Alarm Zilleri Çalıyor

Sanatsal bir havayla dillerde Orhan Veli;

Cep delik, cepken delik, 
Kol delik, mintan delik,
Yen delik, kaftan delik,
Kevgir misin be kardeşlik!”
Kulaklarda çınlıyor, iktidarın nağmeleri;
Türkiye uçuyor, ekonomisi coşuyor
*
Ekonominin neresi coşuyor diye bakınca sağa sola, Hazine ve Maliye Bakanlığı verileri (20. 08.21) çıktı karşımıza. “Merkezi yönetim brüt borç stoku 31 Temmuz itibariyle 2.032,3 milyar TL (yazıyla 2 trilyon 032 milyar, 3 yüz milyon TL) olarak gerçekleşmiştir. Borç stokunun 869,7 milyar TL tutarı TL cinsi, 1.263,6 milyar TL tutarı ise döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.”

Türkiye’nin brüt dış borcu 450 milyar dolar, net dış borç 268 milyar dolar. Tablo böyle olunca, matematik bilgimiz zorlanıyor, RTE’nin “Merkez Bankası Döviz rezervi 115 milyar dolara ulaştı” sözü karşısında… Borç bini aşınca yeni borçlar bulmak gerekince, İktidar düştü yine para bulmanın derdine. Akla ilk gelen tabii ki vatandaşın kendisi. Geliri paylaşırken sırtını dönen RTE-AKP, Paraya sıkıştı ya, yüzünü çevirdi Vatandaşa, Millete.

  • Gönderiyor İBAN’ı, artırıyor vergileri, yapıyor zamları…

Elektriğe, doğal gaza %15 zam, Gelecek filmin reklamı gibi. Bir de asıl film girince gösterime, Yaşayarak göreceğiz Memleketin ve Milletin hal-i pürmelal’ini…
*
Bütçenin geliri 1,101 trilyon TL, gideri 1,346 trilyon TL. Daha baştan açık var 245 milyar TL. Gelirin %83,8’i (922,7 milyar TL) vergiler, Vergilerin yaklaşık % 70’iyse dolaylı vergiler. Yani yediğimiz ekmeği, içtiğimiz suyu, elektriği, gazı… satın alırken, Varsıl, yoksul ayırmadan, fark bile etmeden ödediğimiz vergiler… Bazılarının vergi borcu siliniyor ya… Onlardan değil senden benden toplanan vergiler. Ekonomi coşmuş da taşmış, sel gibi geliyor, Tabii ki Halkın üstüne…
*
Türkiye’nin borcu arttıkça… Vatandaşın cebi, sofrası daraldıkça… Nasihatler, öğütler çoğalıyor. Emine hanımın yarım porsiyonluk nasihati de yetmedi, Devreye Diyanet İşleri girdi.

  • “Peygamber yemeği sulu yaptırırdı, yanında ekmeği bol tutardı. Günde bir öğün makarna, eti de kurbandan kurbana yerdi…”

Yok edemedikleri yoksulluğu ve açlığı… Kutsal değerlerimizi, dini, peygamberi bile kullanarak yanlışlarını örtmek için kullanan, İktidar hırsı ile gözleri körelmiş, vicdanları kararmış kişiler için söylenecek söz yoktur.

Ekonomide çalan Alarm Zilleri

RTE-AKP siyasetinin ekonomide iflasını haber vermektedir… Bu iflastan en büyük zararı gören ve görecek olan ise Ülkemizdir, Halkımızdır, tün Yurttaşlarımızdır. Alarm Zilleri asıl bizler için çalmaktadır. Yok edecekleri 3 Y’den bir diğeri olan yolsuzluğun da mızrağı artık çuvala sığmıyor. Üstünü örtmek ve unutturmak için ne kadar önlem almış olsalar da, “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkma” huyuna engel olamadılar.

Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar çıktı ortaya ve anlattı 17-25 Aralık’ta yaşadıklarını. “Dosyamda ne varsa, hem tapeler hem teknik takip doğrudur hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Sayın Cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” dedi.

RTE-AKP’den çıt yok.

Bu açıklamaları takip edecek bağımsız yargı da yok. Yalnızca Cemil Çiçek, “Bu dosyalar Yüce Divan’a gitmeliydi. Gitseydi ve bir karar çıksaydı, bugün bunlar konuşulmazdı” dedi, pişmanlık kokan bir öz eleştiri verircesine… Ortalıkta dolaşan, AKP içinde %90’nının itirafçı olacağı sözleri, RTE-AKP’nin 19 yıllık iktidarının iç yüzünü ortaya döküyor.

  • Alarm Zilleri, AKP’nin bir siyasal parti olarak bitişini duyuruyor.

*
Hafta içinde Yargıtay binasının ve Adli Yılın açılış töreninde çalan Alarm Zilleri ise, Türkiye Cumhuriyetinin Demokratik Laik, Hukuk Devleti niteliklerinin yok sayıldığını duyurdu. Yüksek Yargının yeni binası DİB’nın dualarıyla açıldı. Binanın içine geçiliyor Adli Yılın açılış töreni yine DİB’nın dualarıyla başladı. Bu gösterinin anlamı, RTE-AKP’nin Devletin yönetiminde dinsel kurallara ve ritüellere öncelik verdiğinin ve vereceğinin açık ilanıdır. Bu ilanın Yüksek Yargı organı olan Yargıtay’da yapılması, Hukukun da dinsel kurallara göre düzenleneceğinin ilanıdır. Son dönemde, kamuya ait tüm açılışlarda ve devlet törenlerinde Cumhurbaşkanın yanında vekili gibi yer alan DİB’nın dualarıyla törenler başlamaktadır.

Verilen bu mesaj RTE-AKP’nin Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ile ilgili hedefini açıkça göstermektedir. Muhalefetin sessizliği, Demokratik Laik Cumhuriyetin güvencesiyiz söylemlerine olan inancı ve güveni zedelemektedir. Bu çalan Alarm Zilleri, Demokratik Laik Cumhuriyetin ve Hukuk Devletinin nasıl bir tehlike altında olduğunu duyurmaktadır. Duymak istemeyenlere, duyup da inanmayanlara, duyup da gülüp geçenlere… Duyurulur.
*
101 yıl önce 4 Eylül günü başlayan ve 11 Eylül’de sonuçlanan Sivas Kongresi‘nin anlamını Kongrenin Başkanlığını yapan Mustafa Kemal şöyle tanımlıyor.

  • “Burada bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildi.”

Kongrenin önderliğini yapan Mustafa Kemal Atatürk’ü, Kurtuluşumuzun ve Kuruluşumuzun ilk kararlarının alındığı ve adımlarının atıldığı Sivas Kongresinin tüm üyelerini saygıyla ve minnetle selamlıyorum.
*
Bugün çalmakta olan Alarm Zilleri karşısında, 101 yıl öncesinin iradesini ve kararlılığını göstermek, tüm Cumhuriyet Yurttaşlarının, hepimizin sorumluluğu ve görevidir.

Çağdaş Türkiye’nin aydınlık yüzleri; Avrupa Üçüncüsü olan Kadın Voleybol Milli Takımımızı, Paralimpik Olimpiyat Şampiyonu olan Kadın Goalbol Milli Takımımızı kutluyorum.

CHP’nin Tarihi Görevi

Mehmet Tomanbay (@mtomanbay) | TwitterProf. Dr. Mehmet TOMANBAY
22. DÖNEM ANKARA MİLLETVEKİLİ
Cumhuriyet, 07 Temmuz 2021

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan sonra Milli Mücadele’yle ilgili ilk açıklamasını 22 Haziran 1919’da Amasya’da yapmıştır. Tarihe “Amasya Tamimi” olarak geçen ve Atatürk tarafından kaleme alınan açıklama, “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir” cümlesiyle başlar. “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” cümlesiyle de çözümün ne olduğunu belirtir.

