Etiket arşivi: 6 Ok

SİVAS KONGRESİ’nin 103. Yılı…

SİVAS KONGRESİ’nin 103. Yılı…

Dostlar,

Bu gün 4 Eylül 2022.. Tam 103 yıl önce, Mustafa Kemal Paşa, çok ağır 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi (Mütarekesi) kuralları bile çiğnenerek anayurt Anadolu’nun da neredeyse tümüyle işgaline ve yalnız öz yurdun değil;

Ulusun da “yok edilme” (açık soykırım!) planlarına karşı Anadolu’da çözüm ararken, Sivas’ta bir Ulusal Kurtuluş Kongresi düzenlemişti. Erzurum’da 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 arasında Kazım Karabekir Paşa’nın büyük desteğiyle yapılan ve yerel ölçekte kalan ilk Kongrenin ardından, Sivas Kongresi hem pekiştirme, hem süreklilik hem de savaşımı ulusal ölçeğe yükseltgeme amaçlarını taşımaktaydı..

İşte, ulusal kurtuluşu örgütleyen şanlı Sivas Kongresi’nin açılışının mutlu 103. yılındayız bu gün!

G i r i ş

Dersaadet, çağın devlerinden Almanya ile bağlaşıklığına (müttefikliğine) karşın 1. Dünya Paylaşım Savaşı’ndan yenik (mağluo) çıkmış ve burnunun dibine dayatılan Mondros Silahbırakışması’nı (Mütareke) bağıtlamak (imzalamak) zorunda kalmıştı. Devletlü (!) Müdafaa Nazırı (Savunma Bakanı) Enver Paşa, 2 Alman savaş gemisini (Göben ve Breslau) Boğazlardan Karadeniz’e geçirmiş, SSCB’ye karşı bunalım (kriz) çıkmasın diye de bu 2 savaş gemisini Osmanlı Devleti’nin satın aldığı (!) açıklanmıştı; hatta anılan 2 geminin adları değiştirilerek Yavuz ve Midilli yapılmıştı!

Ne var ki, Yavuz ve Midilli mahlaslarıyla (takma ad) Karadeniz’e açılan 2 Alman savaş gemisi Kırım – Sivastopol’ü bombalayınca, “Hasta Adam” Osmanlı, parçalanmaya giden acımasız tarihsel süreçte son perdeyi oynamak üzere kendisini otomatik olarak, Almanya bağlaşıklığıyla İtilaf Devletleri ile (İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan..) savaşır bulmuştu.

Çoook geniş cephelerde 4 yıl süren (1914-18) tarihin en kanlı savaşlarından biri olan 1. Dünya Paylaşım Savaşı yitirilmişti. Milyonlarca şehit, gazi ve yitik (kayıp) Galiçya’dan Kafkasya’ya, Libya’dan Sina’ya, Hicaz’dan Balkanlara… dek 7 cephede boğuşmuş, deyim yerinde ise “diz çökmek” zorunda kalmıştık.

Enver Paşa, tüm olumsuz tabloya karşın, gerçekçi olmaktan son derece uzak, Atatürk’ümüzün nitelemesiyle “serüvenci” liğini bırak(a)mamış, 90 (doksan!) bine yakın vatan evladını, ham hayal “Turan” ülküsü (pan-Turanizm) uğruna Sarıkamış dağlarında donmaya terk ederek yurt dışına kaçmıştı (acı ki, ülke dışında öldü) ..

1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyun-u Umumiye’nin (Borçlar Genel İdaresi) kurularak Osmanlı Maliyesi’nin tümüyle Batı emperyalizmine terki ile başlayan “kırılma” süreci, “Hasta Adam” Osmanlı‘nın nasıl paylaşılacağına 40 yıl sonra “artık” karar verilebildiğinden, yıkım planı Mondros Ateşkesi ile yürürlüğe eylemle (fiilen) sokulmuştu (30 Ekim 1918).

