‘Hukuk bizi bağlamaz’

‘Hukuk bizi bağlamaz’

Ali Sirmen

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş ile ilgili olan son kararında bazı yeni hususları da içeren ilginç saptamalar var. 
Dilerseniz Demirtaş’ın başvurusunda reddedilen hususlardan başlayalım. Her şeyden önce, mahkeme davacının dosyaya erişimde sorun yaşadığı yolundaki şikâyetini inceleyerek reddetmiş ve burada bir ihlal bulunmadığına hükmetmiştir. 
Aynı şekilde, Demirtaş’ın tutuklanmasına itirazını da reddetmiş, tutuklama için makul şüpheler bulunduğundan, tutuklamaların da bir ihlal oluşturmadığı kararına varmıştır. 
Ama bu karara karşın, Demirtaş’ın ilk tutuklamada makul şüpheler olsa bile sonrasında tutuksuz yargılanması gerektiğine hükmetmiştir
Ülkemizde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinden hareketle, “katolog suçlardan olduğu” klişesine dayandırılarak verilen tutukluluk halinin devamı kararlarını AİHM birçok kez ele almış ve bu tutumun bir ihlal oluşturduğuna hükmetmiştir. 
Son karar bu açıdan bir yenilik getirmiyor. 
Yeni olan husus, ülkedeki gergin siyasi iklimin özellikle olağanüstü hal rejimi altında, ulusal mahkemelerin bazı kararlarını etkileyecek bir ortam yarattığını ve bu bağlamda yargı makamlarınca Demirtaş ve genelde muhalif seslere karşı sert bir tutuma yönelindiğinin kararda ileri sürülmesidir.
***
Avrupa İnsan Hakları komiserinin gözlemlerine dayandırılan bu saptamada ilk kez AİHM Türkiye’de yargının bağımsız ve tarafsızlığını bu kadar ciddi bir biçimde sorgulamış oluyor
Yine yeni olan bir husus, geçerli gerekçelere dayanmadan uzatılmış ve infaza dönüştürülmüş olan tutuklamanın sürmesi sonucunda, seçilme ve seçme haklarının ihlal edilmiş olduğu saptamasıdır. 
Demirtaş’ın keyfi olarak uzatılan tutukluluk hali yüzünden milli irade tarafından seçilmiş olduğu parlamentonun etkinliklerine katılmasının engellenmesiyle, seçilme hakkı ihlal edilmiş olduğu gibi, seçtiği kişinin keyfi tutuklamayla yasama çalışmalarına katılamamasıyla, ona oy vermiş olan vatandaşın seçme hakkı da ihlal edilmiş olmaktadır
Bu durumda, infaza dönüştürülen tutukluluk milli iradeyi de zedelemiş oluyor
AİHM kararının iktidar kanadında bir bomba etkisi yarattığı söylenebilir. Öyle ya! Adalet BakanıAİHM iç hukukun bir parçasıdır derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan gayet açık ve net konuşmuştur: 
AİHM kararı bizi bağlamaz! 
Türkiye’yi kıyısından bucağından birazcık olsun tanıyanlar, bu iki açıklamadan geçerli olanın Tayyip Bey’inki olduğunu bilirler. 
AİHM kararı bizi bağlamaz!” ne demektir diye soracak olursanız, bunun anlamının hukuk bizi bağlamaz olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. 
Evet, Türkiye Sayın Tayyip Erdoğan’ın iktidarı döneminde AİHM kararlarının kendini bağlayacağını belirten metne imza koymuş ve buna uygun olarak anayasada düzenleme yapmak yolunu tutmuştur.
***
Bu durumda AİHM kararları beni bağlamaz demek, hukuk beni bağlamaz demekle aynı kapıya çıkmaktadır. 
Devlet, bireyler ve kurumlar üzerinde yaptırım uygulayan, güç kullanan bir aygıttır. Bu gücün korkutan, sindiren, susturan, içeri tıkan, öldüren bir terör girişiminden farklı olmasını sağlayan tek etken ise, onun, temel hak ve özgürlüklerin özüne saldırmadan kullanılmasının, yönteminin ve sınırlarının hukuk ile çizilmiş olmasıdır. 
Bu öğeyi ortadan kaldırırsanız devletin yaptırımları terör eylemi, devletin kendisi de terör örgütü olur. 
Devletin gücü hukuk ile sınırlı olunca, hukuk herkesi olduğu gibi devleti de bağlar ve kimse hukuka karşı hamle yaparak işi bitiremez! 
Aman dikkat!

