AKADEMİSYEN YARGILAMALARI : Prof. Dr. Özdemir Aktan’ın Beyanı

AKADEMİSYEN YARGILAMALARI :
Prof. Dr. Özdemir Aktan’ın Beyanı

* “Hekimlik mesleği doğası gereği insan hayatını her şeyin önüne koyar ve asıl olarak ölümlerin durmasını önceler. Ben de hem bunca yıllık hekim hem de hekimlerin meslek örgütünün eski bir başkanı olarak insanların ölmemesi için ne gerekirse yapılmasının, bu ülkenin öncelikli meselesi olduğuna inanıyorum.”

Ben bir hekimim. OHAL döneminde çıkarılan bir KHK ile ihraç edilmeden önce Marmara Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktaydım. Meslek hayatımın 40. yılında hastalarımdan, öğrencilerimden, asistanlarımdan ve akademik çalışmalarımdan “Barış için Akademisyenler” metnini imzaladığım için uzaklaştırıldım. Çalıştığım bu dönemde benden daha genç olanlara sağlığı ve insanı anlatmaya çalıştım. Sağlığın bedensel, ruhsal ve sosyal olarak iyilik hali olduğunu vurguladım.

Bir hekimin görevinin hastalıkları ilaç veya cerrahi girişimler ile tedavi etmekle sınırlı kalamayacağını anlattım. Bir insan ölüyor ise bu hekimlerin ilgi alanındadır. Eğer kişi hastalıktan ölüyorsa elbette bu hekimin ilgi alanındadır. Ancak açlıktan, susuzluktan, iyi beslenememekten, barınma sorunlarından hastalanıp ölüyorsa bu da hekimlerin ilgi alanındadır. Benzer şekilde kurşunla ve bombalarla ölüyorsa bu da hekimin ilgi alanındadır. Bu sözünü ettiğim durumların İstanbul’da, Diyarbakır’da, Şırnak’da, Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de, İsrail’de veya dünyanın herhangi bir noktasında olması da bu görüşü değiştirmez.

Bugün burada hekim olarak görevimi yerine getirdiğim, insanların ölmemesi için bir çağrıya imza attığım için yargılanıyorum. Daha önce de bu ülkede barış isteyenler yargılandı. Barış istemi bir hekimin asla vazgeçmeyeceği bir taleptir.

Söz konusu bildiri ile sokağa çıkma yasağı bulunan ve çatışmaların olduğu yerlerde yaşam hakkı başta olmak üzere, özgürlük ve güvenlik hakkı istenmektedir. İşkence ve kötü muamele yapılmaması, hukuk ile koruma altına alınmış tüm hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin ortadan kaldırılması, ihlale neden olan sorumluların tespit edilmesi ve yargılanarak cezalandırılmaları istenmektedir. Vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesi, kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması talep edilmiş, bu talepler yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temasların sürdürüleceği ifade edilmiştir. Bildiri ile sadece var olan hükümet politikalarına ilişkin eleştiriler değil aynı zamanda diyalog ve çözüm çağrısını içeren talepler de anlatılmaktadır.

Ben TTB bünyesinde gençlik yıllarımdan beri çalıştım. Dört yıl İstanbul Tabip Odası Başkanlığı ve dört yıl da Türk Tabipleri Birliği Başkanlığı yaptım. Halen de Oda çalışmalarında aktif olarak yer almaktayım. Savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu benim yönetici olduğum dönemde, benden önce ve benden sonra da dile getirilmiştir. Halkın daha sağlıklı yaşayabilmesi, tam iyilik haline ulaşılabilmesi çatışmalar ile imkansız hale gelir. Bu nedenle, askeri çatışmalar ve iç savaş süreçleri de dahil olmak üzere savaşa karşı tutum almak, sağlığın ön koşuludur. Nitekim hekim örgütleri tarafından hazırlanan bildirge ve kararlarda da insan hakları ihlallerinin tespiti ve üzerine gidilmesi konusunda genel hekim tutumu çerçevesinde; bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik haline ulaşılması imkânını ortadan kaldıran savaş, bir halk sağlığı sorunu olarak tariflenmekte ve barışın tesisi öncelikli bir faaliyet alanı olarak belirlenmektedir

Kısa bir süre önce TTB yöneticileri “savaş bir halk sağlığı sorunudur” dedikleri ve barışı savundukları için göz altına alındılar. Bir hekimin ve hekimleri temsil eden meslek örgütünün bunu dile getirmesi kadar doğal bir durum olamaz. Aksini söyleyen bir hekim eğer varsa o hekim göz altına alınmalıdır. Benim de bir süre yöneticilik yaptığım bu kurumu değerli kılan ise yöneticilerin evrensel tıp ve etik kurallarından sapmadan doğruları savunmalarıdır. TTB yöneticileri yıllar önce idam cezasına karşı çıktıkları için yargılandılar. Görevi yaşatmak olan hekimin idam cezasının hiçbir aşamasında yer almaması gerektiğini savundukları için yargılandılar. Zaman onları TTB’yi haklı çıkardı. Bu süreç sonunda da barışı savunanlar haklı çıkacaktır.

Hekimlik mesleği doğası gereği insan hayatını her şeyin önüne koyar ve asıl olarak ölümlerin durmasını önceler. Ben de hem bunca yıllık hekim hem de hekimlerin meslek örgütünün eski bir başkanı olarak insanların ölmemesi için ne gerekirse yapılmasının bu ülkenin öncelikli meselesi olduğuna inanıyorum. Bir kez daha ve ısrarla, Kürt sorununda çözüm için adımların atılmasını, barışın sağlanmasını ve daha fazla insanın ölmemesini istediğimi yineliyorum.
===================================

Dostlar,

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki görevinden OHAL KHK’sı ile uzaklaştırılan, Hacettepe Tıp’tan  sınıf arkadaşımız Prof. Dr. Özdemir Aktan‘ın Barış İçin Akademisyenler’in Bu suça ortak olmayacağız bildirisini imzalaması nedeniyle Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 32. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada -bize de gönderdiği- savunması yukarıdaki gibi.

Sevgi ve saygı ile. 21 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Örgütlü halkın önünde durulmaz

Örgütlü halkın önünde durulmaz

Mustafa BalbayMustafa Balbay,  balbay@mustafabalbay.com
YURT Gazetesi, 10 Temmuz 2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)
Maltepe ve çevresinde dün onlarca insan ırmağı vardı. Sabah saatlerinde oluşmaya başlayan ırmaklar öğleye doğru giderek gürleşti. Saat 14.00’ten itibaren (AS: başlayarak) ırmaklar yer yer göletler oluşturmaya başladı. Denizin kıyısında bir başka deniz oluştu, insan denizi…

Öyle bir deniz ki, dalgalı, coşkulu, kıpır kıpır…

Her insan dalgası çevredeki gruplarda ayrı bir heyecan yaratıyor.
Anadolu kentlerinden birlikte gelen gruplar doğal olarak birbirini kaybetmiş.
İzmirliler Hataylılara karışmış, Antalyalılar  Balıkesirlilere…
Nereden geldiklerini sorduğumuz gruplardan ortak bir kent adı yükseldiğinde en az 3-4 kişi farklı kent adı veriyor. Anadolu birbiriyle kenetlenmiş…
Mitinge gelenlerin bir kısmı 24 günlük zaman diliminde ara ara yürüyüşe katılmış. O yürüyüşlerde birlikte olduklarımızla yeniden kucaklaştık. Yürüyüş anılarını paylaştık.

Maltepe’ye denizden de akanlar vardı. Avrupa yakasından gelenlerin çoğu teknelerle ulaştı… Beylikdüzü, Bakırköy onlarca tekne ile denizden akıyordu. Tekneleri görünce biz de hızımızı alamadık, bir çağrıyı kabul edip atladık. Kemençe eşliğinde İzmir Marşı söyleyip kıyıdan akanları izledik, selamladık… 7’den 87’ye her yaştan, her kentten, hatta her görüşten insan
“hak, hukuk, adalet” kavramı etrafında birleşmişti.

Göğüslerde en çok Atatürk resmi vardı. Hiç parti amblemi yoktu.
“Hak – hukuk – adalet” dışında atılan çok az slogan vardı.

Bir de bulunan bir eşyanın sahibini arayanlar. Bu tür görüntüler yürüyüşte de vardı. Normalde bir eşyasını kaybeden kişi kaybettiği şeyi ilan eder, bulunup bulunmadığını sorar. Yürüyüş ve mitingde ise bulunan eşyanın sahibi aranıyordu. Deyim yerindeyse herkes yürüyordu ama kimse yürütmüyordu!

Toplumsal hareketler için geleneksel bir söylem vardır; örgütlü halk yenilmez
Örgütlü, ne istediğini bilen halkın önünde kimse duramaz. Hiçbir güç duramaz.
Örgütlü halktan büyük başka bir güç yoktur. Dün bunu bir kez daha gördük.

24 gündür hiç temposunu düşürmeden devam eden adalet yürüyüşü mitingle birlikte taçlandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki gece 10 dakikalık görüşmemizde attığı adımın arkasının değişik şekillerde geleceğini vurguladı. Kılıçdaroğlu’nun yüzünde enerji dolu bir dirilik vardı. Mitinge, yürüyüşe katılan katılmayan herkesin ortak sorularından biri şu:

Bununla ne elde edildi, ne elde edilecek?

Bu konuda daha çok yazacağız daha çok konuşacağız… Bugün için söyleyeceğimiz şu:

Adalet istemi ayağa kalkmıştır! Oturmayacak…


=================================
Dostlar,

Sayın Mustafa Balbay’ın sağlıklı gözlemlerine dayalı irdelemeleri ve çıkarımları büyük isabet taşıyor.

  • CHP, toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapmak, başarmak zorundadır.

Kitleler ayağa kalkmıştır, liderlik beklemektedir; ardından yürüyecektir.
Bu süreçte siyasal yol haritası kılı kırk yararak ustalıkla belirlenmek durumundadır.
CHP’nin artı “hata” en azından “büyük hata” yapma hakkı – lüksü yok – tur..

“Laiklik tehlikede değil”, “Ekmek için Ekmeleddin”, “Tıpış tıpış gelecekler” gibi safsata düzeyinde yanlışlara asla yer yoktur.

Prof. Süheyl Batum, Aylin Nazlıaka, Prof. Birgül Ayman gibi değerler Partiye geri kazanılmalı, benzer dışlanmalar asla yaşanmamalıdır.

CHP, Güneydoğu Raporunda yer verdiği “Kürt sorunu” çözümlerini netlikle açıklamalıdır.

16 Nisan’da “HAYIR” diyen kitle %50’nin üzerindedir ve Anayasa değişiklikleri ile bunlara dayalı uygulamalar kesin olarak gayrımeşrudur; yok hükmündedir ama Anayasa’nın tümü değil!

Bu “örgüt arayan” milyonları istim üstünde tutarak seçme taşımak üzere bir TEMSİL HEYETİ oluşturulmalıdır. İllerde yapılanma sağlanmalı, YEREL KONGRE İKTİDARLARI tohumlanmalıdır. Buralarda üretilecek politikalar Merkezde Temsil Heyetince olgunlaştırılarak kamuoyuna sunulmalıdır.

AKP saçmalamaya başlamıştır. Maltepe Mitingine katılımı 175 bin kişi gibi, çıplak gözle miting alanına bakan aklı ve gözü sağlıklı herkesin en az 10 katını gördüğü kitleyi böylesine 10’da birine indirgemek psikolojik savaş sayılamaz. Psikolojik savaş akıllı – zeki kurgular gerektirir. Nitekim sosyal medyada İstanbul valiliğinin açıklaması alay konusu olmuş ve halkımız eşsiz mizah ürünleriyle tepkisini koymuştur :

  • İstanbul Valiliğinin sözde bildirimine göre, yapılan yeni ölçümlerde Ankara – İstanbul arası 450 değil 45 km’dir!

GUINESS Rekorlar kitabı açıkladı :

  • Dünyanın en kalabalık; en uzun yürüyüşü Türkiye ADALET YÜRÜYÜŞÜ-2017!

Bu potansiyeli heba etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
15 Temmuz kutlamaları adı altında, vıcık vıcık halk yalakalığı uygulaması ile bu muazzam ADALET YÜRÜYÜŞÜ ve onu taçlandıran görkemli MALTEPE MİTİNGİ‘nin sağladığı sosyal – psikolojik üstünlük dengelenmeye hatta silinmeye çalışılmaktadır, çalışılacaktır.

Nitekim bu gün iktidar kanadından “Yüz bin kişiyi topladılar diye…… kalkışmasınlar” sözleri işitildi.. Hem korkunun duşa vurumudur hem planlananların..

İnsan aklı, onuru, örgütlülüğü ve bilim tarihte her zaman olduğu gibi bu coğrafyada 21. yy’ın şafağında bir kez daha kazanacaktır. Bu yalın bir öngörü olmayıp, bilimsel eytişimin (diyalektiğin) kaçınılmaz (deterministik) sonucudur (türevidir).

Sevgi ve saygı ile. 10 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Zeki Sarıhan : DARBE GİRİŞİMİNİN ANATOMİSİ

DARBE GİRİŞİMİNİN ANATOMİSİ

Zeki Sarıhan

DARBE_GIRISIMININ_ANATOMISI_15Temmuz2016

 

15 Temmuz 2016 gecesi başlayan ve altı saat sürmeden teslim olan son darbe girişimi aşağıdaki hususları düşündürüyor :

 

  1. Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir yere sahip olan 15 Temmuz darbe girişimi,
    taşıdığı ideoloji bir yana, dayandığı güçlerin sınırlılığı ve sonucu bakımından
    Harbiyelilerin 23 Şubat (AS : 22 Şıbat 1962) ve 21 Mayıs (AS: 1963) darbe girişimlerine benzemektedir.
  2. Türkiye’de siyasi mücadelenin en şiddetlisi hâlâ hâkim sınıflar arasında olanıdır. 15 Temmuz darbe girişimi hâkim sınıfların Fetullacı kanadı tarafından, eski sıkı ortağı AKP hükümetine karşı yapılmış bir intikam ve bir bakıma da intihar hareketidir.
  3. Bu girişim, hükümet tarafından bütün temizleme hareketine karşı Fetullahçıların devlet içinde, özellikle bürokrasi, yargı, emniyetin yanında ordu içinde de önemli bir güçleri olduğunu göstermiştir. Bir tarikatın zaman içinde nasıl bu kadar güçlendiği ve kendisini bu ölçüde gizlediği hayret vericidir.
  4. Darbenin yenilmesinin nedenleri arasında başta geleni, halkın geçmiş darbelerden çok zarar görmesi ve bu darbenin de kendilerine zarar vereceği kanısıdır. Darbecilerin bütün Orduyu temsil etmemeleri ve belli başlı birkaç kentte harekete geçebilmeleri de yenilginin nedenlerindendir. Darbe hareketi boyunca medya kuruluşlarının açık olması ve
    hükümet güçlerinin buradan halka seslenebilmeleri darbecilerin en zayıf yanı olmuştur.
  5. Bu girişimden AKP iktidarı kazançlı çıkmıştır. Darbeciler, istemeyerek de olsa
    Tayyip Erdoğan iktidarının meşruiyetini güçlendirmişler ve kendi sonlarını getirmişlerdir.
  6. Bununla birlikte bu girişimin şöyle bir etkisi de olacak gibi görünüyor: Erdoğan, her ne kadar
    bu darbeyi bastırmışsa da, iktidar alanının sınırsız olmadığını anlayacak, Fetullahçılar dışında kalan muhalefete karşı söylemini yumuşatacaktır. Çünkü iktidarda kalmasını,
    demokratik rejimi desteklemek adına biraz da onların yaptığı desteğe borçludur.
  7. Hükümet ve onları hararetle destekleyen politikacılar, bundan önceki darbelerden farklı olarak halkı meydanlara çıkmaya ve darbecilere karşı koymaya çağırmışlardır. Bunda başarılı da olmuşlardır. Şimdiye dek gücünü seçim sandıklarında gösteren iktidar yanlıları,
    bu kez  -Gezi karşıtı gösterilerde yaptıkları gibi- sokak gücüne yaslanmışlardır.
  8. İktidar, Diyanet İşleri Başkanı aracılığı ile ilk kez olarak cami cemaatini de darbecilere karşı harekete geçirmiştir. Minarelerden ezan okunarak halkın direnişe çağrılması ve göstericilerin tekbir getirmeleri, AKP iktidarını savunmanın dinî bir vecibe sayılması anlamına geliyor.
  9. Hareketin başarıya ulaşamayacağının işaretleri daha ilk saatte belli olmuş, bu nedenle
    siyasi partiler ve televizyon kanalları, ileride sorumlu olmamak için ağız birliği etmişçesine
    darbe karşıtı söylemi benimsemişlerdir.
  10. Toplumların ne zaman alt üst olacakları belli olmaz. Türkiye uzunca bir süredir

    Kürt Sorunu,
    – Siyasi İslam’ın yükselişi ve
    Parlamenter rejimden başkanlık sistemine geçiş

    çabaları nedeniyle siyasal bir karmaşa yaşıyor.
    Türkiye iyi yönetilmiyor.
    Bu koşullar sürdüğü müddetçe 15 Temmuz darbe girişimi gibi hareketlerle karşılaşabiliriz. Ancak bunların daha iyi bir yönetim getireceği kuşkuludur.
    Tek çözüm yolu halkın demokratik iradesinin iktidar olmasıdır.
    (16 Temmuz 2016)

AB – ABD raporları ve sivil darbe

AB – ABD raporları ve sivil darbe

Emre Kongar
r

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları Raporu ile Avrupa Birliği’nin Türkiye raporu aynı günde açıklandı.
Olayın güncel öneminden dolayı Kürt sorunu konusundaki okur mektuplarına ara veriyorum.
Her iki rapor da Türkiye’de demokrasinin yozlaştırıldığına ilişkin göstergelere işaret ediyor ama esas soruna, Yargıyı siyasal iktidarın emrine veren, Parlamenter rejimi bekleme odasına alan ve Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayansivil darbeye yeterince yer vermiyor!
***
ABD’nin raporu 1 Kasım seçimlerini adil görmüyor.
Ama 7 Haziran’ı kabul ediyor.
2015’teki en önemli insan hakları sorunlarının başına ifade özgürlüğüne müdahaleyi” koyuyor.
Hükümetin LGBTİ karşıtı, Ermeni karşıtı, Alevi karşıtı ve anti-Semitik söylem kullandığını belirtiyor.
Hükümetin veya bağlı birimlerinin keyfi ve hukuka aykırı öldürmeler yaptığına dair güvenilir iddialar olduğunu söylüyor.
Erdoğan’ın 1 Haziran 2015’te Iğdır’da düzenlediği mitingde kadınların protesto olarak arkalarını dönmesi üzerine yaşananlara yer veriliyor.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Tom Malinowski raporu “Endişe verici” olarak niteledi.
***
Avrupa Parlamentosu’nun yıllık olağan Türkiye raporunda ise Türkiye’de demokrasinin ve hukuk devletinin gerilediğine işaret ediliyor.
Medya özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler “kaygı verici” diye tanımlanıyor.
Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin sözleri eleştiriliyor.
Yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, terörle mücadele alanındaki yasal mevzuatın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla uyumlu hâle getirilmesi isteniyor.
Güneydoğu’daki gelişmeler “kaygı verici” olarak değerlendiriliyor, Türkiye’nin terörle mücadele hakkı meşru kabul edilmekle birlikte, bu mücadelenin insan hakları ve hukuk devletine saygı çerçevesinde yapılması ve orantılı olması gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye’nin yargı bağımsızlığı, insan haklarına saygı gibi konularda Kopenhag ölçütlerinden uzaklaştığı belirtiliyor.
Akademisyenlerin tutuklanması ve kadına şiddet gibi güncel konular da raporda yer alıyor.
AB Bakanı Volkan Bozkır, Ermeni Soykırımı iddialarından dolayı, raporun iade
edileceğini belirtti.
***
ABD ve AB raporlarında belirtilen bu olumsuz göstergelerin bir “Sivildarbe”den kaynaklandığı ya görülmüyor, ya da görmezden geliniyor…
Bu sivil darbeyi simgeleyen olaylar şöyle                           :

1) 12 Eylül 2010’da yargıyı siyasetin emrine veren referandum.

2) Başbakan’ın görevinden istifa etmeden girdiği haksız ve eşitsiz koşullarda yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi.
3) Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa’ya aykırı olarak sahalara inip herkesten çok, yoğun ve şiddetli bir propaganda yaptığı 7 Haziran 2015 seçimleri.
4) 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı’nın keyfi uygulamalarla yeni hükümeti kurdurmaması ve seçimlerin yenilenmesi kararından sonra ortaya çıkan şaibeli terör olayları ile yapılan baskılarla gidilen 1 Kasım 2015 seçimleri.
5) Rejimin meşruiyetinin temellerinden biri olan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının, Cumhurbaşkanı tarafından tanınmamasına ilişkin demeçler ve yargının bağımlı davranışları.

=============================

Dostlar,

Cumhuriyet gazetesi önemli doğrultu yitirdi ancak yine de çok değerli yazarlar var kadrosunda. Biz de seçici olarak bu Cumhuriyetçi – Ulusalcı – Atatürkçü yazarlardan alıntılar aktarıyoruz.
Sayın Prof. Dr. Emre Kongar da bu seçkin – saygın tutarlı yazarlardan biri.. Yukarıda aktardığımız değerlendirmesi önemli. Konuyu biz de birkaç gün önce kapsamlı olarak işlemiştik:

  • Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye İlerleme Raporu’ – 2016
    http://ahmetsaltik.net/2016/04/14/avrupa-parlamentosu-turkiye-ilerleme-raporu-2016/

    Son sözü – çizgiyi üstad Musa Kart‘a bırakalım… (16.4.16, Cumhuriyet)

    Sular iyice ısındı görünen.. Bu arada Tayyip bey, devasa egosuna karşın Suudi Kralını havalanında karşıladı.. Niye acaba??

    Sevgi ve saygı ile.
    18 Nisan 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye İlerleme Raporu’ – 2016

European_Comission_logo

Avrupa Parlamentosu’nda, Eleştiri Dolu
‘Türkiye İlerleme Raporu’ Kabul Edildi

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri tarafından hazırlanan ve her satırında Ankara yönetimine sert eleştiriler yöneltilen ‘Türkiye İlerleme Raporu’ oy çokluğuyla
kabul edildi.

Avrupa Parlamentosu'nda, Eleştiri Dolu 'Türkiye İlerleme Raporu' Kabul Edildi

Avrupa
Parlamentosu’nun Hollandalı üyelerinden Kati Piri tarafından hazırlanan ‘Türkiye raporu’ bu gün AP Genel Kurulu’nda oylanıp, kabul edildi. Bugüne dek hazırlanan en olumsuz raporda, Türkiye‘ye çok sert eleştiriler yöneltiliyor.

Raporda, Kürt sorunu ve basın özgürlüğüne dair eleştirilerin yanı sıra

Hürriyet gazetesinden Güven Özalp‘in haberine göre, her satırında eleştiri yer alan ‘Türkiyeraporu’ şöyle:

Kopenhag ölçütlerinden uzaklaşma: AP, Türkiye‘de demokrasi ve hukuk devleti alanlarındaki gerilemenin ışığında reformlardaki genel hızın son yıllarda yavaşlamasından ve yargının bağımsızlığı, toplanma ve ifade özgürlüğü, insan haklarına ve hukuk devletine saygı gibi bazı ana alanlarda giderek Kopenhagölçütlerinden uzaklaştıran gerileme olmasından endişe duyar.

‘Medyaya saldırı önlenmeli’:Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasal hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasa dışı biçimde el konulmasını kınar.

PKK silah bırakmalı’:
– Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok.
– AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK‘nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz.
PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl
ve yasal yollarla dile getirmeli
.
Terörle mücadelenin Türkiye‘nin meşru hakkı olduğu tanınır.
– Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı.
– AP, PKK‘nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.

İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB‘nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.

‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında
acil reformlara gereksinim var.

Cumhurbaşkanı’na kınama:AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa‘nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.

Yolsuzlukla mücadele : Yolsuzlukla mücadele Türkiye‘nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her düzeydesavaşım niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.

Seküler yaşam biçimine saygı : AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam biçimlerine tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.

Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.

Aydınlara kovuşturma : Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden çok akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.

Raporun çok büyük bir bölümünde olumsuzluklar ön plana çıkarken Türkiye‘nin Suriyeli mülteciler konusunda izlediği yaklaşım, AB açısından önemli bir stratejik ortak oluşu, dış politika ve güvenlik konularında AB ile Türkiye arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılması pozitif şekilde not ediliyor.



PİRİ: HAZİRANDA VİZELERİN KALDIRILMASI OLANAKSIZ GİBİ

Raporu hazırlayan Hollandalı Kati Piri, Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda ‘Türkiye ile vizelerin kaldırılması’ hakkında da açıklamalarda bulundu. abhaber.com‘da yer alan habere göre, Ankara yönetimi tarafından “Haziran ayında kalkacak” denilen vizelerin durumu için ‘kötümser’ olduğunu dile getiren Piri, “Son iki yıldaki ilerlemeye bakıldığında ve yasanın kısa bir sürede geçmesi gerektiği dikkate alındığında bu olanaksız gibi görünmektedir.” dedi. (14 Nisan 2016,
http://www.haberler.com/avrupa-parlamentosu-nda-elestiri-dolu-turkiye-8357564-haberi/
)

==========================

Dostlar,

Raporun İngilizce özeti aşağıda..
*****
Summary of the report
(http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2015/20151110_report_turkey.pdf)

As regards the political criteria, the pace of reforms slowed down, also due to protracted elections. The outgoing government made efforts to reinvigorate the EU accession process. However, this repeated commitment was offset by the adoption of key legislation in the area of the rule of law, freedom of expression and freedom of assembly that ran against European standards. The political landscape continues to be divided. The 7 June general election saw a record 84% turnout, a clear sign of the strength of Turkish democracy with all major political parties being represented in the new parliament. However, a government could not be formed by the constitutional deadline and repeat elections took place on 1 November. Amongst the shortcomings in the legal framework regulating elections, the 10% threshold of votes for parties to be represented in parliament need to be addressed as a priority. In the reporting period Turkey saw its security situation increasingly deteriorate. The authorities launched an extensive anti-terror military and security campaign against the Kurdistan Workers’ Party (PKK), which remains on the EU list of terrorist organisations, both 1 This report covers the period from October 2014 to September 2015. It is based on input from a variety of sources, including contributions from the government of Turkey, the EU Member States, European Parliament reports and information from various international and non-governmental organisations. As a rule, legislation or measures which are under preparation or awaiting parliamentary approval have not been taken into account. 5 in Turkey and in Iraq. The settlement process of the Kurdish issue came to a halt despite earlier positive developments on the issue. Turkey was struck by the deadliest terrorist attack in its modern history, on 10 October in Ankara, claiming the lives of scores of demonstrators gathering for a peace rally sponsored by trade unions and opposition parties’ youth branches. It is essential that swift and transparent investigations are conducted into these heinous acts which were aimed to destabilise and harm Turkey’s democracy. Turkey is moderately prepared in the area of public administration reform. It has a strong public service and is committed to a user-oriented administration. However, impetus for a more comprehensive reform is weak. Recent dismissals and demotions in the context of the fight against the ‘parallel structure’ were a source of concern. Civil society has remained active, growing in numbers and continuing to be involved in many spheres of public life, but restrictions to freedom of assembly remain a serious concern. Turkey’s judicial system has some level of preparation. The independence of the judiciary and the principle of separation of powers have been undermined and judges and prosecutors have been under strong political pressure. The government’s campaign against the alleged ‘parallel structure’ within the state was actively pursued, at times encroaching on the independence of the judiciary. Substantial efforts are needed to restore and ensure its independence. As regards the fight against corruption, Turkey has some level of preparation to effectively prevent and fight corruption. Turkey’s track record in the fight against corruption remains inadequate. Corruption remains widespread. The undue influence by the executive in the investigation and prosecution of high-profile corruption cases continues to constitute a major concern. Turkey has achieved some level of preparation in the fight against organised crime. Financial investigations remain under-used. Precautionary freezing of assets is rarely applied and the level of assets confiscated is low. The absence of data protection legislation is an impediment for wider cooperation with EU agencies and Member States. Turkey’s Constitution guarantees the protection of human rights and fundamental freedoms. Implementation had considerably improved over the past few years. However, major shortcomings remain. The enforcement of rights stemming from the European Convention on Human Rights (ECHR) and the case law of the European Court of Human Rights (ECtHR) is not fully ensured. There is an urgent need to adopt a comprehensive framework law on combating discrimination in line with European standards. Turkey also needs to effectively guarantee the rights of women, children, and lesbian, gay, bisexual, transgender and intersex (LGBTI) individuals and ensure sufficient attention to the social inclusion of vulnerable groups such as the Roma. There was significant backsliding in the areas of freedom of expression and freedom of assembly. Legislation on internal security contradicts the measures outlined in the March 2014 action plan on the prevention of violations of the ECHR by granting broad discretionary powers to the law enforcement agencies without adequate oversight. After several years of progress on freedom of expression, serious backsliding was seen over the past two years, with some level of preparation in this field. While it had been possible to discuss some sensitive and controversial issues in a free environment, ongoing and new criminal cases against journalists, writers or social media users are of considerable concern. Changes to the internet law, which are a significant setback from European standards, increased the government’s powers to block content without a court order on an unduly wide range of grounds. 6 Turkey supported the resumption of the talks on the Cyprus settlement in May and expressed its support for the UNSG Special Advisor’s efforts. Turkey’s continued commitment and contribution in concrete terms to this comprehensive settlement remains crucial. However, Turkey has still not fulfilled its obligation to ensure full and non-discriminatory implementation of the Additional Protocol to the Association Agreement and has not removed all obstacles to the free movement of goods, including restrictions on direct transport links with Cyprus. There was no progress on normalising bilateral relations with the Republic of Cyprus. The conclusions on Turkey that were adopted by the Council (General Affairs and External Relations) on 11 December 2006 and endorsed by the European Council on 14/15 December 2006 remain in force. They stipulate that negotiations will not be opened on eight chapters2 relating to Turkey’s restrictions regarding the Republic of Cyprus and no chapter will be provisionally closed until the Commission confirms that Turkey has fully implemented the Additional Protocol to the Association Agreement. Turkey needs to commit itself unequivocally to good neighbourly relations and to the peaceful settlement of disputes in accordance with the United Nations Charter, having recourse, if necessary, to the International Court of Justice. In this context, the EU has expressed once again serious concern and urged Turkey to avoid any kind of threat or action directed against a Member State, or source of friction or actions that damages good neighbourly relations and the peaceful settlement of disputes. Regarding the economic criteria, the Turkish economy is well advanced and can be considered a functioning market economy. Economic growth has been moderate. Turkey continued to face external and internal imbalances, calling for adjustments in monetary and fiscal policies as well as an acceleration of comprehensive structural reforms. The large current account deficit continued to contribute to the economy’s vulnerability to shifts in global monetary conditions and risk sentiment. On the internal side, inflation continued to run at a relatively high rate, which is problematic in terms of macro-economic stability, resource allocation and re-distributive effects. It again exceeded the official target; nevertheless the central bank cut interest rates. Public debt has attained a sustainable level, but the general government structural balance has been significantly negative. Unemployment increased slightly to an annual average of 9.9 %. Some progress was made in structural reforms such as improving schooling rates and further liberalising the energy sector. Such reforms need to accelerate to improve the functioning of the markets for goods, services and labour. Turkey has a good level of preparation in acquiring the capacity to cope with the competitive pressure and market forces within the EU. The quality of education and gender equality in education needs particular attention. Efforts are needed to ensure the transparency of state aid and to remove constraints and exceptions in the area of public procurement. Regarding its ability to take on the obligations of membership, Turkey has continued to align with the acquis, albeit at a slower pace, and has achieved a good level of preparation in many areas. Turkey is well advanced in the areas of company law, financial services, transEuropean networks and science and research. The country has also achieved a good level of preparation in the areas of free movement of goods, intellectual property law, enterprise and industrial policy, customs union and external relations. Turkey remained highly mobilised to tackle the extraordinary migration and asylum challenges. Turkey has achieved a good level of preparation in the area of financial control. Further significant efforts are however needed to implement public internal financial control at all levels. Turkey is only moderately prepared on public procurement as important gaps remain in its alignment. Turkey is also 2 Free movement of goods, right of establishment and freedom to provide services, financial services, agriculture and rural development, fisheries, transport policy, customs union, and external relations. 7 moderately prepared in the area of statistics where further significant efforts are needed across the board. In all areas, more attention needs to be given to enforce legislation whilst many areas require further significant progress to achieve legislative alignment with the EU acquis. In the past year, events in Syria and Iraq meant Turkey had to face a further increase in the number of refugees and displaced people. Turkey is currently hosting the largest refugee population in the world, of which close to 2 million are Syrians. Managing such a huge influx of refugees and displaced persons is a major challenge for Turkey, which has already spent more than EUR 6.7 billion to this purpose.
*****
Rapor kapağında aşağıdaki bilgiler var..

