22 Mart Dünya Su Günü…


22 Mart Dünya Su Günü…

Dunya_Su_Gunu_22_Mart_2015

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Amman…. 1 damla suyu bile telef etmeyelim..

Veriler hiç ama hiç iç açıcı değil…

1 milyarı dolayında insan sağlıklı  içme – kullanma uyuma erişemiyor ve birkaç milyon insan, çoğu çocuk olmak üzere her yıl salt bu nedenle ölüyor

Düyanın tüm sularını 5 Lt’lik bir kaba koysak, içilebilir olan 1 çorba kaşığı ölçüsünde..
Yaklaşık 15 cc (ml).. Toplam Dünya suyunun 300’de 1’i bile değil..
Kirlenmiş su kaynaklarını arıtmak çok pahalı..
İşte Ankara.. 5 milyonluk Başkent bu olanaktan yoksun…
***
Türkiye de su zengini değil!..
Dünya nüfusunun % 1,1’i bu toptraklarda ama su payımız % 0,2!
Enerji kaynakları payımız % 0,6! (Prof. Dr. Ali Ercan..)
Dünyada 1 km2 toprağa 50 kişi düşerken bu sayı Türkiye’de 100!

Nüfus artışına kesin fren gerek…

HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Tüm  musluklar fotoselli olmalı ve su basınçları standart, makul (optimal) ayarlanmalı.

Su tasarrufu içi halkı bilinçlendirmek üzere
TV’lerde kamu aydınlatma iletileri yayımlanmalı..
Ulusal planlar yapılmalı yakın – orta – uzun erimli..
İlgili Bakanlık ne yapmakta?? Seçime mi kilitli tüm iktidar, Devlet??

Yazık…

Küresel ısınma ve iklim değişikliği çooooom ciddi bir tehdit oluşturuyor..

Sevgi ve saygıyla.
22.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılın en soğuk günü buysa… Küresel İklim Değişikliği ve Nüfus Artışı


Yılın en soğuk günü buysa…
Küresel İklim Değişikliği ve Nüfus Artışı

 
Değerli arkadaşlar,Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr.D. Ali ERCAN


Yılın en soğuk günü
, Yılın en uzun gecesinin yaşandığı
21 Aralık’tan tam bir ay sonra 20 Ocak günüdür.
(en sıcak günü de en uzun gün olan 21.Hazirandan bir ay sonra 20 Temmuz günüdür)
Uzun yıllar boyunca elde edilen istatistiklerden, Ankara için 20 Ocak’ta ortalama sıcaklık -1 derecedir.  Gelin görün ki, son yıllarda alışılmış düzeyin çok üstünde seyrediyor sıcaklıklar. Örneğin, bu hafta ortalama sıcaklık  +5 derece !  Neredeyse geçmiş yılların Mart veya Kasım aylarındaki ortalama sıcaklık düzeyinde. Aslında 5 derecelik fark çok büyük bir sapmadır. Üstelik kar veya yağmur şeklinde yağış da yok.
 

Satır içi resim 1

 
Ülkemiz önümüzdeki yaz ve (büyük olasılıkla takip eden yıllarda da) kuraklık ve susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyor; hele şükür Devlet yönetimi ve Resmi Kurumlar yeni fark ettiler gerçekte
“su yoksulu bir Ülke” olduğumuzu!
 Son birkaç yıla kadar 
hep abartılı rakamlar veriliyor, adam başına bin metreküp civarındaki su potansiyelimiz 2 bin metreküp olarak gösteriyordu; (bu arada su kaynaklarımızın büyük bir bölümü özelleştirildi ve yabancılara satıldı;
biz yalnızca kullanıcı/müşteri konumundayız)!

