“YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” PAROLASINI DEĞİŞTİRMENİN SONU: ESARET…

Lütfü Kırayoğlu 
Yurttaş. 
15.01.2023

  • “Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal, ya ölüm!”
    M. Kemal Atatürk, Sivas Kongresi, 9 Eylül 1919

Atatürkçü Düşün Dergisi‘nin Ekim-Kasım-Aralık aylarına ilişkin 149. sayısını gecikmeli olarak sağlayabildim. Cumhuriyetimizin 100. Yıl Özel Sayısı olarak yayınlanan dergide çok katılamadığım kimi değerlendirmeler yanında önemli yazılar da var. Derginin 10. sayfasında yer alan yazının başlığı beni oldukça şaşırttı ve ürküttü. CHP Parti Meclisi Üyesi ve Kadın Kolları Genel Başkanı sıfatı ile yayınlanan yazının başlığı “Ya İstiklâl, Ya Esaret”. Yazının ilk paragrafı Halide Edip Adıvar’ın 23 Mayıs 1919 günü İstanbul Sultanahmet Meydanında yaptığı ünlü konuşmanın sonunda alanda toplananlara yaptırdığı yemini anlatıyor. Yazar paragrafı şu tümce ile tamamlıyor:

  • “Bu yeminin özünde, ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu şiarı vardır: Ya istiklâl ya ölüm!

ADD’nin temel ideolojik dergisine yazılan bir yazıya bu paragrafla giriliyorsa yazının “Ya İstiklâl, Ya Esaret” biçimindeki başlığını nasıl açıklayacağız? Yazı eğer uzun yıllardır yaşanan aymazlıkları görmezden gelen, dahası savunanları uyarmak, bu uyarılar sonunda kendine gelmeyenlerin varacağı yere dikkat çekmek amacıyla yazılsaydı, böyle bir başlığı anlayabilirdik. Ne acıdır ki, yazının en son paragrafı ve ana düşününü (fikrini) özetleyen bölümü kendini ve Türk kadınını kapsayan şu tümcelerle sona eriyor: “Biz kadınlar, Cumhuriyetimizin ilke ve devrimlerinden asla vazgeçmeyeceğiz. Karşı devrimcileri ilk seçimde sandığa gömeceğiz. Ya istiklâl ya esaret!

Yazının başlığından ve son paragrafından anlaşılacağı gibi günümüz kadınına bağımsızlık ya da esaret gösterilmektedir. Yüz yıl önceki gibi ölüm pahasına bağımsızlık artık rafa kalkmıştır. İnebolu’dan Anadolu’nun bağrına uzanan “İstiklal Yolunda” cepheye mermi taşıyan Türk kadınının, Kara Fatmaların, Şerife Bacıların, Nezahat Onbaşıların, Makbule Efelerin ya da yakın geçmişte şehit verdiğimiz Bahriye Üçokların ölümü göze almaları gitmiş, yerini tutsaklığı (esareti) kabulleniverme almıştır. Öyle mi?

Ulusal Kurtuluş Savaşımıza yön veren TAM BAĞIMSIZLIK ilkesinin parolası durumuna gelen “YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM!” sözünün en vurucu biçimde gündeme gelmesi 4 Eylül 1919’da başlayan Sivas Kongresidir. Sivas Kongresi’nde, 9 Eylül 1919 gecesi kürsüye çıkan Tıbbiye Öğrencilerinin Temsilcisi Hikmet Boran (Orhan Boran’ın babası) Mustafa Kemal Paşa’ya seslenerek :

  • “Paşam temsilcisi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle red ve takbih ederiz (kınarız). Farz-ı mahal (varsayalım ki), manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz (lanetleriz).” demiştir.

    Bu sözler kongre salonunu bir anda coşturmuş ve Mustafa Kemal Paşa, yanıt olarak şu tarihsel sözleri söylemiştir:

  • “Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır… Evlat; müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı
    kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez:
    Ya istikâl, ya ölüm!

Bu sözlerden apaçık görüldüğü üzere, Mustafa Kemal Atatürk’ün “tektir ve değişmez” dediği gibi parola “Ya İstiklâl Ya Ölüm!”dür. Nitekim günümüzde de neredeyse her gün ülkemizin bağımsızlığı uğruna canını veren evlatlarımızın al bayrağa sarılı bedenleri yurdun 4 köşesinde toprağa verilmektedir.

Söz konusu dergide en çelişik yön ise, bendeniz tarafından kaleme alınan

  • “DEVRİMİN ÖLDÜRÜLMESİNE İZİN VERİRSENİZ İÇİNİZDEKİ DEVRİMCİ DE ÖLÜR…”

başlıklı yazının son paragrafının birebir şu tümcelerle sona eriyor olmasıdır:

Atatürk, “Ya İstiklâl, Ya Ölüm!” diyerek yola çıkmıştı. Mustafa Kemal Paşa’yı etkileyen Fransız devrimcileri 10 Ağustos 1792 sonrası Mecliste şöyle yemin ediyorlardı: “Millet adına bütün gücümle hürriyet ve eşitliği korumaya yahut ölmeye yemin ederim“. İşte bugün, Türk ulusunun temsilcileri, Mecliste 12 Eylül’cülerin karmaşık yemini yerine, Atatürk’ün kısa ve özlü yeminini etmeliler ve gerektiğinde Türk ulusuna hesap vermeliler.

Unutmayın..!

Ulusal bağımsızlık ancak böyle korunur…

Ne dersiniz? Unutkanlık Atatürk’ün partisini kemirmeye devam mı ediyor?

Ya İstiklâl, Ya Ölüm!” parolasını değiştirmenin sonu kaçınılmaz olarak tutsaklığı kabullenmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir