AKP’nin BİTMEYEN MASALLARI ARTIK BİTMELİ

AKP’nin BİTMEYEN MASALLARI ARTIK BİTMELİ


‘Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’

IMF, DB (Dünya Bankası) ve BM (Birleşmiş Milletler) verilerine göre Türkiye, AKP’nin hükümet olduğu 2002’den 2011 yılı sonuna dek dünyanın 18. büyük ekonomisi sırasındaydı.  AKP’nin 2011 genel seçimleri öncesinde yayımladığı seçim vaatlerinde ‘Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’ deniliyordu. Ancak verilere göre Türkiye bugün sıralamada ilk 20’de bile yer alamıyor. Bu duruda G-20 ülkeleri dışında kalacak.. 2018 sonunda GSMH 700 milyar Doların da altında hesaplanınca (AKP hesap oyunları yapmazsa gene!) 22. sıradan gerilere düşeceğiz..

İşsizlik oranı

AKP’nin 2011 seçim vaatlerinde yer alan bir başka madde işsizlik oranının %5’e indirileceğiydi. Ancak 2018’in Haziran verilerine göre işsizlik oranı %10,1! TÜİK’in bütün makyajlarına karşın!

2018 dolar kuru 1.97 olacaktı!? 

Yeni plana göre Dolar 5 yılda 10 kuruş artacaktı!?

2018’de 1.3 trilyon Dolarlık GSYH ve 16 bin Dolarlık kişi başına gelir hedefi,
Doların beş yılın sonunda 1.97 lira olacağı varsayımına dayanıyordu.
(https://www.dunya.com/sektorler/teknoloji/yeni-plana-gore-dolar-5-yilda-10-kurus-artacak-haberi-214925)

Oysa 5 yıl sonra, 2013’te hedeflenenin yarısına indik.. 2018 sonunda GSMH, AKP’nin hayallerine göre 1,3 Trilyon Doar olacakken, yarısı olabilirse ne ala.. Kişi başına gelir de doğallıkla, geçiniz 16 bin Dolar’ı, yarısı bile o-la-may-cak-tır! (AKP yeni bir hesap oyunu yapmazsa!)

2013’te AKP’nin TBMM’ye sunduğu 10. Beş Yıllık Kalkınma Programı’na göre 2018 $ kuru 1.97 TL olacaktı. Eylül 2018 sonunda dolar 6 TL’nin üzerinde! 3 katı!

Bravo AKP, yaşasın Reis Erdoğan!

  • Tapınmaya devam AKP’nin rantiye müritleri..

Ama artık deniz bitti, AKP, “sadık” (!?) milyonlarca mürite eskisi gibi bol kepçe makarna – kömür…. yardımı yapamıyor.. Yapamayacak.. Sadakat karşılıksız sürebilecek mi acaba?? Siyasetbilimi bu soruya “hayır” diyor netlikle..

Enflasyon tek basamağa inecekti!?

Enflasyonu tek basamağa indirme vaadi AKP tarafından çok sık dile getirildi. AKP’li CB Erdoğan, geçen yıl ekonominin hızlı bir toparlanma temposu içinde olduğunu belirterek, “Enflasyon her ne kadar Ağustos’ta çift haneye çıktıysa da önümüzdeki aylarda inanıyorum ki yeniden tek haneye inecektir” buyurmuştu..

Enflasyon hedefleri yükseltildi

Ağustos 2018’de yıllık enflasyonun %17,90 olarak açıklanmasının ardından, geçe hafta açıklanan Yeni Ekonomik Program (YEP) kapsamında 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin büyüme hedefleri düşürülürken, enflasyon kestirimleri yükseltildi.

Buna göre Eylül 2107’de açıklanan Orta Vadeli Program’da 2018, 2019 ve 2020 yılları için %5,5 olan büyüme hedefleri sırasıyla %3,8, %2,3 ve %3,5’e çekildi. Yine aynı yıllarda sırasıyla %7, %6 ve %5 olarak öngörülen enflasyon oranları aynı sırayla %20,8, %15,9 ve %9,8’e indirildi ve iki yıl içinde yeniden %10 psikolojik sınırının altına inme hedefi tanımlandı.

