HEPAR’IN BİLDİRİSİ ÜZERİNE..

HEPAR’IN BİLDİRİSİ ÜZERİNE..


Konuk yazar :
 Ertan URUNGA
Emekli Askeri Yargıç
e.urunga@yahoo.com.tr 


Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı Sayın Osman PAMUKOĞLU, 24 Haziran seçimlerinde Vatan Partisi’ni destekleme kararı aldığı ve nedenlerini de 6 maddede açıkladığı bir Bildiri ile kamuoyuna duyurmuştur.

Sayın PAMUKOĞLU’nun, yurtsever aydın kesimlerin ilgisini çeken ve aşağıda aynen bilgilerinize sunduğumuz “Hak ve Eşitlik Partisinin Seçim Kararı” başlıklı Bildirisini yayımlamakla gösterdiği duyarlılık nedeniyle, biz de kendisini iki kez kutlamak isteriz  

TEK LİDER TEK KİŞİ

1-  Bugün, milli görüş ve düşüncenin dibe vurup, ümmetçi ve gerici bir anlayışın baskın çıkarak din erkinin tüm ağırlığı ile egemen olduğu bir ortamda; milli birlik ve dayanışma, milli hükümet, milli eğitim, milli üretim ekonomisi, milli dış politika ve komşularla iyi ilişkileri ilke edinip programına koyan, vatanseverlerin de harman olduğu antiemperyalist bir partinin neden desteklemesi gerektiğinin bilincinde olan tek parti lideri olduğu için…

2- Bu desteğinin nedenlerini en açık biçimde anlatan –VP de dâhil- tek kişi olduğu için…

TARİH YAZACAK

Öyle sanıyorum ki, kendisinin 6 madde olarak açıkladığı haklı nedenler, bütün vatansever yurttaşların yüreğine 6 Ok gibi saplanacak ve akıllardan da hiç çıkmayacağı için sözü daha çok uzatmadan, değerli okurların takdirine sunuyoruz.

Tarih, bunu da yazacak elbet!

SİZ SAVAŞLA İLGİLENMEYEBİLİRSİNİZ; SAVAŞ SİZİNLE İLGİLENİR..

SİZ SAVAŞLA İLGİLENMEYEBİLİRSİNİZ; SAVAŞ SİZİNLE İLGİLENİR..
 SİZ SAVAŞLA İLGİLENMEYEBİLİRSİNİZ, SAVAŞ SİZİNLE İLGİLENİR!.
Osman Pamukoğlu
E. Tümgeneral
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

osman_pamukoglu_portresi

Savaş, büyük bir oyundur. Yaşam ve ölüm için, zafer ve yenilgi için ilk çağlardan bugünlere büyük bir dünya oyunudur..

Savaşın özü, insanların ikiyüzlülüğü, aç gözlülüğü ve iktidar hırsıdır. Savaşın temelinde ise, elindekileri başkalarına kaptırmamak veya başkalarının elindekini almak isteği yatar..

Siyasetin silahla yapıldığı her yerde, her an, herkes ölebilir. Savaşın suçluları
bizzat cephede çarpışanlar değil, sebep olanlar ve savaş çığırtkanlarıdır..

  • Barış barış denilen şey bir ütopyadır ve savaşlar arasındaki molalardır.

5000 yıllık yazılı tarihi olan dünyanın sadece 236 yılı mutlak bir barış halinde geçmiştir..

Savaş; ıssız, karanlık, korkunç ve kederlidir. Savaşın acımasız gerçekliğini, vicdansız demagog ve fesat kumkumaları bilmez..

Cephenin kokusunu, günlerini gecelerini, “ Bekle Beni” şiirindeki yüksek duyguyu,
hiçbir atasözünün kalpleri coşturmaya yetmediğini, kahverengi bir suyla yıkanıp botsuz uyuyabilmenin, savaşın en büyük konforu olduğunu nereden bilsin, ulusal özelliklerini yitirmiş kozmopolitler..

Kar içindeki tarlanın ortasında uyumak zorunda kalan bir savaşçı “Sanki ben mi ona savaş açtım? Biz kendi ülkemizde savaşıyoruz. Bana göre biz yenmek zorundayız.” der. Karlı savaş alanının üzerindeki ay onu hayallere götürür. “Tan ağarırken savaşmak iyidir, işe gider gibi..” diye algılar.. Cephede olanların çoğunun ruhu ve düşünceleri tertemizdir ve alçak gönüllüdür..

