R. Bülend Kırmacı’dan makaleler

R. Bülend Kırmacı’dan makaleler

Dostlar,

Değerli arkadaşımız Sn. R. Bülend Kırmacı çok üretken..
Bize yolladığı ileti ve makalelerinin erişkeleri (linkleri) aşağıda.

Kendisine emeği ve paylaşımı için teşekkür ederken, site okurlarımızın ilgi ve bilgisine sunarız.

Sevgi ve saygı ile. 01 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
=====================================

Merhabalar, sizlerle son yazılarımdan bir seçkiyi paylaşır, selam ve saygılar sunarım.

DUYGUSAL ZEKA

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/DUYGUSAL-ZEKA/1312

YETENEKLERE DESTEK MİYİZ, KÖSTEK MİYİZ?

http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1295

Sorunlar varsa çözümler de var!

https://rbulendkirmaci.wordpress.com/2018/03/27/sorunlar-varsa-cozumler-de-var/

Lincoln’ün oğlunun öğretmenine yazdığı mektup

https://rbulendkirmaci.wordpress.com/2018/03/26/lincolnun-oglunun-ogretmenine-yazdigi-mektup/

sosyal medya ve internet haber sitesi: 

Net1 haber/yorum: http://www.net1haber.com/

twitter: https://twitter.com/bulendkirmaci

facebook: https://www.facebook.com/r.b.kirmaci

R. Bülend Kırmacı
r.b.kirmaci@gmail.com

Dil Ekin Söyleşisi – ATTİLA AŞUT

Dil Ekin Söyleşisi – ATTİLA AŞUT

Merhaba,

61 yıllık dil ve yazın emekçisi Attila Aşut Dil-Ekin Söyleşimizin bu ayki konuğu.  Attila Aşut bizimle “Türkçeyle Yolculuğu” üzerine konuşacak. Onun yolculuğu biraz bizim, biraz ülkemizin yolculuğu aslında… Bu söyleşiyi, bu yolculuğu kaçırmak istemeyenleri bekliyoruz.

Sevgi ve saygıyla…

Figen Çakmakoğlu
Dil Derneği Genel Yazmanı

Yer: Dil Derneği, Konur Sokak No: 34 / 4 Kızılay- ANKARA  29 Mart 2018
Saat: 18.00   Tel: 0312 425 8360

============================
Dostlar,

Atilla abiyi dinlemek çok keyifli olacak..
Bilgi ve ilginize sunarız bu Derneğin bir üyesi olarak.

Sevgi ve saygı ile. 28 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

28 ŞUBAT DAVASI’NDA KARAR GÖRÜLDÜ

28 ŞUBAT DAVASI’NDA
KARAR GÖRÜLDÜ

Naci BEŞTEPE
E. Tümg.

28 Şubat davasının son duruşması 13 Mart günü yapıldı. Mahkeme Başkanı’nın açıklamasına göre önemli bir gelişme olmazsa 13 Nisan’da karar açıklanacak. Duruşmayı akşam saat 21 30’da bitiren başkan, omuzlarından tonlarca yük atmış gibiydi. Mutluydu, rahatlamıştı.
Bana kalırsa salondan çıktığı anda attığından kat kat fazlasını yüklendi omuzlarına.

MAHKEME BASKI ALTINDA

Duruşma sırasında Av. E. Aras, Başbakan’ın konuşmasına değinerek mahkemenin baskı altında olduğunu ifade etti. Başkan çok sert bir tonda, “Bize kimse baskı yapamaz. Kimse etkileyemez. Burası bağımsız Türk mahkemesi!” diye gürledi.

Avukat Aras bu yanıta memnun oldu. Gördüğüm kadarıyla bazı sanıklar da aynı duyguyu paylaştı. Bense, yakın geçmişe döndüm. Ergenekon, Balyoz vb. davalarına gittim. “Biz Türk milleti adına karar veren bağımsız mahkemeyiz. Kimseden emir almayız.” diyen yargıçları anımsadım. Şimdi tutuklu veya firardalar. Sahne tanıdık geldi. Dilerim sonuç da benzemez.

DEĞİŞİKLİKLER OLUMSUZ

Özel yetkili mahkemeler kalktıktan sonra kurulan 5. ACM heyeti üç kez değişti. Hem de zorunlu gerekçeler yokken. Yeni heyet duruşmaların çoğunda yoktu. Tutanakları okuyorlar elbette ama yine de önemli bir eksikliktir. Savcı, mütalaasında FETÖ’cü Mustafa Bilgili’nin iddianamesini aynen ileri sürdü. Böylece, kovuşturma aşamasında gerek bilirkişi raporları ile gerekse tanık ve sanık ifadeleri ile iddiaların çürütülmesini görmezden geldi. Güven sarstı.

Sanık ve avukatların iddianameye yönelik tenkitlerine karşı kendini tutamayıp müdahale etti.
İlk defa bir savcının duruşma sırasında izinsiz konuştuğuna tanık oldum.

MAHKEMENİN ÇABASI

İddianame, askerlerin zor ve şiddet yoluyla hükümeti devirdiği savı üzerin oturtulmuştu. Devrin başbakanı rahmetli Erbakan, Cumhurbaşkanı Demirel, “Bu darbedir” diyen Tansu Çiller ile hükümet üyesi ve milletvekillerinin neredeyse hepsinin zorlama olmadığını açıklamaları bu savı zora soktu. Mahkeme, elinde kalan iki konu üzerine abandı.

Birincisi; şiddet ve zor unsuru olarak tek tutamak, tankların Sincan’dan yürütülmesiydi.
Sanıklar, tankların planlı bir tatbikat için yürütüldüğünü kanıtladılar.
Yargıcın şüphesi bu kez tatbikat gününün öne alınmasına kaydı.
Tarih değişikliğinin komuta kademesinin yetkisinde olduğu açıklandı.
Kaldı ki, tanklar üç gün sonra da yürütülse değişen bir şey olmayacak yine “Darbe yaparım haaa!” diye yürütüldüğü söylenecekti.

Mahkemenin diğer çabası, kamuoyunun ve özellikle medyanın sanal ejderhası Batı Çalışma Grubu (BÇG)’nun yasal olup olmadığını ortaya koymaktı. BÇG’nin yasallığı benzer örneklerle ve Gnkur. karargahının çalışma yöntemleri anlatılarak açıklandı. Yani dava çöktü.
Zaten FETÖ’cülerin kumpasıydı.

TÜRBAN VE DİĞER MAĞDURLAR

Davada yüzlerce mağdur ve müşteki kabul edildi. Türban yüzünden okuyamadığını iddia edenler çoğunluktaydı. İşin ilginci o dönemde daha çocuk yaşta olanlar (Cumhurbaşkanı’nın kızları gibi) hayli fazlaydı. Benzer şekilde o dönemde irtica nedeniyle TSK’dan ilişiği kesilenler veya memuriyetten atılanlar az değildi. Sebep olarak askerleri görüyorlardı. Oysa Eski Başbakan Mesut Yılmaz konuyu o kadar güzel bağladı ki;

  • “Türbanı biz siyasiler yasakladık. Askerlerin ne alakası var!” diyerek .

Davanın darbe davası olduğunu unutan mahkemeye de uyarıydı aslında.

BAĞIMSIZ, TARAFSIZ, BASKI KABUL ETMEZ MAHKEME!

Şimdi yargı sınav verecek. Göreceğiz, mahkeme baskı altında kalmış mı, kalmamış mı? Emir almış mı, almamış mı? Bu davada en hafifinden ceza çıkması bile adaletsizlik olur. Çünkü, 28 Şubat sürecinde yaşananların askeri darbe ile uzaktan yakından ilişkisi olmadığı gün gibi ortadadır. Eğer mahkeme ceza verip “Biz baskı altında kalmadık, hukuki ve vicdani bir karar verdik” derse, kumpasçı yargıçlarının kulakları çınlar.

Haydi bağımsız ve tarafsız Türk yargısı. Sınavı geç. Kimsenin kin ve intikam duygusunun; siyasi veya ideolojik anlayışının aleti olma. Baskıya boyun eğme. Türk milleti adına karar ver. Milletin yargısı ol.
===========================================

Dostlar,

Sn. E. Tümg. Naci Beştepe dostumuzun bu önemli yazısını içerik olarak biz de paylaşarak yayınlıyoruz. Sayın Beştepe’nin aynı konuda bir başka yazısını daha geçtiğimiz günlerde (11 Mart 2018) yayınlamıştık. Ona da bakılmasını öneririz..

O yazının altında biz de 28 Şubat sütreci ile ilgili düşüncelerimizi açıklamıştık..
*****
Aradan 20 yıl geçmiştir ve irtica hala kin ve intikam kusmaktadır. Türkiye’yi tümüyle eline geçirmeye ve kopkoyu bir faşist din devleti kurmaya kilitlenmiş kadrolar.. Ancak ne yazık ki (!) zamanın ruhu bu kişilerin hülyalarına elvermiyor, vermeyecek.. R.T. Erdoğan bile İslamın 1500 yıl önceki anlamıyla günümüzde uygulanamayacağını kabul ve itiraf etmek zorunda kaldı.. Gerçek budur.. Laik – seküler düzeni içinize sindirecek, Türkiye’yi de dar-ül harp olarak görmekten vazgeçip başınızın üstünde taşıyacaksınız..

  • Dinde zorlama OLAMAYACAĞI Kur’an buyruğudur; uyacaksınız…
  • Peygamberin yetkisi bile “tebliğ” ile sınırlıdır, siz de ırada duracaksınız.
    Herkesin inancına – yaşam biçimine saygılı olacaksınız.. Suudi Arabistan bile günün koşullarına uyuyor; Hicri takvimi bıraktı, Miladi takvime geçti. Kadınlara yeni haklar tanımakta direnenler, Veliaht prens tarafından dışlanmakta (tasfiye edilmekte..) Birlikte barış içinde yaşamanın başka çaresi – yolu yok, yok, yok! Dünyada tutunmanın da yolu yok.. 1,5 milyar Müslüman nüfus habire dayak yiyor gelişmiş Batı’dan.. 57 İslam ülkesi Almanya kadar dışsatım (ihracat) yapamıyor. Bilime katkısı yok İslam Dünyasının.. S. Arabistan Müslüman Yemen’i bombalıyor utanmadan..

Asla unutulmasın :

  • HİÇBİR DİN AKLA VE BİLİME KARŞIT – AYKIRI HELE DÜŞMAN OLAMAZ!

28 Şubat bu gerçeklerin altını çizme ve ilgililerine anımsatma hatta dinci – gerici – yobaz karşıdevrime geçit verilmeyeceği kararlılığının dışavurumu idi.. Karşı çıkanlar gerçekte kendilerini ele vermiyor mu??
******

Sevgi ve saygı ile. 16 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

İşte Cenab-ı Hakk’ın hayvanlara yerleştirdiği muhteşem sistemin ayrıntıları

“İşte Cenab-ı Hakk’ın hayvanlara yerleştirdiği muhteşem sistemin ayrıntıları”

baskınoranAma müjdeler olsun ki, rektörü 2015’te Erdoğan tarafından beşinci (son) sıradaki adayken atanan  Harran Üniversitesine mensup bilim insanlarımız bu konuyu bu bayramdan on gün kadar önce hallettiler. Artık hem vecibemizi yerine getirebileceğiz, hem de üzülmeyeceğiz.

