Örgütlü halkın önünde durulmaz

Örgütlü halkın önünde durulmaz

Mustafa BalbayMustafa Balbay,  balbay@mustafabalbay.com
YURT Gazetesi, 10 Temmuz 2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)
Maltepe ve çevresinde dün onlarca insan ırmağı vardı. Sabah saatlerinde oluşmaya başlayan ırmaklar öğleye doğru giderek gürleşti. Saat 14.00’ten itibaren (AS: başlayarak) ırmaklar yer yer göletler oluşturmaya başladı. Denizin kıyısında bir başka deniz oluştu, insan denizi…

Öyle bir deniz ki, dalgalı, coşkulu, kıpır kıpır…

Her insan dalgası çevredeki gruplarda ayrı bir heyecan yaratıyor.
Anadolu kentlerinden birlikte gelen gruplar doğal olarak birbirini kaybetmiş.
İzmirliler Hataylılara karışmış, Antalyalılar  Balıkesirlilere…
Nereden geldiklerini sorduğumuz gruplardan ortak bir kent adı yükseldiğinde en az 3-4 kişi farklı kent adı veriyor. Anadolu birbiriyle kenetlenmiş…
Mitinge gelenlerin bir kısmı 24 günlük zaman diliminde ara ara yürüyüşe katılmış. O yürüyüşlerde birlikte olduklarımızla yeniden kucaklaştık. Yürüyüş anılarını paylaştık.

Maltepe’ye denizden de akanlar vardı. Avrupa yakasından gelenlerin çoğu teknelerle ulaştı… Beylikdüzü, Bakırköy onlarca tekne ile denizden akıyordu. Tekneleri görünce biz de hızımızı alamadık, bir çağrıyı kabul edip atladık. Kemençe eşliğinde İzmir Marşı söyleyip kıyıdan akanları izledik, selamladık… 7’den 87’ye her yaştan, her kentten, hatta her görüşten insan
“hak, hukuk, adalet” kavramı etrafında birleşmişti.

Göğüslerde en çok Atatürk resmi vardı. Hiç parti amblemi yoktu.
“Hak – hukuk – adalet” dışında atılan çok az slogan vardı.

Bir de bulunan bir eşyanın sahibini arayanlar. Bu tür görüntüler yürüyüşte de vardı. Normalde bir eşyasını kaybeden kişi kaybettiği şeyi ilan eder, bulunup bulunmadığını sorar. Yürüyüş ve mitingde ise bulunan eşyanın sahibi aranıyordu. Deyim yerindeyse herkes yürüyordu ama kimse yürütmüyordu!

Toplumsal hareketler için geleneksel bir söylem vardır; örgütlü halk yenilmez
Örgütlü, ne istediğini bilen halkın önünde kimse duramaz. Hiçbir güç duramaz.
Örgütlü halktan büyük başka bir güç yoktur. Dün bunu bir kez daha gördük.

24 gündür hiç temposunu düşürmeden devam eden adalet yürüyüşü mitingle birlikte taçlandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki gece 10 dakikalık görüşmemizde attığı adımın arkasının değişik şekillerde geleceğini vurguladı. Kılıçdaroğlu’nun yüzünde enerji dolu bir dirilik vardı. Mitinge, yürüyüşe katılan katılmayan herkesin ortak sorularından biri şu:

Bununla ne elde edildi, ne elde edilecek?

Bu konuda daha çok yazacağız daha çok konuşacağız… Bugün için söyleyeceğimiz şu:

Adalet istemi ayağa kalkmıştır! Oturmayacak…


=================================
Dostlar,

Sayın Mustafa Balbay’ın sağlıklı gözlemlerine dayalı irdelemeleri ve çıkarımları büyük isabet taşıyor.

  • CHP, toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapmak, başarmak zorundadır.

Kitleler ayağa kalkmıştır, liderlik beklemektedir; ardından yürüyecektir.
Bu süreçte siyasal yol haritası kılı kırk yararak ustalıkla belirlenmek durumundadır.
CHP’nin artı “hata” en azından “büyük hata” yapma hakkı – lüksü yok – tur..

“Laiklik tehlikede değil”, “Ekmek için Ekmeleddin”, “Tıpış tıpış gelecekler” gibi safsata düzeyinde yanlışlara asla yer yoktur.

Prof. Süheyl Batum, Aylin Nazlıaka, Prof. Birgül Ayman gibi değerler Partiye geri kazanılmalı, benzer dışlanmalar asla yaşanmamalıdır.

CHP, Güneydoğu Raporunda yer verdiği “Kürt sorunu” çözümlerini netlikle açıklamalıdır.

16 Nisan’da “HAYIR” diyen kitle %50’nin üzerindedir ve Anayasa değişiklikleri ile bunlara dayalı uygulamalar kesin olarak gayrımeşrudur; yok hükmündedir ama Anayasa’nın tümü değil!

Bu “örgüt arayan” milyonları istim üstünde tutarak seçme taşımak üzere bir TEMSİL HEYETİ oluşturulmalıdır. İllerde yapılanma sağlanmalı, YEREL KONGRE İKTİDARLARI tohumlanmalıdır. Buralarda üretilecek politikalar Merkezde Temsil Heyetince olgunlaştırılarak kamuoyuna sunulmalıdır.

AKP saçmalamaya başlamıştır. Maltepe Mitingine katılımı 175 bin kişi gibi, çıplak gözle miting alanına bakan aklı ve gözü sağlıklı herkesin en az 10 katını gördüğü kitleyi böylesine 10’da birine indirgemek psikolojik savaş sayılamaz. Psikolojik savaş akıllı – zeki kurgular gerektirir. Nitekim sosyal medyada İstanbul valiliğinin açıklaması alay konusu olmuş ve halkımız eşsiz mizah ürünleriyle tepkisini koymuştur :

  • İstanbul Valiliğinin sözde bildirimine göre, yapılan yeni ölçümlerde Ankara – İstanbul arası 450 değil 45 km’dir!

GUINESS Rekorlar kitabı açıkladı :

  • Dünyanın en kalabalık; en uzun yürüyüşü Türkiye ADALET YÜRÜYÜŞÜ-2017!

Bu potansiyeli heba etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
15 Temmuz kutlamaları adı altında, vıcık vıcık halk yalakalığı uygulaması ile bu muazzam ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve onu taçlandıran görkemli MALTEPE MİTİNGİ‘nin sağladığı sosyal – psikolojik üstünlük dengelenmeye hatta silinmeye çalışılmaktadır, çalışılacaktır.

Nitekim bu gün iktidar kanadından “Yüz bin kişiyi topladılar diye…… kalkışmasınlar” sözleri işitildi.. Hem korkunun duşa vurumudur hem planlananların..

İnsan aklı, onuru, örgütlülüğü ve bilim tarihte her zaman olduğu gibi bu coğrafyada 21. yy’ın şafağında bir kez daha kazanacaktır. Bu yalın bir öngörü olmayıp, bilimsel eytişimin (diyalektiğin) kaçınılmaz (deterministik) sonucudur (türevidir).

Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Zeki Sarıhan : DARBE GİRİŞİMİNİN ANATOMİSİ

DARBE GİRİŞİMİNİN ANATOMİSİ

Zeki Sarıhan

DARBE_GIRISIMININ_ANATOMISI_15Temmuz2016

 

15 Temmuz 2016 gecesi başlayan ve altı saat sürmeden teslim olan son darbe girişimi aşağıdaki hususları düşündürüyor :

 

  1. Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir yere sahip olan 15 Temmuz darbe girişimi,
    taşıdığı ideoloji bir yana, dayandığı güçlerin sınırlılığı ve sonucu bakımından
    Harbiyelilerin 23 Şubat (AS : 22 Şıbat 1962) ve 21 Mayıs (AS: 1963) darbe girişimlerine benzemektedir.
  2. Türkiye’de siyasi mücadelenin en şiddetlisi hâlâ hâkim sınıflar arasında olanıdır. 15 Temmuz darbe girişimi hâkim sınıfların Fetullacı kanadı tarafından, eski sıkı ortağı AKP hükümetine karşı yapılmış bir intikam ve bir bakıma da intihar hareketidir.
  3. Bu girişim, hükümet tarafından bütün temizleme hareketine karşı Fetullahçıların devlet içinde, özellikle bürokrasi, yargı, emniyetin yanında ordu içinde de önemli bir güçleri olduğunu göstermiştir. Bir tarikatın zaman içinde nasıl bu kadar güçlendiği ve kendisini bu ölçüde gizlediği hayret vericidir.
  4. Darbenin yenilmesinin nedenleri arasında başta geleni, halkın geçmiş darbelerden çok zarar görmesi ve bu darbenin de kendilerine zarar vereceği kanısıdır. Darbecilerin bütün Orduyu temsil etmemeleri ve belli başlı birkaç kentte harekete geçebilmeleri de yenilginin nedenlerindendir. Darbe hareketi boyunca medya kuruluşlarının açık olması ve
    hükümet güçlerinin buradan halka seslenebilmeleri darbecilerin en zayıf yanı olmuştur.
  5. Bu girişimden AKP iktidarı kazançlı çıkmıştır. Darbeciler, istemeyerek de olsa
    Tayyip Erdoğan iktidarının meşruiyetini güçlendirmişler ve kendi sonlarını getirmişlerdir.
  6. Bununla birlikte bu girişimin şöyle bir etkisi de olacak gibi görünüyor: Erdoğan, her ne kadar
    bu darbeyi bastırmışsa da, iktidar alanının sınırsız olmadığını anlayacak, Fetullahçılar dışında kalan muhalefete karşı söylemini yumuşatacaktır. Çünkü iktidarda kalmasını,
    demokratik rejimi desteklemek adına biraz da onların yaptığı desteğe borçludur.
  7. Hükümet ve onları hararetle destekleyen politikacılar, bundan önceki darbelerden farklı olarak halkı meydanlara çıkmaya ve darbecilere karşı koymaya çağırmışlardır. Bunda başarılı da olmuşlardır. Şimdiye dek gücünü seçim sandıklarında gösteren iktidar yanlıları,
    bu kez  -Gezi karşıtı gösterilerde yaptıkları gibi- sokak gücüne yaslanmışlardır.
  8. İktidar, Diyanet İşleri Başkanı aracılığı ile ilk kez olarak cami cemaatini de darbecilere karşı harekete geçirmiştir. Minarelerden ezan okunarak halkın direnişe çağrılması ve göstericilerin tekbir getirmeleri, AKP iktidarını savunmanın dinî bir vecibe sayılması anlamına geliyor.
  9. Hareketin başarıya ulaşamayacağının işaretleri daha ilk saatte belli olmuş, bu nedenle
    siyasi partiler ve televizyon kanalları, ileride sorumlu olmamak için ağız birliği etmişçesine
    darbe karşıtı söylemi benimsemişlerdir.
  10. Toplumların ne zaman alt üst olacakları belli olmaz. Türkiye uzunca bir süredir

    Kürt Sorunu,
    – Siyasi İslam’ın yükselişi ve
    Parlamenter rejimden başkanlık sistemine geçiş

