Cizre’de Heykeli Yakıldı ama Anahtar Mustafa Kemal’dir !


Cizre’de Heykeli Yakıldı ama Anahtar Mustafa Kemal’dir !

Dostlar,

Sn. Yaşar Nuri ÖZTÜRK‘ün kıyıda – kenarda kalmaması gereken bir yazısı aşağıda..

Prof. Öztürk, ilginç bir yorumla, İslamın ve dinciliğin içine düştüğü derin ve acımasız bataktan kurtulmasının reçetesini Mustafa Kemal Paşa ve Devrimleri olarak sunuyor..

Şu 2 tümce özellikle öne çıkarılmalı :

1. Yani, İslam dünyasının en ileri devrimcileri bile, Mustafa Kemal’in
yaşama geçirdiği bir mesaj
ın rüyalarını yeni yeni görmeye başlamışlardır.

2. Dincilik işte böyle imansız, böyle namussuzdur!

Teşekkür ederiz Sn. Yaşar Nuri  hocamıza..

Dileriz İslam dünyası da Mustafa Kemal Paşa‘ya ve öğretisine nefreti bir yana bırakıp, kurtuluşunu O’nda görsün..

Dün Şırnak – Cizre’de ateşe verilen Mustafa Kemal Paşa‘nın yontusu (heykeli),
aslında Kürtçü – İslamcı anlayışın utancı ve intiharı olmuştur. Hala ne denli derin bir batakta ve çıkmazda olduklarını algılayabilmekten çoook uzaktadırlar..

Ortaçağ’da Kilisenin yobaz papazları, AYDINLANMA öncülerinden Giardano Bruno‘yu yakmışlardı.. Gerçekte yanan Bruno muydu, çağdışı kalan, parayla günah bağışlayan, Cennet’ten parayla tapu satan, fuhuşa boğulan, bilimin ışığına perde olan… Katolik vahşeti miydi? Kokuşmuş Hıristiyan dinciliği miydi? O cani papazların adını anımsayan var mı? Gerçekte, Bruno’nun bedeni yandı; düşünceleri insanlığı hala aydınlatmayı sürdürüyor; bedeninin sıcağı da ısıtmayı..

Cizre’de yakılan, 20. yy’ın en büyük devrimcilerinden Mustafa Kemal‘in
aciz yontusudur. Yontu yanmış ama gerçekte yakanların geleceğini ve kurtuluş umutları yanmıştır.. Çok yazık..

Nankörlüktür, vefasızlıktır, acınacak bir ufuksuzluktur, utandırıcı bir çaresizliktir..

Ve de apaçık tahriktir – kışkırtmadır – provokasyondur ve bir tırmandırılan bir eşiktir.

Eylemciler mutlaka bulunmalı ve adalete teslim edilmelidir.
Hükümetten bu bağlamda kararlı sesler, çıkışlar ve eylemler bekliyoruz.
Bu bizim hakkımız, Devletin de aynı ölçüde kaçınılmaz görevidir.
Tarih baba projektörlerini açmış, kulaklarını kabartmış gözlemdedir.
Milyonlarca Mustafa Kemal seveni – sayanı da..

*****

“Küreselleşme ve Türkiye’nin Geleceği”

Cizre / Şırnak’ta ADD adına 23.09.2002’de, tam 12 yıl önce verdiğimiz
görsel konferansın konusu idi.. ADD Genel Merkezi Yönetim Kurulu üyesiydik..

Bugün yaşadığımız olası olumsuz gelişmelere işaret etmeye çabalamıştık
o konuşmamızda..

Şırnak’ta yinelemiştik aynı gün….

Silopi’de de… (22.9.2002)

Silopi ADD Başkanı Sayın Dündar Kesik bizi Diyarbakır’dan almıştı aracıyla.
Taa Edirne’den kalkıp gelmiştik.. Silopi’de gündüz konferansımızın ardından gecelemiştik. Ertesi gün de Cizre ve Şırnak’ta Aydınlanma çabalarımızı sürdürmüştük..

Heeeey gidi günler mi diyelim şimdi??
Hayır hayır..

Emperyalizmin maşa örgütünün yasal (HDP, KCK vb.) ve perde gerisi (PKK, PYD)
Kürtçü önderleri, kendi etnik yoldaşlarına (Kürt kardeşlerimize!) tarihsel bir ihanetle adeta harakiri uyguluyorlar..

Bilmeyiz, toz – duman, kan ve kurşun, ateş ve yangın maskeleyebiliyor mu??
Kürt kardeşlerimiz ne zaman bu taşeronlardan kurtulacak ve Türk kardeşleri ile
yeniden kucaklaşacak? Zaman hızlandı ve bu olanak hızla eriyor..

Çanlar gerçekte Kürt kardeşlerimiz için çalmıyor mu?

Ernest Hemingway’in mezarından başını kaldırarak “Evet evet” der gibi gürleyişi gözümüzün önüne geliyor..

Yazık oluyor yazık, çook yazık..

Sevgi ve saygı ile.
26.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yazıyı pdf olarak indirmek için :
Cizre’de_Heykeli_Yakildi_ama_Anahtar_Mustafa_Kemal’dir


========================================

Anahtar, Mustafa Kemal’dir !