Mondros Ateşkesi’nin kurallarını çok aşan işgallerin ardından SEVR dayatılacağı açıktı.. Öyle de olmadı mı? 30 Ekim 1918’in üzerinden 2 yıl bile geçmeden 10 Ağustos 1920’de, İngiliz muhibbi (sevdalısı!) 36. ve son Padişah 6. Mehmet Vahidettin, sadrazamı Tevfik Paşa’yı Paris’e yollayarak, bırakalım öbür Osmanlı topraklarını, anavatan Anadolu’nun bile emperyalist işgalle paylaşılmasına imza koymadı mı? Kuvayı Milliye’yi asi ilan edip Yunan işgaline ses çıkarılmamasını sözde fetvalarla İngiliz uçaklarından Anadolu’ya attırmadı mı? Mustafa Kemal Paşa tüm bu ihanetleri SÖYLEV’inde açıkladı ve “alçak” (den’i) “soysuz” dedi Vahdettin’e.. Yanlış mı??

Sivas Kongresi Süreci

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 30 Ekim 1918’i izleyen 6 ay, “Mütareke İstanbul’u” nda kurtuluş çareleri için çırpınmış ancak Saltanat’ın teslimiyeti hatta daha sonra SÖYLEV’inde dile getireceği açık ihaneti karşısında, tek yol olarak Anadolu’da halkı örgütleyerek bir Ulusal Kalkışmayı, anti-emperyalist özgürlük ve bağımsızlık savaşını öngörmüştü. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışını, Mustafa Kemal Paşa, verili koşulları son derece akıllıca değerlendirerek yönetti. Padişahtan Ordu Müfettişliği görevi sağladı, Genelkurmaydaki arkadaşlarının da desteği ile. Mustafa Kemal Paşa, bu süreci özellikle anılarında açıkça yazmıştır. Sonradan kitaplaştırılan, Hakimiyet-i Milliye’de Falih Rıfkı Atay’ın kaleme aldığı yazılarda, tarihe not düşürmüştür.

19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkış, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919), Ali Rıza Paşa Kabinesi ile Amasya Protokolü (20-22 Ekim 1919). Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu Kongreye de, Erzurum Kongresi’nde olduğu gibi, askerlikten istifa etmiş, herhangi bir resmi sıfatı bulunmamasının yanı sıra, boynunda İngiliz Muhipleri (sevenleri) Derneği’nin kurucusu son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in idam fermanı ile katılmıştır. Kendisine yakıştırdığı düşündürücü nitem (sıfat) şöyledir :

“Sine-i Millette ferd-i mücahitim..”

  • Sivas’a geçiş de kolay olmamıştır.. Elazığ Valisi Ali Galip, “yakalama” ve gerekirse infaz fermanı almıştır Pay-i Taht’tan (İstanbul’dan).. (Bizim akrabamız Diyab Ağa komutasında 3000 dolayında yurtsever Dersimli, en kritik sarp geçitlerde Mustafa Kemal Paşa ve konvoyunun Sivas’a geçişi için yaşamsal önemde tarihsel koruma ve güvenlik sağlamıştır..)

Bu kez, Erzurum Kongresi yerel kararlarının pekiştirilmesinin yanında, genelleştiril-mesi de hedeflenmiştir. Ne kararlar alındı Sivas Kongresi’nde ?

Sivas Kongresi, Temsil Heyeti’ni belirler, başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’yı getirir ve görkemli meydan okuyuşunu, özgürlük bildirgesini dünya kamuoyuna şöyle haykırır :

  • Bugün ulusça bilinmekte olan iç ve dış tehlikelerin yarattığı “u l u s a l   u y a n ı ş” tan doğan Kongremiz, aşağıdaki kararları almıştır :

1. Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan silah bırakımı (mütareke) tarihinde (30 Ekim 1918, Mondros) sınırlarımız içinde kalan Osmanlı ülkesinin bölgeleri, birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılması olanaklı olmayan bölünmez bir bütün oluştururlar.

2. Toplumun bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığımızın sağlanması için
ULUSAL GÜCÜ ETKEN ve ULUSAL İSTENCİ EGEMEN KILMAK kesin ve temel ilkedir.

3. Ülkenin herhangi bir bölümüne (Ulusal Ant sınırları içinde) yönelecek müdahale ve işgale, hep birlikte savunma ve direnme ilkesi meşru kabul edilmiştir.