    çabaları nedeniyle siyasal bir karmaşa yaşıyor.
    Türkiye iyi yönetilmiyor.
    Bu koşullar sürdüğü müddetçe 15 Temmuz darbe girişimi gibi hareketlerle karşılaşabiliriz. Ancak bunların daha iyi bir yönetim getireceği kuşkuludur.
    Tek çözüm yolu halkın demokratik iradesinin iktidar olmasıdır.
    (16 Temmuz 2016)

AB – ABD raporları ve sivil darbe

AB – ABD raporları ve sivil darbe

Emre Kongar
r

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları Raporu ile Avrupa Birliği’nin Türkiye raporu aynı günde açıklandı.
Olayın güncel öneminden dolayı Kürt sorunu konusundaki okur mektuplarına ara veriyorum.
Her iki rapor da Türkiye’de demokrasinin yozlaştırıldığına ilişkin göstergelere işaret ediyor ama esas soruna, Yargıyı siyasal iktidarın emrine veren, Parlamenter rejimi bekleme odasına alan ve Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayansivil darbeye yeterince yer vermiyor!
***
ABD’nin raporu 1 Kasım seçimlerini adil görmüyor.
Ama 7 Haziran’ı kabul ediyor.
2015’teki en önemli insan hakları sorunlarının başına ifade özgürlüğüne müdahaleyi” koyuyor.
Hükümetin LGBTİ karşıtı, Ermeni karşıtı, Alevi karşıtı ve anti-Semitik söylem kullandığını belirtiyor.
Hükümetin veya bağlı birimlerinin keyfi ve hukuka aykırı öldürmeler yaptığına dair güvenilir iddialar olduğunu söylüyor.
Erdoğan’ın 1 Haziran 2015’te Iğdır’da düzenlediği mitingde kadınların protesto olarak arkalarını dönmesi üzerine yaşananlara yer veriliyor.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Tom Malinowski raporu “Endişe verici” olarak niteledi.
***
Avrupa Parlamentosu’nun yıllık olağan Türkiye raporunda ise Türkiye’de demokrasinin ve hukuk devletinin gerilediğine işaret ediliyor.
Medya özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler “kaygı verici” diye tanımlanıyor.
Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin sözleri eleştiriliyor.
Yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, terörle mücadele alanındaki yasal mevzuatın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla uyumlu hâle getirilmesi isteniyor.
Güneydoğu’daki gelişmeler “kaygı verici” olarak değerlendiriliyor, Türkiye’nin terörle mücadele hakkı meşru kabul edilmekle birlikte, bu mücadelenin insan hakları ve hukuk devletine saygı çerçevesinde yapılması ve orantılı olması gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye’nin yargı bağımsızlığı, insan haklarına saygı gibi konularda Kopenhag ölçütlerinden uzaklaştığı belirtiliyor.
Akademisyenlerin tutuklanması ve kadına şiddet gibi güncel konular da raporda yer alıyor.
AB Bakanı Volkan Bozkır, Ermeni Soykırımı iddialarından dolayı, raporun iade
edileceğini belirtti.
***
ABD ve AB raporlarında belirtilen bu olumsuz göstergelerin bir “Sivildarbe”den kaynaklandığı ya görülmüyor, ya da görmezden geliniyor…
Bu sivil darbeyi simgeleyen olaylar şöyle                           :

1) 12 Eylül 2010’da yargıyı siyasetin emrine veren referandum.

2) Başbakan’ın görevinden istifa etmeden girdiği haksız ve eşitsiz koşullarda yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi.
3) Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa’ya aykırı olarak sahalara inip herkesten çok, yoğun ve şiddetli bir propaganda yaptığı 7 Haziran 2015 seçimleri.
4) 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı’nın keyfi uygulamalarla yeni hükümeti kurdurmaması ve seçimlerin yenilenmesi kararından sonra ortaya çıkan şaibeli terör olayları ile yapılan baskılarla gidilen 1 Kasım 2015 seçimleri.
5) Rejimin meşruiyetinin temellerinden biri olan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının, Cumhurbaşkanı tarafından tanınmamasına ilişkin demeçler ve yargının bağımlı davranışları.

=============================

Dostlar,

Cumhuriyet gazetesi önemli doğrultu yitirdi ancak yine de çok değerli yazarlar var kadrosunda. Biz de seçici olarak bu Cumhuriyetçi – Ulusalcı – Atatürkçü yazarlardan alıntılar aktarıyoruz.
Sayın Prof. Dr. Emre Kongar da bu seçkin – saygın tutarlı yazarlardan biri.. Yukarıda aktardığımız değerlendirmesi önemli. Konuyu biz de birkaç gün önce kapsamlı olarak işlemiştik:

  • Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye İlerleme Raporu’ – 2016
    http://ahmetsaltik.net/2016/04/14/avrupa-parlamentosu-turkiye-ilerleme-raporu-2016/

    Son sözü – çizgiyi üstad Musa Kart‘a bırakalım… (16.4.16, Cumhuriyet)

    Sular iyice ısındı görünen.. Bu arada Tayyip bey, devasa egosuna karşın Suudi Kralını havalanında karşıladı.. Niye acaba??

    Sevgi ve saygı ile.
    18 Nisan 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye İlerleme Raporu’ – 2016

European_Comission_logo

Avrupa Parlamentosu’nda, Eleştiri Dolu
‘Türkiye İlerleme Raporu’ Kabul Edildi

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri tarafından hazırlanan ve her satırında Ankara yönetimine sert eleştiriler yöneltilen ‘Türkiye İlerleme Raporu’ oy çokluğuyla
kabul edildi.

