Cumhuriyet kurumları AKP iktidarında nasıl yok edildi?

Cumhuriyet kurumları AKP iktidarında nasıl yok edildi? Konunun uzmanları Cumhuriyet‘e anlattı

AKP iktidarı, Atatürk’ün kurumlarını kurgulu ve bilinçli şekilde yok etti. Tarihçi Prof. Hakkı Uyar, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık ve eski THK Genel Başkanı emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş, Cumhuriyet kurumlarının başına gelenleri anlattı.

Cumhuriyet kurumları AKP iktidarında nasıl yok edildi? Konunun uzmanları Cumhuriyet'e anlattı

Siyasal İslama sarılarak dini duyguları suiistimal edip Atatürk devrimlerinden ve Cumhuriyet’ ten rövanş alma hayaline kapılan AKP iktidarı, Atatürk’ün emriyle kurulan Cumhuriyet kurumlarını birer birer ortadan kaldırdı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında dünyaya aşı ihraç eden Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatarak, koronavirüs salgınına karşı tek silah olan aşı konusunda Türkiye’yi dışa bağımlı hale getiren AKP iktidarı, Atatürk’ün “istikbal göklerdedir” diyerek kurduğu Türk Hava Kurumu’nu (THK) batağa sürükleyip orman yangınlarını yurtdışından gelen uçaklarla söndürmeye çalışıyor. Tarihçi Prof. Hakkı Uyar, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık ve THK Genel Başkanı emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş, Cumhuriyet’e konuştu.

‘BEKA SORUNUNA DÖNÜŞECEK’

Tarihçi – yazar Prof. Dr. Hakkı Uyar: 

Atatürk, devleti kurumsallaştırmak için elinden gelen çabayı yaptı. Tanzimat ile başlayan bir kurumsallaşma süreci Cumhuriyet ile birlikte tepe noktaya çıktı. Bunun içinde Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü de var, Türk Hava Kurumu da var. Bunların hepsi Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan kurumlar. Bu kurumların tekrar elbirliğiyle modernize edilmesi, korunması ve yaşatılması gerek.  Bu kurumlar Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını sağlayacak olan kurumlardır. Bunların içini boşalttığınız, bu kurumları tasfiye ettiğiniz zaman aslında tasfiye ettiğiniz şey Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi oluyor. Yani devleti de tasfiye ediyorsunuz. Bir iktisat devleti olacağım, modern bir devlet kuracağım çabasıyla bugün geldiğimiz yerde Cumhuriyet’in kurucu kültürünün idealini tahrip ediyoruz

Umarım daha fazla bir bedel ödemeden bu kurumsal yapıya, geleneksel Cumhuriyetin kültürüne geri dönerek, gücü tek adama veren ve Cumhuriyetin kurumlarını tahrip eden yapıdan çıkarız. Yoksa bu, Türkiye için gerçekten beka sorununa dönüşecek. Eski Türkiye’nin Hıfzıssıhha Enstitüsü olsaydı Türkiye aşılama sürecinde daha başarılı olurdu, dışa bağımlı hale gelmeyebilirdi. Yine Atatürk döneminde THK’ye gösterilen önem bugün olsaydı yangın söndürmede bu kadar zor durumda kalmazdık, dış desteğe ihtiyaç duymazdık. Bu duruma düşmek üzüntü verici. Bir devleti yaşatan, kurumlarının gücüdür.
****

‘YIKIM SÜRECİ KURGULU ve BİLİNÇLİ’

Halk Sağlığı Uzmanı
Prof. Dr. Ahmet Saltık:

Ülkemiz ne yazık ki son 19 yılı aşkın bir süredir yıkıma uğratılmakta.
Çarpıcı olanı ise bu yıkım sürecinin kurgulu ve bilinçli oluşu.
Şu anda siyasal iktidarı elinde bulunduranlar bir misyonla görev başına getirildiler.
AKP bir proje partisi!

  • Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmanın, bölmenin, parçalamanın,
  • Sevr’in intikamını almanın ve Lozan’ı çöpe atmanın bir projesi.
  • İktidar bunu yapıyor.

Nitekim ulusal bayramlarımızın ve andımızın yasaklanması gibi pek çok sistematik yıkıma uğradık.

Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 1928’de yasayla kuruldu. Çok başarılı oldu; aşılar, serumlar, biyolojik ürünler geliştirdi ve üretti. 1938’de Çin’de çıkan kolera salgınına destek verdi, 1 milyon doz aşı gönderildi. ABD ordusuna da 2. Dünya Savaşı’nda aşı sağladı… 1998’den başlayarak bu Enstitünün çalışmaları tavsadı. Teknolojisi yenilenmedi, adım adım bu sürece ilerledi… Sonunda 2011’de şimdiki AKP iktidarı kapısına kilit vurdu. Denildi ki; küreselleşme var, biz aşıları dışarıdan alırız. Ama Kovit-19 pandemisi sırasında aşı stratejik bir ürün durumuna geldi. Batılı emperyalistler önce kendilerini gözettiler, nüfuslarının kezlerce katı aşıya el koydular ve Türkiye bir aşı sorunu yaşadı, hâlâ yaşamakta.

Halbuki demokratik, gelişmiş, uygar ülkeler kurumlarıyla yol alırlar.

Salgın yönetimi siyasetin güdümünde, bilimin dışında; politik, ticari, ekonomik ve popülist beklentilerle yapılmaya çalışıldı ve olmadı.

