ADD’nin SAYGIN EMEKÇİLERİNDEN PINAR ÖZER’in İŞİNE SON VERİLDİ..


ADD’nin SAYGIN EMEKÇİLERİNDEN
PINAR ÖZER’in İŞİNE SON VERİLDİ!


Sevgili Pınar ÖZER
‘i, ADD Genel Merkezi’nde görev aldığı ilk günlerden bu yana tanıyoruz. Biz, Şubat 1996’da ADD Edirne Şubesi Başkanı seçilmiştik. Kendisi 1998 ya da 1999’da Sekreter olarak göreve başlamıştı. 2000-2004 döneminde Genel Yönetim Kurulu Üyesi idik
biz de Genel Merkezde. İzleyen 2 yılda ise (2004-2006) Genel Başkan Yardımcısı olarak
görev üstlendik. En az 6 yıl yakın çalışma arkadaşımız oldu.

Pınar, sınırlı olanaklara ve ADD’nin oturmamış kurumsal yapısına ve büro yönetimi sorunlarına karşın, arşivden her isteneni bulur ve hizmete sunardı. Bitmeyen ricalarımızı, çok genç yaşına karşın sabır ve olgunlukla yerine getirirdi. Bilgisayarda ofis programlarını ustaca kullanırdı.

Her zaman ağırbaşlı ve saygılı idi ve yüzünden hanımefendi tebessümünü hiç eksik etmezdi.
16 yıl ADD’ye büyük başarı ile hizmet etti. Özveri ile, beceri ile, güleryüzle, sevecenlikle ve üretkenlikle.. Adeta Derneğin belleği oldu. İstenen her belgeyi, yazıyı hızla bulup sundu.

Yazışmaları, randevuları… zarafetle anımsatarak izlenmesini sağlar, ADD yönetiminden nerede bir boşluk varsa ve el atılması gerekiyorsa, yüksek sorumluluk bilinci ve görev aşkıyla inisiyatif alarak çözüm üretmeye çabalar, üretirdi. ADD Genel Merkez bürosunun beyni, motoru idi.
Koca ADD Örgütünün adeta belleği (hafızası) idi..

*****

ADD yönetiminde Genel Başkanlık görevinde 2. kez 2 yıllık dönemin içindeki genel başkan, öğrendiğimiz kadarıyla, kişisel inisiyatifi ile Pınar’ın işine son vermiştir. Konu GYK’de
(Genel Yönetim Kurulu) görüşülmemiştir (?). İşe son verme yazısında ise klasik gerekçe ile “görülen gerek üzerine..” denmiştir. Sayın Genel Başkan, bu gerekçenin ne olduğunu açıklamak zorundadır. ADD Genel Başkanı, Danıştay Başsavcılığı görevinden emekli, 40+ yıllık kıdemli bir yüksek yargıçtır. Sanırız bu tür onlarca – yüzlerce idari işlemle görevinde karşılaşmış ve hukuka uygun nesnel gerekçelere dayanmayan…. idare işlemlerine “iptal” kararları vermiştir.

ADD bir kamu organı değildir ancak Kamu Yararına Çalışan Dernek özelliği (statüsü) vardır Bakanlar Kurulunca taa 1993’lerde edinilen.. Dolayısıyla, yapılan “işe son verme işlemi“nin
her durumda bir gerekçesi olmak gerekir. Bu gerekçe elbette hukuka uygun, nesnel,
kamu yararına ve hizmet gereğine.. dayanmalıdır.

ILO’nun 158 sayılı Sözleşmesi (ILO-C 158) Anayasa md. 90/son kapsamında olup,
çalışanın işine son verilmesi durumunda işverenin “hukuka uygun gerekçe” göstermesini yükümlü kılmaktadır. İşe iade davalarında hüküm kurulurken, bu bağlayıcı ve üstün hukuk kuralı (normu) dikkate alınmaktadır. Pınar‘ın kıdem tazminatı doğallıkla kendisine ödenmiştir.
Onurlu davranarak “işe iade davası” açma yoluna gitmemiştir. Bu yola yönelse idi çok yüksek olasılıkla kazanırdı. İşe son verme yazısından önce epeyce sürdürülen bir bezdiri (mobbing) dönemi yaşandığı da anlaşılmakta. Pınar istifaya zorlanmış ve bu olmayınca, kıdemli hukukçu
ADD Genel Başkanı, gerekçesiz olarak göreve son verme yazısı yazmıştır.

Pınar Özer‘in işine son verme işleminin pozitif -normatif- hukuka biçim olarak uyarlığı / uyarsızlığı bir yana, hakkaniyetle asla bağdaşmadığı açıktır.

Genel Başkan gerekçe göstermek zorundadır.

Ödenen kıdem tazminatı, Pınar‘ın 16 yıllık içten ve nitelikli emeği karşısında maddi olarak
çok değersiz olmakla birlikte, sınırlı ADD kaynaklarındandır ve ADD bir anlamda zarara uğratılmış olmaktadır. Genel başkan, bu keyfi tasarrufunun bedeli olarak,
Pınar’a ödenen kıdem tazminatını cebinden ödemelidir.

*****

ADD’de Bayan Çölaşan dönemi ne yapıyor??

Bir yaprak dökümü sürüyor görünen..
ADD Genel Sekreteri genç arkadaşımız Öner Tanık telefonumuza çıkmamakta,
cep iletimizi yanıtsız bırakmaktadır. Geçelim nesnel yönetici sorumluluğunu,
bu kabul edilebilir bir insani davranış mıdır? Üstelik yılların hukukuna karşılık??

Bayan genel başkan, 2014 Haziran genel kurulunda listesini oluşturarak 3. kez seçim kazandıktan sonra dışlamalara başlamıştır. Önceki döneminde bizi doğrudan kendisi
Bilim Danışma Kuruluna davet etmesine karşılık (Ağustos 2010, 45 dakika süren telefon görüşmesi ile), zaman içinde bizim beklediği “uysal kuzu” olmadığımızı farkedince
yolları ayırmıştır. Genel Başkan hemen tüm ADD Kurullarının toplantılarına katılmakta,
bitmek bilmeyen uzuuun mu uzun konuşmalar yapmakta, bu Kurulları işgal etmektedir.
2010-14 dönemi Yazmanlığını (Raportörlüğünü) üstlendiğimiz ADD Bilim Danışma Kurulu toplantılarında böylesi pek çok örneğe tanık olduk. Örneğin bir toplantıda 135 dakika (2 saat 15 dakika!) sonra ancak söz alabilmiş ve “kısa olsun” uyarısı ile yalnızca 2 (iki) dakika konuşabilmişidik. Sayın Çölaşan hiçbir biçimde eleştiriye dayanç (tahammül) ve hoşgörü gösterememekte, muhataplarından mutlak bir itaat ve uyum istemektedir. Pek çok kıdemli
ADD üyesi ADD kurullarından çekilmiştir. Örneğin ADD Bilim Danışma Kurulu hangi aralıklarla ve ortalama kaç kişi ile toplanmaktadır? Kararları – önerileri ne ölçüde uygulamaya yansıtılmaktadır? GYK üyesi seçkin insan, saygıdeğer meslektaşımız Prof. Dr. Naki Selmanpakoğlu son derece özveri ile (ciddi sağlık sorunlarına karşın) ADD dergisini çok başarılı bir düzeye getirmişken, neden hem bu görevini hem de GYK üyeliğini bırakmıştır? ADD kurucularından Prof. Dr. Anıl Çeçen en son ne zaman ADD’ye gelmiştir?

Neden Prof. Dr. Bige Aksu GYK üyeliğinden ayrılmıştır?

ADD mutlaka takım çalışmasına dayanmalıdır. Zaten Dernekler Yasası ve ADD Tüzüğü de
bu bağlamda buyurucu kurallar içermektedir. ADD, 25 kişilik GYK tarafından içten bir
takım ruhu ile çalışmazsa, “tek adam” anlayışı ile ancak çöküşe geçebilir. Olan da budur..

ADD yönetiminde demokrasi kalmamıştır, “tek kişi yönetimi” egemen kılınmıştır

ADD web sitesinde 1-1,5 yılı aşkın zamandır bizim hiçbir yazımıza yer verilmemektedir.
Dostlarımız, web sitemizde okudukları makalelerimizi görüyorlar. Bu içerikler neden
ADD webinde de yer almasın ve okunmasın ? Derneğin amaçlarına hizmet etmesin ki?
Genel Başkan, tarafımızdan eleştirildiği ve “tek adamlık” yerine takım ruhuna davet edildiği için bizi de “kendince” dışlamış ve yazılarımıza diskriminasyon (ayrımcılık) suçu işleyerek
ambargo koymuştur. Bunlar ADD genel başkanına, bir hukukçuya, ADD’ye ne denli yakışıyor? Ağırbaşlılığımız, efendiliğimiz ve ADD’nin zarar görmemesi sorumluluğumuz bizi frenliyor. Ancak artık sürdürülemez bir aşamaya gelinmiştir.

Sayın Çölaşan bu dizeleri okur ve bir özeleştiri vererek yanlışlarından döner mi?

İnsandan umut kesilmez.. Yazmaktaki ana muradımız da budur. Ancak üzülerek dile getirelim ki, hiç umudumuz yok bu bağlamda. Biz ve “dışlanan hocalar sorunu” çok önemli değil ama

Pınar, 16 yıllık nitelikli – özverili emeğinden sonra büyük bir vefasızlık,
değerbilmezlik (kadirbilmezlikle) ve hukuksuzluka İŞSİZ bırakılmıştır!?

Türkiye’nin bu yakıcı ortamında, işsizlik çok yüksek oranlarda iken nasıl iş bulabilecektir? Genel Başkan ve GYK üyelerinin vicdanı hiç sızlamamaktadır mı acaba??
GYK’da konu görüşülmüş müdür acaba??

*****

Sevgili kardeşimiz Pınar’ın facebook sitesinde kaleme aldığı ağırbaşlı ileti aşağıdadır
ve ilgililere adeta bir ders (tokat!) gibidir :
(https://www.facebook.com/pinarduru.nehir, 05.09.2015)

====================================

süleyman Polat suleymanpolat2009@gmail.com via googlegroups.com 

Sep 28

ADD kan kaybetmeye devam ediyor.
Pınar kardeşime yeni mücadele alanında başarılar dilerim.Süleyman Polat

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin saygın örgütüne teşekkürümdür..

Yaklaşık 17 yıldır üyesi olduğum derneğimizin, yine yaklaşık 16 yıl çalışanı olduğum genel merkezindeki görevim “işlerin gerekliliği!?” sebebiyle 03.09.2015 tarihinde sonlandırılmıştır. 
Görev sürem boyunca “sıfır” sorun ile çalıştığım Genel Başkanlarım Sn. Yekta Güngör Özden, 
Sn. H. İbrahim Şahin, Sn. Ertuğrul Kazancı, Sn. M. Şener Eruygur nezdinde yüzlerce yönetim, denetim, disiplin kurulu üyelerime, şube başkan veyöneticilerime ve tüm üyelerimize
teşekkür ederim.

Benim için önemli ve üzücü olan; kurulduğu günden yakın tarihe dek Tüzüğün kuruluş amaçları doğrultusunda düşün mücadelesi veren, bu uğurda (hepsini saygıyla anıyorum) Kurucu
Genel Başkanı Muammer Aksoy’u, kurucu üyesi Bahriye Üçok’u, Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Taner Kışlalı’yı şehit vermiş Derneğimizin; son yıllarda aynı çizgide yoluna devam etmediğini, 26 yıl içinde Derneğin en üst kurullarında görev yapmış yöneticileri de, üyeleri de görmekte ve dile getirmektedirler. Üzücüdür. Aklın, enerjinin ve zamanın boşa tüketileceği
yer olmamalıdır Atatürkçü Düşünce Derneği.

Her zaman olduğu gibi bundan sonra da üye olarak görevim devam edecektir.

Saygılarımla. 05.09.2015
Pınar

========================================

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin saygın örgütüne teşekkürümdür..

Yaklaşık 17 yıldır üyesi olduğum derneğimizin, yine yaklaşık 16 yıl çalışanı olduğum genel merkezindeki görevim “işlerin gerekliliği!?” sebebiyle 03.09.2015 tarihinde sonlandırılmıştır.
Görev sürem boyunca “sıfır” sorun ile çalıştığım Genel Başkanlarım Sn. Yekta Güngör Özden,
Sn. H. İbrahim Şahin, Sn. Ertuğrul Kazancı, Sn. M. Şener Eruygur nezdinde yüzlerce yönetim, denetim, disiplin kurulu üyelerime, şube başkan ve yöneticilerime ve tüm üyelerimize
teşekkür ederim.

Benim için önemli ve üzücü olan; kurulduğu günden yakın tarihe dek Tüzüğün kuruluş amaçları doğrultusunda düşün mücadelesi veren, bu uğurda (hepsini saygıyla anıyorum) Kurucu
Genel Başkanı Muammer Aksoy’u, kurucu üyesi Bahriye Üçok’u, Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Taner Kışlalı’yı şehit vermiş Derneğimizin; son yıllarda aynı çizgide yoluna devam etmediğini, 26 yıl içinde Derneğin en üst kurullarında görev yapmış yöneticileri de, üyeleri de görmekte ve dile getirmektedirler. Üzücüdür. Aklın, enerjinin ve zamanın boşa tüketileceği
yer olmamalıdır Atatürkçü Düşünce Derneği.

