceye dek yalıtılması (izole edilmesi) sağlanmalıdır.

2-Ülke sınırlarında giriş çıkışlar katı olarak denetlenmelidir.
Transit geçen araçların ülkeyi denetimli olarak terk etmesi sağlanmalıdır.
Ülkeye girenler en az 14 günlük karantinaya alınmalıdır.

3-Şehirlerarası ulaşım kısıtlanmalı ve denetim altına alınmalıdır.

4- Zorunlu tüketim gereksinimlerimizi karşılayan sektörler ve bir ölçüde veya tümüyle durması olanaksız olan sektörler (cam, döküm vb.) dışında kalan işyerleri kapatılmalıdır.

5-Okulların açılması 2 ay ertelenmelidir.

6-Tıbbi uygulama süreci kurulacak geçici sahra hastaneleriyle ve/veya salt salgın mücadelesi veren hastanelerle tamamlanmalıdır.

7- Ekonomik ve sosyal uygulama süreci

Halkı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek amacıyla genel ağ ve uydu üzerinden yalnızca bir TV kanalından 24 saat yayın yapılmalıdır. Bu kanal dışında hiçbir medya aracına salgınla ilgili yayın izni verilmemelidir. Bu kanal da politik değil, tümüyle bilimsel temelde yayın yapmalıdır. Hastalığın yayıldığı yerler, mücadele yöntemleri vb. hastalıkla ilgili her türlü bilgi buradan verilmelidir. Hiçbir siyasetçi bu kanalda konuşmamalıdır.
Bu süreçte;
• İletişim en az 2 ay süreyle ücretsiz / indirimli olmalıdır.
• Elektrik, su, doğal gaz en az 2 ay ücretsiz olmalıdır.
• Evlere temel gereksinim servisleri hizmete girmelidir.
• Zorunlu olarak çalışılması gereken sektör çalışanlarının işyerinde konaklaması sağlanmalıdır.
• Kapalı kalması gereken küçük esnafa ve çalışanlarına devlet maddi destek sağlamalıdır.

Bütün bu uygulamalar için maddi kaynak nereden sağlanacak?
Maddi çözüm konusunda öneri yapabilecek uzmanlık bilgim yok. Sizler belki daha güzel öneri sunabilirsiniz. Uygulanabilir mi bilemem ama benim aklımdan geçenleri yazıyorum;
Saydam bir havuz oluşturulabilir ve bu havuza;
Milyarderlerimiz, bankalarımız ve devlet nakit akışı sağlayabilir. Salgın denetim altına alınıp boğulduktan sonra da kişi ve kurumların paraları ileride ödeyecekleri vergilerden düşülebilir.

Sevgi ve saygılarımla.

“Türkiye ve Dünyada İşçi Sağlığı ve Güvenliği” : Soma ve Filistin Emekçilerine Armağan


“Türkiye ve Dünyada İşçi Sağlığı ve Güvenliği” :
Soma ve Filistin Emekçilerine Armağan..
Soma’da 301 Emekçinin Katliamının 1. Yılı..

Güncelleme : 12 Mayıs 2015..

Sevgili Öğrencilerimiz, Asistanlarımız
Dostlarımız..

“Türkiye ve Dünyada İşçi Sağlığı ve Güvenliği”
(Occupational Health & Safety; in Turkey and in World)

başlıklı dosyamız güncellendi ve 333 yansıya ulaştı..

Okumak, incelemek ve paylaşmak için lütfen tıklar mısınız??

Dunyada_ve_TR’de_ISG

Yarın, Soma katliamının 1. yılı bitiyor.
Yargılama daha yeni başladı ve ite kaka zorlukla yürüyor Akhisar’da..
Kurbanların geride kalan eş ve çocukları ile bakmakla yükümlü oldukları
1. derece yakınlarının “perişan halleri” sürüyor.

2015’in ilk 4 ayında, geöen yılın aynı dönemine göre işçi cinayetleri %50 daha çok..

