Başkan girmeyen eve doktor girer!

Aman diim ha…
Başkan girmeyen eve doktor girer!

portresi_Yimaz_Ozdil_yazdi

Yılmaz ÖZDİL, 09.01.2016, SÖZCÜ

Meclis’in çoğunluğu saçma sapan tiplerden oluşuyor ama, varlığıyla onur duyduğumuz milletvekilleri de var. Dr. Ceyhun İrgil mesela… Bursa milletvekili. Hekim.
Çıktı meclis kürsüsüne “yeni anayasa” tartışmalarıyla resmen uyutulan, gerçekleri görmemesi için adeta uyuşturulan milletimize hitaben, tek tek anlattı.

  • “Devlet hastanelerindeki ölüm oranı %40 arttı. Devlet hastanelerinde 2010’da 83 bin kişi yaşamını kaybederken, 2014’te 114 bin kişi yaşamını yitirdi. Çünkü… Durumu kritik hastaların çoğuna özel hastanelerde bakılmıyor, zordaki hastalar Özel’den devlete sevkediliyor, ;
    devlet hastanelerinde yeterli bakım sağlanamıyor, bu ağır istatistikler oluşuyor.”
    *
    “Hekime başvuru rakamlarına bakalım… AKP iktidara geldiğinde 2002’de 209 milyon insan hastaneye gitti. 2014’te bu rakam 644 milyon oldu! Ülke nüfusunun neredeyse dokuz katı.”
    *
    “2002’de 769 milyon kutu ilaç satıldı. 2014’te 1 milyar 970 milyon kutu ilaç satıldı.”
    *
    “Acil servise başvuran vatandaş sayısı kaç biliyor musunuz? 100 milyon! Ülkenin nüfusu 78 milyon… Dünya rekorudur bu. Dünyada nüfusundan daha çok acile başvuran tek ülke, biziz.”
    *
    “Çünkü… Acil servise gidince fark ödemiyorsun. İnsanlarımız iki – üç lira farkı bile ödeyemeyecek durumda olduğu için, acil servislere yığılıyor. Kadının çocuğu ateşleniyor,
    farkı ödeyebilecek durumda olmadığı için mecburen akşamı bekliyor, acil servise götürüyor.”
    *
    “2002’de bu ülkede 2 milyon kişi ameliyat olmuştu. 2014’te kaç kişi ameliyat olmuş? 14 milyon! Bunun nedeni ne? Halka hizmet mi? Hayır. Bunun adı, performans… Hükümet, performans
    adı altında, doktorlara hastanelere ameliyat karşılığı para ödüyor, bu yüzden habire ameliyata yükleniliyor.”
    *
    Bıçak parası kaldırıldı deniyor. Halbuki, bıçak parası resmileştirildi. Özel hastanelere giden vatandaşlar %200 fark ödüyor. (AS: 2008’de % 20 ile başlanmıştı..) Bu farkın adı ne Allah aşkına? Bıçak parası işte o… Açıktan alınan bıçak parası, resmi bıçak parası haline geldi.“
    *
    “Bu performans sistemi nedeniyle, bu gidişle, memlekette neşter değmeyen insan kalmayacak!”
    *
    “Milleti kandırmayalım. Madem sağlık sisteminde her şey yolunda… O halde neden insanlarımız hastanede yer bulabilmek için, ameliyat olabilmek için habire bizi,
    milletvekillerini arıyor?”
    *
    “AKP yalnızca parası olanların sağlıklı hizmet alabildiği bir sistem yarattı. Katkı payı,
    katılım payı, reçete parası gibi çeşitli yollarla fark ücreti alarak, hasta vatandaşları
    müşteri konumuna getirdi.” (AS: AKP’nin ilk Sağlık Bakanı R. Akdağ bunu açık açık söylemişti; Milliyet, 26 Temmuz 2003)
    *
    “Piyasacı sağlık hizmetiyle anne ve bebek ölüm hızları arttı. Anne ve bebek ölümlerini bile küçük göstermeye çalışıyorlar, TÜİK rakamlarını bile küçük göstermeye çalışıyorlar.”
    *
    “Şimdi ne yapıyorlar? Şehir hastaneleri yapıyorlar. Şehir hastaneleri, özelleştirmenin
    Truva atıdır. Adama arsayı buluyorlar, adam o arsaya bina yapıyor, o binayı o adama
    49 yıllığına kiralıyorlar, %70 doluluk güvencesi veriyorlar, doktoru hemşireyi Devlet veriyor, doktorun hemşirenin maaşını Devlet veriyor, hastanenin gelirini o adam alıyor;
    binadaki kafeterya, kuaför gibi işletmeler bile o adama ait oluyor.
    Böyle bir şey dünyada nerede var?”
    *
    “Şehir hastaneleri, kamu-özel ortaklığı kisvesi altında, kamu adını kullanarak,
    küresel sermayeye kaynak yaratıyor. Halkın sağlığı, yandaş işadamlarına pazarlanıyor.”
    *
    “Sağlık çalışanlarının özlük hakları verilmiyor. Fazla mesaiye zorlanıyor.
    İtiraz edenler sürülüyor, taciz ediliyor.”
    *
    “Altı bin doktor istifa etti. Şu anda devlet hastanelerinde kritik ameliyatları yapacak adam yok. Bursa Devlet Hastanesi’nde mesela, neredeyse beyin ameliyatı yapılmıyor, tümör ameliyatı yapılmıyor.”
    *
    “Sağlık personeli mutsuz, bıkkın… Nasıl sağlık hizmeti verecekler?”
    *
    “Her dört sağlık çalışanından biri taşeron… Taşeron kafayla sağlık hizmeti olur mu?”
    (AS: “Taşeron” değil “Taşeron elemanı” demek gerekiyor.. Taşeron altişverendir,
    çalışan değildir.. İnsan çalıştırır.. Çalışanlar taşeron değil, taşeron elemanı olabilirler..)
    *
    “Eğer sağlığı bu taşeron kafayla yürütmeye devam ederseniz, bunun acı sonuçlarını gün gelir, herkes sevdikleriyle öder. Sağlık denilen kavram, ne ekonomiye benzer, ne siyasete benzer. Unutulmasın… Dünyada sağlıktan, hastalıktan daha demokratik bir şey yoktur.
    Bu meclis bile hastalıktan daha demokratik değildir.”
    *
    (Nedir bu hastalık-demokrasi ilişkisi diye merak ettim. Biraz daha açması için değerli vekil Ceyhun İrgil’i aradım. İzah etti.)“Dünyada en demokratik kavram, hastalıktır. Etnik köken, mezhep, cinsiyet, zengin-fakir ayırmaz, herkese eşit davranır, kimseye ayrıcalık tanımaz. AKP’linin prostatı da aynıdır, CHP’linin prostatı da… MHP’linin diabeti de aynıdır, HDP’linin diabeti de… Bu nedenle, sağlığın siyaseti olmaz. Asla olmamalı. İngiltere kraliçesine hangi ilacı veriyorsan,
    aynı hastalıktan muzdarip Fatma teyzeye de aynı ilacı verirsin. Sağlık hizmetinde lüks olmaz. İnsanlarımız parası olsa da olmasa da ilacını alabilmeli, hekimine ulaşabilmeli.
    İnsan için daima en iyisi olmalı. Eğer sağlığı bu kafayla yürütmeye devam edersek,
    bunun acı sonuçlarını gün gelir, herkes sevdikleriyle öder.”
    *
    Benim anladığım şu :

Asrın liderimizi Başbakan seçtik, Cumhurbaşkanı seçtik, sonuçta turp gibiyiz maşallah…
Yılda  644 milyon kez doktora gidip, 100 milyon kez acil servise yatıp, 14 milyon kez
ameliyat olup, 2 milyar kutu ilaç içiyoruz, sağlık sıhhat afiyetteyiz.

Üstüne başkan seçelim.. Yanaklarımıza renk gelsin.. Ay parçası olalım!

=======================================

Dostlar,

Usta gazeteci, araştırmacı yazar, yurtsever insanımız Sayın Özdil dün de SÖZCÜ‘deki köşesinde son derece başarılı yukarıdaki yazıyı yayımladı. Kendisine teşekkür borçluyuz. Konuşmasını alıntıladığı meslektaşımız Dr. Ceyhun İrgil ve bizim gibi Halk Sağlığı öğretim üyesi olan
hekim eşlerii yakın dostlarımızdır. Dr. İrgil’e bu çok öneml – sağır uyandıracak uyarısı için sağolsun diyoruz..

Umarız AKP’li yetkililer de duyar.. Dünya Bankası – IMF güdümünde sürdürülen
SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM saçmalığının daha fazla daytılmasının olanaksılığını
ya da olağansütü yüksek – sürdürülemez faturasını
algılayabilirler..

Hastalar_musteri_olacak_Recep_Akdag

Yıllardır bu sitede yazıyoruz, konferanslarda, derslerde anlatıyoruz..
17 Ocak 2016 Pazar günü Ulusal Kanal’da Alternatif Programında Sayın Sebahattin Önkibar’ın konuğu olacağız (Sabah saat 11:00’e doğru).. Sağlık sisteminde neler yaşandığını, talanı, rantı.. bir kez daha anlatmaya çabalayacağız..

AKP iktidarını bir kez daha, iyice geç olmadan, bu dış güdümlü ve ancak dayatanlara
yararı olacak, ülkemiz – halkımız için ise yıkımdan başka sonuç vermeyen SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM politikasına son vermeye çağırıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
10 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

 

Ambulans yok dendi Efe bebek otobüste öldü : Malpraktis mi, Komplikasyon mu?

Ambulans yok dendi Efe bebek otobüste öldü : Malpraktis mi, Komplikasyon mu?