****
AKP kadroları tüm kredilerini tüketmişlerdir.
Bütün güvenilirliklerini yitirmişlerdir.
Kendilerine olan güvenlerini de..
Bir siyasal kadro bunca yanılabilir mi??
O yüzden (?!) olmalı ki, sıkı para – maliye politikalarının gözetim ve denetimini “AKP’nin vazgeçilmez stratejik müttefiki” (!?) ABD’nin McKinsey şirketine ihale etmiş olmalılar. Devletin tüm mali sırları yabancıların eline geçecek öyle mi?? Kozmik Oda gibi!?

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Amerikan şirketi McKinsey’le yapılan anlaşmayla ilgili açıklama yaptı. Albayrak, ‘Danışmanlığın hiçbir icra fonksiyonu olmayacak‘ dedi. Pes yani, bir de o mu olsaydı.. Devletin tüm harcama bilgileri, bütçe, maliye, vergi, borç.. verileri önüne konacak ki, “danışmanlık” hizmeti versin.. SAYIŞTAY ne güne duruyor? Bu bakanlığın yüzlerce – binlerce çalışanı süs mü? Üniversitelerde çok sayıda akademisyeni neden görmezden gelir, yadsır, yok sayarsınız? Yandaşlar da yetersiz galiba; umut Atlantik ötesi “stratejik düşman” da.. Pardon, Erdoğan’ın sık sık üstüne basa basa söylediği üzere “stratejik müttefik” mi demeliydik??

CHP’nin İktisat hocası Selin Sayek Böke uyardı (twitter hesabından) :

Ekonominin anahtarını, ABD’li McKinsey‘e teslim etme kararı ne demek?

1- Başkanlık sisteminin daha 3 ay içinde çöktüğünün göstergesi.
2- IMF adı geçmeden bir IMF programı yapmanın yan yolunu bulmak.
3- Devlete ait en gizli bilgilerin bir ABD’li şirkete teslim edilmesi
4- Türkiye’de “devlet yönetiminin şirketleşmesinde” bir üst noktaya geçiş.
5- Devleti yönetmek için dünya yüküyle ve “Dolar”la ABD’li bir şirkete para ödenmesi

Oysa, yerle bir ettikleri güven böyle parayla satın alınmaz! Daha önce başardık, yine yapabiliriz. Düyun-u Umumiyeyi, ekonomiyi halkın yapacak adımları atacak bir siyasetle aşabiliriz, aşmalıyız.
*****

AKP’nin bu vaadinin ardından birkaç kez yazmıştık :

10 yıl boyunca kesintisiz %19-20 hızla büyümesi gerekiyordu Türkiye’nin başkaca her şey sabit sayıldığında (iktisatta ceteris paribus varsayımı) ..
Hindistan %7 büyümeyi sürdürecek ve Türkiye Hindistan’ı yakalayıp onun yerine geçecek..
Son birkaç yıldır bırakalım %19-20 büyümeyi %5’i bulabildik mi?
Haberiniz olsun; bu kez dipten gelen kocaman bir dalga ekonomideki yıkım..
Korkarız katıp önüne götürecek her bir şeyi..
*****
Yukarıdakileri 19 Ağustos 2013’te, 5 yıl önce yazmışız..
Durum böyle iken, akademik yıl açılışında Saray’da toplanan cübbeli Rektör – Dekanlar, Erdoğan 1 kez daha bu temelsiz vaadini yaparken alkışlıyorlardı..
Yandaş basın da elbette elbette iş başındaydı..
*****
Vah Türkiye’m vah! Vah ki vah..
Ne demeli? Toplumsal illüzyon mu?
Kim yaptı, nasıl yaptı? Nasıl sürdürülebiliyor??
Sürdürülememeli bunca aldatma, sömürü, Cumhuriyet yıkıcılığı
*****

Büyük ATATÜRK 29 Ekim 1933’te, Cumhuriyetimizin 10. yılında verdiği ünlü
“10. Yıl Söylevi”nde ne demişti :

  • “Büyük Türk milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok sözlerimi duydunuz. Mutluyum ki, bu sözlerimin hiçbirinde milletimin, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.”
    İnsan azıcık utanır değil mi bunca yanılma – kandırılma- saçmalama karşısında!

