TORYUM EFSANESİNİN İÇ YÜZÜ

TORYUM EFSANESİNİN İÇ YÜZÜ

Prof. Dr. rer. nat. D. Ali Ercan

Değerli arkadaşlar,

Gerçeklerden köşe-bucak kaçan ama palavra-masal-efsaneye çok düşkün halkımızın tükettiği komplo uyduruklarından biri de 2007’deki elim uak kazasında kaybettiğimiz değerli bilim insanı Prof. Engin Arık ve arkadaşlarının “dış kaynaklı bir suikast”e kurban gittikleri yalanıdır.

Teoriye(!) göre, Prof. Arık, “Biz Türkiye’de muazzam Toryum Rezervleri keşfettik….” demişmiş…

Benim yakından tanıdığım Prof. Engin Arık böyle bir şey söylemiş olamaz. çünkü,

Sivrihisar yakınlarındaki Toryum yataklarımız MTA ve Fransız araştırıcılar tarafından taa 1960’larda keşfedilmişti… MTA baş mühendisi Hüseyin Kaplan’dır eğer “teknolojik bir keşif”ten bahsetmek gerekirse…

Yalnızca Toryum değil, Lantan, Seryum, Neodim… elementleri de birlikte bulunduğundan adına “nadir toprak elementleri” denen bu Cevherin (monazit) işletimi Bor’la birlikte Etibank’a bırakılmıştı (şimdi zaten tümü “Varlık Fonu” torbasında ! )

Enerji meselesine gelince, Toryumun “Fast breeder” denen ileri düzey nükleer reaktörlerde veya Uranyumla birlikte, “nükleer yakıt” olarak kullanılabileceği zaten bütün Dünyada 1950’den beri bilinen bir gerçek…

Yani, keşfedilmiş, bulunmuş, icat edilmiş bir şey yok ortada..

Almanya’dan 1985’te yurda döndüğümde Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Fizik Bölümünde çalışmaya başlamıştım; bu “Toryum” konusunda, hem ÇNAEM de, hem de İstanbul Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitelerinde Toryumun Enerji Kaynağı olarak kullanışına yönelik söyleşiler yaptım; Üniversitelerin bu konu üzerine eğilmeleri gerektiğini söyledim…

Aradan çok zaman geçtikten sonra, Engin hanımın bu konu üzerine bir çalışma grubu oluşturduğunu duydum; memnun olmuştum.

Ancak Toryum konusunda her şey sanki Engin hanımla başlamış gibi, yapmadığı, söylemediği bir şeyi ölmüş bir insanın ardından adına eklemek tek kelime ile “ayıp” tır.

Evet, Türkiye’de Dünya toplam rezervinin %5-%15 arası 380 bin ton ThO2 bulunuyor. Bunun işlenmemiş haldeki piyasa değeri 4-5 milyar $’dır; işlenmiş saf metal (nükleer yakıt öz maddesi) olarak 30 milyar $ değerindedir; ama bu 300 bin ton Toryum, Nükleer Reaktörlerde yakıt olarak kullanılırsa, elde edilecek elektrik enerjisinin değeri yaklaşık 60 trilyon $ karşılığıdır.

Konunun kısa özeti budur, sevgilerimle.

GÜNDEN GÖRÜNTÜLER


GÜNDEN GÖRÜNTÜLER

Dostlar,

Sn. Prof. Ali Ercan hocamız derlemiş görselleri..

IŞİD’in hamisi – Türkiye’nin haramisi..

en çarpıcı görsellerden biri..

Hey Türkiyem hey..
Bu durumlara mı düşecekti Büyük ATATÜRK’ün mazlum dünyaya örnek Türkiye’si??

Bu hüzün ve utanç veren tablodan Türkiye’yi hızlaçekip çıkarmak boynumuzun borcudur..

Sevgi ve saygı ile.
02.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

unnamed (2)unnamed (3)unnamed (4)unnamed (5)unnamed (6)unnamed (7)unnamed (8)unnamed (9)unnamed (10)unnamed (11)unnamed (12)unnamed (13)unnamed (14)unnamed (15)










 

Herkes oy kullansaydı Cumhurbaşkanı kim olurdu?

Dostlar,

Yalın Matematik kullanımı (4 işlem!), 10.8.14 günü yapılan 12. CB / Yarı Başkan seçiminde olabildiğince net irdelemeler yapmaya elveriyor.

Sn. Prof. Ali Ercan yine bunu yapıyor ve Radikal’den Ezgi Başaran’ın makalesine dayanak yaptığı kimi “üslü” ve uzun siyasal değerlendirmeleri kolayca boşa çıkarıyor..

Benzer kanıyı paylaşıyoruz Sn. Ercan ile..

Siyaset bilimcisi de, şarap yapıcısı da, mermer kaplamacısı da mezarcısı da,
bira içicisi de siyasetçisi de…. temel düzeyde Matematik öğrenmek, us yürütürken kullanmak ve sağlıklı sonuçlara varmak için “Matematiksel düşünme – düşünce” yi etkili bir araç olarak kullanmak zorunda.. Başka çıkar yolu yok..

Ama RTE – AKP yönetiminin giderek yeşillenen Türkiye’sinde
Mantık – Felsefe.. seçmeli; Din dersleri anayasal olarak zorunlu; Peygamberin yaşamı, Hadis, Arapça, Fıkıh.. vb. dersler de mahalle baskısı ile Matematiğin – Fen bilgisinin saat sayısı olarak önünde..

Varılacak yeri birkaç yıl sonra varın siz öngörün..
Liselere yerleştirmelerde veliler telaşta…
Hiçbir yere yerleşemezse çocuklar ZORUNLU İHL okuyacak..

İşte RTE – AKP Türkiye’sinin laik – ileri demokrasisi..

Veee; Y-CHP Genel Başkanı K. Kılıçdaroğlu’na göre
Türkiye’de laiklik tehlikede değil!?

Secsinler.. Siz kimi uyutmaya memursunuz??

Sevgi ve saygıyla.
22.8.2014, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=======================================

İşte bilimsel yanıt:
Herkes oy kullansaydı Cumhurbaşkanı kim olurdu?

Ezgi hanım, genç siyaset bilimcilerimiz (!) kusura bakmasınlar, sorunun özünü bırakıp ayrıntıda boğulmuşlar; şöyle ki…
 
10 Ağustos 2014’te CB seçimine Katılım : %75
Yerel seçimdeki katılım : %89 (AS: 30 Mart 2014)
Fark : %14
Seçmen sayısı : 54,7 milyon
Yerel seçimde oy kullanıp bu kez oy kullanmayanlar  :
0,14 x 54,7= 7,66 milyon
Bunların en az 7 milyonu “boykotçular”dır.
 
Sandığa gitmeyen bu 7 milyon kişi, sandığa gidip Ekmel Bey’e oy verseydi (RTE’ye oy veren MHP seçmenlerine karşın!) Oylar şöyle dağılmış olacaktı:
Ekmel bey : 22 milyon, % 46,8
RTE : 21 milyon, % 44,7
Demirtaş : 4 milyon, %  8,5Toplam :

 47 milyon,  %100,0

Yani Ekmel Bey 1. turu önde kapatacak, seçim KESİNLİKLE
2. tura kalacaktı… Yani RTE 1. turda k-a-z-a-n-a-m-a-y-a-c-a-k-t-ı !!!
 
2. Turda nasıl bir sonuç çıkardı, onu peşinen söylemek olanaklı değil. Belki de Demirtaş’a giden %8,5’in yarısı
Ekmel Bey’e gidecek, Ekmel Bey %51’le CB seçimini kazanacaktı, bunu bilemem; ama hesap bu denli 
açıkken, olasılıkla boykotçuları vicdani rahatsızlıktan kurtarmak için uydurulan varsayımlarla “RTE nasıl olsa Seçilecekti” tezini savunmak doğru değil.Sevgilerimle. æ

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

===============================================EZGİ BAŞARAN’ın RADİKAL’de yer alan söz konusu yazısı…

İşte bilimsel yanıt: Herkes oy kullansaydı Cumhurbaşkanı kim olurdu?

