TÜİK Başkan Yardımcısı’na Mektup

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Ali Ercan‘ın Nüfus (Demografi) konularındaki duyarlık ve katkısını
bu siteden sizler de biliyor ve izliyorsunuz. Özellikle 2000 – 2007 arasında 7 yılda nüfusun toplam 2,8 milyon, yılda ortalama 400 bin artışını pek haklı olarak sorgulamakta. Bu 7 yılda nüfusun yaklaşık 1 milyon / yıl ortalama ile 7 milyon dolayında artışı beklenirken yaklaşık 4,2 milyon eksik verilişi ve sonraki sayımlarda bu
yitik nüfusun “yedirilmesi” (iadesi!) çabası elbette açıklanmak zorundadır.
Bu arada yerel – genel seçimler yapılmış ve Yüksek Seçim Kurulu bu verilere dayalı Seçmen Kütükleri hazırlamıştır.

Sorunu  biz de, bu sitede yazdığımız yazılarda sorgulamıştık.

Sayın Prof. Ercan’ın TÜİK Başkan Yrd. Enver Taştı’ya mektubunu ve ekindeki
çok öğretici pp yansılarını paylaşmak istiyoruz.

TUIK_Bsk_Yrd._Enver_Tasti’ya_sunum_8.3.14

Emekleriniz ve paylaşımınız için teşekkürler Sayın Ercan..

*****

Sayın Enver Taştı
TÜİK Başkan Yardımcısı  

Hatırlarsınız,  Aralık 2013’te “Temiz Seçim Platformu” adına 5 kişilik bir heyetle sizleri ziyarete gelmiş, Türkiye’deki seçmen sayısı ve dolayısıyla nüfus konusunda yararlı bir görüşmede bulunmuştuk. Bu görüşmenin gerçekten çok yararlı olduğunu söylemeliyim, özellikle benim açımdan. Seçim, Enerji, Çevre konulu söyleşilerimde ister istemez nüfus konusuna değinmek zorunda kalıyordum; eski DİE verileri temelinde hesapladığım projeksiyonlarda Türkiye’nin nüfusu şimdi sizin ADNKS temelinde verdiğiniz rakamlardan ~5 milyon daha yüksek çıkıyordu.

2007 sonrası TÜİK bilgilerinin doğru ve güvenilir olduğu yönündeki açıklamalarınızı ikna edici buldum ve bu nedenle son zamanlardaki söyleşilerimde TÜİK nüfus verilerini bire bir kullanıyorum. Sizlerle yaptığımız bu toplantıdan sonra ben Demografi Daire Başkanınız Sayın Ş. Canpolat’ı da ayrıca ziyaret ederek görüş alış verişinde bulundum. Şebnem hanımla paylaştığım birtakım teknik ayrıntıyı sizinle de paylaşmak isterim.

Öncelikle “Ortalama ömür” konusundaki algı yanlışlığına dikkatinizi çekmek istiyorum. TÜİK bildiriminde yayınladığınız  “yaş dağılım grafiği”nden görüldüğü kadarıyla
Türkiye’de Ortalama insan ömrü ~61 yıldır. Yani 2014 yılı içinde “ölen insanların
ölüm yaşlarının ortalaması” 61’dir. Tabii ki, bunun 2014 yılında doğanlar için “beklenen ömür”le bir ilgisi yok. 2014 yılında doğan çocuklarımızın bekledikleri ortalama yaşam süresi benim kestirimlerime göre ~ 80 yıldır; bir başka anlatım ile  2094 (2014 + 80) yılında Türkiye’de ortalama ömür 80 yıl olacaktır. Ancak pratikte önemli olan ömür süresi ‘beklenen’ değil, ‘gerçekleşen’ ömür süresidir ki bu da 2014’te 61 yıldır. Zaten yalnızca doğum-ölüm olaylarının gerçekleştiği normal dağılımlı bir popülasyonda, yani (yurt dışına-içine) göçlerin etkisi ihmal edilebilir düzeyde kaldıkça, Ortalama yaşam süresi (ortalama ömür) ortalama yaşın 2 katından büyük olamaz.

“Ortalama yaş” ise bildiğiniz gibi halen “yaşayanların yaşlarının ortalaması”dır ki,
yine bu grafiğin analizinden Ortalama yaşı ~31 yıl buluyorum (61<2×31).
Ortanca Yaş (medyan yaş) genelde ortalama yaştan biraz küçüktür.

Bir başka konu, “kadın başına çocuk sayısı” dır ki, Yıllık nüfus artış hızı c ve
ortalama yaşam süresi y ile basit bir şekilde bağıntılıdır;

d ≈ c x y + 2,05.

Örneğin yıllık nüfus artış hızı 0,011 ve ortalama yaşam süresi 61 yıl olduğuna göre 2014 yılında kadın başına (ömür boyu ortalama) çocuk sayısı 0,011×61+2,05=2,7 bulunuyor. Bu şu demektir: Türkiye’deki bütün kadınlara (yaşları ne olursa olsun!)
“kaç çocuğu olduğu” sorulduğunda verecekleri yanıtların ortalaması 2,7’dir.
Sizin hesaplamalarınızda bu algoritmanın kullanılmadığını; yalnızca doğurganlık dönemi 15-49 yaş arası kadınların dikkate alındığını biliyorum. Dolayısıyla
kadın başına çocuk sayısı, yıl içinde doğan çocukların doğurganlık dönemindeki
kadın sayısına bölünmesi ve doğurganlık süresine normalize edilerek elde edilen “doğurganlık (fertility)” kavramından farklıdır.

Ancak, yaş dağılım grafiğinizde, 15-49 yaş arası kadın nüfusuna baktığımda,
bu verilerin doğurganlık rakamıyla uyumlu olduğunu söylemek maalesef olanaklı değil.

Değerli Enver Bey,

Söyleşilerimde kullandığım nüfus konusuna ilişkin yansıları da ekte gönderiyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Saygılarımla. 8.3.14
Prof. Dr. D. Ali Ercan

*****

Bu arada, TÜİK’in; nüfusun hızlı yaşlanıp yaşlanmadığı, Başbakan R.T. Edoğan‘ın
en az 3 çocuk isteyişinin ve açık – örtük teşvikler verişinin (pro-natalist demografi politikası) ve bu bağlamda Türkiye’nin halen içinde bulunduğu Demografik Fırsat Penceresi … gibi olguların tartışılması için bir,

ULUSAL NÜFUS SORUNLARI KURULTAYI  toplaması önerimizi yineliyoruz..

Anayasa’nın AİLE PLANLAMASI hakkındaki 41. maddesini
aynen anımsatmakta büyük yarar görüyoruz.

  • Anayasa madde 41 – … Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle
    ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar…. 

Sevgi ve saygı ile.
9 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Türkiye’nin Yönetsel Yapısı ve Seçim Yasası


Türkiye’nin Yönetsel Yapısı ve Seçim Yasası

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. Ali Ercan

 


Değerli arkadaşlar,

İstanbul Yüksek Ticaret / Marmara Üniversitesi, İİBF Mezunlar Derneği Ankara Şubesi ile Ankara Barosu’nun 28 Şubat 2014 günü ortaklaşa düzenledikleri

“Türkiye’nin idari yapısı ve Seçim Kanunu” konulu Panel yoğun ilgi gördü.

Ankara Barosu konferans salonunu dolduran kalabalık bir izleyici kitlesi önünde
ve Sabri Tümer yönetiminde gerçekleştirilen Panel’de İzmir Milletvekili
Prof.Dr. Birgül Ayman Güler
, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odasını temsilen
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Bülent Gülçubuk
ve ADD Bilim Kurulunu temsilen ben birer konuşma yaptık.