EUROPEAN COMISSION

COMMISSION STAFF WORKING DOCUMENT TURKEY 2015 REPORT
Accompanying the document COMMUNICATION FROM THE COMMISSION
TO THE EUROPEAN PARLIAMENT,
THE COUNCIL,
THE EUROPEAN ECONOMIC AND SOCIAL COMMITTEE
AND THE COMMITTEE OF THE REGIONS

Tüm rapor İngilizce 92 sayfa (PDF, EU_Turkey_Report_2015, 649 KB)
Nalına da mıhına da vurulmuş deyim yerinde ise..
Tayyip beye açık bir KINAMA var..
Üzülüyoruz ve gururumuz inciniyor, ülkemizin Cumhurbaşkanının AB tarafından kınanmasına; ancak ne var ki, R.T. Erdoğan gerçekte çoooook daha fazlasını hak ediyor ne yazık ki..

Erdoğan’ın Yüce Divan’da yargılanacağı günleri bu mazlum ve masum ulus görecek eminiz..

Türkiye’nin hiçbir zaman AB’ye alınmayacağı gerçeğini akıldan hiiiç çıkarmayalım…
Babacan_AB'ye_alinmayacagimizi_biliyoruz

 

Ayrıca, AB’nin bu son 2015 İlerleme Raporu’nun, bugüne dek hazırlanan en olumsuz rapor
olduğunu da..

Sevgi ve saygı ile.
14 Nisan 2016, Ankara