Her zaman olduğu gibi bundan sonra da üye olarak görevim devam edecektir.

Saygılarımla. 05.09.2015
Pınar

================================================

Sevgili Pınar,

Seninle yıllarca ADD yönetiminde çalıştık.
Dürüstlüğün, çalışkanlığın, becerin, saygın kişiliğin, güleryüzün, dostluğun, alçakgönüllülüğün….. saymakla bitmez güzel niteliklerinle ADD’ye verdiğin
çok değerli hizmetler için sana kendi adıma şükranlarımı sunuyorum.

Onurlu ve dik duruşun için seni saygıyla selamlıyorum.

İlk fırsatta, sana ve niteliklerine yaraşır daha iyi bir iş bulmanı dilerim.

Herkes kendine yakışanı yapıyor değil mi Pınar?

Başın öne eğilmesin, utanacak olan asla sen değilsin..

Sana bu haksızlığı yapanlar utansın, onları kınıyoruz, mutlaka utanacaklardır.
ADD Delegeleri Haziran 2016’da gereğini yapacaklardır..

Bayan Çölaşan herhalde 4. kez seçilemeyecektir!

Mazlumun ahı yerde kalmaz, çıkar aheste aheste..

Dostluk ile, sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi :  Pinar’in_Isine_Son_Verilmesi_Hakkinda_20.09.2015

AKP’Yİ İKTİDARA GETİREN BİZLERİZ


AKP’Yİ İKTİDARA GETİREN BİZLERİZ

Portresi_Ali_Nejat_Olcen

 

 

 

Dr. Ali Nejat Ölçen
Aydın olan kişinin önce zihninin aydın olması gerekir. Aydın olan zihin kişiyi eleştirirken onun kişiliğine saldırmaz. Aydın olanın görevlerinden en önemlisi gerçekçi olabilmesidir ve sorguladığı konuyu ya da bireyi zedelememe özen göstermesidir.

Aydınlarımızın çoğu sorgulama özgürlüğünü kullanırken suçlama ve karalama türündeki alışkanlıklarını neden sürdürmektedir? Ve bir araya geldiklerinde birbirlerini anlamak yerine neden ayrışmaktadırlar? Zihnimde bu sorulara olumlu yanıt bulamıyorum. Aydınlarımızın düşün ve davranış farlılıklarını ayrışmaya dönüştürmelerindeki neden olasıdır ki, geneli görmeyip ayrıntıyla uğraşır olmaları.
Oysa ulusumuzun temel sorunudur emperyalizme karşı kendimizi ve toprağımızı koruyarak var olmak. Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı devletine o devletin Cumhuriyetine sahip olma sorunu ile karşı karşıyayız ve o temel sorunu bir yana atıp birbirimizi didiklemekle, suçlamakla, karalamakla uğraşıyoruz.

Elbette AKP gibi Cumhuriyet karşıtı gerici bir parti yolsuzluklar ve haksızlıklar batağında iktidarda kalmayı sürdürecektir. Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı
vatan bildiğimiz toprağımıza sahip çıkabilmemizdir temel sorun. Bunun dışındaki
tüm sorunları ayrıntı olarak önem dışına itekliyorum Çünkü, vatan bildiğimiz toprağın
bir parçasını ABD emperyalizminin desteğinde onun milis gücü PKK’ya
AKP iktidarının terk ettiği bir dönemde, aydınlarımızın husumete varan anlaşmazlık yaratmaları ihanetler dizgesine ortak olmak anlamına gelir. Başbakan olan kişi, 2023’te parantezin kapanacağını söyleyecek ölçüde dalalete ve ihanete kapılırken, aydın geçinen kişilerin birbirlerini suçlamaya kapılması öylesi ihaneti umursamamaktır.

**********

Prof. Dr. Ali Ercan’ı eleştirebilirsiniz, hepimiz gibi O’nun da yanlışları olmuştur.
Fakat kişiliğini zedelemeye, onurunu kırmaya hiç kimsenin hakkı olamaz.
O’nu eleştirmenin ötesinde, yöneltilen suçlamaları Türkiye’mizin ulusça varoluş sorununu unutmakla eşanlamlı görüyorum. Türkiye’mizin bölünüp parçalanması olasılığı karşısında aydınların bölünüp parçalanması yurtseverlikle bağdaşır
kabul edilemez.

Federal Almanya Devleti’nin Anayasa’sının 1’nci maddesi “Onurun dokunulmazlığı” koşulunu öngörmüştür. İnsan onurunun korunması görevini de devlete vermiştir.
(Die Würde des Menschen ist unantastbar. Sie zu achten und zu schützen ist verplichtung aller staatlichen Gewalt)

Kişiyi eleştirirken O’nun onurunu korumak ve kişiliğini zedelememek aydın olmanın
ön koşuludur. Unutmayınız, Mustafa Kemal, yendiği Yunan Ordusunun Başkomutanının (AS: General Trikopis) onurunu korumaya özen göstermiş ve O’nu konuk olarak ağırlamış, kılıcını teslim almamıştır. Gazi Mustafa Kemal’in düşmanının bile onurunu korumaya özen gösteren erdemini örnek alabilmeliyiz.
O’nun öğrencisi olarak bir anımı bilgilerinize sunmaya gereksinim duymaktayım:

TBMM’nin Plan Bütçe Komisyonu başkanı Nurettin Ok, benimle özel olarak konuşmak istediğini söylemişti (1977). Bir araya geldiğimizde:

Sayın Ölçen, dedi. Erzincan Senatörü üyemiz konuştuğunda eleştirileri bizde tepki uyandırıyor ve kimi zaman oturuma ara vermek zorunda kalıyorum. Sonradan tutanakları okuduğumuzda kendisine niçin kırmışız diye kendimize kızıyoruz. Sizi sessizce dinliyor fakat sonradan tutanakları okuduğumuzda size niçin kızmadık diye kendimize kızıyoruz. Bunun sırrını açıklar mısınız?

Yanıtım şu oldu     : Konuşurken sizleri gücendirmemeye özen gösteriyorum.
Zihninizde yakaladığım çelişkiye saldırıyorum ve sizler acaba doğru mu söylüyor diye kuşkuyla yüzüme bakarken, ben 4. tümcemi söylemiş oluyorum.

Bu yanıtım üzerine o günden sonra Plan Bütçe Komisyonu başkanı Adalet Partisi Milletvekili Nurettin Ok ve Eskişehir Milletvekili İsmet Angı en yakın arkadaşım oldular.