Prof. Güler son yıllarda ard arda çıkarılan yasalarla

– Türkiye’nin Ulus Devlet yapısının sistematik bir şekilde nasıl kırıldığını,

Etnik bölücülerin istekleri doğrultusunda ve Küresel sömürüye daha da açık
bir yapıya dönüştürülmesi amacıyla merkezi yönetimin başat yetkilerini
yerel yönetimlere devreden yasaların çıkarılışı

– ve bunlara karşın Muhalefetin başvurularına karşın Anayasa Mahkemesi’nin
nasıl seyirci kaldığını örnekleriyle anlattı.

Prof. Gülçubuk, son çıkarılan belediye yasası ile yüz binlerce dönümlük
verimli tarım alanlarının nasıl ranta açıldığını, Toprak ve Su gibi temel
Yaşam kaynaklarımızın kamunun elinden alınarak Türkiye’nin nasıl bir yaşamsal
sorun ile karşı karşıya bırakıldığını çarpıcı örnekleriyle anlattı.

Ben de tüm bu sıkıntıların ve yakınılan sosyo-ekonomik sorunların üstesinden,
yine de Ulus-Devlet yapımızı, yani Ulusun birliği, Ülkenin bütünlüğünü gözeten
bir Demokratik rejim içinde kalınarak gelinebileceğini anlattım.

Temiz, saydam ve adil bir seçimi kazanarak Ülkeyi yönetmek yetkisine sahip olmak gerekliliğini vurguladım.

Eldeki seçim yasamızın maalesef bu beklentilere yanıt veremeyecek ölçüde yanlışlıklarla dolu olduğunu, çarpık bir mantıkla kurgulandığını, seçimlerden örnekler alarak anlatmaya çalıştım. Çağdaş demokratik Ülkelerde benzerine rastlanmayan düzeyde

– “%10 Baraj”,
– İlleri “bağımsız eyalet” gibi gören bir mantıkla, “her İl’e otomatik +1 MV tahsisi”
ve
yönetimde istikrar için oransal sonuç vermeyen (A.S. Temsilde adalet sağlamayan!)  “d’Hondt sayım sistemi”

gibi kısıtlarla sandıkta üç bir yandan kıstırılmış ulsal iradenin yönetime
adil yansımadığının matematik kanıtını ortaya koymaya çalıştım;
sonuçta özetle şunları söyledim;

“Eldeki seçim yasası değiştirilmediği ve en azından bu üç kısıt kaldırılmadığı sürece, %35 üzerinde oy alan 1. konumdaki bir Parti 2015 seçiminde de tek parti iktidarını sürdürecektir ve bizler burada ‘havanda su dövmüş’ olacağız.

Başta CHP olmak üzere muhalefet Milletvekilleri ne yapıp, ne edip  önümüzdeki
1-2 ay içinde AKP milletvekillerini de yakın markaja alarak, bu yasanın çıkarılmasını sağlamalılar.

Seçmen kütüklerinin şeffaf, denetlenebilir oluşu, parmak boyamak yöntemi vs. güvenlik önlemleri de unutulmamalıdır. 

– “Her İl’e otomatik +1 MV”  kuralı kaldırılmalı,
– d’Hondt sayım sistemi yerine “Ulusal artıklı (Milli Bakiyeli) Oransal Sayım” sistemi getirilmeli,
– “Seçim barajı %5”e indirilmelidir. Muhalefetin öncelikli ve en önemli görevi budur”

Değerli arkadaşlar,

Bu söyleşimin yansılarını ve notlarını ekte gönderiyorum.

Seytan_Ucgeninde_Demokrasi_Oyunu.æ_28.2.14

Sevgilerimle. æ

KURAKLIK ALARM VERİYOR!


KURAKLIK ALARM VERİYOR!

Dostlar,

Elle duyumsanır – gözle görünür biçimde deneyimliyor, yaşıyoruz.