4. Osmanlı hükümeti, bir dış baskıyla ülkemizin herhangi bir kesimini terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, ülke ve ulusun dokunulmazlığını ve bütünlüğünü güvenceleyen her türlü önlem ve karar alınmıştır.

5. Ülke bütünlüğümüzün bölünmesi düşüncesinden tümüyle vazgeçilerek bu topraklar üzerinde tarihsel, ırksal, dinsel ve coğrafyasal haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz kılınmasını, böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.

6. Ulusumuz, insancıl ve çağdaş amaçların yüceliğine inanır; teknik, ekonomik ve endüstriyel durum ve gereksinimimizi takdir eder. Bu nedenle, devlet ve ulusumuzun iç ve dış bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğünü korumak koşuluyla, önceki maddede açıklanan sınırlar içinde, ulusal ilkelerimize saygılı ve yayılma emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, ekonomik ve endüstriyel yardımını hoşnutlukla karşılarız. İnsancıl ve adil koşulları taşıyan bir barışın kısa zamanda gerçekleşmesi, dünya ve insanlığın dinginliği için, en başta gelen ulusal emelimizdir.

7. Ulusların kendi yazgılarını kendilerinin belirlediği bu tarihsel çağda, merkezi hükümetimizin de ulusal istence bağlı olması zorunludur. Çünkü ulusal istence dayanmayan bir hükümetin tepeden inme ve kişisel kararlarına ulusça uyulmayacağından başka, bu kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye dek görülen eylemler ve sonuçlarıyla kanıtlanmıştır. Bu nedenle ulus, içinde bulunduğu kaygı ve sıkıntılardan kurtulmak çarelerine doğrudan başvurmak zorunda kalmadan, merkezi hükümetimizin Ulusal Meclis’i hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması, böylece vatan ve ulusun yazgısı hakkında alacağı bütün kararları Ulusal Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

8. Vatan ve ulusumuzun karşılaştığı zulüm ve elemlerle ve tümüyle aynı ülkü ve amaçlar, ulusal vicdandan doğan vatansever ve ulusal derneklerin birleşmesinden oluşan genel kitleye bu kez “ANADOLU ve RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ” adı verilmiştir. Bu Dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tümüyle arınmış ve aklanmıştır. Tüm Müslüman yurttaşlarımız bu Derneğin doğal üyeleridir.

9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan genel kongresi tarafından kutsal amaçları izlemek ve bütün örgütü yönetmek için bir “Temsil Kurulu” (Heyet-i Temsiliye) seçilmiş ve köylerden il merkezlerine dek bütün ulusal örgüt birleştirilmiş ve güçlendirilmiştir.

GENEL KONGRE KURULU / 11 Eylül 1919, Sivas

Sonuç ve Günümüze Bağlantı :

Her şeye karşın, emperyalizmin içeriden devşirdiği Ali Kemal’lerin, Ref’i Cevat Ulunay’ların, Refik Halit Karay’ların, Şeyhülislam Dürrizade’lerin.. ve aynı yoldaki güncel işbirlikçi takım da dahil tüm şürekanın akıl almaz yöntemlerle ahtopot örneği pek çok koldan saldırmasına karşın; Türkiye Cumhuriyetimiz dimdik ayakta. Sonsuza dek de ayakta kalacak, özgür ve onurlu varlığını sürdürecek elbette.

İstanbul Tıp Fakültesi öğrencilerinin aralarında para toplayarak Sivas Kongresi’ne temsilci olarak yolladıkları Tıbbiye’nin 3. sınıfındaki Hikmet (Boran), Mustafa Kemal Paşa’ya kafa tutacak denli ateşli bir tam bağımsızlık savunucusuydu. Çünkü tıbbiyeli arkadaşları O’nu bu amaçla (Tam bağımsızlık için!) Sivas Kongresine yollamışlardı. Çünkü onlar, 1915’te Çanakkale savunmasında hepsi şehit olan Tıbbiye 1. sınıf öğrencilerinin acılı ülküdaşlarıydı. 1921’de İstanbul Tıp Fakültesi hiç mezun veremedi..

