30 AĞUSTOS KUTLU OLSUN!

BİR MESLEKTAŞIMIZDAN…

Değerli arkadaşım,

Çok ileri bir emperyalist yöntem hem deneme hem uygulama olarak üstümüze yüklenmiştir. Ustalıklı bir mağdur stratejisi ile önce tüm demokrasi ilkelerine, sonra tüm solculuk ilkelerine, sonra tüm Atatürkçülük ilkelerine, bayrağa ve milliyetçiliğe sahip çıkılarak çok üstün başarılı bir mağduriyet stratejisi yaratılmış ve yürütülmektedir. Bu çok ileri ve çağdaş (!) bir emperyalist icadıdır…

Emperyalizm hiç uyumaz ve asla vazgeçmez. Her gün yeni yeni yöntemler yaratır, icat eder, varsa kopya eder, başarıyla uygular!

Bugüne dek anti-nasyonalizm, dincilik, bölücülük, Alevi karşıtlığı, Kürtçülük… vs. gibi birçok farklı yöntemler denendi.. Şu anda ise tam tersine türkçülük, milliyetçilik, Atatürkçülük, Cumhuriyetçilik… sloganları kullanılarak yeni bir taktik denenmektedir.
Sonunda Anıtkabir’i de elimizden aldılar.
Otuz Ağustos’a da sahip çıkıp, kendilerini “mağdur otuz ağustosçu” ilân etmeleri an meselesi…….
Kutlu Olsun!
Dr. Armağan Cengiz BÜKER
ADD Kurucusu

AMERİKA TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK Mİ İSTİYOR?


AMERİKA TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK Mİ İSTİYOR?

 Zeki_Sarihan_portresi

Zeki Sarıhan 

1950’li yıllarda ilkokul öğretmenimiz sınıfta bir gün şöyle demişti:

Her Rus’un evinin duvarında “Parçala kolay yutarsın” yazılı bir levha asılıymış.”

Çocukluk işte! Bir Rus’un evinin duvarında asılı bu levha gözlerimin önünde canlanır, Rus’un her gün bu levhaya bakarak Türkiye’yi parçalama görevini hatırladığını düşünürdüm.

Bu, bir NATO ve Amerikan yalanı olmalıydı. Öğretmenimin söylediklerinin sorgulanmaya muhtaç olduğunu düşünemezdik. Fakat kimi yalanlar
vardır ki, büyüklerin çoğu da bu konuda söylenenlerle yetinir ve
ona inanırlar. Çünkü buna ihtiyaçları vardır. 
 

Bir süreden beri, Amerikan emperyalizminin Türkiye’yi bölmeye çalıştığı gibi bir düşünce yediden yetmişe herkesin dilinde, pek çok gazete sütununda yer alıyor. Bu düşünce o kadar çok tekrar edilmektedir ki artık bunun doğru olmadığını söylemek bile güçleşmiştir. Herhalde Türkiye’de en uzun süre dolaşımda kalan komplo teorisi budur. 

Bu yaygın kanıya göre ABD bizi başka herhangi bir yerimizden değil, Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu bölgesinden bölecektir. Birçok insana bu düşüncenin mantıklı görünmesi, baş emperyalist ABD’den her kötülüğün beklenebileceğinden,  Batılıların bizi daha önce de Sevr Antlaşmasıyla bölmeye çalışmasından kaynaklanıyor olsa gerektir. 

Ezberci eğitime karşı çıktığımıza, sorgulamaktan, tartışmaktan yana olduğumuza göre, konu üzerinde irdeleyici bazı sorular sormakta yarar vardır:

– ABD bizi niçin bölecektir?
– Bunda ne gibi çıkarları vardır?

ABD’nin, Türkiye’yi alt üst edecek, başta hangi hükümet olursa olsun onun düşmanlığını da üstüne çekecek böyle bir politika gütmesi için
çok esaslı nedenleri olmalıdır. NATO’dan çıkarak Amerika’ya savaş açmak, Saddam’ın Irak’ı, Esat’ın Suriye’si, Kuzey Kore, Vietnam, Küba ve İran gibi Amerikan karşıtı bir politika gütmek gibi. 