Dostlar,

Aşağıda üzücü bir haber var..

67 günlük bir bebeğin yitirilmesi..

Niğde’de konan tanı (ön tanı?) “safra yolları atrezisi” (safra kanallarının gelişmemesi). Buna göre, karaciğerde üretilen safra, kese ve kanalı üzerinden duodenuma (12 parmak bağırsağı) aktarılamıyor ve geri teperek karaciğere yayılıyor. Parçalanmaya çalışılan safra salgısı de kanda bilirubini artırarak tıkanma sarılığına yol açıyor.

Karaciğer fonksiyon testlerine, bilirubin düzeyine, sarılık derecesine ve bebeğin genel durumuna göre çocuk hekimi meslektaşımız durumu değerlendirmiştir.

Cankurtaran ile sevke gerek görmemiştir. Annenin savına göre bu esirgemenin gerekçesi “giden cankurtaranların dönmemesi – geç dönmesi” imiş.

Ancak Mehmet Efe Akdemir bebeğin durumunun “ivedi” olması, hemen cankurtaran ile sevkini gerektirmesi durumunda çocuk hekimi meslektaşımızın böylesi bir gerekçeye dayan(a)mayacağı açıktır.

Dolayısyla, Niğde – Kayseri arası 131 km olup otobüsle en çok 2 saat sürmektedir.
Gecikmeden bir otobüsle gidilmesi de eminiz tembih edilmiştir.. Diyelim toplam 3 saat içinde Kayseri Erciyes Üniv. Tıp Fak. Hastanesine erişmek olanaklıdır.

Yerleşik tıbbi kurallara göre hekimlerin hastalarının acil olup olmama durumlarına göre bir TRİYAJ DEĞERLENDİRMESİ hakkı ve yükümü vardır. Buna göre bir öncelik sıralaması yapılacaktır. Bu bağlamda, Niğde Devlet Hastanesindeki ilgili çocuk hekimi meslektaşımız mutlaka, otomatik olarak, hatta refleks olarak ve hızla kafasından bu triyaj değerlendirmesini yaparak cankurtaran ile sevkin gerekmeyeceği yargısına ulaşmıştır. Anne ile bu yargısını paylaşmış olması arzu edilirdi. Annenin savı farklı.

Olay elbette yönetsel (idari, hastane yönetimi – başhekimliği) ve adli yönden (Savcılık) incelenecektir. Otopsi bulgularına bakılacaktır.

Bu ölümün pek ala bir komplikayon olma olasılığı da vardır.

Komplikasyon, alınabilecek makul önlemlerin alınmasına ve girişimlerin yapılmasına / yapılmamasına karşın önlenemeyen, öngörülemeyen istenmeyen sonuçlardır. Bunların olasılıkları da aşağı yukarı kestirilebilir, bilinir.

Tıbbi MALPRAKTİS ise hekimin kusurlu, hatalı, özensiz, ihmalci vb. davranışları sonucu ortaya çıkan istenmeyen olumsuz tıbbi sonuçlardır.

İkisi arasında ince bir çizgi vardır sıklıkla.
Ayırdedilmesi her zaman kolay olmayabilir.
Kuşkusuz, her somut olayda gerçeğin bilimsel olarak ortaya konması arzu edilir.
Ancak; bir denge rejimi olan hukuk sisteminde kefelerden birine ağırlık verilmesi, toplumsal düzen ve adaleti olumsuz etkiler.

Tıbbi MALPRAKTİS öne çıkarıldıkça hekimlik mesleği yapılamaz duruma gelir. Ağır ve riskli olguları hekimler üstlenmeyebilirler, bakımdan çekinebilirler, sevk ederler, köktenci girişimlerden sakınabilirler… hasta ortada ve sahipsiz kalabilir!

Elbette bu tablo da çok ağırdır ve kabul edilemez.

Hekimlerin de belli koşullarda hastalarını red ya da bakımı bırakma hakları vardır.
Sağlık kurumunun gerekli özeni götermemesi, donanımı – personeli bulundurmaması gibi..
Hasta ve yakınlarının hekime şiddet uygulaması, baskı ve hakareti gibi..

Hekimler, malpraktis baskısı karşısında “savunmacı tıp” (defensive medicine) davranışı geliştirebilirler. Gereğinden çok titizlenerek inceleme (tetkik) yaptırabilirler, yersiz hastaneye yatırabilirler, yatışı uzatabilirler, daha çok ve uzun süre ilaç kullanabilirler, hastalık raporu verebilirler…. vs.

Tüm bunların, başta hastalar ve yakınları olmak üzere, makro ölçekte ulusal ekonomiye yükü vardır. ABD’de malpraktis kaynaklı önlenebilecek (ama önlenemeyen!) sağlık giderlerinin her yıl birkaç on milyar Dolar olduğu kestirilmetedir. Ülkemizde de Şubat 2010’dan bu yana sağık çalışanları için yasal olarak zorunlu malpraktis sigortası söz konusudur. Bu primler sağlık hizmetlerinin (dolaylı) maliyetlerine yansımaktadır.

