Dreyfus Davası; Emile Zola’nın Mektubu ve Gerçek Yürür

Gerçek Yürür…

Av. Fikret İlkiz
http://www.toplumsalhukuk.net/gercek-yurur-av-fikret-ilkiz-bianet.html

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kızabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, takdir edersiniz, etmezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız, ama olsun; “adalet” için yürüyor. Muhalefet, adalet ve gerçek yollarda! Gerçek, yürüyor

TBMM üyesi ve ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, elinde “Adalet” yazılı pankart ile yürüyor… Onunla birlikte parlamento dışı muhalefet ve gerçek yollarda! Kızabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, takdir edersiniz, etmezsiniz, katılırsınız, katılmazsınız, ama olsun; “adalet” için yürüyor. Muhalefet, adalet ve gerçek yollarda! Gerçek, yürüyor.

Gerçek yürür mü?

Herkesin bildiği geçmiş bir davadan tarihe kalan gerçeklerin hatırlanma zamanıdır.
Yüzyirmi üç yıl önce, 1894 yılı, Eylül ayı sonu…

Yarbay Sanhdherr yönetimindeki Fransız Haber Alma Servisi’nin İstatistik Bölümü, Alman askeri ataşesine bazı gizli belgelerin ve çizelgeleringönderildiğini haber veren imzasız bir mektup ele geçirir. Binbaşı Patty de Clam askeri soruşturmayı yapmakla görevlendirilir. Görevlendirilen beş yazı uzmanı bilirkişiden üçü; biri topçu kuvveti, diğeri örtme birlikleriyle ilgili ve bir de Madagaskar konusundaki nottan ibaret tek delil olan çizelgedeki el yazısının genelkurmayda stajyer Alfred Dreyfus’a ait olduğunu bildirir. Casusluk iddiasıyla suçlanan ve 16 Ekim’de tutuklanan Dreyfus, Paris Birinci Savaş Konseyi’nde yargılanır. Duruşmaların “gizli yapılmasına” karar verilir. Savaş Bakanı General Mercier, İstatistik Bölümü tarafından Dreyfus’a karşı hazırlanan “gizli dosyayı” savunma avukatının ve sanığın haberi olmadan askeri yargıçlara verir. Yargıçlar savunma hakkını çiğner ve yasalara aykırı bu durumu görmezden gelir. Cumhurbaşkanı Casimir Perier’e bilgi vermek üzere Mahkemede bulunan Binbaşı Picquart da oralı olmaz.

22 Aralık 1894…Yedi yargıç oybirliği ile Dreyfus’u suçlu ilan eder. Rütbesinin geri alınmasına,
ömür boyu hapis ve sürgün cezasına mahkûm eder. Dreyfus, Şeytan Adasına gönderilir.
Halk hükümlü aleyhine gösteriler yapar. Cumhurbaşkanı istifa eder, yerine Felix Faure seçilir.

13 Ocak 1898’de L’Aurore (Şafak) gazetesinde “Suçluyorum” başlığı altında Emil Zola’nın
Cumhurbaşkanı Felix Faure’a yazdığı açık mektup yayınlanır (E. Zola. Dreyfus Olayı. İst. Yalçın Yay. Kasım 1986).

O yıllarda Zola, Cumhurbaşkanına yazdığı bu mektupla ilgili olarak bir gazetenin bağımsızlığı ve yürekliliği üzerine şöyle yazar :
*****

“Daha önceki iki mektup gibi bu mektubunda ilkin broşür halinde yayınlandığı bilinmiyor.
Broşür satışa sunulmak üzereyken, onu bir gazetede yayınlamayı düşündüm. Böylece mektubum daha geniş bir kitle tarafından okunacak, daha büyük yankı uyandıracaktı. O sıralarda L’Aurore gazetesi bağımsız bir tutumlave hayranlığa değer bir yürekliliklekesin yerini almıştı. Onun için bu gazeteye başvurdum. O günden beri bu gazete benim için sığınak, her şeyi söyleyebildiğim bir özgürlük ve gerçek kürsüsü oldu. Bundan dolayı gazetenin müdürü Sayın Ernest Vaughan’a karşı gönül borcum pek büyüktür. ‘L’Aurore’un üçyüzbinlik satışı üzerine ve bunu izleyen adli kovuşturmalardan sonra, broşür öylece kaldı. Zaten, karar verip yerine getirdiğim eylemin ertesi günü, davamı ve bunun doğuracağını umduğum sonuçları beklemek üzere susmak gerekir.”

Zola, Cumhurbaşkanına yazdığı bu mektupta Dreyfus’un suçsuzluğunu anlatır. Savaş Konseyi kararının tüm gerçeğe ve adalete indirilmiş ağır bir tokat olarak nitelendirir ve Fransa’nın alnına sürülmüş kara bir leke olarak görür. “Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim” diye yazar.

“Mektubum fazla uzadı Sayın Başkan; bir sonuca varmanın zamanıdır” diyen Zola;
tarihin sahiplendiği aşağıdaki satırlarla mektubunu sonlandırır:

Yarbay Paty de Clam’ı adli hatanın iblisçe düzenleyicisi olaraksuçluyorum. Sonra da uğursuz yapıtını, üç yıldan beri en şaşırtıcı ve baştanbaşa suç olan dalaverelere başvurarak savunmakla suçluyorum onu.

General Mercier’i, hiç değilse düşüncesizliği yüzünden, çağımızın en büyük haksızlığında
suç ortağı olmakla suçluyorum.

General Billot’yu, Dreyfus’ün suçsuzluğu konusunda elinin altında bulundurduğu kesin kanıtları saklamakla, saygınlığı tehlikeye düşen Genelkurmay’ı siyasal amaçla kurtarmak için, insanlığa ve adalete karşı ağır suç işlemekle suçluyorum.

General Boisdeffre‘i ve General Gonse’u aynı suçun ortakları olarak suçluyorum.
Birisi, hiç kuşkusuz papaz egemenliği tutkusu yüzünden, öteki ise belki, karargâh şubelerini dokunulmaz sayacak kadar mesleğe bağlı olduğu için suça ortak olmuşlardır.

General Pellieux ile Binbaşı Ravary‘yi, vicdansızca soruşturma yapmakla suçluyorum.
Bununla, soruşturmanın en aşırı yanlılıkla yapıldığını belirtmek istiyorum.

Üç yazı uzmanı, B. BelhommeB. Varinard ve B. Couard‘ı uydurma ve hileli raporlar düzenlemekle suçluyorum. Yapılacak tıbbi muayene sonunda bu kişilerin görme ve düşünme yetersizliğinden hasta oldukları saptanmazsa suçlamadan kurtulamazlar.

Savaş dairelerini, basında özellikle «L’Eclair» (Şimşek) ve «L’Echo de Paris» (Paris’in Yankısı) gazetelerinde, kamuoyunu şaşırtmak ve işledikleri suçu örtbas etmek için tiksinç bir kampanya yürütmekle suçluyorum.

En sonra, Birinci Savaş Konseyini, bir sanığa gizli kalan bir belgeye dayanarak hüküm giydirdiği için hukuku çiğnemekle suçluyorum. İkinci Savaş Konseyini de üstten gelen emre uyarak, bir suçluyu, suçunu bile temize çıkarıp ağır adli suç işlemekle, böylece Birinci konseyin yasaya aykırı davranışını örtbas etmekle suçluyorum.

Bu suçlamalarda bulunurken, 29 Temmuz 1881 günlü basın yasasının 30 ve 31 inci maddelerine karşı geldiğini, bu yasanın lekeleme suçlarına ceza belirlediğini bilmiyor değilim. İsteyerek kendimi tehlikeye atıyorum.

Suçladığım kişilere gelince; hiç birini tanımıyorum. Onları hiç görmedim. Kendilerine karşı
ne hıncım var, ne kinim. Onlar benim için topluma kötülük eden kişilerden, kafalardan başka bir şey değildir. Benim burada yaptığım şey gerçeğin ve adaletin ortaya çıkmasını hızlandırmak için devrimci bir araca başvurmaktan ibarettir.

Bir tek tutkum var: bunca acılar çeken ve mutluluğa hakkı olan insanlık adına duyduğum
aydınlık tutkusu. Coşkulu protestom, yüreğimden kopan çığlıktan başka bir şey değildir.
Beni ağır ceza mahkemesi önüne çıkarmayı göze alsınlar ve herkesin önünde soruşturma açılsın!  Bekliyorum. Sayın Başkan, derin saygılarımın kabulünü dilerim.”
*****

Zola’nın beklediği gerçekleşir. Bu yazısı yüzünden yargılanır. Bu davada gerçekleri saklayanları suçlaması “orduya hakaret” sayılır, bir yıl hapis ve 3000 Frank para cezasına mahkûm olur.

Senato Başvekili Scheurer- Kestner, başlangıçta Dreyfus’un suçlu olduğuna inananlar arasındadır ama daha sonra suçsuz olduğuna dair elinde kanıtlar bulunduğunu söyleyerek saygınlığının
geri verilmesi için kampanya açmak niyetinde olduğunu söyler… Bunun üzerine E. Zola, 25 Kasım 1897’de “Le Figaro” gazetesinde yayımlanan yazısını şöyle bitirir:

“…Bay Kestner, yüksek mevkiinin, servetinin ve mutluluğunun yıkılması pahasına,
gerçeği ortaya çıkarmasını emreden ödevini hatırlatırken şu hayranlık verici sözcükleri söylemişti: ‘Başka türlü yaşayamazdım’ İşte, bu olaya adı karışmış tüm namuslu kişilerin de söylemeleri gereken budur. Adaletin yerine gelmesini sağlayamazlarsa yaşayamayacaklardır.
Eğer siyasal nedenler adaletin gecikmesini gerektiriyorsa, bu kaçınılmaz sonucu daha da ağırlaştırarak geciktiren yeni bir hata işlemiş olacaktır.

Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramayacaktır”.

Tanığız… Zola’nın yazdığı gibi! Gerçek yürür ve yürüyor… (29.7.17)
======================================
Evet dostlar,

Ülkemizde de gerçek yürüyecek, adalet yerini bulacaktır.
Bundan hiç ama hiç kuşku duymamak gerekir ancak

  • Sabır, örgütlenme ve dezenformasyonu aşmak vazgeçilmez 3 koşuldur.Bu toprakların saygın Fransız aydını ve mücadele adamı Emile Zola‘dan geri kalmayacak aydınları, yurtseverleri, adalet aşıkları, önderleri….  hep olmuştur. Halen de vardır..

Emile Zola, Dreyfus Davası ile ilgili görsel sonucuCHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu bunlardan biridir.
CHP bir ideoloji değil kitle partisidir. Temel ilkeleri olan 6 Ok tan saptırmak için
bu partinin içinde sürekli ve ciddi iç – dış kökenli ve çok yönlü operasyonlar yapılmaktadır.

Bu süreçte CHP’yi köklerine uygun doğrultuda tutmak için içtenlikli
ve yoğun çaba harcamak gerçek görevdir.

Kılıçdaroğlu da bu kuşatmada elbette hata yapabilir..
Yapıcı eleştiri, destek ve somut öneriler ile O’na ve CHP’ye yardım etmek gerekir.
Kuşku yok Kılıçdaroğlu  ve CHP de azami dikkatli olmak zorundadır.
Yeni hatalara yer, zaman ve tahammül yoktur.

AKP = RTE eliyle yürütülen kuşatma
yı aşmada temel kurum, stratejik araç CHP’dir.
Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP eminiz ağır tarihsel, kritik-stratejik sorumluluklarının bilincindedir.

Sevgi ve saygı ile. 14 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

“9 TEMMUZ’DA İSTANBUL’DA BULUŞALIM”

CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık :
“9 TEMMUZ’DA İSTANBUL’DA BULUŞALIM”

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri Milletvekili Çetin Arık, 9 Temmuz 2017 Pazar günü Türkiye’nin yüreğinin İstanbul Maltepe’de atacağını söyledi. 22 gündür süren Adalet Yürüyüşü’ne adalet isteyen herkesin destek verdiğini ifade eden Arık,

  • “Zalimin değil mazlumun, yalanın değil doğrunun, gücün değil haklının yanında olan herkesi 9 Temmuz’da İstanbul’a bekliyoruz” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran 2016 tarihinde Ankara Güvenpark’ta başlattığı Adalet Yürüyüşü 9 Temmuz Pazar İstanbul Maltepe’de tamamlanacak.

