KANAL İSTANBUL TARTIŞMASI

KANAL İSTANBUL TARTIŞMASI

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Dr. Ahmet Saltık MD, MSc, BSc
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci

Ülkenin gündemi sosyal, siyasal ve ekonomik konularda son derece yüklü. Yığınla sorun var. En başta ekonomi, işsizlik geliyor. Yatırımlar durmuş. Elde ne varsa satılmış, üretim tesislerinin kapısına paslı kilitler vurulmuş. Tekstil işletmeleri çökmüş, köylü eskisi kadar bile pamuk üretemiyor. Tütün fabrikaları kapanmış, köylünün belli başlı gelir kaynaklarından tütün ekimi  de durmuş. Şeker fabrikaları satılmış, makineler durmuş, köylü şeker pancarı üretemiyor.

Türkiye 130’u aşkın ülkeden 130’u aşkın tarım ürünü dışalımı yapıyor (ithal ediyor.).
Rusya’dan 5 milyon tona yakın buğday bile ithal ediyor ki iç üretimin 1/4’ü..
83 milyonu aşan yerleşik nüfusun karnını doyuracak buğdayı bile üretmekten aciz!

Zerrece utanıp sıkılmadan Sudan gibi çooooook geri kalmış, insan ve hayvanlar arasında bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği bir Müslüman ülkeden at, eşek, katır eti” almaya kalkıyor! Basında çıka haberlere ilgili Bakanlıktan net bir yalanlama çıkmıyor..

  • Bu bir fiyaskodur, skandaldır, yüz karasıdır!
  • Azıcık uygarlaşmış hiçbir ülkede, hiçbir iktidar halkını böylesine aşağılayamaz.

Kısacası tarım ve üretici köylü başta, hemen tüm ekonomik sektörler, ülke  tarihinin en ağır ekonomik bunalımını yaşıyor. İşsizlik tavan yapmış. Üniversite mezunları asgari ücretten bile iş bulamaz olmuş. Milyonlarca insan işsiz, umutsuz..

Beş milyonu aşkın insan SGK’ye zorunlu GSS primini = ek vergiyi ödeyemediği için sağlık hizmeti alamama yıkımı ile yüz yüze..

  • Üniversite öğrencisini aç bırakmış bir iktidar.
  • Bir öğün yemeğe muhtaç öğrencilerimiz, yaşamın baharında artık kendisini denize atıyor.
  • Ailelerin çocuklarıyla toplu intiharları yaşanıyor.

    İktidar hepsine kendince bir kulp uyduruyor..
    Ülkemizin artık katlanılmaz, yürek dayanmaz dertlerine kör, sağır ve dilsiz..
    Vicdansız mı vicdansız..
    Siyaset bilimi tarihinde benzersiz bir siyasal kadro, bir cehennem kazanında ülkeyi kaynatıyor!
    ***

    Kısacası “Ayranımız yok içmeye” ama iktidarın başı tutturmuş “Kanal İstanbul da Kanal İstanbul”!Elli milyon $ bulamayıp (!?) ülkenin seçkin savunma sanayisi kurumu Sakarya Tank Palet Fabrikasını bir yandaşı ile birlikte Katarlılara 25 yıllığına “kiralayan” AKP iktidarı bu talana “peş keş” diyen Anamuhalefet liderine bol sıfırlı – yıkıcı tazminat davası açıyor susturmak için.75 milyar TL’ye mal olacağı kestirilen kanal projesini dayatıyor. Kendi deyimiyle “Çılgın Proje“! Ülkenin kalabilen, yağmadan şimdilik kurtulmuş tüm varlığı “Varlık Fonu” nda kumar masasında rehin! Bu A.Ş. statülü Fonun patronu Yönetim Kurulu Başkanı AKP’nin başı.. Damadı da hazinedarı.. Ülkenin – halkın tüm nefes boruları tıkanmış. Milletin basireti bağlanmış.. Apaçık bir yok oluş – yok edilme diz çöktürme süreci dayatılmakta Cumhuriyete!

Varsayalım İstanbul Kanalı projesi, ülkemiz insanına çok büyük bir akçalı (mali) yük olduğu halde, finansman bakımında üstesinden geliniyor olsun.. Bu olanaklıdır çünkü, borç gırtlağı da aşsa, Karadeniz’i bir ABD – NATO gölü yapmak isteyenler, bu stratejik emelleri için, fahiş fiyatla da olsa yeni borçlanma olanağı yaratırlar leş kargası kreditörleriyle. O kreditörler ki, 500 yıldır tüm dünyayı sömürerek edindikleri sermaye dağlarını gerçekte döndürmeye de mahkumdurlar. Meş’um (lanetli) servetleri yeterince dolaşmazsa (sirküle etmezse) valör yitirir!

Libor + %7 tefeci faizi ile kur konsorsiyumu, bas uzun vadeli borcu, onlarca milyar $ daha borç binsin şimdiki ve gelecek birkaç kuşağın boynuna, daha da bağımlı olsun ülke içte ve dışta.. Ne gam.. Bu arada yandaşlara rantlar, besleme basına mamaya devam, komisyonlar oh ne ala..

İş salt bunlarla bitiyor mu? Sorunun tarihsel boyutu var. 1936 Montrö Sözleşmesi yönünden uluslararası ekseni var. Askerler susturulmuş, emekli komutanlardan “ÇOK CİDDİ GÜVENLİK SORUNU, nokta!” uyarıları sönümlenip gidiyor.. O Montrö ki, büyük Atatürk‘ün Lozan’ın eksiklerini gidermek için yıllarca, var gücüyle, dehası ve diplomatik hüneriyle ördüğü zafer!