İHA’nın çok sayıda medya organında kullanılan haberinde Ahmet Kaya bildiriyor:

Türk bilim insanları Kurban Bayramında kesilen hayvanın acı çekip çekmediğini araştırdı ve çok ilginç bir sonuca vardı: Helal kesim şartlarına uyarak yani besmele çekerek (“Bismillah”) ve tekbir getirerek (“Allahüekber”) kestiniz mi, hayvan acı duymuyor
***
Gerçi, kesen kişinin dini konusunda rivayet muhtelif: Bazı kaynaklar helal kesimin ancak bir Müslüman tarafından yapılabileceğini söylüyor, bazı kaynaklar ise Ehl-i Kitap olan birisinin kesmesini yeterli buluyor. Bir Hıristiyan veya Musevi’nin besmeleyi nasıl çekeceği ve tekbiri nasıl getireceği konusunda ilmî kaynaklar bişey söylemiyor ama buradan da anlıyoruz ki İslam çok liberal bir din; her fikri savunmak mümkün. Ama biz konumuza dönelim.
***
Meslektaşları Prof. Dr. Faruk Süzergöz ve Araştırma Görevlisi Pelin Polat’la birlikte çalışan Harran Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinden Prof. Dr. Gürbüz Aksoy, medyanın İşte Cenab-ı Hakk’ın hayvanlara yerleştirdiği muhteşem sistemin ayrıntıları anonsuyla verdiği şu müjdeyi açıklıyor:

  • Yapılan helal kesim sonucu hayvanın vücuduna yayılan ve morfinden 30 kat etkili olan beta endorfin hormonu sayesinde hayvanlar sakinleşmekte ve acı duymamakta.
    ***
    Wikipedia bu hormon hakkında şöyle diyor: “Ağrının azalması için beyin dokuları tarafından üretilen hormonlara verilen isimdir. Heyecan, ağrı, egzersiz, baharatlı yiyecek tüketimi, seks ve orgazm gibi durumlarda salınımı artış gösterir”.

Helal olunca ağrısız olan kesimi okuyunca bi de ne geldi aklıma, Antalya Manavgat İmam Hatip Lisesi 9. Sınıf öğrencisi Levent Akbaba’nın, adını Canların gıdası Kur’an-ı Kerim koyduğu ve Mayıs 2013 TÜBİTAK Bilim Fuarında sergilediği deneyin bulguları! Bu öğrenci yakında Harran’a birinci sıradan rektör olabilir: Deneyde, hatırlarsanız, gürültülü arabesk-rap müziği dinletilen fasulye çimlenmemişti bile, sessiz ortamdaki fasulye 13 cm’ye kadar büyümüştü, Kur’an dinletilen fasulye aynı süre ve koşullarda 31 cm’ye ulaşmıştı.
***
Tekrar kurban konumuza gelelim. Helal kesim şartlarına uyulursa hayvanın acı çekmeyeceği gibi büyük bir ilmî buluş herhalde çok önemli değişikliklere yol açacaktır. Hele de, Prof. G. Aksoy’un müjdelediği gibi, yakında uluslararası bir veterinerlik kongresinde sunulduğunda. Her şeyden önce, yakında çıkarılacak OHAL kararnamelerinden birinde buna ilişkin en azından şu hükümlerin bulunması mümkün, hatta muhtemeldir:

1) “Kesim sırasında hayvanlara acı verdiği için 1.057 lira idari para cezası uygulanan kişilere, kesim eylemini besmelesiz ve tekbirsiz yaptıkları da meydana çıkacağından, ayrıca hapis cezası uygulanacaktır.”
2) “Halkımızın kurban keserken bazen elini de kestiği dikkate alınarak, kurbanı kesen kişinin böyle bir durumda acı duymaması için bir başkasının o kişinin eli niyetine önceden besmele
çekmesi ve tekbir getirmesi gerekli görülmüştür.”
3) “Bu hükümler hakkında ilgili kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Bu KHK yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Bu KHK hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.”
***
Bugün inşallah idrak edeceğimiz Kurban Bayramı arifesinde iki kurban daha vermiş bulunuyoruz, onları da anıp bitirelim. Bunlardan birincisi, öz yeğeniyle bir yatta “fazla samimi” fotoğrafları çekilen kişi. Aile içinde ne hale geldiğinin yanı sıra, hakkında “hayasızca hareket” ten soruşturma açıldı.