Adalet Yürüyüşü’nün kısa bir süre sonra sona ereceğini ifade eden CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık,

  • Adalet Yürüyüşü’nün dünya siyaset tarihine altın harflerle yazılacak olan bir eylem olduğunu

söyledi. Yürüyüşünün ilk gününden itibaren (AS: başlayarak) yollarda olan Arık, 22 gündür atılan adımların dünya siyaset tarihine altın harflerle yazılacağını belirtti. Yürüyüşe adalet isteyen herkesin destek verdiğini ve katılımın her geçen gün arttığını söyleyen Arık,

“Bu yüzden başta iktidar çevresi olmak üzere bazı kesimler bu yürüyüşü sabote etme, kamuoyuna farklı anlatma çabasına girdi. Bu yürüyüşü FETÖ ile PKK ile ilişkilendirmeye çalışanlar oldu. Kimileri bu yürüyüşü provoke etmeye çalıştı. Ama artniyetli hiçbir girişim bu kutsal yürüyüşü gölgeleyemedi.

  • Bu millet kimin FETÖ ile işbirliği kurduğunu da kimin PKK ile aynı masa etrafında buluştuğunu da çok iyi biliyor.
  • Bu yürüyüş bir siyasi partinin yürüyüşü değil.
  • Bu yürüyüş yüreğinde adalet duygusunu yitirmemiş, zalimleşmemiş herkesin destek verdiği, yürek koyduğu bir yürüyüş.

Bunun için hiçbir güç, hiçbir provokasyon girişimi bizi bu haklı yolumuzdan döndüremeyecek. Çünkü biz haklıyız, biz kazanacağız” diye konuştu.

Adaletin yanında yer alan, adalet arayan herkesi 09 Temmuz 2017 Pazar günü (AS: saat 16:00’da) İstanbul Maltepe’ye beklediklerini vurgulayan Arık, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Zalimin değil mazlumun, yalanın değil doğrunun, gücün değil haklının yanında olan herkesi
9 Temmuz’da İstanbul’a bekliyoruz. Türkiye 9 Temmuz’da İstanbul’da buluşacak. Ve biliyorum ki gelemeyen milyonların yüreği de o gün İstanbul’da bizlerle birlikte atacak…”
==========================================
Dostlar,

CHP Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık’ın değerlendirmesini paylaşıyoruz. Gerçekten de bu büyük tarihsel ADALET yürüyüşü insanlık tarihine, insanlığın ortak belleğine ve hak arama bilincine kazınacak..

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

9 Temmuz 2017 Pazar günü, İstanbul – Maltepe buluşması…
Türkiye’nin yeniden Cumhuriyet rotasına sokulması, AYDINLANMA raylarına oturtulması için bir dönemeç. Ne denli güçlü – coşkulu – kararlı katılım olursa kazanımlar o ölçüde büyüyecek. 22. günün akşamında İstanbul’a yalnızca 40 km kaldı, 410 km adım adım yüründü .. 410 bin metre.. Her adım yarım metre olsa 820 bin adım.. Birkaç adım da siz atın Maltepe’ye!

Haydi İstanbul, haydi Türkiye, 1 adım da sen at.. Kılıçdaroğlu ve yakın çevresindekiler 410 km yürüdü bu akşama dek.. 15 Haziran 2017 sabahı Ankara Güvenpark’tan başladılar.. 22 gündür yollardalar.. Ayak tabanları şişti, su topladı, patladı, soyulup döküldü, tırnakları düştü. Epey kilo verdiler ve uzun zamanda ancak toparlanacak ölçüde yoruldu, yıprandılar.. Ömrü kısaltacak düzeyde ciddi ve ağır bir efor sergilediler. Ne adına, niçin?? Hangi kişisel ikbal adına??

CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu 69 yaşına gelmiş, milletvekili emekli aylığı var, SSK Genel Müdürlüğü emekliliği var.. Ne bekliyor kendisi için? Bu tarifsiz bir özgeciliktir, vericiliktir, özveridir, sorumluluktur! Tarihe, çağına, Türkiye insanına, ezilenlere, zulüm görenlere, adalete susayanlara bir armağandır. Türlü türlü risklerle doludur.. Sağlık riskleri başta.. Bir kalp krizi ile ani ölüm işten bile değildir.. Yollarda her tür suikast riski vardır.. Uzun namlulu bir silahla bir keskin nişancı çoook şey demektir ve önlenmesi çok güç olabilir.. ABD Başkanı JF Kennedy Dallas’ta açık otomobilinde boynundan vurularak öldürülmüştü. Bir intihar saldırısı da çook riskli olabilir. Gerçekten alınan risk büyüktür ve başta iktidarın, güvenlik güçlerinin sorumluluğu kritik düzeydedir. Şimdiye dek başarılı güvenlik hizmeti veren tüm görevlilere şükran doluyuz.