21/08/2014

ODTÜ Ekonomi’den Yrd. Doç. Can Özen ve Kentucky Üniversitesi Siyaset Bilimi’nden Yrd. Doç. Ozan Kalkan bizim için “Herkes sandığa gitse 2014 seçim sonuçlarında oy oranları nasıl olurdu” sorusunu cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçları açıklandığı akşam ve takip eden günlerde en çok konuşulan konulardan biri katılım oranının azlığıydı.

Bir kısım dedi ki… Seçimde sandığa gitmeyenler tatilini bölmeyen CHP seçmeniydi. CHP seçmenini Ekmeleddin İhsanoğlu için mobilize edemedi, kimse ‘tıpış tıpış’ gitmedi, ‘sahillerdeki’ muhabbetlerini bölmeye tenezzül etmedi. Dolayısıyla eğer onlar sandığa gitseydi, Ekmeleddin Bey kazanabilirdi. 

Bir kısım da dedi ki… Seçimde sandığa gitmeyenlerin çoğu AKP’lidir. Ramazan Bayramı sonrası AKP seçmeni de tatile, memleketine filan gitmişti. Dolayısıyla eğer onlar sandığa gitseydi, Tayyip Bey daha da yüksek bir oy oranıyla kazanabilirdi.

Benim de seçim gecesi yazdığım yazıyla (http://goo.gl/tu0Y9T ) dahil olduğum bir kısım da seçim sonucunun katılımın azlığına bağlı olarak değişmeyeceğini amma velakin buradaki kilit meselenin MHP oyları olduğunu, MHP’nin kalesi olan yerlerde çatı aday Ekmel Bey’in değil Tayyip Bey’in desteklendiğini söylemişti.

Görüleceği üzere tüm bu yaklaşımların ve analizlerin (elbette benimkinin de) bilimsel manada hiçbir kıymeti harbiyesi yoktu.

O nedenle bilimsel, daha doğrusu istatistik açısından bir mana teşkil eden yanıtı bulmaya gayret ediyorum bir süredir.

Hem siyaset hem de istatistik alanında uzman iki çok kıymetli akademisyenden yardım istedim. ODTÜ Ekonomi’den Yrd. Doç. Can Özen ve Kentucky Üniversitesi Siyaset Bilimi’nden Yrd. Doç. Ozan Kalkan’a anlamlı bir çalışma için en temel veri olarak neye ihtiyaç duyabileceklerini sordum. Türkiye’nin tüm ilçelerindeki Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını talep ettiler. Gerisini onlar anlatsın…

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra çeşitli düzey ve kalitede analizler yapıldı. Bazıları daha bilimsel yöntemler kullandı. Fakat bunlarında geçerliliği tartışmalı ve hatta tümüyle kullanımı tartışmalı istatistiksel yöntemler kullandığını gördük. Özellikle de partiler arası geçiş ile ilgili varılan sonuçlar kullanılan yöntemle ortaya çıkamaz. Zira yığın veri ile bireysel davranış kestirmesi yapılamaz. Örneğin “MHP’li seçmen İhsanoğlu’nu desteklemedi” türünden ortaya atılan bir sonucu ekolojik çıkarım tekniği ile elde etmek mümkün değildir.”

Burada araya girerek benim ve bir çok başka kişinin MHP ile ilgili bu iddiasının çeşitli illerin oy oranlarını 30 Mart yerel seçimlerdeki parti oylarıyla karşılaştırarak ortaya attığını hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Fakat anlaşılıyor ki, illerin oy oranlarına bak ya da sadece geçtiğimiz seçimle bu karşılaştırmayı yapmak bilimsel bir anlam ifade etmiyor.

Peki nasıl olmalıydı?

