Etiket arşivi: seçim barajı

Seçim yasası neden değiştirilir?

Yasa, toplum yararı ve kamu yararı için çıkarılır. Seçim yasaları, bu gerekliliği öncelikle yansıtmalı. Zira, kamu yararı adına (için) yasa yapıcıları belirleyen en temel norm. Bu nedenle, seçmen iradesinin en özgür, en düzgün ve güvenli biçimde temsili organa yansıtılması ana amaç.
***
TBMM’de çoğunluk sahibi siyasal parti veya partilerin seçimler yaklaştığında sayı üstünlüğünden yararlanarak kendilerine avantaj sağlayıcı düzenleme yapmasının önüne geçmeyi amaçlayan Anayasa maddesi şöyle:

  • Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” (md.67; 3/10/2001)

Ne var ki, sorunlu 2017 Anayasa değişikliği, bu konuda da istisna öngördü:

“Anayasanın 67. maddesinin son fıkrası hükmü, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra birlikte ilk milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından uygulanmaz” (md.17/H).

Nitekim 13 Mart 2018 günlü ve 7102 sayılı yasa ile seçimlere ilişkin düzenleme yapıldı. Anayasa’da 3 Kasım 2019’da yapılması öngörülen seçimler, 24 Haziran’a alınarak bir yıllık yasak delinmiş oldu.
***
Anayasa’ya uyum yasaları yerine, 2018’de seçim yasasına odaklanan AKP-MHP ikilisi, şimdi de 2/4284 sy.lı yasa önerisi ile, ülkenin bunca sorunu varken, TBMM’yi seçim düzenlemeleri ile meşgul ediyor.

Seçimlere ilişkin düzenleme, şu üç sorunu öncelikle ve birlikte ele almadığı sürece, demokratik hukuk devletinin asgari gerekleri sağlanamaz:

Demokratik siyaset alanını daraltan ve demokratik toplumu sürekli baskılayan Parti başkanı Cumhurbaşkanı (CB):

Temsilde adalet ilkesini sürekli zedeleyen seçim barajı.

– Siyasal partiler arasında fırsat ve olanak eşitsizliği yaratan hazine yardımı.

  • CB’nin konumu, seçim barajı ve hazine yardımını gölgede bırakıyor. Nasıl?

Devleti ve yürütmeyi tek başına temsil eden ve şirket statüsündeki Varlık Fonu başkanlığını da yapan kişi, parti genel başkanıdır.

– Cumhurbaşkanı, CB yardımcısı ve bakanlar başta, atanmış kişilerin de –Anayasaya aykırı olduğu halde- katıldığı Parti faaliyetlerinde genel başkan değil, Cumhurbaşkanı unvanını kullanmakta.

Bu nedenle, TBMM’de temsil edilen partiler, eşit koşullarda yarışamamakta.

Eşitsizlik, “seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” açısından da geçerli. Düzenleme nasıl yapılırsa yapılsın, seçim öncesi/esnası ve sonrası bütün faaliyetlerinde, Cumhur ittifakı partileri ve özellikle AKP’nin çok unvanlı genel başkanı, Devlet olanaklarını parti lehine seferber etti/etmekte ve edecek.
-Medya, Kişi-Parti-Devlet’in propaganda aygıtı olarak kullanıldığından, demokratik siyaset alanı, haliyle, Cumhur İttifakı dışında kalan partiler aleyhine daraltılmış bulunuyor.

-Yurttaşlar, “siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma” yönünden eşit değil; zira, demokratik toplumun asgari gereklerini bile ortadan kaldıran bir mevzuat ve uygulama ayrışması var.

  • Düşünce ve ifade özgürlükleri ile barışçıl toplanma ve gösteri özgürlükleri, hukuk dışı ve şiddet kullanılarak bastırılmakta ve ölçüsüz yaptırımlara tabi tutulmakta.

Bu nedenlerle, seçimlere giden yol, “eşit” ortam ve olanaklar sunmamakta.

Gerçekten ana sorun; “kişi-parti-devlet” birleşmesine yol açan Anayasal yapının düzeltilmesidir.