Lanet olası vahşi kapitalist düzen, emekçilerden KAN ve CAN VERGİSİ almayı
hiç ama hiç utanmadan sürdürüyor..

Sıkıyönetim yasası 6331 sayılı İŞ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ YASASI ise 30 Haziran 2012’den beri sözde yürürülükte.. Aşamalı olarak genişleyerek yürürlük alıyor..
Fakat “Batı cephesinde değişen bir şey yok” !

Sorun BM düzeyinde, küresel ölçekte “ivedi” kaydıyla ele alınmalı..
Emekçiler direniş hatlarını daha da sıkılaştırmalı; DİRENİŞ KÜRESELLEŞTİRİLMELİ
Prof. Noam Chomsky’nin önerdiği gibi..

İşimiz zor ve yapacak çooooook iş var..

Bu uğurda emek veren ve vereceklere sonsuz şükranla..

Kurbanlara – şehitlere ölçüsüz hürmet ve özlemle..

Sevgi ve saygı ile.
12 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

=======================================
Sevgili Öğrencilerimiz, Asistanlarımız

Dostlarımız..

AÜTF (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi) Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda son sınıfta
(Dönem 6, intörnlük yılı) verdiğimiz 4 saat süreli

“Türkiye ve Dünyada İşçi Sağlığı ve Güvenliği”
(Occupational Health & Safety; in Turkey and in World)

konulu seminerimizin power point yansıları pdf olarak güncellenerek sitemize yüklenmiştir..

Bilindiği gibi her yıl 28 Nisan Dünya İş Sağlığı Günü (World Health Day) nedeniyle
ILO (International Labor Organisation) bir tema belirlemekte ve bu tematik alan yıl boyunca gündemde tutularak işlenmektedir.

28 Nisan 2014’te belirlenen tema İşyeri Kimyasalları idi.

28 Nisan 2015 sonrası 1 yıl için ise İŞTE SAĞLIK ve GÜVENLİK teması belirlendi.
Bu temayı da yansılara yerleştirdik.

ILO : World Day for Safety and Health at Work 
Safety and health at work : Everyone has a role, know yours

326 yansıdan oluşan bu çok varsıl ve sürekli güncellenen dosyaya aşağıdaki erişkeden (linkten) ulaşılabilir. (Son sürümü en üstte.. Dunyada_ve_TR’de_ISG)

Ayrıca, 25 Nisan 2015 Cumartesi günü, MESKA (Meslek Hastalıkları ve İş Kazaları Vakfı) çağrılısı olarak İstanbul’da bir konferansımız olacak..

(Saat 14:00.. Yer belirlemesi sürüyor.. sitemiz manşetinde duyuracağız..)

Aşağıdaki dosyamızda ise, yansıların metin içerikleri word dosyasına aktarılmış ve
pdf olarak sunulmaktadır. 29 sayfalık bir pdf metin dosyası olup alttaki erişkeden (linkten) ulaşılabilir (bir önceki power point yansı içerikleridir) :

Dünya_ve_Turkiye’de_İS_SAGLIGI_GUVENLIGI_SEMINERİ_yansı_icerikleri

Ülkemizin “İş Sağlığı ve Güvenliği Sorunları”nın ne denli yakıcı olduğu bilinmektedir.

Biz, daha 18’imize gelmeden Karayolları’nda “düz işçi” olarak (Van’da), gezgin satıcılık vb. işlerde çalışmaya başlayarak (Van, İstanbul) “emekçilik” yaşamına adım atmıştık.

Hekim olduktan sonra da bu sorunlara hep öncelikli ve özdeşim (empati) yüklü
bir ilgi duyduk. Keban’daki ilk görevimizde (1977) Etibank Keban Simli Kurşun İşletmesi‘nde çalışan SSK’lı işçilerin aynı zamanda işyeri hekimi idik ve bu yeraltı maden işletmesine inerek, yerinde iş sağlığı – güvenliği önlemleri için çaba gösterirdik.