“MHP seçmeninin İhsanoğlu karşısındaki tutumuyla ilgili sorunun yanıtını ancak kişi düzeyinde anketle verebilirsiniz. Eğer yığınlaştırılmış veriyle çıkarım yapacaksınız da bunu bizim biraz sonra yapacağımız gibi varsayımlarla yaparsınız. Fakat bu tür çalışmalarda en önem verilmesi gereken konu çalışmanın varsayımlarının ön plana çıkarılması, geri itilmemesidir.“

Öyleyse asıl meseleye, üstünde tartışma kopan hayati soruya gelebiliriz: Katılım tam olsaydı, yani herkes sandığa gitseydi Cumhurbaşkanı kim olurdu?

Yrd. Doç. Özen ve Yrd. Doç. Kalkan şöyle yanıtlıyor: “2003 yılında American Journal of Political Science dergisinde (siyaset bilim alanındaki en itibarlı yayındır-eb) Jack Citrin, Eric Shickler ve John Sides tarafından yayınlanan makalede “Herkes Oy Kullansaydı Ne Olurdu?” sorusunun yanıtı aranmıştı. Biz de 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi için o makalede kullanılan yöntemi uyguladık. Ve aşağıdaki şu varsayımları kullandık…”

BİR: 2014 Mart Yerel seçimleri nüfusun fotoğrafını çekmiştir. Diğer bir deyişle her ilçeden hemen hemen parti profili ortaya çıkmıştır.

İKİ: 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde oy kullanmayanlar ilçelerde 2014 Yerel seçimleri gibi dağılmıştır.

ÜÇ: Ekmeleddin İhsanoğlu oy kullanmayanlar arasında CHP ve MHP oylarını alacaktır. Bu muhafazakar bir varsayımdır. Yani açıklayacağımız sonuçlar, oy kullanmayan CHP ve MHP seçmeni İhsanoğlu’na oy verseydi ne olurdu sorusunun yanıtını verecek.

DÖRT: Recep Tayyip Erdoğan oy kullanmayanlar arasında Ak Parti oylarını, Selahattin Demirtaş da HDP ve DBP (BDP) oylarını almıştır.

**

Evet ilçelerdeki oy miktarları ile tüm bu varsayımların sonucu Özen ve Kalkan’ın simüle ettiği oy oranları, yani “Herkes sandığa gitse Cumhurbaşkanı kim olurdu” sorusunun cevabı şöyle…

Recep Tayyip Erdoğan: % 50.06

Ekmeleddin İhsanoğlu: % 39.50

Selahattin Demirtaş: % 9.11

Yani… Görüldüğü üzere herkes sandığa gitseydi de sonuç değişmiyordu. Zaten 2003’teki makalede Citrin, Shickler ve Sides de Eyalet Senato seçimlerinde ‘herkes sandığa gitseydi’ dahi bir iki eyalet dışında çok büyük farklılıklar olmayacağını ortaya çıkarmıştı.

Dolayısıyla katılımın azlığı seçim sonucunu –çok olağanüstü durumlar hariç – değiştirmiyor. Bu seçimlerde de yaşanan budur. Erdoğan yine kazanacaktı. İlk turda kazanacaktı. Ama iddia edildiği gibi daha yüksek bir oy oranıyla değil.

NOT:

1. Oy oranlarının toplamının 100 etmemesi uzun küsuratların yuvarlanmış olmasındandır.

2. Gerçek oy ile simüle edilmiş oy oranları arasındaki farkı da herhangi bir partinin oy tabanına yüklemek bu veri seviyesinde mümkün değildir

SEÇMEN KÜTÜKLERİNİN GÜVENİLİRLİĞİ, YAŞLANAN TÜRKİYE ve…??


SEÇMEN KÜTÜKLERİNİN GÜVENİLİRLİĞİ, YAŞLANAN TÜRKİYE ve…??

Dostlar,

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu, eski DİE), 31 Aralık 2013 sonu Türkiye nüfus verilerini özet bir demografik raporla web sitesinde yayımladı file:///G:/Demografi/Nufus_2013.htm).