Doğal yaşam kaynaklarımızın giderek kıtlaştığı bu durumda bir yandan nüfus artışı sürüyor, (günde 2500!) bir yandan da hâlâ 3 çocuk doğurmayı öğütleyen (3 de yetmez, 4 olsun diyen) politikacılar var. ne acı !

alt

 3 çocuk doğurmaktan daha önemlisi …
Bilim adamları 1960’lardan bu yana tüm Dünyayı uyarıyorlar;
Nüfus patlamasının beraberinde getireceği sosyo-ekonomik problemler ve bunların neden olacağı çevre felaketlerine karşı,
en önemlisi insan kaynaklı Küresel ısınıma ve hızlı iklim değişikliğine karşı etkin ve ivedi önlemlerin alınması için yırtınıyorlar; ama anlayan, dinleyen yok. Güle oynaya ve dolu dizgin felakete koşturuyor insanlık.

Sevgilerimle. æ
21 Ocak 2015
___________

Not. Meteorolojinin Sesi Radyosunda ‘Çevre’ konulu söyleşimin ses kayıtları ektedir. æ
Preview YouTube video Yeşil Radyo 12 Ocak 2014: Prof Dr Ali ERCAN ile Çevre (Meteorolojinin Sesi Radyosu)

Yeşil Radyo 12 Ocak 2014: Prof Dr Ali ERCAN ile Çevre
(Meteorolojinin Sesi Radyosu)

Preview YouTube video Yeşil Radyo 19 Ocak 2015: Prof Dr Ali ERCAN ile
Çevre ve Enerji (Meteorolojinin Sesi Radyosu)

Yeşil Radyo 19 Ocak 2015: Prof Dr Ali ERCAN ile Çevre ve Enerji
(Meteorolojinin Sesi Radyosu)

AKP’Yİ İKTİDARA GETİREN BİZLERİZ


AKP’Yİ İKTİDARA GETİREN BİZLERİZ

Portresi_Ali_Nejat_Olcen

 

 

 

Dr. Ali Nejat Ölçen
Aydın olan kişinin önce zihninin aydın olması gerekir. Aydın olan zihin kişiyi eleştirirken onun kişiliğine saldırmaz. Aydın olanın görevlerinden en önemlisi gerçekçi olabilmesidir ve sorguladığı konuyu ya da bireyi zedelememe özen göstermesidir.

Aydınlarımızın çoğu sorgulama özgürlüğünü kullanırken suçlama ve karalama türündeki alışkanlıklarını neden sürdürmektedir? Ve bir araya geldiklerinde birbirlerini anlamak yerine neden ayrışmaktadırlar? Zihnimde bu sorulara olumlu yanıt bulamıyorum. Aydınlarımızın düşün ve davranış farlılıklarını ayrışmaya dönüştürmelerindeki neden olasıdır ki, geneli görmeyip ayrıntıyla uğraşır olmaları.
Oysa ulusumuzun temel sorunudur emperyalizme karşı kendimizi ve toprağımızı koruyarak var olmak. Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı devletine o devletin Cumhuriyetine sahip olma sorunu ile karşı karşıyayız ve o temel sorunu bir yana atıp birbirimizi didiklemekle, suçlamakla, karalamakla uğraşıyoruz.

Elbette AKP gibi Cumhuriyet karşıtı gerici bir parti yolsuzluklar ve haksızlıklar batağında iktidarda kalmayı sürdürecektir. Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı
vatan bildiğimiz toprağımıza sahip çıkabilmemizdir temel sorun. Bunun dışındaki
tüm sorunları ayrıntı olarak önem dışına itekliyorum Çünkü, vatan bildiğimiz toprağın
bir parçasını ABD emperyalizminin desteğinde onun milis gücü PKK’ya
AKP iktidarının terk ettiği bir dönemde, aydınlarımızın husumete varan anlaşmazlık yaratmaları ihanetler dizgesine ortak olmak anlamına gelir. Başbakan olan kişi, 2023’te parantezin kapanacağını söyleyecek ölçüde dalalete ve ihanete kapılırken, aydın geçinen kişilerin birbirlerini suçlamaya kapılması öylesi ihaneti umursamamaktır.

**********

Prof. Dr. Ali Ercan’ı eleştirebilirsiniz, hepimiz gibi O’nun da yanlışları olmuştur.
Fakat kişiliğini zedelemeye, onurunu kırmaya hiç kimsenin hakkı olamaz.
O’nu eleştirmenin ötesinde, yöneltilen suçlamaları Türkiye’mizin ulusça varoluş sorununu unutmakla eşanlamlı görüyorum. Türkiye’mizin bölünüp parçalanması olasılığı karşısında aydınların bölünüp parçalanması yurtseverlikle bağdaşır
kabul edilemez.

Federal Almanya Devleti’nin Anayasa’sının 1’nci maddesi “Onurun dokunulmazlığı” koşulunu öngörmüştür. İnsan onurunun korunması görevini de devlete vermiştir.
(Die Würde des Menschen ist unantastbar. Sie zu achten und zu schützen ist verplichtung aller staatlichen Gewalt)

Kişiyi eleştirirken O’nun onurunu korumak ve kişiliğini zedelememek aydın olmanın
ön koşuludur. Unutmayınız, Mustafa Kemal, yendiği Yunan Ordusunun Başkomutanının (AS: General Trikopis) onurunu korumaya özen göstermiş ve O’nu konuk olarak ağırlamış, kılıcını teslim almamıştır. Gazi Mustafa Kemal’in düşmanının bile onurunu korumaya özen gösteren erdemini örnek alabilmeliyiz.
O’nun öğrencisi olarak bir anımı bilgilerinize sunmaya gereksinim duymaktayım:

TBMM’nin Plan Bütçe Komisyonu başkanı Nurettin Ok, benimle özel olarak konuşmak istediğini söylemişti (1977). Bir araya geldiğimizde:

Sayın Ölçen, dedi. Erzincan Senatörü üyemiz konuştuğunda eleştirileri bizde tepki uyandırıyor ve kimi zaman oturuma ara vermek zorunda kalıyorum. Sonradan tutanakları okuduğumuzda kendisine niçin kırmışız diye kendimize kızıyoruz. Sizi sessizce dinliyor fakat sonradan tutanakları okuduğumuzda size niçin kızmadık diye kendimize kızıyoruz. Bunun sırrını açıklar mısınız?

Yanıtım şu oldu     : Konuşurken sizleri gücendirmemeye özen gösteriyorum.
Zihninizde yakaladığım çelişkiye saldırıyorum ve sizler acaba doğru mu söylüyor diye kuşkuyla yüzüme bakarken, ben 4. tümcemi söylemiş oluyorum.

Bu yanıtım üzerine o günden sonra Plan Bütçe Komisyonu başkanı Adalet Partisi Milletvekili Nurettin Ok ve Eskişehir Milletvekili İsmet Angı en yakın arkadaşım oldular.

Bu anımı şu nedenle bilgilerinize sunuyorum : Hiç kimse aslında suçlu değildir
eğer kaba güç kullanmamışsa. Suçlu olan kişinin zihnidir, zihnindeki çelişkilerdir ve
o çelişkileri de bizler yaratıyoruz, Devlet yaratıyor, toplum ya da ailesi yaratıyor.
Örneğin R.T. Erdoğan’dan daha suçlu olan O’nun babasıdır. Oğlunu sevgi ve şefkatten yoksun bırakarak dövdüğü ve oğlunun onurunu korumadığı ve zedelediği için. Türkiye’ye zarar veren aslında R.T. Erdoğan’ın babasıdır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım düşün, davranış eylem farklılıkları aramızda husumete varan çelişkiler hatta çatışmalar yarattığı içindir ki; iktidarı AKP’ye gümüş tepside
teslim ettik.

Kanımca, kişinin onurunu koruyarak, O’nu incitmeden, dışlamadan eleştiri hakkını kullanabilmeliyiz. Çünkü, onurlu olmak hakların en yüce olanıdır. Onur kişinin
dik durmasını sağlayan erdemin kendisidir. Ve devletimizi ele geçiren onursuz kadrolara karşı savaşımı ancak onurumuzu ve birbirimizin onurunu koruyarak kazanabiliriz. Çünkü kişilikli olabilmenin de  temelidir onur. Sanıyorum aydın olduğumuzu zanneden bizlerin temel sorunu budur.