Savaşta önceden alışılmış hiçbir şey olmadığından her şey korkunçtur ama her şeye alışılır. Ama ölüme asla! Bu yüzden bir kez ölünür. Bir kez olan bir şeye de alışılmaz zaten..

Kış gelince, soğuk amansızdır. Bıkarsın ikide bir burnum, kulaklarım yerinde duruyor mu diye yoklamaktan..Parçalanmış botlar, çamurlu giysiler ve küf kokan siperlerde çakılmış gibi beklerken, gökteki turnaların güneye uçarak yer değiştirmelerine imrenirsin..

Bozkır sincabı gibi başkalarını kaldırıp indiren, yılan gibi tıslayan savaş çığırtkanı
siyasi pigmeler; inancı aşındırır, yüreklerdeki ateşi söndürür, “yakında topraklarımızı kaybedeceğiz.” duygularını depreştirir. Cephede göreceli bir sessizlik varsa,
bil ki çok yakında kızılca kıyamet kopacaktır..

Şanı ve şerefi olmayan barış, daha büyük çatışmaları ve kayıpları getirecektir.
Dünya siyasi ve harp tarihine düşülen kayıt budur..

Savaş, vaktinin yarısını üstlerini selamlayarak geçirenlerle, evcil ve uysalların işi değildir. Onun ihtiyacı önce savaşçı ve doğuştan savaşçı olanlardır..

Akşamları çiçeklenen elma ağacının altında oturup bülbül dinlemek, barış, sessizlik ve huzur istiyorsanız; bunu size, cephede yırtıcı bir kuşun pençesi gibi duracak olan çocuklarınız sağlayacaktır. Çünkü, bütün sorunların ve kaderlerin çözümü cephedir..

Kaybedenin düşmanlık duyguları bir günden ötekine ortadan kalkmaz.
Yenilenler, sürekli bu mağlubiyeti nasıl hak ettiklerini sorar kendilerine, aralarından mutlaka hain ve beceriksizleri bulmadan rahat edemezler. Anadolu hezimetinden sonra Yunanlar bile, hemen hükümetin başı, sorumlu bakan ve görevli generalleri yargıladı ve bir bölümünü astı..

Gelelim Türkiye’nin haline, tam bir dram!..

1200 km’lik sınırı boydan boya folluk. Ortalık düşmandan geçilmiyor.
Oraya buraya horozlanmaya kalkanı artık tavuklar bile iplemiyor..

PKK’nın, “Ya dediklerimi yapacaksın, ya da ben ne yapacağımı bilirim.” demekten dilinde tüy bitti. Şiddet bir tür kendini sahneleme ve methetme tarzıdır;

  • PKK, ne yönetim kadroları ne de dağdakiler olarak siyasi amaçları sağlanmadan, silahlı mücadeleden vazgeçemeyecektir..

Bu hükümet ve Meclisteki klasik düzen partileri ile ülkeye huzur ve güven geleceğine inananlar:

“Oy, Fırat fırat, uzaktan akıyorsun ve gözyaşlarım gibidir suların” ağıtını yakmaya da hazır olsunlar..

Madem içerde ve dışarıda savaş rüzgarları esiyor, bir tarihi olayla yazıyı bitirelim..

1941 Haziranında Almanların şimşek gibi Sovyet topraklarına dalmasıyla,
başlangıçta Ruslar fenersiz yakalandı..

Birlikleri dağılmış, kendisi kuşatmadan kurtulmuş bir general, ipe bağladığı bir keçiyle güvenli bölgelere gitmeye çalışıyordu..
O’nu tanıyanlar oldu.

“General yol nereye?” diye sordular.
O’da “Keçi yolu gösteriyor..” dedi…

Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

ÇORBADA İKİ KURBAĞA!

ÇORBADA İKİ KURBAĞA!

HAKPAR

Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

osman_pamukoglu_portresi

BİRİNCİSİ, %10 SEÇİM BARAJI:

İki tip korku vardır. Fiziksel korku, yani ölüm korkusu ve yanlış iş yaparak, saygınlığını kaybedip küçük düşme korkusu..

%10 sayısı kimseye ölüm getirir mi?
Hayır..

Yanlış iş yaparak, kötü karar vererek, onurunun zedelenmemesi insanın elinde olan bir şey mi?
Evet..

2011 seçimlerinde de “Oylarımız boşa gitmesin” diye Meclis’te olan partilere gönülsüz de olsa oy vermiştiniz..

Halen onurunuz yüksekte, vicdanınız da müsterihse söylenecek bir şey kalmadı demektir.