Bilindiği gibi artık ADRESE DAYALI NÜFUS KAYIT SİSTEMİ kullanmaktayız
2000 yılından bu yana ve tüm nüfus hareketleri, başta doğum – ölüm ve göçler
(içe – dışa göçten çok yurt içi adres değişiklikleri) olmak üzere çevrim içi (on line) verileri işlenmekte. Bu sistem ne ölçüde güvenilir, uygun yöntemlerle test edilmesinde büyük yarar var. Bu amaçla sondaj yöntemine dayalı kimi örneklem çalışmaları yapılabilir, yapılmalıdır. Bu tür sayıma “de jure” sayım denilmekte. Sözcük anlamıyla “hukuka dayalı” demek..
Yani yukarıda değinilen demografik hareketliliklerin başta Nüfus Hizmetleri Yasası olmak üzere mevzuat gereği yasal birimlere bildirilmesi ve sanal ortamda kayda alınması varsayımına dayalı. Önceki sistem ise “de facto” sayım idi.. Sözcük anlamıyla “gerçeğe dayalı” .. Yani sokağa çıkma yasağı konarak herkesi evlerinde birer birer saymak ve kayda geçirmek.. Her 5 yılda bir yapılıyordu 1927’den başlayarak (birkaç aksama dışında).

Yıl Nüfus
1927 13.648.270
1980 44.736.957
1985 50.664.458
1990 56.473.035
1997 62.865.574
2000 67.803.927
2007 70.586.256
2008 71.517.100
2009 72.561.312
2010 73.722.988
2011 74.724.269
2012 75.627.384

Bu yasaya (NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU, yasa no 5490, RG: 29/04/2006,
sayı 26153) göre “ulusal adres veri tabanı ile MERNİS veri tabanının ilişkilendirilmesi” gerekiyor (md. 48).

Madde 15,

“Sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan başlayarak Türkiye’de otuz gün içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında ise altmış gün içinde dış temsilciliğe bildirilmesi zorunludur.” diyor.

Madde 31/e ise ölümlerin “10” (on) gün içinde resmi makamlara bildirimini yükümlüyor.

Ancak işlerin hiç de varsayıldığı gibi gittiğini söylemek olanağ yok…

Yukarıdaki tablodan 3 sayım verisini çekersek, aşağıdaki rakamlar çok güven sarsıcı.

1997 62.865.574
2000 67.803.927
2007 70.586.256

1997 – 2000 arası 3 yılda nüfus 5 milyon artarken (??), 2000 sonrası 7 yılda yalnızca 2,8 milyon artmış!?

Olacak şey değil.. Kabaca yıllık 1 milyon artış oluyor.. 7 milyon yerine 2,8 milyon..
4,2 milyon nüfus yitik! Tam bir rezalet..

Dahası, bu verilerle, İçişleri Bakanlığı’nın sağladığı bu veri tabanıyla YSK seçmen kütükleri hazırlıyor ve seçim yapılıyor.. AKP de güzel güzel iktidar oluyor!

Demokratik sitemin A’dan Z’ye, -açık söyleyelim- ırzına geçilmiştir, geçilmektedir.

Ve Türkiye’de kıyamet kopmamaktadır..
YSK da bu oyunun bilerek – bilmeyerek içindedir.
Bir anlamda bilerek – bilmeyerek suç ortağıdır..
İşte somut örnek.. 429 bin nüfuslu Antalya’nın Muratpaşa merkez ilçesinde 50 bin seçmen kütüklerde yoktur!..
Bu ileri bilgisayar çağında böylesi bir major teknik hata olanaklı mıdır??
Asla.. Bu seçmenlerin hemen hemen tümünün CHP seçmeni olduğu savlanıyor.
Böyle seçim olur mu?
Oyunu mertçe oynamak gerekmez mi?
Demokrasinin en temel varsayımlarından biri

* Dürüst, açık, saydam, gizli – eşit oy açık sayım – döküm değil midir?

YSK mutlaka namuslu bir veri tabanına dayalı olarak seçim yapmak zorundadır.
Seçmen kütükleri 23.01.2014 günü askıdan indirilmiştir.
Bundan sonrası YSK’nın namusuna kalmıştır. Aksi durumlar ülkede istikrarı alt üst etmeye ve ciddi kargaşalar çıkarmaya adaydır.

