Kâr yerine kamu çıkarı…


Dostlar,

Van Atatürk Lisesi’nden sınıf arkadaşımız çok değerli Mustafa Sönmez,
yine nefis bir yazı kaleme almış :

  • Kâr yerine kamu çıkarı…

Biz de 13 Mayıs 2014 Soma faciası gününden bu güne hep benzer temaları işliyoruz.

Sen kader görüyorsun bense rant

Devletin, başlıca emekçinin sırtından olmak üzere özelleştirme – taşeronlaştırma vb. küresel düzeneklerle rant ortakçılığı yapmasına, yurttaşını – emekçisini

çifte sömürüye kurban etmemesi gerektiğini vurguluyoruz..

Kritik alanlarda kamusal tekel sürdürülmeli,
özelleştirmeye yer verilmemelidir::

Bunlar başlıca Sağlık – Eğitim – Adalet – Güvenlik (iç ve dış) ile sınırlı değil!

Neoliberallerin çook canı sıkılacak ama, büyük büyük dedeleri Mr. Adam SMITH bile sağlık hizmetlerinin piyasaya bırakılamayacağını apaçık vurgulamıştı :
(The Wealth of Nations, 1776)

  • Sağlık hizmeti,
    p
    iyasaya bırakılamayacak denli önemli, kritik’ bir alandır.

Bir kez daha anımsatalım…

Teşekkürler sevgili Mustafa Sönmez..

Sevgi ve saygıyla
18.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

Kâr yerine kamu çıkarı…

portresi

 

 

Mustafa Sönmez
SÖZCÜ
– 17 Mayıs 2014

Sayıları önünüze koyduğunuzda, “Değer mi kardeşim?” diye söylenmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi…

Değer mi 3 milyar dolarlık kömür üretimi için bu acıyı çekmek?

1 milyar dolarlık kömür ithalatını zaten yapıyorsun her yıl; üretme, 3 milyar dolarlık kömürü ithal et. Zaten yılda 250 milyar dolarlık ithalat yapıyorsun,
varsın 3 milyar $ daha artsın.

Hiç olmasa bu ölüm dehlizlerine sokmazsın insanını.

300’e yakın insanın yaşamından, yetim, dul bırakılmış insanlardan daha mı değerli
o dolarlar?

Risklidir, çilelidir diye, böyle bir tercihi de olabilirdi Türkiye’nin.

55 bin kömür işçisi, her gün ölümle randevulaşma yerine,
gitsin, başka yerde çalışsın.. da diyebilirdik.

Ama öyle olmuyor işte.

Ne fazladan 3 milyar dolarlık ek ithalata takat bıraktılar memlekette
ne de 55 bin kişiye seçenek istihdam yaratma becerisi…

Çekiyoruz çaresiz, kahrı, kederi.

Ama, neden ölüm olsun kömür üretmenin mutlak riski?

Dünya alem ölerek mi üretiyor kömürü?

Niye Çinli 1 ölürken biz 5 ölüyoruz bir milyon ton kömür üretirken?

Örneğin sektörde değil yalnızca sorun; insan yaşamına da değer veren bir üretim düzeneği kurmakta. Becerilemeyen bu. Hele ki kâr ve sermaye biriktirmek ise hedef,
o zaman ne önlem geliyor akla, ne de insan yaşamıı…

Kamu_ozel_yatitim_paylari_2013

Kâr konusu…

Bazı sektörler, işler var ki, onları kâr, birikim konusu yapmayacaksın.
Kömür madenciliği bunlardan biri işte.

Maliyeti en düşük düzeye indirirsem kârım o denli artar, diye oturdun mu masaya,
o zaman ne işçiyi koruyacak yatırım için, ne de donanım için paraya kıyarsın…

Hepsi batar sana.

Oraya harcamasam tonunu daha ucuza mal edecektim diye kıvranıp durur,
hele ki rakibin yapıyorsa sen de arkasından beterini yaparsın.

