ŞAŞIRDIK MI?

ŞAŞIRDIK MI?

 portresi_Anit_Kabir'de

Suay Karaman

Suay Karaman bir zamanlar

  • Demokrasi bir tramvaydır. Gideceğiniz yere kadar gider, orada inersiniz” demişti.Aralık 2012’de Konya’da bir ödül töreninde yaptığı konuşmada ise: “Yav işte 326 milletvekiliniz var hala mı bahane diyorlar. Ama işte bu kuvvetler ayrılığı denen var ya, o önünüze gelip engel olarak dikiliyor.” demişti.

AKP iktidarı ile 14 yıldır ülkemizde tüm kuvvetlerin tek elde toplandığı ve adına “ileri demokrasi” denilen bir düzen yaşanmaktadır. 12 Eylül 2010’da yapılan halk oylamasının (AS: Anayasa’nın 26 maddesinin blok oylaması) amacı da yargıyı tümüyle siyasal iktidarın denetimi altına almaktı. Tayyip Erdoğan’ın güçler ayrılığından engel olarak söz etmesi, ülkemiz adına talihsizliktir; faşizmin ayak sesleridir, diktatörlüğe gidişin karanlık yollarını açmaktır.

Tayyip Erdoğan, “Anayasa Mahkemesi‘nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği hak ihlali kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum” demişti. Oysa Çankaya’daki görevine başlarken anayasaya bağlılık yemini eden birinin “ben farklı bir cumhurbaşkanı olacağım” diyerek, anayasaya aykırı hareket etmesi çok açık bir şekilde anayasaya karşı suçtur ve aslında sivil bir darbedir.

Geçtiğimiz günlerde kaçak sarayda kapalı kapıların ardında yapılan görüşmede, başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görevinden kovulduğu, bizzat Tayyip Erdoğan tarafından yüzüne karşı söylenmiştir. Tayyip Erdoğan, seçimli olağanüstü kongreyi toplamasını ve aday olmayarak, AKP genel başkanlığı ve başbakanlıktan ayrılmasını da bildirmiştir. Bu olanların hiçbirine şaşırmadık, çünkü yıllardır adım adım bu gidişe, “yetmez ama evet” diyerek aydın insan taklitleri de destek vermişti.

Bu durum karşısında birçok kimse Davutoğlu’na üzülmüş, haksızlık yapıldığını bildirmiş ve bu olayı bir darbe olarak değerlendirmişlerdir. Ancak Davutoğlu’nun, başbakanlığa gelmesini sağlayan laik ve demokratik devleti yıkıp, yerine ortaçağ karanlığında bir devlet kurmak için, kendisine verilen görevi yerine getirmeye çalışan biri olduğu unutulmaktadır. Yeni CHP genel başkanı daha da ileri giderek; “helallik boynumuzun borcudur, tüm haklarımızı helal ediyoruz” demiştir. Geçtiğimiz Nisan ayında Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’na; “Ben O’nu artık adam sınıfından saymıyorum, adam müsveddesi demeyi bile kendisine çok görüyorum..” demişti. “Davutoğlu’nu da savunmak bize düştü.” diyen Kemal Kılıçdaroğlu, eski başbakan Mesut Yılmaz’a milletvekilliği önerdiğine göre, bundan sonraki seçimlerde mutlaka Ahmet Davutoğlu için de bir şeyler düşünecektir. Buna da şaşırmayız…

Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’na yaptığını darbe olarak değerlendirenler, Türk Ordusu’ na kurulan kumpas için sessizliklerini korumaktadır. Bir siyasal iktidarın, kendi ülkesinin ordusuna düşman olması, sivil darbe olarak nitelenir. Demokrasilerde elindeki siyasal gücü, rejimin kuralları dışına çıkartarak hukuksuz amaçlara yönelmek, hukuk dışı tutum ve davranışlarda bulunmak, sivil darbe olarak nitelenir.

Bir siyasal iktidarın, yasama, yürütme ve yargıyı kendine bağlayarak, her koşulda sürekli kendi istediğini yapmak için uğraşması, tüm devlet kurumlarını ele geçirmek için sistemli bir şekilde kadrolaşması ve kendilerine karşı olanları bir biçimde yargılatıp, susturması sivil darbe olarak nitelenir.

Bir siyasal iktidarın, ülkenin parlamentosu yerine yasa gücünde kararnamelerle yasama görevini gasp etmesi, kurumların hesaplarını Sayıştay denetiminden kaçırması, sivil darbe olarak nitelenir. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu kesinleşen bir iktidarın, bu karara karşın ülkeyi yönetmesi açıkça sivil darbedir.

Demokrasi dışı tutum ve davranışları alışkanlık haline getiren siyasal iktidar, sivil darbe yapmaktadır. Üstelik yaptıkları darbe, muhalefet tarafından da görülememektedir. Tek adamlığa gidilen bu süreçten tüm siyasal partiler sorumludur.