Halk Sağlığı Uzmanı (Toplum Hekimi) olduktan sonra da, akademik kariyere geçmeden önce Elazığ’da Kağıt ve Çimento Fabrikaları işyeri hekimlikleri yapmıştık.

Üniversitede de akademik olarak bu alana epey emek akıttık.
Trakya Üniversitesi’nde sanayi ile hep iyi ve yoğun ilişkilerimiz oldu.
Onlara danışmanlık yaptık, kimi sağlık ve eğitim hizmetleri verdik,
ÇED raporları düzenledik.. mahkemelerde bilirkişilik yaptık.. uzun yıllar boyunca.

Son sınıfa gelen tıp öğrencilerimizi, İş Sağlığı Güvenliği Birimleri iyi çalışan işyerlerine
eğitim amaçlı olarak götürdük yıllarca.. Asistanlarımızı da..
Gönüllü olanlara buralarda seçimlik (elektif) stajlar yaptırdık.

Dr. Mahmut Yaman..

Bu örnek işyeri hekimlerinden bizde derin iz bırakan en saygın adlardan biri..
Artık emekli ve İstanbul’da özel bir İşyeri Sağlık Güvenlik Birimi’nde çalışıyor;
bin Doları bulmayan emekli aylığı geçimine yetmediğinden..
Türkiye’nin bu alanda en birikimli hekimlerinden biri.. (1980 Ege Tıp mezunu..) Dostluğumuzun hala sürdüğü, az önce telefonla konuştuğumuz Dr.Yaman,
ricamız üzerine sitemiz için bir yazı yazdı.. 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası‘nı (30.6.2012’de aşamalı yürürlük) eleştirel olarak ele aldı. Kendisine teşekkür borçluyuz.
Bu değerli irdelemeyi sitemizde elbette paylaşacağız..

İzleyen yıllarda yaklaşık olarak 1990 – 2000 arasındaki 10 yıllık zaman diliminde meslek örgütümüz TTB (Türk Tabipleri Birliği) ile çalıştık ve TTB Kuruluş Yasası’nın 5. maddesi bağlamında düzenlediğimiz İşyeri Hekimliği Sertifika Programlarında koştuk. Ülkemizin
her yerinde yaklaşık 10 yıl boyunca, yaklaşık 100 (yüz!) kursta planlayıcı, akademik sorumlu, aktif eğitici, ölçme-değerlendirmeci olarak büyük emek harcadık. Her kursta yaklaşık 200-250 (4 sınıfta) katılımcı, toplamda 20-25 bin meslektaşımız İşyeri Hekimliği Sertifikası edindiler. Bu süreçlerde bize bu onurlu görevi yapma olanağı sağlayan meslek örgütümüz TTB’ye
şükran borçluyuz.. O dönemler TTB 2. Başkanı sevgili kardeşimiz Dr. Sedat Abbasoğlu‘nun özverili ve nitelikli emeklerini özellikle anmalıyız..

Bu süreçte önümüzü açan, 1988’de bu kursları başlatan, Hacettepe Tıp Fakültesi’nde
1. sınıfta (1971) öğrencisi, daha sonra 1978-80 arasında Halk Sağlığı dalında uzmanlık eğitimi almak üzere asistanı olma onuru  yakaladığımız merhum (3 Kasım 1990)
Prof. Dr. H. Nusret FİŞEK idi..

HÜTF’den (Hacettep Üniv. Tıp Fak.) hocalarımız o dönem Doç. Dr. İsmail Topuzoğlu
(halen 100 yaşına yaklaşan emekli Prof.)
 ve Dr. Nazmi Bilir ağabeyimiz (geçtiğimiz aylarda emekli olan Prof.); İÜTF’den (İstanbul Üniv. Tıp Fak. -ki biz bu fakültede de öğrenci ve
asistan olduk..- Doç. Turhan Akbulut (halen 90+ yaşlarda emekli Prof.), İTO’dan (İstanbul Tabip Odası) merhum Dr. Nejat Yazıcıoğlu (İTO her yıl adına İş Sağlığı ödülü veriyor..),
Dr. Şükrü Güner,
merhum Dr. Haldun Sirer ve merhum Dr. Nazif Yeşilleten‘in
son derece özverili, nitelikli, uzun soluklu, ufuk açıcı ve emekten yana yurtsever hizmetlerini sonsuz bir şükranla anmak gerekir.