2017’de hükümet kaldırıldığı için seçim baraj bahanesi de sona erdiği halde, AKP-MHP, %7 baraj yanı sıra, ‘Parti başkanı’ Cumhurbaşkanı’nın seçim yasaklarından bağışık tutulması öneriyor. (AS: Yasalaştı bile!!)
***
Anayasa’nın yasa için öngördüğü bir yıllık uygulama yasağına iki ay kala, Cumhur İttifakı’nın gelecek seçimleri kazanma ereğine yönelik torba yasa önerisi, kamu yararı veya seçim güvenliğini sağlamak bir yana, seçim hukukun genel ilkelerine, demokratik hukuk devletinin gereklerine, Anayasa’nın amir hükümlerine çok yönlü olarak aykırı olup, siyasal etik ve ahlak ilkeleri ile de çelişmekte.
***
CHP olarak görevimiz, yalnızca Anayasaya ve kamu yararına aykırı düzenlemelere karşı çıkmak değil, seçim güvenliği ve temsilde adalet ilkesine ilişkin somut önerileri de, komisyon aşamasında olduğu gibi genel kurul sırasında sunmaktır. (AS: Ne yazık ki AKP-MHP reddetti!)

Bu yasa önerisi, demokratik hukuk devleti ereğinde yürütülen anayasa çalışmalarının ne denli meşru, haklı ve ivedi olduğunu bir kez daha doğruladı.

  • Tek kişi yönetimi, özgür ve eşit oy güvencesini sağlayacak adil seçme ve seçilme hakları üzerinde en ciddi tehdit.

Demokratik cumhuriyetçiler daha uyanık olmalı.

İdeoloji konuşmadan siyaset konuşulur mu?

Barış DosterBarış Doster
Cumhuriyet, 17 Temmuz 2021

 

Siyasetin gündemi yoğun. Seçim barajının düşürülmesi, dar bölge – daraltılmış bölge tartışmaları, HDP’ye açılan kapatma davası, ittifaklar, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı, ekonominin gidişatı öne çıkan başlıklardan sadece birkaçı. İttifakların kendi gündemleri, kendi içlerindeki gerilim konuları da öne çıkıyor. Örneğin; HDP’nin kapatılması konusunda AKP ve MHP farklı düşünüyor. Yine HDP’ye bakış söz konusu olduğunda, CHP ve İYİ Parti yönetimleri arasında farklılaşma gözleniyor.

Tüm bu tartışmalarda üzerinde durulmayan tek konu var: Sınıf siyaseti. 1980’den bu yana esen, 1990’lı yıllarla birlikte etkisini artıran liberalleşme, özelleştirme, küreselleşme, serbest piyasa rüzgârı iktidarı, muhalefeti, toplumu öylesine etkiledi ki, kimse sorgulamıyor. 24 Ocak kararlarının (1980) mimarı olan Turgut Özal’ın, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ANAP’ı kurup darbe koşullarında, darbecilerle uyum içinde, ülkemizi yönettiğini, çok az kişi anımsatıyor. Solda geçinen ve soldan geçinen, özünde ise liberal olan siyaset esnafının, solu nasıl zehirlediğini, çok az kişi dillendiriyor. 5 Nisan kararları (1994) alındığında, DYP’nin koalisyon ortağının SHP olduğunu, başbakan yardımcısının SHP Genel Başkanı olduğunu, bu kararların memuru, emekçiyi, yoksulu, dar gelirliyi nasıl vurduğunu, çok az kişi hatırlıyor.

KAVRAMSAL BİLİNÇ, İDEOLOJİK BERRAKLIK

Oysa ısrarla vurguladığımız üzere tartışılması gereken ideolojidir, programdır, ilkelerdir. Tartışılması gereken ekonomi politiktir. Tartışılması gereken üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkileridir, sınıfsal çelişkilerdir…

Siyasetin sağını, solunu hayli zehirlemiş olan liberaller, ısrarla kimlik siyasetini öne çıkarıyorlar. Etnik aidiyetleri, mezhepsel mensubiyetleri, hemşerilik bağlarını, feodal ilişkileri vurguluyorlar hep. Seçimler dar bölge esasına göre yapılırsa, alt kimliklerin daha da öne çıkacağını, şimdikinden çok daha fazla siyasallaşacağını biliyorlar. Ulus devleti, yurttaş kimliğini, sınıf bilincini daha da aşındıracağını görüyorlar. O nedenle dar bölgeye olumlu bakıyorlar.

Liberalizmin etkisindeki merkez sağ ve sol; özelleştirmeyi savunurken, sosyal devleti zayıflatırken, toplumsal adaletin, fırsat eşitliğinin ortadan kalktığını göremediler. Yoksul yurttaşlara kömür dağıtarak, erzak yardımı yaparak, onları kimin oy havuzuna ittiklerini anlayamadılar. Üretimi değil, tüketimi teşvik etmenin, sonuçta kaçınılmaz olarak piyasa toplumu yaratacağını kavrayamadılar.