Çünkü aklı ve bilimi, özerk bilimsel kurumları rehber almak yerine

  • Bütün yetkileri, otoriteyi tek adama bırakan dünyada örneği görülmemiş bir ‘sultani rejim’ inşa edildi.

Türkiye’ye bu tür kurumların yeniden kazandırılması gerek. Bu tür kurumlaşmalar olmadan da Türkiye sorunlarını çözemiyor salgın örneğinde gördüğümüz gibi.
***

‘THK’Yİ KASASI DOLU DEVRETTİM’

Eski THK Genel Başkanı emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Karakuş:

Ben 100 trilyon borçla aldım, borçsuz 30 trilyon para arkadaşlara devrettim. 20 trilyon yatırım yaptım. 2000-2003 arası hal böyleyken şu anda böyle… Eğer her şey düzgün gitseydi, Atatürk’ün kurumları doğru yönetilseydi hiç bunlar olmazdı. Borçlu duruma düşmediğiniz takdirde kayyum filan gelmez size.

  • Atatürk’ün kurumlarını yönetenlerin de Atatürk’e layık olacak şekilde yönetmeleri gerekiyor.

YANGINDA ÇAY DAĞITARAK TESELLİ VERMEK!

Zeki Sarıhan

Herhalde herkes hatırlayacaktır. Okulların ve devlet binalarının koridorunda içi kum dolu kovalar, duvara asılmış balta ve çengeller bulunurdu. Bunlar, bir yangını söndürmede kullanılmak üzere orada hazır bulunmalıydı. Bu binalarda belki de hiç yangın çıkmayacaktı ama ya çıkarsa, insanlar hazırlıksız yakalanmamalıydı. Ayrıca bu kurumlarda yangın söndürme ekibinin listesi yapılır, ara sıra sahte yangınlar bile çıkarılarak tatbikatta bulunulurdu. Bazı dolapların üzerine yapıştırılan “Yangında ilk kurtulacak” levhasını da hatırlamayan yoktur.

Bu tatbikatlar, şimdi kovit salgını nedeniyle herkesin hayatına giren aşı yoluyla insan vücudunda antikor oluşturmaya benziyor.

Geçtiğimiz 18 yılda uğradığımız rejim yangınına karşı, toplum bünyesi, zamanında tepki veremedi veya tepkiler yeterince etkili olamadı. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Yurdun birçok yerinde art arda çıkan ve güzelim ormanlarımızı bir kül yığına çevirmekle kalmayıp, birçok cana ve mala neden olan yangınlara da hazırlıksız yakalandık. Bu ihmal karşısında söylenecek çok şey var. Sorumluluğun en büyüğünü siyasal sistemin başında bulunanların taşıdığı açık.

  • Her türlü felaket karşısında “Allah’ın takdiri” teslimiyetçiliğine sığınanların yönettiği bir ülkede yaşıyoruz.

1999’da Kocaeli Depreminin, Gölcük Askeri tesislerinde subaylar içki içtiği için ilahi bir cezalandırma olduğunu söyleyenleri unutmadık.

Bu zihniyettir ki, yıllardır dere yataklarına ev ruhsatı veriyor. Fay hatları üzerinde komut yapılmasına göz yumuyor. Depremlerden hasar görme riski olan yapıların yenilenmesini olabildiğince ağırdan alıyor. “Kanal İstanbul” deyip, “Kanal İstanbul” işitiyor.

Bu sorunda, devlet bütçesinin kullanılmasında önceliğin neler olması gerektiğindeki anlayış yatıyor. Başkanlık sarayları yapılmasından hiç geri durulduğu yok. Kötü bir din istismarcılığının örneği olarak büyük camiler inşa edilip sultanlara özeniliyor. Deprem, sel, yangın gibi büyük felaketle sonrasında bölgelere giden yetkililer, yaraların en kısa sürede sarılacağını söylüyor. Çünkü bu seçmenler, bir dahaki seçimlerde onlara gereklidir… Yara sarma yöntemlerinden birinin de felakete uğrayan yurttaşlara platformdan paket paket çay fırlatılması olduğunu öğreniyoruz!

Türk Hava Kurumunu işlemez duruma getirenler, kendi emirlerinde bir uçak filosu bulunduruyorlar.

Uzak geleceği ve ihtimalleri düşünüp önlemler alan devletler, sağlam dayanaklar üzerinde yarınlarına güven duyarlar. Başkalarına saldırma niyeti beslemeyen barışçı ülkeler bile, “Ne olur, ne olmaz” diyerek ordu besleme külfetine bu nedenle katlanırlar. Bilime yatırım, geleceği güvence altına almak içindir. Bunlar bir cami, saray veya gökdelen gibi hemen göze çarpan ve oy getiren yatırımlar değildir. Süleymaniye, Selimiye, Sultanahmet camilerinin yapıldığı dönemlerde Osmanlı duraklama ve ardından gerileme dönemine girmişti. Ayakta kalmak için Avrupa’ya yetişmenin zorunlu olduğu anlaşıldığında bile, “İtibardan tasarruf yapmamak için”  Anadolu köylüsünden gıdım gıdım alınan vergilerle Dolmabahçe Sarayı (AS: bu saray Avrupa’dan borç alınarak yapıldı!) gibi, hazineler yutan yapılar dikildi.

Yaşadıkları saraylarla, koruma ordularıyla, bölgesel hâkimiyetler (AS: egemenlikler) kurmak için emperyalistlere özenmeyle Türkiye, dünyada itibar (AS: saygınlık) sahibi olabildi mi?

Keşke zamanından önlem alınarak orman yangınlarını söndürmek için bir uçak filomuz olsaydı hem ülkenin akciğerlerini korumuş olur, hem de dünyada daha itibarlı (AS: saygın) bir ülke olurduk.

Yangından zarar görenlerin üstüne çay paketleri fırlatmak,
hem münasebetsiz, hem de gülünçtür.

Bu davranış, yönetimin başında bulunan kişinin artık mantık dengesini de (AS: ve de empati yeteneğini) yitirdiğinin kanıtıdır.

Fotoğraf: Manavgat’taki orman yangını

ORMAN YANGINLARI ÜZERİNE

Dr. Ceyhun BALCI
ORMAN YANGINLARI ÜZERİNE – cumhuriyetciyorum (wordpress.com) 

Türkiye’nin onlarca ilinde çok sayıda yerde neredeyse eş zamanlı başlayan yangınların her birimizde yarattığı dehşeti sözcüklerle anlatmak zor. Bir zorluk da bu yangınlar üzerine yapılan kimi yorumlarla ilgili. İletişim olanaklarının yaygınlaşmasının yol açtığı acınası sonuçlardan birisini bu olay üzerine yazılanlar ve söylenenler üzerinden yaşıyoruz. Televizyonlarda uzman etiketiyle yer alanlardan ve sosyal medyada paylaşılanlardan bir demet!

  • Küresel ısınma sınırları aşma noktasına erişmiş. Böyle durumlarda yangınları doğal karşılamak gerekir gibi bir algı yaratılıyor.
  • Özensiz piknikçiler, arabasından dışarı izmarit atanlar da unutulmadı bu arada.
  • Tarla açmak için orman yakanlar ilkokul kitaplarımızın bilgisiydi diye düşünenler yanıldılar. Tarımı unutan ülkemizde çiftçiliği anımsayanlar birden bire harekete geçip kendilerine tarla açmaya giriştiler desek güldürmez miyiz herkesi?
  • Ülkemizin başının en büyük derdi olan betonlaşma görmezden gelinebilir mi? Orman yakmak bu betonlaşmanın ilk adımıdır ne de olsa.

Bu arada, bir önemli noktaya değinmemek olmaz. Cumhuriyet düşmanlığıTürk Hava Kurumu üzerinden eyleme dönüştüren iktidar, ihale şartnamesi üzerinden yürüttüğü aymazlığı sürdürmekte zorlanır oldu. Geçtiğimiz haftalarda yabancı şirketlere ödeme yapılmadığı için yangın uçaklarının işbaşı yapmadığı ve yangınlara uçakla söndürme yapılamadığı haberleri basına yansımıştı.

  • Bir yanda kullanılmayan THK uçakları diğer yanda parası ödenmediği için havalanmayan kiralık uçaklar.

Daha da kötüsü bu durumun basına yansımasıydı. Orman kundaklama için fırsat kollayanları harekete geçirmiş olması bile olasıdır bu haberlerin.

Sonuç olarak: bir terör eylemi olduğu kuşkusuz olan son orman yangınlarının denetim altına alınamamasında hükümetin önlemsizliği ve hazırlıksızlığı son derece açıktır.

Yazının başındaki başlıklara dönersek!

Türkiye’de hatırı sayılır bir kesim orman kundaklamaları karşısında dilini yutmuş gibidir. Dil ucuyla da olsa bu güçlü olasılığı seslendirene rastlamak neredeyse olanaksızdır. Oysa öznesiz eylem, dilbilgisi kurallarına da toplumbilim yasalarına da aykırıdır.

Onlarca ilde onlarca noktada aynı anda orman yangını çıkacak ve bunları tekil orman yangını olgusu gibi algılayacağız! Öyle mi?

Yakın ve uzak geçmişte ayrılıkçı terör örgütü PKK’nin eylemcilerinin de döpiyesli, kravatlı sözde siyasilerinin de bu konuyla ilgili epeyce açıklaması olduğu arşivlerde yapılacak kısa bir gezintiyle ortaya çıkartılabilir. Durum bu denli açık ve ortadayken dilini yutmuş gibi yapanlara ne demeli?

VİCDANSIZ ve AHLÂKSIZ, bu davranış biçimi karşısındaki sessizliği niteleyebilecek sıfatlardan ikisidir. Niteleme sayılarının okurların imgelem gücüyle daha da artırılabileceğinden  hiç kuşkum yok.

  • İktidarın Cumhuriyetle hesaplaşma uğruna ormanlarımızı tehlikeye attığı gün gibi ortada.

Buna karşılık, yaşanan yangınları terör eylemi değilmiş gibi niteleme çabaları da! Teröristlerin kod adlarını kitaplarına ad yapanların sözde siyasetinin orman yakmaya varmasına kimseler şaşırmamalı!

Türkiye beceri yoksunu bir iktidarla emperyal maşa terör örgütü ve sözde siyasetinin arasında sıkışmayacak kadar
önemli ve değerli bir ülkedir.

Bu önemli noktaya dikkat!