Türkiye’yi unutarak değerli hocamız Prof. Dr. Ali Ercan’ı incitmeyi, onurunu zedelemeyi
Atatürkçü olduğunu söyleyen hiçbir kişiye yakıştıramam.

Böyle biline, çare buluna.

Saygılarımla. 19.9.2014

Dr. Ölçen

====================================================

Dostlar,

İsparta ADD’nin kurucusu ve 14 yıla yakın Başkanı olan çok değerli dava arkadaşımız Sn. Mahmut Özyürek‘in e-iletisi bize de ulaştı.

Sn. Ölçen’in yukarıda yazdıkları, bu açık mektup hakkında.

Sn. Mahmut Özyürek dostumuz söz konusu e-iletisinde Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan’ı
ağır bir dille yermekte.

Şimdiye dek adı geçen 3 saygın insanı da yakından tanıyoruz.
Mahmut bey ile İsparta gibi çok zor bir ilde, onca tarikatın arasında Başkanlığı yıllarında çok çalıştık. Ölçüsüz bir özveri ile ADD için yıllarca koşturdu Mahmut öğretmenimiz. Kendisinin bu ödenmez hakkını, her şeye karşın teslim etmek zorundayız.
Kendisinin arabasıyla, cebinden benzin doldurarak İsparta’nın birçok ilçesine
bizi konferanlar için bizzat kendisi taşımıştır. Biz de Edirne’den, 2004’ten sonra da Ankara’dan, tüm çağrılarına koştuk. İSPARTA ULUSAL GÜÇLER BİRLİĞİ
bir ziyaretimizde birlikte kurduk ve bu yapı sanırız halen işlemekte.

Mahmut bey yapısı gereği biraz sert bir insan. Sözünü hiç esirgemiyor, doğrudan ve sansürsüz söyleyip yazıyor. Hiç eyvallahı da yok. Güç koşullar çelikleştirmiş O’nu..
Kendisini tanımayanlar bu söylem biçiminden çok rahatsız oluyorlar. Oysa bizim gibi çook yakından tanıyan, çayını-kahvesini içmiş, yemeğini yemiş insanlar,
O’nun bu sert Anadolu erkeği tavrından hiç rahatsız olmuyor hatta seviyorlar bile..

Mahmut beyden biz gene de çooook kez ricacı olduk söylemlerini biraz yumuşak tutması için ama alışkanlıklar kolay bırakılamıyor galiba.. Bir de haksızlığa uğradığında insan söylemini yumuşatma zorluğu olabiliyor. Anlaşılma ve takdir görme beklentisi de elbette çoook yerinde ve haklı. Bu yönüyle Mahmut Başkanımızın duygusal gereksiniminin doyurulduğunu hiç sanmıyoruz.

2004-2006 döneminde biz ADD Genel Başkan Yardımcılığı yaparken
Sn. Özyürek’in Genel Merkez ile hiç sorunu olmadı. O bizi, biz de O’nu biliyorduk çünkü.
2006 Haziran’ında biz Genel Başkan adayı olmuştuk anacak Sn. Şener Eruygur seçimi kazandılar. Biz de kendisinin istemiyle, seçilmiş GYK üyesi olarak
Genel Başkan Başdanışmanı görevini üstlendik. Mahmut öğretmenimiz
Şener Paşa’yı ve iletisinde adını verdiği 2 hanım çalışma arkadaşını kendince ve
bizce de haklı gerekçelerle çok eleştirdi. Oldukça da sert resmi yazılar yazarak..
Disiplin soruşturması yapıldı ve “Kınama” cezası GYK’da (Genel Yönetim Kurulu)
oy çokluğuyla onandı. Biz ve 4 arkadaşımız sözlü ve yazılı karşı oy yazısı kullanarak cezaya karşı çıktık. Bize göre ortada suç yoktu, anlayış ve hoşgörü ile Mahmut beyi kazanmak, gönlünü almak, açıklamalarla rahatlatmak olanaklı ve gerekliydi. Böyle yapıl(a)madı..

