MUSTAFA KEMAL’İ SEVMEK VE ANILAMAK

Ali Ercan
Prof. Dr., Çekirdek Fiziği
ADD Genel Mrk.Bilim Kurulu başkanı
10 Kasım 2021

_______________________
MUSTAFA KEMAL’İ SEVMEK VE ANILAMAK

Değerli arkadaşlar,
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk‘ü, tarihsel kayıtların güvenilir tutulamadığı öyle bin, iki bin yıllık uzun geçmiş devirlerin tozlu belirsizliklerinden, -mış- lı geçmiş masallardan değil; 100 yıl önceki matba, kitap, fotoğraf, sinema dönemi belgelerinden ve aynı dönemi yaşamış güvenilir tanıkların net aktarımlarından tanıyoruz, biliyoruz.
Tarih, kahraman askerler, büyük komutanlar, insanlığa ışık tutan bilge filozoflar, yurt sevgisiyle dolu devlet adamları, geleceği öngören ve düzenleyen devrimciler gördü; ama bütün bu nitelikleri bünyesinde toplayan bir insanı ilk kez kaydediyordu:
  • Mustafa Kemal Atatürk!
Mustafa Kemal‘in söyledikleri, yazdıkları, yaptıkları, yapmak istedikleri, Türkiye ve Dünya üzerine düşünceleri ortadadır… (Kişisel zevkleri, özel yaşamı, inancı, inanıyorsa neye nasıl inandığı vs. bunlar kimseyi ilgilendirmez)
Mustafa Kemal‘i bir vatan kurtarıcı, kahraman bir asker, iyi giyimli çağdaş bir insan olarak gören, beğenen, “seven”, “sarı saçlım, mavi gözlüm” diye türküler düzen, övücü şiirler yazan, göğsünde rozetini taşıyan, O’nun adı arkasında politika yaparak koltuk yarışında olan çok insan var… Tamam da; iş O’nu “anlamak” ve “izlemek” konusuna gelince, aynı yüksek oranı göremiyoruz ne yazık ki…
O büyük Adam, 20 yıl gibi kısa bir sürede, adeta yoktan var edilmiş Laik, Demokratik, tam bağımsız bir Cumhuriyet yarattı; Ortaçağın karanlık batağındaki Anadolu halkından Yurtta ve tüm Dünyada Barışı önceleyen, Barış içinde yaşamı amaçlayan, imtiyazsız-sınıfsız, kaynaşmış bir çağdaş bir toplum, bir Millet yaratmak için savaştı..
Ulusun yaşamı tehlikeye düşmedikçe, Savaş bir cinayettir” diyen, “Hayatta en doğru yol göstericinin (müspet) Bilim” olduğunu söyleyen, Kapitalizmin ve Emperyalizmin karşısında Ulusal hak ve çıkarlarını savunan Mustafa Kemal’i anlamak, bence “insan olmak-olmamak” olgunluk sınavının birinci basamağıdır.
***
Değerli arkadaşlar,
Atatürkçü Düşünce sistemi (yani Kemalist ideoloji, Kemalizm) en kısa tanımıyla,
  • Bilimin rehberliğindeki Ulus-Devlet anlayışıdır
ve bu yalnızca Anadolu’ya özgü, yerel değil, evrenseldir.
Kapitalizmin İnsanlığı ve Gezegenimizi getirdiği bu noktada, 21. yy’ın devasa sosyo-ekonomik, ekolojik problemlerinin (AS: sorunlarının) batağından çıkarak, 22. Yüzyıla salimen (AS: güvenle) girecek ülkeler, –adını doğrudan, açıkça dile getirmeseler de– sonuçta Atatürkçü Düşünce Sistemini başarıyla uygulayan, yani pozitif bilimin yol göstericiliğinde ilerleyen Ülkeler olacaktır.
Sevgilerimle. æ

DEMOKRATİK KATILIM ÇAĞRISI (I)

Atatürkçü Düşünce Derneği

gnkurulilani

Dostlar,

ADD 13. olağan seçimli genel kurula gidiyor Haziran 2014 başında..
(7-8 Haziran 2014)

Bize ulaşan bir açıklamayı paylaşmak istiyoruz.

Bu değerli arkadaşlarımıza seçimde içten başarılar diliyoruz..

Sevgi ve saygıyla
29.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=========================

DEMOKRATİK KATILIM ÇAĞRISI (I)

Değerli Dava Arkadaşlarımız;

Kuruluşumuzun 25. yılını, Derneğimizin yeni yönetimini belirleyecek Genel Kurulumuzda birlikte kutlayacağız.

Umarız ve bekleriz ki, Genel Kurulumuz, geride bıraktığımız çeyrek yüzyılın birikimlerini Kemalist ideolojinin yaşamın her alanında “yeniden” etkin olması için değerlendirebilecek yöneticilerini seçecektir.

Kemalist ideolojinin savunucusu Derneğimiz, bugün olması gereken çizginin
uzağında kalmıştır. Yalnızca belirli günlerde yapılan eylemler, gençlik ve
10. Yıl Marşı arasına sıkışmış söylemlerle değil, ancak düşünce üretip yayarak, örgütsel bilinç ve sorumlulukla davranacak kadrolar yaratarak,
kısacası özümüze dönerek ülkemiz için bir umut, geleceğe taşınan bir kurum olabiliriz.

“Gerçek kuvvet, bir düşünceyi üreten ve yayanların kuvvetidir..”
Mustafa Kemal Atatürk

Tüm kadroları ile örgütsel mücadelemizi daha yukarı taşıyacak, ideolojik netliği ile
tüm kurum ve kuruluşları yurtsever bir çizgiye çekme konusunda güçlü bir irade olacak ADD’yi kuruluş felsefesine “yeniden” kavuşturmak istiyoruz.

Kemalizmin devrimci bakış açısıyla günümüz sorunlarına ışık tutabilen,
çözümler üretebilen, gündeme göre savrulan değil, ilkeleri belli,
yön ve ruha sahip olması gereken bir ADD’den söz ediyoruz.

Biz; YENİ bir ADD’den değil; YENİDEN  “ADD” olmaktan söz ediyoruz!

Ülkemizin geleceğini kurgulamak, Kemalizmi içselleştirmiş,
Cumhuriyetin tüm değerlerine sahip çıkan, her türlü saldırıya karşı direnç gösterecek
bir toplum yaratmak hedefini gerçekleştirebilmek için;
Derneğimizin kuruluş amaçlarını yaşama geçirmek zorundayız.

Değerli Dava Arkadaşlarımız;

Aşağıda adları bulunan bizler, Derneğimizi varoluş nedenlerine yabancılaştıracak, anlamını yitirmesine yol açacak
hiçbir uygulamanın paydaşı olmama kararlılığındayız.
Bu nedenle;

Şubeleri ve üyeleri arasında hiçbir ayrım gözetmeyen, Dernek Hukukunu esas alan, örgüt iradesine ve emeğe saygılı, demokratik, katılımcı ve çözüm odaklı yönetim anlayışını benimsemiş;

Tüm çalışmalarında ve eylemlerinde halkla ve gençlikle bütünleşmiş,

Mücadelenin bayrağını gelecek kuşaklara taşıyabilmek için genç kadroların yetişmesine yönelik tüm düzenlemeleri gerçekleştirecek, bu amaçla Atatürkçü Düşünce Akademisi ve buna bağlı Enstitülerle Atatürk Belgeliğini kuracak,

Kurumsallaşmayı kişisel imajlardan kurtarıp “örgüt” olmanın tüm niteliklerini oluşturacak çalışmaları öncelikle gerçekleştirecek,

İletişim araçlarını en iyi biçimde kullanarak; yazılı ve görsel medya ile ülke sorunlarını, bilgi ve becerilerimizi, etkinlik alanlarımızı kamuoyuna aktararak toplumsal bilinç sağlayacak,

Ulusal ve uluslararası sorunlarımıza çözüm önerileri içeren raporlar hazırlayıp
ilgili kurumlara sunacak ve uygulanması için gerekli tüm kanalları kullanacak.

Tam Bağımsızlık mücadelesinde antiemperyalist, antikapitalist zinde güçleri
bir araya getirme istencini ve kararlılığını sergileyebilen,

Hiçbir siyasal parti ve hareketin güdümünde olmadan eylem ve söylem birlikteliği yapabilen,

1937’de Anayasaya giren

“Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Ulusalcı, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimcidir”

ilkeleriyle çalışan,

Üretken, örgütsel dinamiklerini zinde tutan bir Genel Merkeze duyulan gereksinimi karşılayacak yönetim oluşturmak üzere örgütümüzü,
soruna sahip çıkmaya, çözüme katkı koymaya çağırıyoruz.

Prof. Dr. Ayhan Filazi Gn.Bşk Yrd. Elif Çuhadar Gn. Sekreter S.Nazan Keskin Gn.Sekr.Yrd Av. Ersan Barkın Gn.Sekr.Yrd. Şadiye Yeşilyurt Gn.Say. Yrd. 
Cemal Yetginer GYK Üyesi Ömer SayanGn. Den. Krl. Bşk Mahmut Demir Gn.Den.Krl. Üyesi Güner Altun Gn.Den.Krl. Üyesi Kemal Işın Gn. Den. Krl. Üyesi

 

DEMOKRATİK KATILIM ÇAĞRISI (II) – 02.06.2014

Atatürkçü Düşünce Derneği

DEMOKRATİK KATILIM ÇAĞRISI (II)-02.06.2014

Değerli Dava Arkadaşlarımız,

portresi

 

 

 

 

Bundan 25 yıl önce derneğimiz Kemalist ideolojinin vücut bulduğu
Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Devrimlere yönelik saldırılar karşısında
direnme ve mücadelenin mevzisi olarak kurulmuştur.

Şimdilerde Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk Devrimlerine yönelik saldırıların boyutu Derneğimizin kuruluş amacını ve ne yapılması gerektiğini daha anlaşılır kılmıştır.

  • Türkiye Cumhuriyeti hızla Kemalist ideolojiden uzaklaştırılmakta
    ve gericiliğin bataklığına sürüklenmektedir.

Ne yazık ki siyaset kurumlarının kimileri bu gidişin başını çekmek, kimileri de
seyirci kalmak görevini üstlenmiş görünüyorlar.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sahipsiz bırakılmış,
her karış vatan toprağı uluslararası sözleşmelerle “işgalsiz” işgal edilmiş,
kendisinden umar beklenilenler ya gidişatın farkında olmamakta ya da farkında olsa bile duyarsız kalmaktadır.

Kuruluşundan başlayarak hızla büyüyen ve tüm yurt düzeyine yayılmış
554 şubeye sahip olan Derneğimiz ise, günümüzde hem şube hem de
üye ölçeğinde kan yitirmektedir.
Daha çok kıyı kenarlarına sıkışmış ve kimi bölgelerde adından bile söz edilmeyen
bir Derneğin, Türkiye’nin tümünü kapsayacak bir siyaset üretmesi
olanaklı görünmemektedir. 

Bu amaçla                               :

–          Yeni dönemde Misak-ı Milli sınırlarımız içinde bulunan her noktaya
Kemalist ideolojiyi yayacak, böylece halkla bütünleşecek,
–          Düşünce üretecek ve şubeleri aracılığıyla yayacak,
böylece hem şubelerini güçlendirecek hem de halkla buluşacak,
–          Her türlü kişisel zaaflardan arınmış, örgüt kimliğini ön plana çıkaracak,
ADD’nin tüzüğünde belirtilen yönüyle çatışmayacak,
–          Birikimleri ve Ulus üzerindeki etkileri ile saygınlığı ve ağırlığı olan,
kitlelerin yeniden umutla baktığı, yurtsever devrimcilerin önderliğindeki
ADD’yi kurumsallaştıracak,
–          Kemalist ideolojinin ve Mustafa Kemal Atatürk pratiğinin bize gösterdiklerini
esas alarak, güncel mücadele yöntemlerini geliştirecek,
–          Emperyalizme karşı mücadele bayrağını, her türden gericiliğe karşı mücadele ile birleştiren bir anlayışın, örgütsel davranış ve tutum ile vücut bulmasını sağlayacak,
–          Üretken, örgütsel dinamiklerini zinde ve güçlü tutan demokratik merkeziyetçi bir yönetim oluşturmak zorundayız.

Biz aşağıda imzası bulunanlar, Türkiye’nin “makus talihini” çevirme iradesi gösterecek yöneticilerin göreve gelmesini sağlamak,
kurucularımıza olan “görev” borcumuzu yerine getirme kararlılığındayız. 
 

Sizleri çözüme katkı koymaya çağırıyoruz.

gnkurulilani

Prof. Dr. Ayhan Filazi
Gn.Bşk Yrd.
Elif Çuhadar
Gn. Sekreter
S. Nazan Keskin
Gn.Sekr.Yrd
Av. Ersan Barkın
Gn.Sekr.Yrd.
Şadiye Yeşilyurt
Gn.Say. Yrd. 
Cemal Yetginer
GYK Üyesi
Ömer Sayan
Gn. Den. Krl. Bşk
Mahmut Demir
Gn.Den.Krl. Üyesi
Güner Altun
Gn.Den.Krl. Üyesi
Kemal Işın
Gn.Den.Krl. Üyesi

=================================

Dostlar,

ADD’nin 7-8 Haziran 2014 günleri yapılacak 13. olağan seçimli genel kurulunda yönetime aday olan şimdiki genel başkan yardımcısı dostumuz Sayın Prof. Dr.
Ayhan Filazi öncülüğündeki arkadaşlarımız, DEMOKRATİK KATILIM ÇAĞRISI (II)yi yayımladılar.. Bu çağrıyı yukarıda paylaştık. İlk çağrıyı da bu sitede yayımlamıştık (http://ahmetsaltik.net/2014/06/03/24640/)..

Sayın Prof. Dr. Ayhan Filazi‘yi son 5-6 yıldır tanıyoruz..
Kendisi çok başarılı bir veteriner hekimdir. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesidir. O da Fakültesinde
-bizim gibi- öğencilere dönük Atatürkçü Düşünce Kolu’nun rehber öğretim üyesidir.

Veteriner Hekimler Odası Ankara Şubesinin başkanlığını da başarıyla yapmıştır.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının Ankara’ya varmasına az kaldığı uyarısını
Cumhuriyet Gazetesinde bir makalesinde dile getirerek erken uyarı yapmıştır.

Kendisi ile Ankara Üniversitesi’nin öğretim üyeleri olmamız nedeniyle birkaç ortak bilimsel kurulda birlikte çalıştık. Evli ve 2 güzel kız çocuğu sahibidir.

Övünebilir, Hatay’lıdır!

Takımındaki öbür arkadaşları da büyük ölçüde tanıyor ve kendilerine güveniyoruz.
ADD’de önemli görevler üstlenmişlerdir, birlikte çalışmışızdır..

Başarılı olmaları gönülden dileğimizdir; Türkiye’nin buna çok gereksinimi var.