Gönülden diler ve isteriz ki, ülkemizi karıştırmak isteyen iç – dış gladyo odaklarına fırsat verilmez. Bunu Devletten – iktidardan beklemek yurttaş olarak hepimizin hakkıdır.

15 Haziran – 9 temmuz 2017 Büyük Adalet Yürüyüşü tarihe geçmiştir.
Mazlum ve masum insanlarımızı buna zorlayanlar utanmalıdır.

  • Şimdi sıra akıllı bir planlama – strateji ile politik meyveleri toplamaya gelmiştir.
  • CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 16 Nisan’da HAYIR diyen en az 25 milyon insanımızın birlikteliğini pekiştirecek ortak akıl ürünü politikalar ve zeminler üretmelidir.
  • Bu enerji AKP’yi silkeleyerek erken seçime sürüklemeli ve seçim işbirliği – ittifakı ile
    Türkiye, AKP’nin yıkıcı, ölümcül şerrinden, lanetli yıllarından artık kurtarılmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 06 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Dicle Üniversitesinin Kadın Rektörünün 2 Yüzü


Dicle Üniversitesinin Kadın Rektörünün 2 Yüzü 

Dostlar,

Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nin kadın rektörü, meslektaşımız
Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç‘ın 2 yüzünün öyküsünü aşağıda haziiiiin hazin izliyoruz..

Tarihe not düşüyoruz.. Bereket dün, 10 Nisan Laiklik gününde yapılmadı bu hamle.. Üniversite Genel Sekteri bir başka Profesör de “takdimi” üstlenmişti..
Şimdiye dek erteleme bile kadın rektörün sorumlu bir özverisi idi..

Maaaşallah, maaşalllahh..

Bizce Jale hanım kara çarşaf giymeli, öncü olmalı.. İlk olarak YÖK başkanı,
belki daha sonra Milli Eğitim Bakanı olur, önü iyice açılır gider taa doruğa dek..

CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu dostumuz da herhalde bir muhasebe yapar tam da burada..

Bir yandan bir maşanın fiziksel saldırısına uğradığı için gönülden şifa diler ve
geçmiş olsun derken; saldıranı ve özellikle saldırtanları nefretle kınarken, bu olayda bütünüyle kendisinin yanındayken.. öbür yandan da TÜRKİYE’de TÜRBAN SORUNU YOK – LAİKLİK TEHLİKEDE DEĞİL.. söylemiyle ülkemizin
nerelere sürüklendiğini değerlendirmesini dileriz.

Hala yapılabilecek kaldı ise??

Belki konu son zamanlarda “ümit veren” (?!) Anayasa Mahkemesi’ne bir kez daha taşınabilirse??? İyi polis – kötü polis senaryosunu da aklımızdan atamazken..

Bu “moda” da geçer elbet..
İnsanlığın bebeklik – emekleme çağı hala sürüyor..
Değişim – dönüşüm.. AYDINLANMA çok ama çok yavaş ve oldukça sancılı oluyor..

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün AYDINLANMA DEVRİMİ’ni sürdürme zamanıdır..

Sn. Prof. Dr. Ali Ercan hocamızın kısa irdelemesi ve fotoğraflar aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
11 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

Değerli arkadaşlar,

Aşağıdaki kamera şakası bana Türkiye’deki “iki yüzlü” görünümleri hatırlattı.
Ayşegül Jale Saraç AKP’den 2007’de Diyarbakır’dan milletvekili olamayınca,
teselli olarak 2008’de Diyarbakır Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne atanmıştı.
Rektör seçiminde %15 oyla 3. sırada olan Saraç, 2. kez, 2016’ya dek yine Rektör…

Hayırlara vesile olur inşallah. æ

Dicle_Universitesi_Rektoru_Aysegul_Sarac_turbanli_11.4.14

Dicle Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. med. Ayşegül Jale Saraç (1959) 
‘hidayete’ erdikten sonraki….
 
Dicle_Universitesi_Rektoru_Aysegul_Sarac_turbansiz_11.4.14
ve …Milletvekili adayı olmadan ve Rektör seçilmeden önceki yüzü