Ekolojik denge açısından çok ağır ve  dönüşümsüz çevresel yükleri var İstanbul Kanalı projesinin. Alanında gerçek uzman hiçbir bilim insanı bu projeyi doğru ve bilimsel bulmuyor. Projenin yalnızca çevreye vereceği dönüşümsüz zarar, geniş anlamda çok yönlü çevresel maliyet, hayali – belirsiz ve gerçekte olanaksız maddi getirinin kaç yüz bin milyon (!) kez üstünde acaba?!.

Bu Kanal girişimi asla ve asla Türkiye’nin ivedi ve öncelikli sorunu değildir.
Derhal gündemden düşürülmesi gerekir. İlk sırada ele alınacak sorunların başında halkın aş, iş, ekmek, güvenlik ve gelecek kaygısı sorunlarının çözümü geliyor. Adalet ve demokrasi geliyor.

Kanalın geçirileceği bölgede yoğun bir arazi spekülasyonu gözlenmekte, 30 milyon m2 = 30 km2 araziyi Arap sermayeli 3 şirketin satın alması ne anlama geliyor? Araplara aylar / yıllar öncesinden bu bilgiyi el altından kimler sızdırdı? Salt bu oyun bile düpedüz ahlaksızlık değil midir? Hangi dine sığar, açık soralım; hangi Müslüman bu yolsuzluğu yapabilir? Vatan toprakları hem de büyük ve bitişik parsellerle neden özellikle Araplara satılıyor, neden, neden!?

Sonra da mızrak çuvala sığmamaya başlayınca, tapu kayıtlarına erişim sınırlanıyor.. Bütün bunlar ne anlama geliyor eyyyyyy halkımız, ne anlama geliyor? Kendi yurdundan sürülüyorsun! Zaten nitelikli gençlerimiz ülkeyi terk etmekte, Arap – Suriyeli doldurulmakta..

İstanbul Kanalı tüm ülkenin sorunudur, siyasal inatlaşmalara konu edilmemelidir. Geri dönüşü olmayan çok riskli ve akıl – bilim dışı bir projedir. Tarihçiler, bilim insanları, hukukçular, çevre mühendisleri, su bilimcilerin… görüş ve raporları kuşku yok, belirleyici olmalıdır. Kimi yandaş TV güllerinin seslendirdikleri gibi iktidar yumurtlar, bilim de ona çare bulur.. Hadi oradan!

Yok böyle bir saçmalık! Yaşamda en gerçek yol gösterici bilim ve fendir (ATATÜRK). Dolayısıyla seçim kazanmış iktidarların saçmalamak hak ve lüksü yoktur. Üretecekleri tasarımların mutlaka bilimsel temelleri olmak zo – run – da – dır! Siyaset biliminin en temel kurallarından biri budur. Yandaşlar – “dolma” kalemler öylesine kendinden geçmişler ki..

En önemlisi de demokratik bir ülkede çeşitli yollarla itirazı olan halkın sesine kulak verilmelidir. Geçtiğimiz günlerde ülkenin her yerinden on binlerce insan itirazlarını dilekçe ile sundular. Mersin’den İstanbul’a bu amaçla gelen ve saatlerce kuyrukta dilekçe verme sırası bekleyen insanlar ne demek istiyor, siz hiç düşünmez ve aklınızı kullanmaz mısınız?? Hani siz milletin hizmetçisi idiniz? Açıklayınız, ÇED sürecine itiraz yüz bini geçmedi mi? Neden iptal etmiyorsunuz o halde??

Sormazlar mı adama;

  • “SENİ BUNCA BAĞLAYAN NEDİR, NEDEN NUH DEYİP PEYGAMBER DEMİYORSUN, SİYASETÇİ İNATÇI MI OLUR, AKILLI MI??”Tek kişinin “ben yaptım oldu”, demesiyle olacak şey değildir.

İstanbul’daki son yılların olumsuz yapılaşmasını özetleyen itiraf,

  • “Biz İstanbul’a ihanet ettik” sözleridir. Bu sözler AKP = Erdoğan‘ındır.

Yarın İstanbul Kanalı için benzer pişmanlık ağızlardan döküldüğünde, yinelenen hangi katmerli ihanete merhem olur ki?

İstanbul Boğazından gemiler genel olarak ücretsiz geçiyor. Montrö Sözleşmesi gereği belli resim – harçları… ödeyenlerin bıraktığı toplam para yıllık 150 milyon Doları geçmemektedir. Bunun tümü net getiri değildir, sistemin giderleri de vardır kuşkusuz. Boğazlardan makul ücretlerle serbestçe, zorlanmadan geçiş hakları varken, neden daha dar ve uzun bir yola, İstanbul Kanalından geçerek fazladan para ödesinler? Kaldı ki, petrol ve doğal gaz boru hatları, iyileşen demiryolu, karayolu ve havayolu taşımacılığı koşulları ile Boğazlarda gemi trafiği artmıyor, azalıyor.. Daha dün, çok yüksek sığalı (kapasiteli) yeni bir doğal gaz boru hattı açıldı.

Neresinden bakarsak bakalım, Erdoğan’ın itirafıyla “bu çılgın proje” ülkenin yararına değildir.  Adı üstünde “çılgıncadır, çılgınlıktır” !

  • Gereksinim duyduğumuz ise sağduyu – planlamacılık – stratejik akıl – dış güçlerin güdümünden / tutsaklığından kurtularak bilimin ışığına sarılmaktır

1881’de Abdülhamit Osmanlı’nın resmen uluslararası iflasını ilan etti ve Düyun-u Umumiye İdaresi kurularak Osmanlı Maliyesine yabancılar resmen ve fiilen el koydular; yüzlerce milyon altın borcu yoksul Anadolu halkı Cumhuriyet kurulunca 1954’e dek 31 yıl boyunca ödedi.

1958’de DP iktidarı – Menderes Temmuz 1958’de uluslararası moratoryum / iflasını ilan etti Türkiye Cumhuriyeti’nin ve IMF pençesine teslim edildi mazlum halkımız..

3. kez ülkesel iflasın eli kulağındadır ve AKP = Erdoğan eliyle yürütülmektedir, uyanalım!

Öncekilerin tarihteki yerlerine, başlarına neler geldiğine bir bakmalı ve ders almalı.

Tarih, ders almayanlar için tekerrür eden acımasız bir terbiye edicidir.

Mide bulandıran bir gündem oyunu boyutu da faturanın KDV’si gibi..

Deprem geçeği herkesin gözü önünde.. Tek başına iktidarınızın 18. yılındasınız; neden KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ hala bitir(e)mediniz?? 75 milyar TL (en az!) kaynak varsa neden İstanbul’u depreme hazırlamıyorsunuz da olası depremde kentin jeolojik direncini Kanal ile daha da kırıyorsunuz??

İstanbul’a ve Türkiye’ye bir kez daha ihanet etmeyiniz efendiler, bu kez sizin de sonunuz olur!

Son söz : Türkiye 1’den çoooook büyüktür çok..

“YERLİ VE MİLLİ” ÇÖKÜŞ 

“YERLİ VE MİLLİ” ÇÖKÜŞ 

Suay Karaman

Konuk yazar :
Suay Karaman

Osmanlı Devleti, özellikle 1850’li yıllardan sonra ekonomik olarak büyük bir çöküntü içine girdi ve bu durum karşısında borç aldığı ülkelerin yaptırımlarıyla sarsılmaya başladı. Bazılarının ulu hakan dediği 2. Abdülhamit döneminde 20 Aralık 1881’de, Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını denetlemek için Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kurulmuştu. Birçok gelirini bu kuruluşa bırakan Osmanlı Devleti, hem ekonomik, hem de siyasal olarak büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldı.

“Dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz” diye göz boyayarak 16 yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidar, bütün uyarılara karşın, sonunda ekonomik iflasa sürüklendi. “Yerli ve milli” sözünü unutarak, ekonominin yönetimini McKinsey adlı ABD’li bir kuruluşa teslim etti. McKinsey, bağımsız bir kuruluş değildir, uluslararası tekellerin aygıtıdır, ABD’dir, IMF’dir. Gelinen durumun Düyun-u Umumiye’den de farkı yoktur.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından yapılan seçimlerde Turgut Özal’ın seçim kampanyasını hazırlayan, konuşmalarından, giysilerine ve gözlüklerine dek tüm imajını McKinsey firması organize etmiştir. 1985-87 arasında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üyelik başvurusunun danışmanı olan McKinsey firması, 14 Nisan 1987 tarihli başvurunun altına imzasını atmıştır. 2001 yılındaki ekonomik krizde kurtarıcı olarak çağrılan Kemal Derviş, çöken bankacılık sistemimizi düzeltmek için McKinsey firmasını ülkemize davet etmiştir.

Ulusal egemenliğe ilişkin bir yetki, uluslararası bir şirkete aktarılmaktadır.

Anayasanın 160. maddesine göre ülkemizde kamunun harcamalarını, gelir ve giderlerini Sayıştay denetler. Ancak son yıllarda Sayıştay etkisizleştirilerek yetkileri azaltıldı. Sürekli “yerli ve milli” olmakla övünen siyasi iktidarın, “yerli ve milli” olmaktan ne anladığı, McKinsey ile bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Adında IMF geçmese de McKinsey’in görevi, Türkiye’ye bir IMF programı uygulatmaktır. Ülkemize borç veren kapitalist ülkelerin alacaklarının tahsilini güvence altına almaktır. Varlık Fonundaki değerlerimizin elden çıkarılmasını sağlamaktır. Emekçilere ve emeklilere daha çok kemer sıktırılarak, iyice yoksullaştırmaktır. Yoksa McKinsey, günde 1.8 milyon TL harcanan kaçak sarayın tasarrufa gitmesi için önlem almayacaktır. “Örtülü ödeneği kısın, yeni saraylar yapmayın, makam araçlarını ve uçaklarını satın” gibi önerilerde bulunmayacaktır. Üstelik zor durumda olan ekonomimiz, bu yabancı firmaya dolar üzerinden yüklü miktarda ücret ödeyecektir.

McKinsey’e yapılan eleştiriler için Hazine ve Maliye Bakanı damat; “yapılan yorumlar cehaletten değilse, ihanettir” demişti. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 6 Ekim 2018’de partisinin Kızılcahamam’daki toplantısında, McKinsey ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bütün Bakan arkadaşlarıma ‘bunlardan fikri danışmanlık hizmeti de almayacaksınız’ dedim. Hiç gerek yok, biz bize yeteriz.” Bu durumda ihanet içinde olanlar kimdir diye sormak gerekir.

Şimdi McKinsey ile yapılan sözleşmenin durumu da merak konusudur ve akıllara şu sorular gelmektedir: McKinsey ile sözleşme neden yapıldı ve neden vazgeçildi? McKinsey ile yapılan sözleşmenin tutarı ne kadardır? Sözleşmede tek yanlı fesih durumunda fesih işlemini gerçekleştiren tarafın ceza ödeyeceğine ilişkin bir hüküm var mıdır? Var ise bu cezanın tutarı nedir? Bu cezayı kimler ödeyecektir? Bu olayın siyasi bedeli ödenecek midir? Artan tepkiler nedeniyle “McKinsey ile sözleşme iptal edildi” denilerek, etkinlikler kamuoyundan gizli olarak yürütülebilir mi?