Toplumumuzun dinselleştirilmesi ile Kürtlere özerklik tanınmasını öngören Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söyleyen birinin, tek adamlığa soyunması, ülkemiz için büyük bir felakettir. “İlla başkanlık değil, ‘partili cumhurbaşkanı’ sistemi de olabilir” sözleriyle Tayyip Erdoğan, AKP’de denetimi yitirmek istemediğini açıklamıştır. Terör her gün can almakta, Kilis ilimize her gün roketler atılmaktadır. AKP’ye %70 oy veren Kilisliler “öldürülüyoruz” diye gazetelere ilan verip, yöneticileri göreve çağırırken, büyük kentlerimizde bombalar patlatılırken, siyasal iktidarın gözü yeni anayasa yapmaktadır.

Bütün bu olanlara karşın muhalefet sessizdir ve kendi sorunlarını çözemeyen bir muhalefete de, zaten halk güvenmemektedir. Bu güven bunalımını aşmak için muhalefet yöneticilerinin hepsinin değişmesi gerekmektedir. Gerçekleşecek bir olumlu değişim ile ülkemizin yolunun da aydınlığa doğru değişeceği görülecektir.

===================================

Teşekkürler sevgili kardeşimiz Suay Karaman...

Sevgi ve saygı ile.
09 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil: Kut’ül ammare

Kut’ül ammare

portresi_kravatli

 

Yılmaz Özdil
SÖZCÜ,
3 Mayıs 2016

 

Dört yıl önce, 2012. Takunyacı ihlas holding’ten tgrt’yi satın alıp, adını Fox TV  olarak değiştiren dünya medya imparatoru Rupert Murdoch, ATV’yle Sabah’ı da almak için Ankara’ya geldi, asrın liderimizle buluştu, baş başa görüştü,
anı olarak da John Philby’nin kitabını hediye etti.
*
Murdoch, TGRT’yi Ahmet Ertegün aracılığıyla almıştı. Ertegün’ün dedesi
Üsküdar Özbekler Tekkesi’nin şeyhiydi. 
Babası, Washington büyükelçimizdi.
Beyaz Saray’ın pek kıymet verdiği bir aileydi, babası görev başında vefat etmiş, cenazesi Missouri zırhlısıyla gönderilmişti. Murdoch’ın babası ise, 1915’te Melbourne Age gazetesinin muhabiri olarak Çanakkale savaşını takip eden Avustralyalı gazeteciydi. Cephede gözlemler yapmış, sonra da sekiz bin kelimeden oluşan meşhur “Gelibolu mektubu”nu yazarak, gizlice Avustralya başbakanına göndermişti.

“İngiliz istihbaratı Londra’ya yalan raporlar gönderiyor,
Çanakkale geçilemez, boşuna ölüyoruz”
demişti.
*
Murdoch’ın asrın liderimize hediye ettiği “The Empty Quarter” adlı kitabın yazarı John Philby, İngiliz casusuydu. Anadili gibi Arapça biliyordu.
Güya müslüman oldu, Şeyh Abdullah adını aldı. Biz Çanakkale’de İngilizlerle boğuşurken, Osmanlı’ya isyan bayrağı açan Mekke Şerifi Hüseyin’e yardımcı olması için Arabistan’a gönderildi. Bir yandan sırtımızdan hançerleyen Arapları organize etti, bir yandan İngiliz petrol şirketlerine imtiyaz topladı,
bir yandan da tarihsel eserleri araklayıp İngiltere müzelerine sattı, servet yaptı.
*
İngiltere’ye dönünce, siyasete atıldı, seçilemedi, küstü. İkinci Dünya Savaşında saf değiştirdi, kendi ülkesini satmaya başladı, çaktırmadan Hitler’e çalıştı.
Yakalandı, bir süre tutuklandı, sonra ev hapsine alındı, savaş bitince İngiltere’yi terketti, Lübnan’a taşındı. Kalpten öldü.
Beyrut’ta müslüman mezarlığına gömüldü.
*
Bu casus arkadaşın bir oğlu vardı, Kim Philby… O da babası gibi Cambridge’ten mezundu, O da sular seller gibi Arapça biliyordu, O da casustu. 1947’de konsolosluk sekreteri ayağıyla İstanbul’a gönderildi. CIA ve MI6’in irtibat görevi için Washington’a tayin edildi. Soğuk Savaş tarihine “asrın casusu” olarak geçti. Çünkü, çift taraflı çalışıyordu. Köstebekti. Sovyet gizli servisi tarafından devşirilmişti, Moskova’ya bilgi satıyordu. Şüphelenildi, takip edildi, bir türlü suçüstü yapılamadı ama, kovuldu. O da gitti, babası gibi Beyrut’a yerleşti.
Güya gazeteciydi.
*
Gel zaman git zaman, 1961’de Anatoliy Golitsy isimli KGB subayı ABD’ye
iltica etti, bülbül gibi öttü. 
Kim Philby’nin ipliğini pazara çıkardı. Aranan kanıt nihayet bulunmuştu. İngiliz siciminin boynuna dolanmak üzere olduğunu anlayan
Kim Philby, Suriye üzerinden Ermenistan’a, oradan Rusya’ya kaçtı. 
Daha önce bir İngiliz, bir Amerikalı eşinden boşanmıştı, bu kez Polonya kökenli Rus yazar
Rufina Pukhova’yla evlendi. Yaşamı 
roman oldu, Hollywood’ta film oldu.
Alkolik oldu. İki kez intihara kalkıştı, beceremedi. 1988’de babası gibi kalpten gitti. Rusya, O’nun anısına posta pulu bastırdı.
*
Ölümünden sonra ortaya çıktı ki; İstanbul’da çalıştığı sırada, SSCB’nin İstanbul başkonsolosluğunda görevli olan ve İngiltere’ye iltica etmek isteyen Konstantin Volkov isimli KGB subayını, usta manevralarla bizzat kendi elleriyle KGB’ye
teslim etmişti. 
Çünkü, Volkov’un çantasında köstebeklerin listesi vardı ve listenin en başında Kim Philby yazıyordu! Bu casus arkadaşın, kendisi gibi casus olan babasına dönersek…