Yıllardır tüm dünyada kimi mal ve hizmetlerin kamu kuruluşlarınca üretilmesi
boşuna değildir.

Eğitim, sağlık uzun yıllar para-pul kazanma konusu yapılmadı, devletin asıl işi oldu.

Ulaştırmanın birçok dalı, örneğin demiryolları,
örneğin haberleşme kâr ve birikime açılmadı.

Stratejik sayıldı, istismar edilir diye korundu.

Ta ki neoliberalizm kabuğuna sığmaz, daha, daha yeni birikim yatağı istemeye başlayıncaya dek. Birikmiş sermayeyi yeni, daha yeni alanlara yatırması,
oradaki mal ve hizmeti azami kârla satması gerekiyordu.

Yeni sıtması buydu.

Onun için kamu out – özelleştirme in diye ünledi ve tüm dünyaya bunun hikmetlerini sıralamaya başladı:

Devlet savurgandı. Kaynak yutuyordu. Eş-dost kayırıyordu.
Sendikalarca sömürülüyordu.

Kalite düşüktü. Hemen uzaklaştırılmalı, ya özele satılmalı ya da kapatılmalıydı.

Öyle ışık hızıyla yayıldı ki bu söylem; vurun abalıya!

Bizde Özal ile başlatıldı kıyım

Önce yeni yatırım yapması yasaklandı KİT’lerin, sonra adım adım alanları daraltıldı, derken haraç-mezat satışlar başladı, satılmıyorsa kapatmaya,
oraya buraya bedelsiz dağıtmaya vardı tasfiye.

Tasfiye

Geldiğimiz yerin özeti şöyle :

  • Özelleştirmelerle 60 milyar dolarlık tasfiye yapıldı ve
    bunun %90’ını AKP rejimi yaptı, paraları da çar çur etti.

Bu tasfiyeden sonra, artık kamunun girebildiği, giremediği alanlar var.
Örneğin sanayiden kamu sıfırlandı.

Tarımda sulama işlerinden dolayı var ama ileride o da özelleştirilir.
Sağlıkta özelleşme doludizgin ilerliyor, eğitimde ağır-aksak…

Güncel konu madencilik yatırımlarında kamu önde gibi ama gerçekte 145 bin maden işçisinin yalnızca %12’si kamu işçisi.

Hele ki enerjide, varsa yoksa özelleştirmeye güzelleme…

Ama sonuç?

Kamu enerji yatırımlarından alıkonurken,
özelin enerji yatırımları kaplumbağa hızında…

Fiyasko

Bugün gelinen yerde enerji tam bir çıkmaz içinde.

Yatırımlar istenen boyutta değil ve

  • Özellikle hidroelektrik kaynakları, dereler, çaylar çoğu AKP yandaşı tarafından talan ediliyor.

 

Gelişkin teknolojilerle linyit kaynaklarının kullanımı etkinleştirilirse, güneş, rüzgar kaynaklarından daha iyi yararlanılsa, su kaynakları çevre faktörü dikkate alınarak işletilse, ithalata bağımlılık makul bir yere çekilir belki.

Ama bunlar kadar önemli olan ve sık sık sorulması gereken soru şu:

Neden bu denli enerji tüketiyoruz?

Çarpık, hormonal büyüme olmasa, bu denli enerji gereksinimi ve bağımlılık olur mu?
Enerjiyi yerinde tüketiyor muyuz?
İzolasyon ile ne denli tasarruf olanaklı?
Savurganlığı önleyerek kaç dereyi kurtarabiliriz aslında?

Özet olarak; kömür madenciliği, enerji, özelleşmeye, sermaye birikimine, ticarileşmeye uygun alanlar değil.

Yol yakınken kamu üretimine, denetimine alınmalı, hem bağımlılık azaltılmalı
hem de insan canı, doğa dereler, çaylar daha çok kıyıma uğramadan kurtarılmalı.

Kâr motifi yerine, kamusal çıkarın önde tutulduğu alanda, sağlık ve eğitim de
mutlaka olmalı.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir