Etiket arşivi: 6 Ok

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 02 Mart 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

DAVUT

Davutoğlu, ”Ukrayna krizi, uluslararası krize dönüşmüştür. Türkiye acilen özellikle NATO’da etkin ve proaktif bir diplomasi yürütmeli.”

Sanki sorunun kaynağı ABD-NATO değilmiş,

Görevdeyken çıkardığı sorunlar yetmemiş…

KARARLI

RTE,”NATO kararlı adım atmalı”

  1. Kendi üyesi (Türkiye) için kılını kıpırdatmayan NATO’dan ne bekliyor?
  2. NATO silahlı müdahale kararı alsa Türkiye çıkmaza girmez mi?..

DOST

Türk vatandaşlığına geçip Muhammed Halebi olan ismini Muhammed Sabancı yapan Suriyelinin, AKP Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Akay adına kayıtlı TBMM kartını kullandığı anlaşıldı.

Dost alış-verişi olmuştur…

OK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 28 Şubat’ta 28 başörtülü kadınla bir araya geldi.

Türbana, çarşafa, tarikata-cemaate selam durarak “6 Ok“tan kurtuluş hareketi…

DEFTER

Karamollaoğlu, ”28 Şubat’ın defterini düreceğiz”

Defterde Akşener imzalı Bakanlık emri var, o ne diyor?

Madımak’ın defteri açık!..

EMPERYALİST

Perinçek, ”Putin, barış ve huzur getiren modeli uygulamaya devam ediyor ve ABD’nin NATO’yu doğu devletlerinin ve milletlerinin üzerine sürme girişimini bozguna uğratıyor.

Kendi topraklarını savunmadığına göre, Rusya’nın saldırısı emperyal davranış olmuyor mu?

Ukrayna devleti, halkı insan değil mi? Özgür iradeleri yok mu?

Emperyalizme karşı olduğunu söyleyip, emperyalizme tapmak böyle bir şey olmalı…

MESAJ

Altı muhalefet partisinin açıkladığı programı “Biden programına demokrasi kılıfı” olarak gören Aydınlık toplantıdaki “Savaşa hayır”, “Masum insanların bombalanmasına hayır” sözleriyle Amerika’ya mesaj verildiğini yazdı.

Ne demelilerdi?

  1. Savaş, hep savaş! Rusya’nın savaşı yasaldır!
  2. TSK Rusya’nın yanında savaşa girsin!
  3. Ukrayna’da tek canlı kalmasın!
  4. Parlamenter demokrasi kılıfı istemiyoruz, tek adamın kılıyız!

BORÇ

Rusya’nın saldırısı ile Montrö’nün önemini vurgulayandan geçilmiyor.

En başta da Erdoğan’ın Montrö’yü değiştirebileceğini söyleyen iktidar mensupları ve amirallere “zevzek” diyenler geliyor.

Amirallere borçludurlar; bir özür bir de teşekkür…

SORUYORUM

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. 20 Aralık 2021 gecesi döviz bozdurarak vatandaşın sırtından vurgun yapanlar kimlerdir?

Bunlara bilgi sızdıran kimdir?

  1. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların/yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk ve fahiş fiyatla) soruşturulması neden engellendi?
  2. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Uyuşturucu kaçakçılığının üzerine neden gidilmiyor?

Sedat Peker’in susturulması karşılığında BAE’ye ne verildi?

  1. Orman yangınlarının sebepleri ve ihmali olanların soruşturulması TBMM’nde neden engellendi? Yangınlar kasıtlı mıydı
  2. Yurt dışına para aktararak vergi kaçıranlardan hesap sorulmayacak mı? Yasal engel çıkarılmayacak mı?..

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 12 Mayıs 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
Em. Tümg.

AŞI

Sağlık Bakanı Koca, sonunda aşıyı getiremeyişinin sebebini açıkladı:

Ne o, ne bu. “Aşı neden yok?” diyenlerin aynı zamanda Çin ile ilişkilerimizi bozacak açıklamalarda bulunmaları.