2013’te siyasal iktidarın hazırladığı 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı‘nda, 2018 yılında Dolar kurunun 1.97 TL olması öngörülüyordu. Ancak bugün Dolar 6 TL’dir. Enflasyon tek haneye inecekti ama bugün %20’lerin üstdedir. Ekonomik öngörülerde bu derece yanılan bu siyasal iktidar, güvenirliliğini yitirmiştir. Bu iktidarın en büyük şansı, etkili muhalefetin olmamasıdır. Bu çöküş hep birlikte hazırlanmıştır.

  • Bu çöküşten kurtulmanın yolu, Kemalizm’in Altı Oku’dur.

AKP’nin BİTMEYEN MASALLARI ARTIK BİTMELİ

AKP’nin BİTMEYEN MASALLARI ARTIK BİTMELİ


‘Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’

IMF, DB (Dünya Bankası) ve BM (Birleşmiş Milletler) verilerine göre Türkiye, AKP’nin hükümet olduğu 2002’den 2011 yılı sonuna dek dünyanın 18. büyük ekonomisi sırasındaydı.  AKP’nin 2011 genel seçimleri öncesinde yayımladığı seçim vaatlerinde ‘Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’ deniliyordu. Ancak verilere göre Türkiye bugün sıralamada ilk 20’de bile yer alamıyor. Bu duruda G-20 ülkeleri dışında kalacak.. 2018 sonunda GSMH 700 milyar Doların da altında hesaplanınca (AKP hesap oyunları yapmazsa gene!) 22. sıradan gerilere düşeceğiz..

İşsizlik oranı

AKP’nin 2011 seçim vaatlerinde yer alan bir başka madde işsizlik oranının %5’e indirileceğiydi. Ancak 2018’in Haziran verilerine göre işsizlik oranı %10,1! TÜİK’in bütün makyajlarına karşın!

2018 dolar kuru 1.97 olacaktı!? 

Yeni plana göre Dolar 5 yılda 10 kuruş artacaktı!?

2018’de 1.3 trilyon Dolarlık GSYH ve 16 bin Dolarlık kişi başına gelir hedefi,
Doların beş yılın sonunda 1.97 lira olacağı varsayımına dayanıyordu.
(https://www.dunya.com/sektorler/teknoloji/yeni-plana-gore-dolar-5-yilda-10-kurus-artacak-haberi-214925)

Oysa 5 yıl sonra, 2013’te hedeflenenin yarısına indik.. 2018 sonunda GSMH, AKP’nin hayallerine göre 1,3 Trilyon Doar olacakken, yarısı olabilirse ne ala.. Kişi başına gelir de doğallıkla, geçiniz 16 bin Dolar’ı, yarısı bile o-la-may-cak-tır! (AKP yeni bir hesap oyunu yapmazsa!)

2013’te AKP’nin TBMM’ye sunduğu 10. Beş Yıllık Kalkınma Programı’na göre 2018 $ kuru 1.97 TL olacaktı. Eylül 2018 sonunda dolar 6 TL’nin üzerinde! 3 katı!

Bravo AKP, yaşasın Reis Erdoğan!

  • Tapınmaya devam AKP’nin rantiye müritleri..

Ama artık deniz bitti, AKP, “sadık” (!?) milyonlarca mürite eskisi gibi bol kepçe makarna – kömür…. yardımı yapamıyor.. Yapamayacak.. Sadakat karşılıksız sürebilecek mi acaba?? Siyasetbilimi bu soruya “hayır” diyor netlikle..

Enflasyon tek basamağa inecekti!?

Enflasyonu tek basamağa indirme vaadi AKP tarafından çok sık dile getirildi. AKP’li CB Erdoğan, geçen yıl ekonominin hızlı bir toparlanma temposu içinde olduğunu belirterek, “Enflasyon her ne kadar Ağustos’ta çift haneye çıktıysa da önümüzdeki aylarda inanıyorum ki yeniden tek haneye inecektir” buyurmuştu..

Enflasyon hedefleri yükseltildi

Ağustos 2018’de yıllık enflasyonun %17,90 olarak açıklanmasının ardından, geçe hafta açıklanan Yeni Ekonomik Program (YEP) kapsamında 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin büyüme hedefleri düşürülürken, enflasyon kestirimleri yükseltildi.

Buna göre Eylül 2107’de açıklanan Orta Vadeli Program’da 2018, 2019 ve 2020 yılları için %5,5 olan büyüme hedefleri sırasıyla %3,8, %2,3 ve %3,5’e çekildi. Yine aynı yıllarda sırasıyla %7, %6 ve %5 olarak öngörülen enflasyon oranları aynı sırayla %20,8, %15,9 ve %9,8’e indirildi ve iki yıl içinde yeniden %10 psikolojik sınırının altına inme hedefi tanımlandı.

****
AKP kadroları tüm kredilerini tüketmişlerdir.
Bütün güvenilirliklerini yitirmişlerdir.
Kendilerine olan güvenlerini de..
Bir siyasal kadro bunca yanılabilir mi??
O yüzden (?!) olmalı ki, sıkı para – maliye politikalarının gözetim ve denetimini “AKP’nin vazgeçilmez stratejik müttefiki” (!?) ABD’nin McKinsey şirketine ihale etmiş olmalılar. Devletin tüm mali sırları yabancıların eline geçecek öyle mi?? Kozmik Oda gibi!?