Hep yineliyoruz; tarih engebeli bir yaşantı sürecidir, maratondur. “Akılcı bir sabırlılık” temel koşullardan biridir. Hele hele ülkemiz coğrafyasının ne denli belalı olduğunu uzun uzadıya irdelemek de anlamsız. Bu zor tarihsel süreçte, jeo-coğrafik konumda, bir yandan yüksek nitelikli jeo-politik konumun nimetlerini devşirirken, bir yandan da külfetlerini omuzlayacağız. Türkiye, hiç ama hiç kuşku yok büyük ve köklü bir devlettir. Son derece varsıl ve bize güç katan devlet kurma-yönetme deneyimimiz vardır ve doğallıkla genetik kodlarımıza da işlenmiştir bu yetilerimiz. Günümüzde Tek Dünya Devleti hatta hegemonyasına oynayan süper gücün yüz yüze olduğu güçlükler çok nettir. Hiç kimse, süt liman bir küresel hele bizim koordinatlarımızda bölgesel bir konjonktür düşlemesin. Bitmeyen, bitmeyecek olan -yoksa tarih de biter!- bu yaman diplomatik satranç sürecek.

Sivas Kongresi’ni en zor koşullarda, kelle koltukta başaran, Kurtuluş Savaşı’na yol ve yön veren saygın temsilcileri, Tıbbiyeli Hikmetleri, Mustafa Kemal Paşa’yı utandırmayacağız. Onları minnet, şükran ve saygıyla anıyoruz.

Hikmet_Boran

Tıbbiyeli Hikmet (Boran) (Orhan Boran’ın babası) (yanda)

Bize kutsal emanetleri Türkiye Cumhuriyetimizi sonsuza dek şanla yaşatacağız.

Atatürk Devrimleri, Türkiye topraklarında bu tarihsel gizilgücü (potansiyeli) yaratmıştır; Devrimci kuşaklar, geriye dönüşe asla izin vermeyecek güç, azim ve kararlılıktadır.

Bu böylece bilinmelidir.

Selam olsun Sivas Kongresi’ne, yiğitlerine ve kararlarına!

 

Sivas_Kongresi'ne_katilanlar

Bir milletin Cumhuriyet’ten bu yana 99 yıllık çağdaşlaşma azmi karşısında, bu girişimler zavallı Donkişot’un yel değirmenlerine saldırmasından daha zavallı değil mi??

CHP gerçekte Sivas Kongresi’nde kurulmuştur.. CHP bir yandan köklerine dönmeli ve onlara sarılmalı, onlarda güç ve yaşam bulmalı; bir yandan da, Mustafa Kemal Paşa’nın “sürekli devrimcilik”, “akla ve bilime dayalı olma” özellikle “6 Ok” .. gibi iyi bilinen ilkeleri doğrultusunda kendisini çağın gereklerine uyarlamalıdır. Bu o denli büyütülecek zor bir iş değildir ve “Yeni CHP, Y-CHP” olmayı içermez, gerektirmez de; tersine dışlar, reddeder..

  • Sürgüt kılınan OHAL rejimi altında başkalaştırılarak AKP – RTE açık darbesi ile otoriter – totaliter – hatta despotik dinci rejime savrulan Türkiye’de, kökleri Sivas Kongresine dayalı CHP’nin önemi ve işlevi olağanüstüdür.

Sivas Kongremizin 103. yılında, gelecek yıl 4-11 Eylül haftasında daha güzel bir içerik ve Türkiye gündemi paylaşma umut ve dileğiyle.. Örneğin ilk genel seçimlerde AKP’den kurtulmak dileğiyle.. Ardından RTE’ye Saray’dan indirmek ve yargılamak üzere..

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2022, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak . Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net             profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik           twitter : @profsaltik

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 02 Mart 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

DAVUT

Davutoğlu, ”Ukrayna krizi, uluslararası krize dönüşmüştür. Türkiye acilen özellikle NATO’da etkin ve proaktif bir diplomasi yürütmeli.”

Sanki sorunun kaynağı ABD-NATO değilmiş,

Görevdeyken çıkardığı sorunlar yetmemiş…

KARARLI

RTE,”NATO kararlı adım atmalı”

  1. Kendi üyesi (Türkiye) için kılını kıpırdatmayan NATO’dan ne bekliyor?
  2. NATO silahlı müdahale kararı alsa Türkiye çıkmaza girmez mi?..

DOST

Türk vatandaşlığına geçip Muhammed Halebi olan ismini Muhammed Sabancı yapan Suriyelinin, AKP Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Akay adına kayıtlı TBMM kartını kullandığı anlaşıldı.

Dost alış-verişi olmuştur…

OK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 28 Şubat’ta 28 başörtülü kadınla bir araya geldi.

Türbana, çarşafa, tarikata-cemaate selam durarak “6 Ok“tan kurtuluş hareketi…

DEFTER

Karamollaoğlu, ”28 Şubat’ın defterini düreceğiz”

Defterde Akşener imzalı Bakanlık emri var, o ne diyor?

Madımak’ın defteri açık!..

EMPERYALİST

Perinçek, ”Putin, barış ve huzur getiren modeli uygulamaya devam ediyor ve ABD’nin NATO’yu doğu devletlerinin ve milletlerinin üzerine sürme girişimini bozguna uğratıyor.

Kendi topraklarını savunmadığına göre, Rusya’nın saldırısı emperyal davranış olmuyor mu?

Ukrayna devleti, halkı insan değil mi? Özgür iradeleri yok mu?

Emperyalizme karşı olduğunu söyleyip, emperyalizme tapmak böyle bir şey olmalı…

MESAJ

Altı muhalefet partisinin açıkladığı programı “Biden programına demokrasi kılıfı” olarak gören Aydınlık toplantıdaki “Savaşa hayır”, “Masum insanların bombalanmasına hayır” sözleriyle Amerika’ya mesaj verildiğini yazdı.

Ne demelilerdi?

  1. Savaş, hep savaş! Rusya’nın savaşı yasaldır!
  2. TSK Rusya’nın yanında savaşa girsin!
  3. Ukrayna’da tek canlı kalmasın!
  4. Parlamenter demokrasi kılıfı istemiyoruz, tek adamın kılıyız!

BORÇ

Rusya’nın saldırısı ile Montrö’nün önemini vurgulayandan geçilmiyor.

En başta da Erdoğan’ın Montrö’yü değiştirebileceğini söyleyen iktidar mensupları ve amirallere “zevzek” diyenler geliyor.

Amirallere borçludurlar; bir özür bir de teşekkür…

SORUYORUM

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. 20 Aralık 2021 gecesi döviz bozdurarak vatandaşın sırtından vurgun yapanlar kimlerdir?

Bunlara bilgi sızdıran kimdir?

  1. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların/yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk ve fahiş fiyatla) soruşturulması neden engellendi?
  2. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Uyuşturucu kaçakçılığının üzerine neden gidilmiyor?

Sedat Peker’in susturulması karşılığında BAE’ye ne verildi?

  1. Orman yangınlarının sebepleri ve ihmali olanların soruşturulması TBMM’nde neden engellendi? Yangınlar kasıtlı mıydı
  2. Yurt dışına para aktararak vergi kaçıranlardan hesap sorulmayacak mı? Yasal engel çıkarılmayacak mı?..

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 12 Mayıs 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
Em. Tümg.

AŞI

Sağlık Bakanı Koca, sonunda aşıyı getiremeyişinin sebebini açıkladı:

Ne o, ne bu. “Aşı neden yok?” diyenlerin aynı zamanda Çin ile ilişkilerimizi bozacak açıklamalarda bulunmaları.

Acı gerçek!..

SARIBAL

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Dersim katliamında yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum” şeklinde tweet attı.

Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Biz Dersimli fakir bir ailenin dördüncü çocuğunu genel başkan yaparak Dersim ile helalleştik, Dersim ile yüzleştik.” dedi.

Bal olsa yenmez.

Tarihini çarpıtandan Atamızın kurucusu olduğu partinin de, milletin de vekili olmaz.

Dersim Osmanlıdır, Tunceli Cumhuriyettir” bunu bilmeden “6 Ok” çu olunmaz..

KIYAK

Bakanlıktan alınan Zehra Selçuk, 39 bin TL huzur hakkı ile Kardemir Yönetim Kurulu’na seç/ilmiş/tirilmiş.

Darısı Ruhsar Hanıma.

Devletten nemalanmadan nasıl geçinsin!!

KÜSTAH

GKRY Lideri Anastasiadis, Adadaki çözüm konusundaki Türk görüşünü, “Yeni Osmanlı hayalindekilerin küstahlığı” olarak niteledi.

Unutkan palikarya…

FESAT

Nagehan Alçı, “Her AK Parti mensubunun kabul etmesi gereken bir konu var. Artık AK Parti’nin de içi fitne-fesat dolu bir kaynayan kazan haline geldi. Aynı şey AK Parti medyası için de geçerli.” yazdı.

Bu işleri iyi bilir…

İTİBARSIZ

TÜİK, %14.60 olarak gösterdiği 2020 yılı enflasyonunu %36.72 olarak açıklayan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında TÜİK’i itibarsızlaştırdığı gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu.

Çok itibarlıydı!…

TURİZM

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Avrupalılara, turistleri görecek herkesin aşılanacağı güvencesi verdi.

Turistlerle fotoğraf çektirip Bakanlığa yollasak olur mu?..

MİLLET

Eski vekil Cihangir İslam, “Israrla HDP’nin de Millet İttifakı’nın içinde olmasını başından beri savundum, hala daha savunuyorum.” dedi.

Önce HDP milletin partisi olsun, gerisi kolay…

DUA

Manisa Mesir Camisinde okunan duada, “Oruç tutmayanın başı ağrısın” denmiş.

Bakalım gökten ne yağacak?…

SUÇ

İçişleri Bakanı Soylu, İmamoğlu’nun türbede elleri arkada dolaşmasına, “Bana göre suç” dedi.

Bu duruma göre normlar hiyerarşisi;

Anayasa,

Soylu yasası,

Yasa,

Tüzük, Yönetmelik, Yönerge biçiminde düzenlenmiş oldu…
(AS: 2017 Anayasa değişikliği ile md. 115 kaldırıldı, yeni Tüzük yapılamıyor..)

ÇABUCAK

Sahte pasaportla 24 kez Türkiye’ye giriş yapan HT adlı vatandaş 25. girişte yakalandı.

Çekirge kadar sıçrayamamış!…

SORUYORUM

128 milyar Dolar nerede?

Sarıklı amiralle ilgili soruşturma kaç yıl sürecek?

TBMM / Ülkeyi yönetenler, Ruhsar Pekcan yolsuzluğuna ne zaman el atacak?..

ANNELER

Başta Büyük Önder Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım olmak üzere tüm annelerin gününü kutluyor, şükranlarımı sunuyorum…

KÜÇÜKLERİN BÜYÜK BAYRAMI 23 NİSAN

Mustafa AYDINLI 

1919 – 1922 arasındaki dönemi kavrayıp özümsemeden, yaşananları tüm boyutları ile bilmeden, ne Ulusal Egemenliğin anlam ve önemini ne de Cumhuriyetin değerini bilebiliriz. Bu gün TBMM’nin açılışının 101. yılını buruk kutluyoruz. Öbür sorunlar bir yana, Covid-19 salgını da önemli engel oluşturmakta. Bu nedenle coşkumuzu, kararlılığımızı sokaklara, caddelere ve alanlara taşıramayacağız. Yine de küçüklerimizin büyük bayramının, 23 Nisan 1920’nin ölçüsüz övüncünü evlerimizden de olsa duyacağız.

1919 – 1922 arasında bir yanda etnik savaş vardı. Anadolu’da Türkler, Kürtler, Rumlar, Ermeniler birbirini boğazlıyordu; öbür yanda din savaşları sürüyordu. İlhan Selçuk’un deyimi ile Birinci Dünya Savaşı’nda padişah ‘cihat’ ilan etmişti; çağrı Müslümanlara vız geldi. 1919-1922 arasında Anadolu’da Hıristiyanlarla Müslümanlar kapıştılar… İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Rumlar, Yunanlar, Ermenilerden oluşan Hıristiyanlar; öte yanda Türkler, Lazlar, Çerkezler, Kürtler, Araplar, Abazalardan oluşan Müslümanlar vardı.”

Hilafet ordusu ve Kuvayı Milliyeciler arasındaki iç savaşta kardeş kavgası doruktaydı. Dış destekli iç isyanlar bitmek bilmiyordu. İsyanların en korkuncu Anzavur’un çıkardığıydı. Arkasında İngilizler vardı ve dinsel inançları kullanıyordu.

Dış güçler kuşatmanın başka boyutuydu. İşgalci Yunanlar, İngilizlerin maşası olarak Ankara yakınlarına dek gelmişlerdi Megali İdea kışkırtmalarıyla.

Emperyalizm, ülkenin yeni haritasını Sevr’e göre çiziyordu. Özyurt Anadolu bile parçalanmıştı, lime lime yutulmaya hazır durumdaydı. Sovyetler Birliği’nin büyük desteği ile emperyalizm 3,5 yılda yenilgiye uğratıldı. Bu görkemli Kurtuluş Savaşı, sonunda 24 Temmuz 1923’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu (AS: ve de tabusu!) olan  Lozan Antlaşması ile taçlandırıldı.

İşte, cehennemin yaşandığı ülkede gerçeği kavrayan, Ulusal Kurtuluş Savaşını gerçekçi temelde  başlatan ve yürüten Egemenlik bağsız koşulsuz ulusundur sloganı ile tarihsel meşru zemine oturtan bir Önder vardı; hiç kuşku yok ki O, Mustafa Kemal’di.

O gün de, bugünkü gibi şeriat özlemi ile yanıp tutuşanlar vardı. Mustafa Kemal ve arkadaşları için ölüm fermanı çıkarılıyordu. Padişah, Hilafet ordusu, emperyalizmin İtilaf Devletleri ve maşaları Yunan saldırısı – işgali kol kolaydı.

TBMM, 23 Nisan 1920’de bu koşullarda Ankara’da açıldı. Egemenlik Saraydan, Sultandan alınıp halka verildi. Demokrasinin ön koşulu “ulusal egemenlikti” çünkü.

Cumhuriyet; Laiklik, Devrimcilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Devletçilik gibi 6 evrensel değer, “6 OK” üzerinde kuruldu ve yaşama geçirildi.

TBMM 23 Nisan 1920’de, 101 yıl önce Milli Mücadele sırasında açıldı ve babadan oğula geçen Osmanlı hanedanlığına son verildi. (AS: Saltanat daha sonra, 1 Kasım 1922’de kaldırıldı) Ulusal Kurtuluş Savaşını TBMM ve Hükümeti yönetti. Meclis’in istenci (iradesi) her şeyin üzerindeydi. Oysa günümüzde, mühürsüz oylarla “atı alan Üsküdar’ı geçmiştir” dayatması ve saygın hukuk bilginlerine göre ülke, gerçekte yok hükmünde olan bir anayasa ile yönetilmektedir. Meclis ne yazık ki işlevsiz duruma düşürülmüştür. Halkın istenci (iradesi) yine tek kişiye verilmiştir! Fakat daha 2. yılında anlaşılmıştır ki, bu tip ucube yönetimlerin Türkiye koşullarında ve 21. yy’da yaşama olanağı yoktur. Yürürlükteki yapı ölü doğmuştur, dayatmadır, hilelidir ve sürdürülemez.

  • Türk Ulusu’nun egemenliğinin şu ya da bu hileli yollarla tek 1 kişi tarafından gasp edilmesine asla izin verilemez!

Şimdi gündemin en önemli maddesi, demokratik parlamenter rejime bir an önce geri dönüştür.
Hem de daha da güçlendirilmiş olarak. Doğru elbette tektir, dönüp dolaşıp aynı yere gelinecektir. Bu durdurulamaz çabalar, Büyük ATATÜRK‘ün “Cumhuriyetin ilelebet (sonsuza dek) payidar kalacağı” öngörüsünü doğrulamaktadır doğallıkla.

Egemenliğin tek kişiden – aileden – Osmanlı hanedanından gerçek sahibi Ulusa geçişinin 101. yıldönümü 23 Nisan; küçüklerimizin büyük bayramı, çocuklarımız ve Ulusumuz için kutlu olsun!

Laikliğe dokunmak ateşle oynamaktır

Prof. Dr. Yakut Irmak ÖZDEN

ATATÜRK KÜLTÜR VAKFI BAŞKANI
Cumhuriyet, 20 Nisan 2021

Son günlerde gündemi işgal eden kimi olaylar ve hükümetçe alınan kararlar laiklik konusunda bazı anılarımı canlandırdı. Öncelikle bunlardan ikisini sizlerle paylaşmak istiyorum.

