MUSTAFA KEMAL’İ ANLAMAK

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Değerli arkadaşlar,
Aradan 90 yıl geçmesine karşın, Mustafa Kemal Atatürk’ü hala anlamamış olmak, daha da kötüsü, anlamak istememek ve O’nun gösterdiği yolun tam tersine yönelmek Türkiye’nin utanç verici en büyük yanlışıdır.
Bugün Türkiye, Dünya Bilim ve Teknolojisine zerre kadar katkısı olmayan, Kapitalizmin boyunduruğunda, yaşamsal varlıklarını satarak geçinen, Gelecek kuşakların yaşamını ipotek altına sokarak ayakta kalmaya çalışan 3. sınıf bir ülke ise, bunun tek nedeni Mustafa Kemal’i anlamamış olması, O’nun gösterdiği yoldan birlik ve bütünlük halinde gitmemiş olmasıdır.Mustafa Kemal, arkasında Dogmatik bir Ezber sistemi değil, ülkede ve tüm dünyada (doğayla uyumlu) Barış içinde, insanca bir yaşamın altın anahtarını bıraktı :

  • “Hayatta en gerçek yol gösterici Bilimdir” dedi…
Ancak Ülkeyi yöneten, Yönetici geçinen kadrolar bu kısa öğüdü algılayamadılar, bu “zor yolun” gereğini yerine getir(e)mediler, Devrimleri koru(ya)madılar, Tören ve Görüntü Atatürkçülüğünü, Halk goygoyculuğunu, işbirlikçiliği yeğlediler… Eğitimci geçinen kadrolar
  • Aklı hür, Vicdanı hür, İrfanı hür nesiller
yetiştiremediler; kolaycılığı, kopyacılığı yeğlediler. “Başarısızlığın otomatik Mazereti” daima hazırdı; kahrolası Emperyalizm

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, yazıUmarız ki, Mustafa Kemal’i anlamış ve kendini Bilimin aydınlık yolunda Millete adamış genç insanlarımız, mazeret üretmeden, cesaretle sorunların üstesinden gelir, yılmadan çalışarak arayı kapatır, Emperyalizmin tuzaklarına takılmadan ülkemizi yeniden Aydınlığa çıkarırlar.

Tek umudumuz, durumdan Görev çıkaracak bilinçli Gençliktedir. æ

 

================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamız bu sitede çok sayıda konuk olmuştur..
Yukarıdaki yazısı ve görseli de son derece özlü, hatta çarpıcıdır.
Face sitesinde önemli katkıları olmaktadır.
ADD’de Genel Başkan Yardımcılığı görevimizi kendisine devir – teslim etmiştik..
Gerçek bir aydın – derinliğine bir entellektüeldir ve elbette Cumhuriyet’in ürünüdür.
Sitemizde yer alan çok sayıda değerli katkısının örneğin adıyla çağrılarak okunması, paylaşılması, arşivlenmesi çok yerinde ve yararlı olur..
Öyle ki; bu çaba Mustafa Kemal Paşa’nın

  • Aklı hür, Vicdanı hür, İrfanı hür nesiller
yetiştirme çabası ile büyük ölçüde örtüşür..
Sayın Ercan’a teşekkür ve şükran doluyuz.. O’ndan öğrenmeyi sürdüreceğiz..
Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Dönem 5’te verdiğimiz “KüreselleşTİRme ve Halk Sağlığı” dersimizde başlangıç yansısının altında Mustafa Kemal ATATÜRK‘ümüzün çok önemsediğimiz bir sözü yer alıyor :

  • «Gençliği yetiştiriniz, onlara bilim ve irfanın pozitif fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.» Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Ve derslerimizin ilk yansılarında genellikle yer verdiğimiz bir Latince söz veriş, vaat ediş var:

  • “Mutadis mutandis”.. Değiştirilmesi gerekenler değiştirildi..

Ders notları güncellenmiştir.. Olanaklı olan en güncel içeriktedir..

Ancak Erdoğan salt “dindar…” demedi..

  • “… Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik” dedi (19 Şubat 2012). Salt “dindar” değil, “kindar, kin güden, kin tutan kinini unutmayan” bir gençlik yetiştirmekten söz etti. Sıradan bir insan bu sözlerin çok daha hafifini söyleyip – yazsa, Türk Ceza Yasasında pek çok hükmü çiğnemiş olabilir, Savcılar dava açabilirdi (örn. md. 216).

Öte yandan, hiçbir dinin “kin, kincilik, kin gütme kindarlık” duygu – düşünce – eylemine izin verdiği, bu davranışları bir “değer – erdem” olarak tanımladığını bilmiyoruz.. İslamiyet de dahil.. Bu durumda, değinilen sözleri eden Başbakan Erdoğan’ın davranışı din dışıdır! İslamiyete karşıdır, günahtır, dindarlıkla, Müslümanlıkla bağdaşmaz. Bu nedenle de bu istek yerine getirilemez. Ayrıca etik, ahlak ve hukuk dışıdır. Hiç kimsenin suç işleme ayrıcalığı olamaz!

DİB ağzını açıp “dinimizde kin – kindar – kinci – kin gütme – kin tutma.. gibi kavramlar yoktur demedi, diyemedi.. Bu durum ülkemizde Devletin kimlerce ele geçirildiğini ve kimlerce yönetildiğini bir kez daha kanıtlamaktadır ve kimse darılmasın, siyasal İslamcılığın sefaletidir..

  • Ne yazık ki Ülkemiz bir İslamcı faşizme doğru sürüklenmektedir

Din ve dince kutsal değerlerin siyasete alet edilmesi Türk Ceza Yasasında yasaklandığı gibi (md. 216), siyasal etik ve genel ahlak da böylesi bir söylemi ve eylemi dışlar.

Cumhuriyetin 89. yılında, 2012’de T.C.’nin Başbakanı “dindar – kindar/kinci” kuşaklar yetiştirme hedefi koyarken; Cumhuriyet’in kurtarıcısı – kurucusu ise

  • Aklı hür, Vicdanı hür, İrfanı hür nesiller
yetiştirmeyi temel hedef koymaktadır. Arada 90 yıllık bir zaman farkı var.
Karşılaştırmak her bakımdan çok abes olacaktır, geçelim!
Ancak tek başına bu sözü bile Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü insanlık tarihinin en büyük özgürlükçü önderi yapmaya yeter de artar da…
Bir de Atatürkçülüğü, Cumhuriyeti “tek tipçi” ilan eden ve eleştirip suçlayanlara anımsatmak isteriz bu yaman çelişkiyi..
Sevgi ve saygı ile. 04 Mart 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“ MUSTAFA KEMAL’İ ANLAMAK” için bir yorum

  1. Sayın Prof. Dr. Ali Ercan’ın “Mustafa Kemal’i Anlamak” başlıklı yazısını sorgulama ve yorumda bulunma gereği duydum; Ali beye sormak isterim “Acaba siz Büyük Atatürk’ü anlamış biri misiniz?” Büyük Atatürk’ün “herkesçe bilinen ünlü sözlerini tekrar etmenin, ya da ben “Atatürkçüyüm” demenin, ya da Atatürkçü Düşüne Derneği Yönetim Kurulunda yer almanın” Büyük Atatürk’ü anlamak için yeterli olmadığını çok açık bir şekilde görüyoruz; sizin yazılarınızdan, bana yazmış olduğunuz yorumlarınızdan, hatta seksen yıldır Türk Toplumuna “Büyük Atatürk’ün Düşünce ve Hedeflerinin – Cumhuriyet İlkelerinin” doğru anlatılmamış olduğundan görüyoruz…

    İki çarpıcı örnek vererek, yorumumu açıklığa kavuşturmak istiyorum:

    1. Her şeyden önce O Büyük İnsandan, sanki O, benim gibi – sizin gibi alelâde bir insanmış gibi bahsetmenizi tamamen yanlış bulmuyorum. Kanaatimce Ondan “Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Paşa, ya da Büyük Atatürk” diye bahsetmeniz gerekirdi. Bilmenizi isterim ki pek çok yabancı kaynakta bile Ona “Great Atatürk” diye hitap edilirken, sizin sadece “Mustafa Kemal” diye Ondan bahsetmeniz, bir Türk olarak beni fazlasıyla rahatsız etmiştir.

    2. Büyük Atatürk’ün özellikle önem verdiği belirli hususlar vardır; bunların başında da O, “aydın” olarak tanımlanabilecek bir kişinin, içinden çıktığı – yani mensubu olduğu milleti “doğru ve iyi tanıması” gerekliliğini vurgulamıştır; şöyle ki O, aydın bir insanın, milletinin önemsediği konuları, dini inancını, değer yargılarını, gelenekleri ve kültürünü iyi bilmesi ve bunlara da mutlaka saygılı olması gerektiğini düşünmüştür. (Büyük Atatürk bu hususu özellikle vurgulamıştır, çünkü içinde yaşadığı Osmanlı toplumunun sözde aydınlarının (istisnalar elbette hariç olmak üzere) özüne tamamen yabancılaşarak, batı ya da Arap hayranı olduklarını, halkına tepeden baktıklarını, onları küçümsediklerini, onların “dini inancına, değer yargılarına, geleneklerine ve kültürüne ” saygı duymadıklarını, bu yüzden aydınlarla – halk arasında derin bir uçurum meydana geldiğini isabetli olarak gözlemlemiş ve teşhis etmiştir…) Bu bağlamda O, bin küsur yıldır Türk Milletinin dini inancı olan ve nerdeyse Türk Kimliği ile iç- içe geçmiş olan İslâm Dinini önemsemiş ve milletinin bu dini, onun tek kaynağı Kuran’dan anlayarak – doğru öğrenmesi ve böylece yüzyıllarca dini siyasetlerine alet edenlerin tuzaklarına bir daha düşmemeleri için büyük çaba harcamıştır… Ayrıca O, dil ve dinin bir toplumu birleştiren en önemli iki harç olduğunu da vurgulamıştır. (Aynı çabayı 1938 sonrası “biz Atatürkçüyüz – biz Atatürk’ün izindeyiz” diyen sözde aydınlar göstermiş midir? Maalesef ki hayır. Zaten ülkenin durumu ortadadır… Kuran’ın tebliğ ettiği Gerçek İslâm’ın “İ’si” bile ülkemizde maalesef ki kalmamıştır.)

    3. Aynı zamanda Büyük Atatürk, Türk Milletine, onun 16 bin yılın üstünde köklü geçmişini- milli kimliğini, büyük medeniyetler ortaya koymuş olan Kahraman Türk Atalarını da öğretmek, milletine sağlam ve sarsılmaz bir “milli kimlik bilinci” kazandırmak istemiş ve bunun için de büyük çaba harcamıştır… (Aynı çabayı “biz Atatürkçüyüz – biz Atatürk’ün izindeyiz” diyen sözde aydınlar harcamış mıdır? Maalesef ki hayır.)

    Büyük Atatürk, öğretmenin de yol göstermesiyle, henüz yaşı küçükken – öğrencilik yıllarından itibaren “TARİHİN” ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu, hatta bir milletin “HAFIZASI” olduğunu idrak etmiş ve tarihe büyük önem vererek yaklaşık bine yakın kitap okumuştur… O Bilge ve Dahi Atatürk, ünlü “Türk Tarih Tezini” ortaya koyarken, elbette ne yaptığının bilincinde idi… Nitekim “Antik Türk Tarihi” konusunda 18. yüzyıldan günümüze kadar ortaya çıkarılan yüzlerce bilimsel kanıt – her konuda olduğu gibi – Türk Tarih Tezi konusunda da Büyük Atatürk haklı çıkarmıştır…

    Zaten Büyük Atatürk, “Ben tüm başardıklarımı bilimsel düşünme metoduma ve derin tarih bilgime borçluyum” diye her fırsatta dile getirmiştir…

    Şimdi, Ali Ercan beyin, Büyük Atatürk’ün hat safhada önemsediği bu “iki çarpıcı konuyu” dışladığını, önemsiz gibi göstermeye çalıştığını biliyorum; Siz, Büyük Atatürk’ün büyük önem verdiği bu konuları dışlayarak mı Atatürk’ü anlamış oluyorsunuz?

    Büyük Atatürk’ün hayati derecede önemli gördüğü bu iki konuyu da, yani Aziz Türk Milletinin Dini İnancı İslâm’ı ve Kadim Antik Türk Tarihini ortaya koyan “Türk Tarih Tezini” de siz önemsiz görmekte, hatta bu değerleri “masal – efsane – uydurma” diye dışlamaktasınız! Üstelik hiç bir bilimsel kanıta da dayanmadan!

    O halde kanaatime göre Büyük Atatürk’ü hiç anlayamamış olduğu her yazısından belli olan Sayın Ali Ercan’ın, bu konular hakkında yazı yazmasını – yorum yapmasını doğru bulmadığımı ifade ederek, bu sahayı, Kadim Türk Milletini ve Büyük Atatürk’ü iyi tanıyan, önyargısız – gerçek tarihçilere ve siyaset bilimcilerine bırakmasını önemle tavsiye ediyorum.

    Saygılarımla, G. Filiz Tuzcu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir