Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Hekime saldırı yaşama saldırıdır

Öner Yağcı
Cumhuriyet, 01 Ağustos 2020

Koronayı ve virüsü fırsat bilen baskıcı düzencilerin gemi azıya aldığı günlerde tüm sağlıkçılar zorlu bir savaşım veriyor. Mesleklerinin gereği insanları, sağlığı korumak için uğraşırken yaşamı özgürleştirme savaşımının da ön cephesinde özverileriyle yer alıyorlar.

Bu, tıp tarihimizin özünden gelen bir nöbetin devralınışıdır.

Yakın tarihimizde hekimler

Hekimler, özgürlükler konusunda her zaman öncü oldu.

1897’de Abdülhamit, kendisine başkaldıran birçok hekim ve tıbbiye öğrencisini Fizan’a sürdü. Tıbbiyeliler, okullarının odunluğunda kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti (1892) ile padişahlığı sarstı, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanını sağladı.

Tıbbiyeli Hikmet, Sivas Kongresi’nde adını duyuran bir askeri tıbbiye öğrencisiydi (Tıbbiyeli Hikmet-B. Suat Çağlayan-2019).

Balkan ve Çanakkale savaşlarının Tabip Yüzbaşı, 1919’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF) kurucusu, 1920’de TKP Merkez Komitesi üyesi, 1945’te Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) kurucusu, 1951’de TKP Genel Sekreteri olan Dr. Şefik Hüsnü (Aydınlık İçinde Dr. Şefik HüsnüGökhan Atılgan, 2020) ile “Eski tüfek” Dr. Hikmet Kıvılcımlı (Hikmet Kıvılcımlı Hayatı ve Eserleri, Tarkan Tufan, 2008, Dr. Hikmet: Savaşçı Bir Hayat 1902-1971, Cenk Ağcabay, 2015) ülkemizde sol muhalefetin önemli önderleriydi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB)

Hekimleri temsil eden, hekimlerin haklarını ve hekimlik ahlakını korumayı, tıp eğitimine katkıda bulunmayı, halk sağlığını geliştirip yaygınlaştırmayı amaç edinen meslek örgütü TTB, 1953’te İstanbul’da kuruldu. Doç. Dr. Ahmet Rasim Onat’ın başkanlığında (1953- 61) DP hükümetinin baskılarına karşı koydu.

(Dr. A. Saltık : İstanbul Tabip Odası, 11 Nisan 1928 tarihli Tababet ve Şubatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 14. maddesine dayanarak 6 Mart 1929’da kabul edilen Etıbba Odaları Nizamnamesiyle kuruldu. O dönem 9 Etibba Odası kuruluyor, bunlardan 3. Mıntıka Etıbba Odası da İstanbul‘da… 1953’te 6023 sayılı yasa ile kurulan, üst ya da çatı örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’dir..)

TTB’nin 1966’dan 12 Eylül 1980’e dek uzun bir dönemine damgasını vuran başkanı, seçildiği kongredeki konuşmasında “Hekimlik gerçeği ile memleket gerçeklerini birlikte değerlendirerek başarıya ulaşılacağını, hekim özlük hakları ve halk sağlığının tam sağlanmasına çalışacaklarını” belirten Dr. Erdal Atabek’ti.

Birlik, genel sağlık sigortası, grevli toplusözleşmeli sendika, insan hakları, demokratik üniversite, silahlanma karşıtlığı, 1 Mayıs hakkı konularında başarıyla savaşım verdi. 1979’daki kongrede, “günümüzün en yakın sorunu olarak tüm demokrasi güçlerinin faşizme, emperyalizme, şovenizme karşı güç ve eylem birliğinin sağlanmasının ertelenmez bir görev olduğu”, demokratik haklar ve özgürlükler, halk sağlığı, hekim hakları, tıp eğitimi ve sağlık hizmetinin denetiminin öncelikli olduğu belirlendi. (23 Mayıs 1980 günü sayman Dr. Sevinç Özgüner evinde faşistlerce öldürüldü.)

  • 12 Eylül döneminde TTB kapatıldı, yönetim 141-142’ye muhalefetten Diyarbakır’da yargılandı.

1980’lerden bugüne

1983’te Ankara’ya taşınan TTB’de ertesi yıl Prof. Nusret Fişek başkan oldu. 1985’te ölüm cezasına, 1986’da işkenceye, 1991’de Körfez Savaşı’na karşı açıklama yapan yönetimler hakkında dava açıldı. 1987-88 yıllarında yoğun hekim eylemleri oldu.