Biz bu öncü kadro ile uzun yıllar birlikte emekçinin sağlığı – güvenliği için koşuşturmaktan büyük keyif aldık ve bu onuru yaşadık..

Bizden sonra Trakya Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD’nda yetişen genç meslektaşlarımız
özenle bu hizmetleri sürdürüyorlar. Biz görevdeyken orada uzman olan Dr. M. Sarper Erdoğan ayrıca Almanya’ya da gönderilerek İş Sağlığı Doktorası yaptırılmıştı ve Dr. Erdoğan bugün Profesör sanıyla İstanbul Üniv. Cerrahpaşa Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD’nın başkanıdır.

Biz, 2004’ten bu yana AÜTF’de de (Ankara Üniv. Tıp Fak.) Halk Sağlığı AbD’nda
benzer çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

İş Sağlığı Güvenliği, İş Kazaları, Meslek Hastalıkları gibi dersleri mezuniyet öncesi ve sonrasında omuzlamaya çalışıyoruz.

Bu mütevazi emeğimizi, Soma’da 13 Mayıs 2014 günü sorumsuz sermayeye ve kamuya kurban verdiğimiz 301 maden emekçimiz ile 7 Temmuz’dan bu yana İsrail zulmü ile
Gazze’de öldürülen Filistin’li emekçilere
armağan etmek istiyoruz (2 link yukarıda).

“Türkiye ve Dünyada İşçi Sağlığı ve Güvenliği”
(Occupational Health & Safety; in Turkey and in World)

Ayrıca 29 sayfalık bir pdf metin dosyaya aşağıdaki erişkeden (linkten) ulaşılabilir :

Dünya_ve_Turkiye’de_İS_SAGLIGI_GUVENLIGI_SEMINERİ_yansı_icerikleri

Bir de iş sağlığı, meslek hastalıkları… alanındaki bilimsel çalışmalarımızın bir listesini sunmak istiyoruz.. (Mütevazi ödüller de verilen…)

Ahmet_SALTIK_Is_ve_Meslek_Hastaliklari_Bilimsel_Yayinlari

******

     Soma’lar ve Gazze’ler olmasın..
     Emekçiler genç yaşlarında ölmesin, öldürülmesin..
     Çocuklarını büyütebilsin, torunlarını görebilsinler..
     Sendikaları da olsun..
     Sağlıklı – güvenli ortamlarda üretsinler bizler için..
     EMEK EN YÜCE DEĞER ve
EMEĞE SAYGI İNSAN OLMANIN BAŞ KOŞULU olsun..
     Bu gerçek hiç akıldan çıkarılmasın.. 

Yararlı olması dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
19 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 

6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nın Eleştirisi



Dostlar,

Çok kıdemli ve değerli, birikimli, Ege Tıp Fakültesinden mezun olduğu 1980’den
bu yana 34 -35 yılını İşçi Sağlığı’na adayan meslektaşımız Dr. Mahmut Yaman,
ricamız üzerine aşağıdaki yazısını kaleme aldı.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, yürürlük aldığı 30 Haziran 2012’den bu yana ülkemiz gündeminde. Biz alanın profesyonellerinin ana gündem maddelerinden biri.

Dr. Yaman, 6331 sayılı bu yasanın içeriden biri olarak irdelemesini yapıyor,
yol gösteriyor bilimsek nesnelikle.

Teşekkür borçluyuz O’na..