Şubat ayı içinde Nisan sıcaklarını görüyoruz ve yağmur hala yok!

Barajlarda kalan su düzeyi alarm veriyor..
Baraj çevreleri hızla ağaçlandırımalı, HES projeleri gözden geçirilmeli..

Hükümet yolsuzlukları örtme derdinde, çünkü başı ciddi biçimde ağrıyor
ve 30 Mart 2014 yerel (gerçekte genel!) seçimleri çok yaklaştı.
Telaş, etekleri başa geçiriyor neredeyse..

Ama ülke çok ağır bedelleri olabilecek bir kuraklığa doğru sürükleniyor.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Allahlık.. Desteksiz konuşuyor..
A, B hatta C planlarının olduğunu, İstanbul’u susuz bırakmayacaklarını buyuruyor ama bir türlü bu planların içeriğine girmiyor!? Devlet sırrı sanki..

İvedilikle uzmanları toplayıp

OLAĞANÜSTÜ DURUM İLAN ETMEK ve
BİLİMSEL ÇÖZÜMLER ARAMAYA BAŞLAMAK İÇİN GEÇ KALINIYOR..

Bulutlara yağmur bombaları gibi kimi meteorolojik girişimler..

TV’lerde, basında, duyuru panolarında..
su tasarrufu hakkında sık sık ciddi çağrılar veuyarılar yapılmalı..

Kademeli artan, tüketim düzeyine uyarlı fiyatlama..
Kamu kurumlarından başlayarak fotoselli musluklar..

WC rezervuarlarının 2 bölmeli yapılması (büyük ve küçük tuvalet için).

Hemen tüm WC’lerde su rezervuarlarının içine
1 ya da 2 tane yarım litrelik içi su dolu pet şişe koymalıyız.

Susuz pisuvarlar
 yaygınlaştırılmalı..

Deniz suyundan içme – kullanma suyu üretimi için AR-GE çalışmaları..

Yeraltı su sondajları..

Az su gereksinimli tarım ürünlerine geçme..

ORMAN alanlarını gözü gibi koruma, 3. Havaalanı için orman kıyımını durdurma.
B2 arazilerini tarıma açıp köylüye satma (Türk usulü bütçe açığı kapatma!)
yerine yeniden ormanlaştırma..

Toplu taşımacılığı – metro ve demiryollarını geliştirme, bisiklet ve yürümeyi teşvik..

Rekreasyon alanlarında, WC’lerde yarı arıtılmış geri kazanılan su kullanımına geçmeliyiz.

Uzmanlar, kanıta dayalı olarak KISA – ORTA – UZUN ERİMLİ seçenekleri belirlemeli ve tüm Türkiye olarak hemen uygulamaya geçmeliyiz..

MUTLAKA TASARRUF!
     MUTLAKA TASARRUF!
          MUTLAKA TASARRUF!

Nüfus artışını frenleme.. HER AİLEYE 1 ÇOCUK!

Sevgi ve saygı ile.
20 Şubat 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

KURAKLIK TEHLİKESİ KAPIDA!

Ali_Ercan_portresi

 

Prof. Dr. Ali ERCAN

 

 

 

Değerli arkadaşlar,

Bu yaz Kuraklık kapıda !

Kentler arası “Su Savaşları” başlayabilir.

kuraklik_feci

***

BASINDAN

Ülke genelinde kurak bir dönem yaşanırken, barajlardaki su düzeyi de giderek düşüyor. İstanbul’daki barajların doluluk oranı %31’e, Ankara’da ise %36’ya geriledi.

Barajlardaki son durum

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) verilerinden derlenen bilgiye göre, İstanbul’daki Ömerli Barajı %42, Pabuçdere Barajı % 0,2 Sazlıdere Barajı %17, Büyükçekmece Barajı % 29, Alibeyköy Barajı %21, Terkos Barajı % 41, Kazandere Barajı %15,
Elmalı Barajı %7, Darlık Barajı %30 ve Istrancalar Barajı %13 dolulukla hizmet veriyor. İl genelindeki barajların toplam doluluğu ise %31 olarak belirlendi.