Asıl, şimdi de FETÖ’cülükten dava açılıyor; açılmasa şaşardım çünkü FETÖ’ye yapılan ihaleler bini aştı. Sabah gazetesinde çıkan ve birçok medya organı tarafından desteklenen habere göre, bu kişinin kayınpederi FETÖ’yle yakın ilişki içindeymiş, mallarını Başoğlu’na devredip Kanada’ya kaçmış… Yaygın söylentilere bakılacak olursa, yakında çıkarılacak yeni bir KHK’yle bu zamparaya fırıncıların ekmek satması da yasaklanacakmış. Ama doğrusu ben o kadarına da inanmıyorum. Çünkü hem Hükümetimiz oy uğruna durmadan borç ertelemesi yaptığı esnafla (Fırıncılar ve Pastacılar Federasyonuyla) takışmak istemez, hem de bize haftada bir temizliğe gelen Zehrânım da öğrendi ki; OHAL kararnameleri sadece çıkarıldıkları konuyla ilgili hükümler taşıyabilir.. Yani sadece 15 Temmuz darbe girişimiyle.

Ayrıca ben şuna inanıyorum ki bu gibi söylentiler ya kripto FETÖ’cüler ya Teröristler ya da şu sıralarda pek sık rastlanan bir canlı türü olan FETÖ’cü PKK’lılar (veya PKK’lı FETÖ’cüler) tarafından çıkartılıyor. Veya, onlarla irtibatlı ve iltisaklı olanlar tarafından…
***
Öteki kurban derseniz, CHP.
1930’ların Türk milliyetçiliği (=Asr-ı Saadet) zihniyetinden kendisini ve Türkiye’yi kurtaracak biricik yakınlaşmayı inşa etmek için Kurultay’ı Diyarbakır’da veya Van’da yapacağına, gitti, Türk ulusalcılarıyla devam anlamına gelen Çanakkale’de yaptı. Böylece AKP’yi perişan (ve çok muhtemelen Kandil’i de çok rahatsız) etmeyi değil, 1930’lara ve MHP/AKP koalisyonuna tekrar teslim olmayı seçti.

Seçmekle kalmadı, alanı kullanabilmek için Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı Kocadere Kamp Alanı Süreli Kullanım Tahsis Protokolü’nü önüne koydular. Metnin 6/1. ve 10/1. maddeleri alanda alkollü içki tüketmeyi yasaklıyordu. Kurultay’ın başlamasından 1 gün önce, 25.08.2017’de imzalattılar.
Kurban, boynunu uzatmıştı.
***
Günde katılan yaklaşık 30.000 kişinin içinden “kendini bilmez birkaç kişi, kamp alanının ana konaklama bölgesinin dışında alkol aldı diye” anasından emdiği süt burnundan getirildi CHP’nin. Ama Allah’ın emriydi çünkü ‘Bunca insanın içinden her yerde her zaman her türlü üç kişi çıkabilir, bunu istismar etmeye asla kalkışmayasınız!’ diye ânında çemkireceğine, bu kişileri partiden atacağını hatta ilgili makamlara bildireceğini ilan etti.