Sevgi ve saygıyla
04.8.2014, Pertek / Tunceli

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=============================================

6331 Sayılı İSG Yasası’nın Eleştirisi


Dr. Mahmut Yaman
İşyeri hekimi
24.7.14, İstanbul 

Çalışma ortamındaki sağlığı olumsuz etkileyen sağlık zararlıları nedeniyle çalışanlar meslek hastalıklarına yakalanmaktadırlar. Çalışma ortamındaki öbür olumsuzluklar da
iş kazalarına neden olmaktadır.

  • Ülkemiz iş kazaları bakımından dünya sıralamasında sondan 3. ve Avrupa ülkeleri içinde de 1. sırada yer almaktadır.

Çalışan her 1000 kişiden 4-12’sinde istatistiksel olarak meslek hastalığı görülmesi
söz konusudur. Ancak resmi olarak kayıtlara her yıl 400-600 arasında değişen sayıda meslek hastalığı girebilmektedir.

İş kazaları dünden bugüne artarak sürmektedir. İş kazaları ve bu kazalara bağlı ölümler aşağıda Tablo-1’de verilmiştir.

Tablo – 1: İş kazaları ve ölümler (SGK)
YIL İŞ KAZASI ÖLÜM % ÖLÜMLER
1996 97631 1492 1,53
1997 98318 1473 1,50
1998 91895 1252 1,36
1999 77955 1333 1,71
2000 74847 1173 1,57
2001 72367 1008 1,39
2002 72344 878 1,21
2003 76668 811 1,06
2004 83830 843 1,01
2005 73923 1096 1,48
2006 79027 1601 2,03
2007 80602 1044 1,30
2008 72963 866 1,19
2009 64316 1171 1,82
2010 62903 1444 2,30
2011 69227 1700 2,46
2012 74871 744 0.99
2013 ?? 1235             —

Gerek iş kazaları ve gerekse de meslek hastalıklarını önleyebilmek adına dünyada arayışlar ve çalışmalar sürmektedir. Ülkemizde de bu konuda çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemiz çalışma yaşamında birbirinden farklı üç ayrı sektör söz konusudur. Bunlar;

  • Kamu Sektörü
  • Özel Sektör
  • Kendi nam ve hesabına çalışanlar

Bu üç sektörün kendine özel yasaları vardır. 2013 başından başlayarak çalışma yaşamında bu üç sektör açısından İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) konularını kapsayan “çatı yasa”mız yürürlüğe girdi. Yasanın bu biçimde çıkmasında 155 ve 161 sayılı ILO Sözleşmeleri etkili olmuştur. Her iki Sözleşme de (AS: Convention) Anayasamızın 90. maddesi gereğince artık Ulusal Yasa durumuna dönmüştür. Ancak söz konusu yasa kendi içinde birtakım eksikler ve çelişkiler barındırmaktadır. Yeterince tartışılmadan, ilgili toplumsal yanların görüşleri de yeterince alınmadan bu yasa çıkartıldı.
Bu bakımdan gelinen noktada başarılı olduğumuz söylenemez.

İş kazaları ve meslek hastalıklarını en az düzeye indirebilmek adına çıkartılan
6331 sayılı İSG Yasası ne gibi sorunlar içeriyor, eksikleri nelerdir gibi sorulara yanıt bulmamız gerekir. Yasanın eleştirisine geçmeden önce aşağıdaki tabloları incelemekte yarar var.

Tablo – 2: İş kazalarının işyerinde çalışan sigortalı sayısına göre dağılımı (SGK).
ÇALIŞAN Sayısı 2005 2006 2007 2008 2009 Toplam Oran %
1-49 46342 48133 49549 44175 40671 228870 61,7
50-99 6343 6582 6402 5784 5697 30808 8,3
100-199 6818 7909 8068 6828 5466 35089 9,5
200-249 2001 2243 2678 2133 1552 10608 2,9
250-499 5618 6307 6400 5849 4437 28611 7,7
500-1000 3075 4333 3867 3736 2823 16934 4,6
1000< 3726 4420 3638 4458 3669 19911 5,3
Toplam 73923 79027 80602 72963 64316 370831 100.0

Tablodan da anlaşılacağı üzere iş kazalarının neredeyse üçte ikisi 49 ve daha az çalışanı olan işyerlerinde meydana geldiği görülmektedir.