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Amerikan şirketi McKinsey’le yapılan anlaşmayla ilgili açıklama yaptı. Albayrak, ‘Danışmanlığın hiçbir icra fonksiyonu olmayacak‘ dedi. Pes yani, bir de o mu olsaydı.. Devletin tüm harcama bilgileri, bütçe, maliye, vergi, borç.. verileri önüne konacak ki, “danışmanlık” hizmeti versin.. SAYIŞTAY ne güne duruyor? Bu bakanlığın yüzlerce – binlerce çalışanı süs mü? Üniversitelerde çok sayıda akademisyeni neden görmezden gelir, yadsır, yok sayarsınız? Yandaşlar da yetersiz galiba; umut Atlantik ötesi “stratejik düşman” da.. Pardon, Erdoğan’ın sık sık üstüne basa basa söylediği üzere “stratejik müttefik” mi demeliydik??

CHP’nin İktisat hocası Selin Sayek Böke uyardı (twitter hesabından) :

Ekonominin anahtarını, ABD’li McKinsey‘e teslim etme kararı ne demek?

1- Başkanlık sisteminin daha 3 ay içinde çöktüğünün göstergesi.
2- IMF adı geçmeden bir IMF programı yapmanın yan yolunu bulmak.
3- Devlete ait en gizli bilgilerin bir ABD’li şirkete teslim edilmesi
4- Türkiye’de “devlet yönetiminin şirketleşmesinde” bir üst noktaya geçiş.
5- Devleti yönetmek için dünya yüküyle ve “Dolar”la ABD’li bir şirkete para ödenmesi

Oysa, yerle bir ettikleri güven böyle parayla satın alınmaz! Daha önce başardık, yine yapabiliriz. Düyun-u Umumiyeyi, ekonomiyi halkın yapacak adımları atacak bir siyasetle aşabiliriz, aşmalıyız.
*****

AKP’nin bu vaadinin ardından birkaç kez yazmıştık :

10 yıl boyunca kesintisiz %19-20 hızla büyümesi gerekiyordu Türkiye’nin başkaca her şey sabit sayıldığında (iktisatta ceteris paribus varsayımı) ..
Hindistan %7 büyümeyi sürdürecek ve Türkiye Hindistan’ı yakalayıp onun yerine geçecek..
Son birkaç yıldır bırakalım %19-20 büyümeyi %5’i bulabildik mi?
Haberiniz olsun; bu kez dipten gelen kocaman bir dalga ekonomideki yıkım..
Korkarız katıp önüne götürecek her bir şeyi..
*****
Yukarıdakileri 19 Ağustos 2013’te, 5 yıl önce yazmışız..
Durum böyle iken, akademik yıl açılışında Saray’da toplanan cübbeli Rektör – Dekanlar, Erdoğan 1 kez daha bu temelsiz vaadini yaparken alkışlıyorlardı..
Yandaş basın da elbette elbette iş başındaydı..
*****
Vah Türkiye’m vah! Vah ki vah..
Ne demeli? Toplumsal illüzyon mu?
Kim yaptı, nasıl yaptı? Nasıl sürdürülebiliyor??
Sürdürülememeli bunca aldatma, sömürü, Cumhuriyet yıkıcılığı
*****

Büyük ATATÜRK 29 Ekim 1933’te, Cumhuriyetimizin 10. yılında verdiği ünlü
“10. Yıl Söylevi”nde ne demişti :

  • “Büyük Türk milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok sözlerimi duydunuz. Mutluyum ki, bu sözlerimin hiçbirinde milletimin, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.”
    İnsan azıcık utanır değil mi bunca yanılma – kandırılma- saçmalama karşısında!

    Muhalefetin Türkiye’yi ayağa kaldırması gerek…
    Mitingler başta..
    Kağıt üstünde OHAL de yok..


    Halkın tepkisi – öfkesi akıllı yönetilmeli başta CHP tarafından
    ..

    Yerel seçimler yaklaşıyor ve AKP en zayıf döneminde belki de!

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Yerli ve milli McKinsey

Yerli ve milli McKinsey

Deniz Yıldırım
Cumhuriyet, 29 Eylül 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
– Gün geçmiyor ki “yerli ve milli” dönüşüm hamlesiyle ilgili yeni bir icraat haberi almayalım. Yeni haber New York’ta açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan.

Önce kısa hatırlatma: Albayrak 20 Eylül’deki yeni ekonomi programı sunumunda bakanlık bünyesinde bir Maliyet ve Dönüşüm Ofisi kurulacağını ilan etmişti. Bu ofiste tüm bakanlıkların temsilcileri yer alacak ve kemer sıkma programı buradan yürütülecekmiş. Ayrıca buradaki ekip “kamudaki işleyişten farklı” çalışacakmış. Özeti bu. 
Kamu adına görev yapan, “anayasal” devlet düzeni içinde işleyecek bir kurul nasıl farklı çalışır ki? “E, hani devlette çift başlılık olmayacaktı!” Bu soruyu soruyorsanız, Türkiye’nin 16 Nisan anayasa referandumuyla ve ardından 24 Haziran seçimleriyle içine sürüklendiği yeni, denetimsiz Saray Rejimi’nden de habersizsiniz demektir. Artık her şey mümkün. Bir kararnameye, tek imzaya bakar. 
İşte bu “kamudaki işleyişten fark”ı tanımlayan yeni haberi verdi Bakan Albayrak. Bu ofisin kamudaki kesintilerle ilgili çalışmalarını denetlemek için Amerikan danışmanlık şirketi McKinsey ile anlaşma yapılmış. Bu şirket, içinde tüm bakanlıkların temsilcilerinin yer alacağı Maliyet ve Dönüşüm Ofisi’nin işlerini her çeyrekte denetleyecek ve rapor sunacak. “Şu çok harcamış, buradan az kısmışsınız” diyecek yani. Çünkü ekonomi tıkırında, işler yolunda!