    Muhalefetin Türkiye’yi ayağa kaldırması gerek…
    Mitingler başta..
    Kağıt üstünde OHAL de yok..


    Halkın tepkisi – öfkesi akıllı yönetilmeli başta CHP tarafından
    ..

    Yerel seçimler yaklaşıyor ve AKP en zayıf döneminde belki de!

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Bağımsızlık: Merkez Bankası için mi Türkiye için mi?

Bağımsızlık:
Merkez Bankası için mi Türkiye için mi?

Birgül Ayman Güler

Birgül Ayman Güler
Aydınlık, 27.5.2018

(AS: Bizim katkımız ve “eşit yurttaşlık” / “yurttaşların eşitliği” irdelememiz yazının altındadır..)

Son günlerde bağımsızlık isteyenler çoğaldı. Ama şaşılacak şey, çoğu kimse bağımsızlığı Merkez Bankası için istiyor. Türkiye’nin bağımsızlığından söz eden çok az.

Politikanın sahibi IMF, Rusya’yı ziyarette olan başkanı Lagarde’ın ağzından, piyasaların sesi televizyon kanalı Bloomberg sunucuları aracılığıyla “siyasetçilerle Merkez Bankası arasında uyumsuzluk” olmaması gerektiğini, merkez bankalarının “bağımsız” olması gerektiğini buyurdu. Buyurma hakkı var; çünkü bu politika öz be öz onun politikası. Türkiye’ye dayatılıp kabul ettirilmesi de 2001’de kendi memurları olan Kemal Derviş eliyle olmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası’nın ülkenin devlet yönetimine ve hesap veren siyaset makamlarına duyarsız olamayacağını söylemişti. Doğru söylemişti. Ne var ki, hepimizin gözleri önünde geri adım attı.

Geri adım, gene Bloomberg – Habertürk yazarı Abdullah Yıldırım’ın yorumuyla şöyle ilan edildi: Cumhurbaşkanı Erdoğan “geçen hafta başında Londra’da Bloomberg TV’ye verdiği röportajla yabancı yatırımların çok önem verdiği Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusundaki sözlerine dünkü konuşmasıyla düzeltme de yaptı: ‘Para politikalarında küresel yönetişim biçimlerine bağlı kalacağız” dedi.

Küresel yönetişim biçimlerine bağlı kalmak….

Özet budur. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, bu kurumun “küresel yönetişim” mekanizmalarına bağımlı olması demek. Böylece siyasal iktidar, bir zamanlar “piyasalar” denen ve şimdi daha cüretkar biçimde “küresel yönetişim” diye adlandırılan “şey”i, Türk Milletinin egemenlik hak ve yetkisinin üzerinde olduğunu kabul ediyorum demeye zorlandı.

CHP’den Faik Öztrak, Lagarde’ın parmak sallamasından ve Erdoğan’ın açık taahhüdünden bir iki gün önce, “Türkiye Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunda topluma taahhütte bulunmalıdır” diye yazılı bir açıklama yapmıştı.

Hangi “toplum”a? Türk toplumunun, seçmenlerin böyle bir taahhüt beklentisi mi var? Elbette yok. Herkesin malumu. Bu taahhüt talebi, Bloomberg yazarının söylediği gibi “yabancı yatırımcılar”a ait. Hem de yalnızca kredi – borç veren, senet – sepet alarak para satan para-sermayedarı sözde yatırımcıların talebi. “Toplum” dediği bu. “Toplum”, Öztrak’ın da üzücü desteğiyle, Cumhurbaşkanının ağzından “taahhüdü” koparmış oldu.