Kemerburgaz_baraji_kurumus_Subat_2014

ANKARA’DA DURUM

Ankara’daki Kavşakkaya Barajı ise %13, Akyar Barajı % 16, Eğrekkaya Barajı %31, Çubuk Barajı % 32, Çamlıdere Barajı % 36 ve Kurtboğazı Barajı %61 doluluğa sahip bulunuyor. Başkentteki barajların doluluk oranı %36’ya geriledi.

İZMİR’DE DURUM

İzmir’deki Balçova Barajı %47, Güzelhisar Barajı % 58, Tahtalı Barajı %61,
Ürkmez Barajı %61, Gördes Barajı % 20;

Bursa’da Nilüfer Barajı %62, Doğancı Barajı %26 dolulukla hizmet veriyor.

Resmi, Formal ve Gerçek İşsizlik

Resmi, Formal ve Gerçek İşsizlik

PROF.DR. ALİ ERCAN

Hükümet kadınların yarısının çalışmaması gerektiğini düşünüyor!
Değerli arkadaşlar,

İş ve işsizlik konusunda söylenenler, ister iktidar tarafından ister muhalefet tarafından olsun yanlıştır..
Önce “iş” in ne olduğunu tanımlayalım ki, “işsiz” olmak ne demektir anlaşılsın..
Toplumda “işi olmak” demek, kamu sektöründe, devlette, belediyelerde veya özel sektörde herhangi bir kurumun maaş bordrosunda adı bulunmakla eşdeğer bir kavramdır maalesef.
İşin gerçek üretimle ilgisi görmezden gelinir…
Bu anlamda alırsanız Türkiye’deki formal işsizlik, ekonomistlerin üzerinde uzlaştıkları %20 dolayındadır.. Çalışabilir toplum kesimi, nüfusun yaklaşık %50’sidir; TÜİK verilerine göre nüfusu 77 milyon olan Türkiye’de çalışabilecek durumda olan (kadın + erkek) yaklaşık 38 milyon insanın ekonomistlere göre ~8 milyonu işsiz sayılıyor.

Hükümet ise çalışabilir durumda olan nüfus kesimini 28 milyon olarak alıyor ve 2,8 milyon insanın
işsiz olduğunu, dolayısıyla işsizlik oranının %10 olduğunu açıklıyor. Yani Hükümet kadınların yarısının çalışmaması gerektiğini düşünüyor!
Öte yandan iş, reel üretimle (tarım + sanayi + hizmet) ilişkili ölçülebilir bir büyüklüktür.
Ülkenin toplamda ne ürettiğine bakmak gerekir. Ülkemiz yılda yaklaşık 100 milyon ton petrol eşdeğeri toplam enerji kullanarak 800 milyar $ düzeyinde bir ulusal gelir elde ediyor..

Oysa bu denli gelir Almanya’da veya Japonya’da ~2 kez daha az enerji/iş karşılığıdır.
Almanya’da, çalışan her bir işçi karşılığı Türkiye’de 2 kişi kullanılıyor veya Türkiye’deki her 2 işçiden 1 işçi “üretmeyen işçi” konumunda demektir.. Matematik ifadesiyle Türkiye’de %50 oranında gerçek (reel) işsizlik vardır.

Şöyle özetleyebiliriz :

Türkiye’de :
Resmi işsizlik oranı % 10,
Formal işsizlik oranı % 20,
Gerçek İşsizlik oranı % 50’dir.

Kabaca 15 milyon insanın emeğidir aslında Türkiye’yi besleyen, yaşatan;
yani toplumda her 5 kişiden 1’i gerçekten çalışıyor ve üretiyor; öbür 4 kişi ondan geçiniyor. (13.2.14)

Dünya’da ve Türkiye’de Enflasyon

Dünya’da ve Türkiye’de Enflasyon

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

“İşsizlik Oranı” nın farklı bakış açılarından farklı olabileceğini söylemiştim. Hükümetin en son verilerine göre “Resmi” işsizlik oranı %10, Sendikalara ve Ekonomi uzmanlarına göre “Formal” İşsizlik oranı en az %20’dir. Üretim etkinliği açısından bakarsak “Gerçek” işsizliğin %50 dolayında olduğunu (kadınlarda %60, erkeklerde %40) görürüz.
Aynı biçimde “Enflasyon”da değişik bakış açılarına göre farklı değerlendirilebilir:

Hükümete göre “Resmi” enflasyon oranı bu yıl % 8’dir. Buna karşın Dünyada Enflasyon yüksekliği bakımından 200 Devlet arasında 40. sıradayız; 160 ülkede enflasyon oranı bizdekinden daha düşük.
Enflasyon oranı hesaplanırken göz önüne alınan Tüketim maddeleri arasında leblebi, ruj, oje, külot, çiklet, çöp sepeti, lego, soba borusu, flüt, kolonya, kalamar, karides, çuval vs. bulunuyor ama bunların yanında Ekmek, peynir, çay, şeker, yağ, makarna, margarin, süt, pirinç, mercimek, un, deterjan, sebze, meyve, benzin… gibi orta ve düşük gelirli kesimin temel tüketim maddeleri ağırlıkları oranında yer alıyor.
Enflasyon hesabına temel alınan fiyat artışı ve satın alma gücündeki gerçek düşüşten kaynaklanan Pahalılık farklı kavramlardır. Kişi başına ulusal gelirin ortalama 9 bin $ olduğu söylenen Ülkemizde nüfusun %40 kadarı yoksulluk sınırı altında (Günlük 20$), %10 kadarı da açlık sınırı (Günlük 8 $) altında yaşamaktadır.

Ortalama %8 olarak hesaplanan yıllık Enflasyonun gelir dilimlerine göre gerçekten duyumsanan
göreceli etkisini aşağıdaki tabloda kabaca belirtmeye çalıştım.
Bu hesaba göre Ülkemizde Enflasyondan pek etkilenmeyen (en üst %20 nüfus) hatta enflasyondan yararlanan (%5) dörtte birlik bir “tuzu kuru” kesim var (Enflasyon oranı üzerinde gelir artışı olan kesim). Gelir dağılımında adalet ölçüsü olan Gini katsayısı 0,40’ın üzerinde olan bir ülkede buna şaşmamak gerek.

Sevgilerimle. æ
Gelir Nüfus Göreceli Ortalama

Grubu Oranı % Enflasyon % Gelir (bin$)
1.Tepe………….5…………. +6……………25………..
2.Üst…………..20………… ± 0……………12……….
3.Orta…………25………… – 8……………..9……….
4.Alt……………40……….. -12…………….7……….
5.Taban……….10……….. -15…………….3……….
***
Enflasyon Hesaplamak Yöntemi
Enis BAĞDADİOĞLU, TÜRK-İŞ Araştırma Müdür Yardımcısı

TÜİK enflasyon hesabını yaparken 454 maddeyi temel almaktadır. Bu 454 madde içinde halkın en çok tükettiği maddelerdeki fiyat artışı önem kazanıyor ve aile bütçesini doğrudan etkiliyor. Örneğin gıda ürünlerinden ekmek, peynir, zeytin, un, bakliyat, yağ, şeker, çay gibi tüketimi fazla olan mallardaki fiyat artışı aile bütçesini olumsuz etkilemektedir. Aynı biçimde kira, elektrik, su, doğalgaz-odun-kömür gibi
konut giderleri veya dolmuş-otobüs fiyatları gibi aile bütçesinde ağırlığı bulunan maddelerdeki fiyat artışları da aile bütçesini olumsuz etkilemektedir.
Enflasyon hesaplanırken, piyasada seçilmiş mal ve hizmetlerin ortalama fiyatları temel alınmakta ve
bu değişim dönemsel olarak izlenmektedir. Burada temel sorun, hangi mal ve hizmetlerin fiyatlarının izleneceğidir. TÜİK tarafından yapılan hesaplamada, hane halkının giderleri bir yıl boyunca izlenmekte ve yapılan bu anketten yararlanılarak enflasyon hesaplanmaktadır. Bu hesaplama yapılırken, ülkede yaşayan toplam nüfus herhangi bir ayırıma (işçi, işveren, esnaf, emekli, köylü, vs.) tabi tutulmamaktadır.
Aile bütçesinde yıl içinde yapılan tüketim harcamaları içinde yer alan mal ve hizmetler 12 ana küme içinde sınıflandırılmaktadır. Buna göre aile bütçesinin harcama ana dilimleri ve ağırlıkları şöyledir :
Gıda ve içecekler %30
Giyim ve ayakkabı % 8
Konut % 17
Ev eşyası % 7,5
Ulaştırma % 13
Haberleşme % 4,4
Eğlence ve kültür % 2,8
Sağlık % 2,5
Eğitim % 2,2
Lokanta ve oteller %5,6
Alkollü içecekler ve tütün % 5
Öbür mal ve hizmetler % 2

Türkiye’deki ortalama hane halkının toplam giderlerinin yaklaşık üçte ikisi gıda, konut giyim ve ulaştırmaya gitmektedir. Ancak halkımızın büyük bir çoğunluğu alt gelir dilimindedir. Bu alt gelir dilimindekilerin giderlerinin ağırlığını gıda harcamaları oluşturmaktadır. Halkın harcamalarının ağırlıklı bölümünü oluşturan maddelerin enflasyon hesaplamasına temel olan harcama kalıbında yer almaması, resmi olarak açıklanan ortalama enflasyonu tartışılır duruma getirmektedir.
***
TÜİK’in enflasyon hesaplaması için fiyatındaki değişmeleri izlediği ürünler listesinde Antep fıstığı, leblebi, ruj, oje, fanila, iç çamaşırı, tül perde, böcek ilacı, gündelikçi kadın ücreti, yara bandı, gözlük camı, spor toto, milli piyango, çiklet, ispirto, sutyen, külot, cd-kaset, lastik eldiven, tencere, çöp sepeti, ampul, pil,
kadın bağı, yapıştırıcılar, mürekkep, kolonya, pinpon topu, lego, flüt, soba borusu, çalı süpürgesi,
hamam ücreti, kalamar, karides, havyar, yem, yaş pasta, madlen çikolata, serum, enjektör, tornavida, patinaj zinciri, hortum, cam, musluk, kilit, cam yünü, tuğla, kimyasal maddeler, gübre, barut, dinamit, alçı, teneke kutu, fişek, oto jantı, korna, dikiş makinesi, kereste, kiremit, çuval, matkap ucu, elektrik sayacı, oto pastası, kum, dikenli tel, demir, bakır, mermer, kireçtaşı, zımpara, vs. bulunurken, alt gelir grubundaki halkın en çok para harcadığı tüketim maddeleri Ekmek, peynir, zeytin, çay, şeker, yumurta, çiçek yağı, zeytin yağı, tereyağı, makarna, helva, bal, reçel, kahve, margarin, salça, sucuk, et, süt, pirinç, mercimek, nohut, kuru fasulye, un, bebe bisküvisi, meyve suyu, sigara, deterjan, çocuk bezi, piknik tüpü, doğal gaz, elektrik, su, telefon, sebze, meyve, lahmacun, döner kebap, benzin, mazot, simit, ayakkabı, elbise, gömlek, kazak, palto, ev kirası, vergiler, vs… tüketime orantılı ağırlıkta yer almamaktadır.