Bu anımı şu nedenle bilgilerinize sunuyorum : Hiç kimse aslında suçlu değildir
eğer kaba güç kullanmamışsa. Suçlu olan kişinin zihnidir, zihnindeki çelişkilerdir ve
o çelişkileri de bizler yaratıyoruz, Devlet yaratıyor, toplum ya da ailesi yaratıyor.
Örneğin R.T. Erdoğan’dan daha suçlu olan O’nun babasıdır. Oğlunu sevgi ve şefkatten yoksun bırakarak dövdüğü ve oğlunun onurunu korumadığı ve zedelediği için. Türkiye’ye zarar veren aslında R.T. Erdoğan’ın babasıdır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım düşün, davranış eylem farklılıkları aramızda husumete varan çelişkiler hatta çatışmalar yarattığı içindir ki; iktidarı AKP’ye gümüş tepside
teslim ettik.

Kanımca, kişinin onurunu koruyarak, O’nu incitmeden, dışlamadan eleştiri hakkını kullanabilmeliyiz. Çünkü, onurlu olmak hakların en yüce olanıdır. Onur kişinin
dik durmasını sağlayan erdemin kendisidir. Ve devletimizi ele geçiren onursuz kadrolara karşı savaşımı ancak onurumuzu ve birbirimizin onurunu koruyarak kazanabiliriz. Çünkü kişilikli olabilmenin de  temelidir onur. Sanıyorum aydın olduğumuzu zanneden bizlerin temel sorunu budur.

Türkiye’yi unutarak değerli hocamız Prof. Dr. Ali Ercan’ı incitmeyi, onurunu zedelemeyi
Atatürkçü olduğunu söyleyen hiçbir kişiye yakıştıramam.

Böyle biline, çare buluna.

Saygılarımla. 19.9.2014

Dr. Ölçen

====================================================

Dostlar,

İsparta ADD’nin kurucusu ve 14 yıla yakın Başkanı olan çok değerli dava arkadaşımız Sn. Mahmut Özyürek‘in e-iletisi bize de ulaştı.

Sn. Ölçen’in yukarıda yazdıkları, bu açık mektup hakkında.

Sn. Mahmut Özyürek dostumuz söz konusu e-iletisinde Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan’ı
ağır bir dille yermekte.

Şimdiye dek adı geçen 3 saygın insanı da yakından tanıyoruz.
Mahmut bey ile İsparta gibi çok zor bir ilde, onca tarikatın arasında Başkanlığı yıllarında çok çalıştık. Ölçüsüz bir özveri ile ADD için yıllarca koşturdu Mahmut öğretmenimiz. Kendisinin bu ödenmez hakkını, her şeye karşın teslim etmek zorundayız.
Kendisinin arabasıyla, cebinden benzin doldurarak İsparta’nın birçok ilçesine
bizi konferanlar için bizzat kendisi taşımıştır. Biz de Edirne’den, 2004’ten sonra da Ankara’dan, tüm çağrılarına koştuk. İSPARTA ULUSAL GÜÇLER BİRLİĞİ
bir ziyaretimizde birlikte kurduk ve bu yapı sanırız halen işlemekte.

Mahmut bey yapısı gereği biraz sert bir insan. Sözünü hiç esirgemiyor, doğrudan ve sansürsüz söyleyip yazıyor. Hiç eyvallahı da yok. Güç koşullar çelikleştirmiş O’nu..
Kendisini tanımayanlar bu söylem biçiminden çok rahatsız oluyorlar. Oysa bizim gibi çook yakından tanıyan, çayını-kahvesini içmiş, yemeğini yemiş insanlar,
O’nun bu sert Anadolu erkeği tavrından hiç rahatsız olmuyor hatta seviyorlar bile..

Mahmut beyden biz gene de çooook kez ricacı olduk söylemlerini biraz yumuşak tutması için ama alışkanlıklar kolay bırakılamıyor galiba.. Bir de haksızlığa uğradığında insan söylemini yumuşatma zorluğu olabiliyor. Anlaşılma ve takdir görme beklentisi de elbette çoook yerinde ve haklı. Bu yönüyle Mahmut Başkanımızın duygusal gereksiniminin doyurulduğunu hiç sanmıyoruz.

2004-2006 döneminde biz ADD Genel Başkan Yardımcılığı yaparken
Sn. Özyürek’in Genel Merkez ile hiç sorunu olmadı. O bizi, biz de O’nu biliyorduk çünkü.
2006 Haziran’ında biz Genel Başkan adayı olmuştuk anacak Sn. Şener Eruygur seçimi kazandılar. Biz de kendisinin istemiyle, seçilmiş GYK üyesi olarak
Genel Başkan Başdanışmanı görevini üstlendik. Mahmut öğretmenimiz
Şener Paşa’yı ve iletisinde adını verdiği 2 hanım çalışma arkadaşını kendince ve
bizce de haklı gerekçelerle çok eleştirdi. Oldukça da sert resmi yazılar yazarak..
Disiplin soruşturması yapıldı ve “Kınama” cezası GYK’da (Genel Yönetim Kurulu)
oy çokluğuyla onandı. Biz ve 4 arkadaşımız sözlü ve yazılı karşı oy yazısı kullanarak cezaya karşı çıktık. Bize göre ortada suç yoktu, anlayış ve hoşgörü ile Mahmut beyi kazanmak, gönlünü almak, açıklamalarla rahatlatmak olanaklı ve gerekliydi. Böyle yapıl(a)madı..

Biz Genel Başkan Yardımcılığı görevimizi, Şener Paşa Genel Başkan olunca,
O’nun sınıf arkadaşı, Ordu’dan daha yüzbaşı iken ayrılarak sivil yaşama geçmiş
Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan‘a devretmiştik. Sonraki yıllarda Sn. Ercan’ı daha yakından tanıma olanağımız oldu ve engin birikimiyle, Atatürk sevgisi ve bilinciyle, dostluğu – ağabeyliği ile… derin hayranlığımızı kazandı.. Kendisinden hiç incinmedik, çoook şeyler öğrendik. Çok sayıda ADD aydınlanma konferansı ve etkinliğinde birlikte görev aldık.
Web sitemizde çok sayıda değerli yazısını yayımladık. 2010-14 arası 2 dönem ADD Bilim – Danışma Kurulu‘nda kendileri Başkan biz de Yazman olarak emek verdik..

Tansel Çölaşan‘ın genel başkan olduğu söz konusu dönemde Mahmut bey,
bir komplo olduğuna inandığımız biçimde suçlandı ve ADD üyeliği düşürüldü.
Bu süreçte de kendisini hep savunmaya çabaladık ama ADD Yüksek Disiplin Kurulu oybirliği ile karar almıştı, biz GYK üyesi de değildik.. Üstelik Haziran 2014’te
Genel Kurul’da bu ceza onandı. Bu arada ADD İsparta Şb. YK da görevden alındı
ve atama yapıldı. Sn. Özyürek bu süreçlerde açık ve kaygı verici biçimde
Dernekler hukukunun, ADD tüzüğünün çiğnendiğini savundu. Davalar açtı.
Yazdığına göre birkaç davayı da kazandı.