13. Olağan Seçimli Genel Kurul’da, görevde 4 yılını dolduran şimdiki yönetimin başkanını yeniden aday olmayarak ADD geleneklerine saygılı davranmaya ve
görevi daha genç yeni arkadaşlara bırakmaya çağırıyoruz.
Elbette değerli hizmetleri için kimi önemli çekincelerimize karşın teşekkür ederek..
Bu konuda daha önce bu sitede yazdıklarımızı okumak için lütfen tıkar mısınız?

  • ADD, son genel başkanı eliyle “Yeni ADD” yapılmak istenmektedir.

Bu sözcüğün tuzaklı anlamı, sağduyulu ADD üyelerince yakından bilinmektedir.
Cumhuriyetin kurumları birer birer başlarına “Yeni” sözü getirilerek zihinlere tuzak kuran retorik söylemle başkalaştırılacak mıdır?

  • Bunca şehit verdikten soran sıra ADD’nin devşirilmesine mi gelmiştir?

Sayın Prof. Ayhan Filazi ve arkadaşları işte başlıca bu gerekçe ile
Sn. Bn. Çölaşan’dan yollarını ayırdılar..

ADD yol ayrımındadır.. Ya yüksek siyasetle (!) devşirilecek ya da kurucu şehitlerinin kemiklerin sızlatmayıp asıl rotasına, yani Tüzükteki amaçlarına döndürülecektir.

ADD Seçimli Genel Kurulu – 2014
(http://ahmetsaltik.net/2014/06/03/add-secimli-genel-kurulu-2014/)

Sevgi ve saygıyla
03.6.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
ADD Çankaya Şubei Delegesi
(Eski Genel Başkan Yardımcısı)
www.ahmetsaltik.net

 

Zeki Sarıhan : 15 SORUDA KÖY ENSTİTÜLERİ


Dostlar
,

Saygın Eğitimci, değerli arkadaşımız Sayın Zeki Sarıhan, Köy Enstitülerini
15 soruyla irdeliyor kuruluşlarının 74. yılında.. Aşağıdaki yazısı, yine araştırmaya ve kanıtlara dayalı büyük ölçüde. Yer yer, anlama dokunmadan Türkçeleştirmek gerekti. Katıl(a)madığımız birkaç önemli nokta oldu.. Onları da yerinde ayraç içinde sunduk.. Demokrasi güzel şey.. Teşekkürler değerli Sarıhan..

Sevgi ve saygı ile.
16 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

15 SORUDA KÖY ENSTİTÜLERİ

Zeki_Sarihan_portresi

Zeki Sarıhan 

17 Nisan 1940’ta TBMM’nde Köy Enstitüleri Yasası kabul edildi.
Kuruluşlarının 74. yılında Enstitüleri anma toplantıları düzenleniyor.
Bu vesile ile Köy Enstitüleri hakkında bildiğim gerçekleri 15 soruda özetlemek isterim.

1. Neden açıldılar? Köy Enstitüleri, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un 1939’da yayımlanan “Canlandırılacak Köy” adlı kitabında belirttiği gerekçelerle, kapalı bir ekonomi ve toplum hayatı yaşayan Türk köyüne kapitalist ilişkileri ve buna bağlı olarak da Kemalist ideolojiyi, köyden yetişmiş aydınlar yoluyla sokmak amacıyla açıldılar. 1940 istatistiklerine göre nüfusun %75’i köylerde yaşıyordu ve köyde öğrenim çağındaki çocukların ancak %25’i öğrenim olanağına sahipti.
Verili öğretmen yetiştirme sistemiyle köye ulaşmak ve köyün çehresini değiştirmek olanaklı değildi.

2. Enstitülerin diğer eğitim kurumlarından farkı neydi? Türkiye’de Fransız eğitim sisteminden aktarılma bir eğitim anlayışı vardı. Bu sistem kentli burjuva toplumun ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyordu. Mevcut sistem, bilgi sahibi insan yetiştirmeye hizmet ediyordu. Bununla feodalizm yıkılamaz ve köy nüfusu kapitalizme açılamazdı. Enstitü öğrencisi hem bilgili hem de üretici olacaktı.