AYM’den referandumla ilgili karar

AYM’den referandumla ilgili karar

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındaadır.)
AYM 16 Nisan Anayasa değişikliği Referandumu’yla ilgili bireysel başvurulara yetkisizlik kararı verdi.
Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu‘nun (YSK) 16 Nisan’da yapılan anayasa değişikliğine ilişkin halk oylaması sırasında, sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına ilişkin kararına karşı yapılan bireysel başvurunun “yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi.

Resmi Gazete’de yayımlanan kararda, 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylaması devam ederken, bu konuda gelen yakınmalar üzerine YSK tarafından, sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına karar verildiği hatırlatıldı. Buna ilişkin gerekçeli kararın 18 Nisan 2017’de YSK’nın internet sitesinde yayınlandığı belirtilen kararda, Halkın Kurtuluşu Partisi tarafından 7 Haziran 2017’de YSK’nın kararına karşı bireysel başvuruda bulunulduğu kaydedildi.

Karara göre, başvuru dilekçesinde, YSK’nın kararının
– kanuna
– hukuk güvenliği ve
– hukuksal belirlilik (AS : öngörülebilirlik) ilkelerine aykırı olduğu,

bu nedenlerle Anayasa’nın 67. maddesinde öngörülen seçme hakkı ve bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının ihlal edildiği ileri sürüldü. Anayasa Mahkemesi ise başvuruyu “yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez buldu. Yüksek Mahkemenin kararında, Anayasa’nın 67. maddesinin 1. fıkrası uyarınca anayasal bir hak olarak düzenlenen halkoylamasına katılma hakkının bireysel başvuruya konu olabilmesi için, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) veya Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller tarafından da korunması gerektiği belirtildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan serbest seçim hakkının sunduğu güvencelerin yalnızca ulusal parlamento seçimlerinde değil, özü itibarıyla (AS: bakımından) yasama yetkisi kullandığına karar verdiği ulusal ya da uluslararası öbür organların seçimlerinde de geçerli olması gerektiğini belirttiğine yer verilen kararda, bununla birlikte AİHM’in yerleşik içtihadı uyarınca söz konusu güvencelerin, özü itibarıyla yasama yetkisi kullanan organların seçimleriyle sınırlı olduğu kaydedildi.
(http://www.abcgazetesi.com/aymden-referandumla-ilgili-aciklama-58011h.htm, 7.7.17)
==========================
Dostlar,

Anayasa Mahkemesi kendisini işsiz – işlevsiz bırakma sınırına geldi dayandı.
Türkiye’de hukukun bu denli ayaklar altına alındığı bir dönem olmadı.
Buna 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sonrası sıkıyönetim yılları da dahil.
Öte yandan TBB (Türkiye Barolar Birliği) kendisinin bile inanmadığı sözde gerekçelerle temel varlık nedeni olan ADALET ülküsü hedefli kitlesel ve politik olmayan, herhangi bir siyasal parti kimliği taşımayan Büyük Adalet Yürüyüşü‘ne kurumsal destek vermedi!?
Bakalım AYM’nin bu kararına ilişkin hukuksal bir irdeleme yayımlayacaklar mı?
AYM, CHP tarafında ilk OHAL KHK’ları 20 Temmuz 2016’dan hemen sonra önüne getirildiğinde son derece kritik bir karar vererek, önceki içtihatlarını çiğneyerek, gene yetkisizlik kararı vermişti.
AYM kendisini hiçleştirirken, Türkiye’yi de anayasal bir demokratik hukuk devleti olmaktan çıkaran tehlikeli ve son derece sorunlu – sorumlu yolu açmış oldu.

  • AYM pozitif hukukun dar ve sığ normatif yorumlarında boğuldu; Türkiye’yi de felç etti.

    Bu çok ağır bir tarihsel sorumluluktur günümüzde Türkiye’nin sürüklendiği batağın temel belirleyicilerindendir.

  • Ne yazık ki, bu “zor zamanlarda” ülkemiz bir Anayasa Mahkemesi’nden de özde yoksundur.

    Yarın bir başka OHAL KHK’sı ile Anayasa tanınmadan AYM’nin kapatılmasına karar verildiğinde de, görülen o ki, daha öncekiler gibi “OHAL KHK’sı ile Anayasa yok sayılıyor” savıyla AYM önüne gidilirse, gene “yetkisizlik” kararı mı verecektir??

AYM’nin bu son karar kendi içinde ne çok çelişkili! Son paragraf (yukarıda) şöyle :

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan serbest seçim hakkının sunduğu güvencelerin yalnızca ulusal parlamento seçimlerinde değil, özü itibarıyla (AS: bakımından) yasama yetkisi kullandığına karar verdiği ulusal ya da uluslararası öbür organların seçimlerinde de geçerli olması gerektiğini belirttiğine yer verilen kararda, bununla birlikte AİHM’in yerleşik içtihadı uyarınca söz konusu güvencelerin, özü itibarıyla yasama yetkisi kullanan organların seçimleriyle sınırlı olduğu kaydedildi. 

Kendi içtihatlarının AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesine aykırı olmasına karşın bu kararda dayanak yapıldığı ileri sürülüyor!? AİHM’nin çelişkisine dayanmak mıdır AYM’nin işlevi?? AİHM’nce çelişkinin aşılması beklentisini de vurgulayarak ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinin uygulanmasını istemek yakışmaz mıydı AYM’ye? Çok mu aşkın ve yaratıcı yorum – çıkarsama olur ve aşar mıydı AYM’yi??

Bakalım AİHM ne diyecek CHP’nin başvurusuna? AYM kararı beklenmeden, dolayısıyla iç hukuk yolları tüketilmeden yapılması eleştiriliyordu. Bu olası sakınca böylelikle ortadan kalktı. AİHM’in kararını önümüzdeki dönemde göreceğiz. Avrupa Birliği AP’nin (Avrupa Parlamentosu) Türkiye ile üyelik görüşmelerini askıya alma kararı önceki gün ezici çoğunlukla onaylandı. Gerekçe, 16 Nisan 2017’de halkoylaması ile yapılan Anayasa değişikliklerinin Kopenhag Ölçütleri ile çelişmesi. Bu Ölçütler AB’ye üyelik için vazgeçilmez. Oysa söz konusu anayasa değişikliği Türkiye’de demokrasinin olmazsa olmazı güçler ayrılığı rejimini kaldırarak güçler birliğini dayattı. Bu somut verili durum umarız AİHM’nce değerlendirilecektir.

Son olarak AİHM’nin kararının niteliği ve sonuçlarını netleştirelim : Temel kuraldır, mahkemeler Yürütme’nin yerine geçerek bu nitelikte (icrai) kararlar ver(e)mezler. Yapılacak olan, dilekçedeki isteme uyumlu olarak, YSK’nın kararının hukuka uygun olmadığı ve böylelikle seçmen iradesinin özgürce yansımadığı, hak ihlali yapıldığı saptamasıdır. Tazminat istenmemiştir, yersizdir de böyle bir davada. Uğranan zarar maddi boyutta değildir. AİHM bu doğrultuda “hak ihlali” kararı verirse, bu durumda kararın gereğinin yerine getirilmesi için YSK’ya başvurulacaktır CHP tarafından. YSK’nın tek yolu, yapılan hukuksuzluğu maddi olarak düzeltme olanağı olmadığından, haloylamasının yenilenmesi olacaktır.

YSK ve / veya AKP buna engel olursa anayasa değişikliğinin gayrımeşru olduğu perçinlenir ve AKP artık daha fazla iktidarda kalamaz.. Diretirse rejim bunalımı iç çatışmalara uzanabilir..

Sevgi ve saygı ile. 07 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Doğu PERİNÇEK’e Devlet Üstün Hizmet / Liyakat Nişanı verilmelidir!

Doğu PERİNÇEK’e
Devlet Üstün Hizmet / Liyakat Nişanı verilmelidir!