  • Buradan YSK’yı bir kez daha uyarıyor ve gereken her türlü titizliğin
    sonuna dek, asla aksamadan eksiksiz gösterilmesini istiyoruz..

******

Türkiye, Demografi (Nüfusbilim) yazınında bir DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ içinde görülmektedir. Daha önce bu sitede konuya ilişkin Sn. Prof. Ali Ercan‘ın ve
bizim epey yazılarımız yer aldı.

Türkiye, yaklaşık %1,5 (binde on beş) düzeyindeki hızlı ama anormal ya da -çok hızlı- olmayan bir nüfus artış hızı sahibidir. Nüfus çok gençtir, örn. ortanca yaş haşa 30’dur.
Bu 2 veri birlikte, bir ülke nüfusunun DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ  içinde olması biçiminde yorumlanmaktadır. Türkiye’nin bu verileriyle 35-40 yıldan önce “yaşlı” nüfus olmayacağı kestirimi, projeksiyon hesapları ile çıkarılan trendlerden izlenmektedir.

Dolayısla vurgu, haksız – yersiz – doğru olmayan biçimde “yaşlanan nüfus” olgusuna değil; nüfus artış hızının %1’in de hemen altına çekilerek niteliğinin iyileştirilmesine yapılmalıdır.

Küresel yarışta tutunmak kalabalık ve niteliksiz bir nüfusla değil;
özellikle sağlıklı ve eğitilmiş optimal büyüklükte nüfusla olur. Türkiye’nin gerçek nüfusunu CIA %10 daha fazla vermektedir. 2014 başında Türkiye’nin gerçek nüfusu, %10 kayıt dışı ile 84 milyon dolayındadır ve Erbakan – Demirel – Erdoğan üçlüsünün yanıltılarak dillendirdiği gibi 100 milyonu besleyebilecek bir ülke değildir.

  • Dünya topraklarının %0,6 sına, enerji – su kaynaklarının %0,2’sine sahip
    bir ülke olarak Türkiye, toplam dünya nüfusunun % 1,1’ine sahiptir ve
    zaten orantısız biçimde gereğinden çok nüfus baskısı altındadır.

Sorun,

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK! 

Ulusal politikasıyla yoluna konabilir.. Hem de daha çok gecikmeden..

Daha fazla bilgi için lütfen şu dosyaya bakar mısınız??

HIZLI NÜFUS ARTIŞI SORUNU / The CHAOS of HUGE POPULATION GROWTH

http://ahmetsaltik.net/2013/12/02/hizli-nufus-artisi-sorunu-the-chaos-of-huge-population-growth/, 02.12.2013

Sevgi ve saygı ile.
03 Şubat 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

YABANCILARIN GÖZÜYLE ATATÜRK…

Dostlar,

  • YABANCILARIN GÖZÜYLE ATATÜRK…

Sn. Prof. Ali Ercan derlemişler.. (Birkaç derleme var böyle elde olan..
Sayın
Prof. Özer Ozankaya da bu bağlamda kapsamlı bir kitap derlemesi yapmıştı..)

dunya-dusunurleri-gozuyle-ataturk-ozer-ozankaya

(http://static.idefix.com/cache/0/270/259750)

Özellikle Büyük ATATÜRK‘ü anlamayan / anlayamayan / anlamak istemeyenler için 
yararlı olsun dileriz.. Elin 7 yabancısı, savaş meydanlarında düşmanları bile yeri geliyor namuslu davranıp gerçeği takdir ediyorlar ATATÜRK için..
Onları zorlayan mı var bu sözleri için?

İçimizdeki vefasız ve vicdansız nankörlere belki bir hidayet ışığı olur, olsun dileriz.

Yansıları izlemek için lütfen tıklar mısınız??

ATATURK_yabancılarin_gozuyle

Sevgi ve saygı ile.
11 Kasım 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net