Şimdi de Tablo-3’ü inceleyelim :

Tablo – 3: İşyerleri ve çalışanları % dağılımı sigortalı çalışanlar (2008 yılı – SGK).
Çalışan sigortalı sayısı Bütün İşyerleri içindeki
% Dağılımı
Bütün sigortalılar içinde Çalışanların % dağılımı
1 – 9 %85,4 %29,1
10 – 49 %12,7 %32,9
50 – 249 %1,6 %21,8

Tablodan da görüldüğü gibi çalışanların %62 gibi büyük bir oranı 49 ve daha az personeli olan küçük işyerlerinde istihdam edilmektedir.

Şimdi 6331 sayılı Yasanın olumlu yanlarına bakalım:

  • İşyerlerinde çalışan ve çalıştıran arasında İSG konularında işbirliği yapılması
  • İşverenin İSG konularında her türlü önlemi alması, araç ve gereci noksansız bulundurması
  • İşverenlerin yeni teknolojiyi izlemesi ve uygulaması
  • Çalışan ve çalıştıranların birbirlerini İSG konularında bilgilendirmesi ve görüş alınması
  • İşyerlerinde risk analizlerinin yapılması
  • İşyerlerinde acil durum planlarının yapılması
  • İşyerlerinde çalışma ortamı gözetimi yapılması
  • Çalışanlar için sağlık gözetimi yapılması

Öncelikli olarak sayılabilir.

İşveren yukarıdaki uygulamaları nasıl yapacak?

Ya işyerinde kendisi bir “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi” kuracak veya ticaret mevzuatına uygun olarak kurulmuş olan “Ortak İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri” üzerinden hizmet satın alacak. Kendisinin bu birimi kurması için tam süreli olarak
İşyeri Hekimi ve İş Güvenliği Uzmanı istihdam ediyor olmalıdır. Bunun da koşulu işyerinin tehlike sınıfına göre olmak üzere;

  • 1000 çalışanı olan çok tehlikeli işyeri
  • 1500 çalışanı olan tehlikeli işyeri
  • 2000 çalışanı olan az tehlikeli işyeri

Sınıfında olmak gerekir. Başka bir deyişle, Ülkemizdeki işyerlerinin %0,3 gibi çok az bir bölümü için kendi bünyesinde böyle bir birim kurması gerekir. Geri kalan ve neredeyse işyerlerinin tümüne yakın kesimi İSG hizmetlerini yasanın 6. maddesi uyarınca
“Ortak İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri” üzerinden alabilir. 6. maddeyi dikkatli incelediğimizde; İşveren isterse ilgili İSG personelini istihdam edebilir.

Şimdi de 2 Ağustos 2013 Cuma günü 28726 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan
“Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair (6495 sayılı) Kanun” içinde yer alan 56. madde ile 6331 sayılı İSG Yasası 6. ve 7. maddelerin yürürlük tarihi ötelenmiştir.

MADDE 56 – 6331 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) 6 ve 7. maddeleri;

1) 4857 sayılı İş Kanununun mülga 81 inci maddesi kapsamında çalışanlar dışında kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1.7.2016 tarihinde,

2) 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1.1.2014 tarihinde,

3) Diğer işyerleri için yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra,”

İşverenler hem çalışanın sağlık ve güvenliğini korumak için gerekeni yapacak, hem de bu hizmetin sunulmasının koşullarını belirleyen 6. maddenin yürürlük tarihi sürekli ötelenecek… Bu sonucu yukarıda verilen tablolardaki sayılarla ilişkilendirdiğimizde fazlaca yoruma gerek kalmadığı apaçık ortadadır.

6331 sayılı yasanın öbür çelişkileri

İşyerleri tam süreli olarak İşyeri Hekimi çalıştırmak zorunda ise 6. maddenin 3. fıkrası gereğince yardımcı sağlık personeli istihdamına gerek yoktur! Bu durumda işyeri hekimi “Süpermen” (AS: veya “Super lady”!) olsa elinden bir şey gelmez.