Oysa, mesele %10 değil, farkında bile olmadığın başka şeyler!.

Alışkanlık, sürekli yinelenen durumlar karşısında otomatik olarak yerleşen tek boyutlu davranış biçimidir. Fazla uysallık ve vurdum duymazlığı da beraberinde bulundurur. Alışkanlık insanları, düşünme, plan yapma, yeni kararlar alma külfeti ve sorumluluğundan kurtarır. Alışkanlık aklı da, vicdanı da devreden çıkarır, kör ve sağır yapar..

Bedene zincir neyse, beyne pranga da odur.

Bir kalıba hapsolup karar almaktan kaçmaktır.
Kendin olmanın ve özgürce karar almanın tek yolu, başkalarının beynine soktuğu paslı çiviyi söküp atmaktır.

Şablonlarla zafer kazanılmaz..

Baraj diye bir şey yok.
O, göreceli bir şey.
Korku, rakamdan değil, beynin hazıra alışmışlığından kaynaklanıyor.
Çünkü özgürlük, çok yüksek bir yerdedir, emek ve kesin inanç ister.
Baraj yok, vicdan var!.

İKİNCİSİ, BİRLEŞMEK VEYA İTTİFAK YAPMAK:

Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
Parti birleşmeleri öyle herkesin sandığı gibi bir iş değildir.
Üstelik biz bunu denedik de. Zerre kadar bir fayda getirmediği gibi,
zarar da veriyor.

40-50 yıldır siyaset sahnesinde cambazlık yapanlar bir halt olsaydı,
biz niye siyasi mücadeleye girelim ki?

Hepsi, düzenin birer parçası olan mevcutlar, ülkede adam gibi politikalar yürütselerdi, parti kurmak gibi zahmetli, sıkıntılı, özverili işlere
neden kalkışalım ki!

Aklımızı peynir ekmekle mi yedik? “Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı.” sözü her türlü eskiden hayır çıkmayacağını anlatan en anlamlı sözlerden biridir.

HEPAR halk tipi bir partidir ve bütün bireysel başvurulara açıktır.

İttifak’a gelince :

Biz yerel seçimlerden başlayarak AKEPE’ye karşı her ittifaka açığız.

Ama bunu bizden talep edenler, kuyruklarını dik tutmaya çalışanlara söylerlerse, daha faydalı bir şey yapmış olurlar.

Davet edilmeyen yere, çekirdekçilerle simitçiler gider. Burunları
Kaf dağında gezenlerin üzerine gitmeyerek, bize ağlayıp sızlayanlar,
önce onlara gitsinler..

Kuşku doğdu mu her şey biter.
Bilinç altı korku üretir, ruh ürker, kararsızlık ve
sürekli tereddüt başlar.

Türkiye’de saat on ikiye beş var değildir.
On ikiyi beş geçiyor..

Başı dik devlet; onurlu millet için tek yol HEPAR’dır..

Karar, saygıdeğer yurttaşlarımıza aittir…

corbada_2_kurbaga

Osman Pamukloğlu : DİLENCİ ve MAL..


DİLENCİ ve MAL..

osman_pamukoglu_portresi

 


Osman PAMUKOĞLU

HAKPAR Genel Başkanı

 

 

Din sömürgeni ve din pazarlamacıları, mal pazarlamada; yamyam köyüne dalarak, ortalığı altına üstüne getiren filden farksızlar. Korku, panik, güvensizlik, çaresizlik ile ne yaptığını bilememe dahil, ne isterseniz var! Buna Anadolu’da “üç buçuk atma” denir..

Dilenci, kendini başkalarına acındırarak, yalvarıp yakararak, mağdur olduğunu söyleyerek bahşiş almaya kalkandır. İnsanlar dilenciye ne kadar acırsa, dilenci de o kadar kazanır.

  • On yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin başında da bir siyasi dilenci var..

Saman ekmeği neslinden geldiği için, Gezi Parkı eylemlerini anlayabilmek bir yana;

  • 4 kişinin öldüğü,
  • 13 kişinin gözünü kaybettiği
  • 60’ı ağır, 8 bine yakın insanın yaralandığı

olaylarda “ emri ben verdim” diyecek kadar da aymaz. Günü geldiğinde bunun hesabını vereceğini bile kavramaktan aciz..

Vicdan sahibi her insanın utanç ve vicdan azabı duyacağı bu olaylarda, bırakın vicdanı, toplumu hızla daha da bölüyor ve kutuplaştırıyor..