Dışişleri’nden AİHM açıklaması

AİHM’de kazanılan zaferin ardından Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama geldi.
Açıklamada,

‘Karara göre 1915’te yaşananların Holokost ile karşılaştırılması
asla mümkün değildir.’ denildi. (16 Ekim 2015 Cuma 15:04)

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Vatan Partisi
Genel Başkanı Doğu Perinçek
lehine verdiği kararın ardından dün akşam saatlerinde
yazılı bir açıklama yaptı. Bakanlık, kararın “soykırım” iddialarını kabul ettirme çabasında olan ve bu savın sorgulanmasını bile yasaklayan ülkelere karşı çok güçlü bir
uyarı olduğunu vurguladı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, “Perinçek-İsviçre” davasında bugün (dün) açıklamış olduğu kararla, 1915 olaylarıyla ilgili demeçlerinden ötürü
İsviçre tarafından “soykırımı inkâr” ettiği gerekçesiyle mahkum edilen Doğu Perinçek’in
ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir. İsviçre’yi mahkum eden bu karar,
17 Aralık 2013 tarihli AİHM 2. Daire kararının onanması anlamına gelen, kesin bir hükümdür. Devletimizin başından itibaren 3. taraf sıfatıyla katıldığı bu davanın,
görüşlerimiz doğrultusunda sonuçlanması memnuniyetle karşılanmıştır.

‘HUKUKSAL KAZANIMDIR’

Kararı, “soykırım” iddiasını tek ve mutlak gerçek olarak kabul ettirme çabalarına, bu iddianın sorgulanmasını bile yasaklayan girişim ve uygulamalara karşı demokrasi ve hukuk ilkelerine dayanan çok güçlü bir uyarı olarak görmekteyiz. Karar, demokrasi, ifade özgürlüğü ve
insan hakları açısından, ayrıca, devletimizin 1915 olaylarına ilişkin son yıllarda sabır ve suhuletle sürdürdüğü politika bakımından önemli bir hukuksal kazanımdır. Karara göre,
1915 olayları meşru bir tartışma konusu olup, bu tarihte yaşananlara ilişkin farklı görüşler,
ifade özgürlüğünün koruması altındadır.

Ayrıca, 1915’te yaşananların Holokost ile karşılaştırılması da asla mümkün değildir.

Karar, parlamentoların ve liderlerin yetkilerini aşarak tarihi yeniden yazamayacaklarını ve mahkemelerin de ilgili hukuk normlarını göz ardı ederek tarihe hakemlik yapamayacaklarını kayıt altına almıştır.

‘BENZER VAKALARA ÖRNEK (EMSAL) OLACAKTIR’

Karar, Avrupa insan hakları içtihadının önemli bir parçası olarak benzer olgulara
örnek (emsal) oluşturacaktır.
Karar, tarihin ve hukukun siyasal amaçlarla istismarına gereken yanıtı vermesi bakımından da önemli bir dönüm noktasıdır.

===================================

Dostlar,

T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması tek sözcükle “kabız – hazımsız” bir açıklamadır.
Yazık, hem de çoook yazık..

10 yıla yakın zamandır bu Davaya emek veren hukuk doktoru Doğu Perinçek’in
hakkını teslim etmek insanlık borcudur.
 

Süreci başlatan ve yıllarca özveri, birikim, emekle yoğuran ve pişiren Sayın Perinçek’tir.
Bu bağlamda kendisi ve oğlu Dr. Mehmet Perinçek yüzlerce sayfayı aşan kitaplar yazmışlardır. Rus arşivlerinden toplanan 90 kg’ı geçen belgeler titizlikle, göz nuru ile
yıllarca incelenmişler ve Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni’nin itirafları
ortaya konmuştur. Bu Kongre konuşması tek başına, ERMENİ SOYKIRIMI savlarını
kesin olarak çürütecek bir tarihsel niteliğindedir.

Kacaznuni'nin_itiraflariDolayısıyla AİHM‘ndeki davaya AKP iktidarı bir anlamda kerhen, başka seçenek kalmadığı için 3. taraf olarak katılmıştır. Neden “asıl taraf” olamamıştır??

Onurlu ve yürekli bir T.C. yurttaşı, koskaca davayı ilerlemiş yaşına karşın tek başına omuzlamış ve görkemli bir hukuk utkusuna (zaferine) imza atmıştır.