Biz Genel Başkan Yardımcılığı görevimizi, Şener Paşa Genel Başkan olunca,
O’nun sınıf arkadaşı, Ordu’dan daha yüzbaşı iken ayrılarak sivil yaşama geçmiş
Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘a devretmiştik. Sonraki yıllarda Sn. Ercan’ı daha yakından tanıma olanağımız oldu ve engin birikimiyle, Atatürk sevgisi ve bilinciyle, dostluğu – ağabeyliği ile… derin hayranlığımızı kazandı.. Kendisinden hiç incinmedik, çoook şeyler öğrendik. Çok sayıda ADD aydınlanma konferansı ve etkinliğinde birlikte görev aldık.
Web sitemizde çok sayıda değerli yazısını yayımladık. 2010-14 arası 2 dönem ADD Bilim – Danışma Kurulu‘nda kendileri Başkan biz de Yazman olarak emek verdik..

Tansel Çölaşan‘ın genel başkan olduğu söz konusu dönemde Mahmut bey,
bir komplo olduğuna inandığımız biçimde suçlandı ve ADD üyeliği düşürüldü.
Bu süreçte de kendisini hep savunmaya çabaladık ama ADD Yüksek Disiplin Kurulu oybirliği ile karar almıştı, biz GYK üyesi de değildik.. Üstelik Haziran 2014’te
Genel Kurul’da bu ceza onandı. Bu arada ADD İsparta Şb. YK da görevden alındı
ve atama yapıldı. Sn. Özyürek bu süreçlerde açık ve kaygı verici biçimde
Dernekler hukukunun, ADD tüzüğünün çiğnendiğini savundu. Davalar açtı.
Yazdığına göre birkaç davayı da kazandı.

O’nun derinden incinmişliğini, komploya kurban edildiği psikolojisini, kabul edilemez biçimde dışlanarak rencide edildiğini ve adalet duygusunun parçalandığı algısını anlıyor ve hürmetle karşılıyoruz. Can-ı gönülden diliyoruz ki, tüm haklarını
yargıda kazansın ve ADD İsparta Şb. Başkanlığına tüm onuruyla dönsün..

Ancak bu süreçte söylemleri – yazılarıyla suç işleyebilmekte, hakaretler edebilmekte
ve haklıyken haksız duruma düşebilmekte. Çok kez rica ettik ama özlenen düzeyde başarılı olamadık. Hiç olmazsa eleştirilerini – oklarını – suçlamaları insanların
kişiliğine değil eylemlerine yöneltmesi gerektiğini kezlerce açıkladık..
Temel iletişim kurallarına uyması gerektiğini anımsatmaya çabaladık.

Sn. Dr. Ali Nejat Ölçen ise 1922 doğumlu, 92 yaşında bir Cumhuriyet bilgesidir.
Kendileri ile 2004-2006 döneminde ADD GYK üyesi olarak birlikte çalıştık.
O’nu sayfalarca yazsak azdır. Ancak yukarıdaki iletisine bakmak bile yeter..
Gerçek bir bilgedir O!

Mahmut beyin adını geçirmeden yazdıklarına biz de katılıyoruz Sn. Ölçen’in.

Mahmut beyi de, Sn. Ölçen‘i de Ali Ercan hocayı da çook seviyor ve sayıyoruz.
Açık ortamlarda zehir zemberek ve kişiliğe dönük tartışmaları onaylamıyoruz.
Davranış ve eylemlerin onur kırmadan, ağırbaşlılıkla ve kanıta dayalı olarak eleştirilmesinde ise sonuna dek varız. Bu sitede daha önce Sn. Özyürek’in
birkaç yazısına, tüm ağırlığına karşın yer verdik. Gene veririz..
Ancak söylemi, belirttiğimiz kapsamda biçimlendirmek çok uygun olacak.

Bir de, Türkiye’ye giydirilen ATEŞTEN GÖMLEK, şu aralar istesek de
böylesi sorunlara zaman-emek ayırmaya hakkımız olmadığını bize düşündürüyor.,

Adı geçen her 3 insanı da çoooook seviyor ve derin hürmet besliyoruz.
Dileriz yüz yüze konuşma olanağı olur ve zamanla sorunlar çözülür..