  • IMF yerine McKinsey verelim.

Şakası bir yana, Osmanlı’nın son döneminden hangi kurumu andırdığını çok iyi biliyorsunuz. (AS: Düyun-u Umumiye!) Tek tek McKinsey şirketinin farklı ülkelerdeki sicilinden de örnekler sunabiliriz elbette. Örneğin bu şirketin birkaç ay önce Lübnan hükümetine “ekonomiyi canlandırmak için tıbbi marihuana üretimini serbest bırak” dediğini ya da Suudi yönetimiyle çalışırken Enerji Bakanı’nın iki çocuğu dahil üst düzey 8 hanedan üyesinin çocuğunu, akrabasını işe aldığını belirtebiliriz. 
Fakat ana sorunumuz bu şirket değil. “A şirketi değil de B şirketi olsun” demiyoruz. 
Nedir sorun? Açalım :

Birincisi; Madem Amerika ile ekonomik savaştayız; öyleyse Amerikan yapımı hediye uçağı iade edin” derken baktık ki ekonominin denetimiyle ilgili yetkiler bir Amerikan şirketine devredilmiş. Eğer “Amerika ile ekonomik savaş”tayken bu karar alındıysa; yenilgi bayrağının çekildiğine işarettir. Eğer “Amerika ile ekonomik savaşta” değilsek, iç siyasette halkımıza ekonomik kötü gidişin sorumlusunun başkaları olduğu masalı satılmıştır. Hangisi doğru? Baktığınız yere göre ikisi de. 

İkinci soruna gelelim. Ulusal egemenliğe kapsamında bir yetki, uluslararası bir şirkete aktarılıyor. Oysa Türkiye’de kamunun harcamalarını, gelir ve giderlerini anayasanın 160. maddesine göre kim denetlemeli? Sayıştay.

  • Peki ne oldu Sayıştay’a? Yetkileri budandı, etkisizleştirildi. Raporları kamuoyundan ve Meclis’ten adım adım kaçırıldı. 

Sonraki adıma bakalım. 16 Nisan 2017’de bir anayasa değişikliği yapıldı. Meclis’in yürütmeyi denetleme yetkileri elinden alındı; Bakanlar Kurulu kaldırıldı; devlet Saray etrafında yeniden yapılandırıldı, ülkenin kararnamelerle tek kişi tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Değişiklikle Anayasa 87. maddede TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılan “Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek” ibaresi de çıkarıldı. 

İşte kamunun ekonomik açıdan denetiminin ABD’li bir şirkete verilmesi de bu rejim dönüşümünün 3. adımıdır. Önce güçler ayrılığı budandı; ardından Meclisin yetkileri Saray’a taşındı ve şimdi bu yetkiler, uluslararası güçlerle paylaşılıyor.

  • Bu bir egemenlik devri işaretidir. (AS: AY md. 6 açıkça ayaklar altında!)

Ve çok açıkça gösteriyor ki Türkiye demokrasiye, halk egemenliğine yaklaştıkça bağımsızlaşır; bunlardan uzaklaştıkça bağımlılaşır. Yeniden yaşıyoruz. 

Gelelim son soruna. “Fena mı işte, şirket gibi dışarıdan bir gözle harcamaları denetlesinler, kamuda tasarruf yapılsın” diyenler olacaktır. Birincisi, şirketin parası bizim cebimizden çıkacak. İkincisi, kamuda tasarruf dendiğinde uluslararası tekellerin aklına ilk gelen şey, kamu hizmetlerinden kesinti ve faturanın çalışan çoğunluğa kesilmesi oluyor.

Ne diyecekler? 

  • “Saray’ın ısınma, aydınlatma masraflarını, örtülü ödeneğini kısın; makam araçlarını, uçaklarını satın” mı?

Hayır. Daha çok özelleştirme yapın” diyecekler. Bir yandan özelleştirmeler, öbür yandan kamu hizmetlerinden kesintiler ve son olarak da tasarrufu desteklemek adı altında gelir artırıcı, yani yeni vergi öneren önlemler kapıda. Ne demişti Albayrak 20 Eylül toplantısında? 

“Vergiyi tabana yayacağız.”

Yani yükü artacak olan yine kıt kanaat geçinen, ücretli çalışan çoğunluk. Halkçı, kamucu ve bağımsızlıkta ısrar eden bir iktidar seçeneğinin zorunlu olduğunun yeni bir kanıtıdır yalnızca McKinsey kararı. (AS: “kararı” değil “imtiyazı” hatta “kapitülasyonu”!)
=============================================

Dostlar,

ABD ŞİRKETİNE VERİLEN YETKİ KAPİTÜLASYONDUR!

Cumhuriyet’in yeni yöneticilerinden değerli Deniz Yıldırım’ın yazılarını yararlanarak okuyoruz..
Yukarıdaki yazısı da önemli ve paylaştık bu nedenle. Üstelik yumuşak.. konunun tüm ağırlığına karşın. (Cumuriyet‘in Dil Devrimi’ne daha özenli olmasını diliyoruz ayraç içinde..)

Yazı içinde dayanamayıp 2 yerde ayraç içinde katkı koyduk. İlki aşağıda.

  • Bu bir egemenlik devri işaretidir. (AS: AY md. 6 açıkça ayaklar altında!)

Evet, AKP iktidarı, bilerek (ihanet!) ya da bilmeyerek (gaflet ve dalalet / aymazlık ve sapkınlık) içinde.

Yersiz yinelemeye gerek yok. Bu ülkenin kurumları tükendi mi ki; bu “ciddi mali denetim (!?) yetkisi bize vahşice ambargo uygulayan, Suriye ve Irak’ta taşeron örgütleri PKK-YPG’yi apaçık binlerce TIR silahla destekleyerek adı geçen 2 ülkeyi bölmek ve kukla Kürt devleti kurmak isteyen, sonra da BOP kapsamında Türkiye’yi böleceğini açıkça ilan eden ABD‘ye Türkiye karşılıklılık kapsamında zerrece tepki ver(e)meyecek midir?? Geçelim uluslararası ilişkilerde “karşılıklılık” ilkesini, tam tersinde “teslimiyetçi” davranışlar hatta sömürge – kölelik ruhu değil de nedir?!

“Yerli ve milli” (!?) AKP,  Batı emperyalizmi ile boğuşuyor öyle mi!? Hadi canım sen de!
*****
Biz 10 Ağustos’tan (2018) beri,”Kara Cuma” dan beri yazıyoruz..

  • Ekonomik bunalım gerçekte KURGULU BİR DEVALÜASYONDUR!
  • Ekonomi, AKP tarafından soygun – talan ile yandaşı besleme ve Batı’nın rantını aktarma adına adına batağa sürüklenmiştir.
  • En az %50 devalüasyona mahkum kalan iktidar mutlaka gider; ama henüz Batı ile sözleşme bitmedi ise (örn. BOP Eşbaşkanlığı!) yepyeni ve post-modern bir senaryo yazmak ve halkı hipnotize etmek gerekir! Kitlesel hipnozda din – iman – Allah – mağduriyet..  sosları olacaktır bolca.. Sadık taban yutsun yeter.. Gerisi zaten oy vermiyor AKP’ye..
    ****

Anayasa madde 6 – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

ABD şirketine yukarıdaki yetkileri vermek Anayasa’nın 6. maddesini açıkça çiğnemektir.

Bu anlayış, yine yukarıda yazı içinde not düştüğümüz üzere Düyun-u Umumiye ruhudur. AKP cenahının neredeyse taptığı kızıl sultan 2. Abdülhamit, Osmanlı Devletinin uluslararası hukukta Moratoryum olarak bilinen  İFLASINI ilan etmiş, borçları ödeyemediğini kabul ve itiraf etmiş, İngiliz – Fransız – İtalyan komiserler İstanbul’a gelerek devletin tüm maliyesine – gelirlerine el koymuşlardır. Osmanlı bütçesi bu 3 Komiserin onayı ile yürürlük almaktadır. Osmanlı tam sömürge kılınır böylelikle. Örn. Fransız Reji idaresi Osmanlı topraklarında tütün tarımının tek yetkilisidir. Gelirler vahşice toplanır, Müslüman tebaa iyice yoksullaştırılır ve Osmanlı yaklaşık 40 yıl daha finansal yoğun bakımda tutularak nasıl bölüşüleceğine Sykes-Picot gizli anlaşması ile 1915’te karar verildikten sonra son dönemece girilir.. O Sevr‘dir 10 Ağustos 1920’de! 

Mustafa Kemal ve yurtsever Anadolu halkı, Osmanlı hanedanı İngiliz işbirlikçisi hain ve alçak – sefil Vahdettin ve şürekası ile de savaşarak Anadolu’yu ve Türk milletini kurtarır.. Birkaç milyon Türk de Balkanlar, Yunanistan’dan… anayurda göç ederek yok edilmekten kurtulur.. Sevr yırtılmış, onaylayan Osmanlı Saltanatı 1. Meclis tarafından HAİN ilan edilmiş ve yerine İstiklal Savaşı ürünü Lozan Anlaşması konmuştur. Ne yazık ki Osmanlı’nın uğursuz ve devasa borcunu bu masum ve yoksul halk taa 1954’e dek taksit taksit, burnundan gelerek , çeyrek yüzyıl boyunca ödemiştir..
*****

ABD şirketine verilen bu kabul edilemez yetki apaçık suçtur, Anayasayı çiğnemektir!

  • ABD şirketine verilen bu kabul edilemez yetki imtiyazdır, KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Andlaşmasına’da aykırıdır! McKinsey sözleşmesi derhal feshedilmelidir!

AKP’nin suç dosyası artık klasörlerden taşmaktadır..

İşte Türkiye’de dinci – kinci – saltanatçı sağ kadrolar böylesine ağır sabıkalıdır.
Kasım 2002 – Eylül 2018 arasında 16 yıldır kesintisiz olarak, adeta Saltanat yetkisiyle Türkiye’yi yöneten Abdülhamit – Vahdettin tapınıcısı nesiller ile gene benzer çıkmaza saplandık.

Yeni bir KURTULUŞ SAVAŞI kokuyor kapkara bulutların Anadolu topraklarına bıraktığı
hazin gözyaşlarından..

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

TÜRKİYE GERÇEKTEN 2017’de %7,4 BÜYÜDÜ MÜ ?

TÜRKİYE GERÇEKTEN 2017’de
%7.4 BÜYÜDÜ MÜ ?

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Değerli arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi, “Büyümek” (belli bir nesne için) Boyut veya Ölçek bakımından artmak, çoğalmak demektir; örneğin Akdeniz Karadeniz’den büyüktür, Dünya Marstan büyüktür, Pi sayısı (3,14…) e- sayısından (2,718…) büyüktür… vs. Türkiye’nin ekonomik bakımdan 2017 de %7,4 büyüdüğü yayımlandı. Bakalım öyle mi ?!

TUIK’in rakamlarına göre, GSYİH 2016’da 2,61 trilyon TL, 2017’de 3,11 trilyon TL görünüyor; “TL bazında %19’luk bir büyüme var.” 

 diyebilirsiniz, ama acele etmeyin; bir yıl içinde ortalama Dolar Kuru 3,0 TL’den 3,60 TL’ye fırladı; yani Dolar olarak ulusal gelirimiz 2016’da 870 milyar $ iken 2017’deki ulusal gelir 864 milyar $ (dolardaki %1,6 enflasyonu da hesaba katarsak) 850 milyar $ oldu.

Bu arada nüfusumuzun da 79,8 milyondan, 80,8 milyona büyüdüğü göz önüne alınırsa, kişi başına gelir 2016’da 10900 $, 2017’de ise 10520 bin $ olmuştur. Yani kişi başına ortalama gelirimiz (nüfus ve enflasyondan arındırılmış ) 1 yılda NET %3,5 gerilemiştir….

Herhalde şöyle bir orta yol bulunacak,

“……%7,4 büyümeye karşın, %3,5 küçüldük………” 😣

Sevgilerimle. æ
_______________
Not :  2008-18 arası 10 yıllık sürede TL’nin yıllık ortalama değer yitiği %12 oldu. (Enflasyon da yaklaşık aynı oranda gitti demektir..) 2008’deki 1 TL’nin satın alım gücü 2018’deki 3,6 TL’nin satım alım gücüne eşittir…. 2008’deki aylığımızı 3,6 ile çarparak 2018 aylığımızı kıyaslayın bakalım. æ

Otomatik alternatif metin yok.

====================================
Teşekkürler Ali hocam,

EKONOMİDEKİ ÇÖKÜNTÜ SERMAYEYE
DEV RANTLARLA SAKLANIYOR!

Büyüklere masallar sürüyor..
Reis, ekonomideki fiyaskoyu ve ağır çöküntüyü gene mağdur – mazlum edebiyatı ile geçiştirmeye çabalıyor. Dün bize mali – finansal saldırı yapıldığını, dövizin bunca yükselmesi için makul neden olmadığını ve bu keferelerin başarılı (!) olamayacağını haykırdı.. Bindirilmiş kıtalar çılgınca gösterilerini eksik etmediler görevleri gereği..

Reisin kara kara gözlükleri vardı, gözlerinin  ne söylediğini anlayamadık.
Ancak beden dili sözlerinin tersini söylemekteydi : Ürküntü ve korku, hatta panik..
Bütün gerçek rakamlar ağır bir çöküntüye kanıt. Ancak örtülmesi ve ötelenmesi gerekiyor??
Nereye dek?
Küresel ve işbirlikçisi yerli sermayeye 2 “balık” (affola, “kemik” diyemedik!) atıldı.
İlki şeker fabrikaları.. 14 fabrika ortalama ve iyimser 100’er milyon dolara gitse, en az yarısı (birkaç katı gerçekte!) rant ikramı olup; birkaç milyar Dolar demektir ki; Reis içerideki oy yitiğini bile göze alarak, çaresizce, bu “ikramı” sunmuştur.
İkincisi, alelacele “KANAL İSTANBUL” rantıdır ki birkaç on milyar Dolar çapındadır..
Bizi açıkça çok zorlamayın, uzlaşıp gidelim..
demektir bu manevraların / kapitülasyonların Türkçesi..
Hem de Reis, artık bu dev projenin geciktirilmeyeceğini / geciktirilEmeyeceğini de vurgulayarak ilgili çevrelere iletisini açık açık vermektedir..
****
Bir başka dil kullanılıyor eyyyyy yurdum insanı bir başka dil.
Bu sana yabancı, senin anlamadığın / anlamayacağın varsayılarak / anlamaman için kodlu bir dil!
Ama bil ki hepsi senin sırtından.. Faturayı sen ödüyorsun, çoluğun – çocuğun da ödeyecek bu son post-modern Kamu Özel İşbirliği denen yaman ve kahbe yöntemle..
Köprüleri, Boğaz geçişlerini gördün, şehir hastaneleri başladı..
Akkuyu ve Sinop nükleer güç santralleri fahiş fiyatla elektrik satacak sana, sitemizde yazdık!
(http://ahmetsaltik.net/2018/04/07/akkuyu-kapitulasyonu/)
3. Havaalanı tümüyle gereksiz ve doymayan rant iştahı ürünü! 20 milyar €’dan daha pahalı!
Bunlar 25-30 yıl kâr garantili. Bütçeden rant aktarılıyor, hem de çooook pahalı ve Dolara indeksli.
Kanal İstanbul da böyle. İlgili Bakan 60-65 milyar TL dedi geçen ay. Ama daha çoook yükselecek. Bir de bütçeden tek kuruş çıkmıyor diyorlar.. Tümüyle yalan!
Üstüne üstlük bir de din sosu ekleniyor.. İkide bir “hamdolsun..”
Baksanıza Maraş’tan Umre diye garibanları Urfa’ya götürüp bıraktılar bu gün “hamdolsun..”!
Hep birlikte en az %95 Müslümanız değil mi?
Peki bu ahlak – vicdan – namus – kitap – hukuk – Kur’an dışı işleri hep o Müslüman olmayan %5 mi yapıyor acaba?Kusura bakma ama sen de çoooooooooook büyük oranda tezgaha ortaksın. O yüzden ses çıkarmıyor bir de milyonlarca oy boca ediyorsun bu siyasal kadrolara. Sen de suçlusun!

Ama unutma; Türkiye’yi bitiriyorsunuz. Yarın elde birşey kalmayacak Osmanlı’ya Düyun-u Umumiye dayatılıp iflas ettirilerek el konduğu gibi.. Sonra da Sevr ve vatanı işgal edip bitirme!

Gittiğin yol budur! Gör artık ve dur artık! Yarın çoooooook geç olacak buna inan, insaf et..

Sevgi ve saygı ile. 13 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com