Anahtar, Mustafa Kemal'dir

Yaşar Nuri Öztürk

info@yasarnuri.com
YURT, 21.9.14

İslam dünyası, itiraf etsin veya etmesin, Atatürk’ün bıraktığı yere gelebilmek için çabalıyor. Çabalıyor ama gelemiyor; gelemediği için de başı beladan kurtulmuyor.

İslam dünyası bahtını aydınlığa çıkaracak kapıyı bir türlü açamıyor. Neden?
Cevap, Mevlana Celaleddin Rumî’nin şu sözünde saklı:

“Kilitli kapı sana bir türlü açılmıyor, çünkü anahtara düşman kesilmişsin.”

İslam dünyası, bahtını aydınlığa açacak kapının anahtarı hükmündeki adamların tümüne düşman, tümünü dışlıyor. İslam dünyası, asırlardan beri, anahtar adamlara acı çektiriyor. Onları kendisinden saymamayı hüner sandığı için onlara acı çektirmeyi de zafer bellemiş. Sürünmesinin esas nedeni bu…

Bu yüzyılın en büyük Müslüman düşünürlerinden biri olan Sudanlı aksiyoner Mahmud Muhammed Tâha, ana eseri ‘İslam’ın İkinci Mesajı’nın 4. baskısına yazdığı önsözde şunu demiştir: “Bu kitap, cumhuriyetçi davanın temel metnidir.” Muhammed Tâha, ne demek istediğini şu satırlarla daha açık hale getirmektedir:

“İslam iki mesajdan oluşur: Birincisi Kur’an’ın ikincil metinlerine dayalı ilk mesaj,
ikincisi, Kur’an’ın birincil metinlerine dayalı ikinci mesajdır. İlk mesaj şimdiye kadar yorumlanmıştır, ikinci mesaj ise yorumlanmak için beklemektedir. Bu ise uygun kişi ve millet geldiğinde gerçekleşecektir.” (Tâha, İslam’ın İkinci Mesajı, 4. baskıya önsöz)

Bize göre, uygun kişi ve millet, tarihin diyalektiği tarafından Mustafa Kemal ile
Türk milleti olarak tarih sahnesine gönderildi ama beklenen yorum tam yapılamadı.
Onu bugün biz yapmaya çalışıyoruz. İslam dünyası Atatürk’e ve mesajına düşman kesilerek O’ndan yararlanmanın yollarını kendi eliyle kapattı. İslam’ın ikinci mesajının tamamlanması için yine aynı millet mi devreye sokulacaktır, başka bir millet mi,
ileriki zamanda göreceğiz.

DİNCİLİK İŞTE BÖYLE VİCDANSIZDIR!

Mahmut Muhammed Tâha’nın sözü, Mustafa Kemal’in cumhuriyeti kurup devrimlerini yaşama geçirişinden yaklaşık 90 yıl sonra söylenmiştir. Yani, İslam dünyasının en ileri devrimcileri bile, Mustafa Kemal’in yaşama geçirdiği bir mesajın rüyalarını
yeni yeni görmeye başlamışlardır. Ve dahası: Adına ‘İslam dünyası’ (!) dedikleri dünya, bu rüyayı görenlere bile tahammül edememektedir. Bu rüyayı görenlerden biri olan Tâha’yı ‘mürted oldu’ diyerek astılar. Beş vakit namaz kılan sûfî bir mümindi Tâha.
Ne var ki, mevcut iktidara muhalifti. Böyle olunca da dinciliğin ‘irtidat’ ithamından kurtulamadı.

Dincilik işte böyle imansız, böyle namussuzdur!

Sözün özü  : Mustafa Kemal’in kudret ve azametini anlamak için şu ‘İslam dünyası’ dedikleri âlemin tutarsızlıklarına, pisliklerine, sefalet ve rezaletine bakmak yeterlidir.

Changing politics of the main opposition party of Turkey the CHP and newspaper Cumhuriyet

Dostlar,

AYDINLIK, bir süredir “AYDINLIK Daily” adı altında İngilizce de yayın yapıyor..
Uzun yıllardır bizim de rüyamızdı.. Sesimizi Batı dünyasına İngilizce olarak da duyurabilmek..

ZAMAN (Cemaat sözcüsü) bunu yıllarca “TODAYS ZAMAN” olarak yaptı ve
Batı da Türkiye’yi o pencereden izledi büyük ölçüde..

Artık biz de AYDINLIK penceremizden Batı’ya kendimizi “anlayabilecekleri dilden” aktarabileceğiz.. AYDINLIK‘ın tarihsel değerde hizmetidir..

Teşekkür edelim ve yaşatalım dileriz..

E. Amiral Türker ERTÜRK’ten İngilizce makale…
(Paper in English by Admiral Turker Erturk)

Makaleden şu tümce çok vurucu :

  • For me, this newspaper had become a supporter of imperialism.

Önceki gün de bu içerikte bir görseli – posteri sitemizde yayımlamıştık.

Sitemizde zaman zaman kimi yazıların en azından başlığını İngilizce olarak da yazıyoruz. Uygun anahtar sözcüklerle taramada meraklı oltalara takılsın diye..
Sonra ilgili kişi – kurum merak ederse sanal çeviricilerle bir çeviri elde edebilir,
daha sonra da bizimle ilişkiye geçerek hiç olmazsa kendilerine İngilizce bir özet sunarız .. diye..

Ancak takdir edilir ki, bizim gibi yalnız çalışan, asistanı olmayan, tüm parasal giderlerini de mütevazi bütçesinden sağlayan, üstelik kamu görevi de olan insanlar için çift dilde web sayfası yayını sürdürmek olanaksız gibidir..

ADD Genel Merkezini bu bağlamda çok teşvik ettik ama son 4 yılda Genel Başkan olan (5. yılı sürüyor..) Tansel Çölaşan bir türlü sıcak bakmadı.. En azından seçilmiş birkaç makale, basın açıklaması ayrıca İngilizce olarak da siteye konsun diye.. Belli ölçülerde çeviriyi de üstlenmemize karşın.. (Bir çeviri kurulu çok yerinde olurdu..)

Diliyoruz AYDINLIK bu çok emekli süreçte de başarılı olsun..

http://www.aydinlikdaily.com

sitesi yayında..

Sevgi ve saygı ile.
24 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===============================================

From: Türker Ertürk <erturkturker@gmail.com>
Date: 2014-09-23 9:53 GMT+03:00
Subject: Türker Ertürk looks at the changing politics of the main opposition party of Turkey,
http://www.aydinlikdaily.com/Columnist-Detail/NeoRepublic/3006#

portresi_sade

Türker Ertürk looks at the changing politics of the
main opposition party of Turkey the CHP and newspaper Cumhuriyet

 

By Turker ERTURK 
Ret. Admiral

I had planned to write a column entitled “the Neo-Republic” due to the periodical developments in 2011. However, one of my respected friends told “its not the time, Turkey is going through a difficult period, do not write it for now,” and I did not start writing it.

As you can understand, today’s subject is the Cumhuriyet (Republic) newspaper. I was born and raised in an house where the Cumhuriyet newspaper was being read. Uğur Mumcu and İlhan Selçuk were the two gentlemen of the newspaper and I cut and filed all of their columns. I had also the privilege of reading Nadir Nadi’s columns at that period.

I used to love Cumhuriyet newspaper because it was the castle and outspoken defender of the Turkish Republic, enlightenment reforms led by Atatürk and our founding ideology. It was already established through the order of Ataturk to support the Republic.

Imperial operations

I had conducted my first interview with Cumhuriyet newspaper despite numerous requests from different newspaper at the period that I have resigned from my duty in the Turkish Army in August 2010. Because this newspaper had a special significance for me.

However, things started to change at the Cumhuriyet newspaper after the death of İlhan Selçuk in 2010. The newspaper was increasingly leaving its founding mission. In fact, these incidents were a part of the bigger picture. Turkey was being converted and transformed in accordance with the interests of imperialism. Turkish Republic’s founding and protective headquarters had to be seized to break the resistance.

For this reason, an imperialist operation was conducted against the main opposition party of Turkey, the CHP (The Republican People’s Party). Then, those who have taken the control in the party began to move away from founding mission of the party under the “neo-CHP” discourse. There is much evidence regarding this treason but the first change in party’s route occurred in the Libyan crisis.

Imperial memorandums

The Iraqi war memorandum which was presented to the Parliament in 2003 by the AKP led by Erdoğan had failed to receive sufficient support due to the leadership of the opposition and the CHP’s anti-imperialist stance. The US blamed the two institutions because of the memorandum. The Turkish Armed Forces and the CHP! A transformation operation was thought up, calculated, planned and conducted by the western think-tanks against these two institutions. The political trials such as Ergenekon and Balyoz were activated to destroy the Turkish Armed Forces and then the CHP was finished with a sex-tape operation towards the former Chairman
Deniz Baykal
.

Many things have happened between 2003 and 2011 and Turkey was transformed in the direction of the imperialist needs. The first product of this imperialist operation was taken during the Libyan crisis. The CHP supported the Libyan memorandum
which was presented to the Parliament in 2011. The Turkish Armed Forces sent
five warships under the command of the Italian admiral.

The Cumhuriyet Newspaper was not sufficiently opposing the AKP government’s Libya policy which includes disloyalty, shallowness and collaboration.

They want us to be restrained!

However, someone called me from Cumhuriyet to refer to my opinion and expertise
in those days. First I made my assessment towards his questions and then asked
“The AKP’s Libyan policy is a complete ignominy, why don’t you criticize it properly?”

He replied to me saying, “The top officials want us to run slowly and be restrained.”
He had given me some extra details but I do not want to write them down here.
I stopped reading Cumhuriyet after this telephone conversation.

  • For me, this newspaper had become a supporter of imperialism.

Today’s Cumhuriyet is a result of the things which happened in those days.

No need to be surprised! I had predicted the future of the newspaper in those days. If the Cumhuriyet newspaper can be loaded onto the Turkish Airlines planes alongside pro-government newspapers and can take place in the VIP sections of the airports, this is the result of its great transformation.

The operations against the CHP and Cumhuriyet Newspaper are similar and aim the same purpose. The expression “neo” which newly takes place at the beginning of the names of these two institutions is the best indication for this. These castles should be captured again, current administrators and officials should be fired and punished.

AKP’Yİ İKTİDARA GETİREN BİZLERİZ


AKP’Yİ İKTİDARA GETİREN BİZLERİZ

Portresi_Ali_Nejat_Olcen

 

 

 

Dr. Ali Nejat Ölçen
Aydın olan kişinin önce zihninin aydın olması gerekir. Aydın olan zihin kişiyi eleştirirken onun kişiliğine saldırmaz. Aydın olanın görevlerinden en önemlisi gerçekçi olabilmesidir ve sorguladığı konuyu ya da bireyi zedelememe özen göstermesidir.

Aydınlarımızın çoğu sorgulama özgürlüğünü kullanırken suçlama ve karalama türündeki alışkanlıklarını neden sürdürmektedir? Ve bir araya geldiklerinde birbirlerini anlamak yerine neden ayrışmaktadırlar? Zihnimde bu sorulara olumlu yanıt bulamıyorum. Aydınlarımızın düşün ve davranış farlılıklarını ayrışmaya dönüştürmelerindeki neden olasıdır ki, geneli görmeyip ayrıntıyla uğraşır olmaları.
Oysa ulusumuzun temel sorunudur emperyalizme karşı kendimizi ve toprağımızı koruyarak var olmak. Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı devletine o devletin Cumhuriyetine sahip olma sorunu ile karşı karşıyayız ve o temel sorunu bir yana atıp birbirimizi didiklemekle, suçlamakla, karalamakla uğraşıyoruz.

Elbette AKP gibi Cumhuriyet karşıtı gerici bir parti yolsuzluklar ve haksızlıklar batağında iktidarda kalmayı sürdürecektir. Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı
vatan bildiğimiz toprağımıza sahip çıkabilmemizdir temel sorun. Bunun dışındaki
tüm sorunları ayrıntı olarak önem dışına itekliyorum Çünkü, vatan bildiğimiz toprağın
bir parçasını ABD emperyalizminin desteğinde onun milis gücü PKK’ya
AKP iktidarının terk ettiği bir dönemde, aydınlarımızın husumete varan anlaşmazlık yaratmaları ihanetler dizgesine ortak olmak anlamına gelir. Başbakan olan kişi, 2023’te parantezin kapanacağını söyleyecek ölçüde dalalete ve ihanete kapılırken, aydın geçinen kişilerin birbirlerini suçlamaya kapılması öylesi ihaneti umursamamaktır.

**********

Prof. Dr. Ali Ercan’ı eleştirebilirsiniz, hepimiz gibi O’nun da yanlışları olmuştur.
Fakat kişiliğini zedelemeye, onurunu kırmaya hiç kimsenin hakkı olamaz.
O’nu eleştirmenin ötesinde, yöneltilen suçlamaları Türkiye’mizin ulusça varoluş sorununu unutmakla eşanlamlı görüyorum. Türkiye’mizin bölünüp parçalanması olasılığı karşısında aydınların bölünüp parçalanması yurtseverlikle bağdaşır
kabul edilemez.

Federal Almanya Devleti’nin Anayasa’sının 1’nci maddesi “Onurun dokunulmazlığı” koşulunu öngörmüştür. İnsan onurunun korunması görevini de devlete vermiştir.
(Die Würde des Menschen ist unantastbar. Sie zu achten und zu schützen ist verplichtung aller staatlichen Gewalt)

Kişiyi eleştirirken O’nun onurunu korumak ve kişiliğini zedelememek aydın olmanın
ön koşuludur. Unutmayınız, Mustafa Kemal, yendiği Yunan Ordusunun Başkomutanının (AS: General Trikopis) onurunu korumaya özen göstermiş ve O’nu konuk olarak ağırlamış, kılıcını teslim almamıştır. Gazi Mustafa Kemal’in düşmanının bile onurunu korumaya özen gösteren erdemini örnek alabilmeliyiz.
O’nun öğrencisi olarak bir anımı bilgilerinize sunmaya gereksinim duymaktayım:

TBMM’nin Plan Bütçe Komisyonu başkanı Nurettin Ok, benimle özel olarak konuşmak istediğini söylemişti (1977). Bir araya geldiğimizde:

Sayın Ölçen, dedi. Erzincan Senatörü üyemiz konuştuğunda eleştirileri bizde tepki uyandırıyor ve kimi zaman oturuma ara vermek zorunda kalıyorum. Sonradan tutanakları okuduğumuzda kendisine niçin kırmışız diye kendimize kızıyoruz. Sizi sessizce dinliyor fakat sonradan tutanakları okuduğumuzda size niçin kızmadık diye kendimize kızıyoruz. Bunun sırrını açıklar mısınız?

Yanıtım şu oldu     : Konuşurken sizleri gücendirmemeye özen gösteriyorum.
Zihninizde yakaladığım çelişkiye saldırıyorum ve sizler acaba doğru mu söylüyor diye kuşkuyla yüzüme bakarken, ben 4. tümcemi söylemiş oluyorum.

Bu yanıtım üzerine o günden sonra Plan Bütçe Komisyonu başkanı Adalet Partisi Milletvekili Nurettin Ok ve Eskişehir Milletvekili İsmet Angı en yakın arkadaşım oldular.

Bu anımı şu nedenle bilgilerinize sunuyorum : Hiç kimse aslında suçlu değildir
eğer kaba güç kullanmamışsa. Suçlu olan kişinin zihnidir, zihnindeki çelişkilerdir ve
o çelişkileri de bizler yaratıyoruz, Devlet yaratıyor, toplum ya da ailesi yaratıyor.
Örneğin R.T. Erdoğan’dan daha suçlu olan O’nun babasıdır. Oğlunu sevgi ve şefkatten yoksun bırakarak dövdüğü ve oğlunun onurunu korumadığı ve zedelediği için. Türkiye’ye zarar veren aslında R.T. Erdoğan’ın babasıdır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım düşün, davranış eylem farklılıkları aramızda husumete varan çelişkiler hatta çatışmalar yarattığı içindir ki; iktidarı AKP’ye gümüş tepside
teslim ettik.

Kanımca, kişinin onurunu koruyarak, O’nu incitmeden, dışlamadan eleştiri hakkını kullanabilmeliyiz. Çünkü, onurlu olmak hakların en yüce olanıdır. Onur kişinin
dik durmasını sağlayan erdemin kendisidir. Ve devletimizi ele geçiren onursuz kadrolara karşı savaşımı ancak onurumuzu ve birbirimizin onurunu koruyarak kazanabiliriz. Çünkü kişilikli olabilmenin de  temelidir onur. Sanıyorum aydın olduğumuzu zanneden bizlerin temel sorunu budur.

Türkiye’yi unutarak değerli hocamız Prof. Dr. Ali Ercan’ı incitmeyi, onurunu zedelemeyi
Atatürkçü olduğunu söyleyen hiçbir kişiye yakıştıramam.

Böyle biline, çare buluna.

Saygılarımla. 19.9.2014

Dr. Ölçen

====================================================

Dostlar,

İsparta ADD’nin kurucusu ve 14 yıla yakın Başkanı olan çok değerli dava arkadaşımız Sn. Mahmut Özyürek‘in e-iletisi bize de ulaştı.

Sn. Ölçen’in yukarıda yazdıkları, bu açık mektup hakkında.

Sn. Mahmut Özyürek dostumuz söz konusu e-iletisinde Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan’ı
ağır bir dille yermekte.

Şimdiye dek adı geçen 3 saygın insanı da yakından tanıyoruz.
Mahmut bey ile İsparta gibi çok zor bir ilde, onca tarikatın arasında Başkanlığı yıllarında çok çalıştık. Ölçüsüz bir özveri ile ADD için yıllarca koşturdu Mahmut öğretmenimiz. Kendisinin bu ödenmez hakkını, her şeye karşın teslim etmek zorundayız.
Kendisinin arabasıyla, cebinden benzin doldurarak İsparta’nın birçok ilçesine
bizi konferanlar için bizzat kendisi taşımıştır. Biz de Edirne’den, 2004’ten sonra da Ankara’dan, tüm çağrılarına koştuk. İSPARTA ULUSAL GÜÇLER BİRLİĞİ
bir ziyaretimizde birlikte kurduk ve bu yapı sanırız halen işlemekte.

Mahmut bey yapısı gereği biraz sert bir insan. Sözünü hiç esirgemiyor, doğrudan ve sansürsüz söyleyip yazıyor. Hiç eyvallahı da yok. Güç koşullar çelikleştirmiş O’nu..
Kendisini tanımayanlar bu söylem biçiminden çok rahatsız oluyorlar. Oysa bizim gibi çook yakından tanıyan, çayını-kahvesini içmiş, yemeğini yemiş insanlar,
O’nun bu sert Anadolu erkeği tavrından hiç rahatsız olmuyor hatta seviyorlar bile..

Mahmut beyden biz gene de çooook kez ricacı olduk söylemlerini biraz yumuşak tutması için ama alışkanlıklar kolay bırakılamıyor galiba.. Bir de haksızlığa uğradığında insan söylemini yumuşatma zorluğu olabiliyor. Anlaşılma ve takdir görme beklentisi de elbette çoook yerinde ve haklı. Bu yönüyle Mahmut Başkanımızın duygusal gereksiniminin doyurulduğunu hiç sanmıyoruz.

2004-2006 döneminde biz ADD Genel Başkan Yardımcılığı yaparken
Sn. Özyürek’in Genel Merkez ile hiç sorunu olmadı. O bizi, biz de O’nu biliyorduk çünkü.
2006 Haziran’ında biz Genel Başkan adayı olmuştuk anacak Sn. Şener Eruygur seçimi kazandılar. Biz de kendisinin istemiyle, seçilmiş GYK üyesi olarak
Genel Başkan Başdanışmanı görevini üstlendik. Mahmut öğretmenimiz
Şener Paşa’yı ve iletisinde adını verdiği 2 hanım çalışma arkadaşını kendince ve
bizce de haklı gerekçelerle çok eleştirdi. Oldukça da sert resmi yazılar yazarak..
Disiplin soruşturması yapıldı ve “Kınama” cezası GYK’da (Genel Yönetim Kurulu)
oy çokluğuyla onandı. Biz ve 4 arkadaşımız sözlü ve yazılı karşı oy yazısı kullanarak cezaya karşı çıktık. Bize göre ortada suç yoktu, anlayış ve hoşgörü ile Mahmut beyi kazanmak, gönlünü almak, açıklamalarla rahatlatmak olanaklı ve gerekliydi. Böyle yapıl(a)madı..

Biz Genel Başkan Yardımcılığı görevimizi, Şener Paşa Genel Başkan olunca,
O’nun sınıf arkadaşı, Ordu’dan daha yüzbaşı iken ayrılarak sivil yaşama geçmiş
Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘a devretmiştik. Sonraki yıllarda Sn. Ercan’ı daha yakından tanıma olanağımız oldu ve engin birikimiyle, Atatürk sevgisi ve bilinciyle, dostluğu – ağabeyliği ile… derin hayranlığımızı kazandı.. Kendisinden hiç incinmedik, çoook şeyler öğrendik. Çok sayıda ADD aydınlanma konferansı ve etkinliğinde birlikte görev aldık.
Web sitemizde çok sayıda değerli yazısını yayımladık. 2010-14 arası 2 dönem ADD Bilim – Danışma Kurulu‘nda kendileri Başkan biz de Yazman olarak emek verdik..

Tansel Çölaşan‘ın genel başkan olduğu söz konusu dönemde Mahmut bey,
bir komplo olduğuna inandığımız biçimde suçlandı ve ADD üyeliği düşürüldü.
Bu süreçte de kendisini hep savunmaya çabaladık ama ADD Yüksek Disiplin Kurulu oybirliği ile karar almıştı, biz GYK üyesi de değildik.. Üstelik Haziran 2014’te
Genel Kurul’da bu ceza onandı. Bu arada ADD İsparta Şb. YK da görevden alındı
ve atama yapıldı. Sn. Özyürek bu süreçlerde açık ve kaygı verici biçimde
Dernekler hukukunun, ADD tüzüğünün çiğnendiğini savundu. Davalar açtı.
Yazdığına göre birkaç davayı da kazandı.

O’nun derinden incinmişliğini, komploya kurban edildiği psikolojisini, kabul edilemez biçimde dışlanarak rencide edildiğini ve adalet duygusunun parçalandığı algısını anlıyor ve hürmetle karşılıyoruz. Can-ı gönülden diliyoruz ki, tüm haklarını
yargıda kazansın ve ADD İsparta Şb. Başkanlığına tüm onuruyla dönsün..

Ancak bu süreçte söylemleri – yazılarıyla suç işleyebilmekte, hakaretler edebilmekte
ve haklıyken haksız duruma düşebilmekte. Çok kez rica ettik ama özlenen düzeyde başarılı olamadık. Hiç olmazsa eleştirilerini – oklarını – suçlamaları insanların
kişiliğine değil eylemlerine yöneltmesi gerektiğini kezlerce açıkladık..
Temel iletişim kurallarına uyması gerektiğini anımsatmaya çabaladık.

Sn. Dr. Ali Nejat Ölçen ise 1922 doğumlu, 92 yaşında bir Cumhuriyet bilgesidir.
Kendileri ile 2004-2006 döneminde ADD GYK üyesi olarak birlikte çalıştık.
O’nu sayfalarca yazsak azdır. Ancak yukarıdaki iletisine bakmak bile yeter..
Gerçek bir bilgedir O!

Mahmut beyin adını geçirmeden yazdıklarına biz de katılıyoruz Sn. Ölçen’in.

Mahmut beyi de, Sn. Ölçen‘i de Ali Ercan hocayı da çook seviyor ve sayıyoruz.
Açık ortamlarda zehir zemberek ve kişiliğe dönük tartışmaları onaylamıyoruz.
Davranış ve eylemlerin onur kırmadan, ağırbaşlılıkla ve kanıta dayalı olarak eleştirilmesinde ise sonuna dek varız. Bu sitede daha önce Sn. Özyürek’in
birkaç yazısına, tüm ağırlığına karşın yer verdik. Gene veririz..
Ancak söylemi, belirttiğimiz kapsamda biçimlendirmek çok uygun olacak.

Bir de, Türkiye’ye giydirilen ATEŞTEN GÖMLEK, şu aralar istesek de
böylesi sorunlara zaman-emek ayırmaya hakkımız olmadığını bize düşündürüyor.,

Adı geçen her 3 insanı da çoooook seviyor ve derin hürmet besliyoruz.
Dileriz yüz yüze konuşma olanağı olur ve zamanla sorunlar çözülür..

ADD Genel Merkezini de Sn. Özyürek hakkında çook özenli – adil – hukuka uygun – hoşgörülü davranmaya ve kendisini yeniden kazanmaya çaba göstermeye çağırırız.

Sevgi ve saygı ile.
19.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

CUMHURBAŞKANLIĞINA ADAY OLAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN DERHAL BAŞBAKANLIK GÖREVİNDEN İSTİFA ETMELİDİR!


ADD_logosu_adiyla


CUMHURBAŞKANLIĞINA ADAY OLAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN DERHAL BAŞBAKANLIK GÖREVİNDEN İSTİFA ETMELİDİR!


YASAL DÜZENLEMELER GEREĞİ BAŞBAKAN
DERHAL İSTİFA ETMELİDİR!

Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu’nun 11. maddesi’ne göre;

“Cumhurbaşkanı adayı gösterilen hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan
öbür kamu görevlileri, belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, siyasal partilerin
il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları girişim veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar, aday listesinin kesinleştiği tarihte görevlerinden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulunca aday gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa veya kuruma derhal bildirilir.”

Yasada geçen “öbür kamu görevlileri” deyimi, Anayasa’nın 128/1 maddesinde de kullanılmış ve bu madde kapsamında bu deyimden kastedilenin ne olduğu
hukukçular tarafından daha önce ele alınmıştır.

RTE_istifa_etmeli

Anayasa’nın 128/ 1 maddesinde geçen “diğer kamu görevlilerini” hukukçular
şöyle kümelendirir :

– Statüter konumdaki görevliler (Silahlı Kuvvetler personeli, hakimler ve savcılar, üniversite akademik personeli)
– Siyasal nitelikteki görevliler (Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve yerel yönetimlerin seçimle gelen görevlileri)
– Kadro karşılığı sözleşmeli çalışanlar
– İdari sözleşme ile istihdam edilen sözleşmeli ve geçici personel

Anayasa’nın md. 128/1’de tanımlanan öbür kamu görevlileri arasında BAŞBAKAN da sayıldığına göre, Cumhurbaşkanlığı Seçim Yasası’nın 11. maddesindeki öbür
kamu görevlileri arasında Başbakan’ın olduğunun kabulü kaçınılmazdır.

Cumhurbaşkanlığı Seçim Yasası, Anayasa’nın md. 128/1’deki “öbür kamu görevlileri” tanımını yok sayamayacağına göre, Yüksek Seçim Kurulu, Yasada açıkça Başbakan’dan bahsedilmediği gerekçesi ile Başbakanın istifasının gerekmediği yönündeki açıklaması ile açıkça hataya düşmüştür. YSK’nın bu açıklaması açıkça bir Anayasa ihlali olup yok sayılmalı ve Cumhurbaşkanlığına aday gösterilen başbakanın adaylığının kesinleştiği 8 Temmuz 2014 tarihinde (AS: 11 Temmuz olmalı)
derhal istifa etmesi gerekir.

SİYASAL AHLAK GEREĞİ BAŞBAKAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR

Cumhurbaşkanlığına şu ana dek gösterilen aday sayısı 3’tür. İlk kez halk karşısına çıkacak olan adaylar arasında eşit olanaklarla bir yarışın olması siyasal ahlak gereğidir. Cumhurbaşkanlığına aday olan Başbakan istifa etmeyerek bu yarışta kamu gücünü kullanmayı düşünmektedir.

Bir yandan devletin tüm olanaklarını ve akçal kaynaklarını kullanarak açılışlar yapmaya devam edecek, bir yandan da bu açılışlarda Cumhurbaşkanlığı adaylık propagandasını yapacaktır. Bu tavır siyasal ahlak ile bağdaşmadığı gibi, halkın parası ile siyasal bir çalışma yapılması hukuken de suç oluşturacaktır.

Başbakanın, Devletin maddi olanaklarını, korumalarını, polislerini, valilerini, kaymakamlarını, belediye başkanlarını kullanarak seçim gezileri yapması siyasal ahlaksızlık olacaktır.

Burada yasal bir hakkın kullanıldığı, Devletin sürekliliği gibi ahlaksal temelden yoksun gerekçelerin ortaya konulması Başbakanın ahlaksal çöküntüsünü kurtaramayacaktır.
Bir yanda Devletin maddi olanaklarını kendi siyasal çalışmasına seferber edecek bir Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan olacaktır; öbür yanda ise seçim çalışmasını yürütecek güçlü maddi kaynaklara sahip olmayan adaylar… Bu haksızlıktır, adaletsizliktir. Her konuşmasında uğradığı haksızlıkları allayıp pullayıp anlatan, adalet üstüne nutuklar çeken Cumhurbaşkanı adayı Başbakanın hem ahlaken hem de adaletsizliği
ortadan kaldırmak adına, adaylığının kesinleştiği tarihte derhal istifa etmesi gerekir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

ADD Genel Merkezi

Anayasa Mahkemesi’nin Önünde Adalet Nöbeti Sürüyor..

Anayasa Mahkemesi’nin Önünde Adalet Nöbeti Sürüyor..

Dostlar,

Anayasa Mahkemesi’nin önünde günlerdir Adalet Nöbeti tutan
avukatlar Şule Nazlıoğlu Erol, İlkay Sezer, Murat Ergün, Başkan Haşim Kılıç’la görüştü. Haşim Kılıç‘la yaklaşık 1 saat süren bir görüşme yapan avukatlar,
saat 12.00’de basın açıklaması yapacak.
(Şu dakikalarda bu basın açıklaması başladı, konuyu ayrıca işleyeceğiz..)

Nöbetin 2. gününde akşam 17:30 – 19:00 arasında 15 saat biz de nöbete katıldık.
ODATV’den Müyesser Yıldız öğlen saatlerinden beri oradaydı.
Yeniçağ’dan Yavuz Selim Demirağ ile ayaküstü konuştuk.
CHP eski Ankara Milletvekilerinden Av. Hakkı Süha Okay ile de..
Deneyimli hukukçu Okay, 5 numaralı sabit diskin apaçık suç üreten komplo oluşu karşısında Adalet Bakanlığı’nın yasa yararına bozma istemiyle Yargıtay’a başvuracak olmasını önemsiyordu. AYM’nin kararını ise kestirmekte zorlanıyordu..

– Mahkeme göreve
– AYM göreve
Mustafa Kemal’in askerleririyiz…
başlıca sloganlardı..

Ellerde bayraklar, kimilerinin üzerinde Yüce ATATÜRK‘ün kalpaklı posteri basılmış, çeşitli içerikte dövizler..

Bizim de bir elimizde bayrağımız, öbür elimizde bir döviz vardı..
Çankaya Belediyesi’nin Ahlatlıbel açıkhava dinlenme tesislerinin giriş kapısı önünde idik. Anayasa Mahkemesi de tam karşımızdaydı.
Mahkeme kapısı önünde 2 polis otomobili bir de irikıyım cipi önlem almıştı.

İlginç gözlemimiz ise, yoldan geçen araçların korna çalarak, el sallayarak ve
ışıklarını yakarak destek vermeleri idi. 1,5 saat boyunca bu olguyu dikkatle izledik.
Teker teker çetele tut(a)madık ama rahatlıkla söyleyebiliriz ki, yüzlerce araçtan 3/4’ü göstericilere sıcak destek verdiler. 3/4’ü olmasa bile kesinkes 2/3’ünden az değildi..
Büyük araçlardan TIR’lar, kamyonlar havalı kornalarını özellikle tempolu olarak çaldılar ve mimikleri ile jestleri ile, el sallayarak apaçık ve coşkulu destekler verdiler..

Bir canlı yayın aracı alan girdi.. CNN Türk’ten Cüneyt Özdemir’in 5N1K programı için geldiğini Yavuz Selim Demirağ gidip öğrendi ve “abla” diye seslendiği Müyesser Yıldız’a bilgi verdi..

Dönüşte otobüs durağında beklemekte olan orta yaş üstü bir bayanı, eşimizle birlikte bulunduğumuz otomobilimize aldık.. Hoşdere Cadddesi’nden inerken de evlerinin önünde bıraktık. Rahmetli Org. Teoman Koman Paşa’nın kızkardeşi Nur(h?)an Koman idi bu konuk yolcumuz. Çooook dertli idi 6-7 yıldır sürdürülen zulümden.
Ağabeyinin 27 Mayıs’ta Teğmen olduğunu, asılan 3 kişiden sorumlu olamayacağını isyan ederek anlatıyordu. Daha sonra darbelere karşı oluşu nedeniyle “tabutlukta yatırıldığını” da belirtti Koman Paşa’nın. Cezaevinde ağır hastalığına karşın dimdik durarak ailesine bile hastalığını söylemediğini, duruşmada bayılması üzerine ilerlemiş kanser olduğunu öğrendiklerini ve hastalığı yüzünden serbest bırakılmasının (tutuksuz yargılama) ardından kısa sürede (3 ay!), etkili sağaltım için geç kalınmış olduğundan sevgili ağabeyini gözleri nemli bize aktardı..

Tutsak askerlerin eşlerinin, çocuklarının, yakınlarının yaygın ölçüde ve
ağır depresyonda olduklarını, ilaçla ayakta kalmaya çabaladıklarını aktardı.
Bu zulmün “bir an önce”, dakika oyalanmadan bitirilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı. 25 Aralık 2013’ten bu yana, TSK’ya kumpasın Başbakan ve danışmanınca
kamuoyu önünde ve gazete makalesiyle (STAR, Yalçın Akdoğan) itirafının üzerinden
4,5 ay geçtiği halde masum tutsakların salıverilmemesine isyan ettiğini belirtti.
Kendisinin de ciddi sağlık sorunları vardı ve yoğun sigara içiciliğini bırakamıyordu..

***************

ADD Genel Merkezi de eyleme destek kararı aldı ve
web sitesine aşağıdaki açıklamayı koydu :

*****

Haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik tüm ülkeye egemen olmuştur.
Yargı, maalesef siyasal hesaplaşmanın aracı haline getirilmiş;
tarafsızlığını, bağımsızlığını ve evrensel değerlerini yitirmiştir.

Hukuk düzeninin ülkeye yeniden egemen olabilmesi için  yürütülen adalet arayışları neticesinde; Ergenekon, Poyrazköy, Oda TV, Şike ve 28 Şubat Davalarında
haksız ve hukuksuz olarak tutuklanan yurtseverler tahliye edilmişlerdir.

Şimdi sıra; kumpas kurularak, katakulli yapılarak yüzlerce şerefli Türk Askerinin
tutsak edildiği Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalardadır.

Bu davalarda insanların sahte ihbar mektuplarıyla, yasadışı dinlemelerle, sahte delillerle, tasarlanmış ve ayarlanmış bir kısım yargı mensuplarıyla mahkum edildikleri, sadece iktidar değil, iktidar yanlısı basın ve hukukçular tarafından da kabul edilmektedir.

Artık bu davalardan tutsak edilen kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının hapislerde tutulması mümkün değildir. Acilen tahliye edilmeleri gerekmektedir.

Bu kapsamda; Anayasa Mahkemesi’nden, Balyoz ve Askeri Casusluk Davası sanıklarının bireysel başvurularını acil olarak değerlendirmesi beklenmektedir.

Ancak, bireysel başvuruların üzerinden 6 ay’dan çok zaman geçmesine karşın
Anayasa Mahkemesi henüz kararını açıklamamıştır. Bu nedenle, adaletsizliğe karşı son umut olan Anayasa Mahkemesini göreve davet etmek üzere 05 Mayıs 2014 Pazartesi günü saat 13.30’da Anayasa Mahkemesi önünde Türkiye Emekli Subaylar Derneği ve diğer demokratik kitle örgütleri ile birlikte bir basın açıklaması yapılması ve daha sonra karar açıklanıncaya kadar Mahkemenin karşısında nöbet tutulması planlanmıştır.

Tüm dostlarımızın eş, dost ve yakınları ile birlikte basın açıklamasına katılımı beklenmektedir.

Saygılarımızla

Vardiya Bizde Platformu-Ankara

Not: Güvenpark’tan kalkan 103, 192-2, 192-4, 192-5 ve Akköprü’den kalkan 102 nolu otobüslerin İncek yolu üzerinde Anayasa Mahkemesi önünden geçtiği öğrenilmiştir. Hareket Memurluklarından da sorulabilir.

Ulus İtfaiye Meydanı’ndan da İncek dolmuşları kalkmaktadır.