3. Köy Enstitüleri devrimci kurumlar mıydı? 1940’ta Türkiye’de devrimci olan bir Cumhurbaşkanı, hükümet veya parlamento yoktu. Kemalist devrim kabuklaşmış ve halkın sırtına bir yük haline gelmişti (AS: Bu yargıya katılmamız olanaklı değil..). Enstitülerin sistemin aleyhine çalışarak işçi ve köylülerin bürokratik-kapitalist bir iktidarı yıkması, yerine bir halk iktidarı kurulması amacıyla var edildiğini söylemek zaten olanaklı değildir. Enstitülerle, 1940’a dek ülkede yerleştirilmeye çalışılan siyasal ve sosyal düzen köye de taşımak isteniyordu. 17 Nisan 1940’ta Meclis görüşmelerinde yasaya tek bir karşıt oy bile çıkmaması, sistemin ondan beklentilerine kanıttır.
O dönemde ülkede özgür tartışma, gerçek bir parlamenter yaşam yoktu. Bütün yasalar hükümetten geldiği gibi oybirliği ile geçerdi.

4. Enstitüler, gerek eğitimde, gerek siyasal yaşamımızda neden unutulmaz bir iz bıraktı? Enstitüler, köyün eğitilmesi konusunda özgün bir buluştu. Türkiye’nin koşullarını hesaba katmıştı. Yalnızca bu durum eğitimcilerin ona ilgi duymasını haklı kılar. Fakat daha önemlisi, Enstitü çevresi halkçı bir iklim sundu ve burada sosyalist görüşler filizlenmeye başladı. Şöyle de söylemek yanlış olmaz: “Enstitüler, sistemden kaçırılmış kurumlardır!” Fakat hiçbir sistem, kendi aleyhine işleyecek bir organa izin vermez. Dönemin iktidarı bu kaçağı çok geçmeden fark etti ve onu
yola getirdi. İz bırakan, unutulmayan sistem değil, bu “kaçak”tır.

5. Enstitülerde halkçılık nasıl filizlendi? 1940’ta Türkiye’de halkçılığı baskı altına almış bir tek parti yönetimi vardı. Fakat Türkiye büyük bir ülkedir. 1920’li yılların solculuğu bastırılalı henüz 15-20 yıl geçmişti. Her an sola açılacak aydınlar vardı ve bunlar CHP ve devlet içinde de bulunuyorlardı. İsmail Hakkı Tonguç, O’nun yardımcısı Ferit Oğuz Bayır, onların seçtiği okul müdürleri, hümanist Hasan Ali Yücel’in koruyucu kanatları altında kendilerine özgü bir alan yarattılar ve burada
halka hizmet ruhuyla donanmış öğretmenler yetiştirmeye başladılar. 1940’ların iktidar ideolojisi olan Kemalizmin gerek halk için, gerek aydınlar ve gençlik için bir çekiciliği kalmamıştı (AS: Bu görüşe de katılmıyoruz..) . O tarihlerde ülkede iki akım alttan alta aydınları etkiliyordu: Turancılık ve Sosyalizm. Kimi yüksek öğrenim kurumlarında Turancılık, Enstitülerde ise Sosyalizm uç verdi. Fakir Baykurt’un anılarında
(Köy Enstitülü Delikanlı) bu durum açıkça anlatılmaktadır.

6. Köy Enstitüleri niçin kapatıldı? Yönetim, kısa zamanda Enstitülerin onlar için çizilmiş sınırlar dışına taşmakta yani “elden çıkmakta” olduğunu görerek, Tonguç başta olmak üzere yöneticilerini değiştirdi. Köy kalkınması için düşünülen programlar da
artık serbest piyasaya teslim edildiğinden, Enstitüler gereksiz duruma getirildi,
1954’te adları da değiştirilerek klasik birer öğretmen okulu yapıldılar.