ADD Genel Merkezini de Sn. Özyürek hakkında çook özenli – adil – hukuka uygun – hoşgörülü davranmaya ve kendisini yeniden kazanmaya çaba göstermeye çağırırız.

Sevgi ve saygı ile.
19.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

Dicle Üniversitesinin Kadın Rektörünün 2 Yüzü


Dicle Üniversitesinin Kadın Rektörünün 2 Yüzü 

Dostlar,

Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nin kadın rektörü, meslektaşımız
Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç‘ın 2 yüzünün öyküsünü aşağıda haziiiiin hazin izliyoruz..

Tarihe not düşüyoruz.. Bereket dün, 10 Nisan Laiklik gününde yapılmadı bu hamle.. Üniversite Genel Sekteri bir başka Profesör de “takdimi” üstlenmişti..
Şimdiye dek erteleme bile kadın rektörün sorumlu bir özverisi idi..

Maaaşallah, maaşalllahh..

Bizce Jale hanım kara çarşaf giymeli, öncü olmalı.. İlk olarak YÖK başkanı,
belki daha sonra Milli Eğitim Bakanı olur, önü iyice açılır gider taa doruğa dek..

CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu dostumuz da herhalde bir muhasebe yapar tam da burada..

Bir yandan bir maşanın fiziksel saldırısına uğradığı için gönülden şifa diler ve
geçmiş olsun derken; saldıranı ve özellikle saldırtanları nefretle kınarken, bu olayda bütünüyle kendisinin yanındayken.. öbür yandan da TÜRKİYE’de TÜRBAN SORUNU YOK – LAİKLİK TEHLİKEDE DEĞİL.. söylemiyle ülkemizin
nerelere sürüklendiğini değerlendirmesini dileriz.

Hala yapılabilecek kaldı ise??

Belki konu son zamanlarda “ümit veren” (?!) Anayasa Mahkemesi’ne bir kez daha taşınabilirse??? İyi polis – kötü polis senaryosunu da aklımızdan atamazken..

Bu “moda” da geçer elbet..
İnsanlığın bebeklik – emekleme çağı hala sürüyor..
Değişim – dönüşüm.. AYDINLANMA çok ama çok yavaş ve oldukça sancılı oluyor..

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün AYDINLANMA DEVRİMİ’ni sürdürme zamanıdır..

Sn. Prof. Dr. Ali Ercan hocamızın kısa irdelemesi ve fotoğraflar aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
11 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

Değerli arkadaşlar,

Aşağıdaki kamera şakası bana Türkiye’deki “iki yüzlü” görünümleri hatırlattı.
Ayşegül Jale Saraç AKP’den 2007’de Diyarbakır’dan milletvekili olamayınca,
teselli olarak 2008’de Diyarbakır Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne atanmıştı.
Rektör seçiminde %15 oyla 3. sırada olan Saraç, 2. kez, 2016’ya dek yine Rektör…

Hayırlara vesile olur inşallah. æ

Dicle_Universitesi_Rektoru_Aysegul_Sarac_turbanli_11.4.14

Dicle Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. med. Ayşegül Jale Saraç (1959) 
‘hidayete’ erdikten sonraki….
 
Dicle_Universitesi_Rektoru_Aysegul_Sarac_turbansiz_11.4.14
ve …Milletvekili adayı olmadan ve Rektör seçilmeden önceki yüzü

 

Çevre Sorunları ve Siyaset


Dostlar
,

Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği‘nin
geleneksel Cumartesi konferansları sürüyor..
Bu hafta sonu, 12 Nisan Cumartesi saat 14:00 – 16:00 arasında..
İlgi ve bilginize sunarız..
Konuşmacı tam da bu konuyu derinlemesine işleyebilecek yetkinlikte..

Sn. Prof. Dr. Ali ERCAN..
Duyuru Posteri aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
9 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Ulusal Eğitim Derneği Cumartesi Konferansı


Çevre Sorunları ve Siyaset

Portresi_gulumseyen

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
C. Konf. Ali Ercan+