  • Kapitalizmin, liberalizmin, yurttaşı değil, müşteriyi sevdiğini öngöremediler.

Bu liberal programa ortak olmak, sahip çıkmak, solu büyütmedi. Küçülttü. Sonuçta, Refah Partisi sandıktan birinci çıktı 1995’te. Normalde sola oy vermesi gereken kesimlerin oyunu aldı, tepki oylarını toplamayı başardı, “adil düzen” sloganını öne çıkararak. AKP ise sıkça değindiğimiz üzere, iç ve dış konjonktürün de etkisiyle, merkezin sağı ve solunun çökmesinden de yararlanarak 2002’de iktidara geldi.

Benimsediği ekonomi politik program, AKP’yi de eritiyor.

Ne var ki ülkemiz;
– toplumcu,
– kamucu,
– halkçı,
– devletçi,
– antiemperyalist,
– yani Cumhuriyetçi bir sol programı,

samimi ve sahici olarak tartışmadığından gerçek bir çıkış yolu bulamıyor.

Başbakanın “Demokratikleşme” Paketi Hakkında Düşünceler


Başbakanın “Demokratikleşme” Paketi Hakkında Düşünceler

Sayın Dr. Onur Öymen, 1974 Kıbrıs Barış Harekartında  ülkemizin Lefkoşe Büyükelçilğiği müsteşarı idi. Gelişmeleri ilk elden ayrıntılı yaşayan bir diplomat..

Onur Öymen

Sayın Başbakan, demokratikleşme paketi dediği önlemleri açıkladı.

Öncelikle şunu belirtelim:

“Demokratikleşme” sözcüğü Türkiye’nin hala gerçek bir demokrasi olamadığının kanıtıdır. Gerçek demokrasilerde demokratikleşmeden söz edildiğini duyan var mı?

Başbakanın açıkladığı paket, Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye kavuşmasını isteyenlerin beklentilerinin çok uzağındadır.

Türkiye
– fikir özgürlüğü,
– basın özgürlüğü,
– kadın-erkek eşitliği ve
– yargı bağımsızlığı alanlarında

demokratik ölçülerin çok gerisindedir.

  • Bu nedenle ülkemiz dünya demokrasileri arasında tam demokrasiler,
    hatta arızalı demokrasiler sınıfına girememekte, demokrasiyleZ totaliter devletler arasındaki karma rejimler kategorisinde yer almaktadır.
  • Dünya demokrasileri sıralamasında 89. sıraya düşmüştür.
  • Dünyada hapishanede en çok gazetecisi olan ülke olarak anılmaktadır.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) aleyhinde en çok mahkumiyet kararı verdiği ülkelerin başında gelmektedir.

Başbakanın açıkladığı paket Türkiye’nAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)in gerçek demokrasiler arasında yer almasını sağlayacak nitelikte değildir.

Daha çok İmralı’nın görüşlerinin savunuculuğunu yapan parti ve örgütlerin beklentileri doğrultusunda önlemler içermektedir.

* Okullardan “Türküm, doğruyum, çalışkanım… diye başlayan Andın kaldırılması
hangi demokratik hakka hizmet edecektir?

Belli ki, Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri benimsenen

  • “hangi etnik kökenden, hangi din ve mezhepten gelirse gelsin
    bütün vatandaşlarımızı Türk olduğu anlayışı” 

ortadan kaldırılmak istenmektedir.

Atatürk tarafından benimsenip topluma kabul ettirilen alfabede de değişikliklere gitme yolunda adım atılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay‘ın aksi yöndeki kararlarına karşın üniversitelerden türban yasağının kaldırılmasına destek olanlar, türbanın bütün kamu kuruluşlarında serbest bırakılmasının yolunu açmışlardı.

Hükümet şimdi bu yolda adımlar atmaktadır. Türban için “velev ki siyasi bir simge olsun” diyenlerin hedefleri adım adım gerçekleştirilmektedir.

Seçim barajının düşürülmesi konusundaki kimi kuşkulu ve seçenekli sözler bir yana bırakılacak olursa, başbakanın açıklamalarının demokrasinin ileri götürülmesi bir yana, Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden uzaklaşılması yolunda bir adım olduğu görülmektedir.