Bu bakımdan, MALPRAKTİS – KOMPLİKASYON ikilemi çok boyutlu olup, özenle değerlendirilmesi ve

    halkın doğru bilgilendirilmesi

büyük önem taşımaktadır.

Ucuz ve çirkin popülizm ile insanları sağlık çalışanları karşıtlığına (aleyhine) kışkırtmak kimseye bir yarar sağlamaz.

Kenan Evren 1980’ler başında Ağrı gezisinde halka, “O doktoru şu direğe bağlayın..” buyurmuşlardı.. (Zorunlu hizmet sorunu…)

T.C.’nin 10 yıl Sağlık Bakanlığını yapan Recep Akdağ, “bunların gözü paraya doymaz..” buyurmuşlardı.. (Erzurum’da kendisinin de muayenehanesi vardı; aylığı ve döner sermaye geliri ie yetinmiyordu!)

T.C. Başbakanı RT Erdoğan; “Bunlar iğne yapmayı bile bilmez..” buyurmuşlardı..

Erdoğan, Tam Gün Yasası’nı çiğneyerek İstanbul’da yasaklı doktora kamu hastanesinde ameliyat olmuştur ve şimdilerde, o iğne yapmayı bile bilmezler..” dediklerine fena halde gereksinimlidir hatta bağımlıdır (bilinen ciddi bağırsak hastalığı – kanseri nedeniyle..)

*******

67 günlük iken ölen Mehmet Efe Akdemir bebeğimizin acısını paylaşıyoruz, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Sorunlara doğru tanı koymak ve doğru sağaltımı (tedaviyi) zamanında yapmak asıldır.

Türk sağlık sisteminin ciddi yapısal ve türevi işleyişe dönük sorunları vardır.

Politikacılar sağlık sistemini piyasalaştırarak halkı perişan etmişlerdir.

Küresel Senaryonun adı SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM’dür ve gelecek daha kötüdür!

Giderek artan sağlık eşitsizlikleri ve hizmete erişimdeki güçlükler karşısında halk, faturayı sağlık çalışanlarına, özellikle hekimlere kesmektedir.

Hakkari’de 50 kişinin bir olup bir hekimi vahice dövmelerinin savunulacak yanı yoktur vev tek sözcükle ÜRKÜNÇTÜR (VAHİMDİR)!

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA DÖNÜK ŞİDDET ve nedenleri bilimsel olarak da irdelenmiş ve Sağlık Bakanlığı’na TTB (Türk Tabipleri Birliği) tarafından rapor verilmiştir. Bu bilimsel raporun gereği İVEDİLİKLE yapılmalıdır.
(SIDDET_Raporu_ATO

Son söz :

Politikacıların yerel – küresel sermaye buyruğunda insanlık dışı duruma getirdikleri yabanıl (vahşi) sağlık sisteminin halktan yana iyileştirilmesi için sağlık çalışanları ve halk karşı karşıya değil yan yana gelmelidirler.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 24.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

Ambulans yok dendi Efe bebek otobüste öldü

Niğde Devlet Hastanesi’nden Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilen 67 günlük Mehmet Efe Akdemir, şehirlerarası otobüste annesi Nazire’nin kucağında öldü.

Baba Ömer Akdemir, oğlunun ambulansla sevk edilmediği için öldüğünü iddia ederek,
Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. A.H.’dan yakınmacı oldu.

Kayseri Kocasinan İlçesi’nde oturan fabrika işçisi Ömer ile ev hanımı Nazire Akdemir’in 17 Haziran’da dünyaya gelen çocukları Mehmet Efe, annesi Nazire’nin düğün için gittiği Niğde’nin Çiftlik İlçesi’nde hastalandı. Kocası Kayseri’de bulunan anne Nazire Akdemir, oğlunu Niğde Çiftlik’teki hastaneye götürdü. Mehmet Efe’nin durumunun kötü olması nedeniyle, ilçe hastanesinden ambulansla Niğde Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.

‘ANNE AMBULANS İSTEDİ, DOKTOR VERMEDİ’ İDDİASI

Mehmet Efe’yle Niğde Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniği’nde Uzman Dr. A.H. ilgilendi. Dr. A.H., kan tahlili ve akciğer filmi sonucuna göre ‘Safra yolu atrezisi’ (safra yollarının gelişememesi) tanısı koyduğu Mehmet Efe’yi, ileri tetkik ve tedavi için Kayseri’deki Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroentroloji – Hepatoloji bölümüne sevk etti. Anne Nazire Akdemir, oğlunun Niğde’den ERÜ Tıp Fakültesi’ne ambulansla götürülmesini istedi. İddiaya göre, Uzman Dr. A.H anneye,
sevk için gönderdikleri ambulansların geç geldiğini, bu nedenle bebeği kendi olanaklarıyla Kayseri’ye götürmesini söyledi. Nazire Akdemir, Kayseri’de bulunan eşi Ömer Akdemir’e de bilgi vererek, kucağında hasta oğluyla birlikte şehirlerarası bir otobüsle Kayseri’ye geldi.