O şehirden bu şehire toplama kalabalıklarla kendini tatmin etmeye çalışıyor ve
ne kadar olmamış olay varsa, demagoji yaparak, halka dini söylemlerle nifak sokarak
kin ve nefreti körüklüyor. Bunun Anayasa ve ceza yasalarındaki karşılığı, bölücülüktür.
Ve bu suçu, Başbakan sıfatı altında işliyor..

Görüntüsü, hal ve hareketleri ile söylemleriyle, duvara toslamış kamyondan düşmüş
bir un çuvalından farksız..

Batı bunları, Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçiliğini yapması için destekledi ve olup bitenlere şimdiye kadar göz yumdu, ama artık ipini çekti ve yavaş yavaş da sıkacaktır.

Suriye meselesinde;

– maskeler kullanarak mezhepçilik yaptılar.
– İsyancıları eğittiler, silahlandırdılar, lojistik destek sağladılar ve
– binlerce kişinin ölümüne sebebiyet verdiler.
– Ceylanpınar’da 4, Cilvegözü’nde 28, Reyhanlı’da 54 vatandaşımız öldü.
– Yüzlerce kişi organlarını kaybetti,
– iki savaş uçağı pisi pisine düştü ve pilotları şehit oldu.

Adam gibi bir ülkede hükümetin derhal istifa etmesi gereken bu hadiselerde hiçbir şey umurlarında bile değil. Üstelik; şu lafa bakın: Reyhanlı’da elli dört Sünni vatandaşımız şehit olmuştur, diyecek kadar da aleni bölücülük yapıyor..

Mal, canlı veya cansız ticari nesneye denir. Malın bir sahibi vardır ve dünyanın her yerinde mal sahibi “ benim malım” der. Şu hale bakar mısınız?.

“Benim milletvekilim, benim valim, benim polisim, benim savcım, benim partilim”
iğneden ipliğe, aklıma ne gelirse, bu malın sahibi benim diyor. Toprak düzeninde böyledir, yanaşmalar dahil kahyanın gözünde her şey maldır. Mal yerine konulanlar
ne yapıyor derseniz! Hiçbir şey. Mal ne yapabilir ki…

Gelelim şu, Türkiye’yi aşama aşama bölünmeye götüren adıma :

“Çözüm süreci” diye yutturulan, sonunda da vahim bir şekilde sonu gelecek olan
PKK meselesine.. Önce şunu herkes kafasına sokmalı :

  • PKK çekilmez, gelir gider. Grupların bir bölümünü de kritik bölgelerde bırakır.

Nitekim birkaç gün önce de Bitlis’te 2 mühendisi kaçırdı. Yüksekova bölgesindeki İkiyaka dağları üzerinde uçan bir helikoptere de ateş açtı. Bu PKK’nın İkiyaka dağlarının üzerinde bulunan (3800 m) Hisar yaylasındaki yazlık ve kışlık kampta halen tam kadro bulundukları ve çekilmediklerinin kesin kanıtıdır.

İkiyaka’nın güneyi Irak topraklarıdır. İsterse 5-6 saatte Irak’a gidebilirler. Niye gitsinler ki? Genelkurmay açıklamasına bak ve acı! “Helikopter bir kaçış manevrasıyla bölgeden uzaklaşmış!” geçen haftada ateş açan PKK’lıların üzerine giden kobra için “meşru müdafaa yapmıştır” demişlerdi. Vah evladım vah! Günü geldiğinde sorumlular olarak, bakalım kendinizi nasıl savunacaksınız?. Devam edin, devam edin! Münferit gibi görünen bu olaylarda PKK “ben buradayım, sana hatırlatırım” demek istiyor..

Mevcut hükümetin başı ve yanaşmaları esas perişanlığı ve felaketlerini PKK ile yürüttükleri acz ve teslimiyet faaliyetlerinden yaşayacaklar.

  • PKK, siyasi amaçları tam gerçekleşmeden ne silah bırakır,
    ne de eylemden vazgeçer.

Siyasi istekleri çok net ve keskin.. Mesele öyle sıradan safların ve ahmakların sandığı gibi, temel hak ve özgürlüklerle de bitmez..

Diyarbakır’da İmralı fırıldağının talimatıyla konferanslar düzenleniyor;

“Kuzey Kürdistan Birliği” olarak.. İşbirlikçi olduklarından vahameti görmezden gelip Türk gençleriyle uğraşıyorlar. Bunlar, Refah Partisindeyken “Cumhuriyet döneminin sonu geldi” diyenler. Laik sisteme ve Atatürk devrimlerine meydan okuyanlardır.