O’nun derinden incinmişliğini, komploya kurban edildiği psikolojisini, kabul edilemez biçimde dışlanarak rencide edildiğini ve adalet duygusunun parçalandığı algısını anlıyor ve hürmetle karşılıyoruz. Can-ı gönülden diliyoruz ki, tüm haklarını
yargıda kazansın ve ADD İsparta Şb. Başkanlığına tüm onuruyla dönsün..

Ancak bu süreçte söylemleri – yazılarıyla suç işleyebilmekte, hakaretler edebilmekte
ve haklıyken haksız duruma düşebilmekte. Çok kez rica ettik ama özlenen düzeyde başarılı olamadık. Hiç olmazsa eleştirilerini – oklarını – suçlamaları insanların
kişiliğine değil eylemlerine yöneltmesi gerektiğini kezlerce açıkladık..
Temel iletişim kurallarına uyması gerektiğini anımsatmaya çabaladık.

Sn. Dr. Ali Nejat Ölçen ise 1922 doğumlu, 92 yaşında bir Cumhuriyet bilgesidir.
Kendileri ile 2004-2006 döneminde ADD GYK üyesi olarak birlikte çalıştık.
O’nu sayfalarca yazsak azdır. Ancak yukarıdaki iletisine bakmak bile yeter..
Gerçek bir bilgedir O!

Mahmut beyin adını geçirmeden yazdıklarına biz de katılıyoruz Sn. Ölçen’in.

Mahmut beyi de, Sn. Ölçen‘i de Ali Ercan hocayı da çook seviyor ve sayıyoruz.
Açık ortamlarda zehir zemberek ve kişiliğe dönük tartışmaları onaylamıyoruz.
Davranış ve eylemlerin onur kırmadan, ağırbaşlılıkla ve kanıta dayalı olarak eleştirilmesinde ise sonuna dek varız. Bu sitede daha önce Sn. Özyürek’in
birkaç yazısına, tüm ağırlığına karşın yer verdik. Gene veririz..
Ancak söylemi, belirttiğimiz kapsamda biçimlendirmek çok uygun olacak.

Bir de, Türkiye’ye giydirilen ATEŞTEN GÖMLEK, şu aralar istesek de
böylesi sorunlara zaman-emek ayırmaya hakkımız olmadığını bize düşündürüyor.,

Adı geçen her 3 insanı da çoooook seviyor ve derin hürmet besliyoruz.
Dileriz yüz yüze konuşma olanağı olur ve zamanla sorunlar çözülür..

ADD Genel Merkezini de Sn. Özyürek hakkında çook özenli – adil – hukuka uygun – hoşgörülü davranmaya ve kendisini yeniden kazanmaya çaba göstermeye çağırırız.

Sevgi ve saygı ile.
19.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

Temiz ve Adil Seçim


Dostlar
,

Bizim de üyesi olduğumuz ADD Bilim – Danışma Kurulu,
seçimlerle ilgili bir rapor hazırladı..

* Temiz ve Adil Bir Seçim

Şöyle başlıyor :

Giriş                  :

Demokrasinin önemi ve gerekliliği

Ülkemiz yalnızca içerideki sosyo-ekonomik sorunlarla değil, aynı zamanda
Bölgesel ve Küresel ölçekte yaşanan çok boyutlu, büyük yaşamsal sorunlarla da karşı karşıyadır. Dünyamızda ve buna paralel olarak Ülkemizde nüfus dizginsiz bir şekilde çoğalmaktadır… Dünya nüfusu her gün 200 bin kişi, Türkiye nüfusu her gün
3 bin kişi artmaktadır. Öte yandan önlenmesi artık neredeyse olanaksız duruma gelen olumsuz iklim koşullarının  yol açacağı susuzluk, açlık, salgın hastalıklar tehdidi ve bunların sonucunda meydana gelecek kaos ortamı ile karşı karşıya kalacak olan insanlık, 21. Yüzyılı büyük bir kıyıma uğramadan salimen atlatabilmek için sosyal ve ekonomik alanda bilim ve teknoloji destekli aranışlar içindedir…”

Bu kapsamlı raporu paylaşmak istiyoruz.. 10 sayfa olduğundan pdf olarak vereceğiz..

Önümüzdeki 3 seçimin -elbette daha sonrakilerin de- dürüst / adil / saydam yapılması ülkemizin esenliği bakımından yaşamsal önem taşıyor..

Öte yandan TEMİZ SEÇİM PLATFORMU da çalışmalarını sürdürüyor..

Sayın Yaşar Okuyan (Eski Bakan), Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan (Eski Müsteşar ve ADD Bilim – Danışma Kurulu Başkanı) ve Sayın Tacidar Seyhan (Eski milletvekili ve Bilişim Uzmanı) öncülüğünde çaba gösteriyorlar. Bu etkinlikleri

https://www.facebook.com/TemizSecimPlatformu

adresinde izlemek olanaklı..

temizseçim@gmail.com 

ve

twitter.com/TemizSecim

adreslerinden de iletişim kurmak olanaklı..

“Temiz ve Adil Bir Seçim”

Başlıklı raporu okumak ve paylaşmak için lütfen tıklar mısınız??
Güncellennmiş biçimini bu gün bir kez daha sunuyoruz.. (13.11.13)
(Daha önce 21.9.13’te sitemizde yayımlamıştık..)

Hem word dosyası pdf olarak hem de power point yansılarıyla ppsx olarak..

Bu 2 önemli dosyayı özenle irdelemek ve yaymak gerek.
Uygulanması için çoook çaba göstermek gerek çook..

Temiz_ve_Adil_Seçim_guncellenmis_13.11.13

Seytan_ucgeninde_demokrasi_oyunu.æ.13.11.13

Rapor şöyle bağlanıyor :

Öneriler                           :                

1. Oransal (Nispi) temsil sisteminin temsilde adalet boyutunu zedeleyen ülke barajı % 10 oranından, gerçek bir demokraside makul sayılabilecek % 5 oranına düşürülmelidir.

2. Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan daha az oy alan siyasi partilere
veya bağımsız adaylara milletvekilliği tahsis edilmediğinden, boşa giden oylar ülke genelinde değerlendirilmelidir. Bunun için 1965 seçimlerinde uygulanılan
ulusal artık” (milli bakiye) sisteminden yararlanılabilir. Seçim çevrelerinde milletvekili tahsis edilmeyen siyasal parti oyları ülke genelinde toplanıp
550 milletvekilli Parlamentoda sayısı 25-50 olarak ülke baraj oranına göre belirlenebilecek Türkiye milletvekilliğinin kazanılmasında değerlendirilebilir.

Ülkemiz için en demokratik uygulama olacak bu sistem,
ulusal artıklı oransal temsil sistemi olarak adlandırılabilir.

3. Bir başka 12 Eylül mirası olan parti içi organların oluşumunda ve milletvekili adaylarının saptanmasında parti merkezleri ile liderlerin olağanüstü yetkilerine kısıtlayıcı hükümler getirilebilir. Partilerde liderlerin mutlak egemenliği vardır. Milletvekili adaylarını liderler belirlemek, seçmenlerin aslında milletvekili seçmekten çok liderlerin tercihlerini oylamaktadır.. 

4. Adayların belirlenmesinde, bütün partili üyelerin katılımıyla belli oranda
(örneğin % 75-90) zorunlu duruma getirilebilir.”

ADD BDK Bilim Danışma Kurulu) Başkanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan ve aynı Kurulun üyelerinden Sn. Uluç Gürkan‘a nitelikli emekleri için şükranlarımızı sunarız.

Bizim de eklemelerimiz var, dikkat ve ilginize sunarız                                   :

30 Mart 2014 seçimleri herhangi bir yerel seçim değil. Bir kez, 750+ bin nüfuslu 14 yeni il Büyükşehir Belediyesine dönüşüyor. Böylece 30 ilde il genel meclisi ve il özel idaresi kalkıyor; yerini Büyükşehir belediye meclisi alıyor. Belediye sınırları il sınırları oluyor. 16 bin köy mahalleye dönüşüyor (17 bin köyümüz kalıyor..). Yerel yönetim güçlendirilerek mülki idare geri çekiliyor. Vali 2. plana alınırken, Büyükşehir Belediye Başkanları kentin seçimle gelen asıl güçlü yöneticileri oluyor. Merkezi idarenin vesayet yetkisinin de iyice sınırlandırıldığı bu yapıda, Anayasanın idarenin bütünlüğüne ilişkin 123. maddesi adeta arkadan dolanılarak boşa çıkarılıyor. Açıkçası, yerel özerklik aldatmacası ile federal yönetime ve giderek bölünmeye zemin hazırlanıyor.. Büyükşehir Belediye Başkanları
Eyalet Valisi / İmparator gibi olacaklar adeta. 2. olarak, bu seçimi izleyen Temmuz 2015 genel seçimlerinde iktidarın eli güçlenecek bu seçimde başarılı olduğu ölçüde. O arada da bölücü “yeni anayasa” tuzağı dahil
pek çok yıkıcı tasarımını ülkeye dayatmayı sürdürebilecek. Oysa bu yerel seçimlerde geriletilen bir iktidar için domino etkisiyle genel seçim ve öncesinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ciddi zemin yitirme söz konusu.

Ayrıca seçmen kütüklerini İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde MERNİS yürütecek. Son derece güven yitirmiş bir kurum olarak TÜİK’in burada payı ne olacak? TÜİK, yakın geçmişte ülkemizin nüfus ve seçmen sayıları ile ilgili olarak milyonlarca oyu bulan ağır fiyaskoların sorumlusu. Örn. 2000 yılı nüfusu 67,8 milyon, 2007 nüfusu ise tam 7 yıl sonda yalnızca 2,8 milyon, yılda 400 bin artışla 70,6 milyon! Oysa ortalama 1 milyon yıllık nüfus artış hızıyla 7 milyon nüfus artışı bekleniyor.. 4,2 milyon dolayında nüfus kayıp! TÜİK buharlaştırmış! Mızrak çuvala sığmayınca da herhalde sonraki yıllara yedirilmiş olmalı (??).
Bu durumda, seçim güvenliğinden asıl sorumlu anayasal kuruluş olan YSK hangi güvenilir (!?) veri tabanına dayanarak seçmen kütüklerini oluşturacak. YSK’nın buna itiraz etmesi gerek. Gerekirse bir kez daha “de facto” nüfus sayımı yapılarak gerçek nüfus belirlenmeli. Halen yürütülen “de jure” sayımda kabul edilemez milyonlarca oynama nasıl görmezden gelinebilir? YSK’ya ziyaretlerle üzerinde sıkı kamuoyu baskısı yaratılmalı ve mutlaka geçerli – güncel – güvenilir nüfus sayımına dayalı seçmen kütüklerini oluşturması istenmelidir.

3. olarak, seçimler sırasında toplanan veriler UYAP ağı üzerinden YSK’ya taşınacaktır! Niçin? UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) Adalet Bakanlığı yönetimindedir. Bu Bakanlık, genel seçimlerde istifası gereken 3 bakandan biridir. Anayasa bu denli tarafsızlık ve seçim güvenliği gözetirken, bu ağın teknik – güvenlik – politik sorunları bir yana bırakılsa bile (!?) neden YSK için, salt bu amaca dönük bir ağ altyapısı kurulmaz? Ülkede sıklıkla genel – yerel seçimler yapılmakta, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve referandumlar söz konusu olabilmektedir. Böylesi bir ağ ekonomik de olacaktır ayrıca. YSK, Anayasal görevini tam olarak yerine getirebilmek için Hükümetten bu vb. somut istemlerde bulunmalıdır. Aksi durumda siyasetin her türlü yönlendirmesine (manüplasyonuna) açık, asla güvenilemez verilerin bir tür eli mahkum noterine indirgenebilecektir YSK! Seçimlerde bu tür uygulamalar olursa ülke barışı ve huzuru çok ağır yara alır, ciddi ve ağır karışıklıklar çıkabilir ve denetimi hiç kolay olmaz.

4. olarak; parmak boyanması yöntemine dönülmeli, yinelenen ve hak sahibi olmayanların oy kullanmaları kesinlikle engellenmeli, hak sahiplerinin de
seçmen listeleri vb. oyunlarla oy hakkını yitirmelerine izin verilmemelidir.
YSK’nın kurulması, Anayasal bir kurum olarak tanımlanması, kararlarının
kesin olması ve
itiraz edilememesi gibi güçlendirici yönetsel araçlar bu amaçlarla YSK’ya tanınmış statü ayrıcalıklarıdır.

Bu bağlamda SURİYE’li SIĞINMACILAR kesinlikle oy kullanmamalıdır, vatandaş yapılmamalıdır. Her tür insancıl yardımı yapmak başka birşeydir,
ucuz – rastgele vatandaşlık vermek çok başka bir şey.. T.C. Vatandaşlığı öylesine ucuz değildir. En az 5 yıl ülkede oturmak ve bir dizi koşulu sağlamak gerekir. Hükümet bu yollara da yönelebilir; konuya ilişkin kamuoyu duyarlığı sağlanmalı ve Hükümet ciddi biçimde uyarılmalıdır. Örneğin “Suriyeliler asla!” gibisinden bir slogan geliştirilerek sıklıkla kullanılabilir, kamuoyu duyarlığı sağlanabilir.

ADD bu amaçlarla bir Yerel Seçimler ve Güvenliği Kurulu” oluşturabilir
ve DKÖ – STK ile, siyasal partilerle yoğun iletişim ve etkileşime girebilir.
Yerel seçimler için yeni yasal düzenleme olanağı kalmamıştır (Anayasa md. 67/son). Ancak sonraki Temmuz 2015 seçimleri için kalan süre 6 ay dolayındadır (Haziran 2014 sonu).