2000’li yılların başında bir cuma günü görev yapmakta olduğum İstanbul Üniversitesi’nin “profesörler evi” diye andığımız restoranında Beyazıt Meydanı’na bakan bir camın önünde öğle yemeği yerken, Beyazıt Camisi’nin yakınlarında dolaşan kara çarşaflı iki kadın dikkatimi çekmişti (o kıyafetle erkek de olabilirlerdi doğal olarak).

‘YA LAİKLİK!..’

Derken cuma namazının cemaati camiden çıkmaya başlayınca bu iki kişinin taşımakta olduğu paketten üzerinde gayet okunaklı biçimde “ya laiklik rezilliği ya hilafet güzelliği” yazan bir pankart çıkarılıp açıldı birden… Neyse ki camiden çıkanlar bu iki kişiye ve taşıdıkları pankarta herhangi bir ilgi göstermeden dağıldılar. Bugün olsa ne yaparlardı bilemiyorum…

Laiklik konusu geçtiğinde hep aklıma gelen bir diğer anıma gelince. Uzun yıllar önce, (1980’lerin sonuna doğru) Malezya’da “nüfus ve ana-çocuk sağlığı” temalı bir uluslararası kongreye “Türkiye’de aile planlaması yasaları ve uygulamaları” konusunda bir bildiri sunarak katılmıştım. Konuşmamın sonunda yanıma yaklaşan genç bir hekim hanımın sorusu şuydu: “Ülkeniz insanlarının hemen hemen hepsinin Müslüman olduğunu biliyorum. Peki, bu yasaları nasıl çıkarabildiniz?” Ben de kendisine, nüfusumuzun büyük çoğunluğu Müslüman olsa da devlet yönetiminin ve yasama erkinin Atatürk devrimleriyle laikleştiğini anlattığımda, yüzüme imrenerek bakmış ve “Ne kadar talihlisiniz” demişti…

Son zamanlarda tanık olduğumuz bazı gelişmeler laiklik karşıtı ödünlere işaret etse de ben Cumhuriyetimizin bu çağdaş düzeni içinde doğup büyümüş ve pek çok konuda laikliğin nimetlerinden yararlanmış olan üst düzey yöneticilerimizin bu nimetlerden vazgeçmek hevesinde olacaklarını pek sanmıyorum. Burada gördüğüm tehlike, bu kişilerin siyasal tabanlarını genişletmek ve güçlendirmek amacıyla hoşgörüyle baktıkları ve destekledikleri tarikatların oylarını kaybetmemek için laiklikten verecekleri ödünlerin kontrolden çıkmasıdır… Bu bağlamda İsmet Paşa’nın “Ben irticadan korkarım; zira Mehmetçik karşısında yeşil bayrağı görünce donup kalır” deyişi hep aklımdadır.

DEVRİMLERİN KOÇBAŞI

Bildiğimiz gibi uluslararası düzeyde antiemperyalizmi, ulusal düzeydeyse çağdaşlaşmayı hedefleyen Atatürkçülük, bu hedefleri gerçekleştirebilmek için “6 Ok” la özetlenen ilkelere dayanır. Bu ilkeler, tıpkı bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlar. Bu ilkeler arasında laikliğin temel bir önemi ve rolü vardır. Gerçekten de Atatürkçü hedeflerin çoğunun laikliğin yokluğunda gerçekleşememiş ya da varlığını sürdürememiş olacağı açıktır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında pek çok aydın, düşünür toplumu çeşitli yönleriyle çağdaşlaştırmayı hedeflemişler ama laikliğin yokluğunda tasarladıkları atılımları gerçekleştirememişlerdir.

  • Laiklik, tüm ilerici ve devrimci atılımların önünü açmıştır.

Yazımı bitirirken laikliğin ülkemiz için olduğu kadar tüm insanlık için de gelişime ve çağdaşlığa giden devrimci yolların kapılarını açan değerli bir anahtar olduğu inancımı bir kez daha vurgulamak istiyorum.