Rejimi devrilmiş ve parçalanarak bölgesel yapılarla, bir çorbadan farksız hale getirilmiş, Türkiye bunların umurlarına mı? Umurlarına ne demek, yapmak istedikleri şey zaten bu!.

  • Federal ve özerk bir yapılanma Kürdistan’ın Türkiye topraklarıdır.
  • Halk, bu hükümetin PKK ile işbirliği yaparak bunu gerçekleştirmeye çalıştığını çok yakında ayan beyan görecek.
  • Halkı dini söylemlerle, anayurdu da PKK ile işbirliği yaparak bölüyorlar.

Ve işte sen o zaman gör çıngar nasıl çıkarmış ve bunların sonu nasıl getirilirmiş..
Halkı dini söylemlerle, anayurdu da PKK ile işbirliği yaparak bölüyorlar.

Sosyoloji de bilmiyor. Nereden, hangi eğitimle öğrenecek ki:

“Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, toplumlar daima sıradan zihinlerden, hiçbir şeyi derinlemesine görememiş insanlardan oluşur. Politikacının tahtını taşıyan sıradan bir kalabalıktır. (Türkiye’de olduğu gibi) Bunlar, önce yükseğe çıkarlar ki, daha sonra aşağı çekebilsinler. Bu oyundan müthiş keyif alırlar.”

  • Akepe’nin, PKK ile düzmece nikahı partinin parçalanması ve başında kinin de dilinden düşürmediği “kefeniyle” baş başa kalacağı şekliyle sonuçlanacaktır.

Bunu olaylar ve koşullar gösterecektir. Kimse, yüzsüz demagoglardan vatansever bir hareket bekleyecek kadar ahmak olmamalıdır. Herkesin ailesi soyu sopu kendisi için önemlidir ve bu, kalıtımsal olarak her canlıda vardır. Kabul edilemez tek bir şey vardır,
o da inkarcı nankörlerdir..

Ama şunları da yazmazsam makale eksik kalır!

Meclis’te Akepe ile birlikte yılların iki partisi daha var.

Bunlara rağmen Akepe %30, %40, %50’lere yakın oy alarak yükseliyor..

Neden?

Çünkü bu ikisi de beceriksiz, aciz ve zayıf.. İnsanlar bunu ne zaman idrak edecek,
ne zaman anlayacak, ne zaman kavrayacak? Artık “ucuz milliyetçilik” ve
“Atatürk’ün partisiyiz” gibi, lafların arkasına sığınarak kendilerinize politik çıkar sağlamaktan vazgeçin ademler (adem boş demektir) siz nesiniz, onu söyleyin.

Atatürk, iki kez de İsmet İnönü’yü “beceremiyorsun” diye görevden aldı.
Sizin gibileri ne yapardı, hiç düşündünüz mü? Yanına bile yanaştırır mıydı?

Veya siz, cesaret edebilir miydiniz? Üstelik neyiniz benziyor? Eğitiminiz benzemez, mesleğiniz benzemez, savaş alanını bilmezsiniz, kişiliğiniz benzemez. Geriye neyiniz kaldı? Devrimler demeye kalkmayın! O sizin politikadaki ekmek paranız ademler!.

Bu iki parti de, düzenin bir parçası.
Biri Akepe’nin kara gün dostu, diğeri de salıncak gibi gel gitten başka bir şey değil.

En kritik bir dönemde Avrupa Akepe’yi sallarken, Almanya ve Polonya’ya yazılan mektupların Akepe’ye payanda olduğunu anlamayacak kadar da gafil ve strateji fakiri bunlar. Susuz derede kavak bitmez hemşerim..

Hak ve Eşitlik Partisi ilk kurulduğu günden itibaren, söylemlerim, programlarım, kitaplarım ve makalelerimde kullandığım ilk sözcük şudur:

  • “Bu işlerin üstesinden gençler gelecek ve işi halk bitirecektir.
    Hayat karar ve eylemdir.”

Ve geldiler. Gerisi de çorap söküğü gibi devam edecektir.

Son 20 gündür bu Hacivatların laflarına bakın:

  • “Gençleri tahmin edemedik. Biz de mesajı aldık. Gençler farklı çıktı.. vs.”
    İnsanları farklı kılan beyindir. Kafa ve kelle değil. Sende yoksa, kim ne yapsın?.

Ve Sokrates‘ten:

“ Konuş, kim olduğunu söyleyeyim!”

Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı

Hak ve Eşitlik Partisi