Yasanın 15. maddesi gereğince sağlık gözetimi yapılması gerekir. İşe girişlerde ve çalışma yaşamı boyunca sağlık gözetiminin bir parçası olarak sağlık muayenelerinin yapılması gerekir. Özellikle de işe girişlerde 15. maddenin 2. fıkrası gereği, “..tehlikeli ve çok tehlikeli sınıflarda yer alan işyerlerinde işe giriş sağlık raporu olmadan işe başlatılamaz..” demektedir. 15. maddenin 3. fıkrasında da söz konusu sağlık raporlarının “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi” veya hizmet alınan “Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi” bünyesindeki işyeri hekimince verilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Yasa, bütün sektörleri kapsayacak biçimde çıkartılmıştır (!). 30. maddesi gereğince de değişiklik yönetmeliklerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkartılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bugüne dek çıkarılan yönetmelikleri incelediğimizde YALNIZCA ÖZEL SEKTÖR dikkate alınarak düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Kamu kurumları için hiçbir düzenleme yapılmamaktadır.

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası 12. mad. ve ayrıca 4857 sayılı İş Yasası 2. maddesinde işveren ve işveren vekili tanımı yapılmıştır. Bu maddeleri incelediğimizde karşımıza büyük bir sorun çıkmaktadır; Kamu sektöründe çalıştıran, bir başka deyişle işveren kimdir?

İşçi / çalışan kimdir? Soruları net olarak yanıt bulamamaktadır. Tam bir karmaşa vardır.
Bu karmaşayı somut soru örnekleriyle açıklamakta yarar var :

  • Belediyelerde işveren kimdir
  • Üniversitelerde işveren kimdir

o  Rektör mü, fakülte dekanları mı yoksa kürsü başkanları mı?
o  Yüksekokul müdürleri mi?

Yukarıdaki sorulara yenilerini de eklemek olanaklıdır. Ama hiçbirinin yanıtını ne 6331 sayılı yasa içinde ne de bağlı yönetmeliklerde görebilirsiniz!

Yasanın boşlukları (sorunları) kuşkusuz bunlarla sınırlı değil, başka sorunlar da var :

  • Bankalar, mağazalar zinciri vb. çeşitli yerleşim birimlerinde şubeleri olan işyerleri merkezi bir İSG organizasyonu yapamaz. Bulunduğu il sınırları içindeki veya komşu ildeki bir “Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi” üzerinden hizmet almak zorundadır.
  • Ülkemizde etkinlik gösteren uluslararası firmalar kendi merkezi İSG uygulamalarını yapamazlar. Kimi uluslararası firmalar az sayıda personel ile değişik kentlerde şubeler açabilir. Bunlar da bulunduğu il sınırları içindeki veya komşu ildeki bir “Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi” üzerinden hizmet almak zorundadır.
  • Alışveriş merkezleri… AVM diye bilinen bu işyerleri çok az personel çalıştıran çok sayıda işyerinden oluşmaktadır. Birlikte bir “Sağlık ve Güvenlik Birimi” kuramazlar. Her biri bağımsız olarak bulunduğu il sınırları içindeki veya komşu ildeki bir “Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi” üzerinden hizmet almak zorundadır.

Şimdi temel soru şudur :

“Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri” için hizmet standardı var mıdır?

Yanıt; yoktur.

Buraya dek 6331 sayılı yasada gözden kaçan eksikleri ve hataları incelemeye çalıştık.
Umutsuzluğa gerek yoktur. Eğer İSG alanında taraf olan bütün birimler bir araya gelerek
“En kötü senaryo” dahil bütün olasılıkları tartışarak 6331 sayılı yasanın güncellenmesi sağlanabilirse, Dünya sıralamasında hızla yukarı çıkabiliriz.

Bunun yapılabilmesi de kanımca “Hukuk Devleti” olmaktan geçer.