Suudileri örgütleyen John Philby, Irak’ın örgütlenmesi işini Gertrude Bell
adlı bir kadınla yürütüyordu. 
Gertrude casustu. Oxford mezunuydu.
Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe dahil, şakır şakır yedi lisan biliyordu. Çok güzeldi.
Kızıl saçlı, yeşil gözlü, narin yapılıydı. Gören çarpılıyordu. Etrafına ışık saçıyordu.
Arkeolog ayaklarıyla Mezopotamya’yı karış karış gezdi, aşiretleri örgütledi.
1919’da Paris Konferansı’na delege olarak katıldı. Haritaladı… Kürt, Arap, Türkmen bölgelerine ayırdı, bugünkü Irak’ın sınırlarını elleriyle çizdi.
1924’te Türkiye’yle İngiltere arasında imzalanan Irak sınırı, O’nun eseriydi.
Bir de kral buldu… John Philby’nin kankası Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı,
kukla olarak Irak tahtına oturttu.
*
Araplar ona “çöl kraliçesi” diyordu. Hiç evlenmedi. Aşıktı aslında…
Binbaşı Dick Doghty-Willie’ye aşıktı. Talihsizliğe bakın ki, binbaşı evliydi.
Gizli gizli mektuplaşıyorlar, buluşuyorlardı ama, binbaşı eşinden boşanmıyor, Gertrude bunalıma giriyordu. Sorunu biz çözdük… Binbaşıyı Çanakkale’de vurduk, herif öldü, aile faciası yaşanmasına gerek kalmadı! Gertrude’un Türk nefreti böyle başlamıştı. Sevgilisi ölünce kendini Kahire’ye attı, İngiliz gizli servisinin Arap bürosuna katıldı. Yukarda özetlediğim işleri halletmek için Irak’a geçti.
Önce bizim kuyumuzu kazdı, sonra kendi başını yedi. 1926’da, 58 yaşındayken aşırı dozda uyku hapı alarak, intihar etti. Bağdat’a İngiliz mezarlığına gömüldü.
*
Kendini öldürmeden önce, gene arkeolog ayaklarıyla kezlerce Anadolu’ya geldi.
Kadın konusundaki zafiyetimizi biliyordu, gayet iyi kullandı, kapıları ardına kadar açtırdı. Yetmedi, istediği gibi kurcalasın, memlekette cirit atsın diye,
yanına rehber bile verdik iyi mi… 
Hakkını verdi. Memlekette dört döndü.
Ne Diyarbakır bıraktı, ne Adana, ne Konya, ne Kayseri, ne Kapadokya…
Cudi’ye bile tırmandı. Kürt köylerini listeledi, hangi aşiret devletten yanadır, hangi aşiret ihanete müsaittir, şeceresini çıkardı.
Nereler kuytudur, nerelerden nerelere geçilir, haritaladı.

Mesela bir mektubunda “Zaho kampında konakladım” diyordu.
Bilmiyorum bi yerlerden anımsıyor musunuz, Zaho kampını!
*
Antakya’ya gitti. Karkamış’ta kazı yaptı. Bugün ne hale geldiğini gördüğümüz Suriye sınırında kiliseleri geziyorum dümeniyle, ahalinin etnik kökenini, mezheplerini raporladı. Öldüğünde, kendisinden geriye, elyazısıyla 16 günlük,
iki bine yakın mektup, yedi bin fotoğraf kaldı.
*
Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı, Gertrude dört ay sonra Anadolu’ya sızdı, Malatya’ya geldi, Kürt aşiretlerini devşirmeye çalışan
İngiliz casusu binbaşı Noel’le buluştu, Elazığ’a geçmek isterken enselendi, kendisiyle anladığı lisandan konuşuldu. 
Kuvayi milliyecilerin padişahçılara
pek benzemediğini öğrenmiş oldu, Milli Mücadele bitene dek Anadolu’ya
adım atmadı. 
Dedim ya, hiç evlenmemişti. Ama, anne sayılırdı.
Çünkü “manevi oğlum” dediği biri vardı. Yarbay Thomas Edward Lawrence… Namı diğer, Arabistanlı LawrenceEvlat yetiştirir gibi yetiştirdi,
yol gösterdi, akıl hocalığını yaptı, nüfuzlu kişilerle tanıştırdı. 
Arabistanlı Lawrence, kendisinden 20 yaş büyük olan bu kadın için “annemden farksız, bildiğim
her şeyi ondan öğrendim”
diyordu.
*
Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ü kaldığı oteline, ayağına getirtip madalya takan Suudi kralı var ya… İşte bu Lawrence’in Cidde’de yaşadığı evi restore ettirdi, kapısına da kocaman harflerle “Bu ev, Türklere karşı savaş vermemize yardımcı olan Lawrence’in karargahıdır.” diye plaket astı!
*
Neyse… 1953’te henüz 46 yaşındayken motosiklet kazasında ölen Arabistanlı Lawrence’ın yaşamı film oldu. 1962’de gösterime girdi, en iyi yönetmen dahil, yedi dalda Oscar kazandı. ABD Kongre Kütüphanesi tarafından, tarihsel değeri nedeniyle, Ulusal Film Arşivi’nde koruma altına alındı.
Ancak… “The End” olmadı. Gertrude Bell’in yaşamı da film oldu.
“Çöl Kraliçesi” adlı filmde, efsane kadın casusu Oscar ödüllü Nicole Kidman canlandırdı. Çekimleri Fas’ta ve Ürdün’de yapıldı. Beş bin figüran kullanıldı.
Bu cuma günü vizyona (AS: gösterime) giriyor. Zamanlaması ne tesadüf di mi? 

Kimbilir, yazarak anlatamıyoruz, belki seyrederek anlarız… Mesela, Mısır doğumlu İslam Teşkilatı sekreteri Ekmeleddin efendinin, neden yeni CHP tarafından
tıpış tıpış cumhurbaşkanı adayı ilan edildiğini, bu arkadaşın neden MHP tarafından TBMM Başkanlığına aday gösterildiğini, İngiltere kraliçesi’nin dindar cumhurbaşkanımıza neden şövalye madalyası taktığını, genelkurmay başkanımızın neden sünnet çocuğu gibi Suudi Kralı’nın yanına oturtulduğunu, asrın liderimizin Suudi kralına madalya takmaya neden doyamadığını,
Suriye’ye neden bulaştığımızı, Rus uçağını neden düşürdüğümüzü,
Kürdistan kuran Barzani’nin AKP kongresinde neden onur konuğu yapıldığını, Katar’a neden nöbetçi askeri üs kurduğumuzu, laiksiz anayasayı, 14 yıldır
iktidarda olmalarına karşın hiç anımsamayıp, 14 yıl sonra aniden Kut’ül ammare’yi hatırlamalarını, 14 yıl sonra aniden başlayan Kut’ül ammare sevdasını filan… 
Belki daha iyi kavrarız.
Popcorn yemeyi ihmal etmeyin, iyi seyirler Türkiye.

================================

Dostlar,

Değerli araştırmacı – gazeteci Yılmaz Özdil tek sözcükle gene “döktürmüş!”
değil mi?? Kalemine ve yüreğine sağlık diyoruz..

Halkımızı artık düşünmeye ve “soru sormaya” çağırıyoruz..

Ne, Neden-niçin, nasıl, nerede-nereye, ne zaman… KİM??
Ünlü 5N – 1K formülü..

Bu sorulara doğru yanıtlar bulmak için çabalamalıdır Ulusumuz..

Beyin iğfalinden kaçınmak için elinden gelen her şey yapmalıdır..

  • Dileriz AKP – RTE, Enerji Bakanı Damat Berat Albayrak’ı “Damt Ferit” örneği sadrazam yapmaz! Türkiye bunu kaldıramaz.. Zinhar aklınızdan çıkarın!

Sevgi ve saygı ile.
05 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Birgül Ayman Güler : “Taht hülyaları ve gerçekler” yazısı ve çağrışımlarımız..

Taht hülyaları ve gerçekler

portresi_genc

Birgül Ayman Güler

Kanlı PKK’nın Kandil sesi Duran Kalkan,
“2011 yılında başlayan ve adına ‘Arap Baharı’ denen süreç bugün Irak, Suriye ve Türkiye üçgeninde odaklanmıştır ki, burada belirleyici alanın Türkiye olduğu ve sorunların kalıcı çözümünün Türkiye’den başlayarak gerçekleşeceği açıktır.” diyor.

Arap Baharı, ABD imalatı BOP harekatının uygulama planı. Genç insanları canlı bomba yapıp binlerce masum insanın üzerine atan bu kişi, Türkiye için Libya, Mısır, Irak ve Suriye’deki gibi bir kader diliyor. Bu kader bir an önce gerçek olsun diye elinden geleni ardına koymuyor.
AKP yöneticilerinin ‘kalıcı barış’ için çözüm masalarına oturdukları ortakları buydu.
Ortaklığın temelinde aynı fırsatçılık vardı. Arap Baharı onların da hoşlarına gitmişti.
O baharın yapımcısı olan Amerikan harekatına eşbaşkanlıklarını gururla ilan etmişlerdi.
BOP penceresinden ne manzaralar seyredildi!
PKK baronları kendilerini petrol yatakları üzerine kurulmuş yeni-Babil tahtında görürken,
AKP yöneticileri Dersaadet’e kurulacak hilafet tahtı hülyasına daldılar.
Ortada ve ufukta tahtların ikisi de yok. Barış, demokrasi, insan hakları adına, oldukları yerde
ya da göç yollarında canları alınan çoluk-çocuk milyonlarca insan ve tarihin en büyük vahşetlerinden sonuncusu var.
***
‘Kalıcı çözüm’ün ne anlama geldiği artık açık: Ulusal yapıların parçalanması.
Irak’ta 2003 yılından, Suriye’de 2011 yılından bu yana sürdürülen vahşetin kapıları,
Türkiye’de ‘çözüm masaları’ ve ‘akil adamlar’la açıldı. Yeni-CHP’nin tepesine yerleşmiş,
hangi tahtın hülyasını gördüğü hepimiz için hala muamma olan klik, “al sana açık çek,
masa için” deyip bu masalara ortak oldu.

Ne var ki, bahar ortaklarının arası bozuldu. AKP yöneticileri, hiçbir rüyanın Amerikan siyasetinden fırsat sağlamakla gerçekleşemeyeceği gerçeğiyle yüz yüze geldiler.
PKK, sahibinin sağlayacağı her fırsata razı; sahibinin kanatları altına iyice sindi.
Müzakerenin yerini mücadele aldı. CHP’ye düşen ise, elinden düşürmediği çek defterini AKP’ye bu kez “al sana açık çek, terörü bitirmen için!” diyerek uzatmak oldu.

Gerçek CHP için utanç verici hallere bir yenisi daha eklendi.
Çünkü genel başkanın yardımcısı daha bir hafta önce Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmuş ve AKP cenahı hakkında Cumhurbaşkanından Başbakana, Beşir Atalay’dan MİT Müsteşarına, tüm ilgili kamu görevlileri için “2009-2015 arasında teröre yardım etmek” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.
Teröre yardım suçlusu saydığınız kimselerden, şimdi terörü bitirmelerini istemek nasıl bir iş?
***
Taht hülyaları da, açık çekler de artık yönsüzdür.
İster müzakere masasında olsunlar, ister mücadele alanlarında, bunların hepsi, şimdi tek sabitle yönlendirilmeye çalışılıyorlar. “Yeni anayasa”!
İmralı Notları, yeni anayasa için rota bildiren emirnamelerle donanırken,

– HDP temsilcileri istediklerinin ulusal/milli devletin ortadan kaldırılması olduğunu

açıkça söylediler.

AKP temsilcileri, aynı şeyi yerine ümmet toplumunu getirebilmek için, bunun ise kendi seçmenlerince reddedildiğini gayet iyi bildiklerinden, istediklerini hala ilm-i siyaset teknikleriyle ve Başkanlık örtüsü altına gizlenerek söylemeyi sürdürüyorlar.

Yeni-CHP kliği etnikçi eşit vatandaşlık anlayışı örtüsüne saklanıp
buna da bir ‘açık çek’ kesmiş durumda.
MHP ise bildiğiniz gibi.
Hangi partiden olursa olsun halka gelince, hepimiz, canlı bombalı saldırılarla
felç edilmeye çalışılıyoruz.
Bu sahte Baharcılar bir işgal etmeyi, bir de anayasa yapmayı sevdiler.
Bizim ise, yitirdiğimiz her canımızla birlikte boyun borcumuz daha da arttı.

Yeni Anayasaya Geçit Yok!

(AYDINLIK, 1.3.1)

====================================

Dostlar,

Teşekkürler usta ve birikimli kalem,
yurtsever dostumuz Prof. Birgül Ayman Güler hocamıza…

“Yeni Anayasa” tuzağının gerçekte Küresel emperyalizmin dayatması olduğunu
ve içeridekilerin de adeta yemlenerek iğrenç, bölücü Batı projesine ortak – maşa ve
mahkum edildiklerini bir kez daha vurgulamakta çoook büyük yarar var…

  • “Biz Küreselleşmenin Anayasasını hazırlıyoruz. 
    Ne hükümetler neyin altına imza attıklarının, 
    ne de şirketler neler kazandıklarının farkında.“
    Renato Ruggerio; DTÖ Eski Genel Başkanı (1997)

* Sözde, DTÖ güdümünde “serbest ticaret” kutsanıyor; oysa ulusal teknolojimiz
rekabete elverişli değil. AB-ABD dışsatımımıza kota koyuyor ayrıca.
Sonuç;
dev dış ticaret açığı – cari açık ve borçlandırma!
Bu yolla ülkeleri küresel sermayeye yeniden post-modern sömürge kılma!

DTO_Kuresel_sistemin_ANAYASASINI_yaziyoruz

1982 Anayasası Türkiye’yi KüreselleşTİRmecilere = Yeni emperyalistlere yarı sömürge kıldı
35 yılda, kendine biçilen Küresel misyonunu iyi kötü yerine getirdi.
Şimdi sıra post-modern tam sömürge kılmada, bölünmede, İslami Federasyonda..

“Yeni Anayasa” tuzağının saklanan hayın hedefleri tam da bunlar…
2023’e kalmadan.. Aç tavuğun darı ambarı rüyasından farksız..

“Beraber yürüyerek bu yolda ..” (!)

Türk halkı bu kalleş oyuna asla gelmeyecek!

Sevgi ve saygı ile.
19 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Bilderberg, CHP, AB, Devlet Bahçeli ve MHP

 

Bilderberg, CHP, AB,
Devlet Bahçeli ve MHP

portresi

 

Amiral Soner Polat

 

 

ulusalkanal.com.tr
spolat102@outlook.com
AYDINLIK, 14 Haziran 2015

 

Gizli dünya hükümeti olarak da adlandırılabilecek bu oluşum,
kimi zaman hükümetlerin içinde, kimi zaman yanında, kimi zaman ensesinde, kimi zaman da üzerindedir. Bu yapılanmanın ayrıntıları bu yazının konusu olmamakla birlikte, Bilderberg’in bu oluşumun en alt basamağı olduğunu söyleyebiliriz.

Adını 1954’te ilk kez düzenlenen toplantıya ev sahipliği yapan Hollanda’daki Bilderberg otelinden alır. Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki bağları güçlendirmek için yola çıktığını ilan etmiştir. Ancak Avrupa’daki ulusçuluk fikirlerini kademe kademe aşındırarak, kendi denetiminde birleşik bir Avrupa yaratmak için çaba götermiştir. İngiliz ulusçuluğunun kalesi kabul edilen Lordlar Kamarası 1988 yılında bunlar tarafından dağıtılmıştır.

Ulus devletlerin yıkılması, küresel düzeyde sermaye ve mal dolaşımı için
tüm engellerin ortadan kaldırılması temel hedefleri arasındadır.

Bilderberg grubu yılda bir kez toplanır. Finans kapital ve silah sanayisinin çıkarları doğrultusunda dünyanın nasıl yönlendirilebileceğine ilişkin politikalar saptanır. Toplantı görüşmeleri ve çıkarılan sonuçlar gizlidir ve asla kamuoyu ile paylaşılmaz. Hiçbir katılımcı görüşme içeriğini açıklayamaz; aksi halde özel cezalandırma mekanizmalarının muhatabı olur!

Türkiye gibi ülkelerden,işlerine yarayacak siyasal partilerin ve oligarşik yapıların temsilcileri davet edilir. Geçmişte AKP’li ya da AKP’ye yakın
Ali Babacan, Cengiz Çandar, Fehmi Koru gibi mümtaz şahsiyetler (!)
davet ediliyordu. Bu yıl ise CHP’den Genel Başkan Yardımcısı
Selin Sayek Böke ile milletvekili İlhan Kesici davet edildi.

Peki, bu ne anlama geliyor? Emperyalist merkezler ve küresel çeteler Türkiye ile ilgili sinsi emellerini gerçekleştirmek için artık yeni CHP’yi
bir vasıta olarak görüyor! Yıkıcı ve bölücü projeler bundan böyle
yeni CHP üzerinden yürütülecek! Bu nedenle, tüm yurtseverler,
oylarını CHP’ye verenler bile projektörlerini bir an olsun yeni CHP üzerinden ayırmamalı! Bu parti Türkiye’ye her an bir gol atabilir!

Bilindiği gibi Avrupa Parlamentosu son dönemlerin en sert belgesi olan
2014 Türkiye İlerleme Raporu’nu 94’e karşı 432 oyla kabul etti.
Ermeni soykırım yalanını savunan, Kıbrıs’ta Türk askerini geri çekilmeye davet eden rapor, AKP hükümeti tarafından bile “kabul edilemez” bulundu!

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Federica Magherini, seçim sonrasında Türkiye’deki liderlerden
Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş’ı arayarak tebrik etti. Bayan Magherini, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi ise aramadı!

Devlet Bahçeli, seçim sonrasında en tutarlı ve en sorumlu demeçleri vererek kendisini TBMM’deki öbür liderlerden farklı bir konuma koydu. Kırmızı çizgilerini net bir biçimde belirledi:

– “Bir ihanet süreci olan açılıma son!”
– “Tayyip Erdoğan’ın Anayasal çizgiye çekilmesi!”
– “17-25 Aralık dosyasının yeniden açılması!”

AB emperyalizmi ise küstah, kibirli ve saygısız tavırlarına bir yenisini ekleyerek, milli birlik ve beraberlik yönündeki tavrı nedeniyle Bahçeli’yi hedefe koydu!Açılım ve bölünme projelerine destek veren liderleri bağrına basan bağnaz Avrupalı, ülke bütünlüğünü savunan liderlere aklınca gözdağı veriyor. Aslında Avrupa’nın bu hareketi Devlet Bahçeli’nin ülke içindeki saygınlığını artıran bir girişim olmuştur.

AB, ülkedeki bölücülük (HDP/PKK desteği) ve gericiliğin (cemaat ve
ılımlı İslam desteği) en büyük hamisi olduğunu her vesile ile gösteriyor.

Türkiye ve Türk düşmanlığını bir alışkanlık haline getiren, Ermeni yalanında kendi hukukunu bile çöpe atan çirkin Avrupalı, maalesef hâlâ bazı
çıkar odakları tarafından medeniyet projesi (!) olarak pazarlanıyor!

TBMM içindeki partilerden sadece MHP ve lideri Devlet Bahçeli açılım ve bölünme politikalarına karşı çıkıyor.

Bu konuda en radikal parti, sırtını emperyalist merkezler ve Bilderberg gibi küresel gizli örgütlere dayayan yeni CHP!

HDP’yi (PKK) arkasına alarak açılım bayrağını dalgalandırmak,
Güneydoğu’ya en geniş anlamda özerklik getirmek istiyor.
Bu konuda AKP’den bile bir adım önde!

Ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü ağır koşullarda en öncelikli sorun, sanıldığı gibi ayakları yere basmayan bir hükümet kurmak değil; emperyalizmin dayattığı bölünme sürecini en az kayıpla savuşturmaktır. Sistem aslında,“ülke hükümetsiz kalmamalı!” söyleminin arkasına gizlenerek, bir bölünme hükümeti dayatmak istiyor! Ülkemizde onlarca hükümet kuruldu; yine kurulur.
Ama ülke bölünürse, kurulacak hükümetlerin bir anlamı kalmaz!

Seçim sonucunda bir husus gözden kaçırıldı. PKK (HDP) her ne kadar hükümet kurmak için anahtar konumdaysa, MHP de bölücülük politikalarını engelleme konusunda kilit konumdadır.

AKP’yi ve özellikle CHP’yi frenleme görevi MHP’nin üzerindedir. Bölücü bir rota için geriye tek bir olasılık kalıyor:

“AKP-CHP Koalisyonu!”

Böyle bir girişim ülkenin tüm milli güçleri devreye sokularak
mutlaka engellenmelidir. Böylece emperyalist merkezler ve
küresel çetelerin hevesleri bir başka bahara kalır!

TBMM dışında Vatan Partisi vatan nöbetindedir.

TBMM içinde vatan nöbetini MHP, kararlı bir şekilde, ABD ve AB’ye
hiçbir ödün vermeden sürdürdüğü takdirde, AKP ve CHP’nin
yurtsever seçmenlerinin ve parlamento dışı güçlerin de koşulsuz desteğini alacaktır. Çünkü AKP ve CHP’li seçmenler ülkenin bölünmesi için
oy vermediler! Ve ilk seçimde bu büyük Millet MHP’ye, vatan nöbetinin karşılığını KDV’si ile birlikte fazlasıyla ödeyecektir.

MHP ve Devlet Bahçeli, tarihin kendilerine yüklediği bu ağır görevi,
yüksek bir sorumluluk bilinci ile başarı ile yerine getirmek zorundadır.
Aksi halde, bunun vebali ağır olur!

‘Ulus Devlet’e neden karşı?