TBMM içindeki anamuhalefet ve muhalefet, eğer genel seçim yasası temsilde adaleti sağlayacak biçimde düzeltilmezse dahası, iktidar tersi yönde adımlar atarsa, SEÇİMLERİ BOYKOT dahil ciddi ciddi seçenek planlar yapmalıdır.
Bile bile lades demenin anlamı ve mantığı yoktur. Kapsamlı mitinglerle kamuoyu yeterince
duyarlı kılınabilir ve AKP üzerinde toplumsal – politik baskı kurulabilir, kurulmalıdır. 

Halk 29 Ekim’de meydanlarda neler istediğini haykırmıştır. 10 Kasım’da (2013)
bu kararlılık daha da büyümüştür. Anıtkabir ziyaretçilerinin sayısının 29 Ekim’deki
(2013) 438 bini 2,5 ile çarparak 1 milyon 90 bine ulaştığını ve tüm zamanların rekorunu kırdığını büyük sevinçle öğreniyoruz!)
Ulusa doğru ve etkin siyasal önderlik yapmak, anamuhalefet ve muhalefetin tarihsel – kritik görevidir.

Son olarak, seçimler uluslararası yansız kişi ve kurumların gözlemine
açık olmalıdır.

*********************************

Sevgi ve saygı ile.
13.11.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Mudanya Antlaşması…


Dostlar,

Sayın Ahmet Gürel ile ADD Genel Yönetim Kurulu‘nda birlikte görev yaptık.
Halen ADD Bilim – Danışma Kurulu‘nda birlikteyiz. Başarılı bir İnşaat Mühendisi olan sevgili adaşımız, aynı zamanda derinlemesine bir Cumhuriyet tarihi araştırmacısı ve usta bir fotoğraf sanatçısıdır. Yüzlerce görsel Aydınlanma konferansı sunmuş (olasılıkla bizim 1450’yi bulan rakamımızı geçmiştir??), filmler çekmiş, sergiler açmıştır. Yaklaşık 10 yıldır da İzmir’de Uşakizade Latife Hanım Köşkü müdürüdür.

Görüldüğü gibi, Cumhuriyet tarihimiz bakımından son derece ciddi ve parlak bir başarı olan Mudanya Ateşkes Antlaşması‘nın 91. yılında, Cumhuriyet gazetesine başkaca makale yazan çıkmamıştır!?

Sevgili Gürel aşağıda bu tarihsel olayı ustaca özetlemiş. Biz yinelemeyelim.
Ancak şunu anımsatalım ki, Mudanya Ateşkesi bir anlamda Mondros Silah “Bıraktırması” Antlaşması’nın bit tür rövanşıdır. [“Bıraktırması” dedik, gerçek budur, çünkü tek yanlı olarak Osmanlı ordusuna silah bıraktırılmıştır.] Ardından Lozan Barış Antlaşması görüşmeleri başlatılmış ve izleyen yıl içinde, 1 yıl dolmadan,
6 Ekim 1923’te İstanbul, üzerinde  güneş batmayan imparatorluk olan (o zamanın ABD’si!) İngiltere’nin işgalinden kurtarılmıştır. Sultan Mehmet’in, 100 Yıl Savaşları ile iyice zayıflayarak içinden çürümüş Bizans’ın başkenti Konstantinapolis’i almasında, resmi tarihin alaladığı ölçüde bir fevkaladelik yoktur. Varsa bile, aynı Osmanlı, başkenti İstanbul’u bile işgalden koruyamamıştır.

İstanbul’u 2. kez ve gerçekten fetheden, Gazi Mustafa Kemal Paşa olmuştur.. ;
Bu tarihsel gerçeği yeni-Osmanlıcılar görmezden gelmek yerine saygı ve şükranla karşılamalıdırlar.

Sevgi ve saygı ile.
11.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Mudanya Antlaşması…

portresi

AHMET GÜREL 
Latife Hanım Köşkü Müdürü

 

 

“Büyük Taarruz” sonucunda İzmir’in Yunan işgalinden kurtarılmasıyla Türk ordusu Trakya ve İstanbul’a yöneldi. Aynı anda Türk ve İngiliz birlikleri çatışma noktasına geldiler. O sırada Gazi, İzmir’de Uşakizade köşkündedir. Köşk, başkomutanlık karargâhıdır. Yabancı devlet adamlarının biri gidip diğeri gelmektedir. 18 Eylül 1922 günü Fransız Yüksek Komiseri General Pelle, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhtaki konuğudur.

Yapılan görüşmeleri Paris’in “Le Temps” gazetesi başyazarı şöyle yorumlar: 

“General Pelle ve Amiral Dumesnil’in İzmir’de Mustafa Kemal Paşa’yla buluşmaları, durumun aydınlığa kavuşmasına çok yardım etti. Çeşitli kaynaklardan alınan çelişkili haberlerin aksine, Mustafa Kemal Paşa görüşünü değiştirmemiş. Misakı Milli’de belirtilen isteklere bağlı olduğu kanısına varıldı. Öte yandan Mustafa Kemal Paşa’nın siyasal bir gerçekçi olduğu ve Doğu sorununa barışçı çözüm bulmaya çalıştığı anlaşıldı.”

23 Eylül 1922 günü, Başbakan Poincore’nin mesajını getiren Fransız devlet adamı Franklin Boullion köşke gelecektir. Boullion’un getirdiği mesajda, “Mudanya’da bir ateşkes toplantısı yapılması”önerilmektedir. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 29 Eylül 1922 günü “Müttefik” devletlere Mudanya ateşkes görüşmelerini kabul ettiğini bildirir.
İnönü Savaşları ve Batı Cephesi’nin muzaffer komutanı İsmet Paşanın,
3 Ekim 1922 tarihinde başlayacak görüşmelerde TBMM hükümetini temsili kararlaştırılır. Fevzi ve Refet Paşalar da görüşme boyunca heyette yer alırlar.

Ateşkes

İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy, İtalya’yı da General Mombelli’nin temsil ettiği Mudanya görüşmelerinde, ateşkesle doğrudan ilgili durumda bulunan Yunan delegeler, görüşmelere katılmayıp açık denizde
bir İngiliz gemisinde beklemişlerdir.

Generallere Mudanya görüşmelerinin ilk gününü İsmet Paşa şöyle anlatır:

“Heyeti kabul ettim, masada yer gösterdim. Harrington’u sağıma aldım.
Fransa temsilcisini karşıma, İtalyan generali de soluma oturttum. Fakat ben generallere yer gösterirken onlar biraz şaşırdılar. Meğer başkanlığı ve müzakereyi yönetmeyi, kendileri için düşünmekteymişler.”