Bu başarının muazzam boyutlarını, olumlu etkilerini değerlendirebilmek için, bir an için tersini düşünmek yetecektir.. Ermeni diyasporası dünyayı başımıza yıkardı!

Kacaznuni_Turklere_biz_savas_actik_

 

Bu bakımdan, Dışişleri Bakanı F. Sinirlioğlu‘nun öncülük yapmasıyla, önerimiz şudur :

– Dr. Doğu PERİNÇEK’e
Devlet Üstün Hizmet / Liyakat Nişanı verilmelidir!

AKP iktidarı – RTE gecikmeden kısır düzlemden çıkmalı ve kendilerini de yüceltecek
bu adımı hemen atmalıdırlar.. Başta CHP, Muhalefet de bu öneriyi desteklemelidir.

TBMM Başkanı‘nın da atabileceği anlamlı adımlar var..
Biz mi söyleyelim onları da??

Sevgi ve saygı ile.
16 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

RTE Bam teline dokundu…


Dostlar
,

RTE’nin kafası işte böyle “tuhaf” – kendine özgü çalışıyor..

Zorunlu “Din Bilgisi ve Ahlak Kültürü” derslerini bir mezhebin (Sünnilik) öğretisini milyonlarca çocuğun beynini yıkayarak dayatma amaçlı kullanımı karşısında
insanların isyanını olabildiğince çarpıtıyor. Kuran’da salt tebliğ ile sınırlanmasına
karşın, bizim İslamcılar beyin yıkamak için ne gerekse yapıyorlar. Bu zorunlu derslerin “Din Bilgisi ve Ahlak Kültürü” ile zerre ilgisi kalmadı. Artık uzatmanın ve kıvırtmanın anlamı yok, zamanı da geçti. AİHM kararı çok net, derhal uygulamak ve
bu İslami faşizme son vermek gerekiyor..

Durum böyle iken, Başbakan Davutoğlu “Camide uygulamalı din dersi” salvosu ile “en iyi savunma saldırıdır” taktiğini kullanmakta, RTE ise bilerek ya da bilmeyerek tümüyle akıl ve mantık dışı bir kıyaslama ile Kimya – Matematik – Fizik dersleri ile Sünni İslamın ideolojik aletine dönüştürülen “Din derslerini” karşılaştırma garabeti sergiliyor.

Tanrı bu ülkeye yardım etsin..
Dileriz sağduyu egemen olsun..
Bunlar AİHM kararlarını bile deveye hendek atlatarak görmezden geliyor ve
kasten uygulamıyorlar. Peki bu davranışın adını ne koymalı??

Bu dayatmanın adı, siyaset bilimi literatürtünde – terminolojisinde apaçık
İSLAMİ FAŞİZMDİR.. Din faşizmidir! Kuran ve Peygamber dışlanmış,
AKP’nin ilkel – ideolojik – akıl dışı, vahşi Vahhabi yorumu ŞERİAT 80 milyonluk ülkeye Devlet zoruyla dayatılmaktadır.

Türkiye Avrupa Konseyi‘nin kurucu üyelerindendir ve AİHM’nin yargı yetkisini uluslararası hukuka göre kabullenmiş bir ülkedir.

Zırva tevil götürmez..

AİHM’nin bu kararını uygulamamanın önce AKP’ye,
sonra da ülkemize ağır faturası olur.

AKP aklını başına almalı, ya da sağduyulu AKP’liler partinin sapkın – hukuk tanımaz rotasını bir an önce düzeltmelidirler.

Hukuk tanımaz iktidarlar dünyanın her yerinde meşruluklarını yitirirler ve yurttaşların direniş, giderek isyan hakkı doğar.. Bunlar da AKP’yi tam takım süpürür, tarihin çöplüğüne atar, ya da Atlantik ötesi bildik deyimle “deliğe süpürür”..

AKP, yaygın halk kitlerlerini karşısına almayı durdurmalıdır.
Cumhuriyetin temel değerleri ile bilinçl, kavgasına son vermelidir.
12 yıldır sürdürülen bu yıkıcı politikalar artıkduvara dayanmıştır.
Milyonlar burnundan solumaktadır.. Bir yandan yoksullaştırıcı ekonomi politikaları,
bir yandan muazzam yolsuzluklar, bir yandan demokrasi – insan hak ve özgürlüklerinin rafa kaldırılarak giderek koyulaşan faşist – dinci kuşatma toplumu patlama eşiğine taşımıştır.