YANIYORUZ

Mustafa AYDINLIMUSTAFA AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Yanıyoruz“, yazın yaşamıma başlayalı attığım en ürkütücü, en acı başlıktır. Keşke bu başlıkta bir yazıyı kaleme almasaydım. Keşke ülkemizin dört bir yanından yangın haberleri gelmeseydi. Keşke yangınlar daha başladığı noktada söndürülebilseydi, bugün dördüncü gününde (AS: 28 Temmuz – 2 Ağustos, 6. gün!) hala yangınlar sürüyor. Yanan ormanların alevi, dumanı gökyüzü ile buluşuyor. 21 kentte devam eden 63 (AS: 100’ü aşkın noktada! 35 ildeki 138 orman yangınından 129’unın denetim altına alındığı belirtildi.) ayrı yangın için “yanıyoruz” demeyecektim de, ne diyecektim?

İçimiz yandı, akciğerlerimiz yandı, bunlar artık klasikleşmiş deyimler. Ben televizyonlarda orman yangınlarını izleyemem. Yangında devrilen her ağaç, yanan karınca, kanadı kavrulan kuşlar, tilki, tavşan, dağ keçileri, ceylanlar, kaplumbağalar ve onların yavruları sanki içimden bir parçayı alıp götürür. Yangından yarı kurtulan canlıların geriye dönüp bakışları, büyük olasılıkla yavrularını izlemeleri ya da aramalarından daha büyük dram olur mu? Bu nedenle yangın görüntülerinde gözlerimi kapatırım.

Yaz sezon (mevsimi) olması nedeniyle yangınların çıkmasına, iklimsel koşullar son derece elverişli. Çok sayıda yangının eşzamanlı çıkması, kasıtlı yakma olaylarını da aklımıza getiriyor. O bir olasılık, ancak biliyoruz ki yangınların yaklaşık % doksanı insan kaynaklı. Ormana söndürülmeden atılan sigara izmaritinden, söndürülmeyen mangal küllerine kadar, dikkatsizlikler orman yangınlarına sebep oluyor.

Yangınsız bir yıl geçirdiğimiz genelde olmuyor. Sadece bizde değil dünyada da benzeri yangınlar çok oluyor. Demek ki yangınlar yaşamımızın bir gerçeği. Önemli olan yangınlar olmadan ne tedbir (önlem) aldığımız. Bugünkü teknolojide yangınları büyümeden önlemenin olanakları var. Bugüne dek genelde yangınları THK (Türk Hava Kurumu) uçakları, söndürüyor ve önlüyordu. Kayıtlara göre 2002 yılında THK’nun 19 yangın söndürme uçağı varken, bugün yarısı kadar olsun yangın söndürme uçağının olmamasını kimseye anlatamazsınız. Cumhuriyetin her kurumunu yıkıp işlevsiz hale getirmekte mahir olan iktidar, belli ki THK uçaklarını da hangarda çürümeye terk etmiş.

Eski THK Başkanı’nın açıklamaları ile Tarım Bakanı’nın açıklamaları birbiri ile çelişiyor. 19 uçakla devir alan iktidardan şimdi uçak sayımızı 29’a, 39’a çıkarmasını beklerdik. Yangın uçakları sıfıra düşerken, maşallah Cumhurbaşkanlığı makam uçak sayısı, üçü geçmezken şimdi sayı 13’e çıkmış. Hem de en pahalı ve lüks uçaklarla “itibardan taviz verilmemiş” (AS: “İtibardan tasarruf olmaaz! Bay RTE)

Basından edindiğimiz bilgilere göre; “Fransa Cumhurbaşkanı’nın 8 makam, 32 yangın söndürme uçağı var, İspanya’nın 3 makam, 74 yangın söndürme uçağı var. İtalya’nın 8 makam, 88 yangın söndürme uçağı var. ABD’ni ise makam uçağı bizimkinin bir alt modeli, yangın söndürme helikopter sayısı 1000 adet. Bizim Kazdağları’nın köküne siyanür döken, bayrağı ağaç yaprağı olan Kanada’nın 136 adet yangın söndürme uçağı var, bizim makam uçağımız 13, yangın söndürme uçağı sıfır, şu an 3 adet kiralandı.”

Ne diyelim “itibardan taviz vermeyin”. İtibarınıza bir yıldız olarak; yanan binlerce dönüm ağacı, yanan kuşları, tavşanları, tilkileri, ayıları, dağ keçilerini, kaplumbağaları, karıncaları, ceylanların feryadını da ekleyin.

THK’na kayyum atanmış, kayyum heyeti başkanı Cenap Aşçı Beyefendi nerede? Memleket yanarken düğüne gitmiş. Merak ediyorum, Cenap Bey evlenenlerin mutluluğuna iştirak ederken (AS: katılırken), yanan canlılar, kökünden devrilip kül olan ağaçlar hiç aklına geldi mi? Ne yapalım ki “Alt yanımızı kurt yese, üst yanımızın haberi yok”.

Bu arada, Din bilginlerine bir sorum olacak: Bir canlının yaşamının son bulmasına sebep olursak o dilsiz varlıkların AHI tutar mı?

Yangın söndürme işi “hizmet alımı çerçevesinde” özel sektöre ihaleye verilmiş. Eh yakınlarına, yandaşa verecek hali yok ya! Ne denli çok yangın, o denli çok para. Böyle rezalet görülmemiştir. Gerçi yangınlar sönmüyor artıyor, ama umarım ‘söndürme garantilidir’.

Garanti kapsamında bari söndürün; yanıyoruz, yanıyoruz, yanıyoruz!

BİR “ÇÖKÜŞ”ÜN ANATOMİSİ: TÜRK HAVA KURUMU

 

Tüm Türkiye adeta bir yerlerden “Düğmeye basılmışçasına” alev alev yanar ve orman yangını haberleri peşi sıra pek çok ilden birden gelirken Türk Hava Kurumu ise yeniden tartışmaların odağına oturan kurum oldu. Zira AKP döneminde THK alanında uzmanı olduğu yangın söndürme ihalelerinden ihale şartnamesinde yapılan bir değişiklik ile saf dışı edilmişti. Yeni ihale şartnamesine göre yangın söndürme uçakları için 5 bin litre su taşıma özelliği şart koşulurken THK’nın elinde olan yangın söndürme uçakları 4900 litre kapasiteli olduğu için ihalelere katılamaz hale gelmişti.

THK’na atana  kayyum heyeti ise adeta bu sürecin üzerine “Tüy dikerek” kurumun tüm pilot ve teknisyenlerini işten çıkartarak uçakları hangarda çürümeye terk etmişti. İşte bugün gelinen noktada THK ve THK’nin başında bulunup memleket cayır cayır yanarken “Düğüne gittiğini” açıklayan THK Kayyum Heyeti Başkanı tartışmaların odak noktasına otururken gözden kaçırılan bir nokta var.

Gözlerden kaçan bu nokta ise Türk Hava Kurumu’nun bugün geldiği durumun AKP iktidarı ile birlikte kurumun adının yolsuzluk, zimmet, rüşvet gibi pek çok olaylar ile birlikte anılıp adeta “Sistematik olarak” içinin boşaltıldığı bir sürecin “Sonucu” olması. Yani THK konusunda bugün kamuoyunun gündemine gelen tartışmalar bir “Sonuç”. Aşağıda okuyacaklarınız ise bir kurumun nasıl olup da içinin boşaltıldığını, hangi ilişkiler ile adeta tarumar edildiğini içiniz burkularak okuyacağınız bir “Trajedi hikayesi”…
Evet “Bu kadar peşrev yeter” diyoruz ve yazımıza geçiyoruz…
***
Tarih yaprakları 18 Ekim 2009’u gösterdiğinde THK 40. Genel Kurulu’nu gerçekleştirmektedir. Genel Kurul’da THK Isparta Şube Başkanı Zafer Çağlar ile emekli Hava Pilot Tümgeneral Osman Yıldırım’ın aday olduğu seçimlerde Yıldırım, 441 geçerli oyun 308’ini alarak THK Genel Başkanlığına seçiliyordu… THK’da yapılan bu Genel Kurul Sonrasında neler yaşanacağından ise Osman Yıldırım’ın başkanlığı için oy kullanan hiçbir delegenin haberi yoktu…

Osman Yıldırım THK Başkanlığı seçilmesinin ardından kısa bir süre geçtikten sonra Türk Hava Kurumu Vakfı’nı kurdurdu.  Zira “Vakıf” demek “Ticari iştirak” demekti. Osman Yıldırım “Ticareti” sevmişti… Peş peşe şirketler kurmaya başladı. Ancak kurduğu şirketler oğlu Emre Yıldırım başta olmak üzere, eşi ve kantincisi üzerineydi. Kurulan şirketlere THK’nın en önemli ticari iştiraki olan GÖKÇEN HAVACILIK üzerinden milyonlarca dolar aktarıldı.

Yetmedi Osman Yıldırım oğlu Emre Yıldırım’in 107 bin TL tutarındaki düğün masraflarını da THK bütçesinden karşıladı. Bu para THK’dan Osman Yıldırım’ın oğlu Emre Yıldırım adına kurulmuş olan ASAY SAVUNMA ŞİRKETİ’ne aktarılmış ve düğün harcamaları bu para ile yapılmıştı. Tüm bunlar devletin resmi MASAK raporlarına giriyordu ve en sonunda THY Denetim Kurulu ve MASAK incelemeleri sonucunda Osman Yıldırım ile oğlu Emre Yıldırım 2 Kasım 2015 tarihinde tutuklanarak hapse konuluyordu.

Bu arada hakkında hazırlanan iddianamede rüşvet ve yolsuzlukla yargılanan Osman Yıldırım’ın 2014 yılında HSYK üyeliğine aday olan Ankara Batı Adliyesi eski Başsavcısı Murat Gökçe’nin ağabeyi Mustafa Gökçe’yi işe alarak THK’da Teftiş Kurulu Başkanı yaptığı ortaya çıktı. Murat Gökçe, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından HSYK tarafından açığa alınırken ağabeyi Mustafa Gökçe ise yeni THK Başkanı Kürşat Atılgan tarafından önce Gökçen Havacılık’a gönderildi.