Şimdi gerçek demokrasiye ve Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkanlara büyük görev düşmektedir. Gelinen nokta sessiz kalınarak veya güncel polemiklerle geliştirilecek
bir durum değildir. Meclis açılır açılmaz siyasal partiler öncelikle bu konuda
sınav vereceklerdir.

ÇORBADA İKİ KURBAĞA!

ÇORBADA İKİ KURBAĞA!

HAKPAR

Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

osman_pamukoglu_portresi

BİRİNCİSİ, %10 SEÇİM BARAJI:

İki tip korku vardır. Fiziksel korku, yani ölüm korkusu ve yanlış iş yaparak, saygınlığını kaybedip küçük düşme korkusu..

%10 sayısı kimseye ölüm getirir mi?
Hayır..

Yanlış iş yaparak, kötü karar vererek, onurunun zedelenmemesi insanın elinde olan bir şey mi?
Evet..

2011 seçimlerinde de “Oylarımız boşa gitmesin” diye Meclis’te olan partilere gönülsüz de olsa oy vermiştiniz..

Halen onurunuz yüksekte, vicdanınız da müsterihse söylenecek bir şey kalmadı demektir.

Oysa, mesele %10 değil, farkında bile olmadığın başka şeyler!.

Alışkanlık, sürekli yinelenen durumlar karşısında otomatik olarak yerleşen tek boyutlu davranış biçimidir. Fazla uysallık ve vurdum duymazlığı da beraberinde bulundurur. Alışkanlık insanları, düşünme, plan yapma, yeni kararlar alma külfeti ve sorumluluğundan kurtarır. Alışkanlık aklı da, vicdanı da devreden çıkarır, kör ve sağır yapar..

Bedene zincir neyse, beyne pranga da odur.

Bir kalıba hapsolup karar almaktan kaçmaktır.
Kendin olmanın ve özgürce karar almanın tek yolu, başkalarının beynine soktuğu paslı çiviyi söküp atmaktır.

Şablonlarla zafer kazanılmaz..

Baraj diye bir şey yok.
O, göreceli bir şey.
Korku, rakamdan değil, beynin hazıra alışmışlığından kaynaklanıyor.
Çünkü özgürlük, çok yüksek bir yerdedir, emek ve kesin inanç ister.
Baraj yok, vicdan var!.

İKİNCİSİ, BİRLEŞMEK VEYA İTTİFAK YAPMAK:

Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
Parti birleşmeleri öyle herkesin sandığı gibi bir iş değildir.
Üstelik biz bunu denedik de. Zerre kadar bir fayda getirmediği gibi,
zarar da veriyor.

40-50 yıldır siyaset sahnesinde cambazlık yapanlar bir halt olsaydı,
biz niye siyasi mücadeleye girelim ki?

Hepsi, düzenin birer parçası olan mevcutlar, ülkede adam gibi politikalar yürütselerdi, parti kurmak gibi zahmetli, sıkıntılı, özverili işlere
neden kalkışalım ki!

Aklımızı peynir ekmekle mi yedik? “Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı.” sözü her türlü eskiden hayır çıkmayacağını anlatan en anlamlı sözlerden biridir.

HEPAR halk tipi bir partidir ve bütün bireysel başvurulara açıktır.

İttifak’a gelince :

Biz yerel seçimlerden başlayarak AKEPE’ye karşı her ittifaka açığız.

Ama bunu bizden talep edenler, kuyruklarını dik tutmaya çalışanlara söylerlerse, daha faydalı bir şey yapmış olurlar.

Davet edilmeyen yere, çekirdekçilerle simitçiler gider. Burunları
Kaf dağında gezenlerin üzerine gitmeyerek, bize ağlayıp sızlayanlar,
önce onlara gitsinler..

Kuşku doğdu mu her şey biter.
Bilinç altı korku üretir, ruh ürker, kararsızlık ve
sürekli tereddüt başlar.

Türkiye’de saat on ikiye beş var değildir.
On ikiyi beş geçiyor..

Başı dik devlet; onurlu millet için tek yol HEPAR’dır..

Karar, saygıdeğer yurttaşlarımıza aittir…

corbada_2_kurbaga

2011’de Harekete Geçen 3,7 Milyon Oy !


Dostlar
,

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan‘ın seçimler ve seçim hileleri hakkındaki “KRİTİK” önem taşıyan yazısını özenle okuyalım, okutalım..

Gelecek seçimler için olağanüstü dikkatli olalım ve benzer hataları asla yapmayalım..
Teşekkürler Sayın Ercan, yerinde saptamalarınız ve uyarılarınız için.
Bizim de 2011 seçimleri için bu sitede çok kapsamlı bir irdelememiz yer almıştı :


Sevgi ve saygı ile.
26.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

2011’de Harekete Geçen 3.7 Milyon Oy !

ali ercan

Şimdiye dek 1. sıradaki partiye büyük avantaj tanıyan d’Hondt sistemi nedeniyle, ayrıca herhangi bir hileye gerek kalmadan, %10-%20 arası fazladan milletvekili bahşedildiği için elektronik yollardan oyların çalındığı yönündeki iddialara pek yandaş olmamıştım.

Ancak bu kez, göze çarpan anomali “seçime katılım oranı”dır. Şimdiye kadarki seçimlerde ortalama %76 olan katılım oranı bu seçimde birden bire %83’e fırlamıştır… (YSK seçmen sayısını 53,2 milyon yerine 52,5 milyon aldığı için katılımı %85 olarak veriyor..) Seçime katılım oranında ~ %7’lik ani artış yaklaşık 3,7 milyon “ek” seçmen oyu demektir ve bu rekor katılımın açıklaması gerçekten zordur. 9 yıllık bir iktidar döneminden sonra oylarını %31 artıran bir parti dünya demokrasi tarihinde görülmedi.

“Muhtemel bir CHP + MHP koalisyon iktidarından korkan pasif seçmenlerin tepkisi” şeklindeki bir açıklamak da kuşkularımızı gidermekte yetersiz kalıyor. 3,7 milyon ek oy AKP hesabına “bir şekilde” girdi ise o zaman bu rekor sonuç anlaşılır. Komplo teorilerine karşı her zaman çok temkinliyim; buna karşın bu kez “acaba?” demekten kendimi alamadım. AKP oylarından, dolayısıyla toplam geçerli oylardan bu “acaba?” lı oyları çıkardığımızda “makul” sonuç şöyle oluşacaktı ki; bütün anketlerin ortalaması da
kabaca bu rakamları gösteriyordu zaten:

secsis1

• AKP…… %48 290 mv
• CHP…… %30 150 mv
• MHP…….%15 75 mv
• BDP……..% 7 35 mv

AKP Meclis’te yine de salt çoğunluğu sağlayacak ve tek Parti Hükümetini kurabilecekti; ama BDP ile birlikte de olsa, 2/3 çoğunluk rakamı 367’den 42 eksik olacaktı.
Oysa şimdi yalnızca 5 eksiği var.

  • Acaba kozmik odalarda birileri fren yerine yanlışlıkla gaza mı bastı??

Tabii bütün bu komplo faraziyeleri üzerine konuşmak boşuna ve çok geç.
Muhalefetin her bakımdan işi baştan sıkı tutması, sandıklara pür dikkat sahip çıkması gerekirdi.
***
secsis2

“Şeytan üçgeninde Demokrasi” başlıklı söyleşimde, 2002 seçiminde tüm seçmenin dörtte birinin oyunu alan bir Partinin, çarpık mantıklı seçim yasası sayesinde,
Meclis’teki sandalyaların üçte ikisini nasıl aldığını açıklamıştım..

Aşağıdaki tablo, 2011 seçim sonuçlarını yansıtıyor. AKP yine Meclis’te %60 çoğunluk elde etmiş durumda. O zaman da küçük Partilerin ve Bağımsızların seçime girmemeleri, oyların iki büyük Muhalefet Partisinde toplanması gerektiği yönünde tavsiyelerde bulunmuştuk;

secsis3

Eğer tavsiyemiz tutulsa, %10 barajı altında kalan küçük partiler ve bağımsızlar seçime katılmasalardı, yani 2 milyonun üzerindeki oylar “çöpe” gitmeseydi tablo değişecek, CHP 150, MHP 60 milletvekili çıkarabilecekti.
secsis4

Ve bunun sonucu AKP 304 milletvekilinde kalacaktı. İktidar muhalefet arasındaki fark 174’ten 130’a düşecekti. Bizim tavsiyelerimizi o zaman çok yanlış anlayanlar oldu. (maalesef bu tipler hala siyasi yorumlar yapıyor, etrafa akıl dağıtıyorlar) .

Prof. Dr. Ali Ercan
(25.6.13)