AKP’ni akillerine – yerli / yabancı danışmanlarına – başdanışmanlarına ve de sağduyulu – vatansever tabanına bir kez daha çağrımızdır.

Basıncı düşürün, tansiyonu indirin.. İç barışı dinamitlemeyin..

Duyuyor musunuz, baskıcı yönetime son verin;
Cumhuriyetin temel değerleri ile barışık olun..

Cizre’de yakılan Atatürk heykelini hemen onarın ve
sorumluları derhal adalete teslim edin..

Sayın Prof. D. Ali Ercan’ın yazısı aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
30.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================================

Ölürsem görmeden Millette ümid ettiğim Feyzi
Yazılsın seng-i Kabrime Vatan mahzun, ben mahzun
Namık Kemal

RTE Bam teline dokundu…

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

 

  • “… Yurdumuzu, Dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.
    Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız… Çünkü,
    Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir…”

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
    Ankara, 29 Ekim 1933 (10. Yıl Nutku)

************************

DİN Mi,  BİLİM Mİ?

Bu soru 17. yüzyıldan başlayarak Avrupa’daki Laiklik anlayışını netleştirmişti. Laiklik Demokrasinin olmazsa olmazıdır. Laiklik yalnızca farklı inançlara saygılı olmak veya hoşgörü göstermek değil, hiçbir inancın toplumun ortak yaşamına
“Kural Koyucu” olmaması demektir.

Değerli arkadaşlar, 

RTE okullarda zorunlu Din Dersi eleştirisine karşı “Peki, Matematik, Fizik, Kimya niye zorunlu?” diyerek yaşamın en anlamlı(!) en önemli(!) söylevini verdi.
Buna, eskilerin deyimiyle “baklayı ağzından çıkardı” denebilir.
Evet, RTE kafa yapısını, ufkunu ve hedefini bu sorusuyla açıkça ortaya koymuştur…

Bir zamanlar, “Elhamdülillah şeriatçıyım” diyerek 1994’te İstanbul Belediyesinden kalkan “Demokrasi Treni”ne binmiş ve sonunda, Muhalefet Parti yönetimlerinin beceriksizliği ve de 6 milyon “duygusal muhalif” seçmenin boykotu sayesinde Çankaya’ya çıkmış olan RTE, hayalindeki ana hedefine doğru ilerlemektedir;

“Anadolu İslâm Devletleri Federasyonu”

Evet, açıkça söylensin veya söylenmesin, hatta inkâr edilsin, gidişat bu yöndedir.
Hedef Orta çağ karanlığına iyice çekilmiş, şeriatla (dinsel hukukla) yönetilen muti, mazbut ve âbid bir toplum (Türkçesi sürü) yaratmaktır…
Pozitif bilimlere, çağdaş sanatlara, teknolojiye hiçbir katkısı olmayan,
Ülkesini ipotek ederek, yaşam kaynaklarını satarak, Emperyalizmin tüketici pazarı halinde asalak yaşamına sürdüren amorf (AS: şekilsiz) bir halk yığınıdır
bu gidişatın sonu.

 ***

Değerli arkadaşlar,

Hep söyleyegeldim, Demokrasi, özellikle bir dinci partinin tek başına iktidara geldiği durumlarda, sistemin Şeriata dönüşmesine olanak verecek zayıflığı bünyesinde taşıyan bir sistemdir.

Gerçek demokrasi aslında tek ses, tek parti değil, ama bir koalisyondur…

Ülkedeki değişik çıkar kğmelerinin, farklı düşüncelerin uygarca uzlaşarak bir arada yaşam biçimidir. Tek partili iktidarlar gelişmemiş ülkelerde ister istemez otoriter-diktacı yönetimlere dönüşür, Faşizme yol açar. Şeriat da Faşizmin daha ilkel hali, Orta çağ versiyonudur… Demokrasiden Şeriata geçmek mümkündür, ama Şeriattan Demokrasiye geçiş mümkün değildir.

Avrupa ülkelerinin çoğu Endüstri Devrimiyle birlikte Aydınlama Çağında,
yani bilim ve teknolojinin insan yaşamında ağırlıklı yol göstericiliğinin başladığı
19. yüzyılda Hıristiyan şeriatından zar zor kurtuldu. Bugün uygar Dünya  22. yüzyıla önde girmek yarışı halinde iken, Mustafa Kemal‘in bir zamanlar imrenilerek bakılan ama şimdilerde Uygar Dünya tarafından dışlanmış Ülkesi, ne yazık ki yanlış yolda, İslami Şeriat batağına saplanmak üzeredir.

Kaygılarımla. æ

Başbakanın “Demokratikleşme” Paketi Hakkında Düşünceler


Başbakanın “Demokratikleşme” Paketi Hakkında Düşünceler

Sayın Dr. Onur Öymen, 1974 Kıbrıs Barış Harekartında  ülkemizin Lefkoşe Büyükelçilğiği müsteşarı idi. Gelişmeleri ilk elden ayrıntılı yaşayan bir diplomat..

Onur Öymen

Sayın Başbakan, demokratikleşme paketi dediği önlemleri açıkladı.

Öncelikle şunu belirtelim:

“Demokratikleşme” sözcüğü Türkiye’nin hala gerçek bir demokrasi olamadığının kanıtıdır. Gerçek demokrasilerde demokratikleşmeden söz edildiğini duyan var mı?

Başbakanın açıkladığı paket, Türkiye’nin gerçek bir demokrasiye kavuşmasını isteyenlerin beklentilerinin çok uzağındadır.

Türkiye
– fikir özgürlüğü,
– basın özgürlüğü,
– kadın-erkek eşitliği ve
– yargı bağımsızlığı alanlarında

demokratik ölçülerin çok gerisindedir.

  • Bu nedenle ülkemiz dünya demokrasileri arasında tam demokrasiler,
    hatta arızalı demokrasiler sınıfına girememekte, demokrasiyleZ totaliter devletler arasındaki karma rejimler kategorisinde yer almaktadır.
  • Dünya demokrasileri sıralamasında 89. sıraya düşmüştür.
  • Dünyada hapishanede en çok gazetecisi olan ülke olarak anılmaktadır.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) aleyhinde en çok mahkumiyet kararı verdiği ülkelerin başında gelmektedir.

Başbakanın açıkladığı paket Türkiye’nAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)in gerçek demokrasiler arasında yer almasını sağlayacak nitelikte değildir.

Daha çok İmralı’nın görüşlerinin savunuculuğunu yapan parti ve örgütlerin beklentileri doğrultusunda önlemler içermektedir.

* Okullardan “Türküm, doğruyum, çalışkanım… diye başlayan Andın kaldırılması
hangi demokratik hakka hizmet edecektir?

Belli ki, Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri benimsenen

  • “hangi etnik kökenden, hangi din ve mezhepten gelirse gelsin
    bütün vatandaşlarımızı Türk olduğu anlayışı” 

ortadan kaldırılmak istenmektedir.

Atatürk tarafından benimsenip topluma kabul ettirilen alfabede de değişikliklere gitme yolunda adım atılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay‘ın aksi yöndeki kararlarına karşın üniversitelerden türban yasağının kaldırılmasına destek olanlar, türbanın bütün kamu kuruluşlarında serbest bırakılmasının yolunu açmışlardı.

Hükümet şimdi bu yolda adımlar atmaktadır. Türban için “velev ki siyasi bir simge olsun” diyenlerin hedefleri adım adım gerçekleştirilmektedir.

Seçim barajının düşürülmesi konusundaki kimi kuşkulu ve seçenekli sözler bir yana bırakılacak olursa, başbakanın açıklamalarının demokrasinin ileri götürülmesi bir yana, Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden uzaklaşılması yolunda bir adım olduğu görülmektedir.

Şimdi gerçek demokrasiye ve Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkanlara büyük görev düşmektedir. Gelinen nokta sessiz kalınarak veya güncel polemiklerle geliştirilecek
bir durum değildir. Meclis açılır açılmaz siyasal partiler öncelikle bu konuda
sınav vereceklerdir.