Aynı köşeden Selin Sayek Böke, 2001 Kemal Derviş zamanından beri duyduğumuz o tuhaf söz dizimini dillendirip Merkez Bankası uygulama araçlarını kullanmada bağımsız olmalıdır türünde laflarla o “toplum”un sözcüsü olduğunu gösterdi.

Şimdi İYİP’te siyaset yaptığını bildiğimiz, önceden Merkez Bankası’nda başkanlık yapmış Durmuş Yılmazekonomiyle inatlaşmak olmaz, inatlaşırsan böyle olur” diyerek içimizi ezdi. Ekonomi, yani küresel yönetişim mekanizmaları… Onunla inatlaşma, ne gerektiriyorsa onu yap!

  • Küresel yönetişim kuralları denen “şey”,
    günün emperyalizminin ta kendisi, başka bir şey değil.

Paranın küresel egemenleri, 1989’dan başlayarak, merkez bankalarını ülkesinin siyasal iktidarından ve halkının güncel ve gelecek hedeflerine değil küresel iktidarın gereklerine bağlanmasını sağlamak için yapmadıklarını bırakmamışlardı. Türkiye’ye bunu 2001 yılında kabul ettirdiler. O günden bu yana, kazandıkları bu mevziyi korumak için can hıraş kavgadalar.

Bizim açımızdan 2001 yılında çıkarılan “bankanın bağımsızlığı” kararı, Merkez Bankası’nın 1927 – 1933 yılları arasında kuruluşundan itibaren (AS: bu yana) milli bir banka olarak geliştirilmesi için verilen uzun savaşı yitirmemiz anlamına gelmişti. O tarihte küreselciler zafer sarhoşuydu. Tek dünya hükümeti kurmaya doğru yürüdüklerini söylüyorlardı. Kolay zafer kazanmışlardı.

Ama şimdi 2018’deyiz.
– Küreselcilik battı.
– Dolar – avro sarsılan tahtlarının derdindeler.

Küresel yönetişim kuralları’nın her yanı sarkmaya başlamışken…
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı üzerinden teslimiyet tazelemenin ne anlamı var?

Dünyanın çöken kuvvetlerine yaslanmış ‘büyük’ muhalefet ve bunlara teslimiyeti çıkış sayan iktidar… Bizim gerçek sorunumuz, bu durumdan başka bir şey değil.
======================================================
Dostlar,

Nefis bir irdeleme değil mi?!
CHP’nin önceki vekillerinden, SBF’nin yetkin hocalarından, eski YÖN geleneğini sürdüren, efsane hocamız Mümtaz Soysal ekolünden, özelleştirmelere karşı yılmaz savaşçı… ve AYDINLIK yazarı, ne yazık ki akademiadan “erken emekli” bilim kadını..
*****
Yeri gelmişken, 27 Eylül 2013’te her ikisi de milletvekili iken Güler ve Batum’un bir basın açıklamasına yer vermek gerek :
*****
…….
“Eşit yurttaşlık”, bir ülkede toplulukların (halkların, milliyetlerin, cemaatlerin) birbirlerine eşitliği temelinde kurulan sistemi anlatır.

Farklı etnisite ve inanç topluluklarının hukuki-siyasi olarak tanınması; farklı toplulukların birbirleri karşısında konumlandırılması demektir. Bu etnikçi anlayış, bir tür yeni-feodalizm 
icadıdır. Oysa CHP Programı, devletin yurttaşların etnik köken, inanç, cinsiyet, vb. topluluk özellikleri karşısında kör kalmasını, bunlardan bağımsız olarak her yurttaşın birey olarak eşitliğini yükseltir.

Bizim için “eşit yurttaş” değil, “yurttaşların eşitliği” ilkesi esastır. 