Acı gerçek!..

SARIBAL

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Dersim katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” şeklinde tweet attı.

Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Biz Dersimli fakir bir ailenin dördüncü çocuğunu genel başkan yaparak Dersim ile helalleştik, Dersim ile yüzleştik.” dedi.

Bal olsa yenmez.

Tarihini çarpıtandan Atamızın kurucusu olduğu partinin de, milletin de vekili olmaz.

Dersim Osmanlıdır, Tunceli Cumhuriyettir” bunu bilmeden “6 Ok” çu olunmaz..

KIYAK

Bakanlıktan alınan Zehra Selçuk, 39 bin TL huzur hakkı ile Kardemir Yönetim Kurulu’na seç/ilmiş/tirilmiş.

Darısı Ruhsar Hanıma.

Devletten nemalanmadan nasıl geçinsin!!

KÜSTAH

GKRY Lideri Anastasiadis, Adadaki çözüm konusundaki Türk görüşünü, “Yeni Osmanlı hayalindekilerin küstahlığı” olarak niteledi.

Unutkan palikarya…

FESAT

Nagehan Alçı, “Her AK Parti mensubunun kabul etmesi gereken bir konu var. Artık AK Parti’nin de içi fitne-fesat dolu bir kaynayan kazan haline geldi. Aynı şey AK Parti medyası için de geçerli.” yazdı.

Bu işleri iyi bilir…

İTİBARSIZ

TÜİK, %14.60 olarak gösterdiği 2020 yılı enflasyonunu %36.72 olarak açıklayan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında TÜİK’i itibarsızlaştırdığı gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu.

Çok itibarlıydı!…

TURİZM

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Avrupalılara, turistleri görecek herkesin aşılanacağı güvencesi verdi.

Turistlerle fotoğraf çektirip Bakanlığa yollasak olur mu?..

MİLLET

Eski vekil Cihangir İslam, “Israrla HDP’nin de Millet İttifakı’nın içinde olmasını başından beri savundum, hala daha savunuyorum.” dedi.

Önce HDP milletin partisi olsun, gerisi kolay…

DUA

Manisa Mesir Camisinde okunan duada, “Oruç tutmayanın başı ağrısın” denmiş.

Bakalım gökten ne yağacak?…

SUÇ

İçişleri Bakanı Soylu, İmamoğlu’nun türbede elleri arkada dolaşmasına, “Bana göre suç” dedi.

Bu duruma göre normlar hiyerarşisi;

Anayasa,

Soylu yasası,

Yasa,

Tüzük, Yönetmelik, Yönerge biçiminde düzenlenmiş oldu…
(AS: 2017 Anayasa değişikliği ile md. 115 kaldırıldı, yeni Tüzük yapılamıyor..)

ÇABUCAK

Sahte pasaportla 24 kez Türkiye’ye giriş yapan HT adlı vatandaş 25. girişte yakalandı.

Çekirge kadar sıçrayamamış!…

SORUYORUM

128 milyar Dolar nerede?

Sarıklı amiralle ilgili soruşturma kaç yıl sürecek?

TBMM / Ülkeyi yönetenler, Ruhsar Pekcan yolsuzluğuna ne zaman el atacak?..

ANNELER

Başta Büyük Önder Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım olmak üzere tüm annelerin gününü kutluyor, şükranlarımı sunuyorum…

KÜÇÜKLERİN BÜYÜK BAYRAMI 23 NİSAN

Mustafa AYDINLI 

1919 – 1922 arasındaki dönemi kavrayıp özümsemeden, yaşananları tüm boyutları ile bilmeden, ne Ulusal Egemenliğin anlam ve önemini ne de Cumhuriyetin değerini bilebiliriz. Bu gün TBMM’nin açılışının 101. yılını buruk kutluyoruz. Öbür sorunlar bir yana, Covid-19 salgını da önemli engel oluşturmakta. Bu nedenle coşkumuzu, kararlılığımızı sokaklara, caddelere ve alanlara taşıramayacağız. Yine de küçüklerimizin büyük bayramının, 23 Nisan 1920’nin ölçüsüz övüncünü evlerimizden de olsa duyacağız.