KİRLİ İLİŞKİLER SAÇILDI

Mustafa Kemal ve arkadaşları Milli Mücadele’nin yol haritasını, Erzurum ve Sivas kongreleriyle çizmişlerdir. Sivas Kongresi, Cumhuriyetin kurulmasında en önemli dönemeçlerdendir. CHP’nin 2. Kurultayı’nda Atatürk, Sivas Kongresi’ni “partimizi doğuran kurultay” olarak tanımlar. Bu sözüyle

  • CHP’ye, “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” olan cumhuriyetimizi, ebediyete kadar koruma, kollama görevini vermiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri egemen olan demokratik parlamenter sistem, 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumuyla terk edildi. Yerine “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen tek adam rejimi egemen kılındı. TBMM işlevsizleştirildi. Otoriterlik ve kutuplaşma arttı. Kuvvetler ayrılığı yok edildi. Denge, denetleme mekanizmaları ortadan kaldırıldı. Egemenlik kişiselleştirildi. Artık Türkiye’yi denetlenemeyen, partili bir cumhurbaşkanı yönetmektedir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmasıyla ekonomide,
dış politikada, toplumsal sorunlarda sıkıntılar giderek büyümüştür

  • Salgın hastalığın da iyi yönetilememesi sonucu, işsizlik olağanüstü artmış, gelir dağılımı daha da bozulmuştur.

TL’deki değer kaybı durdurulamamıştır. Vatandaş yükselen enflasyon karşısında, her zamankinden daha çok ezilmiştir. Libya’da, Suriye’de, Doğu Akdeniz’de geri adımlar atılmıştır. AB ve ABD’yle ilişkilerde iyileşme olmamıştır.

  • Organize suç örgütlerinin kirli ilişkilerinin devleti nasıl tahrip ettiği de son dönemde kamuoyuna yansımıştır.

MİLLET İTTİFAKI’NIN SORUMLULUĞU

Bu ortamda siyasal mücadele yaşamsal önemdedir. Muhalefet partilerinin, ülkemizi hızla sonu belirsiz noktaya yaklaştıran gidişe dur deme sorumlulukları büyüktür. Yapılması gereken, Amasya Tamimi’nde Atatürk tarafından belirtilmiştir. Kötü gidişe dur deme görevi milletindir. Milleti örgütleme sorumluluğu da kurucu parti CHP’nin ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nundur.

Bu anlamda Kılıçdaroğlu, CHP’nin sorumluluğuna uygun bir politikayla “Millet İttifakı” adıyla muhalefet partileri arasında önemli bir dayanışmayı başarmıştır. Bu politika ilk meyvesini yerel seçimlerde vermiş, Millet İttifakı birçok belediye başkanlığı kazanmıştır. Bu başarı, CHP ve Kılıçdaroğlu’na yönelik beklentiyi daha da artırmıştır. Her geçen gün artan ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunları aşabilmek için Millet İttifakı’nı daha da genişletmek, güçlendirmek zorunludur. Milletin büyüyen sorunlarını, Millet İttifakı’nda bir araya gelen güçlerin azmi çözebilir. Türkiye’nin toplumsal yapısı ve toplumdaki hassas dengeler nedeniyle, ittifakın genişletilip güçlendirilmesi kolay değildir. Ancak ülkemizin birliği, dirliği için bu zor görev başarılmalıdır.

Atatürk, ülkemizin içinde bulunduğu tehlikeli durum karşısında, Anadolu’da binlerce yıldır tasada, kıvançta bir arada yaşamış, aynı gelenek, görenek, inanca sahip kesimleri, etnik ve mezhepsel farklılıklarına bakmadan, ayrım yapmadan bir araya getirmişti. Ümmetten millete geçmeyi başarmıştı. Cumhuriyeti kurmuştu. Şimdi de millet, her kesimden siyasi liderin aynı sorumlulukla davranmasını beklemektedir. Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’nın diğer liderleri, ittifakı desteklemek isteyen, Atatürk ilke ve devrimlerine sadık, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmeyi arzulayan irili ufaklı her partiyi ve parti liderini, ittifak çatısı altında buluşturma sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Cumhuriyetimizin esenliği ve kurtuluşu, Millet İttifakı’nı kuran Kılıçdaroğlu ve diğer genel başkanların bu zor ama tarihi görevi başarmalarına bağlıdır.