Yani alabildiğine alttan aldı. Bittabi, AKP de o derece üstten. CHP, bu milliyetçilik işlerinde AKP’yle yarıştıramayacağını daha öğrenemediği için topu havada yakalatmıştı. İki saat sonra, N. Kurtulmuş tarihî bölgede içki içenler için yasal işlem başlatılacağını açıkladı. Erdoğan’ın fırsatı kaçırması ise tabii ki beklenemezdi: “Votka mı içersiniz, şarap mı, bira mı?”. Ardından Kurtulmuş tekrar şutladı: “CHP özür dilesin”.
Bekleyin şimdi; “alkolsüz” alanları genişletmek için bu olay nasıl kullanılacak.
***
Kurban Bayramınız tekrar mübarek olsun efendim.
===============================================
Evet dostlar,

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi emekli hocalarından (Uluslararası İlişkiler) Sayın Prof. Dr. Baskın Oran’ın 1 Eylül 2017 Kurban Bayramı ilk günü www.mulkiyehaber.net adresinde yayınladığı yazısı yukarıdaki gibi. Aynen paylaşıyoruz :

  • Kurban Bayramınız tekrar mübarek olsun efendim.

Bir küçük eklememiz olsun :

  • 1 Eylül Dünya Barış gününüz de mübarek olsun efendim.

Sevgi ve saygı ile. 01 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Türk Tabipleri Birliği : Manisa’daki salgın ciddi bir gıda güvenliği sorunudur!

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolu, Manisa’daki askeri birliklerde ciddi bir gıda güvenliği sorunu yaşandığını açıkladı.

TTB Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolu tarafından 19 Haziran 2017’de yapılan basın açıklamasında, Manisa’da yaşanan salgınların Türkiye’de tüm askeri birliklerin gıda kaynaklı salgın tehdidi altında olduğunu gösterdiği belirtildi. Bu salgınlar silsilesini ortaya çıkaran nedenlerin başında, askeri birliklerde halk sağlığı hizmetlerinin sahipsiz kalmasının geldiğine dikkat çekilen açıklamada,

  • “Halk sağlığı hizmetlerinin olmadığı yerde her türlü bulaşıcı hastalık tehlikesi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.” denildi.
  • Açıklamada, halk sağlığı hizmetlerinin olmamasının aynı zamanda ortaya çıkacak bir bulaşıcı hastalık salgınının kontrol altına alınmasını da zorlaştıracağı uyarısında bulunuldu.

Askeri birliğe yemek sağlayan Rota Yemek Firması’nın, siyasi iktidara yakınlığı ile bilindiğine ve Manisa dışında Türkiye genelinde 11 büyük askeri birliğe daha yemek sağladığına da dikkat çekilen açıklamada,
askeri birliklerde acilen halk sağlığı hizmet yapılanmasının oluşturulması ve
– taşeron hizmet alımına son verilmesi gerektiği vurgulandı.

BASIN AÇIKLAMASI 19 Haziran 2017
Manisa’daki salgın ciddi bir gıda güvenliği sorunudur!

Manisa’daki askeri birliklerde 17 Haziran 2017’de ortaya çıkan besin zehirlenmesi, son üç haftada aynı yerde çıkan 4. büyük salgındır. Mayıs ayının son günlerinde ortaya çıkan ilk salgında, besin hazırlaması ile ilgili hatalar sonucunda hindi etinden kaynaklanan salmonella etkeninin salgından sorumlu olduğu belirtilmiştir. Ancak kısa süre içinde ardı ardına gelen salgın atakları ile olayın münferit (AS: tekil) olmadığı görülmüştür.

Gıda zehirlenmesine neden olan mikrobiyolojik etkenler ne olursa olsun, ortaya çıkan gerçek Manisa’daki askeri birliklerde ciddi bir gıda güvenliği sorunu olduğudur. Bu gıda güvenliği sorunu ile son üç haftada bir er yaşamını yitirmiş, yüzlercesi hastalanarak sağlık kuruluşlarına sevk edilmiştir. Kalan erlerin çoğu ise yaşadıkları endişe ile bisküvi vb. paketlenmiş gıdalara yönelerek kötü beslenmeye itilmiştir.