Kaynak: Bağımsız Havacılar internet sitesi-FETÖ’CÜLER TÜRK HAVA KURUMU’NDA CİRİT ATMIŞ başlıklı haber-27 Temmuz 2016

Ancak Osman Yıldırım hapisteyken de THK’ya “Atamalar” yapmayı sürdürüyordu! Osman Yıldırım kurduğu THK VAKFI’nda 2020 yılına kadar devem eden Mütevelli Heyeti Başkanlığı yetkisini kendi eline almıştı. Buradaki yetkisi ise gerek THK Üniversitesi gerekse THK’ya atama yapmasına olanak veriyordu. İşte hapse girmesine rağmen bu görevinden istifa etmeyen ve yetkileri elinde tutmaya devam eden Osman Yıldırım hapishaneden verdiği talimatlar ile kardeşi İbrahim Yıldırım’ın “Ballı maaş” ile THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başdanışmanı, eşinin estetik doktoru olan Tacettin Güçer’i ise THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı olarak atıyordu! Tacettin Güçer ise FETÖ’nün en önemli yüksek öğretim kurumu olan ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kapatılan TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ’nde Anabilim Dalı Başkanı’ydı!

Bu arada kuruluşundan itibaren THK Üniversitesinde ve tabii ki Osman Yıldırım döneminde Rektör olan isim Prof. Dr. Ünsal Ban’dı. THK vakıf üniversitelerinde maksimum Rektör o dönem için 25 bin TL alırken Prof.Dr. Ünsal Ban’a “Ek dersler ile birlikte” tamı tamına 110 bin TL aylık maaş ödüyordu.

2015 yılında Prof. Dr. Ünsal Ban AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etti ama listeye alınmadı. Ancak AKP’de 2015 yılında Erzurum’dan Milletvekili adayı olan bir başka isim daha vardı: Zehra Taşkesenlioğlu… Zehra Taşkesenlioğlu 2015 seçimlerinden başlayarak AKP’nin Erzurum Milletvekili seçildi, parti içinde giderek yükseldi, etkinliği arttı ve en sonunda AKP MKYK üyesi seçildi.

Zehra Taşkesenlioğlu 29 Nisan 2019 tarihinde görkemli bir düğünle evlenirken nikah şahitleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Eski TBMM Başkanları Binali Yıldırım, İsmail Kahraman, Sağlık eski Bakanı Recep Akdağ, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, eski Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan, eski Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Fatma Betül Sayan Kaya oluyordu.

Şimdi “Arkadaş sen bize THK’yı anlatıyordun bize ne Zehra Hanım’ın düğününden, Allah mutlu mesut etsin” diyorsunuz büyük ihtimalle ama kazın ayağı öyle değil… Zira Zehra Taşkesenlioğlu o gece THK Üniversitesinin “110 Bin TL” maaş alan rektörü Prof. Dr. Ünsal Ban ile evleniyordu! Bu arada Zehra Taşkesenlioğlu’nun ağabeyi, Ünsal Ban’ın kayınbiraderi olan Ali Fuat Başkesenlioğlu’nun ise eski HALK BANK Genel Müdürü, yeni Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı olduğunu hatırlatalım…

Ayrıca CEO’luğunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başdanışmanlarından Ömer Özbay’ın yaptığı VERUSA HOLDİNG’in ise başta Tokat olmak üzere Türkiye’de pek çok altın madeni işletmesinin sahibi olduğunu ve Prof. Ünsal Ban’ın bir dönem VERUSA HOLDİNG’in Yönetim Kurulu üyesi olduğu da dip not olarak buraya bırakalım. Peki bu hakkında tonla “Şaibe” iddiası olan ve bu iddialar belgeler ile devletin raporlarına yansıyan THK Başkanı Osman Yıldırım’a ne oldu dersiniz?

Yaklaşık 1 sene tutuklu kaldıktan sonra birden bire serbest bırakıldı. Ama hakkındaki davalardan aklanmadı, hakkında kamu davası açıldı. Yargılanma süreci devam etti. Hakkındaki tüm bu iddialar ve devletin resmi belgelerine yansıyan yolsuzluk ve usulsüzlüklere rağmen kendisi 2018 yılında, hakkındaki hukuki süreç devam ederken THK’ya yeniden Genel Başkan adayı oldu! Şaka gibiydi ama bu memlekette bu yaşandı..

THK açıkça “Soyuluyordu”…
***
2015 yılı THK için önemli bir yıldı zira THK yeni Genel Başkanını belirleyecekti… Osman Yıldırım’ın Kuruma verdiği büyük zararın yeni yönetim tarafından düzeltileceğine olan büyük bir inanç vardı. Ve 11 Ekim 2015 tarihinde yapılan Genel Kurul’da geçerli oyların 324’ünü alan Kürşat Atılgan THK’nın yeni Genel Başkanı olarak seçiliyordu. THK Kurumuna Genel Başkan olan Kürşat Atılgan TSK’dan Hava Tümgeneral olarak emekli olduktan sonra MHP Milletvekilliği yapan bir isimdi. Kürşat Atılgan göreve gelir gelmez THK’daki tüm yetkileri kendisinde topladı.