1919 – 1922 arasında bir yanda etnik savaş vardı. Anadolu’da Türkler, Kürtler, Rumlar, Ermeniler birbirini boğazlıyordu; öbür yanda din savaşları sürüyordu. İlhan Selçuk’un deyimi ile Birinci Dünya Savaşı’nda padişah ‘cihat’ ilan etmişti; çağrı Müslümanlara vız geldi. 1919-1922 arasında Anadolu’da Hıristiyanlarla Müslümanlar kapıştılar… İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Rumlar, Yunanlar, Ermenilerden oluşan Hıristiyanlar; öte yanda Türkler, Lazlar, Çerkezler, Kürtler, Araplar, Abazalardan oluşan Müslümanlar vardı.”

Hilafet ordusu ve Kuvayı Milliyeciler arasındaki iç savaşta kardeş kavgası doruktaydı. Dış destekli iç isyanlar bitmek bilmiyordu. İsyanların en korkuncu Anzavur’un çıkardığıydı. Arkasında İngilizler vardı ve dinsel inançları kullanıyordu.

Dış güçler kuşatmanın başka boyutuydu. İşgalci Yunanlar, İngilizlerin maşası olarak Ankara yakınlarına dek gelmişlerdi Megali İdea kışkırtmalarıyla.

Emperyalizm, ülkenin yeni haritasını Sevr’e göre çiziyordu. Özyurt Anadolu bile parçalanmıştı, lime lime yutulmaya hazır durumdaydı. Sovyetler Birliği’nin büyük desteği ile emperyalizm 3,5 yılda yenilgiye uğratıldı. Bu görkemli Kurtuluş Savaşı, sonunda 24 Temmuz 1923’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu (AS: ve de tabusu!) olan  Lozan Antlaşması ile taçlandırıldı.

İşte, cehennemin yaşandığı ülkede gerçeği kavrayan, Ulusal Kurtuluş Savaşını gerçekçi temelde  başlatan ve yürüten Egemenlik bağsız koşulsuz ulusundur sloganı ile tarihsel meşru zemine oturtan bir Önder vardı; hiç kuşku yok ki O, Mustafa Kemal’di.

O gün de, bugünkü gibi şeriat özlemi ile yanıp tutuşanlar vardı. Mustafa Kemal ve arkadaşları için ölüm fermanı çıkarılıyordu. Padişah, Hilafet ordusu, emperyalizmin İtilaf Devletleri ve maşaları Yunan saldırısı – işgali kol kolaydı.

TBMM, 23 Nisan 1920’de bu koşullarda Ankara’da açıldı. Egemenlik Saraydan, Sultandan alınıp halka verildi. Demokrasinin ön koşulu “ulusal egemenlikti” çünkü.

Cumhuriyet; Laiklik, Devrimcilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Devletçilik gibi 6 evrensel değer, “6 OK” üzerinde kuruldu ve yaşama geçirildi.

TBMM 23 Nisan 1920’de, 101 yıl önce Milli Mücadele sırasında açıldı ve babadan oğula geçen Osmanlı hanedanlığına son verildi. (AS: Saltanat daha sonra, 1 Kasım 1922’de kaldırıldı) Ulusal Kurtuluş Savaşını TBMM ve Hükümeti yönetti. Meclis’in istenci (iradesi) her şeyin üzerindeydi. Oysa günümüzde, mühürsüz oylarla “atı alan Üsküdar’ı geçmiştir” dayatması ve saygın hukuk bilginlerine göre ülke, gerçekte yok hükmünde olan bir anayasa ile yönetilmektedir. Meclis ne yazık ki işlevsiz duruma düşürülmüştür. Halkın istenci (iradesi) yine tek kişiye verilmiştir! Fakat daha 2. yılında anlaşılmıştır ki, bu tip ucube yönetimlerin Türkiye koşullarında ve 21. yy’da yaşama olanağı yoktur. Yürürlükteki yapı ölü doğmuştur, dayatmadır, hilelidir ve sürdürülemez.

  • Türk Ulusu’nun egemenliğinin şu ya da bu hileli yollarla tek 1 kişi tarafından gasp edilmesine asla izin verilemez!

Şimdi gündemin en önemli maddesi, demokratik parlamenter rejime bir an önce geri dönüştür.
Hem de daha da güçlendirilmiş olarak. Doğru elbette tektir, dönüp dolaşıp aynı yere gelinecektir. Bu durdurulamaz çabalar, Büyük ATATÜRK‘ün “Cumhuriyetin ilelebet (sonsuza dek) payidar kalacağı” öngörüsünü doğrulamaktadır doğallıkla.

Egemenliğin tek kişiden – aileden – Osmanlı hanedanından gerçek sahibi Ulusa geçişinin 101. yıldönümü 23 Nisan; küçüklerimizin büyük bayramı, çocuklarımız ve Ulusumuz için kutlu olsun!

Laikliğe dokunmak ateşle oynamaktır

Prof. Dr. Yakut Irmak ÖZDEN

ATATÜRK KÜLTÜR VAKFI BAŞKANI
Cumhuriyet, 20 Nisan 2021

Son günlerde gündemi işgal eden kimi olaylar ve hükümetçe alınan kararlar laiklik konusunda bazı anılarımı canlandırdı. Öncelikle bunlardan ikisini sizlerle paylaşmak istiyorum.

2000’li yılların başında bir cuma günü görev yapmakta olduğum İstanbul Üniversitesi’nin “profesörler evi” diye andığımız restoranında Beyazıt Meydanı’na bakan bir camın önünde öğle yemeği yerken, Beyazıt Camisi’nin yakınlarında dolaşan kara çarşaflı iki kadın dikkatimi çekmişti (o kıyafetle erkek de olabilirlerdi doğal olarak).

‘YA LAİKLİK!..’

Derken cuma namazının cemaati camiden çıkmaya başlayınca bu iki kişinin taşımakta olduğu paketten üzerinde gayet okunaklı biçimde “ya laiklik rezilliği ya hilafet güzelliği” yazan bir pankart çıkarılıp açıldı birden… Neyse ki camiden çıkanlar bu iki kişiye ve taşıdıkları pankarta herhangi bir ilgi göstermeden dağıldılar. Bugün olsa ne yaparlardı bilemiyorum…

Laiklik konusu geçtiğinde hep aklıma gelen bir diğer anıma gelince. Uzun yıllar önce, (1980’lerin sonuna doğru) Malezya’da “nüfus ve ana-çocuk sağlığı” temalı bir uluslararası kongreye “Türkiye’de aile planlaması yasaları ve uygulamaları” konusunda bir bildiri sunarak katılmıştım. Konuşmamın sonunda yanıma yaklaşan genç bir hekim hanımın sorusu şuydu: “Ülkeniz insanlarının hemen hemen hepsinin Müslüman olduğunu biliyorum. Peki, bu yasaları nasıl çıkarabildiniz?” Ben de kendisine, nüfusumuzun büyük çoğunluğu Müslüman olsa da devlet yönetiminin ve yasama erkinin Atatürk devrimleriyle laikleştiğini anlattığımda, yüzüme imrenerek bakmış ve “Ne kadar talihlisiniz” demişti…

Son zamanlarda tanık olduğumuz bazı gelişmeler laiklik karşıtı ödünlere işaret etse de ben Cumhuriyetimizin bu çağdaş düzeni içinde doğup büyümüş ve pek çok konuda laikliğin nimetlerinden yararlanmış olan üst düzey yöneticilerimizin bu nimetlerden vazgeçmek hevesinde olacaklarını pek sanmıyorum. Burada gördüğüm tehlike, bu kişilerin siyasal tabanlarını genişletmek ve güçlendirmek amacıyla hoşgörüyle baktıkları ve destekledikleri tarikatların oylarını kaybetmemek için laiklikten verecekleri ödünlerin kontrolden çıkmasıdır… Bu bağlamda İsmet Paşa’nın “Ben irticadan korkarım; zira Mehmetçik karşısında yeşil bayrağı görünce donup kalır” deyişi hep aklımdadır.

DEVRİMLERİN KOÇBAŞI

Bildiğimiz gibi uluslararası düzeyde antiemperyalizmi, ulusal düzeydeyse çağdaşlaşmayı hedefleyen Atatürkçülük, bu hedefleri gerçekleştirebilmek için “6 Ok” la özetlenen ilkelere dayanır. Bu ilkeler, tıpkı bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlar. Bu ilkeler arasında laikliğin temel bir önemi ve rolü vardır. Gerçekten de Atatürkçü hedeflerin çoğunun laikliğin yokluğunda gerçekleşememiş ya da varlığını sürdürememiş olacağı açıktır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında pek çok aydın, düşünür toplumu çeşitli yönleriyle çağdaşlaştırmayı hedeflemişler ama laikliğin yokluğunda tasarladıkları atılımları gerçekleştirememişlerdir.

  • Laiklik, tüm ilerici ve devrimci atılımların önünü açmıştır.

Yazımı bitirirken laikliğin ülkemiz için olduğu kadar tüm insanlık için de gelişime ve çağdaşlığa giden devrimci yolların kapılarını açan değerli bir anahtar olduğu inancımı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Koronavirüs ve batmakta olan güneş

Koronavirüs ve batmakta olan güneş

Savaşlar, iç savaşlar, taht savaşları, ayaklanmalar, ekonomik krizler, doğal afetler, salgın hastalıklar gibi nedenlerle devletler de karaya oturabilir. Bazıları bu olağanüstü koşullardan enkaza dönüşmeden kurtulabilirler. Bazılarının bu olanağı olmaz. Tarihten silinirler. Bazıları da enkaz üzerine yeni bir ruhla yeni bir kimlikle ve taze bir güçle yeni bir devlet kurarlar.

DÜNYA DEMİR TARIYOR

Dünya Savaşları, iklim değişikliği, çevre felaketleri, doğal afetler, küresel ısınma, ekonomik krizler ve salgın hastalıklarda da dünya demir tarar. Ancak Homo Sapiens‘ten bu yana dünyada yaşamış olan 100 milyarın üzerindeki insanın kurduğu topluluk, kabile, millet, devlet sistemleri her ne kadar milyonlarca yıl önce insanın denetimidışında beş ayrı yok olma (extinction) süreci ile karşı karşıya kalsa da topyekûn ortadan kalkma tehdidi ile hiçbir zaman karşılaşmadı. Bu nedenle çeşitli nedenlerle demir tarayan dünya, asla karaya oturup enkaza dönmedi.

Ancak 1945 sonrasında yerküre ilk kez insan marifeti ile kendi kendini yok edecek ve altıncı yok olma sürecine girecek kendini yok etme (self extinction) potansiyeline sahip bir dönemi başlattı. Bu sürecin işaret fişeği Japonya’da nükleer silahın patlatılmasıydı. Nükleer silahlar insanlık tarihinin yarattığı en büyük yıkıcı güç oldu. İnsanlık, tarihinde ilk kez kendi kendini yok edecek süreci kendi iradesi ile başlatıyordu. Bu irade Amerikan iradesiydi. Bu nedenledir ki Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan Amerikan atom bombalarının mimarı Oppenheimer, Manhattan projesinin ilk testi başarılı olunca kutsal bir Hint kitabında okuduğu şu cümleleri sarf etmişti: “Şimdi ben ölüm ve dünyaların yok edicisi oldum.” 2012 kayıtlarına göre, dünyada 8 devlet (ABD, RF, İngiltere, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail, K.Kore) her an kullanıma hazır 4400 nükleer silaha sahip. Eğer depolarda tutulanlar dahil edilirse kabaca 19000 nükleer silahtan bahsediliyor. Yıkım gücü dünyada neredeyse canlı bırakmayacak kadar büyük. Canlı kalanlar da radyasyon tehdidi ile yaşamak zorundalar.