‘Ulus Devlet’e neden karşı?

portresi_AYDINLIK

 

Rıza Zelyut
rizazelyut@gmail.com
AYDINLIK, 25 Mart 2015

 

“PKK elebaşısı Öcalan” bu Nevruz’da da “ulus devlet” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırmaya devam etti. Peki, derdi nedir?

Ulus devletler, dünyanın her yanında eski din devletlerinin yerine kurulmuştur.
En son devlet biçimi budur. İspanya, Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Rusya,
Çin, Japonya ulus devletlerdir. Kimse buralarda “Ulus devletin sonu geldi!” diyemez;
diyene de gülerler. Çünkü ulus devletler; farklı etnik yapıları (kabileleri, aşiretleri, kavimleri)
ve farklı din -mezhep mensuplarını bir kimlik içinde toplayarak onlardan daha yüksek bir
enerji elde etmiş yapılardır.

Üstüne üstlük; bugün ülkemizde geliştirmeye çalıştığımız Batılı demokrasi de ulus devlet modeliyle iç içe doğan-gelişen bir rejimdir. Modern demokrasi ancak ve ancak
ulus devlet modeli ile yaşayabilmektedir.

ABD NE DURUMDA?

En son ulus devlet olan Amerikan Devleti (USA), 250’den çok etnik yapının tek potada eritilmesiyle yaratılmıştır. Burada tek dil (İngilizce) temeldir, etnik yapılara “resmî dil” hakkı verilmemektedir. Örneğin İngilizce konuşanlar kadar fazla bir nüfusun kullandığı İspanyolca, ABD’de resmî dil konumuna asla getirilmemiştir; getirilmesi teklif bile edilmemiştir.

Amerikalı stratejist Zibigniew Brzezinski, bu ülkedeki toplumsal uzlaşmanın

“Ortak bir dil ve paylaşılmış anayasal değerler”e dayandığını, ortak dilin ve ortak anayasal değerlerin dışına çıkmanın Amerikan toplumunu parçalayacağını, buna izin verilmeyeceğini vurgular.

(Türk Kimliği isimli eserimizin Kimlik Tartışmaları bölümünde ayrıntılar vardır.)

Bu yüzden Almanya’da Almanca, Fransa’da Fransızca, Çin’de Çince tek resmî dildir.

YA TÜRKİYE?

Batı emperyalistleri; kendi ülkelerinde “tek dil-tek millet” derken

Türkiye’ye PKK’nın isteklerine uygun biçimde “çoklu dil-çoklu millet” dayatması içindeler
.

Halbuki Türkiye Cumhuriyeti de Batı tipi modern bir ulus devlet olarak şekillendirildi.
Kurucu iradeyi temsil eden Mustafa Kemal, yaptığı devrimlerle; gücünü dinden
veya hanedanlıktan alan ayrıcalıklı sınıfların bütün üstünlüklerini budadı.
Mezhebine, dinine, soyuna sopuna bakmadan eskinin horlanan halk çoğunluğunu özgürleştirdi ve “yurttaş” kimliğinde eşitledi.

1930’larda, Avrupa ve Asya faşizmin kanlı pençesinde inim inim inlerken;
Amerika’da zenciler diri diri yakılırken, Kızılderililerin çocukları alınıp 19 yaşına dek
beyaz okullarında assimile edilirken; AtatürkTürkiyesinde Kürt kökenlilere asla 2. sınıf insan işlemi yapılmadı.

Lakin, bugün “gericiler-bölücüler- 5. Kol aydını liberaller” el ele vererek,
1930’lar dünyasının övüncü olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kötülemekteler…

Gericiliğin ilericilik, bölücülüğün demokratlık gibi gösterildiği bu yalan ortamında
yeni CHP nerede duruyor peki?

O da yarın…

================================

Dostlar,

Dostumuz Sayın Rıza Zelyut‘un AYDINLIK Gazetesi‘nin “Aydınlık” yazarları ailesine katılması bizi çok sevindirdi. Bundan böyle O’nun yol gösterici yazılarını da özenle izleyecek,
sitemizde paylaşacağız.

2. yazısını yukarıda sunduk..

“Ulus Devlete” bizim gerici – bölücüler neden karşı??
Sayın Zelyut emek verip, bu yazısında da uzun uzun anlatmış..

Yanıt sorumuzda gili – açık değil mi??

– GERİCİ – BÖLÜCÜ olduklarından Ulus Devlete karşılar..

Türkiye’yi bölmek ve geri bırakmak içindir ULUS DEVLET sentezine karşıtlıkları..
Günümüzde daha iyi bir seçenek yokken üstelik..

Sevgi ve saygı ile, 28.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not     : İstanbul Kartal Cemevi’nde, 4.2.12 günü yapılan bir Panelde Sayın Zelyut ile
aynı masada idik. Biz “ATATÜRK ve İNANÇ DÜNYASI” odaklı bir sunu yapmıştık.