7. Enstitüler amacına ulaştı mı? Enstitüler, köyleri tanıyan, eli kalem tutan, görevlerine bağlı bir öğretmen kuşağı yetiştirdi ancak onların köyün siyasal, ekonomik ve sosyal yaşamını değiştirmeleri olanaklı değildi. Eğitim seferberliği, toprak reformu ve sanayileşme ile bütünleşemedi. Bütün Enstitü kadroları bir araya gelseydi bir liman ve 100 km asfalt karayolu yapamazlardı. Bu işi, 2. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşı’ndan sonra ülkeye girecek olan yabancı sermaye ve teknoloji başaracaktı. Bu kalkınma hareketi, ne yazık ki ülkeyi dışarıya bağımlı duruma getirdi.

8. Köylüler Köy Enstitülerine sahip çıktı mı? Köy kalkınmasını, köyün canlanmasını sağlamak için kurulan Enstitüler kapatılırken köylüler bu kurumlara sahip çıkamadılar. Zaten köylüler Devletçe edilgin durumda tutuluyordu. Hiçbir örgütleri yoktu. Gençlere ise ancak Tan gazetesini izleyecekler ise izin veriliyordu! Köylüler tek parti döneminde yaşanan yoksulluk ve baskıdan kurtulma isteğindeydiler. Kendilerini 1950’den sonra daha iyi hissettiler. Hem çarıktan kara lastiğe geçebildiler, hem de istedikleri partiye
oy vermeye başladılar. Bu arada Köy Enstitüleri de kim vurduya gitti. .

9. Enstitüleri ağalar veya Amerika mı kapattırdı? Her ikisi de doğru değildir.
Bunlar, kabahati İnönü’nün üzerinden savuşturmak için üretilmiş komplo kuramıdır.
(AS: Marshall yardımlarının bir koşulu da Köy Enstitülerinin kapatılmasıdır!)
Açılmaları da kapatılmaları da Türkiye’nin kendi iç siyasal gelişmeler nedeniyledir. Ağaların Enstitülerin açılmalarına bir itirazları olmamıştı. Siyasal nüfuzları da Enstitüleri kapattıracak ölçekte değildi. Amerikalı Prof. John Dewey, Enstitü tipi eğitimi öğütlemişti. Enstitülerin sonu, Amerika Türkiye’ye girmeden daha 1946’da görünmüştü. UNESCO, bir kalkınma modeli olarak Enstitü tipi kurumları az gelişmiş ülkelere önermiştir. Fakat artık bunlar halkçı kurumlar değil, kırsalı kapitalizme açan
bir çeşit tarım okulu olacaktı.

10. Enstitülerin yetiştirdiği öğretmen tipolojisi nasıldır? Enstitüler, ortalama olarak Atatürkçü ve Halk Partili öğretmen yetiştirdi. İçlerinde sosyalist olanlar pek azdı ve bunların bir bölümü de 1960’tan sonraki ortamda sosyalist oldular. Bir Enstitü mezununun en son yayımlanan anı kitabındaki şu dizeler, ortalama Enstitü çıkışlının görüşlerine örnek sayılabilir: “İleriki yıllarda da epey gözlemledim. Halk böyle istiyor, halkın dediği olur.. türü siyasetler yapıldı. Halka çok ödünler verildi.
Genç Cumhuriyetin ilkeleri çiğnendi. Hiçbir devrim halka danışılarak yapılmaz.
Halkın gelişmesine yönelik devrimi başlangıçta halka anlatamazsınız. Gelenekselleşmiş yapıyı kıramazsınız.” 
Fakat İsmail Hakkı Tonguç, Ferit Oğuz Bayır ve Fakir Baykurt gibi Enstitücüler olaya böyle bakmıyorlardı.