Avrupa Parlamentosu'nda, Eleştiri Dolu 'Türkiye İlerleme Raporu' Kabul Edildi

Avrupa
Parlamentosu’nun Hollandalı üyelerinden Kati Piri tarafından hazırlanan ‘Türkiye raporu’ bu gün AP Genel Kurulu’nda oylanıp, kabul edildi. Bugüne dek hazırlanan en olumsuz raporda, Türkiye‘ye çok sert eleştiriler yöneltiliyor.

Raporda, Kürt sorunu ve basın özgürlüğüne dair eleştirilerin yanı sıra

Hürriyet gazetesinden Güven Özalp‘in haberine göre, her satırında eleştiri yer alan ‘Türkiyeraporu’ şöyle:

Kopenhag ölçütlerinden uzaklaşma: AP, Türkiye‘de demokrasi ve hukuk devleti alanlarındaki gerilemenin ışığında reformlardaki genel hızın son yıllarda yavaşlamasından ve yargının bağımsızlığı, toplanma ve ifade özgürlüğü, insan haklarına ve hukuk devletine saygı gibi bazı ana alanlarda giderek Kopenhagölçütlerinden uzaklaştıran gerileme olmasından endişe duyar.

‘Medyaya saldırı önlenmeli’:Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasal hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasa dışı biçimde el konulmasını kınar.

PKK silah bırakmalı’:
– Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok.
– AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK‘nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz.
PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl
ve yasal yollarla dile getirmeli
.
Terörle mücadelenin Türkiye‘nin meşru hakkı olduğu tanınır.
– Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı.
– AP, PKK‘nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.

İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB‘nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.

‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında
acil reformlara gereksinim var.

Cumhurbaşkanı’na kınama:AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa‘nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.

Yolsuzlukla mücadele : Yolsuzlukla mücadele Türkiye‘nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her düzeydesavaşım niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.

Seküler yaşam biçimine saygı : AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam biçimlerine tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.

Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.

Aydınlara kovuşturma : Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden çok akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.

Raporun çok büyük bir bölümünde olumsuzluklar ön plana çıkarken Türkiye‘nin Suriyeli mülteciler konusunda izlediği yaklaşım, AB açısından önemli bir stratejik ortak oluşu, dış politika ve güvenlik konularında AB ile Türkiye arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılması pozitif şekilde not ediliyor.



PİRİ: HAZİRANDA VİZELERİN KALDIRILMASI OLANAKSIZ GİBİ

Raporu hazırlayan Hollandalı Kati Piri, Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda ‘Türkiye ile vizelerin kaldırılması’ hakkında da açıklamalarda bulundu. abhaber.com‘da yer alan habere göre, Ankara yönetimi tarafından “Haziran ayında kalkacak” denilen vizelerin durumu için ‘kötümser’ olduğunu dile getiren Piri, “Son iki yıldaki ilerlemeye bakıldığında ve yasanın kısa bir sürede geçmesi gerektiği dikkate alındığında bu olanaksız gibi görünmektedir.” dedi. (14 Nisan 2016,
http://www.haberler.com/avrupa-parlamentosu-nda-elestiri-dolu-turkiye-8357564-haberi/
)

==========================

Dostlar,

Raporun İngilizce özeti aşağıda..
*****
Summary of the report
(http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2015/20151110_report_turkey.pdf)

As regards the political criteria, the pace of reforms slowed down, also due to protracted elections. The outgoing government made efforts to reinvigorate the EU accession process. However, this repeated commitment was offset by the adoption of key legislation in the area of the rule of law, freedom of expression and freedom of assembly that ran against European standards. The political landscape continues to be divided. The 7 June general election saw a record 84% turnout, a clear sign of the strength of Turkish democracy with all major political parties being represented in the new parliament. However, a government could not be formed by the constitutional deadline and repeat elections took place on 1 November. Amongst the shortcomings in the legal framework regulating elections, the 10% threshold of votes for parties to be represented in parliament need to be addressed as a priority. In the reporting period Turkey saw its security situation increasingly deteriorate. The authorities launched an extensive anti-terror military and security campaign against the Kurdistan Workers’ Party (PKK), which remains on the EU list of terrorist organisations, both 1 This report covers the period from October 2014 to September 2015. It is based on input from a variety of sources, including contributions from the government of Turkey, the EU Member States, European Parliament reports and information from various international and non-governmental organisations. As a rule, legislation or measures which are under preparation or awaiting parliamentary approval have not been taken into account. 5 in Turkey and in Iraq. The settlement process of the Kurdish issue came to a halt despite earlier positive developments on the issue. Turkey was struck by the deadliest terrorist attack in its modern history, on 10 October in Ankara, claiming the lives of scores of demonstrators gathering for a peace rally sponsored by trade unions and opposition parties’ youth branches. It is essential that swift and transparent investigations are conducted into these heinous acts which were aimed to destabilise and harm Turkey’s democracy. Turkey is moderately prepared in the area of public administration reform. It has a strong public service and is committed to a user-oriented administration. However, impetus for a more comprehensive reform is weak. Recent dismissals and demotions in the context of the fight against the ‘parallel structure’ were a source of concern. Civil society has remained active, growing in numbers and continuing to be involved in many spheres of public life, but restrictions to freedom of assembly remain a serious concern. Turkey’s judicial system has some level of preparation. The independence of the judiciary and the principle of separation of powers have been undermined and judges and prosecutors have been under strong political pressure. The government’s campaign against the alleged ‘parallel structure’ within the state was actively pursued, at times encroaching on the independence of the judiciary. Substantial efforts are needed to restore and ensure its independence. As regards the fight against corruption, Turkey has some level of preparation to effectively prevent and fight corruption. Turkey’s track record in the fight against corruption remains inadequate. Corruption remains widespread. The undue influence by the executive in the investigation and prosecution of high-profile corruption cases continues to constitute a major concern. Turkey has achieved some level of preparation in the fight against organised crime. Financial investigations remain under-used. Precautionary freezing of assets is rarely applied and the level of assets confiscated is low. The absence of data protection legislation is an impediment for wider cooperation with EU agencies and Member States. Turkey’s Constitution guarantees the protection of human rights and fundamental freedoms. Implementation had considerably improved over the past few years. However, major shortcomings remain. The enforcement of rights stemming from the European Convention on Human Rights (ECHR) and the case law of the European Court of Human Rights (ECtHR) is not fully ensured. There is an urgent need to adopt a comprehensive framework law on combating discrimination in line with European standards. Turkey also needs to effectively guarantee the rights of women, children, and lesbian, gay, bisexual, transgender and intersex (LGBTI) individuals and ensure sufficient attention to the social inclusion of vulnerable groups such as the Roma. There was significant backsliding in the areas of freedom of expression and freedom of assembly. Legislation on internal security contradicts the measures outlined in the March 2014 action plan on the prevention of violations of the ECHR by granting broad discretionary powers to the law enforcement agencies without adequate oversight. After several years of progress on freedom of expression, serious backsliding was seen over the past two years, with some level of preparation in this field. While it had been possible to discuss some sensitive and controversial issues in a free environment, ongoing and new criminal cases against journalists, writers or social media users are of considerable concern. Changes to the internet law, which are a significant setback from European standards, increased the government’s powers to block content without a court order on an unduly wide range of grounds. 6 Turkey supported the resumption of the talks on the Cyprus settlement in May and expressed its support for the UNSG Special Advisor’s efforts. Turkey’s continued commitment and contribution in concrete terms to this comprehensive settlement remains crucial. However, Turkey has still not fulfilled its obligation to ensure full and non-discriminatory implementation of the Additional Protocol to the Association Agreement and has not removed all obstacles to the free movement of goods, including restrictions on direct transport links with Cyprus. There was no progress on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus. The conclusions on Turkey that were adopted by the Council (General Affairs and External Relations) on 11 December 2006 and endorsed by the European Council on 14/15 December 2006 remain in force. They stipulate that negotiations will not be opened on eight chapters2 relating to Turkey’s restrictions regarding the Republic of Cyprus and no chapter will be provisionally closed until the Commission confirms that Turkey has fully implemented the Additional Protocol to the Association Agreement. Turkey needs to commit itself unequivocally to good neighbourly relations and to the peaceful settlement of disputes in accordance with the United Nations Charter, having recourse, if necessary, to the International Court of Justice. In this context, the EU has expressed once again serious concern and urged Turkey to avoid any kind of threat or action directed against a Member State, or source of friction or actions that damages good neighbourly relations and the peaceful settlement of disputes. Regarding the economic criteria, the Turkish economy is well advanced and can be considered a functioning market economy. Economic growth has been moderate. Turkey continued to face external and internal imbalances, calling for adjustments in monetary and fiscal policies as well as an acceleration of comprehensive structural reforms. The large current account deficit continued to contribute to the economy’s vulnerability to shifts in global monetary conditions and risk sentiment. On the internal side, inflation continued to run at a relatively high rate, which is problematic in terms of macro-economic stability, resource allocation and re-distributive effects. It again exceeded the official target; nevertheless the central bank cut interest rates. Public debt has attained a sustainable level, but the general government structural balance has been significantly negative. Unemployment increased slightly to an annual average of 9.9 %. Some progress was made in structural reforms such as improving schooling rates and further liberalising the energy sector. Such reforms need to accelerate to improve the functioning of the markets for goods, services and labour. Turkey has a good level of preparation in acquiring the capacity to cope with the competitive pressure and market forces within the EU. The quality of education and gender equality in education needs particular attention. Efforts are needed to ensure the transparency of state aid and to remove constraints and exceptions in the area of public procurement. Regarding its ability to take on the obligations of membership, Turkey has continued to align with the acquis, albeit at a slower pace, and has achieved a good level of preparation in many areas. Turkey is well advanced in the areas of company law, financial services, transEuropean networks and science and research. The country has also achieved a good level of preparation in the areas of free movement of goods, intellectual property law, enterprise and industrial policy, customs union and external relations. Turkey remained highly mobilised to tackle the extraordinary migration and asylum challenges. Turkey has achieved a good level of preparation in the area of financial control. Further significant efforts are however needed to implement public internal financial control at all levels. Turkey is only moderately prepared on public procurement as important gaps remain in its alignment. Turkey is also 2 Free movement of goods, right of establishment and freedom to provide services, financial services, agriculture and rural development, fisheries, transport policy, customs union, and external relations. 7 moderately prepared in the area of statistics where further significant efforts are needed across the board. In all areas, more attention needs to be given to enforce legislation whilst many areas require further significant progress to achieve legislative alignment with the EU acquis. In the past year, events in Syria and Iraq meant Turkey had to face a further increase in the number of refugees and displaced people. Turkey is currently hosting the largest refugee population in the world, of which close to 2 million are Syrians. Managing such a huge influx of refugees and displaced persons is a major challenge for Turkey, which has already spent more than EUR 6.7 billion to this purpose.
*****
Rapor kapağında aşağıdaki bilgiler var..