Kalem Utandı

Kalem Utandı

KAYSERİ 38 ALMANAK : A.GANİ AŞIK (ABDULGANİ AŞIK)

Gani AŞIK
16. Dönem CHP Kayseri Milletvekili / Müftü
06 Mart 2021, Cumhuriyet

CHP, hem kutsal toprağımızın hem de milli vicdanın ana rahmine Ulusal Kurtuluş Savaşımızın önemli bir dönemeci olan 4 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi’nde düştü. Bu “hamilelik”, mucizevi benzerlikler olsa da Teslis’te ifadesini bulan Meryem Kadın’ın İsa’ya gebeliğinden uzun sürdü. Çünkü İsa Mesih, doğal üreme yasalarının, CHP ise vatanın düşmandan arındırılmasının ürünü olarak doğdu.

CHP’nin mayası ve harcı; çıplak ayakları ile fotinli düşmanı kovalayan, aç karınla, semirmiş Palikarya’yı İzmir Körfezi’ne döken Mehmetçiğin, Türk bağımsızlık destanının tüm şüheda ve gazilerinin mübarek kanı ve gül kokulu alın teri ile karılmıştır. CHP ve CHP’liler “cibiliyetsiz /soysuz” değildir.

YAPICI VE YOL GÖSTERİCİ

Onlar, dünden bugüne, bugünden yarına, yüreğinin derinliklerinde vatan kaygısından başka sevdası olmayan soylu bir nesildir. CHP, imparatorluk batırmışların değil, batan imparatorluğun bakiyesinden modern bir devlet ve cumhuriyet inşa edenlerin partisidir.

CHP ahlakı, tüm yurttaşların kardeşliği esasına dayalı ve sevgi temellidir. Sevgi şelalesinin kaynağı, yaşadığı çağın ruhuna uygun insani gelişmişliktir. CHP fıtratında ilkellik, kin ve gönül kırmak, yaratanı incitmekle eşdeğerdir. Hz. Ali’nin “Kılıcın bedende açtığı yara merhem kabul eder ama dilin gönülde açtığı yara tedavi kabul etmez” sözü, CHP’nin kurumsal hafızasında tescillidir.

CHP’nin rol modeli Muaviye değil, Ali olduğu için üslubu zarif, yapıcı ve yol göstericidir. CHP kültüründe, kaba saldırıda melek yas tutar, şeytan halay çeker. Saldıranın ve saldırıya uğrayanın konumları özel bir önem ve statüyü ifade ediyorsa, yurttaşların kederde ve kıvançta duygu birliği hasara uğrayacağı için iblis horon teper.

ÜSLUP KİMLİKTİR

İktidarın, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na (aslında tüm CHP’lilere) ağırdan da ağır sözlerini, kalemim “utanıyorum” dediği için buraya alamadım. Üslupla ilgili Buffon’dan Ziya Paşa’ya ve Mevlana’ya kadar uzanan hikmet yüklü sözleri ben, “Üslup kimliktir” şeklinde formüle ediyorum. Melodik söylemi zengin, özel ve estetik bir dil olan Türkçemizle ifade edilemeyecek meram yoktur.

Seçilen sözcükler sadece nezaket kurallarına ne ölçüde uyulduğunu değil, kişinin kalbi ile inancı arasındaki örgüyü de ele verir. Çünkü Hz. Peygamber, “edep ve ar duygusunu imanın ürünü” olarak niteler. (Tirmizi, Birr ve sıla 65). Sayın Erdoğan’ın adanmışlık ruhu ile bağlı olduğu devleti dönüştürme “davası”nı aşama aşama hayata geçirirken CHP’ye, Cumhuriyetin kurucu partisi olması nedeni ile özel bir kin beslediği açıktır ama konumu biraz sıkıntılıdır. Partisinin genel başkanlığı yanında Cumhurbaşkanı da olması nedeni ile ağzı ile kulağı arasında kesintisiz bir iletişim olması gerektiğinin bilincinde olduğunu düşünürüm.

HALKIN KILICI

Ortam ve koşullara göre bazen tsunami gibi kabaran, bazen durgun sular gibi sakinleşen, takıyyenin, demagojinin ve U dönüşlerinin üstad-ı azamı Erdoğan’ın 40 yıllık siyasi serüvenine bütüncül bir bakış, şu an durduğu noktayı ve hedefini ele verir. Demokratik hukuk devletinde siyasi partiler iktidara gelir, halkın iradesi ile gider. Sayın Erdoğan, iktidara “gitmemek üzere” gelmiştir.