Askeri birliklere “dışardan hizmet alma” yoluyla yemek temin edilmesinin ‘doğal’ sonucu, taşeron şirketin maliyeti en düşük olan dolayısıyla ucuz ve kalitesiz gıdalara yönelmesidir. Bu nedenle yemeklerin kalitesinin sürekli olarak denetiminin yapılması, yemekleri hazırlayan kişilerin sağlık denetimlerinin yapılması, hijyen eğitimlerinin yapılması, gıda hazırlanan ve sunulan mekanların hijyen açısından gözetim altında olması elzemdir. Ancak GATA’nın ortadan kaldırılmasıyla gıda güvenliği hizmetinin hangi kurum tarafından yürütüldüğü ya da bu hizmetin olup olmadığı da belli değildir. Bunun ötesinde,

  • Yemek hizmetinin dışarıdan alınmasıyla askeri birlikleri biyolojik ve kimyasal saldırılara açık hale getirmekte, bu nedenle de daha sıkı bir denetim gerekmektedir.

Manisa’da yaşanan bu salgınlar, Türkiye’de tüm askeri birliklerin gıda kaynaklı salgın tehdidi altında olduğunu göstermektedir. Bu salgınlar silsilesini ortaya çıkaran nedenlerin başında, askeri birliklerde halk sağlığı hizmetlerinin sahipsiz kalması gelmektedir. Daha da önemlisi, halk sağlığı hizmetlerinin olmadığı yerde her türlü bulaşıcı hastalık tehlikesi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Halk sağlığı hizmetlerinin olmaması aynı zamanda, ortaya çıkacak bir bulaşıcı hastalık salgınının kontrol altına alınmasını da zorlaştırmaktadır.

Öte yandan binlerce askeri etkileyen bu durum karşısında kamuoyuna yeterli bilgi verilmemiştir. Son olayın ardından Milli Savunma Bakanı, askeri birliğe yemek sağlayan firmanın sözleşmesinin iptal edildiğini açıklamıştır. Ancak bu bilgiler kamuoyunu ve binlerce asker ailesini tatmin eden açıklamalar değildir.

Askeri birliğe yemek temin eden Rota Yemek Firması, siyasi iktidara yakınlığı ile bilinmektedir. Firmanın kamuoyuna yaptığı açıklamada kullandığı dil bu anlamda dikkat çekicidir. İlk salgında askeri birliğe yemek temin eden söz konusu firma ile ilgili bir inceleme ve denetleme yapılarak sonraki salgınların önlenmesi mümkün iken bu yapılmamış, durum çığırından çıktığında sözleşmesi iptal edilebilmiştir. Rota Yemek Firmasının Manisa dışında Türkiye genelinde 11 büyük askeri birliğe daha yemek sağladığı da hatırlanmalıdır.

Bundan sonrasında böylesi olayların önüne geçilmesi için önerilerimiz şunlardır      :

  • Bir an önce gerekli araştırma ve denetimler yapılarak sorunun kaynağı saptanmalı, buna uygun önlemler alınmalıdır.
  • Askeri birliklerin halk sağlığı hizmetleri, çok özel ve önemli bir hizmet türüdür. Geçmiş deneyimlerden de yararlanarak, askeri birliklerde gerekli halk sağlığı hizmet yapılanması acilen oluşturulmalıdır.
  • Yüzlerce askerin toplu yaşam alanlarında, gıda güvenliğinin temel olduğu beslenme hizmetinin taşeron şirketler aracılığıyla verilmesine son verilmelidir.
  • Kamuoyunun yaşanan süreçle ilgili sağlıklı, doğru ve ilk ağızdan bilgi alma gereksinimi karşılanmalıdır.

Kamuoyuna sunulur. 19.06.2017

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu
====================================
Evet dostlar,

Durum gösterilmek istendiğinden çok daha ciddi..
M. Savunma Bakanı’nın “Önemli bir sorunumuz yok gibi görünüyor” sözleri dehşet vericidir.
İmam Bakan Manisa’da birkaç gün kalmalı ve her karavanayı öncelikle kendisi tatmalıdır. TSK’nın kadim geleneklerindendir; hazırlanan karavanayı önce o birliğin en üst komutanı tadar ve onay verirse askerlere servis yapılır. Dua ile oturulur yenir ve dua ile kalkılır. Ordu – Millet bütünlüğü ve dayanışmasının heyecan veren saygın ritüellerinden biridir karavana yemek.