EUROPEAN COMISSION

COMMISSION STAFF WORKING DOCUMENT TURKEY 2015 REPORT
Accompanying the document COMMUNICATION FROM THE COMMISSION
TO THE EUROPEAN PARLIAMENT,
THE COUNCIL,
THE EUROPEAN ECONOMIC AND SOCIAL COMMITTEE
AND THE COMMITTEE OF THE REGIONS

Tüm rapor İngilizce 92 sayfa (PDF, EU_Turkey_Report_2015, 649 KB)
Nalına da mıhına da vurulmuş deyim yerinde ise..
Tayyip beye açık bir KINAMA var..
Üzülüyoruz ve gururumuz inciniyor, ülkemizin Cumhurbaşkanının AB tarafından kınanmasına; ancak ne var ki, R.T. Erdoğan gerçekte çoooook daha fazlasını hak ediyor ne yazık ki..

Erdoğan’ın Yüce Divan’da yargılanacağı günleri bu mazlum ve masum ulus görecek eminiz..

Türkiye’nin hiçbir zaman AB’ye alınmayacağı gerçeğini akıldan hiiiç çıkarmayalım…
Babacan_AB'ye_alinmayacagimizi_biliyoruz

 

Ayrıca, AB’nin bu son 2015 İlerleme Raporu’nun, bugüne dek hazırlanan en olumsuz rapor
olduğunu da..

Sevgi ve saygı ile.
14 Nisan 2016, Ankara

Korkut Boratav : 2016’da AKP’nin fay hatları

2016’da AKP’nin fay hatları

portresi1

 

Prof. Dr. Korkut Boratav

AKP’nin, devleti ve toplumu İslamcı faşizm doğrultusunda biçimlendirme programı pürüzsüz sürdürülebilecek mi? Bana kalırsa, görünüşte sağlam olan iktidar blokunu aşındırabilecek kırılganlık öğeleri, “fay hatları” var. 2016’da bunların çatlaklara yol açması mümkündür.
Bu fay hatlarından bazılarını tartışalım.

Belki de başta gelen Kürt sorunudur. Burada birkaç soru söz konusudur.
İktidar blokunun Kürt hareketine karşı son aylarda uyguladığı şiddet yöntemlerinin arka planı,
iç gerilimleri nelerdir? Kısa vadede tasarımı nedir?
Kürt hareketinin de silahlı ve siyasi kanatlarının kısa ve uzun vadeli hedeflerinin,
mücadele yöntemlerinin arka planındaki farklılaşmalar, iç gerilimler nelerdir?
Bu sorulara ışık tutacak, uzantıları kavrayabilecek bilgiden, melekeden yoksunum.
Kürt sorununun AKP için oluşturduğu fay hattını bu nedenle tartışmaya kalkışmayacağım.
***
İkinci fay hattı, Başkanlık rejimini hayata geçirme hedefi tıkandığı takdirde aktif hale gelecektir. Zira, Türkiye’de faşizme biçimsel geçişin en kritik adımı başkanlık rejimidir.
Anayasa modellerini tartışmak gereksizdir. Bu gündemde ısrar eden Erdoğan’ın kimliğine,
1982 Anayasası’nı ihlâl eden uygulamalarına bakın, tasarımın ana öğeleri ortaya çıkacaktır.

Hedeflenen rejimde, muhalefetin de yer aldığı bir parlamento varlığını sürdürecek;
veto hakkı kesin olacak; ülke büyük ölçüde Başkanlık Kararnameleri ile yönetilecek;
yargı tamamen Başkan’ın denetimine geçecek; düzen-dışı muhalefet adım adım yasa-dışı kılınacak; emniyet ve ordu yetersiz kalınca

sınıfsal tahakküm sivil milisler, gerekirse “ölüm mangaları” ile hayata geçirilecektir.

Bu, Latin Amerika-türü faşizmlerin başkanlık rejimidir. Gündemde olan da budur.

1982 Anayasası ile İslamcı faşizme geçiş mümkün olabilir; ama acele ediyorlar.
Anayasa değişikliği TBMM’de gerçekleşecektir. Parlamentodaki partiler anayasayı görüşmeye başladıklarında sonraki yol haritasına katılmış olacaklardır.

Kritik parti CHP’dir.

Katılmayı reddederse, anayasa müzakereleri fiilen iki parti ile sınırlı kalacak;
meşruiyet  sorgulamasına yol açacak; tıkanabilecektir.

CHP yönetimi bu algılamayı yapmaktan ısrarla kaçınıyor.
AKP’nin projesine katılıyor; “hangi tür başkanlık?” sorusunu dahi tartışacağını belirtiyor.

Kasım seçimlerinden sonra şunları yazmıştım:

CHP yönetimine, milletvekillerine, örgütlerine bir çağrı yapmalıyız:
AKP ile Anayasa müzakeresine oturmayınız; zira hedef 2010 Anayasa değişikliklerini
bir adım öteye taşımak; Başkanlık rejimi aracılığıyla faşizmin yasal altyapısını oluşturmaktır. İki parti anlaşarak Anayasa değiştirilemez. Kapıyı aralamayın; durduramazsınız.”

Bu ve benzeri çağrılar yaygınlaşırsa, etkili olabilir;
CHP’yi bu teslimiyet  çizgisinden caydırabilir.
Başkanlık rejimi arayışının önlenmesi faşizme geçişi frenlediği için iktidar blokunu da zayıflatacaktır.
***
Üçüncü fay hattı, AKP’nin Ortadoğu projesinin bir skandala dönüşmesi halinde çalışacaktır.
Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi bu projeyi iflas ettirmiştir. Esad’ın katılacağı
barış müzakereleri kesinleşmektedir. AKP’nin 2011 sonrasında Sünni Ortadoğu liderliğine dönük hedefi, Müslüman Kardeşler’in yenilgisiyle çökmüş;
Esad karşıtı Suudi-Katar-Türkiye cephesi düzlemine gerilemişti.

Hayalperest bir liderlik tutkusunun iflasını aşan, daha ağır sonuçlar gündeme gelebilir.

Batı medyası, bir süreden beri Türkiye’nin sözü geçen ve diğer cihatçı gruplarla kirli ilişkilerini haberleştirmekteydi. Suçlamalara, ABD’nin yarı-resmi çevreleri de katılmaktaydı.
Son bir örnek  vereyim: Amerikalı emektar ve emekli istihbarat personelinden oluşan
Veteran Intelligence Professionals for Sanity grubu, ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları’na (Kerry ve Lavrov’a) açık bir muhtıra yolladı ve iki bakanı, Ağustos 2013’te Suriye’deki
sarin gazı saldırısına ilişkin gerçekleri açıklamaya davet etti. Mektup, Türkiye’yi suçlayan bir dizi olguyu sıralamaktaydı. (Bkz. consortiumnews.com, 22 Aralık 2015).

Öyle bir noktadayız ki, AKP iktidarının Suriye’deki geçmiş ve süregelen ilişkileri
medya malzemesi olmanın ötesine geçmektedir. Zira, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Aralık’ta üst üste oybirliğiyle üç karar aldı.

  • IŞİD ve Nusra’nın terörist örgütler olduğu tekrar kayda geçti;
  • Suriye’deki diğer silahlı gruplardan hangilerinin “terörist” olarak tanımlanması için bir çalışma başlatıldı;
  • BM üyelerinin (dolayısıyla Türkiye’nin) bu gruplara giden para, insan ve teçhizat akımlarını durdurma yükümlülükleri de vurgulandı.

    Türkiye’nin Suriye’deki marifetleri, artık, BMGK kararları çerçevesinde mercek altındadır.

Türkiye, bu durumda Güvenlik Konseyi’nin kararlarını çiğneyen “terör destekçisi devlet” konumuna sürüklenir mi? Desteklediği örgütlerin işlediği savaş suçları, Türkiye’yi yönetenlere Güvenlik Konseyi üzerinden Uluslararası Ceza Mahkemesi yolunu açar mı?

2011 sonrasında AKP’nin Suriye’ye müdahalesi uluslararası hukuku, T.C. Anayasası’nı
ihlal etti. Ancak unutmayalım ki, Türkiye bu marifetleri tek başına işlemedi. 2013’e kadar
ABD Türkiye’yi suça teşvik etti; CIA-MİT ortaklığı oluştu. Bizimkiler ölçüyü kaçırınca Amerikalılar ses çıkarmadı; denetleyemeyince de önlemediler. Suç ortaklığı nedeniyle, Türkiye’nin geçmiş marifetlerine dönük iddialarda ABD Türkiye’yi yalnız bırakmaz.

Ne var ki, BMGK kararlarından sonra dahi sürdürülen “terör finansmanı” suçlamaları
söz konusu olunca durum değişebilir. Rusya IŞİD’in petrol ticaretinde Erdoğan ailesini suçlamıştır ve iddialarını sürdürmektedir. Bu dalga, BMGK kararının ihlali ötesine de taşınabilir. Rusya, Çin, ABD, Türkiye’nin de üye olduğu, terör finansmanını ve kara para aklamayı önleme amacıyla oluşmuş bir uluslararası kuruluş var: Financial Action Task Force (Türkçesi: “Finansal Eylem Görev Gücü”). Rus istihbaratının dosyaları,
Türkiye’nin bu örgütün “kara listesi”ne alınmasına yol açabilir.

  • Uluslararası kurumlara taşınan kara para dosyalarının AKP’nin iktidar blokunu
    sarsacak
    dış sarsıntılara yol açması söz konusudur.
    Bu fay hattı, AKP için sürekli bir tehdittir.
    ***

    AKP iktidarını tehdit eden dördüncü fay hattı, anti-faşist bir cephenin oluşması,
    yaygınlaşması ve etkili hale gelmesi halinde harekete geçebilecektir.

AKP, muhalefetin parlamento ile sınırlı kalmasını hedeflemektedir. Büyük medya adım adım teslim alınmakta; parlamenter muhalefet dahi kamuoyunca izlenememektedir.
Muhalefetin TBMM dışına taşınmasını gerekiyor. Sosyal medyanın, sokağın, bildirilerin, imza kampanyalarının, var olan tüm yayın olanaklarının sonuna kadar kullanılacağı bir
anti-faşist muhalefet dalgası oluşturulabilir mi?

Burada sosyalist bir çekirdeğin belirleyici bir rol taşıyabileceğini düşünüyorum.
Şu şartla ki, sosyalist akımların, hareketlerin, bireylerin önemlice bir bölümü, kuram, siyaset, taktik, strateji ayrılıklarını, örgütlerini korumakla birlikte,
anti-faşist bir cephe hedefi etrafında birleşebilsinler

Kürt siyasetini şimdilik dışarıda tutalım.
AKP’ye karşı “demokrat” başlığı altında toplayabileceğimiz muhalif çevreleri
sosyalist bir çekirdeğe göre nasıl sınıflandırabiliriz? İdeolojik-politik konumlardan
hareket edelim. Ortaya çıkan iki kanadın (sosyalistlerin de eklenmesiyle)
Türkiye halkının üçte birini temsil edebileceğini düşünüyorum.

Bir uçta liberal başlığı altında toplayabileceğimiz bir kanat var. Bir bölümü kendilerini
“liberal sol”, “sosyal demokrat” olarak da tanımlayabilir. AB ile yakınlaşmaya,
temsilî demokrasiye önem verilir. “Askerî vesayet” karşıtlığı birleştirici bir öğedir.
İnsan haklarına, hukuk devleti ilkelerine ve Kürt hareketinin taleplerine yüksek duyarlılıklar
söz konusudur.

Diğer uçta Cumhuriyetçi başlığı altında toplayabileceğimiz bir kanat var. Başta laiklik
olmak üzere “Cumhuriyet değerleri” üzerinde yüksek duyarlılık söz konusu. Pozitif anlamda bağımsızlık, negatif anlamda anti-emperyalizm bu değerlerin içinde yer alıyor.
Üniter devletin parçalanma olasılıklarına ilkesel karşıtlık önem taşır.
Sermayenin hegemonyasına, neoliberalizme direnen, kamucu eğilimleri içeren,
kendilerini solda gören öğeleri de var.

Bu kanatların fikir, medya ve siyaset  dünyalarındaki temsilcilerini adlandırmayı okuyucuya bırakayım. Ancak, her iki kanadın da 2015 ortamında Türkiye’nin faşizme sürüklenmesine karşı, farklı gerekçelerle de olsa, şiddetli rahatsızlık duyduğunu belirleyebiliyoruz.
Ne var ki, geçmişe uzanan, bugüne de taşınan çeşitli etkenlerle birbirlerini sevmiyorlar; kendiliğinden bir araya gelmeleri mümkün değil.

Anti-faşist bir cephenin oluşmasında sosyalist bir çekirdeğin sözünü ettiğim her iki kanatla da kişisel, organik ilişkileri, geçişlilikleri vardır. Bu önemli bir avantajdır. Bu kanatlar arasında anti-faşist bir mücadelenin köprülerini, olsa olsa sosyalistler kurabilir.

Bu köprüler, adı ne olursa olsun, anti-faşist içerik taşıyan bir cepheye dönüşebilirse,
iktidar blokunda ciddi kırılmalara yol açabilir. Haziran kalkışması kendiliğinden oluşan
bu türden (ve sola dönük) bir cepheydi. AKP, bu nitelikteki bir direnme hareketinden
ürktüğü için şiddete başvurdu.

Egemen odaklar, kendilerini tehdit eden güçleri, düşmanları kolayca teşhis ediyorlar.
Bir anlamda cephe yoldaşlarımızı bizlere gösteriyorlar; birleşmenin reçetesini veriyorlar.

Gereği bize düşüyor.

=============================================

Evet dostlar,

Üstad Prof. Dr. Korkut Boratav (DTCF’nden 1940’larda sürülen, yurt dışına gitmek zorunda bırakılan Prof. Dr. Pertev Naili Boratav’ın oğlu), SBF’den emekli İktisat hocası büyüğümüz,
80 yaşını aştı ama bereket hala ülkemize çooook değerli katkılarını sürdürüyor..
Katıksız bir toplumcu (sosyalist), doğrultu tutarlığı içinde, özsaygısı ve özgüveni dorukta, uluslarası ün sahibi İktisat hocası.. Ölçüsüz bir yurtsever…

Yüksek zekasının ürünü olan bu seçkin makale, ülkemize bir 2016 armağanı gibidir.
Mesajını doğru anlamak ve uygulamak, AKP’den kurtulmak zorundayız.
AKP – RTE’nin inanılmaz ağır suçlara bulaştığı – bulaştırıldığı artık biliniyor.
Elbette bu kullanışmışlığın, taşeronluğun ağır bir bedeli olacaktır, olmalıdır.
Öte yandan, bu veriler yabancıların elinde  çok ciddi şantaj aracı olabilirler.

AKP – RTE buradan, kendi suçluluğundan önemli çıktı elde edebilir;
yine mağduru oynar iç kamuoyu önünde.. Dış güçler üstüne gelmektedir.. İftira atmaktadırlar.. Bu basit manüplasyona Türkiye’de kanacak ve AKP’ye oy akıtacak milyonlar
yerli yerinde duruyor!

İkincisi tüm ülkemiz açısından daha da ciddi sakıncalar içeriyor :
Uluslararası Suça bulaştırılan / bulaşan AKP – RTE ikilisinin Batı’nın emperyalist
çıkarları doğrultsunda daha da acımasız – ölçüsüz kullanılması..

Bu tablo karşısında halkımız ne denli saflaşma sağlayabilir, öngörmek çok zordur.

Dünkü (02.01.2016) manşetteki yazımızı şöyle bağlamıştık :

  • Ülkemiz ve dünya gündemi çok ağır ve yakıcı sorunlarla dopdolu..
    2016’da işimiz hiç kolay değil.. Ama mutlaka başaracağız..
    Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacak, yaşatılacak;

    Yüceler Yücesi Atatürk’ümüzün kesin buyruğu – hedef attığı şaşmaz ok böyle!

*****
Reçetemiz birleşmekte
..
Kimlerin birleşmesi gerektiğini Emperyalizm ve AKP – RTE vurarak gösteriyor bize..

Asgari müşterek de belli..

– Türkiye’nin hızla bir İslami faşizme sürüklenmesini durdurmak:

Yani, daha önce de yazdığımız üzere FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK CEPHE!

En ivedi adımlardan biri de CHP’nin derhal, sözde yeni Anayasa yapma tuzağı masasından kalkması..
Tarihsel bir misyonla, kendine – özüne – köklerine dönerek önümüze düşmesi..

Sevgi ve saygı ile.
03 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com