11. Köy Enstitüleri yaşasaydı Kürt hareketi de olmaz mıydı?
Bu görüş tümüyle yanlıştır. Bunu savunanlar, Enstitüler yaşasaydı Kürt nüfusun asimile edilmiş olacağını ya da Kürt köyleri de kalkınmış olacağından Kürtlerin düzenden yakınması olmayacağını varsayıyorlar. Kürt hareketine, Kürtlerin ister Enstitüde,
ister lise veya üniversitede okumuş kesimince önderlik yapılmaktadır ve bu hareket feodal bir hareket de değildir. İster Köy Enstitüsü, ister Öğretmen Okulu mezunu olsun, öğretmenler onlarca yıl görev yapsalar bile Kürt köylülerini asimile edemedi.
(AS: Böylesi bir amacın güdüldüğünü düşünmüyoruz..) 

12. Kemal Tahir ve Atilla İlhan gibi solcuların Enstitü karşıtlığını nasıl yorumlamak gerekir? Türk edebiyatının bu iki değerli adından Kemal Tahir İttihatçıdır ve Kemalizme karşı olduğu için Enstitülere de karşı olmuştur. Atilla İlhan ise İnönü döneminde hapsedilip zulüm gördüğü için (AS : ????), o dönemin bir ürünü olan Enstitülere karşı olmuştur. Her ikisinin tutumu da duygusaldır ve yanlıştır. Bu olay herkese doğru bir yöntem sunmaktadır. Tek Parti dönemi siyasal bakımdan kötü ise,
o dönemde yapılan her işin kötü olmadığı ya da Köy Enstitülerinin iyi birer kurum olmasının Tek Parti döneminin siyasal yapısının da iyi olduğu yolundaki genellemelerden sakınmak gerekir.

13. Enstitüler yeniden açılabilir mi? Enstitüler, köylük bir ülkenin eğitim ve kalkınma tasarımı idi. Günümüzde köy nüfusu %20’lere (AS: 31 Mart 2014’te 31 büyükşehir belediyesi oluştu ve köy sayısı 17 bin eksilerek yarılandı; köy nüfusu da %10’lara indi..) dek inmiştir ve köyler kentlerle bütünleşmiştir. Köye gidecek hizmetleri artık
tek bir kişiye yüklemek, onu zorunlu hizmetle 20 yıl köyde tutmak, aylığının bir bölümü yerine kendisine toprak ve iş makineleri vermek olanaklı değildir. Enstitüler, yaşasalardı bile, 1960’lardan sonra işlevlerini yitirirlerdi. Zaten taşımalı eğitimle köy okullarının büyük bir bölümü kapanmıştır. 15-20 öğrencilik köy okulları açıp bunları tek bir öğretmene teslim etmek de doğru değildir.

14. Enstitülerin kalıtından nasıl yararlanabiliriz? Enstitüler, insanın yaparak
ve yaşayarak öğrenmesi, eğitim programlarının ülke koşullarına uygun olması,
okuma çabası, öğretmenlerin birer ülkü sahibi olması, eğitimde fırsat eşitliği,
eğitim kurumlarda demokrasi  gibi konularda ulusal eğitimde yararlanılacak önemli bir birikim bırakmıştır.

15. Köy Enstitülerini en iyi anlatan kitap hangisidir? Enstitüler hakkında ülkemizde 300’den çok kitap yayımlandı. Bunların önemli bir bölümü anılardır. Enstitülerle ilgili
en derli toplu olanı, Kanadalı bir sosyolog olan Fy Kirby’nin (Fay Körbi) 1960 sonrasında yayımlanmış “Türkiye’de Köy Enstitüleri” kitabıdır. Konuya dışarıdan bakabilmesi, Enstitüleri Türk eğitim tarihi içinde yerli yerine oturtması, verilerinin sağlam ve çözümlemelerinin güvenilir olması, alan araştırmalarına dayanması, kitabın değerini artırmaktadır. (15.4.2014)