YOLDA ÖLDÜ

Servis ile terminalden şehir merkezine yola çıkan Nazire Akdemir, oğlunun fenalaştığını görünce yakında bulunan Hacı Ahmet Özeşsiz Aile Sağlığı Merkezi’ne girdi. Mehmet Efe’ye burada önce aile hekimi Dr. Mustafa Sevim, daha sonra çağrılan 112 sağlık görevlileri müdahale etti. Yaklaşık 1 saat yaşama döndürülmeye çalışılan Mehmet Efe’nin yolda öldüğü belirlendi.

BABANIN İSYANI

Oğlunun acı haberini alan baba Ömer Akdemir, Aile Sağlığı Merkezi’ne koştu. Oğlunun ihmal nedeniyle öldüğünü iddia eden baba Ömer Akdemir, “Oğlum Niğde Devlet Hastanesi’nden Kayseri’ye sevk edilmiş. Eşim, doktordan ambulans istemiş ancak doktor eşimi hem ‘Sen geri zekalımısın’ diye azarlamış, hem de ‘giden ambulans geri gelmiyor’ diye ambulans vermemiş. Oğlumun yeni doğan sarılığı vardı. Sarılık nedeniyle Kayseri’de özel hastaneye, Eğitim Araştırma Hastanesi Doğumevi Kliniği’ne, Emel Mehmet Tarman Çocuk Hastanesi’ne götürdük. Tahlillerinde hiçbir şey çıkmamıştı. Başka da bir rahatsızlığı yoktu.” dedi.

SAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTI

Minik bebeğin cesedi otopsi için Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi morguna götürüldü. Otopside Mehmet Efe’nin ölüm nedeninin belirlenemediği, alınan örnek parçaların Ankara Adli Tıp Kurumu’nda yapılacak patolojik incelemeler sonucunda kesinleşeceği belirtildi. Ömer ve Nazire Akdemir, Cumhuriyet Savcısı Mustafa Arslantürk’e verdikleri ifadelerde Niğde Devlet hastanesindeki Uzman Doktor A.H.’dan yakınmacı oldu. Mehmet Efe, otopsinin ardından defnedilmek üzere Niğde’nin Çiftlik ilçesine götürüldü.

TOPRAĞA VERİLDİ

Kayseri’de hastaneye götürülürken otobüste yaşamını yitiren 67 günlük Mehmet Efe Akdemir‘in cenazesi yapılan otopsinin ardından ailesine teslim edildi. Yakınları tarafından Niğde’nin Çiftlik İlçesi’ne bağlı Azatlı Beldesi’ne getirilen minik bebeğin cenazesi, belde mezarlığında kılınan namazın ardından toprağa verildi.

HASTANE İNCELEME BAŞLATTI

Öte yandan Akdemir’in babası Ömer Akdemir’in, bebeğini Kayseri’ye ambulansla sevk etmediğini iddia ettiği Niğde Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniği’nde görevli Uzman Dr. A.H. hakkında ise inceleme başlatıldığı bildirildi. Hastane yönetimi, ailenin iddiasıyla olaydan haberdar olduklarını, yapılacak incelemenin ardından bir değerlendirme yapacaklarını belirtti. (DHA (23.8.13)

Dayan TMMOB, AKP Kendi Ayağına Sıkmayı Sürdürüyor..


Dostlar
,

Önceki, Sağlık Bakanı Prof. Recep Akdağ’ın  Samsun’da bir toplantıda söylemiş olduğu (Mayıs 2010) sözler aşağıda ;

  • “Bakın iki maddelik kanundur arkadaşlar, üç maddelik bir maddedir. Bir kanun yaparız, deriz ki; Eczacılar birliği, Tabipler Birliği, Dişhekimleri Birliği’nin
    birlik kanunları iptal edilmiştir. Hadi bakayım Danıştay karar alsın da göreyim bakayım. Hangi kararı alacağını ondan sonra göreyim, bakayım ben.”

Engin  hukuk bilgisine dayalı (!) bu celallenmeden 1,5 yıl sonra, 2 Kasım 2011’de
663 sayılı YGK (Yasa Gücünde Kararname), 35 YGK’den biri olarak AKP hükmetince, “TBMM açıkken”, 1 gecede RG’de yayımlandı..
(Çankaya Noterliği onayı da evelallah hiç gecikmeksizin..)

Bu eylem bile, AKP’nin rejim karşıtı eylemleri zincirinde tek başına bir halka olarak
anti-demokratik sivil darbedir!

Söz konusu 663 sayılı YGK, Sağlık Bakanlığı’nın örgütlenme yapısını ve görev – yetkilerini baştan düzenliyor, 1983 tarihli 181 sayılı YGK’nin yerine geçiyordu.
Yine de çorba – torba niteliğinde idi. 58. maddesinde önceki Sağlık Bakanı’nın
Samsun cenahlarından nidasına karşılık olarak TTB (Türk Tabipleri Birliği) Anayasa’nın 135. maddesine dayalı olduğu için kaldırılamıyordu (önceki Sağlık Bakanı Prof. Recep Akdağ bunu bile bilmiyordu!?) ama hkim örgütünün elini kolunu bağlayan bir yetki sınırlandırması getriliyordu.

663 sayıkı YGK, 58. maddesi ile, 6023 sayılı TTB yasasının 1. madesinde yer alan ve anayasa gereği (md. 135) kamu kurumu niteliğinde meslek örgütünün olmazsa olmazı olan

“..tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak..” ibaresini cımbızlayark çıkarıyordu. AKP’nin demokrasiye saygısı işte bu kadardı!

Kılavuzu karga olanın burnu moktan kurtulmazmış örneğinde olduğu gibi,
hukuk danışmanları Dr. Recep Akdağ’a böylesine akıl vermiş olmalılar..

Konu, TTB’nin girişimiyle CHP eliyle Anayasa Mahkemesine götürüldi ve
13 Şubat 2013 günü Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildi

Şimdilerde devletlunun, Taksim Gezi direnişinde öncü rol üstlenen TMMOB’den intikam alırcasına herhangi bir torba – çorba yasa tasarısına eklediği TMMOB’yi
temel gelir kaynağından yoksun bırakarak işlevsizleştirmeye dönük

girişimi de benzer nitelikli.

Kadim Mimar Sinan‘ı (1489 – 1588) bile 425 yıl sonra mezarından kaldırarak
“Duran Adam” eylemine katacak cinsten..

Sağolsun Musa Kart, nefis bir çizim ve ileti sunuyor bize..

Musa Kart çizimi : 12 Temmuz 2013 – Cumhuriyet

Musa_Kart_12.7.13

Dileriz TMMOB yasasındaki bu intikamcı faşist değişiklik de Anayasa Mahkemesi’nden yaklaşık 1,5 yıl sonra geri döner..

Apaçık AKP iktidarının Yürütme yetkisini kötüye kullanması ve
TBMM’nin Yasama iradesini de Meclis Gubu eliyle yönlendirmesidir.

Bu durum apaçık bir sivil darbedir ve Parlamento iradesi AKP güdümüne sokulmuştur. AKP’yi de bir “Tek Adam” demir yumrukla yönetmektedir.

Bu iktidar TSK yasasından 35. maddeyi çıkararak sözde askeri darbeyi önlemeye çalışmakta ve darbe kaşıtı (!) bir konum almaya çabalarken (arka bahçeyi tehkim..) , öbür yandan da bal gibi sivil darbeyi sürdürmektedir.

Haa, Cumhurbaşkanı belki veto eder mi?
6. yılın içindeyiz.. fiilen partili Cumhurbaşkanı’ndan beklenir mi?

Diren TMMOB, 410 bin üyen var.. 1,5 yıl gibi bir süre maddi zorlukların olacak..
Belki Anayasa Mahkemesi belki başka çözümler..

Gün ola harman ola..

AKP kendi ayağına bi kurşun daha sıktı.. bindiği dala bir darbe daha indirdi..
Diyalektik olarak bizim cephemizden görünen manzara böyle..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 13.7.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

GİDEN SAĞLIK BAKANI BAŞARILI MIYDI?

Dostlar,

Hacettepe Tıp’tan sınıf arkadaşımız sevgili Doç. Dr. Paşa GÖKTAŞ,
aşağıdaki değerlendirmesini iletmiş.

Biz de büyük ölçüde katılarak sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Eski Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ı çok uyardık..
En kapsamlısı Kızılcahamam’da Mayıs 2004 sonunda idi.
Kurmaylarının önünde, kamera kayıtları altında 17 dakika konuşarak uyardık.

“Politikalarınız dış kökenli, sözcük sözcük IMF-DB emirleri..
Baskı altında mısınız, bu politikalar sizin mi?
Baskı altında iseniz ima edin, hep birlikte size destek verelim..” demiştik özde.

Bakan Akdağ, göz göre göre gerçek dışı bildirimle “baskı alrtında değiliz, bunlar bizim politikamız..” demişti.. Acı acı gülerek “vebali günahı boynunuza..” demiştik.

Genel Sağlık Sigortası’nın (GSS) “matematiksel çıkmazı” nı kendisine 2 dakikada anlatma dileğimizi de TTB Genel Kurulıunda kabul etmemişti. Kartımızı verip,
uygun zamanınızda davet edin, bu kabusu size anlatalım.. dedik.. Ne gezeeer??

Bu gün gelinen yer, GSS’nin “matematiksel çıkmazı” dır.
Ülke borca batırılmış, kamu kaynakları verimsiz biçimde yerli-yabancı sermayeye aktarılmıştır.

2 elimiz Dr. Recep Akdağ’ın yakasındadır.
Ülkeye tahribi tarifsiz düzeydedir.

Yazıklar olsun..

Sevgi ve saygı ile.
1.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================

SAĞLIK BAKANI’NIN DEĞİŞİMİ GEREKLİ MİYDİ?

GİDEN SAĞLIK BAKANI BAŞARILI MIYDI?
Hangi cepheden baktığınızla ilgilidir.
Vatandaş cephesinden baktığınız zaman, başarılı imiş gibi görünür.
Politikacılar yönünden bakarsanız da başarılıymış gibi görünür.
Çünkü, sınırsız bir populizm ve sınırsız harcamalar ile, halka hoş gelecek uygulamalar yapıldı. Kendisine ciddi oy desteği de kazandırdı.
Bu yönlerden bakarsanız, başarılıdır.

Ama, olaya Türkiye bütçesi yönünden, Maliye yönünden ve SGK yönünden bakarsanız, durum tam bir felakettir. Eski Bakan, Türkiye bütçesini, Maliyeyi ve SGK’ yı çok zor duruma, neredeyse finansal uçuruma sürüklemişdurumdadır.
Ancak halk ve kamuoyu bunun farkında değildir. 
Yani işi teknokrat bakışıyla irdeleyenlerin gözünde, yararlı değil, ülke açısından oldukça riskli ve ürkütücü bir yönetici örneği durumundadır.
SAYIN ESKİ SAĞLIK BAKANI’NIN POLİTİKASININ HATALI YÖNLERİ
Bunlar şöylece özetlenebilir:

1. Kamu Sağlık Harcamaları Altından Kalkılamaz Boyutlara Sürüklenmiştirİleri derecede populizm uygulandı. Kamu Sağlık harcamaları, 2002’ deki 6-7 milyar TL’ den 2012’de 70 milyar TL’ lik bir boyuta yükseldi. Hem harcamaların boyutu çok artırıldı, hem de harcamaların çok büyük çoğunluğu kamunun ve özellikle de SGK‘nın sırtına yüklendi. Hem Türkiye bütçesi, hem Maliye, hem de SGK altından kalkamayacakları yüklere sürüklendi.

Tam bir harcama makinesi gibi davranıldı denilebilir. O’nun politikasına, Türkiye bütçesinin dayanması olanaksızdı. Zincir bir yerde kopacaktı. Bu nedenle gidişi, muhtemelen öncelikle ülke bütçesi, Maliye ve SGK yönünden tam bir nefes alma sonucunu doğurmuştur denilebilir.
2. Üniversite Hastaneleri Çıkmaza Sürüklendi

Üniversite hastanelerinin çıkmaza girmesinin baş sorumlusu sayılmaktadır. Politikalarıyla, üniversite hastanelerinin fiyatlama- bütçeleme özgürlükleri yok edildi ve sıradan hastaneler durumuna sürüklendiler. Kadroları atıllaştı, küstürüldüler ve verimsiz hale getirildiler. Ayrıca, bu hastanelerin ekonomik çıkmaza sürüklenmesine neden olundu.
Çoğu üniversite hastanesi, ekonomik olarak fiilen iflas durumuna geldi.
3. Diyalog Neredeyse İmkansızdı

Sağlık alanında bulunan çoğu kişi, Eski Sağlık Bakanlığı ile diyalogdan umudunu kesmiş durumdaydı.Öneriler dinlenmiyordu. İletişime ve diyaloğa tamamiyle kapalı bir profil çizilmekteydi. Konuşulamaz hale gelinmişti.
4. Hukuka Saygı Gösterilmedi

Sayın Eski Sağlık BakanıDöneminde, çıkarılan birçok yasa ve yönetmelik Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve yerel mahkemeler gibi yargı kuruluşlarından döndü. Buna rağmen, bu yargıkararları hiçe sayılarak, neredeyse aynı yönetmelikler yeniden çıkarıldı. 
Genelde yargı kararlarına uyulmadı ve saygı gösterilmedi. Bu durum da, yönetime inancı ve saygıyı ortadan kaldırdı.
5. Hekimler İle Diyalog Bozuldu

Üniversite öğretim üyeleri ile zıtlaşmaya gidildi. Klinik Şefleri’nin ünvanları alındı.Eğitim hiyerarşisi ortadan kaldırıldı. Hekimlerin çoğu ile kavgalı hale gelindi. Hekimlerle pozitif bir diyalog, işbirliği ve memnuniyet yerine, zorlama ve baskı ile iş yapma yoluna gidildi. Bu durum da yaygın bir memnuniyetsizlik ve isteksizliğe yol açtı. Hekimlere rağmen sağlık politikasınıyürütmek yolu seçildi.
6. Çalışma Özgürlüğüne Saygı Gösterilmedi

Hekimlere, hiçbir meslek grubuna uygulanmayan akıl dışı kısıtlamalar getirildi. Serbest çalışan hekimlerin çalışma yerleri ile ilgili, akıl dışı ve uygulanamaz hükümler getirildi. Neredeyse, serbest çalışabilme olanaksız hale getirildi. Hekimleri işsizliğe ve açlığa mahkum edecek zorlamalar ortaya konuldu. Çalışma özgürlüğü ortadan kalkacak boyutlara getirildi.
7. Adaletsiz Performans Sistemi Uygulaması

Sağlık Bakanlığıhastanelerinde, performans sistemi adıyla garip bir sistem ortaya konuldu. Doktorların asıl ücretleri düzeltileceği yerde, asıl ücretlerinin 4- 8 katıgibi garip ve dengesiz bir sistem uygulamaya konuldu. Hekimler arasında büyük adaletsizlikler ortaya çıktı. Hoşnutsuzluk yayıldı.
8. Kamu- Özel Arasında Eşitsizlik

Kamu ve özel sağlık kuruluşları arasında çifte standarda dayalı uygulamalar yaygınlaştı. Özel sağlık kuruluşları, çifte standarttan yaygın olarak rahatsız oldular.
9. Fark Kısıtlaması Özel Kuruluşları Çıkmaza Sürükledi

Kamu sağlık kuruluşları,genel bütçeden % 120- % 150 arasında destek alırken, özel kuruluşlara SGK ücretlerine ek olarak yalnızca % 30- % 90 arasında fark alabilme hakkıgetirilmesi, özellikle % 30 farktan fazla alamayan tıp merkezleri gibi ayaktan sağlık kuruluşlarını ve küçük- orta boyutlu özel hastaneleri çıkmaza sürükledi. Kapanma ve devirler yaygınlaştı.
10. Yanlış Sağlık Modeli İzlendi

Daha ekonomik, yaygın ve kolay erişilebilir sağlık sisteminin yolu, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarınıdesteklemek- yaygınlaştırmaktan geçerken, tam tersine, fazla gereksinim olmayan abartılı hastane yapımlarına destek sağlandı. Dolayısıyla, giderler ve sağlık bütçesi önlenemez biçimde tırmandı.
11. Hem Hakem, Hem Oyuncu

Sağlık Bakanlığı’nın kural koyucu ve denetleyici tarafsız bir üst kurum olarak kalacağıöngörülmüş iken, tam tersine, aynı zamanda en büyük hizmet sunucu haline de gelmesi, tarafsız hizmet sunmasını zorlaştırdı. Sağlık Bakanlığı ile diğer sağlık kuruluşları arasında, uygulamada çifte standart oluşmasına yol açtı ve hoşnutsuzluk yayıldı.
12. Domuz Gribi Skandalı

Dünyada bazı bölgelerde ortaya çıkan domuz gribi vakaları nedeniyle, Türkiye’ de alınan abartılıönlemler ve yapılan ölçüsüz aşı stoklarının değerlendirilememesi ve yüzlerce milyon TL’ lik kayıplar oluşması gibi yanlış adımlar da bu dönemde not edilen hatalar hanesine yazıldı.
SONUÇKamuoyu, eski Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’ ın başarılı olduğu ve neden gönderildiği konusunda hayret içindeymiş gibi görünmektedir.

Populizm uygulayan politikacılar, populizmin verme döneminde hep çok başarılıymış gibi görünürler. Sayın Recep Akdağ da, kamu kaynaklarını alabildiğince kullanarak, populizmin verme dönemini yaşadı. Bu nedenle de, halk ve kamuoyunda başarılıBakan imajını taşıyarak ayrıldı.

Eğer kalsaydı, muhtemelen populizmin yıkıcı sonuçlarını yaşayacaktı. Çünkü, populizmin bu şekilde sürdürülmesi olanaksızdı. Muhtemelen de, çok eleştirilen ve imaj kaybeden Bakan olacaktı. Bu yıpranma sürecinden kurtulmuş oldu. Bu yönden şanslı sayılır.

Ancak, olaya genel ülke çıkarları, ülke ekonomisi, devlet sorumluluğu ve doğru işletmecilik kuralları yönünden bakan ve ucuz populizm politikasına itibar etmeyen çevrelerin gözünde, Sayın
Recep Akdağ‘ın bakanlık dönemi tepeden tırnağa hatalarla dolu, Türkiye’ nin genel çıkarlarına hizmet etmeyen ve geleceğini zora sokmuş olan, sorumlu olmayan bir yöneticilik dönemi olarak değerlendirilmektedir.
Bu zorlukların bedelini, muhtemelen yeni gelen Bakan ve yönetimler ödemek zorunda kalacaktır. Çünkü populizm politikasının geri alma, yıkım ve hayal kırıklığıdönemi bir olumsuz ihale olarak maalesef yeni yönetime kalmış bulunmaktadır.Yeni yönetime Allah kolaylık versin. İşlerinin kolay olmadığını söylemek zorundayız.
Doç. Dr. Paşa Göktaş
1.2.13