Şimdilerde ise Mehmetçiğin kışlasında beslenme güvencesi de bırakılmamıştır.
Bu Ordu nasıl vatan savunması yapacaktır?
Yüzlercesi, tek kurşun atılmadan hastalanarak saf dışı bırakılmıştır.
Olay 1 ay içinde 4. kez yinelenmektedir ve İmam M. Savunma Bakanı, İHL eğitiminin kendisine armağanı (!) olan biçimde düşünerek hurafe üretmektedir. Yerin kilometrelerce altında oluşan depremlerin yeraltı sularını kirletebileceği ve bunun Manisa’da genel olarak yöre halkında değil de salt askeri birliklerde zehirlenme bulguları verebileceğini, herhalde Cinci Hoca, İmam Bakan’a telkin etmiş olmalıdır!

Bu tablo bile AKP iktidarının ülkemizin ciddi ve ağır çok sayıdaki sorunlarını çözmede ne denli yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Bu Bakan görevden alınabilecek midir? Nerdeee o cesaret!

TSK komutanları, bu hazin tablo karşısında seslerini yükseltmelidir.
Hulusi Paşa bir açıklama yapmalı ve hem gerçekleri halka anlatmalı hem de önerilerini açık – seçik koymalı ve kamuoyu desteği sağlamaya çabalamalıdır; TSK’yı darmadağın eden intikamcı OHAL KHK’larının geri alınması için!

Vali beyin de maşallahı var.. İlk salgınlarda “psikolojk etkilenme” demişti askerlerin zehirlenmesine.. Akıl ve bilim dışında yol gösterici yoktur. Bu salgının kaynağı (filyasyonu) bulunacaktır. Yeter ki hekim meslektaşlarımız engellenmesin ve verileri örtülmesin. Dahası, laboratuvar verileri olmaksızın da Biyomatematiksel olarak kuşkulu menü ögesinin belli olasılıklar içinde hesaplanması bile olanaklıdır.

Toplu beslenme yapılan yerlerde menü örneğinden bir örnek 24 saat buzdolabında saklanır.
Bu örnek yetkili laboratuvara yollanır. Mikrobiyolojik-toksikolojik-radyoaktif kirlenme kaynakları belirlenen dek, ilgili laboratuvar ve Tarım – Sağlık Bakanlığı, Savcılık, Kolluk (özellikle Belediye zabıtası) güçleri ile istatistik test sonucu paylaşılarak, diyelim Mantel-Haenszel X2 testinde “kuşkulu” çıkan etin alındığı yere gidilerek ivedi önlemler alınabilir. Bu ürünlerin dağıtımın, tüketiminin tedbiren askıya alınması gibi. Kaldı ki 24-48 saat içinde laboratuvar sonucunu almak günümüz teknolojisiyle olanaklıdır.

İnceleme uzmanları arasına TTB’den de bir Halk Sağlığı Uzmanı  ve Klinik Mikrobiyolog katılmalıdır.

Bu arada CHP’nin TBMM Mili Savunma Komisyonu’nu ivedilikle toplantıya çağırması önemli ve anlamlı bir girişimdir. Dileriz AKP – MHP engellemez de Milletin Meclisi olayı inceler..

Türkiye, Cumhuriyet’in ilanından bu yana geçen 94 yılın en kötü, en aciz, en beceriksiz yönetim dönemini yaşıyor.. Bu dram 15 yıldır sürüyor.. Dileriz necip milletimiz gerçekleri görüyordur..

Manisa’daki Askerler Neden Zehirleniyor?” başlıklı yazımızın da okunmasını dileriz.

Sevgi, saygı, endişe ve üzüntü ile. 20 Haziran, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com