ANAP ve DYP’yi bu nedenle tarihe gömmüş olması da artık yeterli olmadığı için, sıra Millet İttifakı’nı dağıtmaya gelmiştir. “Sivil anayasa”, HDP’nin kapatılması ve CHP ile İYİ Parti arasına kara kedi sokacağı beklentisi ile gündeme getirilen dokunulmazlık hamlesi, Erdoğan’ın “gitmeme” projesiyle bağlantılı olup İYİ Parti kilit konumdadır.

Kent milliyetçiliği temelinde istikrarlı bir yükseliş gösteren Millet İttifakı’nın saygın kanatlarından birisinin genel başkanı olan Sayın Meral Akşener, Cumhuriyete kurulan tuzaklar konusunda, ormanın derinliklerindeki ceylanın avcı hassasiyetinin de ötesinde bir duyarlılığa sahiptir. AKP’nin karanlık planları, hanımefendinin çelik direncinde deşifre olabilir.

Son tahlilde seçmene gidilecektir. “Bu dünya önemli değil, siz ahireti kazanın” uykusuna yatırılan halk, açlığın serin şafak meltemi etkisi ile mahmurluktan sıyrılıyor. Bünyan’da otobüs üzerinde konuşurken sözü Sayın İlker Başbuğ’un tutuklanmasına getirerek “Eşeğe, Genelkurmay Başkanı terörist olabilir mi” diye sormuşlar. Eşek, “Olabilir demeyi eşekliğime yakıştıramam” cevabı vermiş dediğimde meydandaki halk, coşku ile alkışladı.

Gönül kilidini açacak doğru anahtarla gidilirse halkın kılıcı (iradesi), İskender’in kılıcından daha keskindir. Ünlü komutan, Gordion’un kızılcık saplarından örülen düğümünü çözememiş, kılıcı ile kesmişti.

  • AKP’nin çelik tellerle örülmüş kördüğümünü halk iradesi tuz buz edebilir; öncülük edilebilirse…

CHP 101 YAŞINDA

Alev Coşkun

CHP 101 YAŞINDA

09 Eylül 2020, Cumhuriyet

Bugün CHP’nin kuruluşunun 101. yıldönümü. Geçen yıl, 9 Eylül 2019 tarihinde gazetemizde yayımlanan yazımda CHP’nin 100 yaşında olduğunu belirtmiş ve bu konu ile ilgili olarak belgeler yayımlamıştım. Bu tarihi olayı kısaca anımsatalım. CHP’nin tüzüğü, 9 Eylül 1923 tarihinde CHP Meclis Grubu tarafından oybirliği ile kabul edildi. Kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na aynı tarihte sunuldu. İki gün sonra, 11 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk, partinin genel başkanlığına seçildi. Bu tarihlere göre, bugün CHP’nin kuruluşunun 97. yıldönümüdür. Ancak CHP’nin Kurucu Genel Başkanı Atatürk, 1927 yılında bu tarihi özellikle düzeltti.

Düzeltilen tarih

Bu olayın gelişimi de şöyledir: CHP’nin kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na vermesinden 4 yıl sonra, 15 Ekim 1927’de CHP’nin ilk kurultayı toplandı. Atatürk, kurultayı açış konuşmasında, “bu kurultayın birinci değil, ikinci kurultay” olduğunu açıkladı.

  • Atatürk, CHP’nin ilk kurultayının 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi olduğunu vurguladı. Bu tarihlerin de böyle kabul edilmesini istedi.

Bu, son derece önemli ve anlamlı bir karardı.

1931 Kurultayı

1927 yılından sonra toplanan CHP kurultayının tarihi, 11 Mayıs 1931’dir. Atatürk, bu kurultayın açış konuşmasında da bu konuya bir kez daha değindi. Konuya bir kez daha açıklık getirdi. CHP’nin ilk kongresinin Sivas Kongresi olduğunu ve kuruluşun esasında “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği” olduğunu bir kez daha belirtti.

11 Mayıs 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesi “CHP Üçüncü Büyük Kongresi Dün Açıldı” manşetiyle çıktı. 

Atatürk, kurultay konuşmasında şöyle diyor: “Bizim kongremiz, bundan 12 yıl önce Sivas’ta bir mektep dershanesinde yapılmıştır.