Sayın Atilla Kart anayasaya ve evrensel kavramlara böyle yaklaşıyorsa, anayasanın “ilk dört maddesinin güçlendirilmesi” hedefine ulaşamayacağı çok açıktır. Üstelik tam tersine İlk 4 maddeyi içeriksiz, güçsüz ve temelsiz bırakacaktır. Bu yaklaşım, CHP için çok açık olan “ilk dört madde kırmızı çizgimizdir” ilkesini reddetmek anlamına gelmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 27 Eylül 2013, Ankara
Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER                                    Prof. Dr. Süheyl BATUM
CHP İzmir Milletvekili, PM Üyesi                                   CHP Eskişehir Milletvekili
*****

Günümüzde CHP’den bu sesler – itirazlar yüksel(e)miyor..
Güler ve Batum hocalarımız artık CHP vekili değiller..
CHP’nin 24 Haziran 2018 seçim bildirgesinde “eşit yurttaşlık” vurgusu yapılmakta.

CHP giderek sağa kay(dırıl)makta..
Giderek AKP ile epey bir politik arakesiti / ortak söylemi – programı olacak..
Sistem 2,5 partiye dayandırılmak isteniyor küresel merkezlerce..

Hazin hazin izliyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 28 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. Korkut Boratav : Yolun sonu IMF!

Hocaların hocası dövizi yorumladı:
Yolun sonu IMF!

İktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, dünyada egemen olan finans kurallarına dikkat çekti ve “Şimdi bu kurallara ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız. Sonuç, kurallara teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.” dedi.
CHP’li ekonomist Selin Sayek Böke ise “Bu OHAL devalüasyonudur. Göz göre göre hep birlikte batıyoruz” yorumunda bulundu. (Cumhuriyet, 23.05.2018)

[Haber görseli]

Prof. Dr. Boratav’ın değerlendirmeleri şöyle:

* Şu anda dünyaya egemen olan finans kuralları şunlar:
1- Merkez Bankası’nın kesin bağımsızlığı.
2- Enflasyon üzerinde faiz oranı belirleyen sıkı para politikası.
3- Döviz fiyatları dalgalanmaya bırakılacak, Merkez Bankası müdahale etmeyecek.
4- Hepsinin temeli olan ana kural sermaye hareketleri serbest bırakılacak.

* Şimdi bu kurallar finans kapitalin egemenliğini sağlayan kurallardır. Bununla baştan kavga etmeniz mümkün. Yani “sermaye hereketlerini kontrol edeceğim” diyerek meydan okuyabilirsiniz. Türkiye bundan 1989’da vazgeçti, serbest bıraktı. İkincisi Döviz kurunu kontrol edebilirsiniz. Türkiye bundan da Kemal Derviş döneminde 2001’de vazgeçti. 2002 sonunda iktidara gelen AKP de aynı kuralları kabul etti. Şimdi buna ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız.

* Nedir cezalandırma? Fon girişleri durur. Krediler pahalılaşır ya da ana parayı tahsil etmeye başlar bankalar. Bu da Döviz krizine sürükler. Sonuç, kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.

* Cumhurbaşkanı bu kurallara uyma niyetinde olmadığını çeşitli vesilelerle söylüyor. Fakat söylem ortalığı karıştırıyor. Ne söylüyor:

“Yurt dışına para kaçıranlara vergi uygulanacak. Cumhurbaşkanı, yürütmenin başı olarak Merkez Bankası bağımsızlığına tabi olmak zorunda değildir. Son olarak da faiz bütün kötülüklerin anasıdır, düşürmek lazım.”

Bunlar kurallara itiraz anlamına geliyor ama temel kural korundukça yani sermaye hareketlerinin korunması durumunda olanaklı değil. Cezalandırılırsınız.

Prof. Boratav, ekonomideki kötüye gidişin işçiye, memura yansımasının nasıl olacağı konusunda da

  • “Enflasyon yukarı çekilir, sonunda sert krize dönüşürse ekonomi daralmaya başlar.
  • İşsizlik yükselir. Ancak bu nokta daha sonra gelir. Yıl sonunda gelir. Özellikle önümüzdeki yıl gelir.” dedi.
    =========================================

    Teşekkürler Boratav hocamız, saygın üstadımız…
    Dileyelim siyasal partilerin yetkilileri – sorumluları da okur uyarılarınızı..

    Sevgi ve saygı ile. 28.5.18

    Dr. Ahmet Saltık
    www.ahmetsaltik.net