1990’lı ve 2000’li yıllarda Dr. Selim Ölçer, Dr. Füsun Sayek, Dr. Gençay Gürsoy dönemlerinde TTB, demokratik, etik ve bilimsel değerlere uygun, her zaman emek güçleriyle birlikte hareket eden, insan hakları konusunda aktif tutum izleyen bir çizgi izledi. “Herkese eşit, ücretsiz sağlık ve iş güvencesi” istedikleri için yargılanırlarken Dr. Sayek, “Dünyanın en güzel suçlularıyız” dedi.

TTB, Dr. Özdemir Aktan, Dr. Beyazıt İlhan, Prof. Dr. Raşit Tükel ve şimdiki başkan Prof. Dr. Sinan Adıyaman yönetimleriyle direnmeyi sürdürürken inatla halk sağlığını öne çıkarıyor.
***
Prof. Dr. Kayıhan Pala, insan sağlığını ve yaşamı her şeyin üstünde tutan bu tarihsel özün nöbetini devralmış gerçek bir hekimdir.

KUTSAL SAVAŞI YÖNETEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KUTSAL SAVAŞI YÖNETEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Ahmet Nişancı
E. Öğretmen, 23.04.2020

Ulusların yaşamlarında önemli günler vardır.

Bu önemli günler uluslarca Ulusal Günler ve Milli Bayramlar olarak kutlanır.

Yeni Türkiye Devleti Cumhuriyet’i 29 Ekim 1923 günü ilan ve kabul etmişse de, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek kuruluş tarihinin birçok tarih ve sosyal bilimci tarafından 23 Nisan 1920 olduğu, bu tarihin Türkiye Devletinin doğum günü olduğu konusundaki değerlendirmelere de katılmakta bir sakınca görülmemelidir.

23 Nisan 1920 / Kutsal Savaşı Yöneten T. B. M. Meclisinin Açılışı

23 Nisan 2020 Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) açılışının (100.) Yüzüncü Yılı. Ulusların yaşamında önemli günlerin yükselişlerin yüz yıl ya da yüz yıllara ulaşmasının tarihsel anlamının değerlendirilmesi ve o yüz yılın her türlü koşullar zorlanarak da olsa en üst düzey görevlilerin katılımıyla, en üst düzey hazırlık ve etkinliklerle kutlanması modern bir ülke için vazgeçilemeyecek bir görevdir. (“zorlanarak” sözcüğü Corona Virüs/ Covid 19 salgını nedeniyle kullanılmıştır.) Bu önemin nedeninin yediden yetmişe tüm vatandaşlar tarafından bilinmesi, gereğinin yerine getirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekir.

Osmanlı Padişahı ve Saray Yönetimi Yok Düzeyindedir

Altı yüz yıl Türk Yurdu, yönetildiği Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşından yenik çıkınca, Padişahuın kabul ettiği Sevr Antlaşması ile parçalanmanın eşiğine gelmiştir. Ülkemizin birçok yeri Emperyalist Avrupa Devletleri /İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan tarafından tam bir işgal altındadır ve paylaşılmak için gün sayılmaktadırlar. Doğuda Ermeniler kışkırtılarak başkaldırmıştır ve orada bağımsız bir devlet kurma arzusundadırlar; içimizde azınlık olarak yüzyıllardır iyi komşuluk ilişkileri ve varlık içinde, ayrıcalıklı olarak yaşayan Rumlar, Ermeniler hainlik içindedirler; İstanbul’da Padişah Vahdettin ve saray yönetimi, ülkemiz gibi tutsaklık altındadır, teslim alınmışlardır. (AS: Ama Sevr Aanlaşmasını kabulş etti!?)

Ulusun kurtuluşunu topluca karşı koyulacak bir savaşta gören Mustafa Kemal,  Amasya Genelgesi’yle (22 Haziran 1919) kurtuluşun yolunu gösterecektir.

  • Vatanın Bütünlüğü, Milletin İstiklâli tehlikededir.  
    (Amasya genelgesi 1. madde)
  • Milletin Bağımsızlığını Yine Milletin Azmi ve Kararı Kurtaracaktır. 
    (Amasya Genelgesi 3. madde) 

Erzurum Kongresi öncesinde General Üniformasını çıkararak milletin bir ferdi olarak kurtuluşa giden Kutsal İsyanı başlatacaktır. Sivas Kongresi ile oluşturulan Önder Kadrosuyla Ankara’ya gelerek milletin azmi ve kararını temsil edecek TBMM açılacak ve Türk Kurtuluş Savaşı bu Kutsal İsyanı yönetecek Meclisle başarıya ulaşacaktır.

23 Nisan 1920 : Kutsal Savaşı Yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılışı

Kurtuluşu ve Kuruluşu yönetecek T.B.M. Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla açıldı. Ankara’da yeni bir Türk Devleti kurmak üzere başında yeminli Mustafa Kemal’in olduğu yeni bir Ulusal Meclis, önünde kurtarılacak bir yurt göreviyle yükümlü, zor bir görevin beklediği, üstesinden gelebilmek için varlıklarını her şeyin üstünde tutmak zorunda olan yurdu kurtarmak görevine soyunmuş bir T.B.M. Meclisi Hükümeti vardır artık. Kuruluş aşamasındaki bu 1. Meclis her ideolojiden ve meslekten insanlarla kurulu bir karma yapı barındırmaktadır. Bu Meclis, birçok konuda geriye dönük kişilerin atılımların önüne set koymaya çalışmalarına karşın, Büyük Önder Mustafa Kemal Paşa’nın akılcı yönetimiyle Kurtuluş Savaşını üstün bir başarıyla yönetmiştir.

Meclisin Önündeki Zorluklarla Dolu Büyük Görevin Açmazları

Bir Kutsal İsyanla başlayarak kazanılan bu Kutsal Savaş ve sonunda sağlanan Kutsal Barış hangi güçlükler aşılarak kazanılmıştır? Bu soruyu ve yanıtını milletin her bireyinin beyinlerinde bir fırtına yaratırcasına oluşturup yerleştirmedikçe ve bugünkü nesilden gelecek kuşaklara aktarma görevini yerine getiremedikçe Türkiye Cumhuriyeti için tehlike her zaman var olacaktır.

Meclisin açıldığı zaman içinde Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti’ni yönetenler tarafından kabullenilmiş, tehlike olarak değerlendirdikleri yörelerimiz, topraklarımız işgal güçlerinin yeni bahaneleriyle işgal ettikleri önceki topraklarımıza eklenmektedir. İngilizlerin desteğiyle İzmir’e asker çıkaran Yunan Kuvvetleri ilerlemelerini Aydın, Afyon boyunca genişletmekte ve geçtikleri kentlerimizi yakıp yıkmakta ve halkımızı vahşice katletmekte, kadınlarımızın, kızlarımızın namuslarını kirletmekte, çocuklarımızı süngüleyerek eğlenmektedirler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine karşı, Osmanlı Saray Yönetiminin teşvik ve destekleriyle iç isyanlar çıkarılarak kurtuluş hareketine engeller koymaya çalışılmakta, içimizde yüzyıllarca en iyi şekilde varlık içinde ve ayrıcalıklı olarak yaşattığımız Rumlar, Ermeniler hainlikleriyle işgal güçlerinin yanında yer almakta, biz komşularını kalleşçe arkadan vurmaktadırlar.

Savaş sürecinde Türk toplumunun yapısı, Ordunun durumu, savaş ekonomisi, halkın desteği bir başka yazıya bırakılarak; bu metinde Atatürk’ün Ulusal Bayram olmanın yanında Türk çocuklarına bayram olarak armağan ettiği 23 Nisan’ın geçirdiği evrelere yer verilmiştir.

23 Nisan’ın Geçirdiği Evrelere Ait Bilgiler

23 Nisan 1920,  T.B.M. Meclisi’nin açılışıyla ulusumuzun tarihinde çok önemli bir gün olma özelliği, ulusallık kazanmıştır. Bu ulusal günün bugüne değin kutlanması aşamasında geçirdiği evrelerin hepsi akılda tutulamasa da, zaman zaman hatırlanması için evinizdeki önem verdiğiniz bir bilgi dosyasında bulundurulması, özellikle de çocuklarınıza bu günün öneminin kavratılması okullarımıza/ öğretmenlerimize olduğu kadar aileler için de bir görev olmalıdır.

1-      1920 / 23 Nisan – Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır.
2-      1921/ 23 Nisan – İlk olarak Bayram olarak kutlanmıştır.
3-      1921/ 2 Mayıs – 23 Nisan Yasa ile Milli Bayram olarak kabul edilmiş ve Ceride-i Resmiye (Resmi Gazete)’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  İki maddeden oluşan kanunun;

  1. Maddesi: “TBMM’nin ilk yevmi küşadı (açılış zamanı) olan 23 Nisan günü milli bayramdır.”
  2. Maddesi: “Tarihi kabulünden muteber (geçerli) olan işbu kanunun icrasına (yürütülmesine) Türkiye Büyük Millet Meclisi memurdur. Bu yasanın kabul edilmesiyle 23 Nisan her yıl coşkuyla ve büyük bir mutlulukla milli bayram olarak kutlanmıştır.
    4-      1924, 23 Nisan’ın her yıl Mustafa Kemal (Atatürk ) buyruğu ile Egemenlik Bayramı olarak kutlanmasına karar verilmştir.
    5-      1927/ Ulusal Egemenlik Bayramı Türkiye Himaye-i Etfal  (Çocuk Esirgeme) Cemiyeti’nin öncülüğünde daha ayrıntılı bir bayram kutlamasına dönüştürülmüştür.
    6-      1929/ 23 Nisan Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından Türk Çocuklarına armağan edilmiş ve 23 Nisan Çocuk Haftasına dönüştürülmüş, zengin etkinliklerle kutlamalar yapılması gelenekleşmiştir.
    7-      1935/ 27 Mayıs tarihinde kabul edilen “Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile 22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan gününün Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutlanması yasalaşmıştır.
    8-      1979 /  23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımız Yurtdışındaki temsilciliklerimizde de ve ilk olarak davet edilen dünya çocuklarının katılımıyla Uluslararası Çocuk Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.
    9-      1983/ 20 Nisan –1981 tarihli Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda yapılan değişiklikle 23 Nisan ““Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak düzenlenmiştir.  Böylece 1929 yılından bu yana Mustafa Kemal (Atatürk) ‘in bayram olarak çocuklara armağan etmiş olduğu “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘na “Çocuk” sözcüğü yasayla eklenmiştir.

Bu 23 Nisan’da yüzüncü yılını kutlayacağımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşku içinde kutlamamız salgın durumu alan Korona Virüs bulaşı nedeniyle olanaklı olmasa da, büyüklü küçüklü hepimiz bu bayramı içimizde çocuksu bir sevinç içinde yaşamalı, yaşatmalıyız.

Ulusumuzun kurtuluşa giden yolunda bir köşe başı taşı olan 23 Nisan’ı bize sonsuza dek kutlayacağımız bir ulusal gün olarak armağan ve emanet eden Yüce Atatürk’e, O’nun dava ve silah arkadaşlarına, milyonlarca şehitlerimize sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz; ruhları sevinçli olsun.

  • Ulusumuzun Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,
    tüm ulusumuza kutlu olsun!

ZAFERDEN İHANETE

ZAFERDEN İHANETE

S

Suay Karaman 

İhanet, yıllardır türlü biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresine ev sahipliği yapan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ve Cumhuriyetimizin kuruluşunun temellerinin atıldığı Sivas’ta, AKP’li Belediye, İstiklal Caddesi’nin adını ‘Şehit Muhammed Mursi’ olarak değiştirilmesi kararı aldı. Gelen yoğun tepkiler nedeniyle Sivas Valisi, belediye başkanıyla görüşmüş ve belediye meclisinde alınan karar, uygun görülmemiştir. Böylece İstiklal Caddesi’nin adı değiştirilmemiştir.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” söylemi hala kulaklarımızda, yitirdiğimiz insanların acısı yüreklerimizdedir. Yargılandığı mahkeme salonunda ölen ve Türkiye’deki camilerde gıyabi cenaze namazları bile kılınan Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Müslüman Kardeşler adlı radikal örgüt ile birlikte Mısır’da iktidar olmuştu. Ancak toplumun yaşam biçimine sık sık müdahale ederek, kendi sonunu hazırlamıştı.

Bursa Anakent Belediye Başkanı’nın, belediye meclisinde 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda toplu taşıma araçlarının ücretsiz olmasını isteyen üyelere “30 Ağustos, halkın genelini ilgilendiren bir bayram değildir” söylemi büyük tepkilere neden oldu.

26 Ağustos 1922 günü Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos tarihinde Dumlupınar’da ordumuzun büyük zaferiyle sonuçlanmıştır. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı ile emperyalist devletler ve kullandığı maşalar kesin olarak yenilgiye uğratılmış ve devletimizin kurulmasını gerçekleştiren yaşamsal önemde bir başarı kazanılmıştır. 30 Ağustos, ulusumuzun Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verdiği mücadeleyi zaferle taçlandırdığı ve aynı zamanda dünyanın tüm mazlum uluslarına yol gösteren önemli bir tarihtir.

  • 30 Ağustos, tutsaklıktan özgürlüğe, işgal utancından, bağımsızlığın onuruna ulaşıldığı büyük zaferimizin yıldönümüdür.

1 Nisan 1926’da kabul edilen Zafer Bayramı Kanunu’nda, 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı gününün Zafer Bayramı olarak kutlanacağı belirtilmiştir. Zafer Bayramı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her yıl 30 Ağustos günü kutlanan bir ulusal bayramdır. Yerel yönetimler ve seçilmiş görevliler, bayram günleri yapılan etkinlik ve törenlere yalnızca hizmet götürmek, topluma kolaylık sağlamakla yükümlüdür. Bayramı eleştirmek, yok saymak gibi farklı tutumda bulunma seçenekleri kendilerine verilmemiştir. Aksi davrananlar hakkında hukuki sürecin başlatılması ve gereğinin yapılması gerekir. Anayasa ve yasaları hiçe sayan, devletin kurallarını, geleneklerini bilmeyen, Türk Milletine meydan okuyan, bölücü ve gerici tüm siyasilerin ve seçilmiş yerel yöneticilerin bunları bilmesi gerekir.

Kurtuluş Savaşımızı “keşke Yunan galip gelseydi” diyen fesli ve püsküllülerden öğrenenler “30 Ağustos, halkın genelini ilgilendiren bir bayram değildir” diyecek ölçüde ileri giden Bursa Anakent Belediye Başkanı görevden alınarak, yerine yeni görevlendirme (kayyım)  yapılmalıdır. Cumhuriyet ve demokrasi karşıtı demeçleri ile dikkat çeken Bursa Anakent Belediye Başkanı, aynı zamanda belediyenin on şirketinin yönetim kuruluna kendini atamış ve belediye başkanlığı maaşının yanında on şirketten ayda 80 bin TL dolayında aylık alarak, açgözlü ve fırsatçı olduğunu da kanıtlamıştır. Bu olay karşısında iktidar partisi ile küçük ve milliyetçi geçinen ortağı ne yapacaktır, ne söyleyecektir; bekleyip göreceğiz…

  • Cumhuriyetin erdem (fazilet) olduğunu bilmeyenler, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı benimsemeyenler, ihanetin ortasındadırlar.

100. YIL COŞKUSU

100. YIL COŞKUSU

Suay Karaman

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal eden düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin, (gerçek adı Osman Nevres, Hukuku Beşer-İnsan Hakları Gazetesi’nin yazarı) hemen oracıkta öldürülmüştür. Ancak bu ölüm, ertesi gün 16 Mayıs 1919’da bağımsızlık ateşini yakmak için Samsun’a gidecek olan Mustafa Kemal Paşa’nın yolunu aydınlatmıştır.

19 Mayıs 1919 tarihi Milli Mücadelemizin başlangıcıdır, ilk adımıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişi olarak ayak bastığı Samsun’da yakılan bağımsızlık ateşi, emperyalizme karşı mazlum ulusun kutsal isyanının başlangıcıdır. Bu süreçte 28 Mayıs 1919 Havza Genelgesi, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi, 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi halka dayalı bir mücadelenin önemli olgularıdır ve bağımsızlığa giden yolun kilometre taşlarıdır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM açılarak, bağımsızlık mücadelesi kurumsal kimliğe dayandırılmıştır. Büyük utkuların (zaferlerin) ardından 9 Eylül 1922’de düşmanın İzmir’de denize dökülmesiyle 3 yıl, 3 ay, 21 gün süren Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız başarıyla sona ermiştir.

İşte bu yüzden;

  • 19 Mayıs 1919, vatanın kurtulması için örgütlenen Anadolu insanının bağımsızlık mücadelesinin başlangıcıdır.
  • 19 Mayıs 1919, emperyalizme karşı kazanılan ilk savaşın adıdır.
  • 19 Mayıs 1919, ulus bilincinin ilk ışığıdır, egemenliğin millete ait olduğunun belgelenmesidir.
  • 19 Mayıs 1919, çağdaş ülkeler düzeyine çıkmamızı sağlayan ilke ve devrimlerin habercisidir,
  • 19 Mayıs 1919, Ülkemizin aydınlık geleceğidir.
  • 19 Mayıs 1919 tarihi, eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, her türlü baskıya karşın Samsun’dan ülkemizin üzerine bir güneş gibi doğmasıdır.

Kurtuluş savaşı sırasında 14 Temmuz 1919 tarihli Alemdar Gazetesinde padişah ve halife Vahdettin’in söylemini anımsamak gerekir:

  • “İslam kilidinin anahtarını, İngiltere’nin güvenilir eline teslim etmekte, İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur.”

Bu hain Vahdettin 17 Kasım 1922’de İngiliz zırhlısına binerek kaçtı. 8 Ocak 1920 tarihli Peyam-ı Sabah Gazetesinde hainlerin öncülerinden Ali Kemal şunu yazmıştı:

  • “Anadolu’da ne yaptığını bilmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hareketine öncelikle son verilmesi gerekir.”

İşgal yıllarının işbirlikçi Mütareke basınının en önde gelen yazarı hain Ali Kemal, 6 Kasım 1922’dee İzmit’te linç edilerek öldürüldü.

Yüz yıl önce bağımsızlık mücadelesi verilen bu topraklarda,

  • bugün emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı yeniden bağımsızlık mücadelesi vermekteyiz.

Çünkü Atatürk’ün ölümünden sonra ülkemizi yönetemeyen iktidarların elinde, yeniden emperyalizme yem olan ülkemiz, bugün tarihinin en kötü ekonomik ve siyasi krizi ile karşı karşıyadır. Bağımsızlık mücadelemizin başlangıcından 100 yıl sonra, ülkemizin genel durumu hiç iç açıcı değildir.

Ülkemizin ulusal kuruluşları özelleştirme gerekçesiyle peş keş çekilmiştir. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerimiz emperyalist güçlere pazarlanmaktadır. Tarım ve hayvancılığımız bitirilmiş, sanayimiz çökertilmiş, ekonomi batırılmıştır.

  • İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk en üst düzeye ulaşmıştır.
  • Terör yıllardır can almaya devam etmektedir.
  • Laik ve demokratik eğitim yerini ortaçağın imam eğitimine bırakmıştır.
  • Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlar büyük boyutlara ulaşmıştır.
  • Şaibeli halk oylamasıyla rejim değiştirilmiştir, seçimler yenilenmektedir.
  • Dış politikada saygınlığımız bitirilmiştir, komşularımızla savaşır duruma getirilmekteyiz.

Yüz yıl sonra 19 Mayıs’ı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, bugünkü siyasal ortamla birlikte düşünürsek umutsuzluğa kapılabiliriz.

  • Ancak Mustafa Kemal’in gençleri için umutsuzluk yoktur. Ne olursa olsun emperyalizme karşı özgürlük savaşını yeniden kazanacağız, tıpkı Mustafa Kemal Paşa gibi. Ülkemizi yeniden kalkındırıp, aydınlatacağız, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasının üzerinden 100 yıl geçti. Yalnızca 15 yılda gerçekleştirdiği eserlerini ölümünden sonra, 81 yıldır içerden ve dışarıdan yıkmaya çalışıyorlar. Ancak yıkamıyorlar ve hiçbir zaman da yıkamayacaklar. Bağımsızlık ve özgürlük türkülerinin söylendiği bu topraklarda Mustafa Kemal’in gençleri, ilkelere ve devrimlere sahip çıkmanın bilinciyle eserlerini koruyacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Tıbbiyelilerden 14 Mart’ın 100. yılında tarihi fotoğraf

Tıbbiyelilerden 14 Mart’ın 100. yılında tarihi fotoğraf

14 Mart Tıp Bayramı’nın 100. yılında Tıbbiyeli Hikmet ve arkadaşlarının işgal protestosunu anan İstanbul Tıp Fakültesi öğrencileri ve hocaları tarihi binanın önünde fotoğraf çektirerek Tıbbiyeli ruhu 100 yıldır ayakta mesajı verdi.

Tıbbiyelilerden 14 Mart'ın 100. yılında tarihi fotoğraf

14 Mart 1827’de Tıphane-i Âmire ile başlayan, daha sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi adlarını alan, bu kurumların tüm müktesebat ve mirasının sahibi ve devamı olan İstanbul Tıp Fakültesi, ilk Tıp Bayramını 100 yıl önce, 14 Mart 1919’da işgal altındaki İstanbul’da, Darülfünun Konferans Salonu’nda (Vezneciler-Zeynep Hanım Konağı), İngiliz işgal kuvvetlerine karşı bir duruş ve direniş amacıyla yapmıştır.

 

TIBBİYELİ HİKMET KİMDİR?

Hikmet Boran, 1901 yılında Balıkesir’de Çerkes Sürgünü sırasında Trabzon’a göç etmiş bir ailede dünyaya gelmiştir. Babası Hakkı Bey, Posta-Telgraf görevlileri arasındadır. Oğlu ise ünlü sanatçı ve spiker Orhan Boran’dır. Yükseköğretimini İstanbul Tıbbiye Okulu’nda tamamlamıştır. İstanbul’da işgal güçlerinin bulunduğu dönemde, 1919 yılının 14 Mart’ında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de arkadaşlarıyla bir eylem gerçekleştirmiştir. Okulun, İngilizlerce işgalini de protesto etmek amacıyla, iki büyük kule arasına geniş bir Türk Bayrağı asmışlar ve İngilizlerin müdahaleleri ile karşılaşmışlardır. Bu sırada ise Hikmet Bey yalnızca 3. sınıf Öğrencisi bir gençtir. Arkadaşlarıyla gerçekleştirdiği eylemi ise İngilizler durduramamıştır. Bu yüzden her yıl 14 Mart Günü, “Sömürgecilere Karşı Bağımsızlık Bayrağı Açan Tıp Görevlilerinin” bayramı olarak kutlanmaktadır.

Bu dönemden sonra ise 3. sınıf Öğrencisiyken Sivas Kongresine gitmek için İstanbul’dan seçilen üç delegeden birisi olmuştur. Ardından gizlice, arkadaşı Dr. Yusuf Balkan ile birlikte Ankara’ya gitti, Büyük Taaruz’da görev aldı, Cebeci Askeri Hastanesinde, İbrahim Tali Bey ile birlikte tifüse karşı aşı üretmek için denemeler yapmışlar ve deneyler sırasında da gönüllü olmuşlardır. Böylece, Kurtuluş Savaşı’nın bilim uğraşlarını da ongulayan bir ad haline gelmişlerdir. Arkadaşı Dr. Yusuf Balkan ise daha sonra Hikmet Boran’ın kız kardeşi ile evlenmiştir. Balıkesir’in Savaştepe bölgesinde doğduğu için savaş sonrası sık sık bu bölgeyi ziyaret etmiştir. İzinlerinde kullanmak üzere bir miktar para biriktirir ve Atatürk’ün yurt gezilerinde gideceğini öğrendiği şehirlere giderek onu en arkadan sakince izlediği bilinmektedir. Pek çok Kurtuluş Savaşı Kahramanı gibi, övgü, şan ya da kibir peşinde olmayıp makama değer vermemiş, hizmete değer vererek kendisini büyütmekten ya da hatırlatmaktan kaçınmıştır. Tarihin hatırlamaktan asla vazgeçmeyeceği Kahramanın ise Mustafa Kemal’in gözünde yeri ayrıdır.

Öyle ki, Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk, kendisini hatırlayarak milletvekili yapmak istemiş ancak kendisine ulaşılamamıştır. Bir türlü ulaşılamaması nedeniyle, öldüğü haberi Mustafa Kemal’e ulaştırılmış, bunun üstüne büyük üzüntüye boğulan Kurucu Önder, bir süre sofralarındaki sohbetlerine ara vermiştir. 10 Kasım 1938 tarihi sonrası ise Albay Rütbesiyle askeri hastanelerde görev yaptığı anlaşılmıştır. Ancak 46 yaşındayken, Sarıkamış’ta donmak üzere olana askerlere ulaşmak için elinden geleni yaptığı için yakalandığı hastalıklar peşini bırakmamış ve verem yüzünden 1945 yılında yaşamını yitirmiştir. (AYDINLIK, 14.3.19)