Kürşat Atılgan döneminde THK’da “Enteresan” şeyler de olmaya başladı. THK Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz dahil edildi. Kürşat Atılgan’ın oğlu Buğrahan Korkmaz ise Sezgin Baran Korkmaz’a ait BORAJET’te çalışıyordu! Kürşat Atılgan THK Üniversitesi için ilginç bir isim önerdi: Eski MHP Milletvekili Prof. Dr. Alim Işık. Alim Işık ismi neden enteresan diyecek olursanız, bu “Enteresanlığı” Işık’ın özellikle vekilliği döneminde FETÖ’ye karşı yaklaşımında ve açıklamalarında bulmak mümkün. Prof. Dr. Alim Işık MHP Milletvekiliyken 12.12.2014 tarihinde Meclis Başkanlığına verdiği soru önergesinde

  • Fettullah Gülen cemaati bir sivil toplum kuruluşudur ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu cemaat için usulsüz, hukuk dışı ve haksız suçlamalar yapıp suç üretmektedir.’ Bu cemaatin mensupları için ise; “suçlu gösterilerek cezalandırılması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından sahte delil ve belgelerle hizmet hareketine kumpas kurulmaktadır. Cemaatler ve tarikatlar üzerinde operasyon yapmak isteyen zavallı anlayışı anlamakta güçlük çekiyorum.” ifadelerini kullanıyordu…

Prof. Dr. Alim Işık’ın “FETÖ’cü” olduğuna dair iddialar yüksek sesle dile getirilmeye başlanınca YÖK 14 Aralık 2016 tarihinde “Görülen lüzum üzerine” görevden alındığını açıkladı. Peki Prof.Dr. Alim Işık’a ne mi oldu? Kendisi 2019 yerel seçimlerinde MHP’nin Kütahya Belediye Başkan adayı oldu ve seçimleri kazanarak Kütahya Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu… Prof. Dr. Alim Işık THK Üniversitesi’ne rektör olmuş, FETÖ’nün parasını Türkiye’de aklayan Sezgin Baran Korkmaz THK Üniversitesi’ne “MÜTEVELLİ HEYETİ BAŞKANI” olarak atanmıştı. Kürşat Atılgan’ın oğlu da SBK’nın şirketi BORAJET’te üst düzey görevdeydi…

İşte bu Sezgin Baran Korkmaz’ın işe dahlinin sırrını çözemeyen okurlarımız için THK gayrimenkullerine bakmalarını öneriyoruz. Zira o dönemde Kürşat Atılgan döneminde SBK üzerinden 65 gayrimenkulün usulsüz şekilde satıldığı iddiaları arş-ı alaya çıktı. Ama Kürşat Atılgan dönemindeki “Enteresanlıklar” bununla da sona ermedi. Atılgan tek elde topladığı yetkiler sonrasında kimseye danışmadan ODEA BANK ile çeşitli kredi anlaşmaları imzaladı.

Anlaşma imzalandı paralar alındı alınmasına ama ödeme zamanı geldiğinde THK paraları ödemedi. ODEA BANK ise buna karşılık THK’nın paha biçilemeyen gayrimenkullerine icra işlemi başlattı zira kredi bu gayrimenkullerin ipotek gösterilmesi ile alınmıştı. Ancak ODEA BANK’ın başlattığı icra işlemlerinde de bir tuhaflık vardı. Şöyle ki; ODEA BANK THK’ya verdiği ve ödenmeyen 11 farklı kredi için TL olarak verilen krediler için ana para yanında %42.02, Dolar bazlı alınan krediler için ise %28 temerrüt faizi istiyordu. Ancak bankanın bu istediği yasal olarak mümkün değildi zira 2018 itibariyle Dolar bazlı kredilere yasal olarak en fazla %2,65, TL bazlı kredilere ise en fazla %9 temerrüt faizi talep edilebiliyordu.

KAYNAK: ALİ AVCU-04.08.2019-THK,ODEABANK MESELESİ.İŞTE YALANLAR VE GERÇEKLER başlıklı makale-toplumsal.com.tr

Tabii siz şimdi “Olur mu canım öyle şey. O kadar da değil Kürşat Atılgan ve yönetimi hemen duruma itiraz etmişler ve bu haksız paranın THK’dan tahsilini engellemiştir” diyorsunuz eminim… Ama öyle olmadı… Kürşat Yıldırım bırakın bunu engellemeyi, THK’nın hukuk müşavirlerini harekete geçirmek için tek bir girişimde dahi bulunmadı… 04.01.2017 tarihinde ise Kürşat Yıldırım hakkında Ankara Sulh Ceza Hakimliği ”Üzerine atılı suçlar gerekçesi” ile yurtdışına çıkış yasağı koydu.

THK’nın içi boşaltılmaya devam ediyordu…

***
13 Ekim 2018 tarihinde ise THK’nın yeni genel başkanı olarak Emekli Hava Pilot Tümgeneral Betan Nogaylıoğlu seçildi. Nogaylıoğlu Balyoz kumpası mağduru bir paşa olarak biliniyordu….  Nogaylıoğlu Paşa göreve gelir gelmez 73 FETÖ iltisaklı personel ile THK’nın yollarını ayırdı, borçları yapılandırdı, ODEA BANK kredisi konusunda itirazlarda bulundu… Ama Nogaylıoğlu da özellikle THK Üniversitesi konusunda AKP ile adeta kol kola girmişti. Nogaylıoğlu döneminde THK Genel Sekreterliği görevine getirilen Refet Yavuz tüm yetkileri eline aldı ve THK Üniversitesi’ni adeta “Dizayn” etti.

Rafet Yavuz’un THK Genel Başkanı Bertan Nogaylıoğlu tarafından göreve getirilmesinin ardından kendisine devredilen yetkiler sonrasında eline aldığı büyük kuvvetle birlikte ilk icraat olarak Türk Hava Kurumu’nun Üniversitesi olan Türk Hava Kurumu Üniversitesi’ne “El atmak” oldu… Yapılan bu hamle sonrasında ise Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti “Bambaşka bir kimliğe” büründü.

ÜNİVERSİTE DEĞİL, AKP’NİN ARKA BAHÇESİ!

Rafet Yavuz’un talimatları ve THK Bakanı Bertan Nogaylıoğlu’nun onayları ile yeniden dizayn edilen Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti adeta AKP’nin “Arka Bahçesine” dönüştürüldü… Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nı doğal olarak THK Genel Başkanı Bertan Nogaylıoğlu yaparken üniversitenin asıl “Dizaynını yapan” Rafet Yavuz başta kendisini Mütevelli Heyeti içine soktu. Sonrasında ise AKP “referanslı” isimler Türk Hava Kurumu Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne seçildi… THK Üniversitesi’nin nasıl AKP’nin “Arka Bahçesi” haline getirildiğini daha da net anlamak için mütevelli heyetindeki isimlere yakından bakmak gerekmekte. İşte o isimler:

İhsan ŞENER: 24. ve 25. dönem AKP Ordu Milletvekili. 2016  yılı Ocak ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığına getirildi.
Mehmet Veysel Yayan: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı
Ömer Bülent Arslan: AKP döneminde Atatürk Orman Çiftliği Genel Müdürü ve 2014 yerel seçimlerinde Muğla AKP Büyükşehir Belediye Başkanı Aday Adayı
Şinasi Kazancıoğlu: AKP’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP’nin 2015 7 Haziran ve 1 Kasım Milletvekili seçimlerindeki Malatya milletvekili adayı
Sadık Karayel: 31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde AKP Ankara Altındağ Belediye Meclis Üyesi aday adayı

Ancak THK’de AKP’ye verilen tavizler de kurumun “Uçuruma yuvarlanmasını” engelleyemedi. Bir süre sonra önce Yönetim Kurulu üyelerin neredeyse tamamı istifa etti… Bu esnada THK her sene ihalesini aldığı yangın söndürme ihalesi işinden yapılan ve yazının başında belirttiğimiz ihale şartnamesi oyunu ile diskalifye edilmiş, en önemli gelir kalemini kaybetmiş, yolsuzluk ve usulsüzlükler nedeni ile gırtlağa kadar borca batmıştı. Ama her nedense AKP bu olan biteni görmezden geliyor, kurumun bu gidişatına hiç müdahale etmiyordu. Ve en sonunda 16 Ekim 2019 tarihinde AKP iktidarı THK’ya kayyum atadı. Kayyumlar ise Ahmet Davutoğlu’nun seçim hükümetinde Gümrük ve Ticaret Bakanı olan Cenap Aşçı, AKP döneminde yüzlerce kez delinen KAMU İHALE KANUNU’nun uygulayıcısı olan Kamu İhale Kurumu’nun tam da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılındaki Başkan Vekili olan Adnan Zengin ve Milli Emlak eski Genel Müdürü Abdullah Kaya olarak atandı. Abdullah Kaya ise Milli Emlak Kurumu Genel Müdürlüğü döneminde AKP’nin gözbebeği, Bilal Erdoğan’ın Mütevelli Heyeti’nde olduğu TÜRGEV’e Bursa Nilüfer’de “Hazineden” arazi tahsisi yapan isimdi…

THK ÜNİVERSİTESİ MÜTEVELLİ HEYETİNDE YANDAŞLAR GEÇİDİ…

Tabii THK Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti de adeta bir yandaşlar geçidi. Heyetteki Dr. Veysel Yayan AKP’nin 2017’de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarı olarak atadığı bir isim. Bir diğer Mütevelli Heyeti Üyesi ise AKP’nin Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne KURUMSAL İLETİŞİM DAİRE BAŞKANI olarak atadığı Veysel Nafiz Aksu… Bir başka Mütevelli Heyeti Üyesi TCDD eski Genel Müdür Yardımcısı ve MHP’nin Malatya Milletvekili Adayı ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Doç. Dr. Fikret Şinasi Kazancıoğlu.

Mütevelli Heyeti içindeki bir başka tanıdık isim ise en son Paramounth Otel’de kalması ile gündeme gelen Sivil Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir. Demir AKP’nin en “Kilit” bürokratlarından birisi olarak gösterilmekte. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın pil ve batarya üretimi yapan iştiraki ASPİLSAN A.Ş. Genel Müdürü olan İsmail Hakkı Doğankaya da Mütevelli Heyeti’ndeki bir başka isim. Türk Silahlarını Güçlendirme Vakfı ise TSK ile organik bağı olan ve Mütevelli Heyeti Başkanlığını Cumhurbaşkanı olarak bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ve Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın da yönetiminde olduğu bir vakıf.

VE THK FELÇ EDİLDİ…

Bu kayyum heyeti ile THK adeta felç edilirken;
– THK’ya ait yangın söndürme uçakları hangarlarda çürümeye terk edildi,
– pilotları işten çıkartıldı,
– kayyumunun başı ülke alev alev yanarken düğüne gitti…

Peki neden yapılıyor tüm bunlar THK’ya diyecek olursanız, yine dönün ve Türkiye’nin belki de gayrimenkul konusunda en zengin kurumlarından birisi olan THK’nın elindeki son derece değerli gayrimenkullere bakın deriz… Daha geçtiğimiz günlerde onlarcası satışa çıkartılan bu gayrimenkuller size bir fikir verebilir…

Ne dersiniz, “Niye yapılıyor tüm bunlar THK’ya?”