İsmet Paşa, ev sahibi durumunda müttefik devletler generallerine masada
yer gösterince, toplantıya kimin başkanlık yapacağı kendiliğinden çözüme kavuşur. Zaman zaman gergin anların yaşandığı, hatta görüşmelerin kesilmesi tehlikesinin doğduğu safhalar yaşanır. İsmet Paşa’nın masaya yumruk attığı ve Türk ordusunun yeniden harekât hazırlıklarına giriştiği görüşmeler, 11 Ekim 1922 tarihinde
uzlaşmayla sonuçlanır.

  • Mudanya’da TBMM siyasal bir zafer kazanmış ve Kurtuluş Savaşı
    fiilen sona ermiştir.

İstanbul, Boğazlar, Doğu Trakya savaşsız kurtarılmıştır. İstanbul’un TBMM hükümetine bırakılmasıyla Osmanlı devleti de başkentsiz kalmıştır. Böylece Türk yurdunun paylaşılması tasarıları sona ermiştir. 30 Ekim 1918 tarihinde “Mondros” Ateşkes Antlaşması’nın başlattığı yenilgi süreci, Mudanya’da geçerliliğini yitirmiştir.
Türk tarafına Lozan’da “bir barış antlaşmasının yapılması” için öneride bulunulmuştur. Atatürk’ün deyişiyle “milletin makûs talihini yenen” kader arkadaşı İsmet Paşa’nın Mudanya’daki bu başarısı, O’nun yalnızca bir asker olmayıp,
iyi bir diplomat olduğunun da kanıtıdır.

Osmanlı Devletinin 1897 Savaşı’nda Yunanistan’a karşı galip gelmesine karşın,
Batılı devletler masada Yunanistan sınırını hep büyütmüşlerdir. İlk kez, emperyalist ülkelerin öncülüğünde Anadolu’ya çıkan Yunanistan, Anadolu’da 1212 gün kalmış
ve Anadolu’nun her yanı kan gölü olmuştur. Bu kez, Mudanya’da müttefik işgalcilerin karşısında teslimiyetçi Osmanlı yerine küllerinden doğan TBMM ordularının komutanları vardır.

Sonuç

Mudanya Ateşkes Antlaşması, emperyalist ülkeler karşısında verilen Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bize eşit koşullar sağlamıştır. Tam bağımsızlığı, “kayıtsız koşulsuz egemenlik” ilkesiyle elde etmenin büyük başarısıdır. İnönü, Mudanya’daki kazanımı, Lozan’da “yedi düvele” karşı sürdürerek, tarihteki onurlu yerini almıştır.

Lozan Antlaşması 90. Yılında : ADD’den Makale Yarışması

Dostlar,

ADD geçtiğimiz yıl da bir makale yarışması düzenlemişti.
Bu yıl yineleniyor.
Dileriz gelenekselleşsin..

24 Temmuz 1923, salt ulusal tarihmizde değil, insanlık taihinde de önemli bir dönemeç.

Türkiye Cumhuriyeti’mizin TAPUSU ve de TABUSU olan Lozan Barış Antlaşması’nın 90. yılı.. Bu tarihten yalnızca 3 ay sonra da Türkiye’mizde Cumhuriyeti’n ilan edildiğini övünçle biliyoruz : 29 Ekim 1923..

ADD’nin bu görkemli tarihsel dönmece ilişkin makale yarışmasın önemsiyoruz.
Yönetim kutlamak isteriz.
Katılımın bol olmasını ve nitelikli “özlü” makaleler çıkmasını dileriz.
“Özlü” diyoruz, çünkü 3 sayfa ile sınırlanmış! Bize göre çook  kısa..
Üst sınır 10 sayfaya dek çıkabilmeliydi..

Bir de, dereceye giren yapıtların (yazıların daha mı doğru?) kitaplaştırmadan
söz edilmekte.. 3 yazı ödüllendirilecek ve toplam en çok 9 sayfa olacak.
9 sayfalık kitapçık??

Olsun.. Gene de kolay gelsin herkese..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 8.5.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

Lozan Antlaşması 90. Yılında : ADD’den Makale Yarışması

ADD ŞUBE BAŞKANLIKLARINA

Türkiye’de bugün ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında doğrudan veya dolaylı ekonomik ve siyasal baskılarla meydana getirilmiş bir Apo-Kandil siyaset birlikteliği ile bağlantılı söde “yeni anayasa” çalışmaları dayatılıyor. Hükümet eliyle yönlendirilen bu süreç Türkiye’nin hem siyasal, hem toplumsal yapısını değiştirmeye yönelik girişimlerdir. Türkiye’yi bölünmeye ve İslami dikta rejimine sürükleyen bu zaman diliminde, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu belgeleyen Lozan Antlaşmasıyla elde edilmiş kazanımların zaman içinde yitirilmesi ile emperyalizmin gerçekleştirmekten asla vazgeçmediği Sevr haritasına dönülmesi
söz konusudur.

Bu çerçevede Lozan’ın kazanımlarının değerlendirileceği ödüllü bir makale yarışması düzenlenmiştir.

Makaleler (12 punto ve tek satır aralığıyla) üç A4 sayfasını geçmeyecek şekilde,
29 Haziran 2013 Cumartesi saat 17.00’ye dek, kişel olarak, posta, faks veya elektronik posta yolu ile özgeçmiş de eklenerek Genel Merkezimize ulaştırılacaktır.
Bu tarihten sonra ulaşan yazılar değerlendirmeye alınmayacaktır.

Makaleler, ADD Bilim – Danışma Kurulu içinden konunun uzmanlarından oluşturulan seçici kurul tarafından değerlendirilecek, sonuçlar 24 Temmuz 2013 günü açıklanacak,
ödüller 29 Ekim – 10 Kasım Cumhuriyet ve Atatürk Haftası etkinlikleri çerçevesinde düzenlenecek ödül töreninde sahiplerine verilecektir. Dereceye giren makaleler
ayrıca web sitemizde yayımlanacak ve kitaplaştırılacaktır.

Şube Başkanlarımız tarafından; konunun ivedilikle halkımıza duyurulmasını,
üyelik koşulu aranmaksızın özellikle gençlerin geniş katılımının sağlanması için
çaba gösterilmesini ve bu konuda eldeki  iletişim araçlarının etkili bir biçimde  kullanılmasını rica ederim.

Elif ÇUHADAR
ADD Genel Sekreteri

Ödüller: ADD Ödül Yönetmeliği 4/d maddesi uyarınca;

1. Yapıta; Başarı belgesi, ADD İktisadi İşletmesinin yayın seti ve 1000 TL
2. Yapıta; Başarı belgesi, ADD İktisadi İşletmesinin yayın seti ve  750 TL
3. Yapıta; Başarı belgesi, ADD İktisadi İşletmesinin yayın seti ve  500 TL’dir.