Böylece, 1931 Kurultayı CHP’nin 3. kurultayı oluyordu. Nitekim, 11 Mayıs 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesi bu haberi “CHP Üçüncü Büyük Kongresi Dün Açıldı” diyerek 8 sütun manşetten vermiştir.

Bir yıl önce 9 Eylül 2019 tarihli yazımızda konuyla ilgili belgeleri yayımlamıştık… 

Kuvayı Milliye’nin ve Milli Mücadele’nin önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babası, CHP’nin kurucu başkanı açıkça, “CHP’nin kuruluş tarihi 9 Eylül 1919’dur” diyor. Atatürk, CHP’nin kuruluşunun 9 Eylül 1919 olduğunu 1931’deki kurultayda açıkça ilan ediyor. Cumhuriyet gazetesi başka tarihlere itibar etmez. CHP’nin kurucusu büyük Atatürk’ün açıklamalarına saygı duyar ve buna bağlıdır. Bu nedenle, kim ne derse desin, CHP’nin kuruluşu 9 Eylül 1919’dur ve CHP bugün 101 yaşındadır.

Atatürk neden böyle değerlendirdi?

CHP’nin kuruluş dilekçesinin 9 Eylül 1923’te verilmesi çok anlamlıydı. 9 Eylül 1922, Türkiye’nin emperyalist işgalden kurtuluş günüdür. Kuvayı Milliye ordusunun zafer kazanarak İzmir’e girişidir. Atatürk’ün CHP’nin kuruluşunu Sivas Kongresi’nin yapıldığı 1919’a taşıması da bilinçli bir seçimdir. CHP’nin kuruluşunun 1919’a çekilmesi kararı, Gazi Mustafa Kemal’in CHP ile Milli Mücadele arasındaki bağı ve sürekliliği vurgulamak amacından kaynaklanmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, bu kararı Mustafa Kemal, 15 Ekim 1927’de toplanan ilk CHP kongresinde açıklamıştır. Unutulmasın ki, millete hesap verdiği “Nutuk”u da bu kongrede okudu.

Dönüm noktası Sivas Kongresi

Hem Nutuk’un okunduğu hem de CHP’nin kuruluş tarihinin açıkça belirtildiği bu kongrede Atatürk, CHP’yi Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası Sivas Kongresi’ne bağlamıştır. Atatürk, konuşmasında şöyle demişti:

“Partimiz, geçen ıstırap (acı, elem) seneleri içinde milletimizin hayatı ve şerefi için gösterdiği yüksek azim ve iradenin temsilcisi olarak bundan 9 sene evvel ortaya çıkmıştır. Anadolu ve Rumeli’yi kapsayan ilk kongremiz Sivas’ta yapılmıştır.”

CHP ile Milli Mücadele arasındaki bağ

Atatürk, 9 Eylül 1919 tarihini, bilinçli olarak Milli Mücadele ile CHP arasındaki bağı vurgulamak için seçmiştir. Bu nedenle Sivas Kongresi’ni CHP’nin 1. kurultayı olarak tespit etmiştir. Milli Mücadele’nin belgelere dayalı en önemli kaynağı olan Nutuk da işte CHP’nin bu 1931 kurultayında bizzat Atatürk tarafından okunmuştu.

CHP’nin kökleri

CHP’nin kökleri Milli Mücadele’dir, Kurtuluş Savaşı’dır. Bu önemli noktayı da Milli Mücadele’nin önderi, açık bir biçimde böylece tespit etmiştir. İlk kuruluş Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’dir.

  • CHP’nin anası Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’dir.

Herkes ve en başta CHP Genel Merkezi bu karara uymak zorundadır. CHP Genel Merkezi bu tarihi gerçeği bir kenara itemez. Bu konuda kararsız kalırsa, illa ki 97. yıldönümü derse, CHP’nin kurucu önderi Atatürk’ün karar ve tespitine karşı çıkmış olur. Cumhuriyet gazetesi için 9 Eylül 2020 iki önemli gündür:

1. Kurtuluş Savaşı’nı zaferle sonuçlandıran, Kuvayı Milliye ordularının İzmir’e girişinin 98. yıldönümüdür.
2. CHP’nin kuruluşunun 101. yıldönümüdür.

Kim ne derse desin

Kim dönerse dönsün, Cumhuriyet gazetesi Atatürk’ün tespit ettiği karardan dönmeyecektir. Bugün CHP’nin kuruluşunun 101. yıldönümüdür.

Sivas Kongresi

Sivas Kongresi

PROF. DR. HAKKI UYAR

Birinci Dünya Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanması, yüzyıllardır Batı karşısında gerileyen Osmanlı Devleti’nin sonunu da beraberinde getirdi. İmzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, Sevr Barış Antlaşması’nın habercisi gibiydi.

İttihatçı liderlerin yenilginin ardından ülkeyi terk etmeleri, yerlerine gelen rakiplerinin (Hürriyet ve İtilaf Fırkası) galip ve işgalcilerle işbirliğine yönelmesi beraberinde bir iktidar boşluğu da yarattı. Eli kolu bağlanan bir millet, etkisiz kılınmak istenen bir ordu ve işbirlikçi hükümet, kara günlerin habercisi gibiydi.

Başkanlık sorunu Devlet otoritesinin ve gücünün ortadan kalkması, Moğol istilası sonrası Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla oluşan küçük beylikleri ve Timur-Yıldırım Beyazıt savaşı sonrasındaki Fetret dönemine benzemektedir. İşte Sivas Kongresi de oluşan otorite boşluğunu ortadan kaldırmayı ve milli birliği sağlamayı amaçlıyordu.

Kongrede yaşanan ilk sorun başkanlık sorunuydu. Mustafa Kemal Paşa’nın kongreye başkan seçilmesi engellenemedi. Bu sorunun ardından bir diğer sıkıntı, kongrede edilecek yemin metni konusunda yaşandı… Kongre, milli” bir dava peşinde olduğu için İkinci Meşrutiyet döneminin parti kavgalarının buraya yansıması istenmiyordu.

Bu nedenle particilik yapılmayacağı üzerine yemin edilmesi önerilmekteydi. İlk iki gün yemin metninin nasıl olacağı, İttihat ve Terakki’nin adının yer alıp almayacağı, İttihat ve Terakki’nin yemin metninde eleştirilip eleştirilmeyeceği ciddi bir şekilde tartışıldı.

İlginç bir şekilde İttihat ve Terakki kadroları genel olarak Milli Mücadele yanlısı bir tavır içine girerken (aralarında mandacılar, yerel direnişten yana olanlar vs. olsa da) Hürriyet ve İtilaf Fırkası yönetici ve üyeleri ise Milli Mücadele karşıtı, İngiliz yanlısı bir tavır içindeydiler. HİF üyesi olup Milli Mücadele’yi destekleyen istisnai birkaç kişi vardır. Rıza Nur ve Sivas HİF yöneticisi Emiri Paşa (Emir Paşa Marşan), Mustafa Kemal’den yana tavır aldı. Hatta Birinci Meclis’te milletvekili olarak bulundu.

Manda fikrinin kongreye damgasını vurdu. Fikri destekleyenler genel olarak bakıldığında İstanbul ağırlıklı bir yapıdır. Wilson Prensipleri’nin etkisindeki grubun etkili bir lobi olduklarını, iyi propaganda yürüttüklerini söylemek gerekir. İsmail Fazıl Paşa, Kara Vasıf, Refet Bele, Bekir Sami ve İsmail Hami (ünlü tarihçi İsmail Hami Danişment) beyler önde gelen temsilcileridir. Bunlara karşı olarak Anadolu delegeleri bağımsızlık yanlısıdır.

Manda fikrinin bağımsızlığı zedelemeyeceği, manda fikri rahatsız ediyorsa yerine zaheret” (yardımcı olma) denilebileceği, ABD’nin Filipinleri medenileştirdiği gibi bizi de medenileştirebileceği (Halide Edip’in Mustafa Kemal Paşa’ya mektubundan), mevcut gelirimizin borçlarımızın faizlerini bile ödemeye yetmeyeceği dile getirilen konulardı. Hami Bey, manda kelimesinin anlamına takılmayalım, diyordu.

MANDA MESELESİ

Manda fikrinden yana olan Kara Vasıf, kongrede görüşlerini şöyle ifade etti:

… müstakil yaşamağa vaziyet-i maliyemiz müsait değildir. (…) Parasız, ordusuz ne yapabiliriz? Onlar tayyare ile havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz! Onlar dretnot (bir savaş gemisi türü) yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. Bu hallerde bugün istiklalimizi kurtarsak bile yine günün birinde bizi taksim ederler.”

Kongre sırasında –özel bir sohbette- Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarına şunları söylüyor:

  • “İstanbul’dan gelen arkadaşlarımız hâlâ bu manda konusunda nasıl ısrar edebiliyor ve bunun bağımsızlığı engelleyici olmadığına inanıp inandırmaya çalışıyorlar?”

‘HASTALIKLI RUH HALİ’

“İstanbul’dakiler ve buradakiler umutsuz ve hastalıklı bir ruh haline sahip insanlardır. Yabancı işgalinin baskısı altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyle ve hastalıklı bir ruh haliyle hareket ediyorlar. Bunun başka türlü açıklaması yoktur.”

Yine aynı özel sohbette Tıbbiyeli Hikmet, manda aleyhtarı olarak şunları dile getirmişti:

  • Paşam, temsilcisi bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun reddeder ve ayıplarız. Varsayalım ki manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i ‘vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı’ adlandırır ve lanetleriz.”

Mustafa Kemal Paşa’nın Tıbbiyeli Hikmet’e verdiği yanıt da şöyle idi:

  • “Evlat, için rahat etsin. Gençlikle gurur duyuyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak bile mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!

Amerikan mandaterliğini ehveni şer (kötünün iyisi) olarak görenlerin baskısı o kadar çoktu ki Mustafa Kemal Paşa sık sık kongre genel kuruluna ara vermek zorunda kalıyordu.

4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi’nde ülkedeki tüm Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (A-RMHC) çatısı altında birleştirildi. Erzurum Kongresi sırasında kurulan Heyet-i Temsiliye tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletildi.

TARİHSEL BENZERLİK

Bu kongrenin bir başka önemi de; bir yandan Mondros Ateşkes Antlaşması ertesinde ortaya çıkan kurtuluş yollarından Tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak ve bölgesel kurtuluş yolları birleşirken, diğer yandan Amerikan mandaterliğini savunan kitlenin de birleşen iki yol içinde çözünmesinin sağlanmasıdır. M. Kemal Paşa’nın önderliğinde birleşmesidir. Bu birleşmeye katılmayan ve ihanet çizgisine kayan İngiliz himayesini savunan İstanbul Hükümeti ve Padişah-Halife idi.

Damat Ferit Paşa hükümetini istifaya zorlamak için İstanbul’la iletişim bağlantısı (telgraf) kesildi. İstanbul’un Anadolu ile bağlantısının kesilmesi, Bizans’ın İstanbul’a sıkışarak Anadolu ile bağının kesilmesine ve Türklerin Anadolu’yu tümüyle fethine benzetilebilir. İstanbul Hükümeti de Bizans gibi İstanbul’a sıkıştı. Damat Ferit Hükümeti istifa etti. Meclisi Mebusan seçimlerinin önü açıldı. Misakı Milli kararını bu Meclis alacaktı. Dolayısıyla İstanbul, asi ilan ettiği Anadolu’daki hareketle masaya ilk kez Sivas Kongresi’nin sağladığı başarı ile oturdu (Amasya Görüşmesi).

SEMBOL ŞEHİR

Sivas, Milli Mücadele’nin birkaç sembol şehrinden biri… Milli birlik yolunda ilk adımın atıldığı, İstanbul Hükümeti ve işgalcilere karşı kararlı bir direnişin sergilendiği, ilk gazetenin çıkarıldığı (İrade-i Milliye), ilk kadın örgütlenmesinin (Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti) yapıldığı şehir… Ankara’dan sonra Milli Mücadele’nin en önemli şehri… Sivas olmasaydı, Ankara da olmazdı. Sivas’ın Madımak olaylarıyla değil de hem Türk tarihindeki ve hem de Milli Mücadele’deki yeriyle anılmasını, değerinin bilinmesini diliyorum.