ÇEVRESEL TEHDİT

Diğer yıkım çevreden geldi. 18. yüzyıl sonunda sanayi devriminin; 20. yüzyıl başlarında petrol çağının başlamasıyla yerküredeki en gelişmiş canlı türü olan insan, doğayı kontrol etme gücünü katladı. Bu süreci başlatan asıl sebep, insanoğlunun kazanma hırsının kontrol altına alınamamasıydı. Liberal kapitalist Batı hem kazanmak hem sömürmek hem de iyi yaşamak istiyordu. 21. yüzyıla girdiğimizde kabaca 4,5 milyar yaşında olan yerkürede insan, 200 bin yıldır varlığını sürdürüyordu. Medeniyetlerin en erkeni 10 bin yıl öncesine; Tek tanrılı dinlerin ilk kitabı bile kabaca 5 bin yıl öncesine dayanıyordu. Son 260 yılı saymazsak insanlık ve ekonomi kas ve rüzgâr gücü üzerinde yükseldi. 1773 yılında İngiliz James Watt’ın sitim makinesini bulmasından sonra her şey değişti. Yerkürenin sunduğu olanaklar ile önce kömür, yüz yıl sonra petrol, endüstriyel medeniyeti insan aklının tahmin edemeyeceği boyutlarda geliştirdi. Ancak doğayı da mahvetti. Petrol, enerjiden, plastiğe, gübreden kimya sanayine insan hayatının her alanına nüfuz etti. 21. yüzyıl biterken doğalgaz talebi artmaya başladı. Neticede hidrokarbonlar yani petrol, doğalgaz ve kömür insanlığa tarihte emsali olmayan büyük bir enerji arzı ile gelişme sağlarken, başta karbondioksit salınımları ve plastik, gübre vb. desteklediği yan ürünler ile doğayı mahvetti. Bugün insan dışındaki biyolojik tüm varlıklar yerkürede insan olmasa 100 kat daha az yok olacaklar. 1970’den sonra dünya nüfusu 2 kat artarken, vahşi hayvan nüfusu tam 2 kat azaldı. Bazı bilim insanları bu dönemi altıncı yok olma dönemi olarak isimlendiriyor. Atmosferdeki CO2 düzeyi milyonlarca yıllık tarihte yaşanmadık ölçüde yüksek. Okyanusların binlerce metre derinliklerindeki dünyaya oksijen temin eden organizmalar ölüyor. Denizler, nehirler ve göller ölüyor. Küresel ısınma sunucu buzullar eriyor. Deniz seviyesi yükseliyor. Kuraklıklar, su baskınları, kasırgalar artıyor. Katı atıklar yüzünden okyanuslarda Türkiye büyüklüğünde plastik adalar oluşuyor.

KOVID-19

Yerküre eriyen buzulları, yok olan canlı türleri, perişan edilen yağmur ormanları, neoliberal kapitalist sömürüye teslim edilen tüm varlıkları ile imdat sinyalini veriyordu. Yani yerküre demir tarıyordu. Kapitalist sistem, 18. yüzyıldan sonra dünya gemisinin kaptan köşküne geçmişti. Protestan ahlakı ile şekillenen kapitalizm emperyalizme evrilmiş, iki dünya savaşını ve soğuk savaşı kazanmış olmanın rahatlık ve şımarıklığı ile neoliberal kapitalizme dönüşmüştü. Sözde demokrasi maskesi altında emperyalist etki alanını genişleten bu sistem, sahip olduğu sermaye gücü, kültürel güç, psikolojik üstünlük ve yok edici nükleer askeri gücü kullanarak ulus devletlerin doğal kaynaklarını kontrol edecek tüm mekanizmaları ortadan kaldırdı. Artık doğanın kontrolü neoliberal elitlerin eline geçmişti. Sınır tanımıyorlardı. Gemi, 21. yüzyılın ilk yarısında doğanın tüm uyarılarına rağmen ısrarla karaya oturmaya kararlıydı. Zira sistem yanlıştı; teori yanlıştı. Pratik yanlıştı. İnsanlık intihar ediyordu.

  • Tüm dünyan nüfusunun %1’lik bölümü, küresel gelirin yüzde 80’ine sahipti.

Gelir dengesizliği, nüfus artışı, doğanın yok edilişi artık iç içe geçmişti. Bu dengesizlik sadece insanın insanı sömürmesinden kaynaklanmıyordu. Bu aynı zamanda neoliberal kapitalist ekonominin doğayı sömürmesinden de kaynaklanıyordu. Nükleer silahları geliştiren küresel sistem bu sefer doğayı yok ediyordu. Kovid-19 bu süreci durdurdu. Öte yandan küresel ekonomik sistemin demir taramasını hızlandırdı.

YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GEMİYİ KURTARMAK

Bir aydır neredeyse 3 milyar insanı evine hapseden virüs, dünyanın ve doğanın kurtulabileceğini ispat etti. Yaratacağı yeni düzen milyonlarca ölü ve yaralı ile mahvolmuş şehirler ve devletleri yaratan bir dünya savaşı üzerinden değil, salgın bir hastalık üzerinden kendine yol açıyor. Batı, yarattığı iki devasa kötülüğün (nükleer ve çevre tahribatı) daha büyük felaketlere yol açmadan kontrol altına alınması gerçekliği ile yüzleşiyor. Ulus devletlerin güçlenme döneminin önü açılıyor.

Bu yeni dönemde Kemalizm öğretisinin yani “6 Ok“un her birinin sükûnet, refah, barış ve istikrar için her devlete rehber olacağını söyleyebiliriz.
Zira Kemalizm doğaya, insan hayatına, devlete, millete saygılıdır.
Devletçi, halkçı, laik, milliyetçi, cumhuriyetçi ve devrimcidir.
Asya çağında Kemalizm’i rehber edinecek yenilenen dünya, karaya oturan insanlığı
selametle açık denize çıkaracak tek reçetedir.
Türkiye’de yeni arayış içinde, hâlâ çöken Atlantik sistemden medet umanlar
ve ulusalcılığı hastalık olarak görenlere hatırlatalım.

Titanik 108 yıl önce, 14 Nisan 1912 günü gece 23.35’te buzdağına çarptığında, kaptan dahil yolcu ve mürettebattan yani 2200 kişiden hiç kimse geminin 2 saat 45 dakika sonra batacağını tahmin etmiyordu. Ne yazık!

Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratan bu topraklar, bugün bile Titanik artıklarını yaratmaya devam edebiliyor. Sorun onların ortaya çıkması değil. Onların dedelerini Mütareke döneminde gördük. 1919 yılında Sadrazam Damat Ferit, İngiltere Yüksek Komiseri Amiral Arthur Calthorpe’a şöyle diyordu:

  • “Padişahın ve benim yegâne ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir.”

Sorun bu gibilerin batmakta olan güneşi doğuyor diye pazarlamaları ve bu yüzsüz yalana inananların varlığıdır. Bu güzel ülkede kısa dönem çıkarları nedeniyle bu yalana hâlâ inanan ve inanmak isteyenleri kripto FETÖ’cüler, açık Atatürk düşmanları ve sahte Atatürkçülerin yoğunlaştığı günümüz konjonktüründe ikaz etmek görevimizdir.