Mütareke döneminden değiliz 

1918 yılında değiliz. İtilaf devletleri Osmanlı devletini bölme planları yapmışlardı ama Osmanlı devleti kendisini koruyamayacak bir hasta adam durumuna gelmişti. Bu da yetmiyormuş gibi Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletlerine savaş açmış ve bu savaşta yenilmişti.
O’na şimdi bu yenilgisinin cezasını vereceklerdi. Millet, bu palanları Kurtuluş Savaşı’yla bozdu ve Türkiye dünya devletleri arasında onurlu yerini aldı. Milletler Cemiyeti’ne, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Birleşmiş Milletlere girdi. Amerika’nın müttefiki, NATO’nun üyesi oldu. Türkiye, Sovyetler Birliği’ne karşı gerek toprak bütünlüğünü ve gerekse kapitalist rejimini Batının güvencesi altına verdi. Bu koşullarda Amerika ve NATO, değil Türkiye’yi bölmek, onu Sovyetler Birliği karşısında ve şimdi de Ortadoğu’da güçlendirmekten başka nasıl bir politika güdebilirlerdi? Amerika Türkiye’ye silahları süs olarak veriyor değildi? NATO, Türk ordusunu iş olsun diye eğitmiyordu. Durum bu kadar açıkken onların Türkiye’yi bölmek, parçalamak, Türkiye topraklarından yeni devletler çıkarmak istediğini söylemek doğru olabilir mi?
 

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden beri tercihini Amerika’dan yana yapmış, onun ilgisini çekmek için Kore’ye asker göndermiş,
Türkiye’yi Amerikan üsleriyle donatmıştır. Amerikan sermayesi Türkiye’ye serbestçe dolaşmaktadır. Gelen geçen bunca hükümete karşın,
Türkiye egemen sınıfları bu statüyü bir amentü gibi korumuşlardır.
Bütün Türkiye topraklarını denetimi altında bulunduran ABD,
bu ülkeyi niçin bölsün? Bunun için mantıklı bir neden var mıdır?

Tartıştığım kişilere bu soruyu sorduğum zaman doyurucu yanıtlar alamıyorum.  Kimilerinin ileri sürdüğüne göre, Türk Hükümeti Amerikancı olmakla birlikte devlette ve halkta buna karşı direniş vardır. Halk ileride iktidar olabilir ve ABD’ye kapıyı gösterebilir. Bu ihtimali düşünen ABD, şimdiden Türkiye’yi bölerek kendilerine bağımlı bir Kürdistan yaratmaya çalışmaktadır! 

İçerdeki sorunu dışarıya atmak

Sorun, Türkiye’de Kürt sorununu tarihsel bir iç sorun olarak görmeye yanaşmamaktan kaynaklanıyor. Eğer Kürtler Türk devletinden birtakım kimlik istemlerinde bulunuyorlarsa, bu mutlaka bir dış kışkırtmanın eseridir! Gerçekte bir Kürt sorunu yoktur ve olamaz!
İç sorunlarını bir dış gücün üzerine atmak tarihte de günümüzde de çok rastlanan bir tutumdur. Stalin, yok etmek istediği karşıtların birer ajan olduklarını ileri sürermiş. Soğuk Savaş döneminde ne zaman emekçiler hak arama mücadelesine kalkışsalar,
bu komünist Rusya’nın kışkırtması olarak görülürdü. Bu komplo teorisini AKP hükümeti devralmış ve Gezi eylemlerini birçok dış odağa bağlamıştır. Çünkü halkın kendisini protesto etmesi için bir neden yoktu! Bu hareket olsa olsa… 

İşin gerçeği şudur         :

Gerek ABD, gerek AB, Türkiye’yi hem askeri bir müttefik, hem de sermayeleri için bir açık pazar olarak tutma politikasını gütmektedirler. Bunun için Türkiye’nin bütünlüğü kendileri için de önemlidir, bunu dile de getirmektedirler. Kaç ABD yetkilisi Türkiye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu söylemedi? En son ABD eski Ulusal Güvenlik danışmanı Stephan Hadlley, Hürriyet’te Cansu Çamlıbel’e verdiği söyleşide
şöyle diyor: 

“Türkiye’de son 50 yılda en çok pirim yapan argümanlardan biri,
ABD’nin Ortadoğu’da büyük bir Kürdistan kurmaya çalıştığı iddiası oldu.
ABD bu konuda çok net. Türkiye, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yana.
Çok uzun yıllardır Amerikan politikası bu olmuştur ve bu tavırda bir değişiklik görmüyorum.” (
25 Kasım 2013)

Ortaya sürülen bir Orta Doğu haritasını da ABD yetkilileri
kendi politikalarını yansıtmadığını belirterek kaç kez reddettiler.

Komplo teorisinin ne zararı var? 

Gazeteci bir arkadaşa, gazetesinin ve TV kanalının Amerika’nın Türkiye’yi bölmeye çalıştığı yolundaki yayınının aslı olmadığını söylediğimde
bana verdiği yanıt şu olmuştu: 

  • “Amerika’nın o kadar suçu var ki, bunu da kaldırır!”

Fakat hiçbir komplo teorisi sonuna kadar ayakta kalamaz. Gerçeğe dayanmayan
hiçbir politika başarılı olamaz. İşin en önemli sonucu, bu tip aslı olmayan teorilerle Atatürkçülük, ulusalcılık, solculuk gibi sıfatlar takınan Türk milliyetçiliğinin geleceğin Türkiye’sini yönetme şansını giderek elinden kaçırmasıdır. Bir doktor, hastalığa
doğru tanı koyamazsa onu nasıl tedavi eder? Neyse ki, bilim, gerçeklik ve sağduyu var. Bu komplo teorisi hakkında yazı yazacağımı söylediğim bir arkadaş dedi ki;

“Buna inanmayanlar da var. Geçenlerde Tevfik Çavdar’ı anmak için yapılan bir panelde üç konuşmacının üçü de bu konuya senin gibi baktıklarını söyledi.”

Biraz olsun rahatladım. (28.11.2013)

DEMOKRATİK ATATÜRKÇÜLÜK

Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen, “DEMOKRATİK ATATÜRKÇÜLÜK” başlıklı kapsamlı bir makalesini paylaştı. Kendisine emeği ve de paylaşımı için teşekkür ederiz.

Makale öyle başlıyor :

portresi

  • Atatürk’ün yapıtı olan Türkiye Cumhuriyeti 100. yılına yaklaşırken, eskiden olduğu gibi gene Atatürkçülük tartışmaları ile uğraşmakta ve her geçen gün ortaya çıkan yeni durumlarda Atatürk yaşasaydı şöyle davranırdı ya da Atatürk böyle yapardı gibi ahkâm kesmeler sürüp gitmekte, Türk toplumunun bütün üyeleri bir türlü ortak bir Atatürkçülük üzerinde anlaşmaya varamamaktadır. Büyük Atatürk’ün söylev ve demeçleri tek tek incelendiği zaman, hemen hemen her konuda bir devlet adamı olarak duygu ve düşüncelerini ifade ettiği görülmekte, bir ulus devlet kurucusu önder olarak, Türk ulusuna her alanda gerçekleri söyleyerek yön göstermeğe çalışmıştır.

  • Durum ve koşullara göre değişen ortamlarda farklı görüşlerini dile getirmekten çekinmeyen Mustafa Kemal, bir siyaset ve devlet adamı olarak görüşlerini
    her fırsattan yararlanarak, Türkiye’de bir ulusal bilincin üst düzeyde oluşmasına çaba göstermiştir. Bu nedenle, düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyerek, dünyaya Türkiye’den ya da başkent Ankara’dan bakışın yansımalarını kendi ulusu ile paylaşmağa çalışmıştır. Çok okuyan bir siyasetçi olarak, çeşitli kaynaklardan öğrendiklerini ve bilgilerini, Türk kamuoyu ile paylaşmağa öncelik vermiştir.

Anıl hoca makalesini şöyle bağlıyor :

  • … İşte o zaman, küresel emperyalizm adına Türk devletini tasfiye eden uygulamalara son verilebilecek ve Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün çizgisine yeniden dönerek güçlü bir biçimde yoluna devam edebilecektir.
  • Türk halkı böylece bütün dünyaya Atatürkçülüğün darbecilik ya da tepeden inmecilik olmadığını gösterecek ve demokratik yoldan iktidara gelecek bir Atatürkçü parti aracılığı ile de çağdaş uygarlık dünyasında hak ettiği
    onurlu yerini alabilecektir.
  • Demokrasinin küresel emperyalizmin çıkarları doğrulusunda daha çok yozlaştırılmaması için, gerçek Atatürkçü bir partinin Türkiye’de bir an önce siyasal iktidara gelmesi öncelikli bir sorun olarak Türk Ulusunun önünde durmaktadır. (23.3.13)

******************

Dolu dolu 8 A4 sayfası..
Aynen koymak sitemizin formatı bakımından çok uygun düşmüyor.
Bu yüzden pdf olarak ekliyoruz.
İndirip okumak için aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklamak gerekecek.

Demokratik_Ataturkculuk

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 24.3.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

19 Mayıs 1919 Kuvayı Milliye Ruhu ve Günümüz

19_Mayis_1919_kuvayi_milliye_ruhu_ve_gunumuz